Etiket: sevinç koçak

  • Ankara Deprem Dayanışma Platformu: Sorunlar ağırlaşıyor, dayanışmaya ihtiyaç var-VİDEO

    Ankara Deprem Dayanışma Platformu: Sorunlar ağırlaşıyor, dayanışmaya ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- Ankara Deprem Dayanışma Platformu, depremzedelerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalarını sürdürüyor. Platform üyeleri Sevinç Koçak ve Mustafa Karabudak, en temel sorunun barınma konusunda olduğunu belirterek “Ankara’ya gelenler halen yerleşik bir hayat kurabilmiş değil. Eşya ihtiyacı devam ediyor. Yardımların sürdürülebilir olması için dayanışmaya ihtiyaç var” çağrısında bulundular.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi’nin çağrısıyla 12 Şubat’ta kuruluşu ilan edilen Ankara Deprem Dayanışma Platformu, depremzedeler için dayanışma çağrısını sürdürüyor.

    Platform üyelerinden Sevinç Koçak, depremzedeler için halen çok sayıda ihtiyacın olduğunu ifade etti. Koçak, 6 Şubat’tan sonra en çok göç alan illerden birinin de Ankara olduğunu belirtti.

    EN BÜYÜK İHTİYAÇ BARINMA!

    Sevinç Koçak, deprem bölgesinde geçici barınma alanlarının hızlı şekilde yapılmamış olması nedeniyle göçlerin yaşandığını belirterek şunları söyledi:

    “Depremin ilk haftası buradaki sivil toplum örgütleri ve gönüllüler, bölgeye yardım için büyük bir dayanışma gösterdi. Ama sonrasında Ankara’da ciddi bir ihtiyaç da ortaya çıktı. Çünkü çok sayıda depremzede geldi. Onun için bizler, bir araya geldik ve Ankara Deprem Dayanışma Platformu‘nu oluşturduk.

    Platform sahada aktif çalışma yürütmeye çabalıyor. Her türlü çalışma grubumuz var. Hem temel ihtiyacı karşılayabilecek hem de özel alanlara dair çalışma gruplarımız var. Barınma çalışma grubumuz, gıda, giysi ve eşya ihtiyaçlarını karşılayan bir grubumuz; kadın, çocuk, mülteci, engelli, sağlık, eğitim, psikososyal, hukuk, lgbti+ gibi çok sayıda çalışma grubumuz da var. Şu an Ankara’daki temel en büyük ihtiyaç barınma ile ilgili sorunlar. Yerel yönetimler üzerinden geçici barınma alanları öncelikle koordine edildi. Ancak şu anda Ankara’da tam olarak kaç insanın ikamet ettiğinin sayısı ne yazık ki veri olarak elimizde mevcut değil. 750 bin ile 850 bin arasında bir rakamdan söz ediliyor.”

    “İSTİHDAM KONUSUNDA CİDDİ BİR SORUN MEVCUT”

    Sevinç Koçak, deprem bölgesinden halen Ankara’ya bir göçün söz konusu olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Ankara’ya göçün yanı sıra tersine bir göç de söz konusu. Barınma sorunu, insanların uzun süre burada kalmasına engel oluyor. Mesela birkaç gün önce Kızılcahamam ilçesinde kalan 3 aileye, 15 Nisan’a kadar termal tesislerde kalabileceği söylenmişti ama 1 Nisan itibariyle çıkmaları talep edildi. O insanlar, bölgeden alınıp hızlı bir şekilde Araplar Aile Yaşam Merkezi’ne yerleştirildi. Buradaki böyle geçici barınma alanlarında da sıkıntılar var. Ayrıca istihdam sorunu da önemli. Bir şekilde insanlara gıda temin edilebiliyor ama istihdam konusunda ciddi bir sorun olduğu için buradaki kalıcılık sürdürülebilir olamıyor. O nedenle tersi bir göç de mümkün. Ancak kötü hava koşullarından kaynaklı kalınmaz durumda olan çadır alanlarından insanlar göç etmek için hala destek istiyorlar.”

