Etiket: Serpil Taşkaya

  • Cumartesi Anneleri 820. haftasında: İnkar ve cezasızlığa son verin – VİDEO

    Cumartesi Anneleri 820. haftasında: İnkar ve cezasızlığa son verin – VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 820. haftasında 27 yıl önce Siverek’te gözaltına alınan Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sorularak faillerin peşini bırakmayacakları ve mücadelen vazgeçmeyecekleri vurgulandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için her hafta düzenledikleri eylemlerinin 820. haftasını gerçekleştirdi. Koronavirüs nedeniyle sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirilen eylemde bu hafta 6 Aralık 1993 tarihinde Siverek Bağlar Mahallesi’ndeki amcasının evinden askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular tarafından gözaltına alınan bir daha haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti soruldu.

     

    Cumartesi Anneleri, 820. haftalarında gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu, sorumluların cezalandırılmasını istedi.

    TAŞKAYA: DEVLET FAİLLERİ BİLİYOR

    Pandemi nedeniyle sosyal medya hesapları üzerinden yapılan açıklamada ilk olarak Taşkayanın eşi Sultan Taşkaya konuştu. Eşinin 27 yıl önce kardeşinin evinden, aralarında Sedat Bucak’ın kardeşi Ahmet Bucak’ın da olduğu korucular, asker ve polisler tarafından gözaltına alındığını söyleyen Sultan Taşkaya, bu sırada gözaltına engel olmaya çalışan aile bireylerinin darp ve tehdit edildiğini kaydetti. Tehditler nedeniyle ailenin bir kısmının Siverek’i terk etmek zorunda kaldığını aktaran Sultan Taşkaya, “27 yıldır Hüseyin’i arıyoruz, çalmadık kapı bırakmadık ama hiçbir ize rastlamadık. Devlet gözaltına aldı, herkes biliyor. Sağ olmadığını biliyoruz, en azından mezarını istiyoruz” dedi.

    “Çocuklarımız büyüdü, torunlarımız oldu. Şimdi onlar devraldı mücadeleyi. Failler belli, ortada geziyorlar. Devlet de biliyor” diyen Sultan Taşkaya, eşinin mezarını bulana kadar ve sorumlular yargılanana kadar mücadeleyi sürdüreceklerini kaydetti.

    25 yıl boyunca Galatasaray’da oturduklarını ve tüm kayıp yakınlarıyla büyük bir aile olduklarını da vurgulayan Sultan Taşkaya, “Tek kayıp kalmayana kadar, mücadelemizden de Galatasaray’dan da vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ, MÜCADELEMİZ NESİLDEN NESİLE SÜRECEK”

    Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya, babası kaybedildikten sonra annesi ile birlikte geldiği Galatasaray Meydanı’nda büyüdü. Şimdi de kayıplar mücadelesini sürdürüyor.

    Babası kaybedildiğinde 7 yaşında olduğunu hatırlatan Serpil Taşkaya, ilk olarak Galatasaray’a babaannesiyle birlikte gittiğini anlattı.

    “Daha sonra annem ve babamı bulacağıma yönelik artan umudumla birlikte ben de bu mücadeleye dahil oldum” diyen Taşkaya, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın talebimizi yıllardır yükseltiyoruz. Tüm kayıplarımızın akıbeti belli olana ve failleri yargılanana kadar bu mücadele nesilden nesile devam edecek. Herkes için adalet arayışımdan, 25 yıl önce çocuk olarak geldiğim, bugün de çocuklarımla sürdürdüğüm kayıplar mücadelemizin mekanı Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    Haftanın açıklamasını da Hüseyin Taşkaya’nın Galatasaray’da büyüyen torunu Helin Taşkaya okudu.

    Gözaltında kaybedilen insanlar için hakikat ve adalet arayışının 820. haftasında olduklarını söyleyen Taşkaya, “Kaç yıl geçerse geçsin devlet, gözaltında kaybedilen insanlarımızın  akıbetleriyle ilgili, yakınlarına bilgi vermek, bedenlerinin nerede olduğunu tespit etmek ve adaleti sağlamakla yükümlüdür” ifadelerine yer verdi.

