Etiket: sevil turgut

  • Cumartesi Anneleri Güçlükonak Katliamı için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Güçlükonak Katliamı için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1033’üncü haftasında 29 yıl önce katledilen 11 kişi için adalet istedi. Kayıp yakınları, sorumluların yargılanması çağrısı yaptı.

    Cumartesi Anneleri, 1033. Hafta Galatasaray buluşmasında, 29 yıl önce gözaltına alınan 11 kişinin minibüs içerisinde kurşunlanıp yakıldığı Güçlükonak Katliamı’nın faillerini sordu. Bedenleri kurşunlanıp yakılan 11 kişi adalet istedi. 1033. hafta basın açıklamasını Sevil Turgut okudu.

    “BEDENLERİ AİLELERİNE TESLİM EDİLMEDİ”

    Eylemde 15 Ocak 1996 tarihinde Basa ilçesinde gözaltındaki 11 kişinin bir minibüste kurşunlanıp, yakılması ve bedenlerinin ailelerine teslim edilmemesiyle sonuçlanan Güçlükonak Katliamını anmak için bir araya geldiklerini söyleyen Sevil Turgut, “Devletin kayıtlarına da geçen Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu’nun raporuna göre, askerler 10-12 Ocak 1996 tarihlerinde Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın yaptı. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç bu baskında evlerinden gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar, Taşkonak Jandarma Taburuna götürüldü. Ağır işkence gören altı köylü burada öldürüldü” dedi.

    “KATLEDİLENLER TOPLU HALDE GÖMÜLDÜ”

    “Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi, güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü” diyen Sevil Turgut sözlerine şöyle devam etti:

    “Jandarma, Mehmet Öner’i arayarak gözaltındakileri serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi ve korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburuna gitti. Yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerler, tanık bırakmamak için korucuları da öldürdü. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte, toplam 10 kişinin cansız bedeni minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı. Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Ardından minibüs önce silahla tarandı. Atılan roketler sonucu minibüsün içindeki 10 kişinin bedeni kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan sürücü Ramazan Nas da taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi, güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü.”

    “BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI”

    Defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulunulduğunu ancak bir sonuç alınamadığını belirten Sevil Turgut, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Minibüste bulunan silahlı beş korucunun üzerlerine açılan ateşe hiçbir biçimde karşılık vermemesi, sürücü dışında aracın içindekilerin kaçmaya çalışmaması, ağır hasar alan minibüse eşlik eden askerlerin ve askeri araçların zarar görmemesi, adeta yanarak kül olmuş kişilerin kimliklerinin sapasağlam kalması gibi pek çok çelişkili durum vardı. Resmi açıklamalara şüpheyle yaklaşan Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu heyeti, olay yerine gitti. Ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna, ‘Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır’ açıklamasında bulundu ve hazırladıkları raporla birlikte Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Heyet, defalarca savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak bir sonuç alınamadı. Bugüne kadar yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı”

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    1033.haftamızda, adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in, ‘olayı araştırınca arkasından devlet çıktı. JİTEM’in işiydi, söyleyemedik’ açıklamasıyla gündeme gelen Güçlükonak Katliamının hukuken suç olduğunu tespit etme, faillerin üzerindeki cezasızlık zırhını kaldırma ve toplumun yaşananları tüm açıklığı ile öğrenmesini sağlama görevinizi yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Güçlükonak’ta katledilen 11 insanımız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “29 YILDIR ADALET ARIYORUM AMA ADALET YOK”

    Açıklamanın ardından konuşan kayıp yakını Emine Erbek, “29 yıldır ben burada mücadele ediyorum. 29 yıldır adalet arıyorum ama adalet yok. Biz savaş istemiyoruz, bizim tek talebimiz adaletin sağlanması sorumluların cezalandırılması. Savaş ile hiçbir çözüm olmaz. Bizler savaşın son bulması için yıllardır mücadele ediyoruz. Tek talebimiz artık kan dönülmesin biz savaş istemiyoruz yeter artık” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 70 yaşındaki kanser hastası mahpus Mustafa Karatepe için acil tahliye çağrısı-VİDEO

    70 yaşındaki kanser hastası mahpus Mustafa Karatepe için acil tahliye çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin bu haftaki eyleminde Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta mahpus Mustafa Karatepe’nin durumuna dikkat çekildi. Kanser teşhisi konulan Karatepe’nin acil tahliye edilmesi çağrısı yinelendi. 

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için düzenledikleri eylemlerinin 532’inci haftasında da Ankara’nın Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.

    Eylemde, Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta tutuklu Mustafa Karatepe’nin durumuna dikkat çekildi. Eylemde konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Sevil Turgut, Karatepe’nin 70 yaşında olduğunu belirterek, zorla sevk edilmesi nedeniyle hastane randevularının 6 ay ertelendiğini ve bu nedenle sağlığının daha da kötüye gittiğini kaydetti.

    Turgut, Karatepe’ye Kırşehir Devlet Hastanesi’nde endoskopi yapıldığını ancak bir hastalığının olmadığı yönünde geri dönüş aldığını ancak başka bir doktorun ise “Acil tedavi olması gerekiyor” şeklinde tanı koyduğunu söyledi.

    KOLON KANSERİ TEŞHİSİ

    Karatepe’nin tanıda sonra tedavi için Ankara’ya sevk edildiğini ve yakın zamanda Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ne getirildiği aktaran Turgut, “Genel Cerrahi bölümüne yatışı yapıldı. Ancak 8 Kasım tarihinde ise taburcu edilerek tekrar Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Hapishanesine götürüldü. 7 Kasım tarihinde numune alınarak patoloji tetkikleri yapıldı ve 11 Kasım tarihinde ise kolon kanseri olduğu teşhisi konuldu. Daha önce de alınan patoloji numunesinde kanama başladığı için derine inilemedi ve aynı durum ikinci patoloji numune alma esnasında da yaşanmıştır” dedi.Karatepe’nin hastaneye sevk edilirken eşyalarını yanına alamadığına vurgu yapan Turgut, “Sincan’da da hasta olmasına rağmen tek başına tutuldu. Hapishanede misafir mahpus olmasından dolayı nevresim ve benzeri eşyalar verilmedi. Ayrıca yapılan avukat görüşlerinde ise; ‘Odada tek başında kaldığını, temizlik, yemek gibi temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamadığını bu nedenle kirli bir yerde kalmak zorunda olduğunu’ söyledi. Yine aynı görüşmede, ‘Verilen yemeklerin doktor raporunda belirtilen şekilde olmaması sebebiyle aç kaldığını, katı gıda tüketemediğini, odasında ketil gibi kendisinin yemek yapmasını sağlayacak gereçlerin de bulunmadığını’ söyledi. Avukatı, 2 gündür kurum doktorunun olmaması sebebiyle muayene olmadığını, hastaneye sevk edilmesi gerektiğini ancak jandarmanın araç yok, yeterli sayıda görevli yok gibi gerekçelerle hastaneye götürmediğini,  yalnız kalmanın kendisini çok zorladığını, eşyalarının Kırşehir’de kaldığını, gözlüğünün bile getiremediğini bu sebeple hiçbir şey okuyamadığını’ aktarmıştır” dedi.

    TEDAVİ YERİNE CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜ

    Kanser teşhisi ardından 18 Kasım’da tedavisine başlanacağının söylenmesine rağmen Karatepe’nin dün  Kırşehir S Tipi Cezaevi’ne geri götürüldüğünü belirten Turgut, “Hastalığı nedeniyle hızlı bir şekilde zayıflayan mahpus bu süreçte 76 kilodan 52 kiloya kadar inmiştir. 30 yılını tamamlamış Karatepe’nin 5 Ocak 2025’te tahliye olması gerekiyor. Acil bir şekilde tedavisine başlanması ve daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için de acil olarak tahliye edilmesini de talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ’82 yaşındaki ağır hasta mahpus Hüseyin Ortaç serbest bırakılsın’

    ’82 yaşındaki ağır hasta mahpus Hüseyin Ortaç serbest bırakılsın’

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 82 yaşındaki ağır hasta tutuklu Hüseyin Ortaç’ın, 2 yılda 4 cezaevine gönderildiğini belirterek, acil tahliye edilmesi gerektiği çağrısında bulundu.
    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla eylemlerinin 442’nci haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde basın açıklaması yaptı.
    “Tedavi haktır engellenemez, hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartının açıldığı eylemde, açıklamayı İHD Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut okudu.
    “DEPREM CEZAEVLERİNİ DE ETKİLEDİ” 
    Turgut, Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Hüseyin Ortaç’ın durumuna dikkat çekerek şunları dile getirdi:
    “Maraş merkezli gerçekleşen depremler ağır can kaybına ve yıkıma yol açtı. Depremin yarattığı ağır yıkım ve acı o bölgelerdeki hapishanelerde tutulan mahpusları ve ailelerini de etkilemiştir. Mahpus yakınları tarafından yapılan başvurularda ve görüşmelerde kimi mahpus ailelerinde can kayıpları ve yaralanmalar olduğu, evlerinin yıkıldığı öğrenilmiştir.”
    “KANTİN VE REVİR YOK”
    Deprem bölgesindeki cezaevlerinde kalan tutukluların Antalya, Samsun, Kırşehir, Ereğli, Kırıkkale, Tokat, Yozgat, Erzincan, Bodrum’daki cezaevlerine götürüldükleri bilgisini paylaşan Turgut, “Bu sevkler esnasında ve sevk edildikleri yerlerde mahpusların ailelerine ulaşmasında sıkıntılar yaşanmış, sevkler esnasında verilmeyen eşyalarının hala gönderilmediği öğrenilmiştir. Özellikle henüz açılmaya hazır olmayan hapishanelerde revir ve kantinin olmaması mahpusların yaşam koşullarını zorlaştırmaktadır. Bu hapishanelerde tutulan hasta mahpusların durumları, tedaviye erişimde yaşanacak sorunlardan kaynaklı olarak daha da riskli hale gelmiştir. Durumları ağır olan hasta mahpusların, tedaviye erişimleri daha kolay yerlere yerleştirilmemeleri anlaşılabilir değildir. Depremden etkilenen illerde bulunan ailelerin depremzede olması, evlerinin yıkılması yoksulluğu daha da derinleştirmiş ve mahpusların ihtiyaçlarını karşılama olanağından da yoksun hale gelmişlerdir. Bu mahpusların tüm ihtiyaçları mutlak surette idare tarafından karşılanmalıdır” dedi.
    “AİLEDEN UZAK OLMAK HAK İHLALİDİR” 
    Hasta tutuklu Hüseyin Ortaç’ın Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulduğunu aktaran Turgut, “Aslen Mardinli olan Hüseyin Ortaç, 2021 yılında Mardin Hapishanesi’ne konulmuş, oradan Rize/Kalkandere L Tipi Hapishanesi’ne götürülmüştür. Daha sonra buradan alınarak Erzurum/Dumlu 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hanesine götürülmüştür. Burada tek kişilik odada tutulmuş ve son olarak Erzurum H Tipi Kapalı Hapishanesi’ne götürülmüş, şu anda orada tutulmaktadır. İleri yaşta olan ve hasta olan mahpus 2 yıl süre içinde 4 hapishane arasında dolaştırılmıştır. Ailesi ve çocukları Adana’da ikamet eden Hüseyin Ortaç’ın bu kadar uzak hapishanelerde tutulması da ayrı bir hak ihlalidir” ifadelerini kullandı.
    “İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYOR”
    Ortaç’ın yaşının kimlikte 77, fakat gerçekte 82 olduğu bilgisini veren Turgut, son olarak şunları aktardı:
    Sağlık sorunları hapishanede kaldığı süre zarfında daha da ilerlemiştir. Bir gözünü çocukken kaybetmiştir. Bir bardak çay bile tutamayacak şekilde elleri titriyor ve bunun için muayene olmuş ancak hastalığının ismini dahi bilmiyor. Akciğerlerinde kitle tespit edilmiştir. Nefes almakta zorlanıyor ve çok öksürüyor. Parmakları sakat ve bunun için kemik testi istemesine rağmen bu yapılmamıştır. Hastalıklarından kaynaklı olarak haftada iki defa mutlaka doktora gitmek zorunda kalmaktadır. Şu anda 3 kişilik odada tutulan Hüseyin Ortaç, kendisine oda arkadaşlarının baktığını ve ihtiyaçlarını karşıladığını aktarmıştır. Ortaç’ın ilerlemiş olan yaşı, ağır hastalıkları ve kendine bakamayacak durumda olması göz önüne alınarak, bir an önce tahliyesi sağlanmalıdır. Bu süre içerisinde de ailesine yakın bir hapishaneye gönderilme talebi de karşılanmalıdır.
    PİRHA/ANKARA
  • Özge Özbek ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporuna rağmen serbest bırakılmıyor!

    Özge Özbek ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporuna rağmen serbest bırakılmıyor!

