Etiket: sevdilli köyü

  • İngiltere’den köyü Sevdilli’ye geldi, çiftçilik yapıyor: Yaşamı yeniden inşa ediyorum- VİDEO

    İngiltere’den köyü Sevdilli’ye geldi, çiftçilik yapıyor: Yaşamı yeniden inşa ediyorum- VİDEO

    PİRHA – İngiltere’den memleketi Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli köyüne yerleşip tarımla uğraşmaya başlayan Kemal Köker, yaşamı yeniden inşa ettiğini dile getirdi. Köker, “Bizim gayretimiz buraya yenilik katmak” dedi. Devletin hiçbir desteğini göremediklerini de belirten Köker, “Bizim arkadaşlardan ziraat mühendisleri var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, onlara bile devletin bir desteği yok” dedi.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli köyünde çiftçilik yapan Kemal Köker, yıllardır su gitmeyen Sevdilli köyü arazilerine İngiltere’de kazandığı paralarla su getirdiğini, gelen su ile beraber de tarıma başladığını PİRHA‘ya anlattı.

    Kendisine İngiltere’deki yaşantısını bırakıp geldiği için başlarda tepki gösterenlerin olduğunu söyleyen Köker, “Ben buradan giden insanların da nereye giderlerse gitsinler kendi topraklarına sevgileri olduğunu düşünerek bir gün tekrar geleceklerini düşünüyorum” diye konuştu.

    “İLK DEFA BURALARA SU DÖKÜP PANCAR EKTİK”

    Kemal Köker, tüm gayretlerinin Sevdilli’de bulunan araziye yenilik katmak olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “1995’te İngiltere’ye gittim. 2004’ten beri de arada bir geliyordum. Tarımda neyi yapıyorlar, biz neyi eksik yaptık ve nasıl modern bir şeyler yaparız, burayı nasıl değerlendiririz diye de sürekli aklımda canlandırıyordum. Ve orada bir şeyler öğrenip burada bir şeyler yapmaya çalıştım. Sonra geldik. Burada önce danacılıktan başladım. Sonra onu bırakıp arazi işine başladım. Arazinin susuz olduğunu gördük. Ne bir devletin desteği vardı, ne de insanların bir gayreti. Sevdilli köyünden 1300 metre öteden biz su getiriyoruz. İlk defa buralara su döküp pancar ektik. Bizim gayretimiz buraya yenilik katmak.”

    “İNSANLAR BURAYA BAKTIKLARINDA MEMNUN OLUYORLAR”

    Köker, insanların kuraklıktan dolayı ektikleri ürünlerin hiçbir karşılığını alamadıklarını söyleyerek, “Önceden buğday, nohut ekiliyordu. Şimdi iklim değişikliği ve kuraklıktan dolayı bir şey de olmuyordu. Yaptıkları emeğin karşılığı çıkmıyordu. Bu yörede artık sulu tarıma geçmek zorunlu oldu. Çünkü yağmurlar düzensiz yağmaya hatta hiç yağmamaya başladı. Ve insanlar ektiklerinin hiçbir zaman karşılığını alamadılar. Büyük zararlar ettiler. İnsanlar bırakıp gittiler, burası göç verdi. Şu an artık insanlar buraya baktıklarında memnun oluyorlar” diye konuştu.

    “ZİRAAT MÜHENDİSLERİNE BİLE DEVLET DESTEĞİ YOK”

    Köker, İngiltere’de kazandıkları para ile köye su ve ağaçlandırma yaptıklarını belirtti. Devletin hiçbir yardımını almadıklarını da söyleyen Köker, şöyle devam etti:

    “Biz kendimiz bütün masrafları yaptık. Bu masraflar buradaki insanların yapabileceği masraflar değil. Ben yurt dışından getirdiğim paralarla burayı yaptım. Devlet yöneticilerinin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın buraya el atması gerekirken hiçbir şey yapmıyorlar. Elbistan Türkiye’nin dördüncü ovası her tarafında devletin elinin olması gerekirken, yok. Devletin çoğu yerde eli yok. Bizim ülkenin tarıma, hayvancılığa, turizme önem vermesi gerekirken hiç önem verilmiyor. Biz insanlar, çiftçiler olarak kötüye gidiyoruz. Biz ülkemize, kendi topraklarımıza, insanlarımıza en iyi şekilde hizmet etmeye çalışırken diğer taraftan yöneticilerin hiçbir desteği olmadığı gibi bize en kötüsünü reva görüyorlar. Bizim arkadaşlardan ziraat mühendisleri var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar onlara bile devletin bir desteği yok.”

