Etiket: serpil akpınar

  • BES Genel Başkanı: Haksız ihraçların altına imza atan kamu idarecileri suç işlemiştir

    BES Genel Başkanı: Haksız ihraçların altına imza atan kamu idarecileri suç işlemiştir

    PİRHA- Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar, OHAL sonrası ihraç edilen Batman İl Temsilcisi Muhammed Zekerriya Özdil’in FETÖ ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle savcılık soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasına rağmen haksız hukuksuz ihracın/ihraçların altına imza atan kamu idarecilerinin suç işlediğini belirtti. 

    Batman’da Kanun Hükümde Kararnameyle (KHK) kamu görevinden ihraç edilen Muhammed Zekeriya Özdil için ‘çocuğunu FETÖ okullarında okutması’ gerekçe olarak kullanıldı. Bekar ve çocuksuz olan Özdil’in işe iadesi ise ‘PKK iltisaklı’ olduğu yönünde gerekçe bildirilerek reddedildi. Özdil’in hakkındaki suçlamalar, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından işe iade başvurusunun reddedilmesiyle ortaya çıktı.

    “YÜZLERCE ARKADAŞIMIZ HAKSIZ VE HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE İHRAÇ EDİLDİ”

    Konuya ilişkin Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar imzasıyla yazılı açıklama yapıldı.

    Açıklamada, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte  yüz binlerce kamu emekçisinin görevine son verildiği, bazı sendika, dernek, vakıf ve medya kuruluşu kanun hükmünde kararnamelerle kapatıldığına dikkat çekildi.

    Büro Emekçileri Sendikası’nın da çok sayıda üyesinin haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edildiği kaydedilen açıklamada, Batman İl Temsilcisi Muhammed Zekerriya Özdil’in Batman Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde çalışırken önce açığa alındığı, bu süreçte FETÖ ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle savcılık soruşturmasının yapıldığı, soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanmasına rağmen Kurum tarafından hukuksuz bir şekilde ihraç edildiği belirtildi.

    “HİÇBİR DELİL OLMAMASINA RAĞMEN OHAL KOMİSYONU ‘PKK MÜZAHİRİ’ GEREKÇESİYLE RET KARARI VERMİŞTİR”

    Özdil’in komisyona, ihracının hukuka aykırı olması ve görevine iade edilmesi gerektiğini belirten dilekçeyle başvurduğu ancak hiçbir somut delil ve belge olmadan bu sefer komisyon Özdil’in “PKK müzahiri” olması gerekçesiyle red kararını bildirdiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bunun üzerine Sendikamız dosyayı mahkemeye taşımıştır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, Anayasanın çalışma hakkına ilişkin maddeleri, Uluslararası Sözleşmelere aykırılık taşıyan, somut delillere dayanmayan, kurum kanaati ve isimsiz ihbar mektuplarını baz alarak bu haksız ve hukuksuz ihraçların altına imza atan kamu idarecileri suç işlemiştir. Bu hukuksuzluk idari tasarruf olarak açıklanamaz. Bu idari tasarrufun ise hukuksal hiçbir tarifi olmayan OHAL Komisyonu’nun insafına bırakılması ise ülkede hukuk sisteminin geldiği yeri göstermektedir.

    Hala Ankara 19. İdare Mahkemesi’nde devam eden davamıza ancak 18.06.2020 tarihinde üyemiz hakkında verilen ara kararda Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Mahkeme’ye verdiği cevabı yazı ekindeki dosyada hayal gücünün epey zorlandığını gösterir iddialar yer almıştır.

    – Bekar olan üyemizin eşinin FETÖ’ye bağlı bir eğitim kurumunda çalıştığı,

    – Baba olmamasına rağmen çocuklarının olduğu ve bu kurumda eğitim aldığı,

    – Hiç başvurmadığı halde pasaportunun olduğu,

    – Daha önce aynı savcılık tarafından yapılan soruşturma kapsamında FETÖ ile ilgisi olmadığı ve kovuşturmaya gerek yoktur kararı olmasına rağmen bu sefer Savcılık üyemizin Bank Asya’da hesabının olduğuna ilişkin gerçeğe aykırı bilgi ve ifadeler yer almıştır.

    Görevi adaleti tesis etmek, hukuku uygulamak olan kurumların ve kamu görevlilerinin devletin tüm olanakları ellerindeyken, bu kadar fahiş hata yapmaları, özensiz davranmaları hukuksuzluğun boyutunu göstermektedir. Bu durumda bu iddialarda bulunan kurumların, üyemizin ne zaman evlendiğini, kiminle evlendiğini çocuklarının kim olduğunu, çocuklarının eğitim gördüklerini iddia ettiği Batman İrfan İlköğretim Okuluna ne zaman kayıt olduklarını, adına düzenlendiğini iddia ettikleri, pasaportun ne zaman alındığını ve seri numarasını, Bank Asya’daki hesabına ilişkin tüm somut kanıtları sendikamıza sunmak zorundadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘KHK hukuksuzluğunun takipçisi olduğumuzu unutmasınlar’-VİDEO

    ‘KHK hukuksuzluğunun takipçisi olduğumuzu unutmasınlar’-VİDEO

    PİRHA- Büro Emekçileri Sendikası,  OHAL ve KHK uygulamalarının son bulması konusunda bir kez daha açıklama yaparak “Tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler. Bütün üyelerimiz görevlerine dönene kadar, yaşanan bu hukuksuzluklar karşısında mücadele kararlılığı içinde olacağımızı bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz” dedi.

    Haberin videosu

    15 Temmuz darbe girişimi ardından yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Başkanı ile birlikte 455 üye ve yönetici işten atılarak, 103 üye açığa alınmış, 22 üye sürgün edilmiş ve 19 üye de tutuklanmıştı.

    BES yönetimi konuyu bir kez daha gündeme getirerek genel merkez binasında açıklama yaptı.

    BES Genel Başkanı Serpil Akpınar, “OHAL Komisyonu lağvedilsin ve haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan gerekçelerle ihraç edilen tüm kamu görevlileri bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilsin” dedi.

    “KHK’LAR MUHALİFLERİ SİNDİRME AMAÇLI KULLANILMAKTA”

    Akpınar, açıklamasının devamında, “15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi bastırıldıktan sonra demokrasi zaferi kutlayanlar, gelinen süreçte demokrasiyi ortadan kaldırdıkları gibi, dönemin karakteristiği fırsatçılık, keyfiyet ve hukuksuzluğu norm haline getirmişlerdir” ifadelerini kullandı.

    İki yıl devam eden OHAL sürecinde TBMM’nin devre dışı bırakılarak hukukun askıya alındığını ve Türkiye KHK’larla yönetilen bir diktatörlüğe dönüştüğünü söyleyen Akpınar, OHAL’in toplumun tüm farklı kesimlerini sindirme girişimi olduğunu olduğunun altını çizdi. Akpınar şunları vurguladı:

    “İşlerinden hukuksuz bir biçimde atılan arkadaşlarımıza hukuk yolları kapatılmış, evrensel hukuk normlarına uymayan, daha önce benzerine rastlanmayan bir biçimde, 23 Ocak 2017 günü 685 sayılı KHK ile OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu kurulmuştur. 11.11.2019 tarihi itibariyle Komisyona yapılan 126.200 başvuru hakkında yapılan inceleme sonrası 8.400 kabul, 84.800 ret olmak üzere toplam 93.200 başvuru neticelenmiştir.

    OHAL Komisyonu kararlarını incelediğimizde; memuriyete girmeden önce hakkında verilen ve denetim süresi dolan kararların ihracın gerekçesi yapıldığı, kararların somut verilere değil söylentilere dayandığı, yargı kararı ile değil kurumun kanaati ile karar tesis edildiği görülmektedir. Komisyonun hukuki bir değerlendirme yapmak yerine adeta gerçeği yansıtmayan bilgi üzerine karar tesis ettiğini görmekteyiz. Bizler bu ülkede evrensel hukuk kurallarının işlemesini, OHAL Komisyonunun lağvedilmesini, özel yetkili mahkemelerin kaldırılarak davaların genel yetkili mahkemelerde görülmesini ve yargılama süresinin kısaltılmasını istiyoruz.

    İşlerinden atılan arkadaşlarımızın atılma gerekçelerinin başında ‘kurum kanaati’, yani idarecinin verdiği listenin gerekçe olarak kabul edildiğini biliyoruz. Bu durum, 8 Temmuz 2018 tarihinde çıkarılan 701 nolu OHAL KHK’sında da görülmüş ve Kurum kanaati ibaresi Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Sendika yöneticisi ve üyelerimizin sendikal faaliyetlerinden rahatsız olan, dikensiz gül bahçesi isteyen kurum yöneticileri arkadaşlarımızın isimlerini o dönemde Başbakanlığa bildirerek işlerinden atılmalarına neden oldular. Bu hukuksuzluğun yakından takipçisi olduğumuzu unutmamalarını bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyoruz.”

    “TARİH BİZİ HAKLI ÇIKARIYOR”

    “OHAL’i bahane edilerek insanlara haksız biçimde olmadık kötülükleri yapan yöneticilerin yaptıklarının yanına kâr kalmaması ve hesap verebilmeleri önünde hiçbir hukuksal engel bulunmadığı yargısal olarak en üst düzeyde de teyit edilmiş oldu” diyen Akpınar, tarihin kendilerini yeniden haklı çıkardığını hatırlattı.

