Etiket: sgdf

  • ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, gözaltına alındı

    ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, gözaltına alındı

    PİRHA- ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, sabah saatlerinde kaldığı eve baskın yapılarak gözaltına alındı.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), DİSK/LİMTER-İŞ, Polen Ekoloji ve BEKSAV’a dün yapılan baskında ESP Eş Genel Başkan Murat Çepni’nin de aralarında bulunduğu en az 100 kişi gözaltına alındı.

    Bugün sabah saatlerinde ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, kaldığı eve baskın yapılarak gözaltına alındı. Aynı saatlerde ESP İl binasında da arama başlatıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • İzmir’de tutuklu 4 sosyalist tahliye edildi

    İzmir’de tutuklu 4 sosyalist tahliye edildi

    PİRHA – İzmir’de 22 Mart’ta tutuklanan ESP ve SGDF üyesi 4 kişi, ilk duruşmada tahliye edildi.

    İzmir’de yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan ve ardından çıkarıldığı mahkemede 22 Mart’ta tutuklanan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri hakkında açılan davanın ilk duruşması İzmir 18’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmada “Örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklu yargılanan Hıdır Ali Kılıç, Ebru Yiğit, Sinem Çelebi ve Birkan Polat ile avukatları hazır bulundu.

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada ilk olarak savunması yapan Hıdır Ali Kılıç, üyesi olduğu ESP ve HDP binalarına girmenin, partisinin toplantısı ve basın açıklamalarına katılmanın suç olmadığını belirtti. Suçlamalar arasında Suruç Katliamı ile ilgili eylemlerin de olduğunu anımsatan Kılıç, “Kobane halkı ile dayanışma gösteren ve Suruç’ta katledilen 33’leri anmak suç değildir. 10 Ekim katliamını protesto etmek, Barış annelerinin, Cumartesi insanlarının mücadelesine destek vermek suç değildir. Polis jop ve kalkanlarla açıklama yapmamızı engellerse kitleye direnme çağrısı yapmak suç değildir. Ortada bir suçlu varsa; halkları, inançları yok sayan saray rejimidir” dedi.

    KİTAP VERMEK SUÇ SAYILDI

    Ardından savunmasını yapan Birkan Polat da tutuklanmalarına gerekçe olarak sunulan gizli tanığın savunmalarına değinerek, “İtirafçı, kendisine dergi kitap verdiğimizi söylüyor. Marksizm’e ait kitaplarda suç olan nedir? Marksizm dünya çapında benimsenen bir ideolojidir. ESP olarak tüm devrimcilerin mezar anmalarına katılırız. Lenin, Che, Rosa, Denizler, İbolar ve daha niceleri. Bu dünya sosyalist hareketin bir geleneğidir” diye belirtti.

    ‘ÜYELERİNLE NEDEN GÖRÜŞTÜN’ SUÇLAMASI

    Ebru Yiğit de, “İzmir, Artvin, Adana, Ankara’ya yaptığım seyahatler ve buralarda parti üye ve yöneticileri ile yaptığım görüşmeler suç sayılmış. ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak üyelerimiz ve yöneticilerimizle görüşmeler yapmam kadar doğal bir şey olamaz. Vasisi olduğum Fethiye Ok ile yaptığım telefon görüşmeleri teknik takip sonucu elde edilmiş ve delil gibi sunulmuş. Her hükümlü ve tutuklunun yaptığı görüşmeler zaten kayıt altına alınıyor. Tutsaklara vasi olmak, görüşçü olmak suç olarak nitelendirilemez” ifadelerini kullandı.

    FİLİSTİN EYLEMİ DE DOSYADA

    Savunma yapan Sinem Çelebi ise şunları söyledi:

    “Anayasal hakkımı kullandığım için yargılanıyorum. 25 Kasım’da kadına yönelik şiddete karşı mücadele gününe katılmamı ve İzmir kadın platformunun taşıdığı pankartın arkasında olmamı suç saymışlar. İzmir’de ‘İsrail’le ticari ilişkiler kesilsin Filistin halkının yanındayız’ şiarıyla eylem yapıldı. Tüm dünyada yapılan eylemlerden sadece biridir ve yüzlerce kişi katılmıştı. Ancak sosyalist olduğum içim bu eylem nedeniyle de yargılanıyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum, tahliye ve beraat talep ediyorum.”

    TAHLİYE KARARI

    Avukatlar ise müvekkillerinin katıldığı basın açıklaması ve parti faaliyetlerinin suç içermediğini vurguladı. Müvekkillerinin anayasal haklarını kullandığını belirten avukatlar, hepsinin tahliyesini ve beraat ettirilmesini talep etti.

    Kararını açıklayan mahkeme, tutuklu tüm sosyalistlerin  tahliyesine karar vererek duruşmayı erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İstanbul ve Eskişehir’de çok sayıda gözaltı

    İstanbul ve Eskişehir’de çok sayıda gözaltı

    İstanbul ve Eskişehir’de sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında aralarında SGDF Eş Başkanı Okan Danacı ve Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı’nın da olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) yönetici ve üyelerine yönelik İstanbul ve Eskişehir’de operasyon yapıldı.

    Sabah saatlerinde yapılan ev baskınlarında aralarında SGDF Eş Başkanı Okan Danacı, SGDF MYK üyeleri Senem Pektaş, Hivda Selen, Berfin Polat, Adnan Özcan, Emrah Topaloğlu, Hüseyin İldan ile DİSK’e bağlı Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı gözaltına alında

    Operasyonda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul İl Yöneticisi Ömer Akgün de gözaltına alındı.

    GAZETECİLERİN EVİ BASILDI

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) çalışanlarının kaldığı ev de kapısı kırılarak basıldı. İkameti evde bulunmayan bir kişi için yapılan ev baskınında gözaltına alınan olmadı.

    LİMTER-İŞ GENEL BAŞKANI VE OĞLUNA İŞKENCE

    Limter-İş Genel Başkanı Kanber Saygılı’nın evine yönelik basında ise hem Saygılı’ya hem de oğluna işkence yapıldığı belirtildi. Polislerin açmalarını beklemeden evlerinin kapısını kırmasına tepki gösteren Saygılı’nın oğlu Ekin Saygılı, saldırıları maruz kaldığı polislerce yere yatırarak darp edildi. Oğluna yönelik işkenceyi önlemek isteyen Saygılı, polisler tarafından yerde sürüklenerek mutfağa götürüldü.