    “ZAMAN GEÇTİKÇE İNSANLARIN GÜNDEMİ DE DEĞİŞİYOR”

    “İlk kaygımız, insanların güvenli bir alanda temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olması” diyen Sevinç Koçak, acil ihtiyaçlar konusunda yurttaşlara şu çağrıda bulundu:

    “Yerle bir olmuş şehir ve hayatlar içerisinde insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içerisindeler. İlk haftalarda insanlar büyük bir motivasyon ile ellerinden gelen her türlü yardımı yaptılar. Ama zaman geçtikçe insanların gündemi de değişiyor. Ancak depremden etkilenip Ankara’ya gelen insanlar için hayat öyle değil. Hala yerleşik bir hayat kurabilmiş değiller ve çok sayıda ihtiyaç var. Mesela temel ihtiyaçlar; gıda sürekli ihtiyaç olan bir durum. Bu nedenle bizlerin de hala dayanışmaya ihtiyacımız var. Deprem dediğimiz şey şöyle değil; 3 ay sonra her şey yoluna girecek değil. Coğrafyanın büyük bir kesimini etkileyen bir afetten bahsediyoruz. Dolayısıyla bu uzun soluklu bir süreç. Bu sadece deprem bölgesi için değil Ankara için de durum böyle. Dolayısıyla da burada da dayanışmayı güçlendirip büyütmeye ihtiyacımız var.”

    SEÇİM SÜRECİ DEPREMİN ÖNÜNE GEÇTİ!

    Ankara Deprem Dayanışma Platformu üyesi Mustafa Karabudak ise belediyelerin gösterdiği yerleşim yerlerinin dışında birebir evler bulup eşya temini yaptıklarını anlattı. “Ancak nakliye sorunumuz var ve bir türlü çözemedik” diyen Karabudak, “Hijyen malzemesi ve gıda sorunu da halen devam ediyor. Ayrıca iş ihtiyacı da kendini göstermeye başladı. İnsanlar gelip bir ev kiralayıp, eşyalarını bir şekilde denkleştirdiler ancak şu anda iş ihtiyaçları var. Dayanışma bir yere kadar oluyor ve sorunlar da gittikçe ağırlaşıyor. Seçimle birlikte depremzedelerin durumu gündemden düşüyor” diye belirtti.

    “GERİ DÖNMEK İÇİN HAVALARIN ISINMASINI BEKLİYORLAR”

    Mamak Afet Dayanışma Platformu’nun da depremzedeler ile dayanışmak adına yeni girişimlerde bulunduğunu belirten Karabudak şöyle devam etti:

    “Son yaptığımız toplantıda depremin gündemden düştüğü öngörüldü ve bu sebeple Mamak’ta pazarlarda, kalabalık mekanlarda bildiri dağıtılıp insanlar duyarlı olmaya çağrıldı. Ayrıca bu konuya ilişkin basın açıklamaları yapmayı da düşünüyoruz. Çünkü bu konuyu bir şekilde gündemde tutmalıyız. Hala depremzedeler gelip bizlere başvuruyorlar. Ben, eşya komisyonundayım. Sabah kalktığımda telefonumda birçok arama ve ihtiyaç listesi gönderenlerle karşılaşıyorum. Özellikle gelenlerin beyaz eşyaya ihtiyacı var ve biz bu ihtiyaçları tam anlamıyla çözemiyoruz. Özellikle gönüllülerin oluşturacağı ağı genişletmek lazım. Koordineli şekilde çalışmamız gerekir. Başka türlü bu süreci aşamayız. Depremin hemen sonrasında depremzedelerin hesaplarına 10 bin lira gibi bir paranın yatırılacağı söylenmişti ancak görüştüğümüz kişilerin hemen hemen hiçbiri bu parayı da alamamış. Evlerin hasar durumuna göre o parayı veriyorlarmış. Çok sayıda aile, havaların ısınmasını bekliyor. Geri dönme gibi bir düşünceleri mevcut. ‘Memleketimizde kalmak istiyoruz’ diyorlar. Gelenlerin uyum sorunu da oluşuyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • İHD, 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı

    İHD, 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, hazırladıkları 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Rapora göre, Ankara’da 2021’de 368 kişi, İç Anadolu’da bulunan cezaevlerinden 314 tutuklu, hak ihlalinden dolayı İHD’ye başvuruda bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, hazırladıkları 2021 Yılı Ankara Hak İhlalleri Raporu’nu şube binasında yaptıkları basın açıklaması ile kamuoyuna duyurdu.