    PİRHA – Gebze Kadın Cezaevi’nde tutulan hasta tutuklu Özge Özbek, hastanenin “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen ATK tarafından tahliyesi engelleniyor. İhtiyaçlarını karşılayamayan Özbek için Ankara’da tahliye çağrısı yapıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla 427’nci hafta basın açıklaması için İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde bir araya geldi.
    “Tedavi haktır engellenemez ve hasta mahpuslar serbest bırakılsın” yazılı pankartın açıldığı eylemde, İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Sevil Turgut, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan hasta tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti.

    BİLİRKİŞİ RAPORLARINA RAĞMEN HAPİSHANEDE TUTULUYOR 

    Özbek’in üniversite öğrencisiyken hakkında açılan dava sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası verildiği bilgisini paylaşan Turgut, “Tutuklanmadan önce de Diyarbakır Valiliği’ne memur olarak atanıp sosyal hizmetler uzmanı olarak çalışmaktaydı. Beyninde tümör olması sebebiyle 27 Ekim 2020 tarihinde İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde açık beyin ameliyatı geçirmiş, hakkında yakalama kararı olması nedeniyle ameliyatının hemen ardından hastanede tutuklanmış ve Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna götürülmüştür. Durumunun ağır ve yeni ameliyat olması nedeniyle yapılan başvurular sonucunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 3 ay infaz erteleme kararı verilmiştir. 3 ay bittikten sonra infaz erteleme kararı yeniden uzatılmamış ve tekrar tutuklanarak Kocaeli Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülmüştür. Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 24 Aralık 2021 tarihli Sağlık Kurulu’nun ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporuna rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bu rapor kabul edilmemiş ve ‘Hapishanede kalabilir’ raporu verilerek, sağlık hakkı ihlal edilmiştir” diye anlattı.

    Özbek’in açık beyin ameliyatı geçirdiği sebebiyle temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirten Turgut, “Geçirmiş olduğu ameliyatın ağırlığı ve riski de dikkat alındığında ayrıca hijyen bir ortamda bulunması gerekmektedir. Beyninde birden fazla tümör bulunmakta ve tedavisi de devam etmekte,  ayrıca sonraki süreçlerde de tekrar ameliyat edilmesi gerekmektedir. Tüm bu durumlar raporlarında da yer almaktadır. Ayrıca epilepsi tanısı da konulmuştur” diye belirtti.

    “SÜREKLİ DOKTOR KONTROLÜ ALTINDA OLMASI GEREKİYOR”
    9 Haziran’da Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuru yapıldığını ancak “cezaevinde kalabilir” raporu verildiğini aktaran Turgut, “Oysa Özge Özbek, cezaevinde sürekli şiddetli baş ağrıları çekmekte, denge kaybı yaşamakta ve tümörlerin duyu organlarına baskı yaptığından kaynaklı işitme kaybı problemleri yaşadığını ifade etmiştir. Hastane MR raporlarında beyninde birden fazla tümör bulunduğu için sürekli kontrol altında olması gerektiği ameliyatını gerçekleştiren doktoru tarafından ailesine söylenmiştir. Ancak ne yazık ki sağlıklı bir kontrol ve tedavi gerçekleştirilemiyor. Tedavisi de rutin bir hastane kontrolünden öteye geçemiyor. Daha önce Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 24 Aralık 2021 tarihinde heyet raporunda, ‘cezaevinde kalamaz’ kararı verilmiş ve bu raporun 2 yıl geçerlilik süreci bulunmaktadır” dedi.

    Turgut, hastalıkları devam eden ve hastane tarafından da cezaevinde kalamayacağı raporlanan Özbek için tahliye talebinde bulunarak, şunları söyledi: “Hapishanede yaşamını tek başına devam ettiremeyen hastanın hijyenik ve daha sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi elzemdir. Hapishane koşullarında tedavisinin yapılamayacağı, iyileşmenin sağlanamayacağı ve riskin de devam edeceği açıktır. Yaşam hakkının korunması için bir an önce infazının ertelenmesini ve tedavisine ailesinin yanında devam etmesini talep ediyoruz.”

    Kaynak: MA

  • ‘Ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday tahliye edilsin’

    ‘Ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday tahliye edilsin’

    PİRHA- İstanbul Metris Rehabilitasyon Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday’ın durumuna dikkat çeken Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, birçok hastalığı bulunan ve durumu her geçen gün kötüye giden Kuday’ın tahliyesini istedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, İstanbul Metris Rehabilitasyon Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday’ın durumuna dikkat çekti.

    Açıklamayı İHD Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut okudu.

    Turgut, hapishanelerde hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunlar, sağlığa erişim haklarının önündeki engeller, uzun süren hapislik koşulları, temiz suya, gıdaya erişimlerdeki yaşanan sıkıntılar, tek kişilik ring araçlarıyla sevkler ve kelepçeli muayene gibi hasta haklarını yok sayan uygulamalarla birlikte mahpuslar adeta ağır bir yaşam savaşı verdiğine işaret etti.

    “8 YILDIR CEZAEVİNDE OLAN KUDAY’IN 4 YILDIR SAĞLIK SORUNLARI VAR”

    İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildikleri kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunduğunu belirten Turgut, “Bu hafta İstanbul Metris Rehabilitasyon Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Abdulkadir Kuday’ın durumunu aktarmak istiyoruz. 48 yaşında olan Kuday 8 yıldır cezaevindedir ve 6 yıldır Tekirdağ 2 Nolu hapishanesindedir. Burada olduğu süre içinde yaklaşık 4 yıl önce sağlık sorunları yaşamaya başlamış ancak bu süre boyunca tedavileri yapılamamıştır. Hastane sevkleri bir yana revire dahi çıkarılmamıştır. Aile tarafından tedavisinin yapılması yönünde cezaevi yönetimi ve Bakanlık dahil olmak üzere pek çok kuruma başvurular yapılmıştır.

    “SAĞ AYAĞININ FELÇ KALMASINA RAĞMEN TEDAVİSİ YAPILMADI”

    Yapılan tetkikler sonucunda sekiz ay önce bel fıtığı teşhisi konulmuş ve Haziran 2021’de bel fıtığı teşhisi ile ameliyat edilmiştir. Ancak teşhisin yanlış konulmasından dolayı ameliyattan sonra durumu düzelmemiş ve şikayetleri daha da çok artmıştır. Yaşanan bu süreç içinde sağ ayağının tamamen felç kalmasına ve sancılarının devam etmesine rağmen tedavisi yapılmamıştır. 3 ay sonra tekrar yapılan tetkikler sonucunda ALS teşhisi konulmuştur. Bu hastalık; kaslara hareket emri veren sinir hücrelerinin uyarılar gönderemez duruma gelmesidir ve kesin tedavisi bulunmamaktadır. Ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak ilaçlar kullandırılarak, hastanın mümkün olduğunca rahat ettirilmesi, normal hayatını sağlıklı koşullarda devam ettirilmesinin sağlanması gerekmektedir” diye konuştu.

     “TAHLİYESİ YÖNÜNDEKİ BAŞVURULAR BİR AN ÖNCE KABUL EDİLMELİDİR”

    Kuday’ın kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve tedavi olamadığı için 12 Ocak 2022’de Tekirdağ Kapalı Hapishanesinden, Metris Rehabilitasyon Tipi hapishanesine getirildiğini belirten Turgut, sözlerine şöyle devam etti:

    “Burada tek başına tutulmaktadır ve ihtiyaçlarını karşılayamıyor ayrıca bulunduğu yer hijyenik koşullara uygun değildir. Ailesi; yaptıkları görüşte durumunun daha da kötüye gittiğini, iki bastona rağmen ayakta artık kesinlikle duramadığını, hastalığının görme problemi yarattığını, sağ tarafındaki felcin yüzündeki sinirleri de etkilendiğini ve yüzünü hissedemediğini, kas kasılmaları nedeniyle yere düştüğünü aktarmıştır. Son verdikleri bilgiye göre de hasta mahpus tekerlekli sandalye talebinde bulunmuş ancak bu talebi de karşılanmamıştır. Birkaç önce de bastonla yürürken düşmüştür. Tedavisi olmayan ALS hastalığı nedeniyle infazının ertelenmesi talebiyle başvurular yapılmış ancak herhangi bir sonuç alınmamıştır. Abdülkadir Kuday’ın mevcut olan durumuyla hapishanede kalabilmesi ve yaşamını devam ettirebilmesi mümkün değildir. Hapishanelerde mevcut olan fiziki koşullar, tedavi olanaklarının kısıtlılığı ve sağlığa erişimin önündeki engeller durumunu daha da kötüleşmesine neden olacaktır. Bir an önce tahliyesi yönünde başvuruların kabulü ve raporlarının aldırılarak infazının ertelenmesi gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ağır hasta tutuklu Nesip Yapıcı’nın tahliyesi 3 ay ertelendi

    Ağır hasta tutuklu Nesip Yapıcı’nın tahliyesi 3 ay ertelendi

    PİRHA- İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi bu hafta yaptıkları açıklamada, ağır hasta tutuklu Nesip Yapıcı’nın darp edildiğini belirterek, tahliyesi 3 ay ertelenen Yapıcı için acil tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için gerçekleştirdikleri eylemin 423’üncü haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde açıklama yaptı.

    ‘Tedavi Haktır Engellenemez ve Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın’ pankartının açıldığı açıklamada İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut, tutuklu bulunan Nesip Yapıcı’nın durumuna dikkat çekerek acil tahliye çağrısında bulundu.

    “SERVİSTEN ALINIP CEZAEVİNE GÖTÜRÜLDÜ”

    Nesip Yapıcı’nın 4 Mart 2010 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandığı bilgisini veren Turgut, Yapıcı’nın cezaevine girdiğinde hiçbir hastalığı bulunmadığını söyledi.

    Turgut, sözlerine şöyle devam etti:

    “Batman cezaevinde 1 yıl tutulduktan sonra Mardin Midyat M tipi cezaevine sevk edildi. Burada da yaklaşık 2 yıl tutulduktan sonra İzmir Şakran T tipi kapalı cezaevine sevk edildi ve ilk kez kulaklarından yaşadığı rahatsızlıklardan kaynaklı ameliyat oldu. İzmir’den yaklaşık 3-4 yıl sonra da Tarsus T Tipi Cezaevine kendi isteği dışında sevk edildi. Tarsus’ta iken de kendisine ‘gırtlak kanseri’ teşhisi konulmuş ve pandemiden hemen önce ameliyat edildi. Ameliyat edildiği hastanede servis odasında dökülen çamaşır suyundan rahatsız olduğunu söyleyince servisten alınıp cezaevine götürülmüştür.”

    “TAHLİYESİ 3 AY ERTELENDİ”

    Ailesinin aktarımlarına göre, Yapıcı’nın ‘ayakta sayım’ gibi gerekçelerle 3 gün darp edildiğini söyleyen Turgut, “Yapıcı’nın ayrıca kalp yetmezliği hastalığı bulunmakta ve bu hastalık için de sürekli olarak ilaç kullanmak zorundadır. Tarsus’ta iken 3 ya da 4 kez kontrole götürüldü. Yaklaşık 6 ay kadar önce de kendi isteği dışında Seydişehir T Tipi Kapalı Cezaevine götürülmüştür. Bu cezaevinde tedavileri aksamış durumdadır. Müddet namesine göre 15 Eylül 2022 tarihinde koşullu salıverilme tarihi gelmesine rağmen İdare ve Gözlem Kurulu değerlendirme raporuna göre tahliyesi 3 ay ertelenmiştir” dedi.

     “ACİLEN TAHLİYE EDİLMELİDİR”

    Yapıcı’nın ağır hastalıkları olan ve sürekli olarak kontrol ve gözlem altında tutulması gerektiğini belirten Turgut, “Tedavi görmesi gereken hasta tutuklunun tahliyesi ertelenerek sağlık hakkı da ihlal edildiği koşullu salıverilme hakkından yararlanarak tahliye edilmesi ve ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılabilmesi için acil olarak tahliye edilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cihan Yaşar’ın sağlık durumuna dair gerekli tedaviler eksiksiz olarak yürütülmeli’ -VİDEO

    ‘Cihan Yaşar’ın sağlık durumuna dair gerekli tedaviler eksiksiz olarak yürütülmeli’ -VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 419. Hafta basın açıklamalarında Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan hasta mahpus Cihan Yaşar’ın durumunu gündeme getirerek, “Daha önce geçirdiği ameliyatlar ve tespit edilen hastalıklarına dair raporları tekrar düzenlenmeli, hasta hakları ve bilgilendirilmesi çerçevesinde kendisine teslim edilmelidir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 419. Hafta basın açıklamalarında Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan hasta mahpus Cihan Yaşar’ın durumunu gündeme getirdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde yapılan açıklamada ‘Tedavi Haktır Engellenemez ve Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın’ pankartı açıldı. Basın açıklamasını İHD Ankara Şubesi yöneticilerinden Sevil Turgut okudu.

    İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildikleri kadarıyla hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunduğunu aktaran Turgut, 2022 yılı başından bu yana 25’i hastalıkları nedeniyle olmak üzere 52 mahpusun yaşamını kaybettiğini söyledi.

    “TEDAVİ HAKKI İÇİN SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DAHİ YAZMIŞ ANCAK CEVAP ALAMAMIŞTIR”

    Bu hafta Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan hasta mahpus Cihan Yaşar’ın durumunu aktaracaklarını belirten Turgut, “2012 yılında ateşli silah yaralanması sonucunda karın bölgesi ve sol bacağından yaralanmıştır. Hastanede sağlıklı olmayan tedavi yöntemlerine maruz kalmıştır. İç kanama riskine karşı, karın bölgesinden hemen ameliyat edilmiştir. Ancak bir hafta ya da daha fazla zaman geçmiş olmasına rağmen dizinden ameliyat edilmemiştir. Daha sonrasında sol dizinden ameliyat edilmiş ancak narkoz ve uyuşturmanın etkisi başarılı olmadığından ameliyatın ortasından itibaren büyük bir acı çekmiştir. Bu ameliyattan sonra sakat kalmıştır. Ameliyattan sonra 2 yıl boyunca düzgün bir tedavi için Sağlık Bakanlığı dahil olmak üzere birçok kuruma yazdığını fakat bir yanıt alamadığını ifade etmektedir” diye konuştu.

    “KALP, GÖZ VE SIRT BÖLGESİ RAHATSIZLIKLARI İÇİN HENÜZ HASTANEYE GİTMEMİŞTİR”

    2014 yılında Muş Cezaevinde iken Van’daki bir hastaneye sevkinin yapıldığını ifade eden Turgut, sözlerine şöyle devam etti:

    “Sevk gününde geç götürüldüğü için ilk önce muayene edilmek istenmemiştir. Daha sonra kendisini kontrol eden doktor tarafından ‘Karın bölgendeki ameliyatta bağırsaklarının yerleştirilirken katlandığı’ belirtilmiştir. Nasıl düzeltileceğini sorduğunda ise ‘onu dert etme, dua et kanser olmayasın’ denilmiştir. Sonuçları beklerken sağlık dosyası kaybolmuştur. Yeniden raporların ve kontrol sonuçlarının temin edilmesi için yapmış olduğu tüm çabalar sonuçsuz kalmıştır. Erzincan Cezaevinde iken ‘Hepatit-B hastası olduğu ve dikkat etmezse ilerleyeceği’ söylenmiştir. Kalp, göz ve sırt bölgesi rahatsızlıkları için henüz hastaneye gitmemiştir.”

    “SAĞLIK DURUMUNA DAİR GEREKLİ TEDAVİLER EKSİKSİZ OLARAK YÜRÜTÜLMELİDİR”

    Cihan Yaşar’ın sağlık durumuna dair gerekli tetkik ve tedavilerin eksiksiz olarak yürütülmesi gerektiğini aktaran Turgut, “Daha önce geçirdiği ameliyatlar ve tespit edilen hastalıklarına dair raporları tekrar düzenlenmeli, hasta hakları ve bilgilendirilmesi çerçevesinde kendisine teslim edilmelidir. Adli Tıp Kurumuna, detaylı ve tüm sağlık sorunların tespiti için tekrar sevki bir an önce yapılmalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Özaofagus kanseri olan Saadet Fırat derhal tahliye edilmelidir’-VİDEO

    ‘Özaofagus kanseri olan Saadet Fırat derhal tahliye edilmelidir’-VİDEO

    PİRHAHasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 427. hafta açıklamasında Bakırköy Kadın Cezaevi’nde yatan Saadet Fırat’ın durumunu gündeme getirerek, derhal tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 427. hafta açıklamasında Bakırköy Kadın Cezaevi’nde yatan Saadet Fırat’ın durumunu gündeme getirdi.

    Sakarya Caddesi’nde yapılan açıklamada 55 yaşındaki HDP Bingöl İl Eş Başkanı olan Saadet Fırat’ın yaşamını zorlaştıran birçok hastalığının olduğuna işaret edildi. Açıklamada ayrıca ağır hasta mahpusların tedavilerinin eksiksiz yapılabilmesi için tahliye edilmeleri çağrısı yapıldı.

    427. hafta açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD )Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut  okudu.

    Hapishanelerde hasta mahpusların adeta ağır bir yaşam savaşı vermekte olduğunu belirten Turgut, İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunduğunu tespit ettiklerini söyledi.

    “YEMEK BORUSU KANSERİ OLAN FIRAT 2 AY ÖNCE TUTUKLANDI”
    Saadet Fırat’ın yaklaşık 2 ay önce tutuklandığını ve henüz iddianamesinin hazırlanmadığını aktaran Sevil Turgut, “Mahkeme süreçleri de belli değil. Kendisi Özofagus yani halk arasında bilinen ismiyle yemek borusu kanseridir. Kanser hastalığından kaynaklı olarak son bir yıldır hem kemoterapi hem de radyoterapi tedavisi görmüştür. Henüz bu tedavi süreçleri devam ederken tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Hapishanede yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle revire çıkmış ve daha sonra hem hastaneye hem de onkoloji servisine muayeneye için götürülmüştür. Götürüldüğü hastanede ısrarı üzerine doktor tarafından ‘pet çekilmesi gerektiği ve bunun için de randevu alacağı’ kendisine söylemiştir” diye konuştu.

    “GÜNLÜK İHTİYAÇLARI ARKADAŞLARI TARAFINDAN KARŞILANIYOR”
    Turgut sözlerine şöyle devam etti:
    “Yaklaşık 3 haftadır da sırt ağrıları, öksürük, göğüs ve kalp bölgesinde ağrılar yaşamakta ve bu ağrılardan kaynaklı olarak röntgen ve EKG çektirilmesini istemesine rağmen çektirilmemiştir. Kollarında gücünün olmadığı söyleyerek, ısrarları sonucunda sadece kan tahlilleri yaptırılarak cezaevine geri gönderilmiştir. Mektubunda belirttiği süreye göre ağustos sonlarına doğru pet çekimi için tarih verilmiştir.
    Tüm revir ve hastane sürecinde şu ana kadar kendisine dönüş olmadığını aktarmıştır. En son olarak dilekçe ile ilaç ve vitamin temin edilmesi talebinde bulunmuştur. İstemiş olduğu vitaminler daha önce kullanmış olduğu vitaminlerdir. 3 haftalık rahatsızlanma sürecinde günlük ihtiyaçları arkadaşları tarafından karşılanmaktadır. Kendini nadiren iyi hissettiği zamanlarda da vücut direnci düşmektedir.
    Yazdığı mektupta, bundan sonraki süreçte tutuklu olduğu ve cezaevinde tutulduğu için hastalığının seyrinin nasıl devam edeceğini bilmediğini, cezaevinde sağlıklı bir tedavi sürecinin olmayacağını düşündüğü ifade etmiştir.”

    “TEDAVİSİ DIŞARIDA, AİLESİNİN YANINDA DEVAM ETTİRİLMELİ”
    Kanser hastası olan ve tedavisi devam eden Saadet Fırat’ın tedavi sürecinin hapishanede devam edemeyeceğini vurgulayan Turgut, son olarak, “Kanser hastalığı gibi ağır ve seyri hızlı ilerleyen ve kısa zamanda geri dönülemeyecek evrelere varan bu hastalığın dışarıda, sağlıklı koşullarda ve psikolojik olarak da iyi hissettiği, hastaneye ve sağlığa erişimin kolay olduğu ortamda tedavi süreçlerinin devam ettirilmesi gerekmektedir. Tutukluluk istisnai olmak zorundadır ve hele ki ağır hasta mahpuslar için tutuksuz yargılama mutlak surette işletilmelidir. Bu nedenle Saadet Fırat’ın bir an önce tahliyesinin sağlanması ve tedavisinin dışarıda, ailesinin yanında devam ettirilmesini talep ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘59 yaşındaki ağır hasta mahpus Abdurrahim Demir serbest bırakılsın’ -VİDEO

    ‘59 yaşındaki ağır hasta mahpus Abdurrahim Demir serbest bırakılsın’ -VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 413. hafta açıklamasında 59 yaşındaki ağır hasta mahpus Abdurrahim Demir’in durumuna dikkat çekerek, bir an önce tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek için gerçekleştirdikleri eylemlerin 413. haftasında da, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde açıklama yaptı.

    ‘Tedavi Haktır Engellenemez ve Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın’ pankartının açıldığı açıklamada, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 59 yaşındaki Abdurrahim Demir’in durumuna dikkat çekildi.

    Açıklamayı İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut okudu. Turgut, ağrı hasta mahpus Demir’in tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    “KRONİK BÖBREK RAHATSIZLIĞINDAN DOLAYI YAŞAMINI DEVAM ETTİRMEDE ZORLUK ÇEKİYOR”

    Demir’in yaklaşık 23 yıldır cezaevinde tutulduğunu aktaran Turgut, “Demir’in doğuştan kronik rahatsızlığı var ve hayatını devam ettirmekte güçlük çekiyor. Sağ böbrek tamamen işlevini yitirmiştir. Sol böbreğinde üç adet kist mevcut olup böbreği neredeyse işlevini yitirdi ve şu anda ancak yüzde 30 kapasite ile çalışmaktadır. Kronik böbrek rahatsızlığından dolayı yaşamını devam ettirmede zorluk çekiyor. İdrarda zorlama ve tıkanma yaşanıyor ve mesanede idrar birikmesinin yaşanmasından dolayı da böbreklerde de hasar oluşmasına neden oluyor” dedi.

    “İŞİTME ENGELİ VAR VE AYRICA GÖRME KAYBI YAŞIYOR”

    Demir’in mesane hastalığından kaynaklı olarak açık ameliyat olduğunu aktaran Sevil Turgut, “Prostat hastası ve prostatta büyüme durumu oluştuğundan dolayı zorlama yaşıyor. Bağırsak hastalığından dolayı sigmoid kolonda lümende 7,5 mm çapında nodüller meydana gelmiştir ve bu rahatsızlıktan dolayı bağırsaklarda hareketsizlik ve kabızlık yaşanıyor. 2021 yılında verilen raporda bu rahatsızlıktan dolayı kolonoskopik tetkik önerilmiştir. 2021 yılında verilen raporda, ince bağırsakları karın duvarının arka bölümüne bağlayan ve ince bağırsakları besleyen damarları içeren karın zarı kısmında kısa, aksi simetrik olmayan left nodülleri izlendiği belirtilmiştir. İşitme engeli var ve ayrıca görme kaybı yaşıyor, gözlerde katarakt meydana gelmiştir” ifadelerini kullandı.

    “DERHAL İNFAZI ERTELENMELİDİR”

    Demir’in 21 Mayıs 2021’de R Tipi Cezaevi’ne sevk istemi için heyete çıkarıldığını söyleyen Turgut son olarak şunları dile getirdi:

    “10 Haziran 2021 tarihinde düzenlenen raporla, tüm hastalıkları tespit edilmesine rağmen bu talebi kabul edilmemiştir. Abdurrahim Demir’in ağır böbrek rahatsızlığı ve kalp rahatsızlığı nedeniyle hapishanede yaşamını devam ettirmesi mümkün değil ve her geçen gün durumu ağırlaşmaktadır. Ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavisinin devam ettirilmesi için infazının ertelenmesi ve bu süreç zarfında tüm tedavilerinin yapılması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında kadın mahpusların durumuna dikkat çekerek “hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında 8 Mart haftası nedeniyle Hapishanelerdeki Kadın Mahpusların durumlarına dikkat çekti.

    Sakarya Caddesinde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen ile Sevil Turgut okudu. Türkiye hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorunun olduğuna dikkat çeken inisiyatif üyeleri, “Hasta mahpuslar sağlık hakkına yeterince erişemiyor. Kelepçeli muayene, sağlıksız tek kişilik ring araçlarıyla sevkler, yapılmayan ya da aksatılan hastane sevkleri ve daha birçok etkenin yanı sıra 24 saat acil tıp hizmeti zorunlu olan hapishanelerin bunlardan yoksun olması gibi nedenler sağlığa erişimin önündeki engellerdir” dedi.

    “İNFAZLARININ ERTELENMESİ GEREKMEKTE”

    Ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmediği için tahliye olamadıklarına da vurgu yapılarak Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde 17, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesinde 18, Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesinde 1, Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde olmak üzere tespit edebildikleri kadarıyla İç Anadolu Bölgesinde 37 Kadın hasta mahpus olduğunu bilgisini aktarıldı.

    Yapılan açıklamada hsta tutuklular ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

    “Canan Utangaç, vücudunda 2. derecede yanıklar var. Beline ve bacağına kırıklar sebebiyle vidalar takılmış, enfeksiyon kapmaması gerekiyor. Koğuşta normal işlerini dahi yapamıyor.