    Yargı reformunun tartışıldığı yeni dönemde yapılacak anayasal düzenlemeler ile bir an önce OHAL ve KHK hukuksuzluğuna son verme çağrısında bulunan Akpınar, “KHK’ların yayınlandığı dönemde de kurum idarecilerini uyarmıştık. Arkadaşlarımızın haksız hukuksuz biçimde işlerinden edilmelerine neden olanların hukuk önünde mutlaka hesap vereceklerini, bu işin peşini bırakmayacağımızı duyurmuştuk. Tarihin bizi haklı çıkardığını bir kez daha görüyoruz. Tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler şiarıyla, bütün üyelerimiz görevlerine dönene kadar, yaşanan bu hukuksuzluklar karşısında mücadele kararlılığı içinde olacağımızı buradan bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz. BES, büro emekçilerinin haklı talepleri için çıktığı yolda yürümeye devam edecektir” diye konuştu.

    PİRHA / ANKARA

  • BES: Yargı emekçisinin ekonomik, özlük hakları sağlanmalı-VİDEO

    BES: Yargı emekçisinin ekonomik, özlük hakları sağlanmalı-VİDEO

    PİRHA- Yeni yargı yılıyla ilgili basın açıklaması yapan BES, yargı reformu paketinde yargı emekçilerinin haklarının yer almadığına dikkat çekti. 

    Haberin videosu

    Büro Emekçileri Sendikası (BES) yeni yargı yılı ile ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini BES Genel Başkanı Serpil Akpınar okudu.

    Demokrasi, hukuk ve adalet adına bugüne kadarki tüm öğretilerin alt üst olduğu bir adli yıl açılışı gerçekleştirildiğini vurgulayan Akpınar, Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemiyle birlikte kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırılmasıyla beraber yargı bağımsızlığından söz etmenin mümkün olmadığını ifade etti. Akpınar, adli yıl açılış töreninin Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılmasına baroların ve Yargıtay üyelerinin tepkilerini hatırlattı.

    Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyım atanarak belediye eşbaşkanlarının görevlerinden alınmasına değinen Akpınar, seçmen iradesinin yok sayılıp hukuk normları çiğnenerek seçilmişlerin görevden uzaklaştırılmasının tarihe kara bir gün olarak geçtiğini kaydetti.

    Yargının işlerinden haksız bir şekilde ihraç edilen kamu emekçileri için kapılarını kapattığını belirten Akpınar, “Anayasa Mahkemesi kararları hiçe sayılarak komisyonun ağzından çıkacak olanlar yargı kararıymış gibi gösterilmeye çalışılmaktadır.” dedi.

    “YARGI REFORMU PAKETİNDE YARGI EMEKÇİLERİNİN HAKLARI YOK”

    Yargı reformuna da değinen Akpınar, yargı emekçilerinin ekonomik, özlük, sosyal haklarına yönelik sorunlar reform paketinde görülmediğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Reform adı altında sunulan pakette; yargılama hizmetlerinde performans ve verimliliği olumsuz yönde etkileyen sorunlardan birisi olarak, yazı işleri hizmetlerinin görüldüğü, bu hizmetlerin hızlandırılması, mahkeme yazı işleri müdürlüklerinin güçlendirilmesi, görev ve yetkilerinin genişletilerek kariyer meslek olarak yeniden yapılandırılması, Adalet komisyonlarının yetki ve sorumluluklarının yeniden düzenlenmesi, Adalet okullarından mezun olanların öncelikli istihdam edilmesi, yargı teşkilatında sürekli ve zorunlu eğitim modeline geçilmesi, personel sayısının arttırılması belirtilmiştir. Yargı emekçilerinin reform paketlerinde yer alış biçimleri sorunlarının çözümüyle değil ‘yargı hizmetlerinin etkili ve kaliteli bir şekilde yerine getirilmesi için iyi yetiştirilmesi gerektikleri’ yönüyle geçiştirilmektedir. Oysa hizmet içi eğitimden önce asıl olarak göz önünde bulundurulması gereken işe alımlarda mülakat değil liyakate dayalı istihdamın yapılmasıdır. Yargı hizmetlerinin etkili bir şekilde verilmesi kamu hizmeti açısından elbette önemlidir. Ancak bu hizmetin nitelikli verilebilmesi için birinci koşul, hizmeti veren yargı emekçisinin ekonomik, özlük, sosyal ve demokratik haklarının idare tarafından tam olarak sağlanmasıdır.”

    Türkiye’de inşa edilen ve dünyanın en büyük adliye sarayları olmasıyla övünülen adliyelerde yargı emekçilerinin yoğun iş yükü ve idari baskı altında ezildiklerini ifade eden Akpınar, “Yargı emekçilerinin sorunları, yapılan adalet saraylarının büyüklüğüyle yarışır hale gelmiştir.” dedi.

    “TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ GÖRÜŞMELERİ TİYATROYA DÖNDÜ”

    Memur-Sen ve hükümet arasında yapılan 2020-2021 dönemi toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin bir tiyatro gösterisine dönüştüğünü söyleyen Akpınar, “Memur-Sen teklifinde, 2020-2021 Toplu Sözleşmesinde taban aylığa seyyanen 200 TL, ilk yıl yüzde 8+7, ikinci yıl yüzde 6+6 zam ve 1. yıl yüzde 3, 2. yıl yüzde 2 refah payı talep etmişti. Toplamda yüzde 38’leri bulan zam teklifini en sonunda 2 yıl için toplamda yüzde 20’lere kadar düşürdü. Talepleri arasında yer alan 24 Haziran seçimlerinden bu tarafa vaat edilen 3600 ek gösterge yok, vergi dilimi adaletsizliğine ilişkin hiç bir şey yok, ek ödemelerin emekli aylığına eklenmesine ilişkin bir şey yok, liyakatı ortadan kaldıran mülakat uygulamasını savunan Memur-Sen’den yargı emekçilerinin ekonomik özlük haklarının düzeltilmesine ilişkin hiç bir şey yok. Bu taleplerden de vazgeçen yandaş sendika geldiği durumu gizlemek için göstermelik eylemlerle başta kendi üyeleri olmak üzere kamu emekçilerini yine kandırmaya, oyalamaya devam etmektedir.” diye konuştu.

    TALEPLER

    Akpınar, taleplerini ise şöyle sıraladı:

    1- Yargı emekçilerine insanca yaşayacakları bir ücret için derhal ek zam verilmelidir.
    2- Şu anda Ankara, İstanbul ve İzmir illeriyle sınırlı olmak üzere ödenen yol ücretleri, tüm yargı emekçilerine ödenmelidir.
    3- Zabıt Katibi yargı emekçilerine VHKİ kadrosu verilmelidir.
    4-Sözleşmeli istihdama son verilmeli, güvenceli istihdam esas alınmalı ve 4/B kadrosunda istihdam edilen yargı emekçileri 4/A kadrosuna geçirilmelidir.
    5- Disiplin soruşturması yönünden 2802 sayılı Yasanın ilgili hükümleri kapsamından çıkarılarak yargı emekçilerinin de 657 sayılı Yasa kapsamında disiplin soruşturmasına tabi tutulması konularında düzenleme yapılmalıdır.
    6- Fazla mesai ücretleri genişletilerek tüm yargı emekçilerine ödenmesi sağlanmalıdır.
    7- Atama ve görevde yükselmelerde mülakat değil, liyakat esas alınmalıdır.
    8- Artan iş yüküne karşın yeteri kadar personel alımı yapılması yerine yargı emekçileri üzerindeki baskı arttırılarak sorun çözülmeye çalışılmaktadır. Bu tür uygulamalardan vazgeçilerek yeterli personel istihdamı yapılmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

  • BES’ten yaşanan hukuksuzluklara tepki: 24 Haziran’dan sonra OHAL kalıcı hale geldi

    BES’ten yaşanan hukuksuzluklara tepki: 24 Haziran’dan sonra OHAL kalıcı hale geldi

    PİRHA-BES, 15 Temmuz sonrası yaşanan hukuksuzluklara karşı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, darbe girişiminin bahane edilerek hukuksuzluklara imza atıldığı vurgulandı; “24 Haziran’dan sonra OHAL kalıcı hale geldi.” denildi.

    Büro Emekçileri Sendikası (BES) 15 Temmuz’dan sonra yaşanan hukuksuzluklara karşı genel merkez binasında basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı, BES adına Genel Başkan Serpil Akpınar yaptı.

    Konuşmasında kendi yöneticilerinin de Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edildiği vurgulayan Akpınar, “15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi bastırıldıktan sonra demokrasi zaferi kutlayanlar, gelinen süreçte demokrasiyi ortadan kaldırdıkları gibi, dönemin karakteristiği fırsatçılık, keyfiyet, hukuksuzluğu norm haline getirmişlerdir” dedi.

    “98 ÜYEMİZ HAKSIZ VE HUKUKSUZ OLARAK İŞTEN ATILDI”

    Akpınar, AKP iktidarının 15 Temmuz’dan ders çıkarmak yerine darbe girişimini gerekçe göstererek, Olağanüstü Hal (OHAL) ilan ettiğini, 24 Haziran seçimlerinden sonra yapılan düzenlemelerle de OHAL’in kalıcı hale getirildiğini belirtti.