    “GÜZELLEŞTİRİRSEK DAHA ÇABUK GELECEKLER”

    Kendisine İngiltere’deki yaşantısını bırakıp geldiği için başlarda tepki gösterenlerin olduğunu söyleyen Kemal Köker, “Ben buradan giden insanların da nereye giderlerse gitsinler kendi topraklarına sevgileri olduğunu düşünerek bir gün tekrar geleceklerini düşünüyorum” diye konuştu. Köker, ‘insanlar, güzelleştirirsek daha çabuk gelecekler’ dedi.

    Kamil Murat DEMİR – Devrim FINDIK / MARAŞ

  • Maraş Katliamı’ndan 36 yıl sonra topraklarına dönerek yaşamı yeniden kurdu-VİDEO

    Maraş Katliamı’ndan 36 yıl sonra topraklarına dönerek yaşamı yeniden kurdu-VİDEO

    PİRHA- Maraş Katliamı sonrasında terk etmek zorunda kaldığı topraklara 36 yıl sonra ‘Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi’nin çağrısı ile dönen Haydar Şal, yaşadığı bölgeye hayat verdi. Şal, “Dağlara çıkarak 600 köke yakın ağaç aşıladım. 400 kök meşe fidesi diktim ve yine ilkbaharda 400 kök meşe fidesi dağıtacağım. Zor gitmelerin büyük dönüşleri olur. Bu tarihi bir adımdır ve topraklarımıza sahip çıkacağız. Bizim için gerçek olan topraklarımızdır” dedi. 

    Maraş Katliamı sonrası bölgede yaşayan çok sayıda insan, çeşitli kentlere ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmıştı. Katliam sonrası demografik yapısı değişen coğrafya insansızlaştırıldı.

    Yaşamı Yeniden ve Yerinde İnşa Hareketi, 5 Ekim 2019’da Maraş’ın Elbistan ilçesinin Yalıntaş (Axtil) Köyü Kocapınar mezrasında kadınların öncülüğünde 5000 badem ağacı dikerek çalışmalarına başladı.

    Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli Mahallesi’nde yaşayan Haydar Şal, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı 1986 yılında göç etmek zorunda kalıp, İstanbul’a yerleşmiş. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin çağrısıyla 36 yıl sonra geri döndüğü köyünde tarım ve arıcılıkla uğraşan Haydar Şal, tarihi bir adım attıklarını ifade ederek yaşamın yeniden inşasının ancak ve ancak kendi toprakları üzerinde olacağını kaydetti.

    ZOR OLAN GİDİŞLER VE BÜYÜK GERİ DÖNÜŞ

    Katliam sonrası bölgeyi 1986 yılında zorunlu olarak terk ettiklerini söyleyen Şal,  ‘zor gidişler’ olarak nitelendirdiği göçlerinin büyük bir dönüşle tersine döndüğünü vurgulayarak, şunları kaydetti:

    “Burası bizim atlarımızın yerleşim yeridir. Bu topraklar bizim için değerliydi. 40 seneye yakın İstanbul’daydım. Ama aklımız da, gönlümüz de hep toprağımızdaydı. Bizler buradan kolay değil zor gittik. İsteyerek topraklarımızı terk etmedik. Buradan giderken de bunun bilincindeydik. Zorla gönderildiğimiz topraklarımız gönlümüzde kaldı. Dönemin ekonomik koşulları ve siyasi konjonktürel yapısı buraları göçe zorladı. Ama buralardan asla vazgeçmedik. Taştır, çetindir, zordur ama bizlerin anıları var. Zor gitmelerin büyük dönüşleri olur. Bizim dönüşümüz de büyüktür ve büyük olacaktır. Bu tarihi bir adımdır ve topraklarımıza sahip çıkacağız.”

    YARIM ASIRDIR DEVAM EDEN MARAŞ KATLİAMI

    Maraş Katliamı ve devamında 1980 askeri darbesi ile bölgenin insansızlaştırılmasının hedeflendiğini dile getiren Şal, “Buradan göç ettirilmemiz katliamın bir devamıydı. Maraş’ta o dönem siyasi bir yükseliş vardı. Bu da bazı kesimleri rahatsız ediyordu. Bunların yuvaları daralıyordu. Halk haklının kim olduğunu anlıyordu. Bunun bilincinde Maraş Katliamı’nı yaptılar. Bu kıyımdan sonra insanımız artık rahatsız edildi. Bu bir devlet projesiydi. Amaç bölgenin insansızlaştırılmasıydı. Bunu da bir şekilde becerdiler. Bu yarım asırdır devam ediyor. Alevi-Kürt köylerinin hepsi buraları terk etmek zorunda kaldı” diye konuştu.