    Ancak devletin bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini kaydeden Taşkaya, Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilişinin 27. yılında bir kez daha iktidarı ve adli makamları göreve çağırarak, “Hüseyin Taşkaya dosyasındaki inkara ve cezasızlığa son verin. Etkin soruşturma ve kovuşturma yaparak Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini açıklayın. Onun gözaltında kaybedilmesine neden olanları adil bir biçimde cezalandırın” çağrısında bulundu.

    Taşkaya, tüm kayıplar için adalet istemekten de, 121 haftadır kayıp yakınlarına yasaklanan, kayıplarla buluşma mekanı Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    NE OLMUŞTU?
    42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya Siverek’te yaşıyordu. 12 Eylül döneminde beş yıl hapiste kaldı. Hapishaneden çıktıktan sonra inşaat işine girdi. 90’lı yılların başında Siverek’te varlıklı bir müteahhit oldu.

    O dönem tamamen Bucak Aşireti’nin hâkimiyetinde olan Siverek’te ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. Bu durum devletin Susurluk Raporu’nda  “aşiretin silahlı mensuplarının ‘devlet içinde devlet’ görünümünde oldukları”  şeklinde yer aldı.

    Çevresinde sözüne itibar edilen Hüseyin Taşkaya, bu ihlalleri eleştirdiği için güvenlik güçlerinin ve Bucak Aşireti’nin hedefindeydi. Adının ölüm listesinde olduğu duyumları gelmeye başlayınca evini İstanbul’a taşıdı. Kendisi de kalan işlerini toparlamak üzere  amcasının evinde kalmaya başladı.

    Hüseyin Taşkaya, 6 Aralık 1993 tarihinde Siverek Bağlar Mahallesi’ndeki amcasının evinden askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular tarafından gözaltına alındı. Gözaltı işlemini gerçekleştiren 30 araçlık konvoya Siverek Jandarma Karakol Komutanı Üsteğmen Ahmet Şentürk komuta ediyordu.

    Ailesi Hüseyin Taşkaya’yı sormak için hemen jandarmaya, emniyete, savcılığa ve valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer, gözaltı işleminden kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet  ise “Bizde yok Sedat Bucak’a sorun” dedi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak da ” Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.” dedi.

    Oğlundan haber alma umuduyla Siverek Emniyeti’ne giden Fatime Taşkaya’ya emniyette “Bir daha bize gelmeyin. Diğer oğullarınla birlikte burayı terk edin, yoksa onlar da kaybolur” denildi. Urfa Valisi Ziyaeddin Akbulut’la görüşen aile, Hüseyin Taşkaya’nın bulunmasını istedi. Gözaltına alındığı inkar edilen Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Olayı soruşturmak, suçu ve suçluyu açığa çıkarmakla görevli Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı, Hüseyin Taşkaya’nın gözaltına alınmasını ailenin soyut iddiası olarak değerlendirdi. Yapılan suç duyursunu soruşturmaya yer olmadığı  kararı ile kapattı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Cumartesi Anneleri 741. haftasında: Adalet dar sokaklarda olmuyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 741. haftasında: Adalet dar sokaklarda olmuyor-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 741’inci hafta oturumunda kayıp yakınları 12 Eylül darbesinin ardından Antep’te ev baskınında gözaltına alınan ve askeri mahkemedeki yargılamanın ardından idam edilen Veysel Güney için adalet talebiyle buluştu.

    Galatasaray Meydanı’ndaki eylem yasakları nedeniyle Çukurluçeşme Sokak’ta bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yoğun polis ablukası altında bir araya gelen kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıdı.

    Cumartesi Annelerine Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Oya Ersoy, Zeynel Özen ve Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖDP) Başkanlar Kurulu’ndan Alper Taş da destek verdi.

    “TÜRKİYE DERİN BİR HUKUK VE DEMOKRASİ KRİZİ YAŞIYOR”

    Haftanın basın açıklamasını Cumartesi Annelerinden kayıp yakını Serpil Taşkaya okudu. “AKP iktidarının yürüttüğü politikalar sonucunda Türkiye, derin bir hukuk ve demokrasi krizi yaşıyor” diyerek sözlerine başlayan Taşkaya, Türkiye’de iktidarlar değişse bile toplumsal travmalara yol açan yaygın insan hakları ihlalleri ve cezasızlığın devam ettiğini söyledi.