    “Kamuda yaşanan işten atma, açığa alma ve sürgünler 12 Eylül askeri darbesini gölgede bırakmış, şu ana kadar yüz binlerce kamu emekçisi hukukun evrensel ilkeleri çiğnenerek, keyfi olarak işten atılmıştır” diyen Akpınar konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “22 Kasım 2016 tarihinde yayınlanan KHK, doğrudan sendika yönetici ve üyelerimizi hedef almış, Genel Başkanımız başta olmak üzere İstanbul 1, Ankara 1 ve 2, Çorum, Mersin, Dersim, Hakkari ve Mardin Şube Başkanlarımız, Kırşehir, Adıyaman, Malatya ve Muş İl Temsilcilerimizin içinde bulunduğu 98 üyemiz haksız ve hukuksuz olarak işten atılmışlardır.”

     “GÜLENCİLERİN YERİNİ BAŞKA CEMAATLER DOLDURDU”

    Akpınar, 15 Temmuz’dan sonra Gülencilerin yerini başka cemaatlerin doldurduğunu söyledi. Akpınar,  “Sendikamızın yönetici ve üyeleri darbe girişimi ile ilişkilendirilerek işten atılması eşyanın tabiatına aykırıdır” şeklinde konuştu.

    Akpınar, OHAL’in ardından yaşanan iki yıllık sürece ilişkin ise şu rakamları paylaştı:

    “455 üye ve yöneticimiz işten atılmış, 29 üye ve yöneticimiz ise işlerine iade edilmiştir. 103 üyemiz açığa alınmış, 88 üyemiz iade edilmiş ve 15 üyemiz ise halen açıktadır. 22 üyemiz sürgün edilmiştir. 19 üyemiz tutuklanmış, 16 üyemiz değişik tarihlerde serbest bırakılmış ve 3 üyemiz ise halen tutukludur.”

    “BÜTÜN ÜYELERİMİZ İŞLERİNE DÖNENE KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Meclis’teki OHAL Komisyonu’na da değinen Akpınar, “OHAL Komisyonu lağvedilmeli, OHAL sonucu yaşanan mağduriyetleri giderecek evrensel hukuka uygun düzenlemeler hayata geçirilmelidir” dedi.

    Akpınar konuşmasını şu sözlerle bitirdi:

    “Tarihin en güzel yerinde son sözü hep direnenler söyler şiarıyla, bütün üyelerimiz görevlerine dönene kadar, yaşanan bu hukuksuzluklar karşısında mücadele kararlılığı içinde olacağımızı buradan bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • BES: İş güvencesizliğine karşı eylemliklerimize devam edeceğiz-VİDEO

    BES: İş güvencesizliğine karşı eylemliklerimize devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi krizin faturasının emekçilere kesilmeye çalışıldığını belirten Büro Emekçileri Sendikası Başkanı Serpil Akpınar, kamusal emeklilik sisteminin tasfiyesine, esnek çalışma ve iş güvencesine yönelik saldırılara karşı eylem ve etkinliklerini devam ettireceklerini söyledi. 

    Büro Emekçileri Sendikası olarak  “Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz” şiarıyla Genel Merkez Binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın açıklaması metnini BES MYK adına Genel Başkan Serpil Akpınar okundu.

    Akpınar, 24 Haziran seçim sonuçlarının ardından yeni sistemle ilgili olarak çıkarılan son OHAL KHK’leri ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri (CBK) ile ‘parlamenter sistem’ döneminden kalan tüm yasalar, yönetmelikler ve diğer mevzuatlar baştan aşağı değiştirilerek, “Tek Adam” sistemine uygun hale getirildiğini söyledi.

    Yeni sistemin adının ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ olarak ifade edildiğini ancak ortada ne bir hükümet, ne de bir sistemden bahsetmek mümkün olmadığını vurgulayan Akpınar, “Ülke yönetimiyle ilgili bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı, denetimden yoksun tipik bir ‘otoriter rejim’ ile karşı karşıya olduğumuz açıktır. Yeni sistem açısından net olan tek şey, ülke yönetiminde doğrudan ya da dolaylı olarak rol alan ne kadar kurum, kuruluş, kurul vb varsa, neredeyse tamamının tek bir kişiye bağlı hale getirilmiş olmasıdır” dedi.

    Siyasi iktidarın 2018 küresel krizi için “ülkemizi teğet geçti” diyerek gerçeklerin üstünü örtmeye çalıştığını belirten Serpil Akpınar, yaşanan ekonomik kriz açıkça ifade edilmediğini, “Yeni Ekonomi Program” adı altında açıklanan Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Program ve 2019 Bütçesi küresel finans kuruluşları ve IMF’nin önerileri doğrultusunda hazırlanan kriz dönemine ilişkin planlamalar olduğunu kaydetti.

    Yaşanan ekonomik ve siyasi krizin faturasının emekçilere kesilmeye çalışıldığını belirten Akpınar, “IMF’nin nisan ayında yayınladığı Türkiye raporunda yer alan öneriler doğrudan YEP’te yerini bulurken, kamusal emekliliğin tasfiyesi, esnek çalışma, kıdem tazminatının tasfiyesi, enflasyon farklarının gaspı gibi kazanılmış haklarımıza yönelik topyekun saldırılar ile karşı karşıya olduğumuz bu dönemde, emekçileri zorlu bir süreç beklemektedir” şeklinde konuştu.

    Akpınar, 2019 bütçe sürecinde yapacakları eylem ve etkinlikleri şöyle sıraladı:

    – 2019 yılı bütçesinin harcama kalemlerine bakıldığında kamu yatırımları, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlarda tasarrufa gidildiği bütçeden aslan payını daha önceki yıllarda olduğu gibi Milli Savunma ve İç İşleri Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığının aldığı görülecektir.

    -Bütçenin gelir kalemleri incelendiğinde ise 2019 yılında vergi gelirlerinin en az yüzde 20 oranında artırılması öngörülürken, vergi gelirlerinin büyüklüğü sıralamasında KDV (237 milyar lira), Gelir Vergisi (172 milyar lira), ÖTV (163 milyar lira) ve Kurumlar Vergisi (74 milyar lira) ilk dörtte yer almaktadır. Böylece halktan daha fazla KDV ve ÖTV adı altında vergi toplanırken ve ücretlilerden daha fazla Gelir Vergisi alınırken, sermayeden alınacak Kurumlar Vergisinin sınırlı tutulacağı anlaşılmaktadır.

    -Emekçilerden toplanan vergilerin sermayeye, savaşa kaynak olarak aktarılmaması kamu yararına kullanılması için sendikamız mücadele etmeye devam edecektir.

    -Bütçeye ilişkin planlamamızda, kadın erkek eşitsizliklerini yeniden üreten cinsiyet körü kamu politikalarına karşı, kadınların iktisadi kaynaklara, kamusal alana erişimini kolaylaştıran, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe hakkı özellikle vurgulanacaktır.

    Akpınar, enflasyon farkının zam olmadığını, aksine açıklanan enflasyon farklarının gerçek enflasyonu yansıtmamakta olduğunu belirterek, kamu emekçilerine enflasyon farkları ve ek zammın yapılması çağrısında bulundu.

    Bütçeye ilişkin ise, ek zam, enflasyon farkının ödenmesi ve vergi dilimlerinin yeniden düzenlenmesi taleplerine öncelik vereceklerini belirten Akpınar, bütçe döneminde kampanyaların düzenlenmesi emek ve meslek örgütlerine çağrıda bulunarak işçi ve kamu emekçilerinin taleplerinin ortaklaştırılması ve mümkün olan en geniş çevreyle eylemin ortak yapılması planlandığını belirtti.

    “İŞE İADE EDİLMESİ İÇİN ETKİN FAALİYET YÜRÜTÜLECEK”

    Akpınar, ihraç edilen üyelere ilişkin de biran evvel göreve iade edilmesi için kamuoyu oluşturma ve mücadele yöntemleri ortaya koyma konusunda sendikanın etkin faaliyet yürütmeye devam edeceklerini vurguladı.

    “KRİZ VE GÜVENCESİZLİK KADINLARI DAHA ÇOK ETKİLİYOR!”

    Emeğin, sermaye çıkarlarına uygun biçimlendirilmesine dayanan, kuralsız, esnek, güvencesiz ve örgütsüz çalışmanın öncelikle kadınlar üzerinden yapıldığını kaydeden Serpil Akpınar, “Ucuz ve güvencesiz iş gücü olarak sermayenin her daim sarıldığı kadın emeği, ancak iş ve aile yaşamını uyumlaştırma anlayışıyla, istihdamda kendine yer bulabiliyor. Özellikle yarı zamanlı çalışma, toplumda var olan cinsiyete dayalı iş bölümünden dolayı, en çok kadın çalışanları zorda bırakacaktır. Kadınlara evin yolunu gösteren yarı zamanlı çalışma, mali ve sosyal hakların, emeklilik süresi hesabının yarıya inmesi demektir. Diğer yandan, kamusal hizmet olması gereken çocuk ve yaşlı bakım sorumluluğu her daim kadınların omzuna yüklenmektedir.  Bir yandan da, milliyetçi, tekçi, dinci muhafazakâr politikalar, cinsiyet ayrımcılığını pekiştirmekte, kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti, tacizi ve mobbingi arttırmaktadır. Krizler, kadınların günlük yaşamını iyiden iyiye esir almış, her zaman olduğu gibi kadınlar ekonomik krizin en yakıcı sonuçlarını yaşamaktadır.”