    İHD Ankara Şubesi üyesi Sevinç Koçak, açıklamasında 2021 yılında Ankara’da yaşanan hak ihlallerinden kaynaklı kendilerine çok sayıda başvuru yapıldığını belirtti.

    Koçak açıklamasında, 2021 yılında Ankara’da; hapishanelerde uygulanan işkence ve kötü muameleden 314 kişi, basın açıklaması yapmak isterken anayasal hakkı engellenerek şiddete maruz bırakılan 32 kişi, Onur Yürüyüşü’ne katıldığı için cinsiyetçi küfür, darp ve işkenceye maruz bırakılan 20 kişi, kaçırma, ajanlık teklifi ve tehdite maruz bırakılan 10 kişi, ırkçı saldırılara maruz bırakılan 2 kişi olmak üzere; toplam 368 kişinin uğradığı hak ihlalleri nedeniyle başvuruda bulunduğunu kaydetti.

    “CEZASIZLIK HAK İHLALLERİNİ SÜREKLİLEŞTİRİYOR”

    Şubelerine yapılan başvurularla ilgili; TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, İçişleri Bakanlığı Kolluk Gözetim Komisyonu, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü, ilgili savcılıklar, TİHEK, Kamu Denetçiliği Kurumu, Sağlık Bakanlığı vb. kurumlarla yaptıkları yazışmalar sonucunda hak ihlallerini önlemesi gereken ilgili kurumların başvuruları işlemden kaldırdığını dile getiren Koçak, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Hiçbir kamu personeline ceza verilmiyor, cezasızlık hak ihlallerini süreklileştiriyor. Raporda yer alan bütün hak ihlalleri, ne yazık ki Türkiye’de yaşanan hak ihlallerinin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Siyasal iktidarın ayrımcı ve kendisinden olmayanı hedef haline getiren politikaları etnik, dini, cinsiyetçi, siyasi önyargıları tetikliyor ve insan hakları ihlallerini sistematik hale getiriyor. Ekonomik çöküş toplumu açlık sınırında yaşamaya mahkûm ederken ırkçılık, ayrımcılık ve siyasal şiddet giderek yükseliyor. İnsan haklarıyla insandır! Herkes için insan hakları!”

    KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDET ARTTI

    Raporda öne çıkan başlıklar şöyle:

    “* Azra Gülendam Haytaoğlu ve Emine Gökkız’ın öldürülmelerine karşı Ankara’da yapılan eylemde 15 kadın sürüklenerek gözaltına alındı.

    * Reyhan Korkmaz, evli olduğu Zeynel Korkmaz tarafından Ankara’da 4 çocuğunun gözü önünde bıçaklayarak öldürdü.

    * Mamak’ta bir kadın, evli olduğu erkek tarafından sokak ortasında dakikalarca dövüldü, mahalle sakinlerinin müdahalesine karşın şiddet devam etti. 5 yaşındaki çocukları olaya ağlayarak tanık oldu, kadın şikâyetçi olmadığı için son durumu bilinmiyor.

    * Aleyna Çakır’ın baş şüphelisi olduğu halde sadece ‘uyuşturucu kullanımı özendirme’ suçundan tutuklu olan Ümitcan Uygun, Temmuz ayında salıverildi.

    * Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde davası süren Aysel Tuğluk, yaşadığı sağlık sorunlarına ve demans teşhisine rağmen tek kişilik hücrede tutuluyor ve tahliye edilmiyor. Ve Aysel Tuğluk sağlığa erişim hakkı engellenen yüzlerce hasta mahpustan sadece biri.