    ETHA’nın geçtiği habere göre, gördüğü işkence sonucu Saygılı’nın bacağı kırıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • SGDF’li Gamze Toprak: Örgütlenme özgürlüğümüzü savunmaya devam edeceğiz – VİDEO

    SGDF’li Gamze Toprak: Örgütlenme özgürlüğümüzü savunmaya devam edeceğiz – VİDEO

    PİRHA – SGDF MYK üyesi Gamze Toprak, SGDF ve devrimci gençliğe yönelik süregelen baskılara karşı, “Bizler ilk defa tutuklanmıyoruz, ilk defa bu gündemlerle yargılanmıyoruz” diyerek, davalara katılım çağrısında bulundu.

    Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu(SGDF) ve devrimci gençliğe yönelik süregelen saldırıları PİRHA’ya değerlendiren Gamze Toprak, 14 Eylül’de görülecek duruşmalar için kamuoyunu adliye önlerine SGDF’li tutsaklarla dayanışmaya çağırdı.

    14 Eylül’de Çağlayan’da saat 10.00’da SGDF Eş başkanları Şükran Yaren Tuncer ve Okan Danacı’nın tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşması görülecek. SGDF MYK üyesi ve dönemin Yeşil Sol Parti gençlik adayı Müslüm Koyun’un mahkemesi ise Eskişehir Adliyesi’nde saat 09.00’da görülecek.

    “İKTİDAR BU YIL SOSYALİST GENÇLİĞİ ÖZEL OLARAK HEDEFLEDİ”

    İktidarın Suruç Katliamı ile beraber devrimcilerin, devrimci hareketin kendisine uyguladığı baskı politikalarını bu yıl da sosyalist gençliği hedefleyerek devam ettirdiğini söyleyen Toprak, SGDF ve gençlik hareketlerine yönelen saldırıları şöyle değerlendirdi:
    “Uzun bir zamandır gençlik kitlelerinin söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünün önüne ket vurduğu, bunu bir abluka haline getirdiği, her gün polis-idare işbirliğiyle liselileri teslim almaya çalıştığı, üniversitelerde faşist genelgelerle üniversiteli gençliğin mücadelesini hedef aldığı, genç kadınların, LGBTİ+’ların sokakta yaşam tarzına müdahaleyi kendi önüne aldığı bir atmosferde elbette ki bunun fitilleyicisi olabilecek, değiştirici gücü olabilecek, başka bir düzeye çevirecek olan gençlik hareketiydi. Ve gençlik hareketini de teslim alma saldırısı olarak bunun öncülüğünü üstelenecek hareketlere yöneldi.”

    “DEVLET, GENÇLİK KİTLELERİNİ TESLİM ALABİLMEK İÇİN TOPYEKÜN BİR SALDIRI GİRİŞİMİNDE”

    Toprak, iktidarın gençlik üzerindeki baskılarına karşı birleşik gençlik hareketinin kurulmasının önemine de dikkat çekerek şunları konuştu:
    “Bizim daha 5 ay önce açıklama yapabildiğimiz yerlerde ablukaya alındığımız, sürekli gözaltına alındığımız ve devletin gençlik kitlelerini teslim alabilmek için topyekün bir saldırı girişiminde bulunduğu bir yılın içerisindeyiz. Elbette bu ablukayı dağıtabilecek çok özel görev ve sorumluluk da ilk sosyalist gençlikte, ikincisi de birleşik gençlik hareketinin kendisindedir. Biz birleşik gençlik hareketini kurmadan, biz bu ablukayı dağıtabilecek gücü yaratamayız.”

    “DOSYALARIN İÇERİĞİNE BAKILDIĞINDA ABSÜRT GEREKÇELER VAR”

    “Dosyamızın içeriğine, yoldaşlarımızın tutuklanma gerekçelerine de bakıldığında çok absürt içeriklerle karşılaşıyoruz” diyen Toprak, arkadaşlarının tutuklanma gerekçelerini ise şu şekilde sıraladı:
    “YÖK eylemine katıldığı, 8 Mart’a çağrı yaptığı, devrimin güncelliği panellerine katıldığı, sırf liselerle tacize tecavüze karşı kurultaylar yaptığı için yargılanıyorlar. İçeride biz devrimci tutsakları tecrit haline alarak, kitap-yayın hakkını engelleyerek mutlak bir tecritle onları teslim alamaya çalışan iktidar, dışarıda da bizleri aile aramalarıyla, kaçırmayla, tehditle, ajanlaştırma girişimiyle toptan teslim almaya çalışıyor.” Toprak, aynı zamanda ilk defa bu gerekçelerle karşılaşmadıklarını belirterek “Bizler ilk defa faşizmin hedefinde değiliz, bizler ilk defa tutuklanmıyoruz, ilk defa bu gündemlerle yargılanmıyoruz” dedi.

    TOPRAK KAMUOYUNA DAYANIŞMA ÇAĞRISI YAPTI

    Toprak, 14 Eylül’de görülecek duruşmalar için ise şu çağrıyı yaptı:
    “Bizim çağrımız, tüm ilerici, demokrat, sol-sosyalist kurumların, gençlik örgütlerinin bu davayı güçlü bir şekilde sahiplenmesi, bu mahkemelere güçlü bir şekilde katılım sağlaması. Çünkü esasında sosyalist gençliğin özgürlük talebini, sosyalist gençliğin tutsaklarını sahiplenmenin de gençlik hareketinin söz, eylem, örgütlenme özgürlüğünü savunmak ve buna sahip çıkmak anlamına geldiğini düşünüyoruz. O bakımdan herkesi 14 Eylül’de adliyelerde SGDF’li tutsaklara özgürlük talebini büyütmeye çağırıyoruz.”

    Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Suruç Katliamı 8. yılında; İHD: Bu katliamın, en büyük sorumlusu devlettir

    Suruç Katliamı 8. yılında; İHD: Bu katliamın, en büyük sorumlusu devlettir

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD), 20 Temmuz 2015’te, Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde SGDF üyesi 33 kişinin katledilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Türkiyeli sosyalist gençlerin İŞİD tarafından bombalı bir saldırı ile katledilmeleri insanlığa karşı bir suçtur. Dolayısıyla bu suçun faillerinin, destekçilerinin gerçek anlamda kimliklerinin ortaya çıkarılarak cezalandırılmaları gerekmektedir” denildi. 

    İHD, 20 Temmuz 2015’te, Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekler Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik yapılan canlı bomba saldırısının yıl dönümünde açıklama yaptı.

    İHD’nin yazılı açıklamasında, 33 gencin yaşamını yitirmesine, “İnsanlığa karşı işlenmiş bir suç” olarak niteledi. Açıklamanın devamında katliamın sorumlusu olarak devlet yetkilileri işaret edildi.

    “KATLİAMIN SORUMLUSU TEDBİR ALMAYAN DEVLETTİR”

    Kamuoyuna paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Tamamen sivillere yönelik gerçekleştirilen bu bombalı saldırının insanlığa karşı bir suç olduğu şüphesizdir. Hiç unutulmamalıdır ki bu saldırıdan yaklaşık bir buçuk ay önce de 5 Haziran günü Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik yine bir saldırı gerçekleşmiş ve paramiliter gruplar tarafından gerçekleştirilen bu saldırıda çok sayıda insanımız katledilmişti.

    Son 10 yıldır, kamu düzenini gerekçe göstererek çok büyük ölçüde güvenlik tedbirleri alan ve sivil toplumun kendini anlatması yolunda gerçekleştirebileceği tüm etkinlikleri yasaklayan devletin, böylesine saldırılara karşı yeterli güvenlik önlemleri almayışı son derece düşündürücüdür. Bu katliamın, en büyük sorumlusu yeterli güvenlik tedbirlerini almamış olan, devlettir. Kaldı ki bugüne kadar bu katliamın sorumluları, gerçek anlamda ortaya çıkarılmamış ve yargılanmamışlardır.

    Urfa Suruç’ta gerçekleştirilen toplu katliam saldırısının en güçlü şüphelisi, İŞİD isimli radikal dinci çete yapılanması olduğu gerçeğidir. Suruç gibi Mürşitpınar sınır geçiş noktasının yanında bulunan bir sınır kentinin yoğun güvenlik önlemleri altında saldırıya maruz kalması burada Türkiye’deki bazı gruplar ile İŞİD arasındaki ilişkilerin devam ettiğini bize göstermektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye politikasını insan hakları savunucuları olarak başından beri eleştiriyoruz. Türkiye’nin bu politikası maalesef ki İŞİD’in insanlık dışı saldırılarına sürekli zemin hazırlamış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Rojava kantonları Afrin-Kobani arasında bulunan Cerablus kenti ve civarına maalesef girerek son derece tehlikeli bir yapılanmaya sebep olmuştur. Suruç’ta enternasyonalist dayanışma örneği göstererek Rojava kantonuna yardım etmek üzere oradaki çocuklara destek olmak üzere gitmek isteyen Türkiyeli sosyalist gençlerin İŞİD tarafından bombalı bir saldırı ile katledilmeleri insanlığa karşı bir suçtur. Dolayısıyla bu suç faillerinin destekçilerinin gerçek anlamda kimliklerinin ortaya çıkarılarak cezalandırılmaları gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Eskişehir’de SGDF üyeleri gözaltına alındı

    Eskişehir’de SGDF üyeleri gözaltına alındı

    PİRHA-Eskişehir’de SGDF MYK üyesi Müslüm Koyun ve Ali Okmak, sabah saatlerinde yapılan ev baskınıyla gözaltına alındı.

    Eskişehir’de Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. SGDF MYK üyesi Müslüm Koyun ile Ali Okmak, sabah saatlerinde gözaltına alındı. Sosyalist gençlerin gözaltı gerekçesi ve nereye götürüldüğü henüz öğrenilemedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suruç Katliamı sanığı Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası!

    Suruç Katliamı sanığı Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası!

    PİRHA-33 gencin yaşamını yitirdiği Suruç Katliamına ilişkin yürütülen davada sona gelindi. Tutuklu sanık Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek dava dosyası kapatıldı.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015’te Kobanê’deki çocuklara oyuncak götürmek amacıyla Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde bir araya gelenlere yönelik IŞİD’in yaptığı canlı bomba saldırısında 33 genç katledildi.

    Saldırıya ilişkin yürütülen davanın 21’inci duruşması görüldü. Savunma yapan sanık Yakup Şahin, beraat talebinde bulundu.

    Kararını açıklayan mahkeme heyeti, İlhami Bali ve Deniz Büyükçelebi dosyalarının aramaları devam ettiği gerekçesiyle ayrılmasına, davanın tek tutuklu sanığı Yakup Şahin’e “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme” suçundan 34 kez ağırlaştırılmış müebbet, eylemin teşebbüs noktasından kalmasından bin 890 yıl, patlayıcı bulundurmaktan 10 yıl ve 40 bin TL para cezası vererek dava dosyasını kapattı.

    Mahkeme ayrıca katliam yaralıları Koray Türkay, Şahin Tümüklü, Çağla Seven, Fethi Aydın ve avukat Sezin Uçar hakkında yaptıkları savunmalar nedeniyle Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Aileler mahkemenin kararını alkışlar ve “Suruç’un hesabı sorulacak” sloganları ile protesto etti.

    NE OLMUŞTU?

    Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 tarihinde Kobanê’deki çocuklara oyuncak götürmek amacıyla Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde bir araya gelen gençlere yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 genç katledildi. Katliama ilişkin Urfa Savcılığı 18 ay sonra 213 sayfalık iddianame hazırladı. İddianamede, sanıklar Yakup Şahin, Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı hakkında “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürme” suçlarından 34’er kez; “Tasarlayarak ve yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürmeye teşebbüs etme” suçlarından da 70’er kez olmak üzere toplamda 104’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi.

    Davanın 19. duruşmasında savcı mütalaasını açıkladı. Savcı dosyanın tek tutuklu sanığı Yakup Şahin için 34 kez ağırlatılmış müebbet hapis cezası istedi. Firari sanıklar İlhami Bali ve Deniz Büyükçelebi’nin dosyalarının ise ayrılması talep edildi.