    Kamusal emeklilik sisteminin tasfiyesine, esnek çalışma ve iş güvencesine yönelik saldırılara karşı eylem ve etkinliklerini devam ettireceklerini söyleyen Akpınar, “İş güvencemizin gasp edilmesine karşı, vergide ve ücrette adalet sağlanması, dolaylı vergilerin kaldırılması, ücretlerimizdeki gelir vergisi oranının düşürülerek, vergi dilimi artışından etkilenmeyecek şekilde düzenlenmesi, aynı masalarda aynı işi yapanlar arasındaki ücret farklılıklarının kaldırılması, taleplerimiz için mücadelemiz devam edecektir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • BES: Adli yıl binlerce kişinin haksız tutukluluğu ile başlıyor- VİDEO

    BES: Adli yıl binlerce kişinin haksız tutukluluğu ile başlıyor- VİDEO

    PİRHA- Büro Emekçiler Sendikası BES  adli yılın açılışı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Bu adli yılda binlerce kişinin haksız tutukluğu ile başlıyor. Başta tutuklu milletvekilleri ve onlarca siyasetçinin yanı sıra, gazeteciler, üniversitelerin binlerce öğrencisi de talimatlı yargı düzeninin mağduru olarak cezaevinde tutuluyor. Hal böyleyken adaletten de söz etmek mümkün olamıyor” dedi.

    Yargının bağımsızlığı için adli yılın açılışı ile ilgili Büro Emekçileri Sendikası BES Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenlendi. Açıklamayı MYK adına BES Genel Başkanı Serpil Akpınar okudu.

    Ülkede yargı bağımsızlığının 2010 ve 2017 Anayasa değişiklikleriyle daha da tartışmalı hale geldiğini söyleyen Akpınar, yeni sistemin, yargının güçlenmesine, bağımsızlığına ve tarafsızlığına katkı sağlayacağı, başta iktidar ve destekçileri ile bağımlı medya tarafından sürekli olarak söylendiğini belirtti.

    “ADALETTEN SÖZ ETMEK MÜMKÜN OLAMIYOR”

    Ancak çıkan kararnameler ile bunun böyle olmadığını yaşayarak ve tecrübe ederek gördüklerini aktaran Akpınar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kamudaki görevlerinden, haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edilen kamu emekçileri için yargı kapılarını kapatmış, anayasa mahkemesi kararları hiçe sayılmış ve bir komisyonun ağzından çıkacak olanlar yargı kararıymış gibi yutturulmaya çalışılmaktadır.

    Bu adli yılda binlerce kişinin haksız tutukluğu ile başlıyor. Başta tutuklu milletvekilleri ve onlarca siyasetçinin yanı sıra, gazeteciler, üniversitelerin binlerce öğrencisi de talimatlı yargı düzeninin mağduru olarak cezaevinde tutuluyor. Hal böyleyken adaletten de söz etmek mümkün olamıyor.

    Adalet Bakanlığı’nın her bir üyesinin atamasının direkt olarak Cumhurbaşkanı tarafından yapıldığı bir yargının, bağımsızlığa hizmet ettiğini söylemek oldukça zordur. Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak yerine Cumhurbaşkanının verdiği beyanlara uyulduğunu tedirginlikle izliyoruz. Bu durumda da yargının bağımsızlığının arttığından çok, aksine idareye olan bağlılığın arttığını görüyoruz.

    60 binin üzerinde yargı emekçisi kölece çalışma koşullarında yargı hizmeti üretmeye çalışıyor. Bir uyuşmazlığın veya suçun yargıya intikal etmesinden yargı kararının infazına kadar geçen süreç yargı emekçilerinin omuzlarındadır.

    “YARGI EMEKÇİLERİ İDARİ BASKI ALTINDA EZİLİYOR”

    Dünya’nın, Avrupa’nın en büyük adliye saraylarından, en ücra ilçelerde yer alan adliyelere kadar yargı hizmeti üreten yargı emekçileri, öncelikle yoğun iş yükü ve idari baskı altında eziliyor. Yargı emekçilerinin sorunları, yapılan adalet saraylarının büyüklüğüyle yarışır hale gelmiştir.

    Yargı alanındaki tüm olumsuzluklara rağmen, hâkim, savcı, mübaşir, zabıt kâtibi, yazı işleri müdürü, sosyal hizmet uzmanı, teknisyen, 4/B, taşeron işçi, hep birlikte adalet hizmeti üretiyor. Ancak, adliye binalarında aynı çatı altında, hâkim ve savcılarla diğer yargı emekçileri arasında sınıfsal bir fark gibi yaşanan ayrımcılık, keyfi yönetim, kuralsız çalışma, horlanma, aşağılanma, itibarsızlaştırma vb. moby bing uygulamaları çalışma hayatını adeta cehenneme çeviriyor. Alındığı gün biten maaşlar, her geçen gün artan dava sayısına karşı azalan/eksik personelle hizmet vermeye çalışmak, bunca iş yüküne rağmen en küçük hatada disiplin soruşturması tehdidiyle karşılaşmak, kurumun ‘diğerleri’ muamelesi yapılarak, yaşanan her olumsuz olayda, hatada ilk gözden çıkarılan olmak, yargı emekçilerinin rutini haline getirilmiştir.

    Görevde yükselme sınavlarındaki mülakat uygulaması ise kurumda adalet binalarında yaşanan en görünür adaletsizliklerden birisi haline gelmiştir. Girdiği üç yazılı sınavda da 85-90 puan alan bir yargı emekçisi, mülakat denilen torpil çarkında elenmektedir. Yıllardır biriken sorunlara karşı, gerek Adalet Bakanlığı’nın gerekse siyasi iktidarın vurdumduymazlığı, bırakın sorunların çözümünü, var olan sorunlara yeni sorunlar eklemeye devam etmektedir. Yargı emekçisi olup, uğradığı haksızlığın, eşitsizliğin kendi kurumunda çözülememesi başlı başına büyük bir çelişkidir. Yapılması gereken Adalet Bakanlığı’nın yargı hizmetini bütün olarak değerlendirip yargı emekçilerinin sorunlarını adaletli bir şekilde çözme iradesinden geçmektedir.

    “KAMU EMEKÇİLERİ KISKAÇ ALTINA ALINMIŞTIR”

    Açlık sınırına yakın ücretler, olumsuz çalışma koşulları, iş güvencesinin ortadan kaldırılarak bir gecede KHK ile işinden edilme endişesi, ihraç edilenlerin dışarıda iş bulup yaşamlarını sürdürmelerine dahi izin vermeyen, açlıkla terbiye etmeye yönelik uygulamalar vb gibi nedenlerle kamu emekçileri ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak kıskaç altına alınmıştır. Bu kıskaç kamu emekçilerini her geçen gün intihara sürüklemektedir. İlan edilen OHAL süresi boyunca yayınlanan KHK’larla işlerinden atılan kamu emekçilerinden 56’sı intihar ederek yaşamlarına son vermiştir.”

    TALEPLER

    Akpınar taleplerini ise şöyle sıraladı:

    • Yargı emekçilerine insanca yaşayacakları bir ücret için derhal ek zam verilmelidir.
    • Şu anda Ankara, İstanbul ve İzmir illeriyle sınırlı olmak üzere ödenen yol ücretleri, tüm yargı emekçilerine ödenmelidir.
    • Zabıt Kâtibi yargı emekçilerine VHKİ kadrosu verilmelidir.
    • Mübaşir yargı emekçileri Genel İdare Hizmetleri Sınıfına geçirilmelidir.
    • Disiplin soruşturması yönünden 2802 Sayılı Yasanın ilgili hükümleri kapsamından çıkarılarak yargı emekçilerinin de 657 Sayılı Yasa kapsamında disiplin soruşturmasına tabi tutulması konularında düzenleme yapılmalıdır.
    • Fazla mesai ücretleri genişletilerek tüm yargı emekçilerine ödenmesi sağlanmalıdır.
    • Atama ve görevde yükselmelerde mülakat değil, liyakat esas alınmalıdır.
    • Artan iş yüküne karşın yeteri kadar personel alımı yapılması yerine yargı emekçileri üzerindeki baskı arttırılarak sorun çözülmeye çalışılmaktadır. Bu tür uygulamalardan vazgeçilerek yeterli personel istihdamı yapılmalıdır.

    MÜCADELE VURGUSU

    Akpınar, BES olarak, tüm yargı emekçilerinin taleplerinin sesi, sözü olduklarını söyleyerek yargı emekçilerinin insanca yaşam ve insanca çalışma koşullarının yaratılması için, hukukun üstünlüğüne dayalı eşit, laik, demokratik, barışçıl bir adalet sistemi için mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.

    ANKARA/PİRHA

  • BES: Uyum KHK’leri ile tek adam rejimi yasal hale getirildi-VİDEO

    BES: Uyum KHK’leri ile tek adam rejimi yasal hale getirildi-VİDEO

    PİRHA – Son yayımlanan KHK ile ilgili Büro Emekçileri Sendikası (BES) yaptığı açıklamada, “Haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan, kanaate dayalı gerekçelerle ihraç edilen kamu emekçilerinin, bütün haklarıyla beraber eski görevlerine dönene kadar hukuki, fiili, meşru ve örgütlü mücadelemizi daha da büyüterek sürdüreceğiz” dedi. 

    Büro Emekçileri Sendikası BES, 8 Temmuz Pazar günü yayınlanan KHK ile ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı okuyan BES Genel Başkanı Serpil Akpınar, “Geçtiğimiz Pazar günü OHAL kapsamında yayımlanan 701 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 18 bin 632 kişi kamudaki görevlerinden ihraç edildi; 12 dernek, 3 gazete ve 1 televizyon kapatıldı. Yayımlanan KHK’nin seçimden önce, 4 Haziran’da hazırlandığı ve “Kaldırılan Bakanlar Kurulu” imzasıyla yayınlandığı ortaya çıktı” dedi.