    Dilber Tanrıkulu: Kalça protezi kullanıyor ve bundan kaynaklı sorunları var. Sağ kolunda parça var ancak tedavisi yeterli şekilde yapılmadığından kas ve doku kaybı oluşuyor. Ayrıca midede reflü, böbrekte taş ve kalp kapağında da basıklık var, bunun için herhangi bir tedavi görmüyor.

    Fadik Adıyaman: İki kere rahim ameliyatı oldu. Anal fistül ameliyatı olması gerekiyor. Tiroid hastası, midede polipler var.

    Pınar Tikit: Beyinde araknoid kist var. Kist şu an 8 cm, bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Kist 10 cm olduğunda risklere rağmen cerrahi müdahale zorunlu olacak.

    Rihan Kavak Özbek: Kas ve sinir erimesi var. Astım hastası. Zehirli gautr teşhisi konuldu, ameliyat oldu. Bel fıtığı var. Göğüslerinde kitle var, yılda bir kez momografi çektiriyor. Panik atak rahatsızlığı bulunmaktadır.

    Ayşe Topçu: Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var, tedavi olamıyor. Nefes alıp verme güçlüğü çekiyor. Sırtındaki parça sinirlere geldiği için kollarında uyuşma var.

    Bermal Birtek: Kalp Hastası.

    Bircan Yorulmaz: Çölyak hastası.

    Demet Resuloğlu: Hipertansiyon, kalp yetmezliği, şeker, troid, cilt rahatsızlığı, uyku apnesi, bel fıtığı ve romatizmal hastalıkları var. Ayrıca astım ve Koah hastalıkları başladı. Kapalı alan fobisi var ve raporlanmıştır, kapalı yerlerde panik atak başlıyor ve tansiyonu yükseliyor.

    Dilek Hatipoğlu: Kalça kemiği rahatsızlığı (Bursit) hastalığı var. Ayrıca Vertigo hastasıdır.

    Elif Çetinbaş: Rozasea (gül) hastalığı var. Guatr hastasıdır. Bel fıtığı hastasıdır ve 2020’de ameliyat oldu.

    Gülşan Adet: Kronik anklikozan spondolit (eklem iltihaplanması) ve ülser rahatsızlıkları bulunmaktadır.

    Nilüfer Şahin: Aşırı unutkanlık ve ellerde titreme var. Ayrıca hipertiroid hastasıdır ve tedavisi devam ediyor.

    Nedime Yaklav: Böbrek hastası. Ayrıca guatr, alerji ve yüksek tansiyonu hastalıkları var.

    Sabite Ekinci: Hepatit B taşıyıcısıdır. Karaciğerde yağlanma var. Eklem romatizması, kemik erimesi, kalpte ritim problemi (Taşikardi), migren, kronikleşmiş mide ve bağırsak problemleri var.

    Selver İspir: Kalp Hastası

    Zeynep Bingöl: Tansiyon Hastası.

    Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi:

    Dicle Bozan: Bir bacağı kesik olup diğer bacağında şarapnel parçaları vardır. Bağırsakları parçalanmış olup dışarıda olan bağırsaklar için kolostomi torbası takılıdır.  Ayrıca migren atakları var ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.

    Dilşad Şengül: Bir böbreği yok, el parmakları yok, yaralı olarak tutuklanmış, vücudunun farklı yerlerinde şarapnel parçaları var.

    Gülazer Akın: Yumurtalıklarında kist var. Ayrıca mide ülseri sorunları da var. Son olarak boğaz kanseri teşhisi konuldu.

    Medya Aslan: Nefes darlığı, ileri derecede astım hastası ayrıca bel fıtığı var.

    Muhlise Karagüzel: Şeker hastası, yüksek tansiyon hastası, astım hastası ve bu hastalıklarına dair raporları bulunmaktadır. Bel fıtığı olduğundan yürüme ve hareket etmekte sorunlar yaşıyor ve böbreklerinden dolayı da sancılar çekmektedir. Yüksek şekerin gözüne vurmasından dolayı gözü iyi görmemektedir. Kalp hastası ve yakın zamanda kalp krizi geçirmiştir.

    Naime Encü: Bir gözünde katarakt var. Bir gözünde tümör çıkmış, ameliyat olacak. Diş tedavileri yapılmıyor. Bel ve boyun fıtığı var.

    Nazlı Soglin: Cezaevinde bulunduğu 11 yıllık süre zarfında midede ülser, beyninde iki damarı tıkalı ve lekeler oluşmuştur, Kalp kapakçığında kalınlaşma, eklem hastalığı, yumurtalıklarında kist, nefes darlığı vb. birçok hastalıkları mevcuttur.

    Dilan Çetiner: Beyninde kitle var. Kusma, baş ağrısı, titreme, kulak uğuldaması var. Ayrıca boyun kemiğinde çatlak var.

    Yazgül Şahin: Astım ve şeker hastası.

    Zerga Açar: 57 yaşında, iki gözünden ameliyat olmuş, sol elini kullanamıyor.

    Ahiret Turan: Epilepsi hastası.

    Gülgeş Tatlı: Her iki kol ve kalçasında ağır yaralar var ve tedavisinde aksaklıklar yaşıyor.

    Hacer Halil Yusuf: 24 yıldır hapishanede, bağışıklık sisteminde sorun var. Memesinde sorun var hastalık ilerliyor.

    Havva Bayram: Damar tıkanıklığı var, beyne doğru iltihap gidiyor ayrıca tansiyon hastası.

    Jiyan Ay: Bel fıtığı var, bacakları ise zaman zaman tutmuyor.

    Merve Aydoğan: Çölyak hastası.

    Nergiz Okan: Kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor.

    Pakize Bilenci: 54 yaşında, panik atak hastası, düzenli günlük 2 öğün aldığı panik atak ilaçları alıyor. Karaciğer rahatsızlığı var, Hepatit-B hastası.

    Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesi

    Ülkü Eyilcim: İleri derecede astım, kalp, şeker ve hipertansiyon hastalıkları var.

    Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesi

    Mukadder Alakuş: Bel ve boyun fıtığı, iltihaplı eklem romatizması rahatsızlığı var. İltihaplı eklem romatizması gözüne sıçramış. Diş sorunlar var. Safra kesesinde taş var ameliyatı göze alamıyor.

    Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsanlık onuruna aykırı kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarıyla sevklere son verilmelidir. Hapishanelerde acil müdahalede bulunan sağlık ekipleri bulundurulmalı, revire çıkarılma ve hastane sevkleri hızlandırılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Doku’nun ailesi: Tek istediğimiz kızımız ve adalet -VİDEO

    Gülistan Doku’nun ailesi: Tek istediğimiz kızımız ve adalet -VİDEO

    PİRHA- Dersim’de kaybolan Gülistan Doku’nun bulunması için üç gündür Adalet Bakanı ile görüşme talebinde bulunan ancak engellenen ve polis müdahalesine maruz kalan Doku ailesi, İHD Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Anne Bedriye Doku, “Ben kızımı devletten istiyorum. Kızımın başına ne geldi bilmiyorum. Ben bir anneyim ve ölene kadar bu davadan vazgeçmeyeceğim” dedi. 

    Dersim’de 5 Ocak 2020’de kaybedilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun ailesi ‘Adalet Nöbeti’ kapsamında Ankara’da kızları Gülistan Doku’nun akıbetini sormayı sürdürüyor.

    Meclis’te muhalefet partileri ile görüşen aile Adalet Bakanlığı ile de görüşmek istiyor. Üç gündür bakanlıktan randevu almaya çalışan ancak polis müdahalesine maruz kalan Gülistan Doku’nun ailesi İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.

    Gülistan Doku’nun fotoğraflarının taşındığı basın toplantısına, Ankara Kadın Platformu üyeleri de katıldı.

    Basın toplantısında ilk olarak İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut, söz aldı. Turgut, ailenin 3 gündür polis şiddetine maruz kaldığını ve bunun insan hakları başta olmak üzere hukuka da aykırı olduğunu vurguladı.

    “MECLİS’TE KOMİSYON KURULMASINI BİR TEK AKP KABUL ETMEDİ”

    Ardından sözü Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku’ya aldı. Gülistan’ın bulunması için Meclis’te bulunan 600 milletvekiline mektup göndererek komisyon kurulması talebinde bulunduğunu söyleyen abla Doku; “Bunun cevabını almak için siyasi parti temsilcileriyle görüştük. Hepsi komisyonun kurulması için ellerinden geleni yapacağını söyledi. MHP Grup Başkanvekili ile de görüştük, AKP tamam derse biz de komisyon kurulmasına olumlu bakarız mesajı verdi. AKP vekillerine çağrımdır, Gülistan gencecik bir kadın, bütün partiler kabul etti siz kaldınız siz de kabul edin. Gülistan’ı karanlıkta bırakmayın” ifadelerini kullandı.

     “BİR AİLE OLARAK KIZIMIZI VE ADALETİ İSTİYORUZ”

    3 gündür Ankara’da olduklarını ve polis müdahalesine maruz kaldıklarını hatırlatan abla Doku, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Dersim’de Vali ve Kaymakamlık tarafından sürekli Adalet Bakanlığı işaret edildi bize. O yüzden buraya geldik. Adalet Bakanlığı’nın özel kalemi ile üç gündür görüşüyorum. Adalet Bakanı’nın toplantılarda olduğunu söylüyorlar. Haber bekliyoruz yanımıza gelen polisler de bize, ‘sizinle sıkıntımız yok Adalet Bakanlığı sizinle görüşmek istemiyor’ diyorlar. Bir kadın kayıp ve baş şüphelinin neden sorgulanmadığını, adil yargılama yapılmadığını soracağız. Dönemin Valisi Tuncer Soner, Zeynal Abarakov’u kendi elleriyle Rusya’ya gönderdi. Bir idari amirin görevi bir suçluyu şehir dışına çıkarmak mıdır? Yeni başsavcısı ise bize arabada, evde ve telefonda kriminal inceleme yapılabilirdi ama yapılmadı, diyor. Zaynal Abarakov Rusya’ya gittikten sonra telefonunu imha etmiş. Gülistan’ın bulunması yönünde bütün delillerin yolları kapatıldı, diyor. Bir aile kızını ve adalet istiyor. Tek istedikleri adalet.  Bir çözümsüzlük var. Bu çözümsüzlük ailenin sesini bastırarak çözülemez.”

    “ÖLENE KADAR BU DAVADAN VAZGEÇMEYECEĞİM”

    Eski Vali Tuncer Soner’in kendilerini kandırdığını dile getiren anne Bedriye Doku ise şunları kaydetti:

    “Mobbese görüntülerini hep yok etmişler. İki yıldır çalmadığımız kapı kalmadı. İki yıldır tek bir sonuç alamadık. Kızıma ne oldu? Bize yardım edin, o kız buhar olup uçmadı. Dersim küçük şehir, bu kız nerede? Şüpheliyi gözaltına alsalardı bugün Gülistan’a ne olduğunu öğrenebilirdik ve Ankara’ya gelmezdik. Baş şüpheli ‘arkam sağlamdır’ dedi. Bunun arkasında kim var? Bütün vekiller Gülistan için bir komisyon kursun. Ben kızımı devletten istiyorum. Başına ne gelmiş bana söylesinler. Kızımın başına ne geldi bilmiyorum. Bunların cevabını istiyorum, başka bir şey istemiyorum. Niye baş şüphelinin önünü kesmedi, neden onu çember altına almadılar. Ben bir anneyim. Yemedim, içmedim kızımı bugünlere getirmek için çok çalıştım. Ben ölene kadar bu davadan vazgeçmeyeceğim.”

    “BEN KIZIMI OKULA GÖNDERDİM ÖLÜME DEĞİL”

    Gülistan Doku’nun babası Halit Doku ise, polislerin kendilerini Adalet Bakanlığı ile görüştüreceklerini söylediklerini ama daha sonra darp edilerek alandan uzaklaştırdıklarını söyledi. Baba Doku; “Herkes bize yardım etsin. Ben burada babayım baba! Kızımı okula mı gönderdim, ölüme mi? Bütün milletvekillerine sesleniyorum. Bu koltuklar kimsenin babasının malı değil. Bizim oylarımızla, milletin oylarıyla oradalar. Komisyon kurulsun. Allah için öyle bir duruma geldim ki kızımın kemiklerini istiyorum” dedi.

    ‘Gülistan Doku Nerede?’ sloganıyla sona eren açıklamanın ardından Doku ailesi, Ankara Adliyesi’ne giderek, kendilerini darp eden polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Emin Güler’in dışarıda, sağlıklı koşullarda tedavi edilmesinin önü açılmalıdır’

    ‘Emin Güler’in dışarıda, sağlıklı koşullarda tedavi edilmesinin önü açılmalıdır’

    PİRHA–İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 389. hafta basın açıklamasında, Urfa 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Emin Güler’in durumunu aktararak; “Geçirdiği felç sonucunda yüzde 94 engelli durumuna gelmiş ve engelli durumu için heyet raporu bulunmaktadır. Özel bakım ve fizik tedavi olanaklarına hapishanede erişemiyor. Bir an önce tahliye edilmelidir” dedi.

    Cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların yaşam savaşını dile getiren İnsan Hakları Derneği (İHD) Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 389. hafta basın açıklamasında, Urfa 2 No’lu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpus Emin Güler’in durumuna dikkat çekti.

    Yapılan açıklamada basın metnini okuyan İHD Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı, hasta mahpusların tetkik ve tedavileri aksatılmaması için hapishanede kalamayacak durumda olan mahpusların acil olarak tahliyelerinin yapılması gerektiğini vurguladı.

    “6 YILDIR DURUMU AĞIR OLAN GÜLER CEZAEVİNDE TUTULMAYA DEVAM EDİLİYOR”

    Ağır hasta mahpusların, tedavi edilmeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edildiklerini ifade ederek sözlerine başlayan Yazmacı; Bu hafta Urfa 2 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta mahpuslardan Emin Güler’in durumunu aktarmak istiyoruz. 30 yaşındaki Emin Güler yaklaşık olarak 6 yıldır durumunun ağır olmasına cezaevinde tutulmaya devam edilmekte ve bu durum da yaşam hakkı açısından ağır hak ihlaline neden olmaktadır. Emin Güler; boynun en hareketli bölgesinde bulunan C-5 omurgasının zedelenmesi sonucunda Hemipleji-felç olmuştur. Bu hastalık, beyin damarlarının tıkanması sonucu ortaya çıkan ve vücudun sağ ya da sol bölgesini etkileyen sinir sistemi hastalığıdır. Geçirdiği felç sonucunda %94 engelli durumuna gelmiş ve engelli durumu için heyet raporu bulunmaktadır. Geçirmiş olduğu felç nedeniyle hem ayağını hem de sağ kolunu çalıştıramıyor” dedi.

    “FİZİK TEDAVİ İMKANLARI SAĞLANMAMIŞ, GEREKEN TEDAVİ MALZEMELERİ VERİLMEMİŞTİR”

    Diğer hastalıklarının yanında en çok bu felçli olma durumunun Güler’i zorladığını söyleyen Yazmacı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Sağlık durumunun açık ve net olmasına rağmen fizik tedavi imkanları sağlanmamış, gereken fizik tedavi malzemeleri verilmemiştir. Yaşamını sağlık sorunları tedavi edilmeden, iyileşme koşulları da sağlanmadan bu şekilde devam ettirmek zorunda kalmaktadır. Önceki yıllarda gönderdiği mektupta, felç olma durumunun yanı sıra akciğerinde hava boşluğu oluştuğu için çoğu zaman nefes almakta zorlandığını, geceleri yarı baygın bir şekilde yatağında kilitlenip kaldığını, bu durumun psikolojisini bozduğunu ve bedeni üzerinde de tahribat yarattığını aktarmıştır. Emin Güler aynı zamanda Hepatit-C hastasıdır ve ciddi olan bu hastalık uzun dönemde karaciğer hastalığı, karaciğer yetmezliği, karaciğer kanseri ve hatta ölüme neden olabilmektedir. Hastalığın seyri sürekli olarak takip edilmek zorundadır.”

    “DIŞARIDA SAĞLIKLI KOŞULLARDA TEDAVİ EDİLMESİNİN ÖNÜ AÇILMALIDIR”

    Emin Güler’in yaşamını tek başına devam ettirmesini engelleyen %94 engelli olmasına neden olan felçli olma durumu ve diğer hastalıklarıyla birlikte hapishanede kalamayacağının açık olduğunu dile getiren Yazmacı son olarak; “Özel bakım ve fizik tedavi olanaklarına hapishanede erişemiyor. Tüm bu nedenlerden dolayı bir an önce tahliyesinin sağlanarak dışarıda sağlıklı koşullarda tedavi edilmesinin önü açılmalıdır. Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 389. haftada, hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Mahpusların yaşamış olduğu sağlık ve sağlığı olumsuz etkileyen tüm sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nden Aysel Tuğluk çağrısı -VİDEO

    İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nden Aysel Tuğluk çağrısı -VİDEO

    PİRHA–İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 387. hafta basın açıklamasında Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan demans hastası HDP eski Milletvekili Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekerek, “Tuğluk’a kalıcı hafıza kaybı anlamına gelen demans teşhisi konulmuştur. Ancak yapılan tetkikler sonucunda konulan bu teşhise rağmen ATK tarafından “cezaevinde kalabilir” şeklinde verilen raporla cezaevinde tutulmaya devam edilmiştir” dedi.

    Cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların yaşam savaşını dile getiren İnsan Hakları Derneği (İHD) Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 387. Hafta basın açıklamasında, Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ve demans hastalığı teşhisi konulan HDP eski Milletvekili Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekti.

    Bu hafta yapılan açıklamada basın metnini okuyan İHD Ankara Şubesi yönetim kurulu üyesi Sevil Turgut, hasta mahpusların tetkik ve tedavileri aksatılmaması için hapishanede kalamayacak durumda olan mahpusların acil olarak tahliyelerinin yapılması gerektiğini vurguladı.

    “İYİLEŞEBİLME HAKLARI ELLERİNDEN ALINIYOR”

    Ağır hasta mahpusların, tedavi edilmeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edildiklerini ifade ederek sözlerine başlayan Turgut; “En son olarak 2 Şubat’ta ağır hasta mahpus Turgay Deniz yaşamını yitirdi. Daha önce Maltepe 1 Nolu Cezaevinde tutulan Turgay Deniz; %80 engelli, solunum tüpüyle yaşayan, ağır akciğer hastasıydı. Daha sonra serbest bırakılmış ancak bir yıl sonra ağır olan durumuna rağmen tekrar tutuklanarak önce Bandırma T Tipi Cezaevine oradan da Metris Cezaevine konulan Turgay Deniz, durumunun ağırlaşmasının üzerine Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesine kaldırılmış ve burada entübe olmuştur. İyileşebilme hakkı elinden alınan, ancak entübe olmasından sonra tahliye kararı verilen Turgay Deniz ne yazık ki hastanede yaşamını yitirmiştir. Bir aydan fazla süredir yoğun bakımda olan ağır hasta mahpus 82 yaşındaki Yusuf Bekmezci hakkında hala tahliye kararı verilmemiştir. Hastanede yatan kanser hastası ağır Turan Çabuk beyin kanaması geçirmiş, ancak yapılan başvurulara rağmen tahliye edilmiyor” şeklinde konuştu.

    “TUĞLUK’A KALICI HAFIZA KAYBI ANLAMINA GELEN DEMANS TEŞHİSİ KONULMUŞTUR”

    Bu hafta Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan HDP eski Milletvekili Aysel Tuğluk’un durumunu aktarmak istediklerini kaydeden Turgut sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2016 yılından bu yana cezaevinde olan Aysel Tuğluk’un, annesinin cenazesine yapılan saldırıdan sonra yaşadıklarından kaynaklı olarak sağlık sorunları başlamış ve gün geçtikçe ilerlemiştir. Avukatlarla yapılan görüşmelerde çoğu zaman konuşmaları hatırlamakta güçlük çektiği, zaman zaman isimleri hatırlamadığı ifade edilmiştir. Hastalığının başlamasından sonra tetkik için hastaneye götürülmüş ve 2 Mart 2021 tarihinde Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde beş ayrı uzman hekimin muayenesi sonucunda Aysel Tuğluk’a kalıcı hafıza kaybı anlamına gelen demans teşhisi konulmuştur. Ancak yapılan tetkikler sonucunda konulan bu teşhise rağmen Adli Tıp Kurumu tarafından “cezaevinde kalabilir” şeklinde verilen raporla cezaevinde tutulmaya devam edilmiştir.”

    “ISRARLA HAPİSHANEDE TUTULMAYA DEVAM EDİLİYOR”

    Aysel Tuğluk’un hastalığının hem hapishane koşullarından kaynaklı hem de tedavi edilmediği zaman ağırlaşan bir hastalık olması nedeniyle sürekli ilerlemeye devam ettiği vurgulanan açıklamada Turgut; “Avukatlarının, aile bireylerinin ve de beraber kaldığı arkadaşlarının durumunu aktarması ve kamuoyunda oluşan duyarlılık ve kampanyalar sonucunda Aysel Tuğluk’un tekrar İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi için adım atılması sağlamıştır. Avukatlardan “4 gün önce Adli Tıp Kurumuna getirildiği, doktor tarafından ailesi aranarak bilgi verildiği, 3 hafta kadar gözlem altında tutulacağı ve ileri tetkikler yapılacağı ve bu tetkikler sonucunda ayrıntılı bir rapor hazırlanacağı” bilgisi alınmıştır. Siyasi gerekçelerle hapishanede tutulmaya ısrarla devam ettirilen Aysel Tuğluk’un, hapishanede yaşamını devam ettirmesi mümkün değildir. Adli Tıp Kurumunun tarafsız ve bilimsel gerçeklere göre hareket etmesini ve bir an önce tahliye edilerek ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda yaşamasını ve tedavisinin yapılmasını talep ediyoruz” dedi.

    “HASTA MAHPUSLARIN DURUMLARINI DİLE GETİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Turgut son olarak; “Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 387. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Seyid Narin bir an önce tahliye edilmelidir’-VİDEO

    ‘Seyid Narin bir an önce tahliye edilmelidir’-VİDEO

    PİRHA-İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 386. haftasında yaptığı basın açıklamasında, Rize/Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta mahpus Seyid Narin’in durumuna dikkat çekerek, “Daha önce yalnızca şeker hastalığı ve kolesterol rahatsızlığı şikayetleri olan hastanın kalp hastalığı cezaevinde iken ortaya çıkmıştır. Bir an önce tahliye edilerek, tedavisi yapılmalıdır” dedi.

    Cezaevlerinde yaşayan hasta mahpusların yaşam savaşını dile getirmek için harekete geçen İHD Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 386. haftasında, cezaevinde hasta mahpusların sağlıksız koşullarda yaşam mücadeleleri ve yaşadıkları insanlık dışı uygulamalara bir kez daha dikkat çekti.

    Bu hafta yapılan açıklamada basın metnini okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Sevil Turgut, hasta mahpusların tetkik ve tedavileri aksatılmaması için hapishanede kalamayacak durumda olan mahpusların acil olarak tahliyelerinin yapılması gerektiğini vurguladı.

    “SEYİD NARİN, CEZAEVİNDE KALP KRİZİ GEÇİRMİŞTİR”

    Bu hafta Rize/Kalkandere L Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan ağır hasta mahpuslardan Seyid Narin’in durumunu aktarmak istediklerini belirten Turgut, “54 yaşındaki Seyid Narin, Sur eski belediye başkanıdır. 23 Ağustos 2015’te ilk gözaltına alınıp tutuklandığında 9 ay boyunca Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulmuştur. Daha sonra serbest bırakılmış ve 4-5 ay kadar sonra hükmü kesinleşince tekrar tutuklanarak Rize Cezaevi’ne gönderilmiş ve yaklaşık olarak 5,5 yıldır cezaevinde tutulmaktadır.

    Seyid Narin 4 Ocak 2022’de Rize/Kalkandere L Tipi Cezaevi’nde ciddi bir kalp krizi geçirmiş ve acil olarak hastaneye kaldırılmıştır. Hastaneye kaldırıldığında idare tarafından eşi aranmış ve kalp krizi geçirdiği, Rize Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı bilgisi verilmiş ve acil gelmeleri gerektiği söylenmiştir. Ailesine durumun ciddi olduğu söylenmesi üzerine, acil olarak oğlu ve kardeşi Rize’ye gitmişlerdir.

    Seyid Narin hastaneye kaldırıldığında acilen ameliyata alınmış ve stend takılmış, ameliyatın ardından yoğun bakım ünitesine alınmıştır. 2 gün boyunca yoğun bakımda tutulmuş ve daha sonra servise alınmış, 1 gün de serviste tutulmuştur. Serviste iken oğlu ve kardeşi savcılıktan izin alarak yalnızca 5 dakika kadar kendisini görebilmiştir” diyerek edindikleri bilgileri paylaştı.

    “İNFAZININ ERTELENMESİ İÇİN BAŞVURU YAPILMIŞ ANCAK BİR CEVAP ALINAMAMIŞTIR”

    Narin’in ameliyattan sonra tekrar hastaneden çıkartılıp cezaevine götürüldüğünü kaydeden Turgut, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Cezaevine götürülmeden önce oğlu tekrar görmek için izin almaya çalışmış ancak izin verilmemiştir. Ciddi bir kalp krizi geçirdiğinden ve ameliyatlı da olduğundan dolayı tek başına kalamayacağından arkadaşlarının yanına konulmuştur. Kalp krizinden dolayı oldukça yıpranmış ve sağlığı iyi durumda değildir. Daha önce yalnızca şeker hastalığı ve kolesterol rahatsızlığı şikayetleri olan hastanın kalp hastalığı cezaevinde iken ortaya çıkmıştır.

    Kalp krizi geçirmesinin ardından avukatı tarafından infazının ertelenmesi için başvuru yapılmış ancak herhangi bir cevap gelmemiştir.

    Seyid Narin ailesinden oldukça uzak bir cezaevinde tutulmasından dolayı 2,5 yılda ailesi tarafından sadece bir kez görülebilmiştir. Eşinin ağır hastalıklarından kaynaklı olarak uzun yola çıkma imkanı bulunmamakta ve bu nedenle ailesine yakın cezaevlerine yapılan sevk talepleri de kabul edilmemektedir.”

    “SAĞLIKLI KOŞULLARDA TEDAVİLERİNİN DEVAM EDEBİLMESİ İÇİN İNFAZLARI ERTELENMELİ”

    Ağır hasta olan ve geçirdiği kalp krizi nedeniyle de, yaşamsal açıdan risk altında bulunan mahpusun iyileşebilme sürecinde gerekli tetkik ve tedavi ihtiyaçlarının giderilmesi ve bu süreçte, ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin devam edebilmesi için infazının ertelenerek tahliye edilmesi için gerekli çalışmaların yapılmasını gerektiğini söyleyen Turgut, son olarak, “Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 386. haftada, hasta mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • 14 Kez anjiyo olan hasta mahpus Veysel Tıkaç için ‘Hapishanede kalabilir’ raporu verildi!

    14 Kez anjiyo olan hasta mahpus Veysel Tıkaç için ‘Hapishanede kalabilir’ raporu verildi!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 381. Hafta basın açıklamasında Tokat Hapishanesinde tutulan Veysel Tıkaç’ın durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada, 20 yıllık şeker ve kalp hastası olan Tıkaç’ın, tedavisi için derhal serbest bırakılması gerektiği vurgulandı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 381. Hafta basın açıklamasında bir kez daha cezaevlerinde yaşanan sağlık hakkı ihlallerine işaret etti. İHD Ankara Şube binası önünde yapılan basın açıklamasında “Tedavi hakkı engellenemez, Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı.

    İHD Ankara Şube Başkanı Sevil Turgut, yaptığı açıklamada, hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun durumuna işaret etti. Turgut “Ağır hasta mahpuslar, tedavi edilemeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edilmektedirler” ifadelerini kullandı.

    “BİR AN ÖNCE İNFAZIN ERTELENMELİ!”

    381. Hafta basın açıklamasında Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan Veysel Tıkaç’ın durumuna dikkat çekildi. Sevil Turgut, 55 yaşındaki Veysel Tıkaç’ın 4 yıldır tutuklu olduğunu ve hapishaneye girmeden önce de kalp, şeker hastalıklarının yanı sıra böbrek fonksiyonu bozuklukları olduğunu aktardı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi adına Sevil Turgut, hasta mahpus Veysel Tıkaç’a ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Kalbinde yedi stent takılı ve kalp damarlarında genişlik bulunmaktaydı ve böbrekleri için de üçer aylık kontrollere gidiyordu. 2000 yılından bu yana ileri derecede şeker hastasıdır. Dışarıda iken zaman zaman farklı hastanelerde şeker hastalığından kaynaklı olarak yatmak zorunda kalmıştır.

    Tokat Hapishanesinde iken Ocak 2018’de anjiyo olmuştur. 2-2,5 saat süren operasyonla kalbine 2 stend daha takılmıştır. Operasyonun uzamasından dolayı ‘böbrekler zarar görüyor’ denilerek diğer damarlara dokunulamamıştır. 2 yıl sonra 2020 yılında Tokat Devlet Hastanesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi üzerinden Kayseri Üniversitesi Hastanesine gönderilmiştir. Oradaki müdahalede kalp damarları çok zayıfladığı için iki balon yapılmış ancak stend takılmamıştır. 2021 yılında da Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesinde 3. kez anjiyo olmuş ve yine kalp damarlarının zayıflığından balon yapılmış ancak burada da stend takılmamıştır. 3 veya 4 damarda daha %40-%50 seviyelerinde tıkanıklık olduğu söylenerek raporlanmıştır. Toplamda 13 veya 14 kez anjiyo olduğunu ifade etmektedir. Kalp damarlarında 9 stend var ve artık başka stend takılamıyor. Kalp damar genişliği de 4,2 mm’dir. Bir, iki yılda artık kalp damarları süreli tıkanıyor. Şu an kalan 3-4 damarın, tıkanıklık oranını da bilmiyor.

    20 yıllık şeker hastasıdır. İki ayrı insülin ve iki ayrı ilaç kullanıyor. Hapishaneye girmeden önce sağ böbreğinde küçülme vardı ancak bu hastalığına hiç sıra gelmediği tetkik ve tedavilerinin yapılamadığını belirtmiştir. Böbrek fonksiyon bozuklukları devam ediyor. Hapishane ve hastalıklarının da etkisiyle psikolojisi de etkilenmektedir.

    Bu hastalıklarının dışında da başka kendisini zorlayan hastalıkları da bulunmaktadır, bunlar; mide ve bağırsak hastalıkları, ülser-gastrit, gut, kulağında işitmede ağırlık, beyin motorunda fonksiyon azalması, tansiyon hastalığı, şekerin gözlere vurmasından kaynaklı hastalıkları, eklem ağrıları, bacaklarında çıkan yaralar gibi hastalıkları da bulunmaktadır.

    Kalp, şeker, böbrek, gut ve mide-bağırsak hastalıkları hem bedenen hem de psikolojik olarak kendini kötü etkiliyor. Pandemi sürecinde ciddi rahatsızlıkları olduğu ve risk altında bulunduğundan dolayı tahliye başvurusu yapmış, İstanbul Adli Tıp Kurumuna götürülmüş ancak ‘Hapishanede kalabilir’ şeklinde rapor düzenlenmiştir. Hapishanenin kendi fiziki koşulları, yeme-içme düzeni ve stres, kalbini ve diğer hastalıkları yaşamını olumsuz etkilemektedir.

    Veysel Tıkaç’ın ağır seyreden hastalıklarının yanı sıra yaşamını risk altında tutan ağır kalp rahatsızlığı nedeniyle tekrar dışarıda tedavilerinin yapılabilmesi için tahliye sürecinin başlatılmasını ve Adli Tıp Kurumu tarafından da tıp etiğinde uygun olarak rapor düzenlenerek bir an önce infazının ertelenmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Hasta mahpus Yusuf Özmen için tahliye çağrısı -VİDEO

    Hasta mahpus Yusuf Özmen için tahliye çağrısı -VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 380. hafta basın açıklamasında Erzurum H Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta Yusuf Özmen’in durumunu aktardı. Kanser hastası Özmen için ‘Derhal serbest bırakılsın’ çağrısı yapıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta mahpusların durumuna dikkat çekmek için İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde 380. hafta basın açıklamasını yaptı.

    Yapılan açıklamayı İHD Ankara Şube Eş Başkanı Sevil Turgut okudu. Turgut, İHD’nin tespit edebildiği kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunduğunu söyleyerek, bu hafta kanser hastası olan Yusuf Özmen’in durumunu aktardı.

    “%81 ENGELLİLİK RAPORU VAR”

    Bu hafta iki ağır hasta mahpusun yaşamını yitirdiğini hatırlatarak sözlerine başlayan Turgut; “Yusuf Özmen, 16 Şubat 2018’de gözaltına alınmış ve 11 gün sonra tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Mart 2017 yılında testis kanser olduğu öğrenilmiş ve ameliyat edilerek sol testisi alınmıştır. Alınan kitlenin kötü huylu olmasından dolayı Haziran 2017’de kemoterapi almaya başlamış ve bu tedavi 2017 Eylül ayına kadar devam etmiştir. Yusuf Özmen, kanser hastası olduğunu, tedavi gördüğünü ve kaçma ihtimali olmadığını söylemesine rağmen tutuklanmış ve Iğdır Cezaevine konulmuş, burada 5 gün tutulduktan sonra Patnos L Tipi Cezaevine gönderilmiştir. Burada iken sürekli olarak Erzurum’da hastaneye götürülüyordu. Patnos Devlet Hastanesi, Yusuf Özmen’e %81 engellilik raporu vermiştir. Hasta, Patnos’ta Onkoloji servisi ve doktoru olmadığından Erzurum H Tipi Kapalı Cezaevine sevk edilmiştir” ifadelerini kullandı.

    “İSTANBUL ADLİ TIP KURUMU TARAFINDAN ‘CEZAEVİNDE KALABİLİR’ RAPORU VERİLDİ”

    Özmen’e Erzurum’da iken de Erzurum Araştırma hastanesi tarafından ‘Cezaevinde kalması hayati risk taşır’ şeklinde rapor verildiğini belirten Turgut sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Hastalığın aort damarının etrafını sardığı ve ameliyat olması gerektiği ancak Erzurum’da bu ameliyatın yapılmasının çok zor ve riskli olmasından dolayı Ankara Sincan’a sevki yapılmış, İbni Sina Hastanesinde çok ağır bir ameliyat geçirmiş ve ameliyattan çıkar çıkmaz da yatağa kelepçelenmiştir. 1 Hafta hastanede yatmış ve sonrasında Sincan’a götürülmüş ve burada da 8 ay tutulmuştur. Bu sürede Ankara Numune Hastanesi tarafından Cezaevinde kalamayacağı yönünde rapor vermiş ve ayrıca da 6 ay ceza tehir raporu verilmiştir. Ancak İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verildiği için tahliye edilmemiştir. 8 ay sonunda asıl yeri denilerek Patnos L Tipi Cezaevine gönderilmiş olup hem cezaevi şartları hem hastalık ve ameliyat hasta açısından çok yıpratıcı olmuştur.”

    “BEŞTEN FAZLA ‘CEZAEVİNDE KALAMAZ’ RAPORU VAR”

    Ankara’daki ameliyattan önce Yusuf Özmen’in Erzurum’da 2 kez hastaneye yatırıldığını ve burada mahkum koğuşunda tutulduğunu söyleyen Turgut, ikisinde de eşinin yanında refakatçi olarak kaldığını belitti.

    Mahkum koğuşunun çok kötü durumda bir yer olduğunu, Yusuf Özmen’in hastalık durumuna rağmen temizliğini kendisinin yaptığını ve çamaşırlarını yıkadığını, kıyafetleri için bir dolap olmadığından elbiselerini çöp poşeti içinde tuttuğunu da aktaran Turgut; “Yusuf Özmen Iğdır, Patnos, Erzurum, Ankara ve İstanbul Cezaevlerinde hasta haliyle tutulmuştur. Beşten fazla ‘cezaevinde kalamaz’ raporu olmasına rağmen yalnızca Adli Tıp Kurumunun ‘cezaevinde kalabilir’ raporu dikkate alınmıştır. 13 Eylül 2019’da tutuklu iken sağlık sorunları nedeniyle tahliye edilmiş ancak bu süre içinde kanser 4. Evreye gelmiş ve akciğere metastaz yapmıştır. Tahliye edildikten sonra durumu biraz daha iyiye gitmeye başlamıştır. Ancak Temmuz 2020’de cezası onaylandığı için hasta çok ağır bir strese girmiştir. 5 Mart 2021’de tekrar tutuklanmış ve cezaevine konulmuştur. Tutuklandıktan sonra Erzurum Araştırma Hastanesi tekrar ‘Cezaevinde kalması hayati tehlike taşır’ şeklinde rapor vermiş ancak Adli Tıp Kurumu 2. kez ‘cezaevinde kalabilir’ raporu vermiştir” dedi.

    “BU KADAR ÇOK RAPORA VE AĞIR HASTALIĞA RAĞMEN TAHLİYE EDİLMİYOR”

    Yusuf Özmen’in akciğerindeki metastaz ilerlediği ve ayrıca kalp hastası olduğu bilgisini veren Turgut son olarak şunları kaydetti:

    “Bir anda kalp ritmi 180-200’lere kadar çıkıyor, anjiyo olması gerekiyor. Ancak kardiyoloji doktoru tarafından; ‘cezaevi şartlarında ameliyat olursa ve kalp ritim bozukluğu devam ederse kalbine pil takılacağı’ ifade edilmiştir. Bu kadar çok rapora ve ağır hastalığa rağmen tahliye talepleri kabul edilmemektedir. Ayrıca Covid-19 nedeniyle de yaşamı risk altındadır. Yusuf Özmen için Adli Tıp Kurumu tarafından ısrarlı bir şekilde verilen ‘cezaevinde kalabilir’ raporu yaşam hakkı ihlalidir. Hastanelerin defalarca vermiş olduğu raporlar dikkate alınarak sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılabilmesi için acil olarak tahliyesi sağlanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ağır hasta mahpus Yavuz Selim Burgu ve Hakan Gökcan için tahliye çağrısı!

    Ağır hasta mahpus Yavuz Selim Burgu ve Hakan Gökcan için tahliye çağrısı!

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 372. Hafta basın açıklamasında tutuklu Yavuz Selim Burgu ile Hakan Gökcan’ın durumuna işaret etti. Yapılan açıklamada, “Burgu ve Gökcan’ın engellilik durumlarından kaynaklı olarak yasanın tanımış olduğu denetimli serbestlik hakları kullandırılmalıdır. Hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek tüm mahpusların tahliyesi sağlanmalıdır” denildi.

    Hasta mahpuslara ilişkin 372. Hafta basın açıklamasında bir kez daha hapishanelerdeki insan hakkı ihlallerine işaret edildi. İHD Ankara Şubesi’nde yapılan basın açıklamasını Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut okudu. Turgut, İnsan Hakları Derneği olarak tespit edebildikleri 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun olduğu bilgisini paylaştı.

    “TÜM HASTA MAHPUSLARIN TAHLİYESİ SAĞLANMALIDIR”

    Sevil Turgut, ağır hasta mahpusların cezaevlerinde adeta yaşam savaşı verdiklerini söyleyerek, bu hafta Kayseri 1 Nolu T Tipi Kapalı hapishanesinde tutulan Yavuz Selim Burgu ile Afyon E Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Hakan Gökcan’ın durumuna işaret etti. İHD Ankara Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut, şu açıklamayı yaptı:

    “Yavuz Selim Burgu, çocukluğunda geçirdiği felç nedeniyle (çocuk felci-polio sekeli) %54 sürekli engellidir ve sol bacağını kullanamıyor. Sağ bacağında da Gonartoz ve asteoartrit gibi hayatını etkileyen rahatsızlık bulunmakta ve ancak iki koltuk değneği ile yürüyebilmektedir. Sol kulağında %95 oranında işitme kaybı oluşmuştur ve duymuyor. Yavuz Selim Burgu aynı zamanda ileri derece böbrek hastasıdır. Daha önce mevcut hastalıkları için 7 kez ameliyat geçirmiştir. Bunlara ek olarak böbreği sürekli olarak taş üretmekte, 2017’de 2 cm ölçülen böbrek taşı 2019’da yapılan ameliyatla 3 cm olarak alınmıştır. Şu anda da böbreklerinde taş oluştuğunu düşünmekle birlikte pandemi nedeniyle hastaneye gitmemiştir. Ailesi tarafından daha önce verilen bilgilere göre de kolundaki sinir sıkışması nedeniyle el parmaklarında uyuşukluk ve ağrı oluşmaktadır. Yaşadığı rahatsızlıklar ve engellilik halinden kaynaklı olarak cezaevinde yapması gereken işlerini; kişisel bakım, koğuşta yapılması gerekenler temizlik, çamaşır, bulaşık yıkama, iki katlı koğuşta sürekli merdiven inip çıkmada zorluklar yaşamaktadır ve yaşamını hapishanede devam ettiremeyecek durumdadır. Yavuz Selim Burgu, Ceza İnfaz Kanunda bulunan engelli mahkumların koşullu salıverilmelerine 3 yıl kala denetimli serbestlik hakkından yararlanmak için ‘sürekli ibareli’ %54 engelli olduğunu gösterir raporla İnfaz Hakimliği’ne başvuru yapmış ve kanunen 13 Kasım 2020’de serbest kalması gerektiğini belirtmiş ancak bu talebi ‘Cezaevinde yaşamını devam ettirebilir raporu ile reddedilmiştir.

    Afyon E Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Hakan Gökcan, 2014 yılında işyerinde elektik akımına kapılmıştır. Ankara Numune hastanesinde tedavi görmüş ve tedavi sonrasında sağ kolunu dirsekten eline kadar kaybetmiştir. Kolunun kesilmesi gerekmesine rağmen kabul etmemiştir. Bu kolda dirsekten el bileğine kadar kas kaybından kaynaklı olarak iskelet görünümü vardır. Yine sağ elinin parmakları işlevsizdir. Görünümde kolu olmasına rağmen işlevsizdir. Sağ kalça kısmının kasları ameliyatla alınmıştır. Belli bir süre ayakta kaldığında sağ bacağı uyuşmakta ve oturmakta zorlanmaktadır. Sağ karın bölgesinde meme altından dikey olarak kasığına kadar 25 cm açılarak ameliyatla karın içi kasları alınmıştır. Sağ taraf boyun ense dokuları da yandığından zarar görmüş ve sert hava iklimlerinde kasılmalar meydana gelmektedir. Derin yaraların kapatılabilmesi için de sağ bacaktan dokular alınmış ve bu nedenle de bacakta doku kaybı vardır. Yollamış olduğu raporda bütün bu rahatsızlığından kaynaklı olarak %46 engellidir.

    Yavuz Selim Burgu ve Hakan Gökcan’ın engellilik durumlarından kaynaklı olarak yasanın tanımış olduğu denetimli serbestlik hakları kullandırılmalıdır. Tüm hasta mahpusların tedavi ve tetkikleri tam ve eksiksiz olarak yapılmalı, hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek tüm mahpusların tahliyesi sağlanmalıdır.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 372. Haftada, cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların salgından korunmasını, ağır hasta mahpusların acil olarak tahliye edilmesini, hapishanelerde sağlık için gerekli olan tüm tedbirlerin alınmasını talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır’ -VİDEO

    ‘Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır’ -VİDEO

    PİRHA- ‘Roboski için Adalet Girişimi’  üyeleri 116’ncı açıklamalarında bir kez daha adalet taleplerini dile getirdi. Açıklamada; “Bu topraklarda barış ve adaletin yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır” denildi.

    Roboski İçin Adalet Girişimi üyeleri Ankara İnsan Hakları Derneği’de (İHD) bir araya gelerek 116. aylık basın açıklamalarını yaptılar.

    Açıklamayı İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Sevil Turgut okudu. Turgut yaptığı açıklamada bilgiler vererek, ‘28 Aralık 2011 yılında bir gece vakti yalnızca geçimlerini sağlamak için güç doğa koşullarını da göze alan ve sınır ticareti yapmak için yola çıkan 34 sivil insanımızın üzerine bombalar yağdırıldı. O günden sonra Roboskili aileler için artık yas ve hak mücadelesi kesintisiz olarak başladı. 19’u çocuk- 34 sivil insanımızın katledildiği günden bu yana 10 geçti… 116 aydır sesleniyoruz; bu katliamın aydınlatılması, bir parça da olsa adaletin sağlanması ve başka katliamlar yaşanmaması için. Ancak ne devlet bu sesi duyuyor ne de uluslararası mekanizmalar. Bir katliamın tüm gerçekliğine rağmen kulaklar sağır ve gözler kör. Ve biz yine ısrarla 3532. Günde adaletin sağlanması için sesleniyoruz’ dedi.

    “IRKÇI VE AYRIMCI NEFRET SÖYLEMLERİ VE BUNA BAĞLI OLARAK ŞİDDET ARTIYOR”

    Yoksulluğun, devletlerin halklara yaşattığı bir acımasızlık olduğunu ifade eden Turgut şunları dile getirdi:

    “İnsanların, yaşamak için geçimlerini sağlamak amacıyla çıktıkları yollar, onların ölümlerinin de yaşatıldığı yollar oluyor. Türkiye’ye yaşamak için gelen yoksulluktan, şiddetten ve savaşlardan kaçan insanlar başka bir acımasızlığın, yok sayılmanın ve sömürünün içine düşüyor.

    İnsanların katledildiği düzen, savaş düzenidir, sömürü düzenidir. Gittikçe yükselen ırkçı ve ayrımcı nefret söylemler dün de ve ne yazık ki bugün de halkları hedef almaya devam ediyor ve insanlar şiddete uğruyor, katlediliyor, kitlesel linçe maruz kalıyor, pogrom dehşeti yaşatılıyor. Konya’da aynı aileden 7 kişi katledildi. İç Anadolu illerinde Kürtlere ve başka etnik gruplara ırkçı saldırılar yapıldı ve en son olarak da Ankara Altındağ’da Suriyeli mültecilere dönük kitlesel saldırı meydana geldi. Tüm bu saldırılar için ne yazık ki etkili bir soruşturma yürütülmüyor, failler cezalandırılmıyor ve nefret suçları devamlılık kazanıyor. Saldırıya uğrayanlar, tedirginlik ve korku içinde yaşamaya maruz bırakılıyor. Cezasızlığın hâkim olduğunu bilenler pervasızca nefret suçu işlemeye devam ediyor. İşin en acı tarafı da bu nefret suçlarını körükleyen siyasetçilerin söylemleri ve tutumları olmaktadır.”

    “İŞLENEN SUÇLAR KARŞISINDA CEZALANDIRMA GERÇEKLEŞMİYOR, ADALET SAĞLANMIYOR”

    Tüm yaşanmış olan katliamlara ve suçlara zemin olan savaş politikasının durdurulması gerektiğini vurgulayan Turgut, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Acılar sağaltılmalı, yüzleşme gerçekleştirilmelidir. Tüm iş birlikleri ortaya çıkartılmalı, bu konularda savcılar harekete geçmeli, soruşturmalar başlatılmalıdır. Geçmişte yaşanan tüm faili meçhullerin failleri yargılanmalıdır. Devletin en temel görevi tüm vatandaşlarının ve bu topraklarda yaşayan herkesin yaşam hakkını mutlak olarak korumaktır. Yaşanmış her katliamın, her cinayetin sorumluluğu geçmiş yönetimlere havale edilemez. İktidarlar geçmişte yaşansa da tüm suçların faillerini ortaya çıkarmak, korku iklimini ortadan kaldırmak, cezasızlık politikasını yok etmekle yükümlüdür.

    Roboski Katliamı’nın ardından aradan geçen on yıllık süre içerisinde; aileler, sivil toplum kuruluşları, demokratik kitle örgütleri, hukukçular olayın aydınlatılması, suçluların cezalandırılması için mücadele verdiler. 34 insanın bombalarla öldürüldüğü; her kesim tarafından kabul görmüş, kanıtlanmış olmasına rağmen, bu durum yasalar ve adalet sisteminde bir türlü karşılığını bulamadı. Cezasızlığın her köşe başına yerleştiği bu topraklarda, failler hala yargılanmadı. Dün de, bugün de işlenen suçlar karşısında cezalandırma gerçekleşmiyor, adalet sağlanmıyor. Bir sonraki katliamı tetikleyen cezasızlık geleneği, hukuku yok sayma, derin korumacılık, görünmeyen ellerle Roboski davası için de hala uygulanıyor. Bir katliamın cezasız bırakılmasının, yargı yollarının kapatılmasının, devlet olarak böyle bir katliamı örtmenin bir açıklaması olamaz. Adalet sisteminin çöküşünün ispatı Roboski Katliamı’dır. Devletin en asli görevi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile garanti altına alınmış olan yaşam hakkını korumaktır. Bu sözleşme ile YAŞAM HAKKI’nın yasalarla koruma altına alınması hükme bağlanmıştır.”

    “BARIŞ VE ADALETİN YOLU ROBOSKİ’DEN GEÇER”

    ‘Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir’ diyen Turgut, son olarak şunları aktardı:

    “Başta Roboski olmak üzere tüm insan yaşamını ve özgürlüklerini ortadan kaldıran savaşa ve şiddete karşı, hepimiz itiraz hakkımızı kesintisizce kullanacağız. Yaşadıklarımızın aslı; devlet, cezasızlık, savaş ve adaletin olmayışıdır. Hiçbir katliamın zaman aşımı yoktur. Roboski aydınlatılmadıkça, Roboski’de yaşananlar halka açıkça anlatılmadıkça Türkiye siyasetinde sivilleşme ve demokratikleşme söz konusu olmayacaktır.

    Biz, Adalet arayışının, bir arada ve barış içerisinde yaşamanın tarafıyız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına bir araya geleceğimiz ve adaleti sağlayacağımız güne kadar yataklarımızda rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da. “İnsan olarak ne yapabilirim?” sorusunu soran herkese her ayın 28. günü sesleneceğiz, hatırlayacağız “gelin sesimizi birlikte yükseltelim” diyeceğiz.

    Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda Barış ve Adaletin yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

  • Üniversiteliler: Polisin işkencesine rağmen ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ diyebildik-VİDEO

    Üniversiteliler: Polisin işkencesine rağmen ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ diyebildik-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ile dayanışmak için Güvenpark’ta yapacakları eylemde gözaltına alınan Ankara’daki üniversiteliler, yaşadıklarına dair açıklama yaptı. Polisin, öğrenciler arası dayanışmayı engellemek için işkence yaptığını söyleyen öğrenciler, “Ancak yine de başarılı olamadılar. ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ sesini Ankara sokaklarında yükselttik” dediler.

    Ankara’da eğitim gören üniversiteliler, Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyum rektöre karşı 8 Ocak’ta Güvenpark’ta eylem yapmak istemiş ancak polisin sert müdahalesi ile karşılaşmıştı.