    “GEREKLİ ADIMLARI ATMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Taşkaya, “Bu hafta iktidardan iktidara devreden bir hukuksuzluk, kuşaktan kuşağa devam eden bir mücadele dosyası ile kamuoyunun karşısındayız. Bugün Veysel Güney’i unutmadık diyerek buluştuk. Devleti yönetenleri 12 Eylül’ün suçlarını ve suçlularını korumaktan vazgeçerek Veysel Güney’in 38 yıldır gizlenen mezar yerinin tespit edilmesi için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz. Oğluna kavuşmaya ömrü yetmeyen Zeynep Güney’in bıraktığı yerden Veysel’i arama ve faillerini tarihin lanetliler sayfasına kaydetme mücadelemizi sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.” diye konuştu.

    “SORUMLULAR YARGILANSIN”

    “Veysel’in idamından ve kaybedilmesinden; başta Kenan Evren olmak üzere, 12 Eylül’ün tüm asker ve sivil unsurları, Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı General Şahabettin Balkan, Veysel’in bedenini tutanakla teslim alan Yüzbaşı Burhan Erdem sorumludur” diyen Taşkaya, “Veysel Güney’in idamı ve bedeninin kaybedilmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur ve zaman aşımına tabi değildir. Adli makamları; etkili bir soruşturma ve kovuşturma yaparak, Veysel Güney’in idamı ve kaybedilmesi ile ilgili karar alma ve uygulama mekanizmalarında yer almış tüm devlet görevlilerinin cezalandırılmasını sağlayacak hukuki bir süreci başlatmaya çağırıyoruz” dedi.

    “DEMOKRASİ DAR SOKAKLARDA OLMUYOR”

    Taşkaya’nın ardından gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız konuştu. Yıldız, “Kayıplarımızı ve toprağa verdiğimiz arkadaşlarımızın önlerinde saygı ile eğiliyorum. Geçen hafta bir paket açıldı. Demokrasi, ‘herkes kendisini özgür ifade edebilir’ diyorlardı. Biz de dedik ki ‘Galatasaray Meydanı açılır. Biz de sesimizi duyururuz’ dedik. Ne yazık ki demokrasi böyle dar sokaklarda olmuyor. Galatasaray Lisesi önünde ve burada olan bize emek veren tüm insanları en içten duygularımla selamlıyorum. Ben herhangi bir siyasi partiye üye değilim. Biz adalet aradığımız için nerede bir adalet konuşulacak hak arama varsa onları takip ediyoruz. ‘Kardeşim’ diyorlar ‘burada Diyarbakırlılar var.’ Bunlar neden sizin kardeşiniz değiller? Zaten onların kardeşliği ile bizim kardeşliğimiz arasında dağlar var” dedi.

    “ACI VE YAS İÇİNDEYİZ”

    “Bayramların gelip geçtiğini herkesin öyle ya da böyle bayram ettiğini kendilerinin ise acı ve yas içinde olduğunu kaydeden Yıldız, “Gözlerimiz yollarda ya devletten ya hükümetten bir ses duyarız diye bekliyoruz ne yazık ki biz bayramları bayram gibi yaşamıyoruz. Biz intikam peşinde değiliz. Bizim ne aradığımızı herkes iyi biliyor, devlet de iyi biliyor. Ama ne yazık ki bu zulmü yaşatmaya devam ediyor. Galatasaray Lisesi önünden vazgeçmeyeceğiz. Eğer demokrasiden özgürlükten bahsediliyorsa bizim alanımızı açsınlar bizim sesimizi duyursunlar. Halka sesleniyorum bizim yanımızda olun bizim sesimizi duyun.” dedi.

    “BİZE BU ACILARI YAŞATANLAR YARGILANSIN”

    Yıldız’ın ardından Veysel Güney’in ailesi adına Doğan Güney söz aldı. Güney şunları söyledi:

    “Bundan tam 38 yıl önce amcam adaletsiz ve suçsuz bir şekilde devlet tarafından katledildi. Ve bir anneyi ve evladının mezarına muhtaç hala getirdiler. Bundan 38 yıl önce annemin acısı hiç bir şekilde dinmedi. Burada Galatasaray Lisesi’nde ilk ağıtlarını yaktı, sesini duyurdu. Son nefesine kadar da kendi mezarına evladının eşyalarıyla gömülmekti isteği. Bir anneyi bu ıstırapla 31 yıl yaşattılar. Bütün Cumartesi Anneleri bu şekilde yaşadı. Bizler tüm kayıpların bulunmasını faillerin adalet önüne çıkarılmasını istiyoruz. Bizlere bu acıları yaşatanların varsa adalet önünde yargılanmalarını istiyoruz.”

