Etiket: sevilay elmas

  • Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas: Okullarda şiddet polisiye tedbirlerle çözülmez!-VİDEO

    Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas: Okullarda şiddet polisiye tedbirlerle çözülmez!-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, okulların güvenlikçi politikalarla çözüm üretilecek alanlar olmadığını belirterek, “Şiddeti destekleyecek eğitim politikaları geri çekilmeli, yerine bilimsel, demokratik olan bir eğitim yönteminin kullanılması gerekiyor. Çocukların daha derinlikli, daha bilimsel, daha demokratik bir eğitime ihtiyaçları var” dedi.

    Türkiye’de şiddet sokakta, evde, hastanede, okulda, iş yerinde artarak devam ediyor. Urfa Siverek ve Maraş’ta yaşanan okul saldırılarına dair Milli Eğitim Bakanlı ve İçişleri Bakanlığı tarafından yeni tedbirler aldı. Bekçileri okul önlerine yerleştiren yetkililer, sorunu güvenlik ekseninde çözeceğini düşünüyor.

    Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, şiddetin tırmanmasını, okullara yansımasını, iktidarın ‘çözüm’ünü ve neler yapılabileceğine dair ajansımıza konuştu.

    “ŞİDDET EŞİTSİZLİKTEN BESLENİYOR”

    PİRHA: Okullarda ardı ardına gerçekleşen saldırılar sonrası şiddetin sonuçlarına dair değerlendirmeler yapılırken, nedenleri konuşulmuyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sevilay Elmas: Okullarda son zamanlarda şiddet olayı yükseldi. Aslında şiddet bugün ortaya çıkan bir şey değildi. Önceden de şiddet olayları yaşanıyordu. Yalnız yakın zamanda bu şiddet olayı ekstra gündeme geldi. Çünkü ölümlerle sonuçlanan şiddet vakaları yaşandı. Bu tabii ki bugün ortaya çıkan bir problem değil. Çünkü şiddet her zaman engellenmeye çalışılmadı,  eşitsizlikler engellenmeye çalışılmadı ve eşitsizlikler derinleştikçe şiddette arttı.

    Öğrencilerin yalnızlaştırıldığı, kendilerini ifade edemedikleri ortamlar yaratıldı. Öğrenciler sürekli bir yarış atı ve rekabet ortamında oldular. Bir dayanışmanın içerisinde değil de birbirlerine rakip olan, birbirini öteki ve düşman gören bir noktada yetişen nesiller oldu. Bu da haliyle çatışmayı ve şiddeti doğurdu.

    Şimdi günümüzde de bu şiddet durumu sanki bu aralar ortaya çıkmış gibi konuşuluyor ve sadece sonuç üzerinden değerlendirilen bir noktada bu şekilde görülüyor. Şiddetin münferit olduğu söyleniyor. İşte X öğrencinin, X çocuğunun psikolojik bir sıkıntısı olduğu söyleniyor. Sanki o çocukla alakalı tekil bir sonuçmuş gibi, tekil bir sebep varmış gibi bir değerlendirme yapılıyor. Ancak biz bunun böyle olmadığını biliyoruz. Çünkü şiddet eşitsizliklerden oluşan bir şey ve eşitsizliklerde çocuk daha çok kendini göstermeye çalışıyor. Bir yanıyla ‘ben de varım’ diyor.

    “ÖTEKİLEŞTİRİCİ DİLDEN UZAKLAŞILMALI”

    PİRHA: Bir tür kendini gösterme hali olarak mı görüyorsunuz?

    Sevilay Elmas: Çocukların yaşadığı yoksulluk, cinsiyetçi politikalar, görünmeme hali bunun içerisinde. Çok fazla soyutlanma, ortamdan izole edilme ve haliyle çocukların sosyalleşebileceği ortamlar olmayınca dijital ortamlara çok fazla saplanıyorlar. Oralarda kendine görünür kılmaya, kendilerine alan yaratmaya, bir grubun üyesi olmaya ve o grupta görünür olmaya çalışıyorlar.