    Üniversiteliler, gözaltında tutuldukları süre boyunca polisin, kendilerine işkence yaptığını belirterek üniversiteler üzerindeki siyasi baskının son bulması için Tüm-Bel-Sen Genel Merkezi’nde basın toplantısı yaptı.

    “POLİS, HER TÜRLÜ İŞKENCEYİ DENEDİ YİNE DE BAŞARILI OLAMADI”

    Basın metnini okuyan Yaren Tuncer, “Arkadaşlarımıza gözaltında çıplak arama dahil olmak üzere çeşitli işkenceler yapıldı. LGBTİ+ arkadaşlarımız tecavüzle tehdit edildi” diyerek şunları paylaştı:

    “Başından beri tepeden inme kararlarla, baskıyla, gözaltıyla, işkenceyle her istediğini yapabileceğini sanan iktidar, gençliğin itirazından, mücadelesinden ve dayanışmadan korktu. Cuma günü, bütün Ankara’da bu korkunun bir perdesini izledik. Bu korku sahnelerini iyice açıklamak istiyoruz çünkü bu korkunun altında faşizme karşı mücadelenin umudu yatıyor. Sabah saatlerinden itibaren Ankara’nın çeşitli semtlerinde birçok arkadaşımızın evinin önü, birçoğunun Güvenlik Şube’den olduğunu tahmin ettiğimiz sivil polisler tarafından tutulmuştu. 2 arkadaşımız evlerinin önünden önce GBT bahanesiyle durdurulup, geçerli hiçbir sebep gösterilmeden zor kullanılarak gözaltına alındılar.

    Bütün bu saldırılara rağmen, üniversite öğrencileri olarak Güvenpark’ta basın açıklaması yapmak için Kızılay’da bir araya geldik. Güvenpark’a doğru yürüyüşümüze başladığımız sırada polis saldırısı da başladı. Burada 32 arkadaşımız işkenceyle gözaltına alındı. Polis saldırısı sırasında bir arkadaşımızın bacağı iki yerden kırıldı, çapraz bağları koptu ve çok sayıda lezyonu oluştu. Gözaltındayken götürüldüğü hastanede tüm itirazlara rağmen ‘bir şey yok’ denilerek gönderildi. Arkadaşımızın bugün ameliyat olma ihtimali var.

    İşkenceciler bir başka arkadaşımızın omzunu yırttılar. Kaçımıza tomografi çekildi bilmiyoruz. Çok sayıda arkadaşımızın vücudunun çeşitli yerlerinde çeşitli yaralanmaları var.

    Güvenpark eylemine polisin saldırdığını öğrenen ODTÜ öğrencileri, bu saldırıya karşı çıkmak için 100. Yıl’da sokağa çıktılar. Burada da 13 arkadaşımız eylemin yapılacağı yere giderken aynı polis saldırısında işkence ile gözaltına alındı. Buradan gözaltına alınan arkadaşlarımızın da birçoğunda işkence izleri var.

    8 Aralık Cuma günü, polis dayanışmayı engellemek için Ankara’da her türlü baskıyı, zorbalığı, işkenceyi denedi. Ancak yine de başarılı olamadı. Ankara’da ‘Boğaziçi Yalnız Değildir’ sesi yükselmesin diye bütün bu anlattıklarımız dahil olmak üzere ellerinden geleni yaptılar. Ancak bütün imkanlarını, bütün güçlerini kullanmalarına rağmen Ankara sokaklarında bu sesi yükselttik.”

    “KORKMASALARDI BİNAYI ABLUKAYA ALMAZLARDI”

    Basın açıklaması ardından söz alan HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz ise muhalefet edenlerin sıklıkla baskı ile karşılaştıklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Hukuka, yasaya uymayan bir şekilde yoldaşlarmış sürekli baskıya, şiddete maruz kalıyor. Bu tam da yoldaşlarımıza aslında duyulan kinin aynı zamanda onlardan duyulan korkunun da bir göstergesidir. Bu kadar vahşice saldırmasının temel sebebi yaratmaya çalıştıkları bir korku imparatorluğudur. Eğer bugün korkmasalardı içerde yapılan bir basın açıklamasına bile bu binayı komple ablukaya almayacaklardı. Ya da yoldaşlarımızın hepsinin neredeyse evine kadar teker teker takip edip taciz etmeyeceklerdi.”

    İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sevil Turgut ise “Üniversitelere atanan kayyumlara itiraz etmek hepimizin hakkı” diyerek şunları söyledi:

    “Üniversiteler bilim üreten, saygın olması gereken yerlerdir. Boğaziçi Üniversitesi’nde başlayıp diğer şehirlere yayılarak devam eden üniversite öğrencilerinin barışçıl geleceğine, okuluna sahip çıkan, anayasal hakkını kullanarak yapmak istediği eylemlerin şiddetle bastırılmaya çalışılmasını kınıyoruz. Özellikle Ankara’da işkenceye maruz kalanları şubemize başvuru yapmaya bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da gözaltılara tepki: Kuralsızlık rejimi sürüyor-VİDEO

    Ankara’da gözaltılara tepki: Kuralsızlık rejimi sürüyor-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, gözaltına alınan Şube Eş Başkanı Fatin Kanat ve beraberindekiler için açıklama yaparak “Anti demokratik iktidarın uygulamalarına karşı, sesini yükseltmiş, itiraz etmiş olan her kurum ve kişinin tavrı ne yazık ki suç olarak kabul edilmektedir” dedi.

    Haberin videosu

    İHD Ankara Şubesi, 27 Kasım’da Ankara’da yapılan gözaltı operasyonuna dair Mülkiyeliler Birliği binasında basın açıklaması yaptı. Açıklamaya çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi.

    İHD adına hazırlanan basın metnini Sevil Turgut okudu. Turgut, “Gözaltılar derhal serbest bırakılsın.” diyerek düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde itiraz hakkını kullanan herkesin polis baskısı ve tutuklamalarla karşı karşıya geldiğini söyledi.

    Sevil Turgut, avukatların gözaltı gerekçelerine dair bilgi alamadıklarını da aktararak şunları söyledi:

    “Ankara ilinde uzun zamandır yapılan birçok gözaltılar önceki yıllarda yapılan basın açıklamalarına dair gerçekleşmektedir. Oysa Anayasal hak olan ve yapıldığı dönemlerde suç sayılmamış, gözaltı işlemi yapılmamış her demokratik fiil kişilerin önüne bugün suç kapsamına dahil edilerek getirilmektedir.

    Yaşam hakkını, siyasi hakları ve daha pek çok hem toplumsal hem de kişisel hakları yok sayan anti demokratik iktidarın uygulamalarına karşı, sesini yükseltmiş, itiraz etmiş olan her kurum ve kişinin tavrı ne yazık ki suç olarak kabul edilmektedir. Sayfalar dolusu ve gerçekle bağlantısı olmayan iddialar gündeme getirilmekte, haklarında davalar açılmakta, toplumda kriminalize hale getirilmekte, haksız gözaltı ve tutuklamalarla kişilerin özgürlükleri ellerinden alınmaktadır. Gözaltına alınan kişilere bakıldığında, dosyalara göz atıldığında, suçlamalar incelendiğinde bu haksız gözaltı ve tutuklamaların tamamen keyfiyete dayandığı görülmektedir.”

    “ORTALAMA 450 BİN KİŞİYE ADLİ KONTROL TEDBİRİ UYGULANDI”

    “Bu uygulamaların tek amacı topluma korku yaymak ve endişeleri çoğaltmaktır. Bu uygulamalar, belirsizliği de beraberinde getirmektedir. Kimin ne zaman gözaltına alınacağı ne ile suçlanacağı, tutuklanıp tutuklanmayacağı konusunda bir belirginlik yoktur. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında tutuklanmayıp adli kontrol tedbiri uygulanan kişi sayısının ise 450 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    İHD Şube Eşbaşkanımız Fatin Kanat ve gözaltına alınan diğer herkes, ifadeye çağrıldıklarında ilgili savcıya gidebilecekken, sabahın erken saatlerinde evleri basılarak, aramalar yapılarak, korku uyandırılarak gözaltına alınmaları kabul edilemez. Demokrasi ve insan hakları önünde engeller oluşturan bu uygulamalar ve bu gözaltı furyası sonlandırılmalı ve gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalıdır.

    Anayasal bir hak olan ve uluslararası sözleşmelerle de garanti altına alınmış olan düşünce ve ifade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ortadan kaldırılamaz. Bu haklar suç değildir, suç sayılamaz. Siyasal iktidar bu yasa ve sözleşmelere uymakla yükümlüdür.”

    “KURALSIZLIK REJİMİ SÜRÜYOR”

    Açıklama sonrası söz alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise “Kuralsızlık rejimi bizlere tahmin edilemez bir süreç yaşatıyor.” oiyerek şunları dile getirdi:

    “Ama bu kuralsızlıklara karşı çıkacağız. Yeni moda bir durumla karşı karşıyayız. Olayın içeriği bizlere söylenmiyor. Tamamen soyut iddialar mevcut… Halen resmi olarak arkadaşlarımızın ne ile suçlandıklarını bilmiyoruz. Gerçekten suçlayacakları bir şey de yok. İktidarda olanların yarattıkları keyfi uygulamaların bir gün sonu gelecektir. Ömür boyu iktidarda kalmayacaklardır.

    “ÜLKENİN YARISINDAN ÇOĞU ÖRGÜT ÜYESİ OLARAK SUÇLANIYOR”

    Avukat Saliha Şahin ise de hukukçular olarak absürt gerekçelerle gözaltı ve tutuklama işlemlerinin uygulandığını söyleyerek “Bir dönem herkesin rahatlıkla söyleyebildiği sözler, katıldıkları basın açıklamaları, anayasal hak olan uluslararası sözleşmelerde var olan birçok hakkın kullanımından kaynaklı insanlar bugün suçlu ilan ediliyor. Ne yazık ki bizim avukat olarak dosyalardan gördüğümüz çok absürt suçlamalar ile karşılaştık. Ne yazık ki ülkenin yarısından çoğu artık örgüt üyesi kısmında suçlu edilmiş durumda.” dedi.

    “ŞAHSİ EŞYALAR DA GASP EDİLİYOR”

    HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da “Artık insan hakları lafının yok edildiği bir dönemdeyiz” dedi ve şunları aktardı:

    “Yargı, emniyet siyasallaşmış durumda. Ne olduğu bilinmeden, gerekçe sunulmadan gözaltına alınıyor insanlar. Yaşananlar sadece bununla da sınırlı kalmıyor. Çok sayıda kişinin bilgisayarı, telefonu, eşyaları da gasp ediliyor. Yıllar boyunca da bu eşyalar geri verilmiyor. Eğer bizler hep beraber buradaysak aslında yılmadığımız, korkmadığımız, susmadığımız içindir. Ve aslında tüm bunların yapılmasının nedeni kendi korkuları ve bizi yıldırmak içindir.”

    “ATEŞ EN ÇOK DUMANI SÖNERKEN ÇIKARIR”

    Akademisyen Fikret Başkaya da gözaltılara dair konuşarak şunları dile getirdi:

    “Sanmayın ki yapılanlar sadece bu ülkeye mahsus. Kapitalist dünya sistemi potansiyelini tüketti. Meşruiyet üretme yeteneğini kaybetti. Ellerinde şiddeti, baskıyı, terörü araçlaştırmaktan başka bir koz kalmadı. Yalnız bu ülkedeki faşizmin bir ayrıcalığı var; bu İslam soslu bir neo-liberalizmdir. Devrimlerin sebebi bardağı taşıran son damla değil, bardağın dolu olmasıdır. Ve bardak dolmakta. Faslı bir arkadaşımın bana anlattı bir atasözünü aktarayım; Ateş en çok dumanı sönerken çıkarır.”

    “KORKU DUVARI ARTIK YIKILDI”

    ATO Genel Başkanı Vedat Bulut da söz alan isimler arasındaydı. “Toplu intiharlar, geçim sıkıntıları ne deniyle insanların yaşadıkları sorunlar, ülkede artık umudunu keserek yurt dışına çıkmakta olan eğitilmiş nüfus… Bunların hepsi gündemimize oturuyor. Türkiye önemli bir dönemeçte ve bu krizin aşılması sadece demokratik kitle örgütlerinin dayanışma içerisinde olmasıyla açılacaktır. Ben de bu birlikteliğin arttığını görüyorum. Korku duvarı artık yıkıldı. Mağdurların sayısı arttıkça daha çok direnç kazandık. Bu da var olan zulmü uygulayanlara ders olsun. İktidarın gidişi kesindir, kaçınılmazdır.”

    KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz kısa bir konuşma yaparak, “Ülkedeki demokratik iklim dünden bugüne çok sağlıklı işlememiştir ama şu son dönemde yaşananlar hiçbir dönemde de yaşanmamıştı. Ülkedeki tüm muhalif kesime karşı neredeyse açık bir düşman hukuku işletiliyor.” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / ANKARA