    Konuşmaların ardından Evrensel Gazetesinin 25. yılı olduğu hatırlatıldı. Bu nedenle de Cumartesi Anneleri, karanfillerini Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer’e verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri yasaklı olan eylemlerinin 715’inci haftasında Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu; Galatasay Meydanı ısrarından vazgeçmeyeceklerini belirtti.

    İstanbul Taksim’de Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirilmesi 700’üncü haftadan bu yana yasaklanan Cumartesi Anneleri’nin basın açıklaması, bu hafta da İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi önünde yapıldı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Zeytinburnu Belediyesindeki işinden çıkarıldığı için eylem yapan Kenan Güngördü katılarak Cumartesi Anneleri’ne destek verdi.

    Eylemde bu hafta 6 Aralık 1993’de bu yana haber alınamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti soruldu.

    Cumartesi Anneleri adına açıklamayı Şehriban Taşkaya okudu.

    “GALATASARAY MEYDANI ENGELLEMESİ ANAYASAYA AYKIRI”

    Açıklamada, 15 haftadır Galatasay Meydanı’nda açıklama yapmalarına izin verilmediği vurgulanarak şu ifadelere yer verildi:

    “15 haftadır ısrarla söylüyoruz; bu engellemeler Anayasa’ya, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Bu engellemeler temel hak ve özgürlüklerimizin özüne ve demokratik değerlere yapılmış bir saldırıdır.”

    “AİLESİNE ‘SEDAT BUCAK’A SORUN’ DENİLDİ”

    Açıklamada devamla, Taşkaya’ya ilişkin süreç şöyle anlatıldı:

    “6 Aralık 1993 tarihinde askerler, polisler, Bucak aşiretine mensup korucular otuz araçlık konvoyla, Urfa’nın Siverek ilçesi Bağlar mahallesindeki Mehmet Taşkaya’nın evine baskın yaptı. Üsteğmen Ahmet Şentürk’ün yönettiği baskında Hüseyin Taşkaya gözaltına alındı.

    Hüseyin Taşkaya’yı  sormak için  emniyete, savcılığa, valiliğe giden ailesine ‘Sedat Bucak’a sorun.’ denildi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucu başı Sedat Bucak da ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.’ dedi.

    Oğlundan haber alma umuduyla  Siverek Emniyet’ine giden Fatime Taşkaya’ya ‘Bir daha bize gelmeyin. Diğer oğullarınla birlikte burayı terk edin, yoksa onlar da kaybolur.’ denildi.

    Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.”

    Taşkaya’nın annesi Fadime Taşkaya’nın 17 Ekim 2015’de oğlunun durumuyla ilgili haber alamadan hayatını kaybettiği belirtilen açıklama, şu ifadelerle son buldu:

    “Hakikat ve adalet talebimiz gerçekleşinceye kadar kayıplarımızı aramaktan ve kayıplarımızla buluşma mekânımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz!”

    “ONLARDAN ALDIĞIMIZ MİRASI ASLA BIRAKMAYACAĞIZ”

    Açıklamanın ardından Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya ve kızı Serpil Taşkaya birer konuşma yaptı. Konuşmalarda Hüseyin Taşkaya’yı 25 yıldır aradıkları vurgulandı; kayıp yakınları olarak Galatasaray Meydanı konusunda ısrarlı oldukları ifade edildi.

    Son olarak konuşan Rıdvan Karakoç’un ağabeyi Hasan Karakoç, “Asiye annenin ikinci ölüm yıl dönümü dolasıyla birkaç kelime söylemek istedim.” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

    “Onlar bize Galatasaray’ı emanet ettiler. Onlar vahşetin, barbarlığın, katliamın karşısında dimdik onurlu bir şekilde durdular. 23 yıldır bu mücadeleyi sürdürdüler. Onlardan devraldığımız mirası asla bırakmayacağımızı ilan etmek istiyorum.”

    Haber-Fotoğraf: Eylem Babayiğit

  • Cumartesi Anneleri: Geçmişin hesabı verilmeden özgür ve adil bir gelecek olmaz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Geçmişin hesabı verilmeden özgür ve adil bir gelecek olmaz-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eyleminin 663. haftasında konuşan kayıp yakını Serpil Taşkaya, devletin öldürdüğü insanların kemiklerinden bile korktuğunu belirtti.

