Etiket: SES Mersin Şubesi

  • Komşu Anne projesine tepki: Kadını eve hapseden, çocuğu riske atan bir model- VİDEO

    Komşu Anne projesine tepki: Kadını eve hapseden, çocuğu riske atan bir model- VİDEO

    PİRHA- SES Mersin Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, ‘Komşu Anne’ projesini “Kadını eve hapseden, çocukları denetimsiz ortamlara mahkum eden” bir model olarak değerlendirdi. Başkavak, “Çocuk bakımı devletin sorumluluğundadır” diyerek, kamusal ve nitelikli kreş talebini yineledi.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından İstanbul, Ankara ve İzmir’de pilot olarak hayata geçirilen “Komşu Anne” projesiyle, belirli eğitimlerden geçirilmiş kadınlar evlerini küçük çocuklar için bakım alanına dönüştürüyor. Her “komşu anne”, kendi evinde beş çocuğa kadar bakım hizmeti sunabiliyor. Ancak proje, özellikle kadın örgütleri, sendikalar ve çocuk hakları savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı. En temel eleştiri, çocukların güvenliğinin ve gelişim ihtiyaçlarının ev ortamında yeterince karşılanamayacağı, kadınların ise istihdam adı altında yeniden eve hapsedilmesi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şube Eşbaşkanı ve KESK Dönem Sözcüsü Sevgi Başkavak, Komşu Anne Projesi’ne ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KADINLAR YENİDEN EVE HAPSEDİLİYOR”

    Sevgi Başkavak, projenin kadın istihdamını artırmak gibi bir amaca hizmet etmediğini, tam tersine kadınları daha fazla eve kapattığını belirterek, “Kadınlar zaten evin içinde hapsedilmiş durumda. Bu projeyle, sözde istihdam adı altında tekrar evin içine hapsediliyorlar. Yıllardır kadın istihdamının artırılması gerektiğini söylüyoruz ama yapılan tam tersi. Bu projeyle kadınlar sosyal hayattan, kamusal alandan uzaklaştırılıyor” dedi.

    Öte yandan Türkiye’de okul öncesi eğitim alanında mezun olmuş, ancak alanı dışında çalışan binlerce kişinin olduğunu ifade eden Başkavak, bu potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Komşu anne gibi denetimsiz projeler yerine, okul öncesi öğretmenliği mezunları istihdam edilsin. Bu kişiler eğitimini almış, mesleki bilgiye sahip bireyler. Marketlerde çalışmak zorunda kalıyorlar. Bu hem çocuklar için hem de istihdam politikaları açısından büyük bir kayıp” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUKLARIN GÜVENLİĞİ NASIL SAĞLANACAK”

    Başta çocuk güvenliği olmak üzere, birçok konuda ciddi soru işaretleri olduğuna dikkat çeken Başkavak, ailelerin projeye güven duymakta zorlandığını söyledi:

    “Çocuklarını bırakacak olan aileler, ‘Komşu anne kimdir? Adli sicil kaydı yeterli mi? Eve kim girip çıkacak, evde başka çocuk var mı, komşusu gelecek mi?’ gibi sorularla baş başa. Denetimler ne sıklıkla yapılacak, ne kadar şeffaf olacak? Bu belirsizliklerle insanlar çocuklarını nasıl güvenle teslim edebilir?” Çocukların gelişimi açısından önemli olan uyku düzeni, beslenme ve oyun gibi alanlarda da ev ortamının yetersiz kalacaktır. Kreşlerde uyku odaları, oyun alanları, parklar var. Bir ev ortamında beş çocuğun aynı anda uyuyabileceği, oyun oynayabileceği, yeterli beslenme alabileceği koşullar nasıl sağlanacak? Bir kadının beş çocuğa aynı anda ilgilenmesi mümkün değil. Bu, hem çocuklar hem de bakım veren kadın için ciddi bir yük.”

    “KREŞ AÇMAK DEVLETİN SORUMLULUĞUDUR”

    Sendika olarak yıllardır her işyerine kreş açılması talebinde bulunduklarını hatırlatan Başkavak, özellikle sağlık çalışanlarının 24 saat açık kreş ihtiyacını dile getirerek, “Çocuk bakımı devletin asli sorumluluğudur. Kreşlerin bilimsel temelli, nitelikli personel ile donatılmış, 7/24 açık ve herkesin erişimine açık olması gerekiyor. Özellikle sağlık emekçileri gibi nöbetli çalışanlar için gece açık kreşler büyük ihtiyaç. Bu projeyle geçici ve riskli çözümler üretiliyor, oysa ihtiyaç duyulan kalıcı ve kamusal çözümler” diye konuştu.

    Son olarak tüm kadınlara çağrıda bulunan Başkavak, kamusal, ücretsiz ve 7/24 açık kreşler için birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yaptı:

    “Çocuklarının güvenliğini düşünen, eşit ve özgür bir yaşam isteyen tüm kadınları, ücretsiz kreş hakkı mücadelesinde birleşmeye çağırıyoruz. Kadınlar birlikte örgütlenirse bu hakkı kazanabiliriz. Biz SES olarak bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Birleşerek kazanırız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Mersin’de, katledilen Dr. Melek Bağçe için açıklama: İktidar şiddeti körüklüyor-VİDEO

    Mersin’de, katledilen Dr. Melek Bağçe için açıklama: İktidar şiddeti körüklüyor-VİDEO

    PİRHA-Alanya 5 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde (ASM) boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Dr. Melek Bağçe’ye dair Mersin Tabip Odası ve SES Mersin Şubesi, basın açıklaması yaptı. Açıklamada, şiddeti meşrulaştıran, körükleyen iktidarın; başta kadınlar, çocuklar, gençler, LGBTİ+lar olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde baskı, sindirme ve korku iklimi yaratmak amacıyla sürdürdüğüne dikkat çekildi.

    Mersin Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şubesi, geçtiğimiz günlerde Alanya 5 No’lu Aile Sağlık Merkezi’nde (ASM) boşanma aşamasındaki erkek tarafından öldürülen Dr. Melek Bağçe’ye dair basın açıklaması yaptı. Eğitim-Sen Mersin Şubesi’nde yapılan açıklamaya demokratik kitle örgütü temsilcileri destek verdi.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan Dr. Reyhangül Baloğlu, Bağçe’nin katledilmesinin bir ilk olmadığının altını çizerek, “Şiddeti meşrulaştıran, körükleyen, hatta sürekli olarak yeniden üreten iktidar ve siyaset dili, başta kadınlar, çocuklar, gençler, LGBTİ+lar olmak üzere toplumun bütün kesimlerinde baskı, sindirme ve korku iklimi yaratmak amacıyla sürdürülmektedir. Dozu giderek artan bu şiddet söylemi, insan ve doğa haklarını hiçe sayan güvenlikçi-militarist-neoliberal politikalarla güçlendirilmektedir” diye konuştu.

    Kadını ve kazanılmış haklarını yok sayan, sahiplenilmesi gereken bir mal gibi gören kadın düşmanı erkek egemen politikalar, alınmayan koruyucu önlemler, işletilmeyen düzenleyici mekanizmalar ve cezasızlık politikaların hayatın her alanını kuşatmaya devam ettiğini vurgulayan Reyhangül Baloğlu, “Bizler biliyoruz ki; kadın cinayetleri politiktir ve bütün kadın cinayetlerinde olduğu gibi kız kardeşimiz Dr. Melek Bağçe’yi yaşamdan koparan fail yalnızca boşanma aşamasında olduğu erkek değil, bu kadın düşmanı politikalardır” şeklinde konuştu.

    İktidarın sağlık çalışanlarının “Sağlıkta şiddete son” çığlıkları duymadığını dile getiren Reyhangül Baloğlu, şunları aktardı:

    “Sağlığın ve yaşamın korunması için hizmet üretilen ve güvenli olması gereken sağlık kurumları, günümüzde eli silahlı erkek faillerin kolayca girip çıktığı, özellikle kadın sağlık çalışanlarına yönelik tacizden cinayete her tür şiddet eylemini gerçekleştirebildiği ortamlara dönüşmüştür. Meslektaşımız Dr. Melek Bağçe’nin çalıştığı Damlataş Aile Sağlığı Merkezi’nde katledilmesine yol açan, şiddete açık olan ve şiddete karşı gerekli önlemlerin alınmadığı bu güvenli olmayan çalışma ortamlarıdır.

    Bir kadını daha kaybetmemek için yaşamdan, sağlıktan, özgürlükten yana ve meslekten bir kişi daha eksilmemek için kadına yönelik her türlü şiddete karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. İnsan haklarına ve onuruna yaraşır, şiddete karşı güvenli çalışma ortamlarını talep etmekten ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de sağlık çalışanları: Öfkeliyiz çünkü tükendik, çünkü ölüyoruz-VİDEO

    Mersin’de sağlık çalışanları: Öfkeliyiz çünkü tükendik, çünkü ölüyoruz-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de ise Tabip Odası ve SES Mersin Şubesi, “Artık yeter ölümleri durdurun. Yaşamak istiyoruz” sloganıyla Mersin Şehir Hastanesi T1 Kule Poliklinikleri önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada konuşan Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen,  “Her gün açıkladığınız sayıların her biri bir candı; anneydi, babaydı, çocuktu, eşti, dosttu. Bu canlarımızı sizin yanlış pandemi yönetiminiz nedeniyle kaybettik. Bu ölümlerin önemli bir bölümü önlenebilir ölümlerdi ve siz önlemediniz, önleyemediniz. En temel hakkımız olan ‘yaşam hakkımızı’ ihlal ettiniz. Artık yeter daha fazla eksilmek istemiyoruz. Bizler yaşamak, yaşatmak istiyoruz”  diye konuştu.

    “SAĞLIK ÇALIŞANLARININ HESABINI KİM VERECEK”

    Antmen ölümlerden iktidarın sorumlu olduğunu belirterek, “Geldiğimiz noktada maalesef haklı çıkmanın üzüntüsünü yaşıyoruz. Ekonomik ve siyasi kaygılarla aldığınız kararlardan dolayı yitirdiğimiz binlerce canın, yüzlerce sağlık çalışanının hesabını kim verecek?” diye sordu.

    Sağlık çalışanlarının her zamankinden daha ağır koşullarda, korunmasız bir şekilde çalıştığına dikkat çeken Antmen, “Yarattığınız bu kaos yurttaşlarımıza sağlık sorunu, sağlık çalışanlarına da şiddet olarak döndü. ‘Aşının bizler için bir hak, sizler için bir ödev’ olduğunu söyledik ama siz ödevinizi yapmadınız. Salgın yönetiminde aklı, bilimi ve bizleri dinleyin” ifadelerini kullandı.

    “ÇIKARLARINIZI DEĞİL BİİZM VE HALKIN SAĞLIĞINI ÖNCELEYİN”
    Sağlık çalışanlarının her zamankinden daha ağır koşullarda, korunmasız bir şekilde çalıştığını ifade eden Antmen
    Kovid-19’un sağlık çalışanları için meslek hastalığı sayılması gerektiğini hatırlattı.
    Antmen ,”2020 yılını geride bıraktığımız bu günlerde sizleri tekrar ve daha güçlü uyarıyoruz. Ekonomik çıkarları ve siyasi kaygılarınızı değil halkımızın ve bizlerin sağlığını önceleyin. Salgın yönetiminde aklı, bilimi ve bizleri dinleyin. Önlenebilir her ölümün sorumlusu sizsiniz. Yaşam hakkımızın ihlaline karşı sessiz kalmayacağız. Sağlık çalışanlarını ve vatandaşlarımızı kaybettiğimiz, yanlış sağlık politikaları sonucu ölümlerle ve tükenmişlikle geçen bir yılı geride bırakıyoruz ama tükenmememiz için, ölmememiz için yılın değil sizin zihniyetinizin değişmesi gerektiğini biliyoruz. Sağlık emek, meslek örgütleri ve tüm sağlık çalışanları adına, size artık yeter daha fazla eksilmek istemiyoruz diyoruz. Bizler yaşamak, yaşatmak istiyoruz” diye kaydetti.

    PİRHA/MERSİN 

  • Mersin’de sağlıkçılardan ortak açıklama: Alkışlar 3 gün, ölümler sürekli-VİDEO

    Mersin’de sağlıkçılardan ortak açıklama: Alkışlar 3 gün, ölümler sürekli-VİDEO

    PİRHA- Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, sağlık emekçileri adına yaptığı açıklamada, sağlık emekçilerinin asıl talebinin üç ay sürecek adaletsiz ek ödeme değil, güvenceli çalışma ve güvenli gelecek için, insanca yaşam için temel ücret artışı olduğunu ifade etti.

    Haberin videosu;

    Mersin Tabip Odası, Ses Mersin Şubesi, Mahder, Birlik Dayanışma Sendikası, Özgür Çocuk Park’ında ortak bir açıklama yaparak, pandemi sürecini ve sağlık emekçilerin yaşadığı sıkıntıları paylaştı.

    Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen tarafından yapılan açıklamada, dünya genelinde 18 milyon vaka ve 700 bin, Türkiye genelinde ise 230 bin vaka ve 5 bini aşan ölümün yaşandığına dikkat çekilerek, “Bu salgında sağlık çalışanlarının gösterdiği özveriyi, çalışma azmini ve canlarını ortaya koyarak bu pandemi ile mücadelelerini görmemek, emeklerinin karşılığını vermemek, özlük ve ekonomik haklarını gasp etmek iktidar ve Sağlık Bakanlığının bir alışkanlığı oldu” dedi.

    “YANLIŞ UYGULAMALARIN SONUCU 26’SI DOKTOR 52 SAĞLIK ÇALIŞANI YAŞAMINI KAYBETMİŞTİR”

    İktidar ve Sağlık Bakanlığı’nın erken ve hızlıca uygulamaya koyduğu normalleşme süreci ile vakaların hızlıca artmasına ve pandeminin kontrolden çıkma noktasına gelmesine neden olduğuna işaret eden Antmen, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu yanlış uygulamaların sonucu 26’sı doktor olmak üzere, 52 sağlık çalışanı yaşamını kaybetmiştir. Canları pahasına görev yapan sağlık çalışanlarının haklarını gasp etmek, en basit anlatımı ile çalışanlardan yana değil, sadece işverenden yana bir hükümet ile yönetildiğimizin çok açık bir göstergesidir. Pandemi sürecinde üç ay tavandan yapılacağı duyurulan ek ödemeler, tüm sağlık emekçilerini kapsayacak şekilde ve meslek grupları ve istihdam biçimleri arasında adaletsizliğe neden olmayacak şekilde ödenmesi gerekirken, bu ödeme çok adaletsiz bir şekilde gerçekleşmiştir. Tıp fakültesinde, Şehir Hastanesinde ve Toros Devlet Hastanesinde Haziran ayı için söz verilen ödemeler çok düşük miktarda yapılırken, Aile Sağlığı Merkezlerinde pandemi nedeniyle yapılacağı söylenen ek ödemeler söz verildiği halde yapılmamıştır.Bilim yuvası olması gereken Tıp Fakülteleri, sağlıkta dönüşüm programı ile bilim ve eğitime değil, performans üretmeye yönelik bir konuma zorlanmıştır. Asli görevi koruyucu hekimlik olan Aile Sağlığı Merkezleri, iş yoğunluğu ve personel eksikliği nedeniyle koruyucu hekimlik görevini tam anlamıyla yerine getirememektedir. Şehir ve Devlet hastaneleri sağlık hizmetine yönelik aşırı talep nedeniyle, hem angarya çalışmaya tabi tutulmakta hem de performans üretmedikleri gerekçesiyle hak ettikleri maaşları alamamaktadırlar.”

    “YORULAN VE YIPRANAN ÇALIŞANLARA UYGUN SÜRELERDE DİNLENEBİLME OLANAĞI SAĞLANMALI”

    Antmen, Sağlık emekçilerinin acil taleplerini sıraladı:

    “* Fiili Hizmet Süresi Zammı (yıpranma payı) sağlık ve sosyal hizmet işkolunda çalışan bütün emekçileri ve geçmiş çalışma sürelerini de kapsayacak şekilde 5 yıla 1 yıl olarak düzenlenmeli, salgın döneminden kaynaklı olarak artı 1 yıl yıpranma payı hakkımız verilmelidir.

    *Ek gösterge rakamlarının sağlık ve sosyal hizmet iş kolunda çalışan tüm emekçileri kapsayarak, en az 3600 ek gösterge olacak şekilde kademeli olarak yükseltilmelidir.

    *Covid-19 enfeksiyonu geçiren sağlık emekçisinin zararının tazmini için “mesleki risklere bağlı ortaya çıkan hastalık” olarak kabul edilip, iş kazası/meslek hastalığı olduğuna dair düzenlemeler derhal yapılmalıdır.

    *Tüm hastaneler ve Aile Sağlığı Merkezleri 1.basamaktan itibaren tamamen ücretsiz olmalı, kamusal hizmet vermeli, giderleri genel bütçeden karşılanmalıdır.

    *En düşük temel ücret yoksulluk sınırının üstünde olacak şekilde yükseltilmelidir. Döner Sermaye ve Performans gibi çalışanlar arasında adaletsizliklere ve iş barışını bozmaya neden olan ödemeler yerine, emekliliğe yansıyacak temel ücretlendirme esas alınmalıdır.

    *Acilen ihtiyacı karşılayacak kadar sağlık emekçisi ataması yapılmalı, yeni atamaların hepsi kadrolu, güvenceli olmalıdır. Yorulan ve yıpranan çalışanlara uygun sürelerde dinlenebilme olanağı sağlanmalıdır.”

    Sağlık örgütleri olarak, sağlık emekçilerinin asıl talebinin üç ay sürecek adaletsiz ek ödeme değil, güvenceli çalışma ve güvenli gelecek için, insanca yaşam için temel ücret artışı olduğunu ifade eden Antmen, “Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere Sağlık Müdürlüğü ve hastane idarelerinin de taleplerimizi duymalarını ve acilen çözüm üretmelerini, aksi taktirde sağlık emekçilerinin haklı talepleri için mücadeleyi yükselteceklerini kamuoyu ile paylaşıyoruz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

     

     

     

  • Mersin SES’ten açıklama: Sosyal hizmet herkese ücretsiz, eşit, anadilde ve nitelikli olmalı

    Mersin SES’ten açıklama: Sosyal hizmet herkese ücretsiz, eşit, anadilde ve nitelikli olmalı

    PİRHA –ünya Sosyal Hizmetler Günü nedeniyle Mersin SES Eş Başkanı Yılmaz Bozkurt  sendika binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamada, sosyal hizmetlerin ihtiyaç duyan herkese eşit, nitelikli ve anadilde ulaşabilmesi için politikaların üretilmesi gerektiği belirtildi.

    Dünya Sosyal Hizmet Günü’nde SES Mersin Şubesi açıklama yaparak taleplerini ifade etti. SES Mersin Şubesinde yapılan açıklamayı Şube Eş Başkanı Yılmaz Bozkurt okudu.

    Sosyal hizmetler alanında sorunların hem hizmet alanlar hemde emekçiler tarafından derinleştiği bir süreçten geçildiğinin belirtildiği açıklamada, “İzlenen ekonomik sosyal politikalar, buna eklenen ülkenin içinde bulunduğu ekonomik kriz, krizin sonuçları ve tüm politikalara yansıması sonucunda başta kadınların, çocukların, engellilerin, yaşlıların, yoksulların, mültecilerin, LGBTİ’lerin haklarının her zamankinden fazla korunmasına ihtiyaç duyulduğu bir zamandayız. Ne var ki mevcut politikalar bu korumayı sağlayabilmekten çok uzak durumdadır” denildi.

    “KAMUSAL HİZMET HERKESE EŞİT VERİLMELİ”

    Kamusal hizmetin kamu tarafından verilmesi gerekirken sosyal hizmetler özelleştirilip, özel kurumlara devredilmekte; bir yandan ise imzalanan protokollerle kamu bünyesindeki hizmetler de denetimsiz ve sınırsız bir şekilde kamu dışında birtakım dernek ve cemaatlere terk edildiği vurgulanan açıklamada, sosyal hizmetlerin ihtiyaç duyan herkese eşit, nitelikli ve anadilde ulaşabilmesi için politikaların üretilmesi gerektiği belirtildi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi;

    “Çocukların başta şiddet olmak üzere her türlü korunması önemli bir sorun olarak devam etmektedir. Oysa bugün çocuklar açısından karşı karşıya olduğumuz tablo, ihtiyaç duyulan koruma ortamını sağlamaktan çok uzakta olduğumuz bir tablodur. Çocukların korunmasından birinci derecede sorumlu olan AÇSHB’nin “çocuk algısı”nı, muhafazakârlığa, dine, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı ve ailenin çocuğun ihtiyaçlarından önemli olduğu düşüncesine yönelik faktörler belirlemekte, çocuğun gelişimsel ihtiyaç ve gereksinimleriyle bir “birey” olduğu göz ardı edilmektedir.