    “UYUM KHK’LERİ İLE TEK ADAM REJİMİ YASAL HALE GETİRİLDİ”

    “İktidar tarafından darbe girişimi fırsata dönüştürülerek OHAL KHK’leri normalleştirildi, yeni bir rejim inşası doğrultusunda araçsallaştırıldı, KHK’ler aracılığı ile olağanüstü hal süreklileştirildi, tek adam rejimi yasal olmayan biçimde güçlendirilerek, 24 Haziran seçimlerinden sonra çıkarılan uyum KHK’leri ile de tek adam rejimi yasal hale getirildi” diye konuşan Akpınar, şöyle devam etti:

    “KHK’lerle sadece alınan istihbaratla dahi on binlerce yurttaşı mesleklerinden ihraç eden iktidar, mezarlarında yatan ölüleri de ihraç etmeye başladı. Mersin’de 16 Haziran’da kanser hastalığı sonucu hayatını kaybeden mühendis Yusuf Fındık, 701 nolu KHK ile meslekten atıldı. Ailesi, hayatını kaybeden Yusuf Fındık’ın yasını tutarken bir başka acıyı da son KHK ile yaşadı.

    Bir başka garabet Ankara’da yaşandı. Daha önce yayınlanan KHK ile görevine son verilen üyemizi bu durumu kabullenemeyerek kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Ancak hayatta iken yaptığı OHAL komisyon başvurusuna istinaden görevine iade edildi. Arkadaşımızın hukuksuz şekilde ihracına karar verenler ailesine yaşatılan bu acının hesabını verebilecekler mi?”

    GEREKÇE DETAYI BÖLÜMÜ

    Akpınar, “701 sayılı KHK’da dikkat çeken en önemli ayrıntı ise İŞKUR’dan ihraç edilen kamu emekçilerinin listesinde yer alan ‘GEREKÇE’ detayı bölümü” diyerek konuya ilişkin şunları aktardı:

    “Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü başlığında yer alan ihraçlarda, kişilerin neden ihraç edildiklerinin gerekçeleri de not düşüldü. Buna göre, 5 kişinin adının yer aldığı listede, 4 kişi kurum kanaati, 1 kişi ‘sosyal medya’ gerekçe gösterilerek ihraç edildi.

    Böylece hepimizin bildiği, yaşadığı ve her fırsatta dile getirdiğimiz yargı ve kolluk soruşturmalarının değil ihbarcılığa dayalı istihbarat bilgilerinin geçerli olduğu, hukuk devletinin en sıradan, en asgari ilkelerinden eser kalmadığı devlet belgelerince tescillenmiş; işten çıkarılan ve ailesiyle birlikte yoksulluğa, işsizliğe mahkum edilen kamu emekçilerinin ne kadar düzmece ve keyfi biçimde ihraç edildiği ortaya çıkmış oldu.

    İstinaf mahkemeleri ve Yargıtay’ın sosyal medya paylaşımlarının fikir özgürlüğü olduğu gerekçesiyle ceza verilemeyeceğine ilişkin kararları olmasına rağmen, kurum yöneticileri kendilerini mahkemelerin üzerinde görerek kamu emekçilerinin ihraç edilmesini sağlamaktadırlar.”

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZİ, DAYANIŞMAYI DAHA BÜYÜTEREK SÜRDÜRECEĞİZ”

    Akpınar, “Bizce, kurum kanaati demek idarecinin kanıtsız, belgesiz ihbarı, hırsı ve garezi demektir. Muhalif kamu çalışanını tasfiye etmenin yoludur. Sadakatini ispata çalışan yöneticinin yargısız infazıdır. Hukuksuzluğun keyfiliğin adıdır. Kurum yöneticileri kanaatlerine dayanarak insanları işlerinden edemezler, açlığa yoksulluğa mahkum edemezler. Kamuda yaşanan ihraç kararlarının alınma ve uygulanması sürecinde devlet memurlarının görevine son verilirken gerekli olan hukuki şartların hiçbirine uyulmaması yaşanan ihraçların tamamen idari ve siyasi tasarruflar üzerinden yapıldığının kanıtıdır” diye belirtti.

    “Sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek hakkında soruşturma başlatılan ve yüksek disiplin kurulu kararıyla görevine son verilen Bursa Şube Yönetim Kurulu üyemiz Aysun Torun’un, yürüttüğümüz hukuk mücadelesi sonucunda mahkeme kararıyla işe iade edilerek görevine dönmesi sağlanmasına rağmen son yayımlanan KHK ile işine son verilmesi hukuksuzluğun bir boyutudur” ifadelerini kullanan Akpınar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Antalya Eski Şube Yönetim Kurulu Üyemiz, TÜİK çalışanı Güven Türkay sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek işinden ekmeğinden edilmiş, açtığımız dava sonucunda ilgili mahkeme göreve iade edilmesine hükmetmişken Kurum yargı kararını tanımayarak göreve başlatılmamıştır.

    Önceki dönem Erzincan İl Temsilcimiz Erdal Sal hakkında açılan soruşturma ve davalarla ilgili, cumhuriyet savcılığından verilen takipsizlik kararına, açılan davadan beraat etmesine karşın hukuksuz şekilde memuriyetten ihraç edilmiştir.

    Samsun Şube Yönetim Kurulu Üyemiz Ali Nail Düztaş hakkında açılan soruşturma olmasına rağmen soruşturmanın sonucu beklenmeden önce Hakkari’ye sürgün edildi ardından hukuksuz bir şekilde Samsun Adliyesi’ndeki işinden ihraç edilerek yoksullukla karşı karşıya bırakılmıştır.

    Sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi yürüttüğü için açığa alınan, ihraç edilen yönetici ve üyelerimiz suçlu değil sendikalı ve örgütlü olmanın gereğini yerine getiren kamu emekçileri mücadelesinin onurudur.

    Hukuksuz ihraçlara itiraz sürecinde bütün hukuk mekanizmaları kasıtlı olarak kilitlenmiş, binlerce takipsizlik kararı yok sayılmış, bütün yetki hukuki niteliği tartışmalı olan OHAL komisyonuna bırakılmıştır. Bu kabul edilemez bir durumdur.

    Masumiyet karinesi, suçların şahsiliği ilkesi, adil yargılama, savunma hakkı gibi evrensel ilkeler yerlerde sürünürken bugün sesini çıkarmayanlar hukukun bir gün herkes için gerek olacağını aklından çıkarmamalıdır. Darbelere ve OHAL’e karşı demokrasiyi savunan sendikamız darbe girişiminde yer alan herkese hak ettiği cezanın verilmesinden yanadır. İşkenceye karşıdır, bağımsız yargıdan hukukun üstünlüğünden yanadır. Ortada bir fiil yok iken okuduğu gazeteden, gittiği dershaneden, okuldan, işlem yaptığı bankadan yola çıkarak toptancı bir yaklaşımla emekçi kıyımına karşıdır.

    Haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan, kanaate dayalı gerekçelerle ihraç edilen kamu emekçileri bütün haklarıyla beraber eski görevlerine dönene kadar, tüm baskılara rağmen, hukuki, fiili, meşru ve örgütlü mücadelemizi dayanışmayı daha da büyüterek sürdüreceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kamu Emekçileri 24 Haziran’da “Tamam” diyecek-VİDEO

    Kamu Emekçileri 24 Haziran’da “Tamam” diyecek-VİDEO

    PİRHA-  24 Haziran seçimlerinde yaklaşık 3 buçuk milyona yaklaşan kamu emekçilerinin oy davranışını Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar PİRHA’ya değerlendirdi. Akpınar, kamu emekçilerinin 7 Haziran 2015 Genel Seçimi’ndeki ve 16 Nisan 2017  Referandumu’ndaki tavrının değişmediğini söyledi.

    Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar 24 Haziran seçimlerine yönelik düşüncelerini PİRHA’ya anlattı. İşsizlik ve yoksulluk oranının arttığına dikkat çeken Akpınar, “2002 yılında maaş alan bir kamu emekçisi, maaşıyla 16 tane çeyrek altın alırken, şu anki maaşıyla sadece 8 çeyrek altın alması, AKP iktidarı boyunca emekçilerin sürekli yoksullaştığını göstermektedir. Şu anda insanlar işsizlikten ve yoksulluktan intihar ediyor, inanılmaz bir şekilde işsizlik ve yoksullukla karşı karşıyayız” dedi.

    “KAZANILMIŞ HAKLAR  ALINDI “

    AKP’nin uyguladığı neo- liberal politikalardan dolayı en fazla hak kaybına uğrayan kesimin kamu emekçileri olduğunu söyleyen Akpınar, “AKP sağlıkta ve eğitimde dönüşüm adı altında emekçilerin mücadeleleriyle kazanmış olduğu hakları, kazanımları bir bir elimizden alınıyor. Daha önce kurum içerisinde, kurum tabiplikleri vardı, şu anda bu tabiplikler yok. 2008 yılına kadar sadece Bağ-kur, SSK ve Emekli Sandığı’na bağlı 8 tane kamu kreşi var iken, şimdi binlerce emekçinin çalıştığı SGK’ya bağlı sadece 1 kreş bulunmaktadır” diye konuştu.