    Haberin Videosu Gelecek

    Cumartesi Anneleri eylemlerinin 663. haftasında 6 Aralık 1993’te Siverek’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya ve onu ararken hayatını kaybeden Fatime Taşkaya andı.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine kayıpların resimleri, Hüseyin Taşkaya’nın cezaevinde çocuklarına yazdığı mektuplar ve kırmızı karanfiller konuldu.

    Cumartesi Annesi Asiye Karakoç’un ölümünün 1. yılı nedeniyle ilk sözü oğlu Hasan Karakoç söz aldı. 22-23 yıllık mücadelelerinde bir arpa boyu yol alamadıklarını kaydeden Hasan Karakoç, Türkiye’de 22 yıldır feryat ettiklerini ancak yetkililerin kör, sağır ve dilsizi oynadıklarını belirtti. Dosyaların kozmik odalarda bekletildiğini söyleyen Hasan Karakoç, yıllar önce Berfo Ana’ya verilen sözleri hatırlatarak Türkiye’de adalete ilişkin hiçbir adım atılmadığını vurguladı.

    “DEVLET YÜZLEŞMEKTEN KORKUYOR”

    Ardından Taşkaya ailesi adına konuşan Serpil Taşkaya, cumartesi eylemlerine küçük bir aile ve insan hakları savunucularıyla başlarken yaşananların sadece kendilerinin başına geldiğini zannettiğini belirterek mücadelelerinin giderek büyüdüğünü ifade etti.

    Üzerinde ağlayabileceği bir mezarı olmasını istediklerini söyleyen Serpil Taşkaya, “Oysa devlet öldürdüğü insanların kemikleriyle bile yüzleşmekten korkuyor. Devlet şunu bilsin ki geçmişin hesabı verilmeden özgür ve adil bir gelecek olmaz” şeklinde konuştu.

    “VAY O DEVLERİN HALİNE”

    Arkasından söz alan Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya, babasının sistemin dayattığı asimilasyon politikalarını kabul etmediğini, her hareketiyle bunu insanlara anlattığını kaydetti. 1993 yılında gözaltına alındığı günden beri babasından haber alamadıklarını ifade eden Şerif Taşkaya, o dönemde dilekçe yazacak birini bile bulamadıklarını belirtti. Şerif Taşkaya “Bir memlekette savcı bir JİTEM komutanından bir korucudan emir alıyorsa vay o devlerin haline” dedi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına basın açıklamasını  gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın yeğeni Sürgün Taşkaya okudu.

    Taşkaya, “Uluslararası hukukta gözaltında kaybetme insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak nitelendirilir. Bu suçu işleyenlerin kişisel sorumlulukları yanında, suçun gerçekleşmesine izin veren yetkililer ile devletin de sorumlu olduğunu belirtir” dedi.

    “KAYBEDENLERE CEZADAN KURTULMA İMKANI VERİLDİ”

    Bu yüzden 663 haftadır Galatasaray’dan haykırdıklarını söyleyen Taşkaya, devletin gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etmesini, uluslararası hukuktan ve Anayasa’dan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesini istedi.

    Taşkaya, 24 yıl önce gözaltından kaybedilen 42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya’nın gözaltına alındığının kayıtlara geçirilmediğini, bugüne kadar akıbeti ve nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmediğini söyledi. Taşkaya, kaybedenlere ise suçlarını gizleme, izlerini örtme ve cezadan kurtulma imkanı verildiğini vurguladı.

    TÜM BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI

    Sürgün Taşkaya, Hüseyin Taşkaya dosyasına ilişin ise şu bilgileri verdi.

    “42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya Siverek’te yaşıyor ve müteahhitlik yapıyordu. 90’larda Siverek,  devletle ilişkisi Başbakanlık Teftiş Kurulu Raporunda da belgelenen Bucak Aşireti’nin hâkimiyetindeydi. Söz konusu raporda da belirtildiği gibi güvenlik güçleri yetkilerini adeta Bucak Aşireti’ne devretmişti.