    Öğrencilerin desteklenmesi gerekiyor. Psikososyal destek şart. Okullarda rehberlik öğretmenlerinin yetersizliği var ve rehberliğin yine bir sorumluluk olarak Milli Eğitim Bakanlığı tarafından sahip çıkılmaması, bunun desteklenmemesi sorunu var.

    Örneğin 350 öğrencinin olmadığı yerlerde rehber öğretmen bulundurulmuyor. Oysa ki biliyoruz ki 350, 500 öğrenci ile tek bir öğretmenin ilgilenmesi çok zor. Hatta bazı okullarda yeterince öğretmen ataması olmadığı için bir rehber öğretmen bile yok.

    Aynı zamanda çocukların kendini ifade ettiği bir ortam yok. Bu yüzden bu tür problemleri maalesef yaşıyoruz. Ve bu tür şiddet problemine eğer ki bakanlık üzerinden münferitmiş gibi görülüp, bu yaklaşıma devam edilirse, bu şiddet problemine çözüm olarak sadece güvenlikçi politikalar uygulanırsa, bu problem çözülmeyecek. Çünkü problem sonuç üzerinden çözülmez. Nedenlerine daha çok eğilerek, nedenleri üzerinden daha derin politikalara sahip çıkılarak yapılır.

    Bu eğitim sistemi içerisinde çocuklar, gençler yoksullukla, geleceksizlikle, umutsuzlukla da sınanıyorlar. Siyasi iktidarın kutuplaştırıcı dili, ötekileştirici söylemleri, dindar-kindar nesil yaratma çabası şiddetle kendini gün yüzüne çıkarıyor.

    “OKULLAR ASKERİ ALAN DEĞİL”

    PİRHA: Milli Eğitim Bakanlığı ve bazı partiler tarafından okullardaki şiddetin çözümü olarak güvenlikçi politikalar öneriliyor. Sizce bu çözüm mü?

    Sevilay Elmas: Okulların giriş noktalarında polis olsa veya işte orada çantalar incelense, çantada ne olduğu tespit edilse onun üzerinden bir tedbir alınabilecekmiş gibi bir algı yaratılıyor. Bu aslında sorunun derinliğinden kaçmak oluyor ve sonuç üzerinden yaşanan şiddet, ‘ölümler üzerinden biz aslında bir çözüm ürettik’ demek oluyor. Ortada bir çözüm yok. Sorumluluktan kaçılmış olunuyor. Ama sorun sadece bu şekilde çözülecek bir şey değil ve aynı zamanda okullar askeri alan değil. Orası eğitim yuvası ve biz eğitim haktır, şiddet suçtur diyoruz.

    “BİLİMSEL, DEMOKRATİK EĞİTİME İHTİYAÇ VAR”

    PİRHA: Eğitim emekçileri olarak siz ne öneriyorsunuz?

    Sevilay Elmas: Bizim önerimiz öğrencilerin daha eşitlikçi ortamlarda yetişmesi. Öğrencilerin beslenme probleminin çözülmesi şart. Öğrenciler yoksululukla sınanmamalı. Öğrenciler arasında bu eşitsizliğin çözülmesi gerekiyor. Onun dışında eğitim sistemi içerisinde çocuklara daha eşitlikçi yerden yaklaşan bir eğitim politikasının yapılması gerekiyor. Cinsiyetler üzerinden bir ayrıştırma olmaması gerekiyor. Öğrencilerin pedagojik eğitimine uygun eğitim yaklaşımı gerekiyor.

    Yani güç üzerinden veya işte daha çok şiddeti destekleyecek eğitim politikalarının geri çekilmeli, yerine bilimsel, demokratik olan bir eğitim yönteminin kullanılması gerekiyor. Sürekli din üzerinden yansıtılan bir eğitim sisteminin olmaması gerekiyor. Çocukların daha derinlikli, daha bilimsel, daha demokratik bir eğitime ihtiyaçları var.

    Öğretmenler de sorunlar yaşıyor. En temel hakkımız olan yaşam hakkımız bile işyerlerimizde tehdit altında. En güvenli alanlarımız olması gereken okullar son dönemde eğitim emekçilerinin, öğrencilerin yaşamdan koparıldığı alanlar oldu.