    İçişleri Bakanlığı, 2021 Ocak ayında yaptığı açıklamada, Suruç ve Sultanahmet saldırılarını yapan DAİŞ’li Azzo Halaf Süleyman el Aggal’ın yakalandığı duyurdu. 19. duruşmada, avukatlar El Aggal ve Şahin’in yargılandığı dosyanın esas numarası ile Suruç Katliamı dava dosyasının birleştirilmesini talep etti ancak mahkeme bu talepleri reddetti.

    Avukatlar 20’nci duruşmada mahkeme heyetinin davadan çekilmesini istedi. Sanığın beraat, avukatların da heyetin davadan çekime talebini reddeden mahkeme, avukatlara heyetin reddine ilişkin bir üst mahkemeye itiraz hakkı dolayısıyla süre vererek duruşmayı karar için 22 Ekim Cuma gününe erteledi. Bugün görülen duruşmada tek tutuklu sanığa 34 kez ağırlaştırılmış hapis cezası verilerek, dosya eksiklere rağmen kapatıldı.

    Kaynak: MA

  • Dersim’de ESP ve SGDF’ye yönelik polis operasyonuna tepki-VİDEO

    Dersim’de ESP ve SGDF’ye yönelik polis operasyonuna tepki-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Eylül’de ESP ve SGDF’ye yönelik polis operasyonu ve gözaltılara ilişkin ESP il binasında basın açıklaması yaptı. Yapılanların faşizm olduğunun belirtildiği açıklamada, “Bu iktidarı el birliğiyle hak ettiği yere göndereceğimize inanıyoruz” denildi. 

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, 10 Eylül’de ESP ve SGDF’ye (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) yönelik operasyonlara ve gözaltılara ilişkin ESP il binasında basın açıklaması yaptı.

    Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını Ekber Kaya okudu. 10 Eylül sabahı Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik yeni bir polis operasyonunun daha gerçekleştirdiğini belirten Kaya, “Emek sömürüsünün, sömürgeci savaşın, kadınların köleleştirilmesinin, gençliğin geleceksizleştirilmesinin sürgit devamını isteyen saray rejimi, çareyi işçi sınıfı ve ezilenlere baskıyı artırmakta, özgürlük ve devrim mücadelesi yürüten örgütlü güçlere devlet terörünü tırmandırmakta buluyor” dedi.

    “İKTİDAR MUHALİF OLAN TÜM GÜÇLERE SALDIRIYOR”

    AKP-MHP iktidarı işçi ve emekçilerin öfkesi devlete, sermaye düzenine yönelmesin, diye kendisine muhalif olan tüm güçlere saldırdığını vurgulayan Kaya, “Muhalefete ve örgütlü güçlere saldırarak yaşamış olduğu siyasi ve ekonomik krizi örtmeye çalışıyor. AKP-MHP iktidarı HDP belediyelerinden üniversitelere kadar yaymak istediği kayyum politikasına karşı Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişi büyüten gençliğin özerk-demokratik üniversite talebini bastırmak için gençlere ve onların örgütlü gücü olan gençlik örgütlerine saldırıyor. AKP-MHP iktidarı halkların eşitliği ve kardeşliği mücadelesini engellemek için birleşik mücadele Cepheleri olan HDP ve HDK’ye saldırıyor” diye belirtti.

    “FAŞİZMİN SALDIRILARINI BİRLEŞİK MÜCADELEMiZLE AŞACAĞIZ”

    AKP-MHP iktidarının Kürt halkına yönelik kirli savaşa karşı onurlu bir duruş sergileyen Barış Akademisyenleri’ne saldırdığını belirten Kaya, şunları kaydetti:

    “Bu saldırılar yeni değildir. Saray rejimi 2015 yılında Suruç katliamıyla başlattığı çöktürme planıyla işçi ve emekçilere onlarca katliam, devrimci-demokratik güçleri teslim almak için sayısız gözaltı ve tutuklama saldırısı gerçekleştirmiştir. Hiçbiri başarıya ulaşamamıştır. Bilinmelidir ki, faşizme karşı özgürlük mücadelemiz her koşulda sürdürülecektir. Bu mücadeleyi özgürlüğe olan inancımızla, halklarımıza olan bağlılığımızla ve devrimci dayanışmaya olan güvenimizle büyüteceğiz. Faşizmin saldırılarını birleşik mücadelemizle aşacağımızı, bu iktidarı el birliğiyle hak ettiği yere göndereceğimize inanıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • HDP Milletvekili Murat Çepni: O gençler devlet dersinde katledildi

    HDP Milletvekili Murat Çepni: O gençler devlet dersinde katledildi

    PİRHA- HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Suruç Katliamının 6. yılına ilişkin yaptığı değerlendirmede, tüm ezilen kimliklerin HDP çatısı altında birleştiğini ve bununda iktidar ve devlet tarafından ciddi bir tehlike olarak görüldüğünün altını çizerek, “O süreçte yaşanan katliamların nedeni budur. Hukuki açıdan yapılması gerekenler ise yapılmadı. Suruç Katliamı da devletin kapalı kapıları ardında devlet dersi olarak yerini almış durumda. Çünkü o gençler devlet dersinde katledildiler” dedi.

    Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla, 20 Temmuz 2015’te, Kobane’ye oyuncak ve insani yardım malzemeleri götürmek için Suriye sınırındaki Suruç ilçesine gelen 300 kişiye, basın açıklaması yaptıkları sırada cihatçı terör örgütü IŞİD üyesi Abdurrahman Alagöz tarafından canlı bomba saldırısı gerçekleştirildi. Saldırıda 33 kişi hayatını kaybederken 100’e yakın kişi de yaralandı.

    Suruç Katliamının yıldönümünde bir çok kentte açıklama ve yürüyüşler yapılırken, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni PİRHA’ya 6 yıl önce yaşanan Suruç Katliamını hem siyasi hem de hukuki açıdan değerlendirdi.