    GERİ DÖNÜŞ KARARI

    Şal, Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin çağrısıyla terk etmek zorunda kaldığı topraklara dönüş hikayesini şöyle anlattı:

    “Bu göçten sonra uzunca  bir süre buralara gelemedik. Ticaret ile uğraştım. Sonrasında turist gibi gelip gittik. Bizlerin geçmişi bu topraklardaydı. Yaşamın yeniden inşa hareketinin bu çalışaması bizler için bir fırsat oldu. Ne yapabiliriz diye konuştuk ve köye geri dönmeye karar verdik. Toprağa sahip çıkmayanın kökü olmaz. İlk geldiğimde evim yoktu ve bir seneyi çadırda geçirdim. Emek vererek gece gündüz çalıştım. Zor gidiş bizleri buraya büyük bağlamıştı. Sonrasında ise başardım. Bir amaç da bölgenin ekonomisini kalkındırmaktı. Bizler insanlarımızı kapitalizme muhtaç etmemeliyiz. Asıl kazandıran bu topraklardır.”

    400 MEŞE AĞACI DİKTİ, 600 AĞAÇ AŞILADI

    Başlattıkları ağaçlandırma çalışmaları kapsamında şimdiye dek 400 kök meşe fidanı diken Haydar Şal, bunun devam edeceğini sözlerine ekleyerek, “Buraya geldikten sonra bölgeye değişik bitkiler getirdim. İlk lavanta ektim. Bölgemizde olmayan ağaçları ektim. Dağlara çıkarak 600 köke yakın ağaç aşıladım. 400 kök meşe fidesi diktim ve yine ilkbaharda 400 kök meşe fidesi dağıtacağım. Bölgemizde olmayan çeşit çeşit ağaç diktim. Kim yardım isterse giderim onun ağacını da aşılarım. Domates, elma, kayısı, kuşburnu, kabak gibi birçok şeyin bir senelik kurutmalığını yaptım. Her hafta elde ettiğim ürünleri dostlarıma gönderiyorum” ifadelerini kullandı.

    “TARİHİ ADIM ATTIK, GERÇEK OLAN TOPRAKLARIMIZDIR”

    ‘Bizim attığımız adım tarihidir. Ölümsüz bir iş yapıyoruz’ diyen Şal, tüm Maraşlıları bu çalışmaya emek vererek büyütmeye çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “İnsanlar bu emeklerimizi takdir ettiler. Avrupa’dan insanlar bizlerle görüşmek için geldiler. Emek evlat gibidir. Toprak senin olursa ve üretirsen her attığın taş sırtına değse dahi yorulmazsın, anlamlıdır. Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’ni algılamak lazım. Ben dinledim ve onları algıladım. Bizler bir emek sarf ediyoruz. Burada maddiyat yok, bir gönüllülük var. Bölge insanımız bu çalışmaya katılsın. Emek verenler ölümsüzdür. Bizim attığımız adım tarihidir. Ölümsüz bir iş yapıyoruz. Yaşam yeniden inşa edilecek ise burada yani yerinde inşa edilecektir. Bizim için gerçek olan topraklarımızdır.”

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ

     

     

  • ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    ‘Alevi felsefesinde, sömürü, sevgisizlik, rızasızlık yoktur’-VİDEO

    PİRHA-Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi’nin panelinde konuşan Sinemilli Ocağı’ndan Pir Süleyman Deprem, “Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir” dedi.

    Yaşamı Yeniden İnşa Hareketi, Kahramanmaraş Elbistan’a bağlı Sevdilli ve Çevre Köyleri Yardımlaşma ve Kültür Derneği‘nin İstanbul Bahçelievler’de bulunan binasında “Bölgemizde yeni bir yaşamı inşa etmek mümkündür” başlıklı bir panel düzenledi.

    Araştırmacı, yazar Mehmet Kömür‘ün moderatörlüğünde gerçekleşen panelde Sinemilli Ocağı‘ndan Pir Süleyman Deprem, Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden ile maden mühendisi ve iş insanı Hasan Berkpınar konuşmacı olarak yer aldı. Panel kapsamında, insanların köylerine dönerek, ekolojik yaşamı ve üretimi yeniden yaratması tartışıldı.

    “SÜRGÜN EDEREK ALEVİLERİ YOK EDİYORLARDI, ŞİMDİ ALEVİLİĞİ YOK EDİYORLAR”

    Gülbeng ile konuşmasına başlayan Süleyman Deprem, Alevilerin köylerinden sürgün edilmesi ile inançlarına yönelik gerçekleştirilen saldırılara dikkat çekti. Deprem, şunları söyledi:

    “Her şeyin başı anadır. Yaşam, iki ananın var ettiğidir. Birisi kadın ana, insanlığın anası; birisi ise yaşamın anası, toprak anadır. Bu iki ananın varlığıdır cümle alemi, doğayı, canlıyı var eden. Alevilikte pirlik, emir-komuta makamı değildir. Pirlik, hizmet makamıdır. Pir, talibin hizmetkârıdır. Öğretmenidir, eğitmenidir, yol gösterenidir. Ama pir, talibin komutanı, emredeni değildir. Bu anlamda Alevilikte pirliğin yerini iyice öğrenmemiz gerekiyor. Dayanışma, rızalık esasına dayalı ortak yaşam toplumu olan Aleviliğin temel felsefesidir.