    Aynı zamanda okullarda yeterince rehber öğretmen olması gerekiyor. Rehber öğretmenlerin üzerine düşen öğrenci sayısının daha az olması gerekiyor ki öğrencilerin kendi problemlerini anlatabilmeleriyle alakalı bir problem yaşanmasın.

    “OKULLARDA DAYANIŞMANIN ÖĞRETİLMESİ GEREKİYOR”

    PİRHA: Öğrencilerin sosyal medya ile ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

    Sevilay Elmas: Öğrencilerin sosyal medya kullanımı günümüzde oldukça yaygın. Onunla alakalı daha derinlikli ve gerçek bilgilerin verileceği eğitim çalışmaları olmalı. ‘Sosyal medyadan uzak kalın’ gibi bir yerden değil de, onun gerçek ve doğru kullanımının sağlanması üzerinden eğitimler planlanmalı.

    Birde okullarda dayanışmanın öğretilmesi gerekiyor. Okullardaki beslenme ile, yoksullaşma ile alakalı problemlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Onlar daha eşit bir ortamda olunca zaten bu şiddet durumu da ortaya çıkmayacak.

    Son olarak okulların polisiye tedbirlerinin alınacağı, güvenlikçi politikalarla çözüm üretilecek alanlar olmadığını tekrarlamak istiyorum. Öğrencilerin birbiriyle gerçek dayanışmayı öğrenecekleri alanlar olarak tekrardan formüle edilmesi gerekiyor.

    PİRHA/HATAY

  • Barınma krizinden şiddete: Hataylı kadınlar 25 Kasım’da alanlara çıkıyor- VİDEO

    Barınma krizinden şiddete: Hataylı kadınlar 25 Kasım’da alanlara çıkıyor- VİDEO

    PİRHA- Hatay’da deprem sonrası derinleşen barınma, güvencesizlik ve görünmez emek yükü kadınları hedef alan şiddeti büyütürken; kadınlar 25 Kasım’da “Biz buradayız, yaşıyoruz ve mücadeleyi sürdürüyoruz” diyerek alana çağrı yaptı.

    Depremin üzerinden uzun zaman geçse de Hatay’da kadınların yaşamı “olağanüstü hal” koşullarında sürüyor. Barınma krizinin hala çözülememesi, konteynerlerin daracık alanlarında üst üste biriken yükler, güvencesiz yaşam, özel alan yoksunluğu ve kamu kurumlarına erişilemeyen uzun dönem… Tüm bu koşullar, kadınların hem görünür hem görünmez şiddet biçimlerine daha fazla maruz kalmasına yol açıyor.

    Kadınlar, afet sonrası artan bakım ve ev içi yüküyle, güvencesizleşmeyle ve cezasızlıkla iç içe geçmiş bir şiddet sarmalının içinde yaşamaya zorlanıyor. Bu koşullarda 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken Hataylı kadınlar, dayanışmanın ve kolektif mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekiyor. PİRHA’ya konuşan kadınlar, yaşadıkları sorunları ve 25 Kasım çağrılarını anlattı.

    “KONTEYNER KENTLERDE ŞİDDET ARTARAK DEVAM ETTİ”

    Deprem Dayanışması Derneği’nden Yaren Sakar, hem çadır kentlerde hem de bugün konteynerlerde süren şiddeti şöyle anlattı:

    “Depremden sonraki akut süreçte çadır kentlerde yardımları dağıtırken sürekli şunu duyuyorduk: ‘Kadına şiddet var ama başvurulacak bir kurum yok.’ Çadırlar kapandı ama sorun bitmedi. Konteyner kentlerde de şiddet artarak devam etti. Çünkü kadınların güvenli alanı yoktu, hala da yok. Kadınlar 21 metrekarelik küçücük alanlarda yaşıyor; iş yükleri deprem öncesine göre beş on kat arttı. Bu yüzden daha da sindirilmiş bir halde bırakılıyorlar. Ulaşabilecekleri kamu kurumları yok, ulaşsalar da hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorlar. Ama başka bir dünya mümkün. Birlikte olunca daha güçlü ses çıkarıyoruz. Biz buradayız, yaşıyoruz ve bu şekilde yaşamaya mecbur bırakılıyoruz. Tüm kadınları yan yana gelmeye çağırıyoruz.”