    * Nadira Kadirova’nın baş şüphelisi Şirin Ünal, Ak Parti milletvekili olarak Ankara’da, TBMM’de yer almaya devam ediyor.”

     “LGBTİ+LARIN HER ALANDA CİDDİ HAK İHLALLERİYLE KARŞI KARŞIYA”

    Türkiye’de yükselen sağ muhafazakârlığın artık yaşam alanlarının her alanına sızmaya başladığı vurgulanan raporda, LGBTİ+ların her alanda ciddi hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığı ve Ankara’nın LGBTİ+lar için daha yoğun bir baskıya dönüştüğü kaydedildi.

    LGBTİ+’lara yönelik ihlallerden bazıları şöyle sıralandı:

    “* 2006 yılında trans kadınlara saldıran çetenin yargılandığı dava sürekli olarak ertelendi. Esat-Eryaman davası 2021 yılında bir erteleme furyasına dönüştü. Dava 5 defa ertelendi. Her duruşmada basın açıklaması yapmak isteyen LGBTİ+lar saldırıya uğradılar.

    * Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde 10 Mayıs 2019 yılında dokuzuncusu düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne polis plastik mermi ve biber gazı kullanarak saldırdı; 1 akademisyen ve 18 öğrenci gözaltına alındı. Gözaltına alınan öğrencilerin KYK bursları ve kredileri kesildi. Olay sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açıldı. 8 Ekim 2021 tarihinde görülen davada 19 kişi beraat etti.

    * 2021 yılı boyunca en az 16 kişi LGBTİ+ olduğu için işinden atıldı, mobbinge maruz bırakıldı, eğlence alanlarından atıldı. Birçok mekân LGBTİ+ları dışlayan tutumlar sergiledi.”

     “GENÇLİK, BİRÇOK HAK İHLALİ İLE KARŞI KARŞIYA”

    Gençliğe yönelik hak ihlallerinin de yer aldığı raporda, “Zamlar, artan pahalılık, politik baskı ve bunların ortaya çıkardığı geleceksizlik ile mücadele etmek zorunda kalan gençlik, anayasal ve toplumsal haklarını kullanmalarına karşın birçok hak ihlali ile karşı karşıya bırakıldı” denildi.

    Gençlere uygulanan hak ihlallerinden bazıları raporda şöyle ifade edildi:

    “* Yılın başında Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan Melih Bulu’ya karşı başlayan protestolar İstanbul ile sınırlı kalmayarak birçok ilde olduğu gibi Ankara’da da karşılık buldu. 8 Ocak günü gençlik örgütleri Melih Bulu nezdinde atanmış rektörlere karşı eylem gerçekleştirdi. 30 kişi yoğun şiddet ile gözaltına alındı.

    * İstanbul’da 150 öğrencinin gözaltına alınmasını 2 Şubat’ta Ankara’da protesto eden öğrenciler ‘Aşağıya Bakmayacağız’ şiarıyla eylem yaptı. Eylemde 83 öğrenci polis şiddetiyle gözaltına alındı. Bu eylem sonrası öğrenciler 5 Şubat’ta tekrar bir araya geldi. Anayasal hakkını kullanan öğrencilere yoğun biber gazıyla müdahale eden polis, 22 öğrenciyi işkenceyle gözaltına aldı.

    * Bir ODTÜ öğrencisi, atanmış rektör Verşan Kök’ü eleştirdiği için defalarca soruşturmaya maruz kalırken; uyarı, kınama ve 1 hafta uzaklaştırma cezası aldı. Ankara Üniversitesi’nde ‘Cinsiyetçi Kayyum İstemiyoruz’ diyen öğrencilere soruşturma açıldı ancak herhangi bir ceza verilmedi.

    * 20 Temmuz’da Kızılay’da Suruç anması için bir araya gelen gençler polisin müdahalesi ile karşılaştı. Eylemde 21 kişi gözaltına alındı.