    Başbakan Binali Yıldırım’ın “devlet memurlarını sözleşmeli hale getireceğiz” sözlerini hatırlatan Akpınar, kamu çalışanlarının 4B, 4C ve taşeron olarak nitelendirilen sistemlerin örgütlenmesinin engellenmeye çalışıldığına dikkat çekti.

    “HUKUKSUZCA İŞİNDEN OLANLAR SEÇİMDE HESABINI SORACAK”

    15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra kamu emekçilerinin iş güvencesinin kalmadığını belirten Akpınar, resmi kaynaklara göre soruşturma ve sorgu geçirmeden işinden atılan 116 bin kamu emekçisinin olduğu bilgisini vererek , “İşten atılmanın ne kadar tehlikeli ve siyasal iktidar tarafından ne kadar hoyratça kullanıldığını gördük. Bunun hesabı sandıkta sorulacaktır”  yorumunu yaptı.

    Kamu emekçilerinin ülke vergi gelirlerinde önemli bir paya sahip olduğuna işaret eden Akpınar, “Bu elde edilen bütçenin kamu emekçilerine bu ülke halklarına parasız, laik, ana dilde eğitim, parasız sağlık ,parasız kamu hizmeti olarak dönmesi gerekirken bizlere daha çok sömürü, daha çok savaş, daha çok ölüm ve daha çok katliam olarak karşımıza çıkmaktadır.  7 Haziranda, 16 Nisan referandumunda ve her şeyden önce Gezi’de bunu gösterdi isek, bütün kamu emekçileri  24 Haziran’da daha demokratik, daha adil ve barış içerisinde yaşayan bir Türkiye’nin inşası için kamu emekçileri tamam diyecek.” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • EMEP: Partimiz, baskı ve saldırılar karşısında geri adım atmayacak-VİDEO

    EMEP: Partimiz, baskı ve saldırılar karşısında geri adım atmayacak-VİDEO

    PİRHA – Emek Partisi’ne yönelik gözaltılara ilişkin EMEP Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı gerçekleştirildi. Açıklamada “Bu operasyonların ve gözaltı işlemlerinin 1 Mayıs öncesine gelmesi manidardır. Partimiz günlerdir işçi ve emekçilerin içerisinde 1 Mayıs çalışmasını yürütmektedir” ifadeleri yer aldı.

    Emek Partisi, gözaltılara ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya HDP Ankara il yönetiminden Mehmet Temiz avcı, Halkevlerinden MYK üyesi Mustafa Eberli Köse, Kılıç Disk Dev Maden-Sen Ankara Bölge sorumlusu Tayfun Görgün BES Genel Başkanı Serpil Akpınar ve MYK üyesi Aziz Özkan, Tarım Orkam-Sen Genel Sekreteri Ali Kılıç katıldı.

    Genel Merkez adına basın açıklamasını Emep İl Başkanı Fikret Aslan okudu. Aslan, “9 Nisan Pazartesi günü, aralarında İl Yönetim Kurulu Üyemiz Rüstem Kahraman ve Yeni Mahalle İlçe Yöneticimiz Özlem Boyraz Özelin ve FKF üyelerinin bulunduğu 11 kişi, sabah saat altı sularında evleri polis ekiplerince basılarak arama yapılmış ve daha sonra gözaltına alınmıştır. Sabah erken saatte evlerinin basılması muhalif olan kesimlerin apar topar gözaltına alınması işlemi rutin uygulama haline gelmiş durumdadır. Gözaltına alınan parti yöneticilerimizin ev ve iş yeri adresleri bilinirken sabahın erken saatinde böyle bir uygulamanın yapılması antidemokratik ve kabul edilemezdir. Ayrıca temel hukuk kurallarına ve insan haklarına aykırıdır. İl ve ilçe yöneticimiz Sosyal Medya üzerinden düşüncelerini açıklamışlardır. Düşünceyi ifade etmek, ifade özgürlüğü kapsamı içerisinde olup anayasal güvence altındadır” dedi.

    “OPERASYONLARIN 1 MAYIS ÖNCESİNE GELMESİ MANİDAR”

    “Bu operasyonların ve gözaltı işlemlerinin 1 Mayıs öncesine gelmesi manidardır. Partimiz günlerdir işçi ve emekçilerin içerisinde 1 Mayıs çalışmasını yürütmektedir. Diğer taraftan çocuk istismarına karşı TBMM’ye yönelik imza kampanya başlatarak ülke genelinde yaygın bir çalışma sürdürmekte, ev ev dolaşılarak imza toplamaktadır. Çalışmamızdan rahatsız olan siyasi iktidar yöneticilerimizi gözaltı yaparak siyasi çalışmalarımızı engellemek, gözdağı vermek istiyor. Ancak,  partimiz bu türden baskıcı ve zora dayanan saldırılar karşısında geri adım atmayacak, siyasi çalışmalarını kararlılıkla sürdürecektir” diye konuşan Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “AKP iktidarı ülkemizi tam bir muz cumhuriyetine dönüştürmüştür. Seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları tutuklanmış, barış isteyen akademisyenler üniversiteden ihraç edilmiştir. İşçilerin, emekçilerin grevleri yasaklanmakta, her türlü demokratik hak arayışı bastırılmaktadır. Afrin operasyonu sonrasında sosyal medya üzerinden düşünce ifade eden yurttaşlara, kurumlara operasyonlar düzenlenmiş binlerce kişi tutuklanmıştır. Savaş Halk Sağlığı sorunudur diyen TTB konsey üyeleri gözaltına alınmıştır. Basın üzerinde baskılar giderek artmakta gazeteler basılarak kapısına kilit vurulmaktadır. Kimi medya kuruluşları ise, satın alınarak basın üzerinde tam bir “tek ses” hakimiyeti kurulmak istenmektedir.”

    “HABERLEŞME ÖZGÜRLÜĞÜ İHLAL EDİLMEKTEDİR”

    Sosyal medyadaki sansür ve denetime değinen Aslan, “Sosyal medya üzerinde denetim ağırlaştırılmıştır. Yurttaşların haberleşme ve iletişim özgürlüğü ihlal edilmektedir. Liseli gençler dahi, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek operasyonla gözaltına alınıp, eğitim hakkı engellenmekte, korku ve gözdağı verilmektedir. Geçtiğimiz günlerde, Boğaziçi üniversitesinde bizzat Cumhurbaşkanının “komünistler bu okullarda okumayacak” talimatı üzerine 9 üniversiteli genç tutuklanarak hapse atılmıştır. Her gün “cumhurbaşkanına hakaret, teröre destek” vb. gerekçesiyle, hükümet politikalarına karşı söz söyleyen, eleştiren her yaştan, her cinsten, her milliyetten, her dünya görüşünden pek çok yurttaş benzer baskılarla karşı karşıya kalmaktadır” dedi.

    Aslan, “Ekonomide ve dış politikada sıkışan siyasi iktidar, giderek yoksullaşan işçi ve emekçi halkın hoşnutsuzluğunu bastırmak ve 2019 seçimlerini garanti altına almak için OHAL’i  bir silah gibi halka karşı kullanmaktadır. Derneklerin, demokratik kitle örgütlerinin kapısı mühürlenmektedir. Kendi iktidar ortaklarının giriştiği darbeciler bahane edilerek 21 ay önce ilan edilen OHAL’in, işçi ve emekçilerin demokratik hak ve özgürlük mücadelesinin engellenmesinin aracı ve bir tür yönetme biçimi olarak kullanılmasını reddediyoruz. Halka karşı operasyon ve göz altılara, baskılara son verilmeli, OHAL kaldırılmalıdır. Sendikalar, meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri, yöre dernekleri, demokratik kitle örgütleri başta olmak üzere tüm demokrasi güçlerini AKP’nin “tek parti, tek adam” rejimine ve OHAL düzenine karşı demokrasi için birliğe, dayanışmaya davet ediyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

    “ANTİ DEMOKRATİK UYGULAMALAR KARŞISINDA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”

    Daha sonra söz alan BES Genel Başkanı Serpil Akpınar bu anti-demokratik uygulamalar karşısında sessiz kalmayacağız her zaman olduğu gibi arkadaşlarımızın yanındayız ve Emep üyelerine ve diğer gözaltına alınan arkadaşlara yapılanları şiddetle kınıyoruz” dedi.

    Disk Dev Maden-Sen Ankara Bölge temsilcisi Tayfun Görgün ise “Her geçen gün artarak devam eden bu baskı ve gözaltları kınıyoruz bu ülke de işçi grevlerini OHAL ile yasaklayanlar her gün katledilen işçi cinayetlerinin katledilen kadın cinayetlerin sorumlularıdırlar. Bunlara karşı 1 Mayısta güçlü bir şekilde alanlara inerek cevap olmak durumundayız. Elbette bu karanlık günler geçecektir” diye konuştu.

    Devrimci Parti adına katılan Mehmet Emin Avcı da bu yaşananlara karşı sessiz kalmayacaklarını, Emek Partisi ve gözaltına alınan diğer dost kurumların yanında olduklarını, gözaltıları şiddetle kınadıklarını ifade etti.

    Halkevleri adına katılan Mustafa Eberli Köse ise şunları kaydetti:

    “Bu gözaltına alınan arkadaşlarımızı alandan doğru çalışmalarından biliyoruz. Siyasal iktidar halkı aydınlatmaya yönelik çalışmalarını bildiği için bu arkadaşlarımızı gözaltına alındılar şiddetle kınıyoruz.”