    Çepni, siyasi açıdan bakıldığında; bir tarafta Kürt halkının Suriye’de sosyal statü elde etmesi, bir taraftan da ülkemizde Türklerle Kürtler başta olmak üzere tüm ezilen halkların, sosyalistlerin yan yana gelerek HDP çatısı altında demokratik bir model inşa etme çabaları sergilemeleri iktidar ve devletin klasik siyasi anlayışı açısından ciddi bir tehlike olarak görüldüğünü belirtti.

    O süreçte yapılan katliamların nedeninin birlikte mücadele hattının oluşması olduğunu ifade eden Çepni, Suruç Katliamına ilişkin adil ve etkin bir yargılama yapılmadığını ve yapılmayacağını dile getirdi. Çepni devletin IŞİD’in bazı eylemlerine göz yumduğunu da iddia etti.

    “KOBANİ’DE GERÇEKLEŞTİRİLEN DEVRİMLE DAYANIŞMAK İÇİN YOLA ÇIKMIŞLARDI”

    Çepni, 300 gencin Kobani’nin yeniden inşası sürecinde yer almak için bir araya geldiğini belirterek şunları anlattı:

    “Bundan tam 6 sene önce Suruç’ta Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun çağrısıyla 300 civarında genç toplandı. Basın açıklaması yapıp Kobani tarafına geçmek istiyorlardı. Kobani kenti IŞİD saldırısı altında yerle bir edilmişti. Orada çok büyük bir insanlık direnişi gerçekleştirildi. Başta Kürt halkı, sosyalistler, devrimciler olmak üzere tüm Kobani dostları IŞİD’e karşı birleşik bir direniş gerçekleştirdi. Kent düşmekten kurtuldu. Sosyalist gençler de orada yaşamı yeniden kurmak için, dayanışmayı geliştirmek için kentin yeniden inşasında yer almak istediler. Kobani’de gerçekleştirilen devrimle dayanışmak için yola çıkmışlardı. Ülkenin dört bir yanından gelmişlerdi. Karadeniz’den, İç Anadolu’dan, Ege’den, tüm bölgelerden. 300 genç oraya gitti ve henüz karşıya geçemeden Amara Kültür Merkezi’nde bir IŞİD’linin patlattığı bombayla 33 sosyalist genç katledildi.”

    “IŞİD ASLINDA ROJAVA’DA YARATILAN EŞİT, DEMOKRATİK VE ÖZGÜRLÜKÇÜ DÜZENE SALDIRDI”

    Suruç Katliamı’nın yaşandığı süreci siyasi açıdan da değerlendiren Çepni, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Siyasi açıdan bakarsak Rojava Devrim’i yaşandı. Bu yılda 10. yılı. Buradan kutluyorum. Tüm halkların birbiriyle savaştırıldığı, birbirine kırdırılmaya çalışıldığı bir coğrafyada, halkların bir arada kardeşçe, eşitçe yaşayabileceği bir model yaratıldı orada. Sadece Kürtler değil, Ezidiler, Araplar ve orada yaşayan tüm halklar. Tüm dünyaya örnek teşkil eden bir pratik gerçekleştirildi. Demokratik, halkçı, özgürlükçü bir düzen inşa edilmeye çalışılıyordu. Dolayısıyla IŞİD aslında bu modelin kendisine bir saldırı gerçekleştirdi. Ve bu saldırı göz göre göre gerçekleştirildi. Katil uzun zamandır takip edilmesine, aranmasına rağmen elini kolunu sallaya sallaya Amara Kültür Merkezi’ne geldi. Dava sürecinde de gördük ki devlet içindeki bazı görevliler yapması gerekeni yapmadı.”

    “TAYYİP ERDOĞAN ‘YA 400 VEKİL VERİN YA DA KAOS OLUR’ DEMİŞTİ”

    Katliamın gerçekleştiği dönemde AKP’nin 7 Haziran’da yapılan seçimlerde tek başına iktidar olamadığını hatırlatan Çepni, şunları ifade etti:

    “HDP’nin aldığı yüzde 13 oyla AKP tek başına hükümet kuramaz hale geldi. Sonrasında tüm seçim sürecini iptal ederek, bir siyasi darbe yaptı aslında. 1 Kasım’da yeniden yapılan seçimlere kadar çok şiddetli, çatışmalı ve katliamlı bir dönem geçirmiş olduk. Zaten Tayyip Erdoğan’ın kendisi de ‘ya 400 vekil verin ya da kaos olur’ demişti. Bir tarafta Kürtler Suriye’de sosyal statü elde etti, bir taraftan da ülkede Türklerle Kürtler başta olmak üzere tüm ezilenler, işçi sınıfı, sosyalistler yan yana gelerek bir HDP çatısı altında demokratik bir model inşa etmek çabalarına girdiler. İktidar açısından bu risk teşkil eden bir durum oldu. Hem iktidar açısından hem de devletin klasik siyasi anlayışı açısından ciddi bir durum ortaya çıkmış oldu. Bir çözüm süreci de yaşanıyordu ayrıca. Bu çözüm süreci Kürt sorununun demokratik çözümü açısından önemli bir gelişme idi. 40 yıllık bir çatışma süreci vardı. Binlerce insanın hayatını kaybettiği bir süreç. Bunun barışa evrilmesi Türkiye halkları açısından önemliydi. Sadece savaştan beslenenler için bu tehlikeli görüldü.”

    “URFA’DA POLİSLERE YAPILAN SALDIRININ NASIL OLDUĞUNU, KİMİN YAPTIĞINI HALA BİLMİYORUZ”

    Suruç Katliamı’ndan hemen önce Urfa Ceylanpınar’da 2 polisin öldürüldüğünü hatırlatan Çepni, “Bu polisleri kim öldürdü? Neden öldürdü? Hala belirlenmiş, ortaya çıkarılmış değil. Biz defalarca araştırma önergesi verdik ama hepsi AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bu durum devlet tarafından çözüm sürecinin de bitirilmesi anlamına geldi. Devlet bunu bir savaş gerekçesi haline getirdi. Bu polislere yapılan saldırının nasıl olduğunu, kimin yaptığını hala bilmiyoruz. Dolayısıyla Suruç Katliamı böylesi bir siyasal sürecin dönüm noktalarından bir tanesi oldu. Öncesinde HDP’nin mitingine saldırı oldu. Daha sonrasında da Ankara’da Gar Katliamı oldu. Gar Katliamı Suruç’taki katillerin yeterince, gerektiği gibi üzerine gidilmediğinden oldu. Etkin ve adil soruşturma ve yargılama yapılmadığı için oldu. Çünkü iki katliamı da yapanlar aynı ekiptendi. Hatta akrabalar. Abi kardeşler. Suruç’un üzerine gidilseydi Ankara Gar Katliamı yaşanmazdı” şeklinde konuştu.