    “SIĞINMACILAR AĞIR DENETİM ALTINDA”

    Mültecilere yönelik hak ihlallerine ilişkin, “Ankara yeni sığınmacı kaydı alımına çoktandır kapalı olan bir il olsa da, en çok sığınmacının kayıtlı ya da kayıtsız olarak yaşamaya çalıştığı illerden birisi. Kayıtsız mülteciler Ankara’da 2021 yılında da, Türkiye’nin birçok ilinde olduğundan daha ağır bir şekilde denetime tabi tutuldular” diye belirtilen raporda şu bilgiler kaydedildi:

    “* Ankara’da 6-7 Ekim’i aratmayan Altındağ saldırısıyla 2021 yılının en büyük hak ihlali yaşandı. Ankara’nın Altındağ ilçesinde mahallede toplanan yüzlerce kişi Suriyelilerin ev ve iş yerlerini taşladı.  10-11 Ağustos tarihlerinde gerçekleşen bu pogromun hemen ardından, Eylül ayının başında, İçişleri Bakanlığı bünyesindeki İl Göç İdaresi tarafından Altındağ bölgesindeki evler “uyuşturucu ticaretine yataklık eden metruk binalar” oldukları gerekçesiyle yıkıldı.

    * 11 yaşındaki Suriyeli mülteci Muhammed Hattabi, Ankara’nın Altındağ ilçesinde, 28 Ekim’de kayboldu ve 30 Ekim tarihinde boş bir gecekonduda öldürülmüş olarak ailesi tarafından bulundu.

    CEZAEVLERİNDEN 314 BAŞVURU YAPILDI

    İç Anadolu Bölge kapsamında olan 32 cezaevinden 2021 yılında toplam 314 başvuru yapıldığı ifade edilen raporda, yapılan bu başvurular doğrultusunda sorunların giderilmesi ve hak ihlallerinin sonlandırılması için ilgili resmi kurumlara yazılar yazıldığı belirtildi.

    Raporda İç Anadolu cezaevlerinde 2021 yılında 9 tutuklunun yaşamını yitirdiği kaydedildi.

    İHD’nin verilerine göre, İç Anadolu cezaevlerinde 41’i kadın ve 85’i ağır olmak üzere en az 264 hasta tutuklu bulunmakta.

    Cezaevlerinde yaşanan ihlaller ise şöyle sıralandı:

    “* Tek kişilik, sağlıksız nakil araçları ile sevkler yapılıyor; bu durum özellikle kalp, astım, epilepsi hastalarının sağlıklarını kötü etkiliyor.

    * Mahpusların diş tedavileri yapılmıyor, parasını ödemiş olmalarına rağmen implant tedavilerinin de yarım bırakılıyor.

    * Bir mahpus hastaneye 8 aydır sevk edilmediği için ve diğer yaşanan sorunlardan kaynaklı olarak açlık grevi başlattı.”

    Raporda, İç Anadolu Bölgesi’nde bulunan hapishanelerde en az 77 mahpusun işkence ve/veya kötü muameleye maruz bırakıldığı ve birçok disiplin cezası verildiği de aktarıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • Sevinç Koçak: 4. Yargı Paketi, kadınları ve çocukları değil, failleri korumaya dönük

    Sevinç Koçak: 4. Yargı Paketi, kadınları ve çocukları değil, failleri korumaya dönük

    PİRHA- 4. Yargı Paketi’nin cinsel istismar suçlarında tutuklamayı imkansız hale getireceği belirtilen tartışmalı 13. Madde ile birlikte yasalaşmasına tepkiler devam ediyor. İHD Kadın Komisyonu üyesi Sevinç Koçak söz konusu yasaya ilişkin, “İktidarın politikaları kadınları değil failleri koruyor. Haklarını korumak için sokağa çıkan kadınlar, devletin kolluk güçlerinin tecavüzcü dili ve şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Kadın mücadelesi susmamayı da korkmamayı da öğretti. Kadınlar artık erkek egemen devletin politikalarına itaat etmiyor” dedi.