    Son olarak söz alan Tarım Orkam-Sen adına katılan Ali Kılıç ise “Böylesi yönelimlere karşı mutlaka bir cephenin kurulmasının zorunlu olduğunu bunu yaratamaz isek bu tutuklama ve gözaltılar devam edecektir. Unun durdurmanın tek yolunun ortak bir cephe hareketini yaratmaktan geçer” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA     

  • Büro Emekçileri Sendikası: İnsanca çalışma koşulları sağlanmalı

    Büro Emekçileri Sendikası: İnsanca çalışma koşulları sağlanmalı

    PİRHA – Ankara’da Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Merkezi’nde gerekli altyapı oluşturulmadan pasaport ve sürücü belgesi işlemlerinin nüfus müdürlüklerine devredilmesine karşı basın açıklaması yapıldı. 

    Ankara’da Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Merkezi’nde gerekli altyapı oluşturulmadan pasaport ve sürücü belgesi işlemlerinin nüfus müdürlüklerine devredilmesine karşı basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasını Merkez Yürütme Kurulu adına Serpil Akpınar okudu.

    “NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİ’NİNDE HER GEÇEN GÜN İŞ YÜKÜ ARTIYOR”

    Açıklamada, 29 Ekim 2016’da Resmî Gazete’de yayımlanan 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 3152 sayılı Kanun’a eklenen geçici maddede, Emniyet Genel Müdürlüğünce yürütülen pasaport ve sürücü belgesi hizmetlerine ilişkin iş ve işlemlerin bir yıl içinde Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’ne devredileceği belirtildi.

    2 Nisan 2018 tarihinden itibaren, daha önce emniyet genel müdürlüğü tarafından yaklaşık 5000 personelle yapılan pasaport ve sürücü belgesi işlemlerinin, nüfus müdürlükleri tarafından yapılmaya başlanacağı belirtilen açıklamada, sürekli artan işler sebebiyle nüfus müdürlüklerinde sınav ve seçim dönemleri başta olmak üzere her geçen gün çalışanların iş yükünün arttığı kaydedildi.

    Çözüm olarak Emniyet müdürlüklerinden ikişer aylığına birer adet geçici personel görevlendirildiği ifade edilen açıklamada, 676 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin bir buçuk yıl önce yayınlanmasına rağmen, hiçbir önlemin alınmadığı ve nüfus müdürlüklerinin asli işi olan kimlik kartı, soyadı değişiklikleri, adres değişiklikleri gibi işlemlerin de yapılamaz hale geldiği vurgulandı.

    “İNSANCA ÇALIŞMA KOŞULLARI SAĞLANMALI”

    Açıklamada artan iş yüküne karşı çözüm önerileri ise şöyle:

    -Artan iş yükü nedeniyle kadrolu ilave personel istihdamı için gerekli adımlar hemen atılmalıdır. Ancak, geçiş sürecinde, daha önce pasaport ve sürücü belgesi işlemlerinde fiilen çalışan Emniyet Müdürlüğü personelinin (onayları da alınarak) işleri ile beraber Nüfus Müdürlüklerine yakın yerlerde oluşturulacak birimlerde görevlendirilmesi sağlanmalıdır.

    -Fiziksel mekanlar artan iş yüküne göre zaten cevap veremez hale gelmiş iken, mevcut ortamlara yeni masa sandalye eklenerek iş yerlerinin daha da çalışılamaz hale getirilmesine neden olacak uygulamalardan kaçınılmalı, ilave yeni çalışma alanları bulunarak eklenmelidir.

    -Yeni personel istihdamına rağmen, olağan üstü dönemlerde, personelin normal mesai dışında gönüllü çalışacak olanların fazla çalışma sürelerine ilişkin verilecek mesai ücretleri günün koşullarına uygun hale getirilmeli, fazla mesai ücretleri 5 katı olarak hesaplanmalıdır.

    -Hafta sonu da dahil gece gündüz demeden çalışmak zorunda bırakılan nüfus emekçilerinin işe gidiş gelişi için servis mutlaka konulmalı, fazla mesai çıkışına göre de servis saatleri düzenlenmelidir. Ayrıca cumartesi pazar ve gün içinde fazla mesai yaptırılan personelin yemek sorunu çözülmelidir.

    -Nüfus emekçilerinin insanca çalışma koşulları sağlanması için gerekli önlemler derhal alınmalıdır.

    PİRHA-ANKARA

  • BES Başkanı Akpınar: İktidarın baskılarına karşı mücadelede inatçıyız-VİDEO

    BES Başkanı Akpınar: İktidarın baskılarına karşı mücadelede inatçıyız-VİDEO

    PİRHA – Son dönemlerde artarak devam eden gözaltı ve tutuklamalara ilişkin Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar PİRHA’ya konuştu. Akpınar, “Bu süreç, 16 yıllık AKP iktidarının yoksullar, emekçiler ve muhalifler üzerinde uyguladığı baskıların bir sonucudur” dedi.

    Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar, son dönemde yapılan gözaltı ve tutuklamalara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Akpınar, “Haftalardır Türkiye’deki tüm toplumsal muhalefete büyük bir baskı uygulandığını görüyoruz, yaşıyoruz. En son Halkevleri’ne yönelik yapılan gözaltılarda Halkevleri Eş Başkanı Birsel Aktaş da gözaltına alındı. Tabii bu süreç bugün başlayan bir süreç değil” diye konuştu.

    AKP hükümetine tepki gösteren Akpınar şunları kaydetti:

    “16 yıllık AKP iktidarının uyguladığı özellikle yoksular emekçiler ve muhalifler üzerinde uyguladığı baskıların bir sonucu. Hepimiz 15 Temmuz darbe girişimini hep birlikte yaşadık. 15 Temmuz darbe girişimini bahane ederek OHAL ilan edildi. 1,5 yılı aşkındır Türkiye maalesef OHAL düzeninde ve KHKlerle yönetiliyor. Aslında uzun zamandır AKP’nin yönetememe krizini hem siyasi olarak hem de ekonomik olarak bizzat sendikal alandan doğru gözlemliyorduk.”

    “ÜLKE 1.5 YILDIR ZORA DAYALI TEKÇİ ZİHNİYETLE YÖNETİLİYOR”

    Akpınar, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişimini Allah’ın bir lütfu olarak nitelediğini hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Çünkü zora dayalı bir sistemi ancak OHAL aracılığı ile KHK ile yapabilirlerdi. 1.5 yılı aşkındır maalesef hukuk ve ülkedeki demokratik kurallar askıya alınarak zora dayalı tekçi bir zihniyetle ülke yönetilmeye başlandı.
    Bu ülkede yaşayan emekçiler olarak aslında darbelerin yoksul ve emekçi halkı ne kadar zorladığını ve baskı politikalarıyla bu alana yöneldiğini biliyoruz. 15 Temmuz darbe sürecinden bu yana baskılar gözaltılar ve tutuklamalar tüm hızıyla devam ediyor.”

    “ÜLKEMİZİ FAŞİZME TESLİM ETMEME KONUSUNDA ISRARCIYIZ”

    Akpınar, son dönemde KESK üyelerine yönelik gözaltılara ilişkin de şunları ifade etti:

    “Kamu emekçileri olarak bu ülkenin her şeyden önce demokratik, laik bir memleket olmasını, barış içerisinde bir arada yaşamı savunan ve bunun için mücadele eden insanlarız. Bu mücadeleyi ortadan kaldırmak isteyen siyasi iktidar bütün muhaliflere baskı uyguladı. Bunu somut şekillerde nasıl yaşadık? Arkadaşlarımız gözaltına alındı, tutuklandı. Birkaç hafta önce gözaltına alınıp İzmir’e götürülen KESK MYK üyemiz Elif Çufadar ve onunla birlikte gözaltına alınan ve yasal bir parti olan bu ülkenin barış ve demokrasi mücadelesinin öncülüğü yapan HDP’ye ilişkin yapılan gözaltılar, tutuklamalar bunun bir göstergesidir.
    Çünkü bizler bu konuda ülkemizi tekçi bir zihniyete ve faşizme teslim etmeme konusunda inatçıyız ve bu konuda direnmeye devam edeceğiz. 10 gün önce KESK Genel Meclisi’ne gelen Diyarbakır Şube Başkanımız gözaltına alındı. Bizler, sonuçta nerede olan, adresi belli olan, nerede yaşadığımız belli olan insanlarız. Sabahın seyrinde saat 5.00-6.00’da kapılar kırılarak evlere girilerek gözaltına alınması AKP’nin aslında niyetinin ne olduğunu göstermektedir. Bütün bu tutuklamalara ve gözaltılara rağmen HDP bir kongre gerçekleştirdi. 32-33 bin insanın katılımı ile bir kongre yapıldı. Bizler kamu emekçileri sokaklarda iş yerlerimizde mücadelemize devam ediyoruz. Hiçbir baskı bizi yıldıramayacak.”

    “İŞ GÜVENCEMİZ, BARIŞ VE DEMOKRASİ İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    KESK ve KESK’e bağlı sendikalar olarak tüm demokratik kitle örgütleriyle TMMOB, TTB, DİSK, Halkevleri, muhalif siyasi partilerle yol yürümeye devam edeceklerini belirten Akpınar, “TTB’nden söz etmeden olmaz. Afrin’e yönelik operasyona ilişkin TTB’nin savaş bir halk sağlığı sorunudur, savaşı bu şekilde tanımlamıştı. Bundan dolayı TTB konsey üyeleri gözaltına alınmışlardı” diye konuştu.