    Hüseyin Taşkaya Siverek’teki ağır hak ihlallerini eleştirdiği için güvenlik güçlerinin ve Bucak Aşireti’nin hedefindeydi. Bu nedenle evini İstanbul’a taşıdı. Ailesini yerleştirdikten sonra yarım kalan işlerini tamamlayıp İstanbul’a dönmek üzere Siverek’e geldi ve amcası Mehmet Taşkaya’nın evinde yaşamaya başladı. Kısa bir süre sonra 6 Aralık 1993 tarihinde askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular otuz araçlık konvoyla, Siverek’in Bağlar Mahallesindeki Mehmet Taşkaya’nın evine baskın yaptı. Evde bulunan Hüseyin Taşkaya gözaltına alındı. Gözaltına direnen akrabaları ağır biçimde darp edildi.

    Ailesi Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa, valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer gözaltından kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet ve valilik ‘Sedat Bucak’a sorun’ dedi.  DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor’ dedi.  Ailenin tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.”

    KORUCUBAŞINDAN DÖNEMİN CUMHURBAŞKANI’NA KADAR

    Taşkaya, “Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesinden korucubaşı Sedat Bucak ile bazı korucular, Siverek Jandarma Karakol Komutanı Üstteğmen Ahmet Şentürk, Siverek kaymakamı Celalettin Yüksel, Urfa Jandarma Alay Komutanı Seral Saral, Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, Urfa Emniyet Müdürü Mehmet Cebe, Urfa Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü Mustafa Tekin, Urfa Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Fidanboy, Urfa Valisi Tevfik Ziyaeddin Akbulut, OHAL Valisi Ünal Erkan,  Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güneş, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakanı Tansu Çiller, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel sorumludur” dedi.

    Taşkaya, Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sorma ve onun kaybedilmesinde sorumluluğu olan herkesin yargılanmasını talep etmeye devam edeceklerini vurguladı. (HABER MERKEZİ)

  • Kayıp yakınları: Onlardan artan ömrümüzü, onların yaşaması ve yaşatılmasına adadık-VİDEO

    Kayıp yakınları: Onlardan artan ömrümüzü, onların yaşaması ve yaşatılmasına adadık-VİDEO

    PİRHA-Galatasaray Meydan’ında gözaltına alınarak kaybedilen insanların akıbetlerinin açığa çıkartılması, onları gözaltında kaybedenlerin yargılanarak hakkaniyete uygun cezalandırılması talebiyle bir araya gelen Cumartesi Anneleri 654. haftasında. Bu hafta da 22 yıldır kayıp olan Kerevan İrmez için bir araya geldiler. Kayıp Kerevan İrmez  dosyası avukatı ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Tek dileğim Kerevan İrmez’in kemiklerini bulup babasına vermektir. Ancak o zaman gözüm açık gitmez” dedi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve adalet aramak için her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Annelerinin eylemi 654. haftasında. ‘Failler belli kayıplar nerede’ pankartının üzerine Kerevan İrmez’in fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbent bırakıldı.

    “MEZARLARIMIZI BİLE KUTUPLAŞTIRIYORLAR”

    Eylemde ilk alan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu,”Tek dileğim Kerevani İrmez’in en azından kemiklerine ulaşıp babasına teslim etmektir. Ancak o zaman gözüm açık gitmez” dedi.

    Tutuklu HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk’un cenazesine yönelik gerçekleşen ırkçı-faşist saldırının faillerinin tahliye edildiği dün görülen duruşmadan bahsederek şunları söyledi:

    “İki hafta önce burada konuşmuştuk; mezar üzerinden nasıl bir nefret suçu işlendiğini, mezarlarımızı bile kutuplaştırıyorlar demiştik. Maalesef Türkiye’de adalet nefret suçlarına karşı çok hızlı işliyor ve dün bu berbat suçu işleyenler aramıza katıldı mahkemenin hızla verdiği tahliye kararı ile. Ne zaman dava açıldı, ne zaman iddianame kabul edildi, ne zaman karar verildi. Bu kadar hızlı işleyen başka bir yargılama yok herhalde. Biz bu vicdan meydanınsa hesap sormaya, vicdanlarımızda onları mahkum etmeye devam edeceğiz.”

    “SİZ CEMİL’İ KATLETTİNİZ AMA ÖLDÜREMEDİNİZ”

    Daha sonra söz alan gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise, “Bugün 7 Ekim yani kardeşim 37 yıl önce Kars’ta, bugün devletin gözetemindeydi. 26 yaşındaki kardeşimin de yaşamaya ihtiyacı vardı” diye konuştu. Devlete seslenen Kırbayır, “Cemil’in ölüsünü ne yaptınız? Siz Cemil’i katlettiniz ama öldüremediniz. Beni de 28 yaşımı 29 yaşına çıkaramadınız. Çünkü biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları onlardan artan ömrümüzü, onların yaşaması ve yaşatılmasına adadık” dedi.

    “YOL ORTASINDA İNSANLARI ÇIRILÇIPLAK SOYUYORLAR”

    Devletin hem sağır hem kör olduğunu söyleyen gözaltında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, biran önce OHAL’in kaldırılması çağrısında bulundu. Tosun, “Hükümetin ‘OHAL’in kime zararı var’ söylemine işaret etti ve ’22 yıldır bu meydanlarda OHAL kaldırılsın, kimse gözaltında kaybedilmesin’ diye mücadele verdik, bu meydanlardan bağırdık. Sizin görmediğinizi ben görüyorum. Yol ortasında insanları çırılçıplak soyuyorlar, bunu görmüyorsunuz. Ben artık kayıp yakını değilim, insan hakları savunucusuyum. Gözaltında kaybedilenlerin faili meçhul değil faili devlettir” dedi.

    “İNSANİ DUYGULAR TAŞIYAN BÖYLE BİR VAHŞET YAPAMAZ”

    Daha sonra Kerevan İrmez’in kızı Zozan İrmez’in gönderdiği mektup okundu. İrmez, mektubunda, “1990’ lı  yıllar… O  yıllar ki binlerce anne babanın kabusu, karanlığı olan, binlerce çocuğun hayallerini çalan ve binlerce eşi bu acımasız, adaletsiz hayatla tek başına mücadele etmek zorunda bırakan yıllardı” dedi. “Bir gün çıkıp gelecek ya da herhangi bir sokakta dolaşırken yanımdan geçecek ve o beni tanımazsa bile ben onu tanıyabileceğim diyorum” diyen İrmez, “Kör karanlık bir kuyuda mısın, orada öylece ölüme mi terk edildin ne tür işkenceler yapıldı kaç kurşun sıkıldı o tertemiz bedenine evet bunları düşünüyorum daha kötü şeylerde düşünüyorum ama anlatamıyorum. Bunları düşünürken içimdeki sesiz çığlıklar kulak zarımı patlatıyor. Sana bunu yapanlarıda düşünüyorum ayını zamanda. Onlarda evladını , babasını, eşini kaybettiklerinde bu duyguyu yaşayabiliyorlar mı acaba. Vicdanları sızlıyor mu geceleri rahat uyuyabiliyorlar mı? Zannetmiyorum baba. İnsani duygular taşıyan böyle bir vahşeti yapamaz sana ve senin gibi suçsuz insanlara” ifadelerine yer verdi.

    PANZERE BİNDİRİLEN İRMEZ’DEN BİR DAHA HABER ALINAMADI

    İrmez’in ardından basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Serbil Taşkaya okudu. Taşkaya, “19 Ekim 1995 tarihinde, gece saat 23 :00 civarında İrmez Ailesi’nin Silopi’deki evine askeri kamuflaj giysili, çoğu kar maskeli, silahlı kişilerce baskın yapıldı. Yatak kıyafeti ile gözaltına alınan Kerevan İrmez panzere bindirilerek götürüldü. Panzerin yanında zırhlı bir askeri araç ve bir  Beyaz  Toros da bulunuyordu” dedi.

    Sabah olunca Emine İrmez savcılığa, emniyet müdürlüğüne ve tümen komutanlığına giderek eşini evden götürenler hakkında şikayet dilekçesi verdiğine değinen Taşkaya, “Kerevan İrmez’den bir daha haber alınamadı. Olaydan haberdar olan resmi makamlar ailenin herhangi bir  şikayetini veya  soruşturmaya dahil olmalarını beklemeksizin derhal harekete geçme görevini yerine getirmedi. 22 yıl boyunca devletin yetkili makamları tarafından Kerevan İrmez’in akıbetini açığa çıkartacak inceleme ve araştırmalar yapılmadı. Kerevan İrmez’in gözaltında kaybedilmesi ile ilgili tüm sorumluların tespit edilip, cezalandırılmalarını sağlayacak etkin bir soruşturma yürütülmedi” ifadelerine yer verdi. (HABER MERKEZİ)