    4. Yargı Paketi’nde yer alan tecavüz ve çocukların cinsel istismarı suçlarında tutuklama için somut delil aranması kriterini getiren madde, 7 Temmuz’da TBBM Genel Kurulunda kabul edildi. Bu suçlarda tutuklama şartları arasında ‘kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgular’ ifadesi yer alıyordu.

    Paketle birlikte ‘somut delil’ şartı da getirildi. Söz konusu yasada kadınlara uygulanan şiddet ve katliamlarla ilgili ‘nikahlı ve nikahsız’ ayrımı da yapılıyor.

    Meclis’ten geçen yasaya başta kadınlar olmak üzere birçok kesimden tepkiler gelmeye devam ediyor. İnsan Hakları Derneği (İHD) Çocuk Hakları Komisyonu ve Kadın Komisyonu üyesi Sevinç Koçak söz konusu yasaya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunarak, paketin içeriğinin kadınları ve çocukları değil, failleri korumaya dönük olduğunu belirtti.

    “BU YASA KADINLARI DAHA DA KORUNMASIZ BIRAKACAK”

    4. Yargı Paketi içinde kadınların aleyhine olan maddeler olduğunu, kadınlara ve çocuklara yönelik şiddeti azaltacağı iddiasıyla yer verilen maddelerin gerçekten kadınları ve çocukları korumadığını ifade eden Koçak şunları dile getirdi:

    “4. Yargı Paketi kamuoyuna, kadınlara ve çocuklara yönelik suçlarla ilgili önleyici tedbirler alıyormuş gibi gösterilmeye çalışılsa da paketin içeriği kadınları ve çocukları değil, failleri korumaya dönük ne yazık ki. Örneğin, bir kadının boşandığı erkek tarafından işlenen öldürme, yaralama, eziyet etme, zorla alıkoyma suçları da evli olduğu erkek tarafından işlenen suçlarda olduğu gibi nitelikli suç kapsamına alınarak cezası ağırlaştırılıyor. Bu madde kadınların lehine gibi görünüyor. Ama aynı suçların faili kadının evli olmadan birlikte yaşadığı erkek olduğunda, failin uyguladığı şiddet nitelikli suç kapsamına dâhil edilmiyor. Ayrıca eski erkek arkadaşı tarafından takip ve taciz şiddetine maruz bırakılan kadınlar da korumasız bırakılıyor. Evli olan olmayan ayrımı, kadınları korumaya yönelik olmadığı gibi, yasalar eliyle kadınların yaşam tarzına doğrudan müdahale ediliyor. Kadına yönelik suçlarda şiddete maruz bırakılan kadının faille arasındaki ilişkinin biçimine bakmaksızın, nitelikli suç kapsamına alınmalıdır” diye konuştu.

    “SOMUT DELİL ARANMASI CEZASIZLIĞIN ÖNÜNÜ AÇAR”

    ‘Somut delil aranma’ şartını getiren ve en çok tepki çeken yasanın 13. maddesine de dikkat çeken Koçak şunları aktardı:

    Sorunlu maddelerden biri de ‘katalog suçlar’da tutuklama için somut delil aranması koşulunu getiren 13. madde. CMK’ya göre katalog suçlar; terör, soykırım, insanlığa, anayasal düzene, devletin güvenliğine karşı işlenen suçlar ve bunların yanı sıra işkenceyi, çocuğun cinsel istismarını, cinsel saldırıyı da kapsıyor. Burada çok ciddi bir sorun var. Devlete karşı işlenen suçlarda elbette somut delil aranmalı. Çok sayıda insan bu konuda mağdur ve mahkemeye bile çıkartılmadan hapishanelerde tutuluyor. Ama cinsel istismar, cinsel şiddet ve işkence suçları aynı kapsamda değerlendirilemez. Cinsel istismar ve cinsel şiddet suçlarında somut delil aranması, cezasızlığın önünü açarken kadınların ve çocukların değil faillerin korunması anlamına geliyor.”