    Akpınar, “Yıllardır barış, demokrasi, iş güvencesi için mücadele eden tüm emek ve meslek örgütleri TTB’ye destek oldular. Bu TTB’ye destek toplantıları ve sosyal medya desteğinden dolayı yüzlerce insan gözaltına alındı, soruşturmaya tabi tutuldular, tutuklanmaları için mahkemelere sevk edildiler. Bizler KESK’liler olarak iş güvencemiz için, barış için, laik ve demokratik bir cumhuriyet için mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • BES’ten, Memur-Sen ile Hükümet arasında yapılan satış sözleşmesine tepki-VİDEO

    BES’ten, Memur-Sen ile Hükümet arasında yapılan satış sözleşmesine tepki-VİDEO

    PİRHA – Büro Emekçiler Sendikası (BES)  Memur-Sen ile Hükümet arasında yapılan satış sözleşmesini protesto etmek için TBMM Karşısında bulunan Maliye bakanlığında bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında, “Kamu emekçilerinin gerek maaş artışlarında, gerekse de kayıplarının karşılanmasında veri olarak alınan enflasyon hesaplamaları emekçileri yoksullaştırmanın aracı haline gelmiştir” denildi. 

    Haberin Videosu 

    Basın açıklamasına KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, Eğitim- Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ve BES üyeleri katıldı. Basın açıklaması metnini BES Genel Başkanı Serpil Akpınar okudu.

    “Memur-Sen ve hükümet arasında imzalanan satış sözleşmesinin sonuçlarından olan ve kamu emekçilerinin daha da yoksullaşmasına neden olan yüzde 4 lük zamları bordrolarımızda gördük” diyen Akpınar, “Kamu emekçilerinin işyerine gitmek için katlandığı yol parasını ya da işyerinde yediği öğlen yemeği maliyetini bile karşılamaktan uzak maaş artışları kamu emekçilerine kazanım diye yutturulmaya çalışılmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “MAAŞLAR AÇLIK SINIRINA YAKLAŞTI” 

    Mevcut tablo kamu emekçilerinin %99’unun yoksulluk sınırı altında maaş aldığını göstermekle birlikte en düşük memur maaşının 2.800 TL olması maaşların açlık sınırı rakamlarına doğru yaklaştığını göstermekte olduğunu dile getiren Akpınar şöyle devam etti:

    “Kamu emekçilerinin gerek maaş artışlarında, gerekse de kayıplarının karşılanmasında veri olarak alınan enflasyon hesaplamaları emekçileri yoksullaştırmanın aracı haline gelmiştir. Enflasyon hesaplamasında oluşturulan sepette, emekçilerin başta gıda ve barınma olmak üzere zorunlu harcamalarının payı bilinçli olarak düşük tutulmaktadır. Bunca müdahaleye rağmen enflasyon rakamlarında “ %12 ” gibi yeni rekorlarla karşı karşıyayız.”

    “SOYGUNLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    15 yıllık AKP tarihinde ortaya konulan vergi uygulamalarının her geçen gün vergi adaletsizliğini daha da derinleştirdiğini belirten Akpınar, “Özellikle kamu emekçilerinin yılın ikinci yarısında aldıkları maaş zamları vergi dilimi marifeti ile geri alınmaktadır. Kısacası vergi dilimi adı altında bir soygunla karşı karşıyayız. Gelir durumuna bakılmaksızın herkesten aynı oranda alınan dolaylı vergilerin vergi gelirleri içerisinde oranının %70 olması çarpık ve adaletsiz vergi sistemimizi resmederken, bu işleyiş gelir dağılımı eşitsizliğini de körükleyen bir sonuca yol açmaktadır” dedi.

    “MİLYONLARCA EMEKÇİ İLE ADETA ALAY EDİLMİŞTİR”

    Açıklamada, “2018 yılı itibariyle vergisini düzenli ödeyen mükelleflere %5 vergi indirimi yürürlüğe girerken, milyonlarca bordro emekçisinin maaşları eline bile geçmeden her ay peşin olarak ödedikleri vergiler bu kapsam dışında tutulmuştur. Bir yıl önce elde ettiği geliri bir yıl sonra iki taksit halinde ödeyenlere %5 vergi indirimi yapılırken her ay vergisini peşin olarak ödeyen emekçiler 2018 yılında da gelir vergisi tarifesi marifetiyle soyulmaya devam edecektir. Yıllık milyonlarca dolar kazanan profesyonel futbolcuların gelir vergisi oranının 2019 yılı sonuna kadar %15’lik vergi diliminde sabitlenmesiyle da milyonlarca emekçiyle adeta alay edilmiştir”denildi.

    “HALKIN İRADESİ YOK SAYILIYOR” 

    “15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL’le, halkın iradesi yok sayılarak TBMM by-pas edilmiş, Türkiye KHK’lerle yönetilen bir diktatörlüğe dönüşmüştür” diyen Akpınar şunları ifade etti:

    “Kamuda yaşanan haksız ve hukuksuz işten atmaların, emekçiler arasında korku yaratmayı amaçladığı ortadadır. Yapılan işlemlerin hukuksuz olduğunu siyasi iktidar da bildiğinden yargı süreçlerini tıkayarak KHK ile oluşturduğu komisyon aracılığı ile süreci uzatmaya çalışmaktadır. Kamu emekçilerinin iş güvencesinin tartışma konusu bile yapılmayacağı, emekçilerin söz ve karar sahibi olacağı bir anlayışın hayata geçirilmesi, kamusal alanın demokratikleşmesinin ilk adımı olacaktır.”

    “EK ZAM TALEP EDİYORUZ” 

    “Üç dönemdir AKP ile sendikası Memur- Sen arasında imzalanan satış sözleşmelerinin kamu emekçilerine getirisinden çok götürüsü olmuştur” diyen BES Genel Başkanı Serpil Akpınar son olarak şunları kaydetti:

    “İmza altına alınan buçuklu zamlar, kamu emekçilerinin beklentilerini karşılamak bir yana, sadece 2017 kayıplarını dahi karşılamaktan uzaktır. Bu nedenle biz emekçiler EK ZAM talep ediyoruz. Kamuda en düşük maaş yoksulluk rakamı olan 5.238,00 TL seviyesine getirilmelidir. İnsanca yaşayabileceğimiz bir ücret, güvenceli iş güvenli bir gelecek istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

     

  • KHK’leri protesto eden KESK üyeleri: Her şeye rağmen adalet arayışımıza devam edeceğiz

    KHK’leri protesto eden KESK üyeleri: Her şeye rağmen adalet arayışımıza devam edeceğiz

    PİRHA – OHAL kapsamında Kanun Hükmünde Kararname’leri (KHK) protesto eden KESK üyeleri onurlu bir gelecek için mücadele eden kamu emekçileri olduklarını, çalmadıklarını, çırpmadıklarını ve kandırılmadıklarını belirttiler.

    KESK KHK’leri protesto etmek için Ankara’da bulunan Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını Büro Emekçileri Sendikası (BES) Genel Başkanı Serpil Akpınar’ın okudu. Akpınar, OHAL çerçevesinde tüm muhaliflerin hedef alındığı, eşitlik, adalet, barış ve insanca bir yaşam talep etmenin suç hale geldiğini vurguladı.

    “KAMUSAL ALANIN TASFİYESİ ÖNÜNDE KESK ENGEL OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    İktidarın çıkardığı KHK’lerle kamu emekçilerinin işlerine hukuksuz bir şekilde son verdiğini söyleyen Serpil Akpınar, iktidarın ortaya bir gerekçe koymaktan aciz kaldığını, kamu emekçilerinin savunma hakkını bile yok saydığını ifade etti. Kamusal alanın tasfiyesi önünde KESK’in engel olarak görüldüğünü kaydeden Akpınar, “Siyasi iktidar, bizi yıldırmaya, korkutmaya, susturmaya çalışmaktadır. İş güvencemizi elimizden almakla, açlıkla bize diz çöktüreceğini sanan siyasi iktidar şunu bilmeli ki sendikamız kurulduğu günden bu yana kamu emekçilerinin taleplerinin yanında, kamudan hizmet alanların haklarını da savunarak bu günlere kadar gelmiştir. Kamu hizmetlerinin parasız, nitelikli ve ulaşılabilir olmasını savunan sendikamız, kamunun tasfiyesinin ve kamu emekçilerine dayatılan güvencesiz çalışma biçimlerinin karşısında olmuş, bundan sonrada kamunun tasfiyesine ve kamu emekçisi kıyımına karşı sonuna kadar direnecek, büro emekçilerinin onurlu sesi olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    “BİZLER ÇALMAYAN, ÇIRPMAYAN VE KANDIRILMAYANLARIZ”

    “Bizler hakkımız olmayanı istemiyoruz. Diyoruz ki bizler yıllardır Türkiye halklarına hizmet üreten kamu emekçileriyiz, bizler çocuklarına onurlu bir gelecek için mücadele eden kamu emekçileriyiz, bizler çalmayan, çırpmayan ve kandırılmayanlarız” diyen Akpınar, OHAL Komisyonu’nun emekçilerle dalga geçmekten başka bir anlam ifade etmediğine vurgu yaptı. Her şeye rağmen adalet arayışlarına devam edeceklerini belirten Akpınar, “Bu sürecin tüm sonuçları ortadan kalkacağı gibi sorumluları mutlaka adalet önünde hesap vereceklerdir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA