Etiket: seyfettin elaldı

  • ‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’

    ‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’

    PİRHA- AKP hükümetinin Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesi ile dedeleri maaşa bağlama çabaları sürerken, inanç önderlerinden tepkiler gelmeye devam ediyor. Hükümetlerin politikalarını eleştiren Pir Seyfettin Elaldı, “Maaşlı dede, Nakşibendî tarikatçılarının kılık değiştirmiş yeni versiyonudur” dedi. Elaldı, Aleviliğin korkunç bir yok edilmeyle karşı karşıya olduğunu vurguladı. 

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.

    Baba Mansur Ocağı evlatlarından Pir Seyfettin Elaldı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DİYANETİ FESHEDİP KÜLTÜR BAKANLIĞINA BAĞLASINLAR!”

    Konya’da eğitmenlik yapan Baba Mansur Ocağı evlatlarından Pir Seyfettin Elaldı, inanç önderlerinin maaş ile hizmet yapamayacağını belirterek, söz konusu dayatmayı eleştirdi. Pir Seyfettin Elaldı, yaşananları ‘Alevi inancına yapılan son darbe’ olarak yorumlayıp şunları söyledi:

    “Hükümetin, bu cesareti Alevi dedesi, Alevi yazarı geçinen Hızır paşalardan aldığı bir gerçektir. ‘Alevilik bir inanç değil, kültürdür. Bir yaşam şeklidir’ derseniz, baştakiler de sizi Kültür Bakanlığına bağlar. Oysa her inanç bir yaşam şeklidir. Haydi Diyaneti feshedip Kültür Bakanlığına bağlasınlar bakalım. Sünni inançtaki vatandaşlar bunu kabul ederler mi? Daha düne kadar Diyanetin feshedilmesini savunan sözde Alevi derneklerinin yöneticileri ve bazı yazarları, bugün bu kurumların başına maaşlı dede getirmenin çabasına girmektedirler. ‘Ne olmuş getirirseler getirsinler’ dediğimizde neler olacağını söyleyelim. Anadolu bir zamanlar yüzde 70 civarında Alevi inancını taşırken bugün tam tersi bir konuma gelmiştir. Neden? Biraz gerilere gidelim; Alevi inancına olan baskı ve yok etme hareketlerini bir tarafa bırakalım, Alevi önderlerini kullanarak asimilasyon, sözde piri sani (ikinci pir) olarak bilinen Balım Sultan’la başladı. II. Beyazıt (Beyazıt ismi Yezit teriminden gelir) tarafından Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın başına atanır. Ardından İstanbul’a davet edilen Balım Sultan, görkemli bir törenle karşılanır. 1517’de öldüğünde her taşın altında, her kavukta Alevi arayıp çetele tutan ve katleden Yavuz tarafından türbesi yaptırılır. Bu olaydan sonra Alevi oranı hızla düşer. 1826 yılında Yeniçeri Ocakları’nın kapatılması ile birlikte Nakşibendi Şeyhleri Alevi tekkelerinin başına getirilir. Bütün mal varlıkları da Nakşibendilere devredilir. Birçok Bektaşi tekkelerinin avlusunda cem odasının yanı başına cami ve minare dikilir.”

    CUMHURİYET İLE GELEN SİSTEMLİ ASİMİLASYON!

    Pir Seyfettin Elaldı, asimilasyon sürecinin 2. Abdulhamid döneminde kurulan Aşiret Mekteplerine götürülen Alevi çocuklarıyla hız kazandığını belirtti.