    Bu nedenle 18 yaş altı tüm bireylerin çocuk olduğu evrensel ilkesinin hatırlanılarak, tüm politikaları “çocuğun insan hakları” doğrultusunda geliştirilmelidir.

    “KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ SAĞLANMALI”

    Yine kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik alanda karşılaştıkları ayrımcılığı gidermek, kadına yönelik şiddetin önlenmesinden ve şiddete maruz kalan kadınların her düzeyde korunması sosyal hizmetlerin önemli alanlarından biridir. Ancak iktidarın ve Bakanlığın politikalarının toplamı kadını “birey” olmakta çıkarıp aile içine hapsedilmesine hizmet etmektedir. Bakanlık tarafından: kadının sadece aileyle değerli olduğu bakış açısından vazgeçilmeli; kadın birey olarak kabul edilmeli; cinsiyet eşitliği temel alınmalı; engelli, yaşlı ve çocuk bakımı konusunda devlet kendi sorumluluğunu yerine getirmeli, temel olarak kadını bakım ve hizmet “görevlerinden” kurtaran, kadını güçlendirecek politikalar oluşturulmalı; 6284 sayılı yasanın uygulamadaki sorunlar çözülmelidir.

    “SOSYAL HİZMET HAK OLMAKTAN ÇIKARTILMIŞ ‘LÜTUF’ HALİNE GETİRİLMİŞ”

    Sosyal yardımlar ülkemizde sosyal hizmetlerde önemli bir yer tutmaktadır. Sosyal hizmetlerin neredeyse yardımlara indirgendiği bir ortamda sosyal yardımlar yoksulluğun siyasal destek sağlamak amacıyla kullanıldığı, yardım alanları bağımlı hale getiren bir uygulamaya dönüşmüş durumdadır. Sosyal hizmet, bir hak olmaktan çıkartılmış, “yardım” ve “lütuf” haline getirilmiştir. Ekonomik krizle birlikte sosyal yardımlar ayrı bir sorun alanı olarak durmakta, sosyal yardımlar çeşitli gerekçelerle kesilmek istenmektedir. “sosyal yardım-istihdam ilişkisi” sağlanacağı iddiası ile ve reklamı ile hazırlanan yönetmelik ise yeni bir emek sömürüsü alanı açacak, sosyal yardımlara muhtaç durumda bırakılanların en ucuz, en güvencesiz iş gücü olarak çalıştırılmaya mahkum bırakılacağı bir uygulamaya zemin oluşturmaktadır.

    “MÜLTECİLERE İLİŞKİN POLİTİKALAR SORUNLU”

    Mülteciler ve göçmenlere ilişkin politikalar da oldukça sorunludur. Suriye’den gelen göçmenlere yönelik verilen hizmetlerde ırkçı, dinsel, ideolojik yaklaşımlar bulunmakta, bu hizmetler ayrıca iç ve dış siyasete malzeme olarak kullanılmaktadır. Bu anlayış halk içerisinde çatışmalar yaratmakta ve Suriyelilere sunulan hizmetlerle ilgili yanlış bilgilerin yarattığı etkiler sonucunda ötekileştirme ve ayrımcılık yaygınlaşmaktadır. Bakanlık, Suriye’den göç eden çocukların ihtiyaçlarını karşılamak yerine bu görevini protokollerle İHH başta olmak üzere birçok sivil yapılara ve sınırsız olarak devretmiştir.”

    Son olarak açıklamada, “Biz Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak Sosyal Hizmet Günü vesilesi ile sosyal hizmetler alanının ve çalışanların sorunlarının çözülmesini talep ediyor; sosyal hizmete ihtiyaç duyanlar için ayrımsız, kamusal, eşit, anadilinde hizmet sunulması için; sosyal hizmet emekçilerinin güvenceli, insanca yaşayacak bir ücrete ve insana yakışır çalışma koşullarına ve haklara ulaşması için mücadele etmeye devam edeceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)