    “O GENÇLER DEVLET DERSİNDE KATLEDİLDİLER”

    Çepni, Suruç’ta gerçek katillerin açığa çıkartılmadığını dile getirerek, şunları belirtti:

    “Katliamda sorumluluğu olan devlet görevlileri, Valilik, tüm bu siyasi organizasyon yani bu katliamın gerçekleşmesinin önünü açan bütün siyasilerin de devlet yetkililerinin de yargılanması gerekirdi. Oysa bunların yargılanmasını bırakın tersine Suruç’ta katliamdan yaralı olarak kurtulanlar düzenli olarak saldırıya uğradılar. Defalarca gözaltına alındılar, tutuklandılar. Her yıl yapılan anmalara saldırılar oldu. Suruç’ta saldırıya uğrayanlar cezalandırılmak istendi. Suruç davası hala sürüyor. 6 yıl geçti, tamamen göstermelik bir yargılama gerçekleştiriliyor. Ortaya çıkarılmış hiçbir şey yok, hiçbir arka plan araştırması yok. Bu katliamı yapanların daha önceden izlenmeye başlandığı süreçte, ilişkilerinin deşifre olduğu süreçte gereken önlemler alınmadı. Yapılması gerekenler yapılmadı. Tıpkı Gar Katliamı’nda olduğu gibi, tıpkı Soma Katliamı’nda olduğu gibi, tıpkı birçok katliam da olduğu gibi… Suruç Katliamı da devletin kapalı kapıları ardında devlet dersi olarak yerini almış durumda. Çünkü o gençler devlet dersinde katledildiler.”

    “TÜRKİYE SİYASİ HESAPLARINI CİHATÇI ÇETELER ÜZERİNDEN GERÇEKLEŞTİRİYOR”

    IŞİD’in paravan bir örgüt olduğunu vurgulayan Çepni, “Çok sayıda katliamlar gerçekleştirdi. Hala günümüzde Suriye’de Türkiye Devleti siyasi hesaplarını El-Nusra, IŞİD gibi katil çeteler, cihatçı şebekeler üzerinden gerçekleştiriyor. Aynı zamanda en son İzmir’de Deniz Poyraz kardeşimizin katledilmesinde rol alan katilde, burada bir memur olmasına rağmen Suriye’ye devlet tarafından gönderiliyor. Orada cihatçı çeteler içerisinde yine Türk askerinin kamuflajları ile bir eğitim alıyor ve Türkiye’ye gelip katliam gerçekleştiriyor. Dolayısıyla bu siyasi bir iklim. AKP ve MHP’nin planlı olarak geliştirdiği bir siyasi konsept. Kendilerine muhalif olan herkese karşı tutuklama ve gözaltılar yetmediği yerde, baskıların yetmediği yerde, sokakta uygulanan polis terörünün yetmediği yerde, başka türlü yasa dışı karanlık, çetevari yol ve yöntemler devreye sokulmuş durumda” dedi.

    “SURUÇ İÇİN ADALET, HERKES İÇİN ADALET”

    Çepni son olarak, “Suruç’un 6. yılındayız ve birçok kentte anmalar gerçekleştirilecek. ‘Suruç için Adalet, herkes için adalet’ sloganı ile Suruç Aileleri İnisiyatifi’nin, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun çağrısıyla birçok kentte eylemler yapılacak, anmalar gerçekleştirilecek. Sizin aracılığınızla bütün halkımızı adalet için mücadele etmeye ve bu anmalara katılmaya çağırıyorum” ifadelerine yer verdi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Cebrail Günebakan mezarı başında anıldı-VİDEO

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren Cebrail Günebakan mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Suruç Katliamı’da yaşamını yitiren Cebrail Günebakan Elazığ’nın Karakoçan ilçesinde bulunan mezarı başında anıldı.

    IŞİD’in saldırısından kurtarılan Kobani’nin yeniden inşası sürecine katkı vermek amacıyla 20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi’nde bir araya gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğündeki gençlere yönelik IŞİD’in canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirmiş ve 100’ü aşkın kişi de yaralanmıştı.

    Suruç’ta yaşanan katliamın 6. yıldönümünde katliamda hayatını kaybeden Cebrail Günebakan Elazığ’nın Karakoçan ilçesinde bulunan mezarı başında anıldı. Yapılan anmaya ailesi, arkadaşları, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Karakoçan ilçe yöneticileri, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), SGDF, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) üyeleri ve köy halkı katıldı.

    Mezarın üzerine karanfiller ve SGDF bayrağı bırakıldı.

    Anmada konuşma yapan Cebrail Günebakan’ın annesi katılan ve sahip çıkan herkese teşekkür etti.

    Suruç Aileleri adına anmada yapılan konuşmada adalet mücadelesi ve Kobane davasına sahip çıkılması istendi. Ayrıca Suruç anısının unutulmaması ve yaşatılması çağrısı yapıldı.

    PİRHA/ELAZIĞ

  • ‘Suruç Katliamının sorumluları serbest, tanık ve yaralılar tutuklu’

    ‘Suruç Katliamının sorumluları serbest, tanık ve yaralılar tutuklu’

    PİRHA- Suruç Aileleri İnsiyatifi, IŞİD saldırısı sonucu yaşamını yitiren 33 yurttaşı katliamın 67. ayında andı. Uğur Ok’un tutukluluğuna vurgu yapılan açıklamada “Suruç yaralılarımızı tutuklayarak adalet mücadelemizi engelleyemezsiniz. Son 1 kişi dahi kalsak ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ demeye devam edeceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    Suruç Aileleri İnsiyatifi, IŞİD saldırısı sonucu yaşamını yitiren 33 yurttaşı katliamın 67. ayında andı.

    Sokağa çıkma yasakları nedeniyle sosyal medya üzerinden yapılan basın açıklamasını Suruç yaralısı Güneş Erzumluoğlu okudu.