    Elaldı şöyle devam etti:

    “Buralarda eğitim gören çocuklara kendi köylerinde cami ve kuran kursu açma dayatmaları getirildi. Etkili olmasa da kısmi etkisi oldu. Cumhuriyetin getirdiği sözde Laiklik Yasası seyitliği, dedeliği üfürükçülükle aynı kefeye konup yasakladı. Sistemli asimilasyon da bu tarihte başladı. Cumhuriyet yöneticileri, ilahiyat fakültelerini ve Diyaneti birçok çağdaş üniversiteden önce kurarken Alevi inancı ile ilgili hiçbir şey yapmadıkları gibi yasağa uymayanlara caydırıcı cezalar uygulandı. En hafif ceza karakolda bir araba sopa oldu. Cemler gizli yapılsa da etkisi eskisi kadar olmadı. Bazı sözde Alevi dedeleri de bunların ‘çağdaşlığına’ destek verip Alevi hakları konusunda kulaklarını tıkadı. Canlı hafızanın birçoğu bu dönemde yok oldu. Bugün çok başlı Alevi inancının sebeplerinden biri de budur.

    37-38 Dersim Katliamı sonrası batıya sürgün edilen insanların anlatımlarından biri ‘Bizi köyde camiye yakın bir yerde ikamet ettirdiler. Yıllar sonra o köyün vatandaşları bize itirafla ‘Ezani Muhammed kulaklarınıza gitsin de belki imana gelirler diye sizi oraya yerleştirdiler’ dedi.’ cümlesi asimilasyonun boyutunu ortaya koymaktadır.

    Yasaklardan sonra 60-70 kuşağı döneminde gençlerin sol ideoloji içinde yer alması ile Alevi inancından uzaklaşıldı. ‘Şiilerin Ayetullah Medari aracılığıyla dönemin Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Süleyman Ateş’e söylediği ‘Alevileri siz Sünnileştiremiyorsanız bırakın biz Şiileştirelim’ yolundaki sözleri 1980’li yıllarda eyleme dönüştü. Bu dönemde başta Çorum olmak üzere Sivas ve Maraş’ta İran’ın Kum kentine öğrenci götürmeler başladı. 12 Eylül darbesinden sonra Tunceli Valiliği’ne atanan Kenan Güven adlı vali, Alevi çocukları imam hatibe kah zorla, kah ikna ile götürdü. Hem Dersim’de hem diğer yerleşim alanlarında Alevi köylerine cami yaptırma bugüne gelinen noktanın ön hazırlıkları idi. Alevilerin sistemli asimilasyonu Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek ile kurumsal asimilasyona dönüştürüldü. Maalesef bu şahıs hala sözde Alevi TV kanallarında ve panellerde Aleviler adına konuşturulmaktadır. Doksanlı yıllardan sonra hızla çoğalan Alevi dernekleri yeniden hükümetlerin ilgi alanına girdi. Yeniden kaleyi içten fethetme girişimleri başladı. Sözde evrensel olan, asla milliyetçi bakışı olmayan İslam inancı için yeni bir tabela bulundu. Başını Namık Kemal Zeybek’in çektiği 1970’li yıllarda ülkücülerin ortaya attığı ‘Türk İslam Sentezi’ yeniden ortaya sunuldu. Sözde sevgi, yumuşama politikası ile Alparslan Türkeş ‘Nerede bir Alevi dedesi görürseniz ellerinden öpün’ söylemlerinden başka bu işin propagandacıları ise Alevilerin ne kadar Türk, ne kadar Arap,  ne kadar Ehlibeyt olduğunu üretmeye başladılar.”

    “ADIM ADIM SÜNNİLİĞE DOĞRU ÇEKMEKTELER”

    Devlet himayesinde bir Aleviliğin olamayacağını vurgulayan Pir Seyfettin Elaldı, maaş alan dedelere yönelik şu eleştiride bulundu:

    “Bugün yapılmak istenen Alevileri, Türk İslam sentezi köprüsünden geçirip Sünnileştirmek politikasından başka şey değildir. Maaşlı dede Nakşibendî tarikatçılarının kılık değiştirmiş yeni versiyonudur. ‘Helallik Darı’ veya ‘Sırlanma Darı’ yerine cenaze namazı, tarihte hiç olmadığı halde bayram namazı gibi terimler bu işin masum görünen asimile sözleri ve uygulamalarıdır. Cemevlerinde Kur’an kursu yine asimile fiillerinden biridir. ‘Ne olmuş devlet bizim de vergilerimizle yürüyor, bizim de hakkımızdır, alırız. Aleviliğimizi de sürdürürüz’…
    Kusura bakmayın hiç de öyle olmaz. Önünüze konulan programa göre Alevilik yaparsınız. Bugün iktidar kendi düşüncelerinde olduğu halde cami imamı, kendi istediği vaazı mı yoksa Diyanetin talimatı ve programı doğrultusunda mı veriyor? Sayın sözde ‘dedeler’ Kültür Bakanlığının size verilen doğrultuda ‘dedelik’ yaparsınız. Devlet Aleviliği yaparsınız. Sünni dedeliği yaparsınız. Yani Türk İslam sentezi köprüsünden geçirilip Sünnileştirilirsiniz.

    “ASİMİLASYONCULAR, KENDİ İNANCINDAN UTANAN MENFAATÇİLER FİGÜRANDIR”

    Türkeş’in söylemi bugün de etkisini sürdürmektedir. Hacıbektaş ilçesinde Bahçeli’nin cemevi için arsa bağışlaması, Bahçeli’nin son olarak Alparslan Türkeş’in memleketi Pınarbaşı ilçesinde cemevi yapılması talimatını vermesi… Elazığ’a giden Bahçeli’ye Tunceli’den sözde dede grubunun sanki Maraş, Çorum, Malatya katliamlarını yapanlar kimdi, unutulmuş gibi nezaket ve bağlılık ziyaretinde bulunması, ardında bazı ‘dedeler’ ve onların kalem silahşörleri kendilerinin ‘İslam’ın özü biziz’ demeleri ile toplumu adım adım Sünniliğe doğru çekmektedirler. Bu, asimilasyon oyununun devamıdır. İslam’ın özü Ehlibeyt başı Hz. Ali namazında, Ramazan orucunda, din için elinde kılıç düşürmeyen yapısı ile ön plana çıkarılırken, Ali’nin batıniliğinin üstüne perde çekildi. Yağcılık olsun diye resim kaldırıp Arapça yazılar asarak Cumhurbaşkanını davet eden zihniyet, kendi inancından utanan ve menfaat için çalışan kişiler bu senaryonun figüranıdırlar.”

    “BU OYUNA GELMEYECEĞİZ”

    Pir Elaldı, son olarak Alevi inancına tarih boyunca hiç olmadığı kadar kapsamlı bir saldırının olduğunu belirterek, “Gün gelecek Nakşibendi hareketinde olduğu gibi Alevi dernek ve cemevlerine el konulma hareketi başlatılacaktır. Baba Mansur Ocağı’nın ‘devlet kültür mirasıdır’ deyip Müze Müdürlüğü’ne bağlama çabaları bunun açık örneğidir. İnsanlık tarihi kadar kadim olan Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır. Bu oyuna gelmeyeceğiz. Buna karşı mücadele edeceğiz” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’

    28- ‘Alevileri satın alma girişimi insanlık dışı; Alevi kurumları acilen çalıştay yapmalı’-VİDEO

  • ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    ‘Vahdeti Vücut, Hakk ile olan birliğin oluşumudur, Aleviliğin temel öğretisidir’-VİDEO

    PİRHA- Pir Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temeli olan ‘Varlığın Birliği’ konusunu değerlendirerek “Her varlık, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edinmesinin sebebi Hakk’ın, insanın özü içerisinde saklı olduğunun inancından dolayıdır. Bu nedenle cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir” dedi.

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Seyfettin Elaldı, Alevi öğretisinin temellerinden ‘Varlığın Birliği’ konusunda bilgi verdi. Her varlık, nesne ve oluşun, tanrının bir sıfatı olduğunu, tüm varlıkların da bütünlük içerisinde “Bir” olduğunu ifade eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ söyleminin ‘Vahdet-i Vücut’ ve ‘Vahdet-i Mevcut’ başlıkları ile bağlantılı olduğunu belirtti.

    “VAHDEDİ MEVCUDİYET, HAKK OLMAKTIR”

    Pir Seyfettin Elaldı, varlıkların, doğada elementler olarak bulunduğunu ve Alevi inancının ise bunu “18 bin alem” diye tariflediğini söyledi. Elaldı, değerlendirmesinde, evrendeki her varlıkta Hakk’ın özüne de ulaşılabileceğini ifade ederek şu yorumda bulundu:

    “Varlığın Birliği, bir diğer tanımlama ile Vahdeti Vücut olarak tanımlanır. Alevi inancında, günümüz çağdaş toplumu tarafından ‘Varlığın Birliği’ olarak tanımlanırken tarih sürecinde ise Vahdedi Vücut olarak bilinir. Tarihte, özellikle Ortaçağ döneminde ya da daha sonraki Osmanlı-Selçuklu dönemindeki tanımlamalarda ‘Vahdeti Vücut’ olarak adlandırılır. ‘Vahdet’ kelime olarak Arapça’da ‘Birlik’ demektir. ‘Vücut’ ise oluşum demektir. Yani ikisini bir araya getirirsek birliğin oluşumu yani Hakk ile olan birliğin oluşumudur. Bu nedenden dolayı insan en güzel şekilde yaratılmış ise bu Hakk ile Hakk olmanın birliği içerisindeki oluşundandır. Kainatta her nesnede Hakk’ın sıfatı vardır.

    Mesela biz de şunu söylerler: ‘Hakkın 90 bin kelamı 18 bin alemde mevcuttur’. ’18 bin alem’ dediğimiz, kainattaki varlıkların değişik görünümüdür. 18 bin alemin içerisinde 6 bini nebattan, 6 bini hayvanat, diğer 6 bini ise insandan mevcuttur. Yani diyebilirim ki çevremizdeki her oluşumun üçte biri insanda mevcuttur. Bu nedenden dolayı Alevi inancı der ki ‘İnsan Hakk’tır, birdir’. Yani Hakkın bir özüdür ve bir parçasıdır. O nedenden dolayı gayri bir varlık olarak görmüyor. Beden içerisinde can, canın içerisinde de cemal vardır.

    Kimisi ‘Can’ tanımlamasını farklı bir boyutta anlatırken kimisi ise ‘Can’ı sadece ‘Ruh’ olarak tarifler. İşte o ruhun alternatifi yoktur. Her nesnenin zıttı vardır ancak ruhun alternatifine bir cümle bulamazsınız. Bu nedenle can, yani ruh kavramı Alevilerin inancına göre Hakkın özünün ta kendisidir. Evrendeki her varlığın bir miskali insan vücudunda mevcuttur. Bu nedenden dolayı insan evrendeki tanrının bir küçük modelidir. Ama tanrının ta kendisi midir bu konuda Aleviler arasında da farklı görüşler mevcut. Bir kesim der ki ‘Tanrının özüdür’ diğer bir kesim ise ‘Hayır sadece sıfatıdır’ der. Bu bir çatışma hali değildir ancak bunu genelde son dönemlerde sosyolojik bilimlerin gelişmesi ile tanrının maddesel olarak ele alınması söz konusudur. Şimdi tam da bu noktada, devriye yaşanırken de tanrının özünden, Hakk’ın insana bağışladığı bu Vahdedi Birliği’nin başka şeylere yansıması; yani diyelim ki siz devriye yaşıyorsanız bitki ya da ağaç olursunuz. Alevi inancında işte bu Vahdet-i Vücudun en son aşaması Vahdedi Mevcudiyettir. Vahdedi mevcudiyet Hakk olmaktır.”

    “HER OLUŞ, TANRININ BİR SIFATIDIR” 

    Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ kavramına Alevi inancının her aşamasında rastlanabileceğine vurgu yaptı. Ulu ozanların, Vahdeti Mevcudiyet konusuna özel bir ilgi gösterdiklerini belirten Seyfettin Elaldı, “Vahdeti Mevcudiyette ‘sen, ben’ yoktur. Hatta ‘biz’ de yoktur. ‘O’ vardır” diyerek şöyle devam etti:

    “Vahdeti Vücudun aşamasına gelebilmek için kişi önce kendine bir yol belirlemeli. Yolda kendisini eğittikten sonra da bir marifet basamağından geçer. O basamaktan geçtikten sonra kendi özünüzü bulmaya çalışırsınız. Alevilik’te şu söylenir ‘Hakk, insanı var etti, ondan sonra da kendini sır alemi içerisinde sır eyledi’. Aslında o bir tür saklanma değildir, bedenin içerisine girmiştir. Bedenin içerisinde siz Hakk’ı göremezseniz o, sizin için her zaman sır kalır. Ama bedeniniz içerisindeki Hakk’ın cemalini görebilirseniz ona o zaman ermenin yollarına gidebilirsiniz. Yoksa o sizin için her zaman sır aleminde kalır.

    Bazı mitolojik anlatımlarda derler ki ‘Peygamber Musa, tanrı ile görüşmeye giderken arada bir perde ile görüştü’. Halbuki Hakk’ın cemalini her dönemde görebiliriz. Yeter ki can gözünüz açık olsun, arada perdede olmaz. Hakk kendini gizleyen, saklayan, görünmesinden korkan bir var değildir.
    Her varlık ve nesne, her oluş, tanrının bir sıfatıdır. İşte bu temelde insan kıbledir. Alevilerin insanı kıble edilmesinin sebebi Hakk’ın, insanın kendi özünün içerisinde saklı olduğu inancından dolayıdır. Bu nedenden dolayı cemal cemale ibadet aslında direkt Hakk’a olan ibadettir. Kişinin kendisi, yani beden bir tür emanettir. Eğer emanet olmasaydı insan Hakk ile Hakk olduğu zaman beden çürüyüp kokmazdı.
    Reya Heq kapısına vardığımız zaman artık Hak ile Hakk olmanın bir aşamasını yaşarız. İşte bu temelde miraç da bu anlamdadır. Miracın Vahdedi Vücut ile ilgisi vardır. Bu konuyla ilgili Kaygusuz Abdal şunu söyler:

    ‘Evvel benem ahir benem
    Canlara can olan benem
    Azıp yolda kalmışlara
    Hazır medet eden benem

    Halk içinde dirlik düzen
    Dört kitabı doğru yazan
    Ak üstüne kara dizen
    Ol yazdığı Kur’an benem’

    Yani buradaki tanrının, insanın kendi cemali içerisinde de aynı özellikleri taşıdığını ve aynı yapıda insan bedeninde var olduğunu söyler. Yani insanın her aşamada Hakk ile Hakk olduğu, Vahdedi Vücut olduğu dörtlüklerde ifade edilir.

    Mesela bütün dinlerdeki tanrının kendi başına değil de kimi aracılar, yani melekleri kullanırken bile yine insandan yansımıştır. Alevilerin bu konudaki söylemlerinden birisi de şudur: ‘Cebrail topraktır. Nefes müminin ağzıdır. İsrafil yeldir. Mikail sudur. Azrail ise ateştir. Ve bunların hepsi insanda mevcuttur’ diye bir tanımlama yapılmaktadır.
    Kaygusuz Abdal ve Yunus Emre gibi isimler de Vahdet-i Vücudu, yani Varlığın Birliği kavramını çok iyi şekilde işlemişlerdir.”

    Kainattaki canlı-cansız tüm varlıkların bütünlüğüne işaret eden Elaldı, ‘Varlığın Birliği’ konusunu verdiği şu örneklerle detaylandırdı:

    “Trakya bölgesindeki Trak toplumu, pek bilinmezler ancak Alevi toplumunun bir parçasıdırlar ve ayçiçeğini kutsal sayarlar. Tanıdığım bir Trak, insanoğlunun, ayçiçeği gibi olduğunu bana söylemişti. Nedenini sorduğumda, ‘Ayçiçeği sabahleyin güneşe bakar ve onunla birlikte döner. Ne zamanki çekirdekle dolar, artık başını eğer ve bir daha kalkmaz. İnsan da böyledir’ demişti.
    Aleviler turna kuşunu boşuna mı kutsal sayarlar? Çünkü turna tek eşlidir. Eşi öldüğü zaman ya intihar eder ya da bir daha eş kabul etmez. Gökte dönerken eşi aşağıda ise dönerek gelir ve iner. Başlarını birbirine geçirerek niyaz olurlar. Yani doğadaki her varlık da Vahdeti Vücudun bir aynası olmasının özelliğidir.
    İnsanın dünyadan çekilip Hakk ile Hakk olma zamanından en son aşamasına Vahdedi Mevcudiyet diyoruz. Vahdedi Vücut bittiği zaman Vahdedi Mevcudiyet başlar. Yani ‘Varlığın bütünlüğü’ anlamındadır. Nasıl ki Varlığın Birliği var ise aynı zamanda varlığın bütünlüğü de vardır. Mevcudiyet dediğimiz kavram odur.
    Ozanların konuya dair şu sözü var:

    ‘Daha Allah ile Cihan yok iken
    Biz ani var edip ilan eyledik
    Hakk’a hiçbir layık mekan yok iken
    Hanemize aldık, mihman eyledik

    Kendisinin ismi henüz yok idi
    İsmi şöyle dursun cismi yok idi
    Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
    Şekil verip tıpkı insan Eyledik’

    Alevi öğretisinin Varlığın Birliği kavramındaki temel dörtlük işte burada yatar.”

    ALEVİ İNANCINDA ÇAR ANASIRIN ÖNEMİ

    Pir Seyfettin Elaldı son olarak Alevi inancında ‘Çar Anasır’ ve ‘Şeş Cihet’ kavramlarına vurgu yaptı. Söz konusu öğretilerin Varlığın Birliği’ni tarif ettiğini söyleyen Elaldı, şunları kaydetti:

    “Okunacak en büyük insan kitaptır. Çar Anasır ve Şeş Cihet, Alevi öğretisinin temel öğretilerindendir. ‘Yolumuz Çar Anasır, Şeş Cihed üzerinde kurulmuştur’ denilip sıralama yapılırdı. İnsan bedeninde 5’in kutsal olmasının temel özelliklerinden birisi de budur. Toprak, hava, ateş ve su haricinde beşincisi de Hakk’ın özüdür. Bundan dolayı Alevilerde kainatın Çar Anasır üzerinde kurulduğu söylenir.

    Alevilerin sabah kalkıp, elini güneşe açıp dua etmesinin sebebi budur. Ocaktaki ateşi kutsal saymasındaki sebep budur. Diz çöküp elini alnına vererek suyu içmesinin sebebi budur. ‘Senden geldik, sana dönüyoruz. Topraktan gelip toprağa dönüyoruz, Hakk ile Hakk olup toprağına kabul eyle. Anadan geldik anaya dönüyoruz’ denmesinin sebebi budur. Hızır ise yeldir. Yani her yerde hazır ve nazırdır. Aleviler çok eski tarihten beri Çar Anasırı kutsal sayarlar. Cemlerimizde de bunu uygularız. Önce semaya döneriz. Bu da Varlığın Birliği’ni ifade eden bir özelliktir. Bundan dolayı Varlığın Birliği Alevi inancının temel öğretilerinden biridir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Varlığın Birliği, Aleviler için olmazsa olmazdır, her şeyin yok olmadığını söylüyoruz’
    2-‘Bütün kozmik bilgilerimiz gülbenglerimizde, nefeslerimizde saklıdır’

  • Yazar Seyfettin Elaldı: Hızır, dört kitap dinlerinden de çok eskidir

    Yazar Seyfettin Elaldı: Hızır, dört kitap dinlerinden de çok eskidir

    PİRHA- Yazar Seyfettin Elaldı ‘Xizir (Hızır)’ başlıklı yazısı ile içinde bulunduğumuz ayı “neşe ve bayram” günleri olarak tarif ederken, “Xizir en eski köklü inançlardan biridir. Xizir en başta temizlik, dayanışma, çaresizliğe çare sembolüdür” dedi.

    Baba Mansur Ocağından Yazar Seyfettin Elaldı (Seyfi Mûxûndû) kaleme aldığı ‘Xizir (Hızır)’ başlıklı yazısı ile içinde bulunduğumuz ayın özelliklerini anlattı.

    Aynı zamanda eğitimci olan Seyfettin Elaldı, Hızır’ın Alevi inancında bir matem ve ağıt karşılığı olmadığını belirterek bir tür ‘bayram’ niteliği taşıdığını söyledi. Elaldı, Hızır’ın Kale Gaxand (yılbaşı) ile başladığını belirterek 21 Mart Newroz ile de son bulduğunu aktardı.

    Seyfettin Elaldı, geçmişten günümüze gelen şu Hızır duasını da paylaştı:

    “Ya Xizir, Ya Xizir, Ya Xizir,

    Ya Xizir’ê kalê rî sipî, Ya Xizir’ê ser Kelek û gemîyan,

    Ya Xizir’ê ser rê û dirban, Tu ji mera ardimçî buwîy.

    Yê ki nexaşe ser rê û çolane, Berf û pûk û ğezewanda mane,

    Tu jêra desti gar wîy.

    Nexaşan ra pîr û kalanra balîfwîy, Rêwîçîyan ra, rê;

    Yê ki ser rê û dirbanda,

    Bêsuc bê gune Mapisanda mane,

    Wan ra nig û Quwet wiy.

    Yê ki tengîyandane wan ra  per û qanat wîy.

    Birçîyan ra, Sêwiyan ra sî û Sutar wîy.

    Sufreyê Haq  nesîw wîy,

    Bi destê kesk û Hêşîn xarin nesîw wîy.

    Ya Xizir, Ya Xizir, Ya Xizir’ê kalê rî sipî

    Tu kalê roy tengîye yî,

    Tu kesî tengîyê da nehelî.

    Roja mahşerê Diwana Elî da yaz kî

    Hû bi eşqa Xizir wîy…”

    EN KÖKLÜ İNANÇLARDAN BİRİSİ HIZIR!

    Seyfettin Elaldı, Hızır’ın en köklü inançlardan biri olduğunun da altını çizdi. Hızır’ın en başta ‘temizlik, dayanışma, çaresizliğe çare sembolü’ taşıdığını söyleyen Seyfettin Elaldı, şu bilgileri aktardı:

    “Hızır ayı başlayınca her şeyden evvel ev temizliği yapılır. Evin içi şerbetlenir, yani yer ve duvarlar boyanır gibi kireçli su ile temizlenir. Kaynatılmış buğday (hedik) ipe dizilip ahıra asılır. Bereketli olacağına inanılır. 12-13-14 Şubat’ta oruç tutulur. Oruç süresince 12 imam süresi tersine oruç Hızır sembolü olan su ile açılır. Gençler yemekten sonra tuzlu yiyecekler yiyip su içmeden uyurlar ve gece rüyada kimin elinden su içerlerse onunla evleneceği umudu yaşarlar. Yas tutulmaz bilakis neşe ve bayram havası ile sürdürülür. Oruç açılırken Kurmanci okunan dua ise:

    “Xana Xizir wîy. /

    Çaviya Mansur, /

    Ava Minzûr wîy. /

    Dostê me buxwe, /

    Dijmin jî kur bîwîy, /

    Fitara me nezara Xizirda qewûl biwîy”

    Türkçesi:

    (Hızır hanesi ola, Mansur’un gözesi ola, Dostlarımız yesin, Düşman kör olsun. İftarımız Hızır nazarında kabul ola.)

    Kirmacki (zazaki) dua ise:

    “Ya bimbarek!/

    Xêr ama xêr şêrê/ 

    Şifte hometa xo peroyîne re,/

    Dora ra têpîya ma rê bêrê comerdîye./

    Ma; Oeda û bela ra/ Tenge û xirave ra,/

    Bixelesne ra, /

    Ma bindestîye de meverde,/

    Otacî xayîn ü mixenetî meke.”

    Türkçesi:

    (Ya mübarek! Hayır ile geldin hayır ile gidesin. Önce bütün kullarına, sonra da bize cömertliğini göster. Kaza ve beladan, Zahmet ve kötülükten kurtar. Altta koma bizi. Haine ve muhannete muhtaç eyleme.)”

    “ÜRÜNLERİN BOL OLMASI İÇİN HAVAYA QAUT SAVRULURDU”

    Seyfettin Elaldı, Hızır oruçlarının tutulduğu günlerde yapılan ritüeller hakkında da bilgi paylaşarak, “Qaut-Qawut-Kavut, buğdayın sacdan kavrulup (kavurga) el değirmeninde öğütüldükten sonra suda haşlanıp pilav haline getirilir. Ortası çukurlaştırılıp, yağ dökülür lokma halinde yağa batırılarak yenir. Köy halkı ev ev gezerek her hanede bu lokmadan nasiplenip yerler. Eskiden yapılan cemde Hızır Qautu yendikten sonra sofraya getirilen kaşıklar ateşe atılır. Eğer ateşte yanmayan bir kaşık varsa bu Hızır’ın yemek yediği kaşık olarak inanılır” dedi.

    Elaldı, Hızır ayında hazırlanan ‘Kavut’a dair de şunları kaydetti:

    “Hızır Qaut’u buğday kavrulup öğütüldükten sonra toz halinde üstü düzeltilip üstü açık bırakılır. Ertesi sabah üzerinde el izi olup olmadığına bakılır. Bunun sebebi Xizir el vurup vurmadığına bakılır. Eğer üzerinde el izi varsa Hızır’ın geldiğine inanılır. Ayrıca toz halindeki Qaut’tan bir avuç dışarıda havaya savrulur. Bunun yapılmasının sebebi ise o yıl ürünlerin bol olması yani bereketli olması dileğinde bulunulur. Yaz için de bir miktar Qaut ayrılır. Yazın harmanda buğday ile samanı ayırmak, yani savurma yapmak için Qaut havaya atılıp Hızır’dan rüzgar estirilmesi dilenir.

    Kışın tipi ve fırtınalarda ise bunun tam tersi bir istekte bulunulurdu. Yola giden insanların yolu açılması tipi ve fırtınanın kesilmesi amacı ile Qawut havaya atılarak rüzgârın kesilmesi talep edilirdi.”

    Yazar Seyfettin Elaldı, Hızır ayında ziyaret edilen mekanları ve kutsal görülen aksesuarları da şu şekilde sıraladı:

    Gola Xizir (Hızır Gölü)

    Dîyara Xizir (Hızır Dağı/Hızır Diyarı)

    Xana Xizir (Hızır Mekanı/Hızır Ocağı)

    Nigê Xizir (Hızır’ın ya da atının ayak izi)

    Çoy Xizir (Hızır’ın değneği, Hızır’ın Asası)

    Kanîya Xizir (Hızır pınarı)

    Destê Xizir (Hızır’ın el izi)

    “XİZİR, DÖRT KİTAP DİNLERİNDEN DE ÇOK ESKİDİR”

    Alevilerde Hızır’ın bir dayanışma sembolü olduğunu anlatan Seyfettin Elaldı, “Darda kalana yardım Hızır’ca bir davranıştır” diyerek Hızır hakkındaki bilgilerini şu şekilde sıraladı:

    “Eğer yardım elimizi uzatmıyorsak Ali-Xizir bizden yüz çevirir. Bu yaşam Alevi’nin temel düşüncelerinden biridir. Hızır, mevcut Dört Kitap dinlerinden çok eskidir ve Sümerlerin eski derya ve yer tanrıları ikilemiyle, hatta Sümerler’den önceki aynı inanç öğeleriyle ilişkilidir. Xizir, bütün inanç çağlarını, insanlığın inanç evrelerini kendi özetinde sunan bir simgedir.

    İyilik, doğruluk, dürüstlük ve bilgelik gibi yüksek ahlak ve erdem simgesidir. Yani O her dönemde bu doğrultuda yaşadı ve yaşamaya devam ediyor.”

    (HABER MERKEZİ)