    “BU BİR TESADÜF DEĞİL”

    İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çıkılmasının hemen ardından böyle bir paketin çıkarılmasının İktidarın kadınlara yönelik politikalarının bir göstergesi olduğunu söyleyen Koçak sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Türkiye Devleti İstanbul Sözleşmesi’nden 1 Temmuz’da resmen çıktı ve 9 Temmuz’da 4. Yargı Paketi meclis gündemine getirildi. Bu bir tesadüf değil elbette. İstanbul Sözleşmesi, bir kadın şiddete maruz bırakıldığında taraf devletlere öncelikle şiddete maruz bırakılanı koruma altına alma, sonra etkin bir soruşturma yürüterek failin cezalandırılmasını sağlama ve mağdura gerekli olan her türlü psikososyal desteği sunma yükümlülüğü getiriyor. Oysa Türkiye’de hâlâ cinsel şiddet suçlarında “somut delil” tartışması yürütüyoruz. İktidarın cinsiyetçi, ayrımcı, baskıcı politikalarından en çok zarar görenler, kadınlar ve çocuklar oluyor her zaman. Ve bu politikalar kadına ve çocuğa yönelik şiddetin artmasına yol açıyor.”

    “KADINLAR ARTIK ERKEK EGEMEN DEVLETİN POLİTİKALARINA İTAAT ETMİYOR”

    Kadına yönelik şiddetin bir ayrımcılık biçimi ve insan hakları ihlali olduğunu vurgulayan Koçak son olarak şunları kaydetti:

    “Beslendiği yer ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve cezasızlık politikalarıdır. İktidarın politikaları kadınları değil failleri koruyor. Haklarını korumak için sokağa çıkan kadınlar, devletin kolluk güçlerinin tecavüzcü dili ve şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Kolluk güçlerinin kadın eylemlerinde açığa çıkan dili ve şiddeti, iktidarın kadın politikasını yansıtıyor. Toplumun hiçbir kesimi tarafından güven duyulmayan iktidar, şiddetini, baskıcı ve ayrımcı politikalarını artırarak ayakta kalmaya çabalıyor. Ama kadınlar tüm baskılara rağmen haklarından da hayatlarından da sokaklardan da vazgeçmiyor. Kadın mücadelesi susmamayı da korkmamayı da öğretti bir kere, kadınlar artık erkek egemen devletin politikalarına itaat etmiyor.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri Ermeni aydınları sordu: 24 Nisan Ermeni halkının Galatasaray’ıdır-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Ermeni aydınları sordu: 24 Nisan Ermeni halkının Galatasaray’ıdır-VİDEO

    106. yılında Ermeni Soykırımı’nda kaybedilenleri anan kayıp yakınları, 24 Nisan’ın Türkiye’de gözaltında kaybetmelerin başlangıcı olduğunun altını çizdi. Geçmişin insan hakkı ihlallerindeki inkar ve cezasızlığın bugünün adalet krizine neden olduğunu vurgulayan Cumartesi Anneleri, yüzleşme ve hesaplaşma çağrısı yaptı. 

    Cumartesi Anneleri 839. hafta eylemlerini, 106. yılında Ermeni Soykırımında kaybedilenleri andı. Türkiye’de gözaltında kaybetmelerin tarihinin 24 Nisan olduğunu vurgulayan kayıp yakınları, geçmişin ağır insan hakkı ihlallerinin bugüne etki ettiğini kaydetti.

    Kayıp yakınları Covid-19 salgını nedeniyle online açıklama yaptı. İlk olarak söz alan Rober Koptaş, 1915’te kaybedilenlerin Türkiyeli, Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı Ermenilerin aydın sınıfı olduğunu belirtti. Başlayan tehcir ve katliamların aydınlardan sonra tüm hızıyla devam ettiğini belirten Koptaş “Gözaltında öldürülenlerin hiçbirinin mezarları bulunmadı, mezar taşı olmadı ve bu katliamın, bu soykırımın emrini verenlerin cezasız kaldığı bir siyasi iklim Türkiye’de gelişti” dedi.

    Ermeni aydınların İstanbul’da gözaltına alınma tarihi olan 24 Nisan’ın Cumartesi’ye denk geldiğine dikkat çeken Koptaş, “24 Nisan, Ermeni halkının Galatasaray’ı” vurgusu yaptı.

    “SAĞLIKLI BİR YÜZLEŞME VE HESAPLAŞMA YAŞANMADI”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Aysel Ocak ise, “Kaybedilen Ermeni aydınar gerçeğiyle sağlıklı bir yüzleşme ve hesaplaşma yaşanmadığından bu topraklarda gözaltında kaybetmeler devam etti. 24 Nisan, bu topraklarda gözaltında kaybetmelerin başlangıcıdır” dedi ve kaybedilen Ermeni aydınları andı.

    “NAZİLERİN 7 HAZİRAN, TÜRKİYE’NİN İSE 24 NİSAN KAYBETME TARİHİDİR”

    839. haftanın basın metnini Sevinç Koçak okudu. 106 yıl önce evlerinden gözaltına alınıp bir daha geri dönemeyen İstanbullu Ermeni aydınları anan Koçak, “24 Nisan vesilesi ile bir kez daha hatırlatıyoruz; uluslararası literatürde toplu kaybetmelerin başlangıcı olarak Nazilerin 7 Nisan 1941 tarihli ‘Gece ve Sis’ isimli operasyonu kapsamında yapılan kaybetmelere işaret edilir. Aslında 24 Nisan 1915 tarihinde İstanbul’da Ermeni aydınların gözaltına alınarak kaybedilmesi toplu kaybetmelerin başıdır, başlangıcıdır” dedi.

    Geçmişin suçlarını örten inkar ve cezasızlık döngüsünün bugün yaşanan ağır adalet krizinin de temelini oluşturduğunun altını çizen Koçak, “Kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıplarımız gibi Ermeni aydınları da hakikat ve adalet mücadelemizde yaşatacağız. Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkara karşı hakikati, cezasızlığa karşı adaleti savunmayı sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve 140 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    24 Nisan 1915 gecesi İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey’in emriyle İstanbul Emniyeti tarafından bir operasyon başlatıldı. Operasyonu İstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey yönetti. Siyasi Şube Müdürü Mustafa Reşat Bey839. hafta, kayıyönetiminde önceden hazırlanan “Tutuklanacak Ermeni’ler Listesi”ne göre polisler gece yarısından sonra insanları evlerinden “ifadeniz var bir saat içinde geri döneceksiniz” diyerek götürdü.

    24 Nisan 1915’de başlatılan bu operasyon kapsamında İstanbul’un çeşitli semtlerinde gözaltına alınan ve içlerinde milletvekili, yazar, şair, avukat, doktor, gazeteci, eczacı, müzikolog, yayıncı, siyasetçi olan bu aydınlar Ermeni toplumunun en saygın isimleri, kanaat önderleriydi. Gözaltına alınanlar önce semt karakollarına oradan da Sultanahmet’teki Merkez Cezaevi’ne nakledildiler. 25 Nisan 1915 tarihinde Cezaevi Müdürü İbrahim Bey nezaretinde ve güvenlik güçleri eşliğinde özel bir trenle yola çıkarıldılar.

    Tutuklular önce tren sonra at arabalarıyla Ayaş ve Çankırı’ya sevk edildiler. Daha sonraki günlerde İstanbul’da devam eden tutuklamalarla Çankırı’ya getirilenlerin sayısı 158 kişiye, Ayaş’a getirilenlerin sayısı 92 kişiye çıktı.

    Gözaltına alındıkları andan itibaren başlarına geleceklerden hükümetin sorumlu olduğu bu insanlardan 174’ü bir mezar taşları bile olmadan yok edildiler. Devletin gözetimi altındayken yok olan bu insanların akıbetleri kayıtlara firar ettikleri ya da serbest bırakıldıkları şeklinde geçti. Onların hakikati resmi tarihten düşürüldü.

    (HABER MERKEZİ)