    “YOKSULLUK VE GÜVENCESİZLİK KADINLARI BAĞIMLI KILDI”

    Tıp Fakültesi öğrencisi Tuğçe Kılıç, deprem sonrası yoksulluğun kadınların şiddete daha açık hale gelmesindeki rolünü vurguladı. Kılıç, “Antakya’da sadece binalar yıkılmadı, kadınların yaşam güvencesi de yıkıldı. Yoksulluğun artması kadınları daha bağımlı hale getirdi, bu da ev içi şiddeti büyüttü. Çadır ya da konteynerde yaşamak zaten başlı başına bir kısıtlılık. Sokak ışıklarının olmaması bile kadınları eve mahkûm etti ve bu bile şiddeti pekiştirdi” diye konuştu.
    Olağanüstü koşullar bahanesiyle erkek şiddetinin cezasızlaştırıldığına dikkat çeken Tuğçe Kılıç, tüm bu olumsuz tabloya rağmen 25 Kasım’da kadınların bir arada olmasının önemine değinerek, “25 Kasım’da kadınların bir araya gelmesi, dayanışmanın gücünü hissetmesi, ‘yalnız değiliz’ demesi en önemli şey. Ses çıkarmak cesaret verir, değişim yaratır” dedi.

    “ÖZEL ALAN YOKLUĞU ŞİDDETİ BÜYÜTÜYOR”

    Eğitim Sen Hatay Şubesi Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, deprem sonrası yaşamın hem sağlık hem güvenlik hem de psikolojik açıdan kadınları kuşatan yönlerini anlattı:

    “Merkez tam bir enkaz hâlinde; kadınlar ve çocuklar toz içinde bir hayat yaşıyor. Sağlık sorunları artıyor. Kadınlar deprem kaygısı nedeniyle zaten ev içindeydi, şimdi çok daha mahkum bir durumdalar. Konteynerda kalanlar özel alandan mahrum. Bu yüzden ev içi gerilimler en yüksek seviyeye çıktı. Sorunları konuşabilecekleri alan yok, dinlenebilecekleri alan yok, geçimlerini rahatça sağlayabilecekleri alan yok. Kaygı ve stres artınca şiddetin tüm türleri de artıyor. Fiziksel, psikolojik, ekonomik, istihdamdan dışlama… Hepsi burada çok daha görünür durumda. Bu yüzden mücadelenin ve dayanışma ruhunun da yükseltilmesi gerekiyor. Biz biliyoruz ki tüm bunlar bütün kadınların ortak problemi. Ortak problemin de görünürlüğünü sağlamak için, bunu sadece ben yaşıyorum dememek için, dayanışmak ve oradan da bir güç yaratmak, olan gücü de daha çok açığa çıkarmak için 25 Kasım’da alanlarda olmamız çok kıymetli.”

    “KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN 25 KASIM’DA ALANLARA”

    DEM Parti İskenderun Eş Başkanı Fidan Durmuş, deprem sonrası artan şiddetin toplumsal boyutuna dikkat çekerek, “Fiziksel şiddetin yanında psikolojik, ekonomik, istihdamdan geri tutulma, karar mekanizmalarında yer vermeme gibi birçok şiddet biçimi var. Bütünüyle erkek egemen zihniyetin kadını üçüncü plana itmesiyle karşı karşıyayız. Hayata dair en büyük yük kadınların üzerinde olmasına rağmen kadın emeği de mücadelesi de görünmüyor. Ama biliyoruz ki kadın özgürleşmezse toplum özgürleşmez. Bu yüzden çalışmalarımızı hızlandırıyoruz, daha çok örgütleneceğiz. Buna çok ihtiyaç var” ifadelerini kullandı.
    25 Kasım’da 17.30’da basın açıklaması ve ardından yürüyüşün olacağını duyuran Durmuş, Tüm kadınları kimliklerine, bedenlerine, çocuklarının ve toplumun haklarına sahip çıkmak için bu yürüyüşe destek vermeye çağırıyoruz” dedi.