    İki soruyu kendimize sormamız gerekiyor. Biz Alevi miyiz? Neden Aleviyiz? Beş vakit namazımızı kılarız. AKP’ye de gider boyun bükeriz. Dolandırıcılık, hırsızlık da yaparız. Günümüzü gün ederiz. Zor bir şey mi? Ama biz niye Aleviyiz? Aleviyim demekle Alevi olamıyoruz. Alevice yaşamakla Alevi olabiliriz. Aleviliğin temel kurallarından birisi dört kapı kırk makamı özveriyle, rızalıkla ve ikrarla sahiplenebilmektir. Ama kendi topraklarımızdan savrulduk, sürgün edildik. Hiçbirimiz keyfimiz için İstanbul’a, Almanya’ya taşınmadık. Hepimiz saçma sürgünüyüz. Biz sürgün edildik.

    12 Eylül’de özellikle bu sürgün politikası kendi topraklarında yaşayan Alevilere gücü yetmeyen ve gelecekte yetmeyecek olan sistem, Alevileri kendi topraklarından sürgün ederek, önce Alevileri yok ediyorlardı sürgün ederek; şimdi Şiiler kanalıyla, IŞİD kanalıyla ve diğer gerici anlayışlarla Aleviliği yok etmeye başlıyorlar. Geçmiş yıllardan çok iyi biliyoruz ki; Şiiler dedi ki, “Ya siz Alevileri Sünnileştirin; ya da bize verin biz Şiileştirelim. Alevi olarak kalırlarsa eğer sömürmemize, ahlaksızlığımıza müsaade etmezler. Ortak dayanışma içerisinde insanlığı koruyarak, savunarak bizim insanlık üzerinden sömürü geliştirmemize müsaade etmezler. Özü bu.”

    “ALEVİLİĞİN YAŞAM FELSEFESİNDE SÖMÜRÜ, SEVGİSİZLİK, RIZASIZLIK YOKTUR”

    Deprem, özel mülkiyet kavramına da değinirken, “Özel mülkiyet insanlık toplumunda ortaya çıktığı gün dinlerle beraber devlet denilen baskıcı, ceberut sistemi oluşturdular. O güne kadar Alevice yaşayan toplumlar, ikrar ve ortak paylaşım doğrultusunda doğada su, hava, ateş ve toprak denilen çar anasını esas alarak, yaşam felsefesini oluşturmuşlardır. Bu çar anasına bağlı varoluş felsefesinde sömürü, sevgisizlik, izinsiz, rızasız lokma yemek yoktur. Eğer sömürü yoksa devlet olmaz. Savaş yoksa bir devlet ayakta durmaz” ifadelerini kullandı.

    “BU ÜLKE ERMENİLERİN, KÜRTLERİN, ALEVİLERİN MAL VARLIĞI ÜZERİNE KURULDU”

    “Bu ülke Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin ve Alevilerin mal varlığı üzerine kurulmuştur” diyen Deprem, “Herkes kendi malına sahip çıktığı zaman bu sömürü sistemi de ortadan kalkacaktır. Ama buna meydan vermemek için sürgün edecek, öldürecek, hapsedecek, yetmedi aramıza nifak sokacak, bizi birbirimizden uzaklaştıracak” şeklinde konuştu.

    “BİZ DOĞAYI ESAS ALIRIZ”

    “Topraklarımızla buluşmak zorundayız” diyen Deprem, son olarak şunları söyledi:

    “Biz doğayı, güneşi, toprağı, havayı, suyu esas alıyoruz. Bizde Hak vardır. Hacı Bektaş diyor ki; “Hararet nardadır sacda değil, keramet baştadır tacda değil, her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de Hac’da değil”. Eğer biz bu yolu takip ediyorsak; hala “İslam’ın özüyüz” diye ortada dolaşıp, birbirimizi izzetullaha havale ediyorsak; “Cami de bizim cemevi de” diyerek kendimizi kandırıyorsak, oturalım bir aynaya bakalım. Aynaya baktığında Ali’yi görüyorsan, aynada gördüğün sensin. Felsefemiz batıni bir anlayışla çözümlediğiniz zaman siz gerçeği görürsünüz. Her din bir inançtır ama her inanç bir din değildir. Marksizim de, Alevilik de, Ezidilik de bir inançtır, din değildir. Din de inanç da birer toplumsal projedir.”

    Yaşamı Yeniden İnşa Sözcüsü Ahmet Güden konuşmasını anadili olan Kürtçe olarak yaptı. Hasan Berkpınar ise bölgenin coğrafik önemine dikkat çekerek, topraklara dönüş çağrısında bulundu.

    Barış KOP / İSTANBUL