    “SURUÇ DA DİĞER DAVALAR GİBİ ÜSTÜNKÖRÜ GÖRÜLÜYOR”

    67 aydır katliamın faillerinin bulunması için adalet mücadelesi verdiklerini söyleyen Güneş Erzurumluoğlu, şu açıklamayı yaptı:

    “Bu katliam yapılmadan önce verilen istihbarat raporlarında resmi makamlar ve polis, canlı bombalı bir katliam yapılacağı yönünde uyarılmış, katliamı yapan Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün kimlik bilgileri paylaşılmıştı.

    Katliamdan sonra ortaya çıkan görüntülerde katliam failinin Suruç ilçesinde serbestçe dolaştığı görülüyordu.

    Katliamın yapıldığı Amara Kültür Merkezi çevresinde hiçbir önlem alınmamış, canlı bombaya dair yapılan uyarılar hiçe sayılmıştır.

    Katliamın hemen arkasından yaralıları hastaneye taşımak isteyen araçların önü TOMA ve akreplerle kesilmiş, arkadaşlarını taşımak isteyenlere gaz bombası atılmıştır.

    Suruç katliamı davası diğer katliam davaları gibi üstünkörü görülüyor. Suruç katliamında kullanılan bombaları temin eden Azzo Halaf Süleyman geçtiğimiz ay Urfa’da yakalandı. Bombaları temin ettiği suçlamasıyla yıllardır aranan bu kişinin ismi Suruç katliamı davasında 1 kez dahi geçmedi. Hakkında arama kararı olduğunu ancak yakalandıktan sonra öğrenebildik.

    Hakkında halen arama kararı olan sanıklar Deniz Büyükçelebi ve İlhami Bali’nin yakalanması için bir girişim başlatılmış değil. Katliamdan sonra olay yerinin fotoğraflarını çekerken yakalanan Abdullah Ömer Arslan şüpheli sıfatıyla bir kez dahi ifade vermedi. Ailelerimizin ve avukatlarımızın Abdullah Ömer Arslan’ın yargılanmasına dair yaptıkları suç duyuruları her seferinde rededilmiştir.

    Katliamda parmağı bulunanlar yıllardır kamuoyundan gizlenirken, hakkında yakalama kararı olanlar hakkında hiç bir işlem yapılmazken Suruç katliamı tanıklarımız ve yaralılarımız tutuklanarak hapishanelere konuyorlar. Bir itirafçının ifadelerine dayanarak haklarında hukuksuz bir şekilde tutuklama kararı verilen Suruç yaralıları İlke Başak Baydar ve Volkan Uyar 11 Şubat günü tahliye edildi. Suruç yaralımız Uğur Ok ise halen hapishanede tutulmakta. 23 Şubat 2021 tarihinde İstanbul’da bulunan Çağlayan adliyesinde duruşması olan Uğur Ok’un da bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.

    Yine tutuklu yargılanan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp 10 Şubat günü tahliye edildi. Suruç katliamından sonra yaralılarımızın tedavi sürecinde yanımızda olan ve mahkeme süreçlerinde bizi yalnız bırakmayan Şeyhmus Gökalp’in tekrar aramıza dönmesini sevinçle karşıladık.

    Buradan bir kez daha belirtiyoruz ki Suruç yaralılarımızı tutuklayarak adalet mücadelemizi engelleyemezsiniz. Son 1 kişi dahi kalsak ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ demeye devam edeceğiz.

    Hiçbir düş yarım kalmayacak”

    (HABER MERKEZİ)

  • Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenler Dersim’de anıldı

    Suruç Katliamı’nda yaşamını yitirenler Dersim’de anıldı

    PİRHA – Dersim’de Suruç Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 düş yolcusu anılarak, düşlerinin yarım bırakılmayacağı sözü yinelendi.

    Dersim’de bulunan siyasi parti ve Sivil Toplum Örgütleri DAİŞ’in 20 Temmuz 2015 tarihinde, Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi bahçesinde toplanan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik gerçekleştirdiği katliamın 4’üncü yıl dönümü nedeniyle Seyit Rıza Meydan’ında anma etkinliği gerçekleştirdi.

    Siyasi parti, STÖ temsilcileri, HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz ve çok sayıda yurttaşın katıldığı anmada yaşamını yitirenlerin fotoğrafları taşındı. Seyit Rıza Meydan’ına oyuncaklar bırakılarak, çerağlar yakıldı. Anmada konuşan SGDF üyesi Cengiz Fidan, 33 düş yolcusunu anarak onların bıraktığı mirası devraldıklarını söyledi.

    Fidan, İŞİD’e tırlarla silah gönderenlerin Kobane’li çocuklara oyuncak götüren gençleri öldürdüklerini belirterek, adalet talebini yineledi.

    Ardından söz alan HDP’li Dilşat Canbaz, katillerin sokaklarda gezdiğini kendilerinin ise hala adalet arayışının devam ettiğini söyleyerek Suruç Katliamı’nı konu alana ve İstanbul’da gösterimi yasaklanan “Gitmek” belgeseline dikkat çekti. Canbaz, “Belgesel terörü övmekle suçlandığı için yasaklandı. Asıl terör belgeseli yasaklayanlar, 33 genci katledenler, IŞİD’i ülkemize sokanlardır. Katliamı yapanları unutmayacağız. 33 gencin hayallerini yarım bırakmayacağız” dedi.

    Ardından konuşan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz da, yapılan katliamların aydınlatılmadığına dikkat çekerek, tek sorumlusunun AKP olduğunu söyledi. Daha sonra anmanın olduğu meydana kırmızı karanfiller bırakıldı.

    Öte yandan katliamda yaşamını yitiren Dersimli Çağdaş Aydın’da ailesi ve sevenleri tarafından Ovacık İlçesi Güneykonak Köyü’nde bulunan mezarı başında anıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Sosyalistlerden PSAKD’ye ziyaret-VİDEO

    Sosyalistlerden PSAKD’ye ziyaret-VİDEO

    PİRHA – Cezaevlerinde süren eylemlere dışarıdan destek verip dönüşümlü açlık grevi yapan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) ve Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyeleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni (PSAKD) ziyaret etti. Genel Başkan Gani Kaplan, “İnancımız gereği nerede bir mazlum var ise yanında yer almak gibi görevimiz var” dedi.