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ HATAY

  • Kadınlardan ‘Barış Duvarı’ eylemine katılım çağrısı: Hep birlikte sesimizi yükseltelim!- VİDEO

    Kadınlardan ‘Barış Duvarı’ eylemine katılım çağrısı: Hep birlikte sesimizi yükseltelim!- VİDEO

    PİRHA- Antakyalı kadınlar, Suriye’deki Alevi katliamı ve kadınların kaçırılmasına, istismara uğramasına tepki göstererek, “Suriye’de katledilen, kaçırılan, tecavüze uğrayan kadınlara ses olmak için 24 Nisan Perşembe günü bir araya geliyoruz. Barışı kadınlar getirecek” diyerek, tüm kadınları dayanışmaya çağırdı.

    Suriye’de katledilen, kaçırılan, cinsel şiddete maruz kalan Alevi kadınlarla dayanışmak için oluşturulan ‘Suriye İçin Kadın İnisiyatifi’ 24 Nisan’da Hatay Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemi yapacak. Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan Samandağ PTT Şubesi önünde bir araya gelecek olan kadınlar, Hızır Türbesi’ne kadar yapılacak yürüyüş ardından insan zinciri oluşturacak.

    Antakyalı kadınlar, Alevi kadınlarla dayanışmak için ‘Barış Duvarı’ eylemine katılım çağrısı yaptı.

    “ALEVİ KADINLARA SES OLACAĞIZ”

    Selen Reyhan, Suriye’deki katliama dur demek için bir araya geleceklerini belirterek, “150 kadın kurumu ile birlikte 24 Nisan’da Samandağ’da reyhanlarımızla, beyaz tülbentlerimizle bu katliamlara ses olmaya herkesi çağırıyoruz” dedi.

    Aylin Kaya Karpuziçi, “Bizler depremin yarattığı enkazda yeni bir yaşam kurmaya çalışan kadınlar olarak Türkiye’nin dört bir yanından kadınlar olarak bu katliamlara sessiz kalmayan, mücadeleyi büyüten kadınlar olarak 24 Nisan günü Samandağ’da buluşuyoruz. Tüm kadınları sesimize ses olmaya ve yaşanan tüm katliamlara dur demeye çağırıyoruz” sözlerini kullandı.

    Sevilay Elmas, 24 Nisan Perşembe günü Suriye’de kaçırılan, katledilen kadınlar için buluştuklarını kaydederek, kadınların barışın sesi olacağını vurguladı ve tüm kadınları dayanışmaya çağırdı.

    Hacer Dikkaya, Suriye’de yaşanan katliamlara dünya kamuoyunun sessiz kaldığına dikkat çekerek, “Suriye’de bir vahşet yaşanıyor ve ne yazık ki tüm düyya liderleri ve medya buna sessiz kalıyor. Oradaki vahşetin en acımasız tarafını da kadınlar yaşıyor. Kadınlar tecavüze uğruyor, katlediliyor, kaçırılıyor. Onlar bizim kardeşlerimiz, bu katliama asla sessiz kalamayız. Bu yüzden 24 Nisan Perşembe günü Samandağ’da PTT önünde buluşacağız. Bütün kadınları bekliyoruz, bu vahşete karşı hep birlikte ses olalım” dedi.

    Nilgün Yeniocak, ise Arapça yaptığı konuşmada Suriye’deki kadınların yalnız olmadığını ifade ederek, 24 Nisan’daki eyleme tüm kadınları çağırdı.

    PİRHA/ HATAY

  • Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün talimatına tepki: ‘Laiklik karşıtı yazıyı geri çekin!’

    Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün talimatına tepki: ‘Laiklik karşıtı yazıyı geri çekin!’

    PİRHA – Eğitim Sen Hatay Şubesi, Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, kız öğrencilerinin okul servislerindeki oturma düzenine dair yazısını eleştirdi. Yapılan basın açıklamasında “Antakya İlçe milli eğitim müdürlüğünün laiklik karşıtı bu yazıyı geri çekmesini talep ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz” denildi.

    Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, tüm okullara yazı göndererek, kız öğrencilerin, ulaşım servislerinde ön koltuklarda oturmaması yönünde emirde bulundu.

    Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 12 Aralık’ta okullara gönderdiği yazıya Eğitim-Sen Hatay Şube’den tepki geldi. Konuya ilişkin basın açıklaması yapan Eğitim Sen Hatay Şube yönetimi, Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün yazısını hukuki, pedagojik, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından doğru bulmadıklarını belirtti.

    “LAİKLİK KARŞITI YAZI”

    Eğitim-Sen Hatay Şube adına basın açıklamasını okuyan Sevilay Elmas, şu ifadelere yer verdi:

    “Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün 12.12.2024 tarihli Taşımalı Eğitim ile ilgili tüm okul ve kurumlara gönderdiği yazıda  “öğrenci servislerinde ön koltukta kız öğrencilerin oturmaması için kız öğrencilerin bilgilendirilmesi ve ön koltukta oturan kız öğrencinin tespiti halinde şoförlerin – öğrencilerin derhal uyarılması gerektiği ve konu hakkında gerekli hassasiyetin gösterilmesi gerektiği”  ifade edilmiştir.

    MEB’in laiklik ve toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtı politikalarının birinin de bu olduğunu görmekteyiz. Şayet yazının amacı öğrencilerin güvenliğini sağlamak ise tüm öğrencilerin güvenliğini esas alan yöntemlerin geliştirilmesi gerekir. Bu talep kadın üniversiteleri kurmak isteyen, kız-erkek öğrencilerin yan yana oturmasının uygun olmadığını ifade eden; toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde yaşanan sorunları görmezden gelip eşitsizliği derinleştiren politikalar üreten ve sorunun kökenine inmeyerek çözümü kadınlara, kız çocuklarına yasaklamalar dayatmada bulan dinci, gerici zihniyetin tezahürlerinden biridir.

    Eğitim Sen olarak her zaman toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinde çözümler üretmek gerektiğini ifade ettik ve ifade etmeye de devam ediyoruz. Taşımalı eğitim kapsamında kız öğrencilerin yaşadığı problemler noktasında bu uygulamanın bir çözüm olamayacağını; ancak var olan probleme sözde çözüm üretmek ve yasakçı bir zihniyet olduğunu ifade ediyoruz. Milli Eğitim bu ayrımcı uygulama yerine deprem bölgesinde yıkıntı ve molozlar arasında, ulaşım problemi yaşayan, sabah karanlığında okullarına akşam karanlığında evlerine otostop veya yürüyerek gitmek zorunda kalan binlerce öğrencinin gerçek sorunlarıyla ilgilenmelidir.

    Eğitim Sen Hatay Şubesi olarak Antakya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün bu yazısını hukuki, pedagojik, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından doğru bulmadığımızı; laiklik karşıtı bu yazıyı geri çekmesini talep ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna bildiriyoruz.”

    PİRHA/ANTAKYA

  • Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreterinden tehditlere tepki: Dayanışarak bu süreçten çıkabiliriz

    Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreterinden tehditlere tepki: Dayanışarak bu süreçten çıkabiliriz

    PİRHA- Hem televizyon kanallarından hem de sosyal medya üzerinden siyasetçi, yazar ve sanatçı olan kadınlara dönük tehdit ve cinsiyetçi söylemler artarken, kadınlar da dayanışma mesajları ve açıklamalar yaparak tepki gösteriyor. PİRHA’ya değerledirmelerde bulunan Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, kadınların hedef alınmasının ve linç edilmeye çalışılmasının ataerkil anlayışın bir sonucu olduğuna dikkat çekerek, daha çok dayanışarak bu süreçten çıkılacağını belirtti.

    Türkiye’de son günlerde iktidar yanlıları tarafından farklı alanlarda birbiri ardına tehdit dolu mesajlar dillendirilmeye devam ediyor.

    Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in mezarına saldıran grup, İbrahim Gökçek’in naaşını mezardan çıkartıp yakacaklarını söylerken, AKP’ye yakın isimlerden Fatih Tezcan, sosyal medya üzerinden “Biz bir daha sokağa çıkarsak eğer, kimleri toplayacağız, listelerden haberiniz var mı sizin, ailenizi nasıl koruyacaksınız? Karınızı, çocuklarınızı nasıl koruyacaksınız bizden? Erdoğan’ın bir damla kanına milyonlarca kan dökülür bu ülkede” tehditlerini savuruyor. Sosyal medya hesapları üzerinden gazeteci, siyasetçi, oyuncu kadınlara dönük cinsiyetçi mesajlar üzerinden tehdit mesajları paylaşılıyor.

    Konuya dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Hatay Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Sevilay Elmas, “Kadınların hedef alınması, linç edilmeye çalışılması, içinde nefes alamadığımız ataerkil anlayışın bir sonucudur” diyerek “Bu eril zihniyet kendini iktidar olarak görür, her alanı tekeline almaya çalışır ve kadın tabi olması beklenen cinsiyet grubudur. Muhalif olan kadın hedef gösterilmeyi iki kat ‘hak eden’ kadındır” ifadelerini kullandı.

    “KADINLARIN SOSYAL MEDYADA TACİZ EDİLMESİ ERİL İKTİDARIN TAHAKKÜM BİÇİMLERİNDEN BİRİ”

    Elmas, devamında kadınların bedenleri üzerinden sosyal medyada taciz edilmesi eril iktidarın kadın üzerinde kurmaya çalıştığı tahakküm biçimlerinden biri olarak karşılarına çıktığına dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

    “Kadının emeğini görünmez kılarak da yapar bunu, kadının yaptığı her işi anlayışlarındaki “kadınsı” sıfatıyla küçülterek yaratmaya çalıştıkları algı politikasıyla da yapar. Kadın bedeni üzerinde söz hakkı olan da bu erk zihniyettir. Öyle görür ve konumlandırır kendini. “Durması gerektiği yeri bilmeyen” kadının bedeni üzerine de söz söyleme hakkını yeri gelince kullanacaktır. Görünür olmamaları gereken bu cinsiyet grubu susmalı ve olmaları gereken yerde -mutfak bir seçenek- olmalı ve erkeklerinin hizmetinde görevlerini ifa etmeye devam etmelidirler. Söz erk’indir. Yoksa “hadleri bildirilecektir” mesajının doğrudan tezahürüdür.”

    “KADIN DAYANIŞMASI YAŞATIR”

    Pandemi sürecinde kadınların çok daha sıkıntılı günler yaşadığını vurgulayan Elmas, “İlk gözden çıkarılıp işinden olanlar, salgın gergini erkeklerin (!) daha çok şiddetine maruz kalanlar kadınlar. Güvenli alan belirlenmiş evlerde yüksek riskle yaşamaya çalışanlar kadınlar” dedi.

    Elmas şöyle devam etti:

    “Bu süreçte izlenmesi gereken yol tabi ki her zaman olduğu gibi kadın dayanışması. Kadına şiddetin, işsizliğin, güvencesizliğin arttığı şu dönemde daha çok dayanışma. Şehir bazlı, bölge bazlı kadın dayanışma ağlarının kurulması, kadınların rahat ulaşabileceği iletişim kanallarının açılması, kadınlara sosyal, psikolojik, hukuki destek sağlayacak insanlarla buluşmaya araç olunması izlenecek ve bizim de izlemeye çalıştığımız yoldur. Kısıtlı fiziksel temasların olduğu bu dönemde sosyal medya da bir araç. Kadın meselelerini twitterda gündemleştirmek de ses getirecek bir eylemsellik boyutudur. Son olarak imzacısı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’nin işletildiği, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına karşı Şiddetin Önlenmesi’ne dair kanunun gözardı edilmediği, cezaların caydırıcı nitelikte olduğu, kadınlarla temasımızın kesilmediği, aksine yükseldiği bir Türkiye’de salgın sürecinde veya sonrasında daha az şiddet, istismar ve diğer kadın hakkı ihlallerini konuşuyor olacağımıza inanıyorum. Kadın dayanışması yaşatır.”

    Diren KESER/HATAY