     ESP, SKM VE SGDF üyelerinin, tecridin kaldırılması amacıyla cezaevlerinde sürdürülen eylemlere destek amaçlı yaptıkları süreli dönüşümlü açlık grevleri devam ediyor.

    ESP, SKM VE SGDF üyeleri, cezaevlerinde süren açlık grevleri konusunda kamuoyu yaratmak amacıyla PSAKD’yi ziyaret etti.

    Genel Başkan Gani Kaplan ve Genel Sekreter Onur Şahin’in karşıladığı grup üyeleri ile görüşme yapılarak, ilgili mercilerin biran önce açlık grevinde bulunanların taleplerine karşılık vermesi gerektiği vurgulandı.

    “TECRİT SADECE HAPİSHANELERDE YOK”

    Üç günlük açlık grevi eylemi yapan İbrahim Tasman, “Bizler de dışarıda onların sesine ses katmak, dayanışmayı örmek ve kamuoyu yaratabilmek için süreli dönüşümlü açlık grevi eylemi başlattık” diyerek şöyle devam etti:

    “Kurum ve siyasi partileri ziyaret edip ortaklaşa neler yapabiliriz diye konuştuk. Çünkü bu tecrit sadece hapishanelerdeki bir durum değil. Hayatımızın her alanına nüfus etmiş bir tecrit var. Bizler de biliyoruz ki hapishanelerdeki tecrit kırılırsa yaşamımızdaki tecrit de kırılacaktır. Sizlerle nasıl kamuoyu yaratıp ortak mücadele hattı çizebiliriz, bunun hakkında fikir alışverişinde bulunmak için bir aradayız.”

    “BİZİ ENDİŞEYE DÜŞÜREN BİR SUSKUNLUK VAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan ise Leyla Güven öncülüğünde başlatılan eylemler konusunda duyarlılıklarını ifade ederek şunları söyledi:

    “Bu süreçte bizi endişeye düşüren bir suskunluk var. Bu suskunluk hem Kürt coğrafyasında hem de Batı coğrafyasında görülüyor. Basın da maalesef susmuş durumda. Demokratik kamuoyu da bu konuda duyarsız. Biz inancımız gereği öncelikle insanı yaşatmayı hedef alırız. Yine inancımız gereği nerede bir mazlum var ise onu destekleyip yanında yer almak gibi bir görevimiz var. Bu bize geçmişten gelen tarihi bir misyondur. Konu ile ilgili Adalet Bakanlığı’ndan randevu talebimize cevap bekliyoruz.”

    Açlık grevinde olan Helin Yağmur Uci ise demokratik kitle örgütleri olarak birlikte mücadele yürütülmesi gerektiğini ifade ederek “Tek başına bir şeyler yapmaya çalıştığımız zaman sesimiz yetersiz kalıyor. Çünkü sessiz kalan medya ve iktidar var. Bu nedenle yaptığımız bu ziyaretlerin amacı da birleşik bir mücadele yürütmek için çağrıda bulunmaktır” dedi.

     PİRHA / ANKARA

     

  • 1 Mayıs Tertip Komitesi’nden Kadıköy’deki gözaltılara tepki

    1 Mayıs Tertip Komitesi’nden Kadıköy’deki gözaltılara tepki

    1 Mayıs Tertip Komitesi, Kadıköy’de 1 Mayıs bildirisi dağıtan 22 kişinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi, gözaltı ve polis şiddetiyle engellenemeyecek 1 Mayıs için çağrıların sürdürüleceğini belirtti 

    İstanbul Kadıköy’de ESP, SGDF ve SKM üyelerinin 1 Mayıs’a çağrı amacıyla bildiri dağıtırken polis saldırısıyla 22 kişinin gözaltına alınmasına 1 Mayıs Tertip Komitesi’nden tepki geldi.

    Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs çağrılarına tahammül edemeyenlerin bu çağrıları gözaltılarla engellemeye çalıştığını ancak 1 Mayıs’ın gözaltı ve polis şiddetiyle asla engellenemeyeceğini söyleyen tertip komitesi, “Gözaltına alınan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasını talep ediyor, kendileriyle dayanışma içinde olduğumuzu bildiriyoruz” dedi.

    Tertip komitesi, 1 Mayıs’a kadar her gün, her sabah işe giden ve her akşam evine dönenlere, genci ve yaşlısıyla, kadın ve erkeğiyle, şarkı ve türkülerle, el ele, kol kola, omuz omuza 1 Mayıs çağrılarının ulaştırılacağının altını çizdi.

  • Kadın öğrencilere verilen cezanın iptali için imza kampanyası başlatıldı

    Kadın öğrencilere verilen cezanın iptali için imza kampanyası başlatıldı

    PİRHA – Isparta’da örgüt üyeliği, sosyal medyada örgüt propagandası ve Sakine Cansız’ın anmasına katıldığı gerekçesiyle tutuklanan 6 kadın öğrenciye 34 yıl 9 ay ceza verildi. Ceza Antalya Bölge Mahkemesi tarafından onandı. Cezaya karşı çıkan sosyalistler Change.org üzerinden imza kampanyası başlattı.

    Isparta’da 5 Mayıs 2016’da yapılan operasyonda gözaltına alınan ve “örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanan Süleyman Demirel Üniversitesi ve Pamukkale Üniversitesi öğrencileri Merve Nur İşleyici, Didar Boza, Ceylan Bozkurt, Necla Unay, Fatma Erez ve Özgür Sema Şimşek hakkında açılan dava Isparta Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    12 Mayıs’ta yapılan karar duruşmasında mahkemenin Merve Nur İşleyici, Özgür Sema Şimşek, Ceylan Bozkurt, Fatma Erez, Necla Unay ve Didar Boza’ya verdiği toplam 34 yıl 9 ay hapis cezası istinaf mahkemesince onaylanmıştı.

    “Üniversite öğrencilerine verilen hiçbir somut gerekçesi olmayan keyfi yargı kararı iptal edilsin!” diyen sosyalistler Change.org üzerinden imza kampanyası başlattı. Toplanan imzalar Adalet Bakanlığı’na gönderilecek.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM