Etiket: sgk

  • 23 yaşında ölümle yarışıyor: SGK ilacı karşılamıyor!-VİDEO

    23 yaşında ölümle yarışıyor: SGK ilacı karşılamıyor!-VİDEO

    PİRHA – Nörofibromatozis Tip 1 adlı ölümcül ve nadir görülen hastalıkla mücadele eden Tuğba Tanık, hastalığının tedavisinde tek seçenek olan “KOSELUGO” adlı ilacın Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından karşılanmadığını belirterek yardım çağrısında bulundu. Tanık, “Gelinen noktada ışın tedavisi alamıyorum. Kemoterapi ilaçları denendi, fayda görmedim. Tümörler hayati organlarıma çok yakın olduğu için artık ameliyat da olamıyorum. Tek çarem bu ilaç” dedi.

    Dört kişilik bir ailenin ferdi olan Tuğba Tanık, uzun yıllardır Nörofibromatozis Tip 1 hastalığıyla mücadele ediyor. Tanık’a henüz çocuk yaşta, 2007 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde hastalık tanısı konuldu. O tarihten bu yana tedavi süreci devam ederken, nadir görülen bu genetik hastalığın tedavisinin oldukça zor olduğu ifade ediliyor.

    “23 YAŞINDAYIM VE YAŞAMAK İSTİYORUM”

    Hastalığının erken yaşta teşhis edildiğini belirten Tanık, yaşadıklarını şöyle anlattı:

    “2007 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Nörofibromatozis Tip 1 tanısı aldım. Hastane sürecim devam ederken, 2018 yılında bu hastalık nedeniyle sağ gözümün görme sinirinde, beynimin iç kısımlarına uzanan ve sağ kulak önü tükürük bezimde tümörler oluştuğu tespit edildi. Tedavi edilmediği takdirde bu tümörlerin hızla büyüyerek hayati organlarıma yayılabileceği ve kansere dönüşebileceği söylendi.”

    Tanık, gelinen aşamada uygulanan tedavi yöntemlerinin sonuç vermediğini belirterek, “Işın tedavisi alamıyorum. Kemoterapi ilaçları denendi ancak fayda görmedim. Tümörler hayati organlarıma çok yakın olduğu için artık ameliyat da olamıyorum. Doktorlarım için geriye tek bir seçenek kaldı: KOSELUGO adlı ilaç” dedi.

    BU İLAÇ BENİM İÇİN HAYATİ”

    KOSELUGO ilacının Türkiye’de bulunmadığını ifade eden Tanık, ilacın Avrupa’da ‘yetim ilaç’ statüsünde olduğunu ve son derece pahalı olduğunu söyledi. Tanık, “Bir kutusu 13 bin 144 Euro. Bu ilaç benim hastalığımda etkili olduğu bilimsel olarak kabul edilmiş bir ilaç” diye konuştu.

    Doktorlarının ilacın tedavisi için hayati önem taşıdığını vurguladığını belirten Tanık, süreci şöyle aktardı:

    “Doktorlarım 2023 yılının sonunda 6 aylık İlaç Kullanım Raporu ile Sağlık Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık, ilacın yurtdışından getirilmesini uygun buldu. Reçete ve tüm evraklarla SGK’ye başvurdum ancak ‘ödeme listesinde yok’ denilerek talebim reddedildi.”

    “TEDAVİ OLMAM GEREKİRKEN ADLİYE KORİDORLARINA MAHKÛM EDİLDİM”

    SGK’nın kararına karşı hukuki süreç başlattığını ifade eden Tanık, İstanbul 21. İş Mahkemesi’nde tedbir talepli dava açtığını, mahkemenin tedbir kararı vermesine rağmen dosyanın Ankara’ya gönderildiğini söyledi.

    Tanık, SGK’nın itirazları nedeniyle tedavi sürecinin sürekli kesintiye uğradığını belirterek, “Tedbir kararlarıyla ilacı kullandım ancak rapor süresi dolunca süreç yeniden başa döndü. Ankara 16. İş Mahkemesi’nde tekrar tedbir kararı aldım. SGK istinafa gitti, karar bozuldu. Yeniden tedbir verildi, tekrar bozduruldu. Tedavi olmam gereken süreç, İstanbul ve Ankara’daki adliye koridorlarında geçti” dedi.

    “YAŞAM MÜCADELEM ADLİYE KORİDORLARINDA TÜKETİLDİ”

    Bu sürecin kendisini psikolojik olarak çökerttiğini ifade eden Tanık, “Yaşamaktan vazgeçecek noktaya sürüklendim” dedi. Ailesinin bu süreçte İstanbul Barosu’na başvurduğunu belirten Tanık, baronun kendisine adli yardım kapsamında aynı zamanda hekim olan bir sağlık hukuku uzmanı avukat görevlendirdiğini söyledi.

    Tanık, “Avukatım hem hukuki mücadelemi yürüttü hem de psikolojik destek almamı sağladı. Ancak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin ‘tedaviden fayda gördüğü’ yönündeki sağlık kurulu raporlarına rağmen taleplerimiz reddedildi” diye konuştu.

    “DAHA FAZLA ZAMANIM KALMADI”

    Mahkeme sürecinin sürüncemede bırakıldığını vurgulayan Tanık, bilirkişi raporlarının hazırlanmadığını, dosyasının aylarca bekletildiğini söyledi. Tanık, “İki yılı aşkın süredir hala bilirkişi raporu yok. Oysa benim zamanım yok. Daha önce tedbir kararlarıyla aldığım KOSELUGO ilacı bitmek üzere. İlacı alamazsam tedavim duracak, tedavim durursa yaşamım tehlikeye girecek” dedi.

    Son çare olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurduklarını belirten Tanık, şu ifadeleri kullandı:

    “Avukatım, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen iki ayrı Sağlık Kurulu Heyet Raporu ile birlikte 26 Ocak 2026 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne tedbir talepli bireysel başvuruda bulundu. Ben lüks bir talepte bulunmuyorum. Bir ayrıcalık istemiyorum. Sadece yaşam hakkımın korunmasını istiyorum. Sayın hâkimlerin adaletine, vicdanına ve merhametine sesleniyorum. Tek umudum Anayasa Mahkemesi’nin vereceği acil tedbir kararıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • SGK: Emekli Sandığı kapsamındakilere zam farkı ödemeleri 26 Temmuz’da yapılacak

    SGK: Emekli Sandığı kapsamındakilere zam farkı ödemeleri 26 Temmuz’da yapılacak

    PİRHA – SGK, emekliye yapılan zam farkının 26 Temmuz’da hesaplara yatacağını açıkladı.

    Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), emekli sandığı kapsamında emekli, malul, vazife malulü, dul veya yetim aylığı alanların zam farklarının ödeneceği tarihi 26 Temmuz olarak duyurdu.

    Yapılan açıklamada, şunlar aktarıldı: “5510 sayılı Kanunun 4/1-(c) (Emekli Sandığı) bendi kapsamında emekli, malul, vazife malulü, dul veya yetim aylığı alan toplam 2 milyon 441 bin 795 kişinin 1 Temmuz 2024 tarihinden geçerli olmak üzere aylıklarında oluşan fark tutarları, aylık almakta oldukları Banka ve PTT şubelerindeki hesaplarına gönderilerek 26 Temmuz 2024 tarihinde ödenecektir.

    1. Grupta Mayıs-Haziran-Temmuz döneminde aylık alanlara; Temmuz ayı olmak üzere, 1 aylık maaş farkı tutarında,

    2. Grupta Haziran-Temmuz-Ağustos döneminde aylık alanlara; Temmuz ve Ağustos ayları olmak üzere, 2 aylık maaş farkı tutarında,

    3. Grupta Temmuz-Ağustos-Eylül döneminde aylık alanlara; Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları olmak üzere, 3 aylık maaş farkı tutarında, tahakkuk ettirilmiştir. Toplam fark ödemesi tutarı 11 Milyar TL’dir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • TMMOB Ankara İKK: İş cinayetlerinin asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    TMMOB Ankara İKK: İş cinayetlerinin asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    PİRHA – TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu(İKK), İş Cinayetleri İle Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hükümetin sorumluluklarına dikkat çekti. İş cinayetleri ve meslek hastalıklarının tamamen önlenebilir olduğunu belirten TMMOB, “İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının asıl nedeni teknik değil, politiktir!” vurgusunu yaptı.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu, İş Cinayetleri İle Mücadele Günü sebebiyle açıklama yaptı. “İş cinayetleri kaza değildir” vurgusunun yapıldığı yazılı açıklamada, işveren kesimin ihmallerine vurgu yapıldı.

    Siyasal hükümetin, iş cinayetleri konusunda kayıtsız kaldığına değinen TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, şu açıklamayı paylaştı:

    “3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da kömür ocağında meydana gelen ve 263 emekçinin hayatını kaybettiği grizu patlamasının üzerinden 32 yıl geçti.

    Yine madenlerde, inşaatlarda, tarımda, ormanda, kimya sanayiinde, taşımacılıkta, tersanelerde, ticaret ve büro işyerlerinde iş cinayetlerini, işçi ölümlerini, katliamları konuşuyoruz.

    Ne yazık ki, insana, emekçiye, doğaya düşman olan düzen, emekçi ve doğa katliamı sürüyor.

    Özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, kuralsızlaştırma, denetimsizleştirme politikaları, çalışma, çalışma saatlerinin uzatılması/mesai saatlerinin uzatılması, çalışma ortamının düzensizliği, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması, etkin bir denetim sisteminin kurulmaması sonucunda meydana gelen ölümler, meslek hastalıkları, sakat kalma her geçen gün artıyor.

    Sermaye sınıfının temsilcisi siyasi iktidar, her iş cinayetinin ardından; ‘kader, fıtrat, kader planı, acı çekmeden güzel öldüler, bu mesleğin kaderinde var’ şeklinde açıklama yapmayı uygun gördü. Çünkü ölenler ne kendi evlatlarıydı ne de yakınıydı. Onların insan ve insan emeğine karşı kayıtsız tutumları iş cinayetlerini her geçen gün artırıyor.

    Analar, babalar kendilerinden önce evlatlarını toprağa koyuyor, binlerce çocuk yetim kalıyor, kadınlar hayat arkadaşlarını kaybediyor…

    İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet olarak gören işverenler, iş cinayetlerini kader diye dayatanlar, uyguladığı politikalarla ihmalkar davranan iktidar/siyasi irade bu cinayetlerin sorumlusudur.”

    “9 BİN ÖLÜM GİZLENMİŞTİR”

    13 Şubat’ta Erzincan İliç’teki altın madeni işletmesinde yaşanan ölümlere de dikkat çekilerek “ağır metallerin toprağa ve suya karışması ve bir çevre katliamının yaşanması da söz konusu” denildi. Madenler konusunda “Yıllardır, rutin değişmiyor” diyen TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, her gün 5 emekçinin, iş cinayetleri nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Açıklamanın devamında iş kazalarındaki oranlara dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ya göre, meslek hastalıklarına bağlı ölümler, iş cinayetlerinin 6 katından fazladır. SGK’nin 2022 verilerine göre, ülkemizde 589.000 iş kazası meydana gelmiş, 953 meslek hastalığı tespit edilmiştir. İş kazalarından kayıt altına alınabilen ölüm sayısı bin 517 iken meslek hastalıkları kaynaklı ölüm sayısı ise 8’dir. Bu sayılar gösteriyor ki; Ülkemizde yılda en az 200-300 bin meslek hastalığı ve meslek hastalıklarından kaynaklanan 9 bin ölüm gizlenmiştir.

    İş cinayetlerinde her yaştan emekçi yaşamını kaybetmektedir. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında 1 gün okulda, 4 gün işyerinde ‘eğitim’ de olan “öğrenci” lerinde işyerlerinde yaşamını kaybettiği haberlerine rastlamaktayız. Arda Tonbul, Ulaş Dumlu, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Ömer Girgin, Murat Can Eryılmaz’ Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çalıştırılırken işyerlerinde ölüme gönderilen çocuklardan bazıları… Açıkça ifade ediyoruz; MESEM bir eğitim projesi değildir, tamamen denetim dışı bırakılan ucuz çocuk işçilik projesidir.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, işçi katliamlarını, doğa katliamlarını sadece seyrediyor. Önlemek gibi bir kaygıları çabaları olmadığı gibi yaptıkları uygulamalarla deyim yerindeyse teşvik ediyorlar. Aynı şekilde Milli Eğitim Bakanlığı da çocuk ölümlerini seyretmeye devam ediyor.

     “YENİ CİNAYETLER YAŞANMAMASI İÇİN”

    2012 yılında T.B.M.M ‘de kabul edilen ve büyük iddialarla yürürlüğe konulan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hiçbir sorunu çözmemiş, sadece işçi sağlığı ve güvenliğini piyasalaştırmıştır. İşçi sağlığı ve güvenliği Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) olarak adlandırılan ticari kuruluşlara havale edilmiş, OSGB’ler de ücret karşılığı hizmet verdikleri işyerlerini hoşnut tutmanın çabasındadırlar.

    Son yıllardaki seçimler nedeniyle seçim öncesi sermayeyi rahatsız etmemek için seçimler öncesi denetim yaptırılmamaktadır. Son olarak 31 Mart yerel seçimleri öncesi denetimler tamamen durdurulmuş durumdadır. Denetlenen işyerlerinde yürürlükte olan iş mevzuatı nedeniyle idari işlem uygulanmamakta yalnızca süre verilmektedir. İş cinayetleri sonrası, işverenler caydırıcı ceza ile karşılaşmamakta mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları günah keçisi ilan edilmektedir. Güvenlik ve yargı makamları genellikle işveren/işveren vekili olmayan iş güvenliği uzmanları, ölen ve ölemeyen çalışanlar ölümlerin sorumlusuymuş gibi davranmaktadırlar.

    Ölmek değil, yaşamak istiyoruz!

    İş sağlığı ve iş güvenliği değil, işçi sağlığı ve iş güvenliği öncelikli olmalıdır.

    Bu ölümler kaza değil resmen cinayettir.

    İş cinayetleri ve meslek hastalıkları tamamen önlenebilir.

    İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin sağlanması için Devlet ve İşverenler Yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

    Ölümleri önlemeyen, görmeyen bir sistemi yok edip her şeyi sil baştan yeniden kurgulamak düzenlemek ve yeni bir sistem kurmak gerekir.

    Artık yeter diyoruz.

    Son sözümüz de kendimize…

    Bu ölümleri ancak ve ancak işçiler, emekçiler, sendikalar, meslek örgütlerinin birlikteliği ve örgütlü mücadelesi önleyebilir. Yeni cinayetler yaşanmaması için hiçbir iş cinayetini unutmayacağız!

    Sorumluları, affetmeyeceğiz! Ve mutlaka bizlerden çalınan yaşamların ve emek sömürüsünün hesabını soracağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • Halkevleri’nden asgari ücret eylemi: SGK önüne boş cüzdan bırakıldı- VİDEO

    Halkevleri’nden asgari ücret eylemi: SGK önüne boş cüzdan bırakıldı- VİDEO

    PİRHA- Mersin Halkevleri üyeleri, asgari ücret görüşmelerini protesto ederek, SGK İl Müdürlüğü kapısına boş cüzdan bıraktı.Eylemde konuşma yapan Halkevi Yönetim Kurulu üyesi Ali Deniz Karahan, asgari ücretin ve emekli maaşlarının insanca yaşanacak düzeye çekilmesi çağrısında bulundu.

    Mersin Halkevleri üyeleri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Mersin İl Müdürlüğü kapısının önünde asgari ücret görüşmelerini protesto etti. Eylemde konuşma yapan Halkevi Yönetim Kurulu üyesi Ali Deniz Karahan, asgari ücretin ve emekli maaşlarının insanca yaşanacak düzeye çekilmesi gerektiğini belirtti.

    “EMEK DEĞERİ BAZ ALINMALI”

    Asgari ücrete yılda bir defa zam yapılmasının yetersiz olacağına dikkat çeken Ali Deniz Karahan, “Bu ülkede yüksek enflasyona sebep olanlar, her gün temel tüketim gıdalarına zam üstüne zam yapanlar bu ülkede emeğiyle geçinenlerin kaderini belirleyemez. Asgari ücret yılda bir defa zam yapmayla insanca yaşanacak düzeye çekilemez. Mersin gibi bir yerde en düşün kira fiyatları 8 binden başlamaktadır. Bir emeklinin kirada yaşaması mümkün değildir” dedi.

    Karahan, asgari ücret görüşmelerinde emek değerinin baz alınması gerekliliğine vurgu yaparak, “Şirketlerin, sermayenin, holdinglerin karları referans alınarak asgari ücret belirlenemez. Bu görüşmeleri yapan devlet kurumlarına ve sarı sendikalara sesleniyoruz: Asgari ücret ve emekli maaşları insanca yaşanacak düzeye çekilmeli” diye belirtti.

    SGK KAPISINA BOŞ CÜZDANLAR BIRAKILDI

    Karahan, yoksullaştırma politikalarına, yüksek enflasyona, hayat pahalılığına karşı başta Mersin halkı olmak üzere Türkiye’deki herkesi yan yana gelip mücadele etmeye çağırdı. Ardından Halkevi üyeleri, ev içi emeği görünmeyen kadınların, emeklilerin, işsizlerin ve asgari ücretle geçinen emekçilerin adına temsili olarak SGK kapısı önüne boş cüzdanları bıraktı.

    Eylem “Sermayeye değil emekçiye bütçe” sloganlarıyla son buldu.

    PİRHA/ MERSİN  

  • BES’ten Dersim’de eylem: SGK emekçilerinin hakları gasp ediliyor, artık yeter!-VİDEO

    BES’ten Dersim’de eylem: SGK emekçilerinin hakları gasp ediliyor, artık yeter!-VİDEO

    PİRHA-Büro Emekçileri Sendikası Dersim Şubesi, EYT’nin büro emekçileri üzerinde çıkardığı iş yüküne karşı maaşlarda düzenleme yapılması talebiyle SGK binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “SGK çalışanları açlık sınırındaki bir ücretle 85 milyon vatandaşa hizmet etmektedir. Ek gösterge düzenlemesi adı altında çıkarılan yasada SGK emekçisi 3600 ek gösterge kapsamı dışında bırakılarak, bir darbe de buradan yemiştir” denildi.

    Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şubesi, EYT’nin büro emekçileri üzerinde çıkardığı iş yüküne karşı maaşlarda düzenleme talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı BES Dersim Şubesi, Şube Başkanı Sinan Ulu okudu. Açıklamada, ‘İnsanca yaşayacak ücret istiyoruz’, ‘Sosyal güvenlik tazminatı verilsin’ dövizleri açıldı.

    “GECE GÜNDÜZ ÇALIŞAN SGK EMEKÇİLERİ ARTIK YETER DİYOR”

    SGK çalışanlarının açlık sınırındaki bir ücretle vatandaşlara hizmet verdiğini belirten Sinan Ulu, “Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenleme meclisten geçerek yasalaştı. Henüz düzenleme kamuoyu ile paylaşılmadan 1 Ocak’ta hizmet borçlanmasına asgari ücrete gelen zam oranında artış olacağını duyan mağdurlar sosyal güvenlik merkezlerinin önünde uzun kuyruklar oluşturmuş, borçlanma taleplerini gerçekleştirmişlerdi. Bu durum dahi SGK çalışanlarının iş yükünü 2-3 kat artırırken, emeklilik taleplerinin başlaması ile tüm sosyal güvenlik merkezleri önü mahşeri kalabalığa dönüşmüş, yaşanan yoğunlukla beraber hem vatandaşlar mağdur edilmiş, hem de SGK emekçilerinin iş yükü katmerlenerek artmış, daha da artacağı görülmektedir. Bu yoğunluğun mevcut personelle karşılanması çok büyük sıkıntılara neden olacaktır. Sürekli çıkarılan vergi ve prim aflarıyla beraber diğer işlerini de yetiştirmek için zaten gece gündüz demeden çalışan SGK emekçisi artık yeter diyor” diye belirtti.

    “İKTİDAR HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE İKRAMİYELERİMİZİ GASP ETMİŞTİR”

    ‘2012 yılında daha önceden SGK çalışanının almakta olduğu yılda iki asgari ücret tutarındaki ikramiye ile kimi ek ödemeler sözde eşit işe eşit ücret adı altında kaldırılmıştır’ diyen Ulu, şöyle devam etti:

    “Sendikamızın yaptığı Anayasa Mahkemesi başvurusu sonucu verilen iptal kararına rağmen, iktidar tarafından gereği yapılmayarak hukuksuz bir şekilde ikramiyelerimiz gasp edilmiştir. Ek gösterge düzenlemesi adı altında çıkarılan yasada SGK emekçisi görülmemiş, 3600 ek gösterge kapsamı dışında bırakılarak SGK çalışanları bir darbe de buradan yemiştir. Kimi kurumlarda iş yoğunluğu nedeniyle farklı isimler altında ek ödemeler yapılmaktadır. SGK doğumdan ölüme tüm vatandaşlarımıza hizmet vermekte olup mevzuat yoğunluğu ve iş yükü açısından en yoğun kurumlardan biridir.”

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Kenanoğlu’dan hükümete: Kaç kişi sınavsız olarak müdür kadrosuna atanmıştır?

    Kenanoğlu’dan hükümete: Kaç kişi sınavsız olarak müdür kadrosuna atanmıştır?

    PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, SGK’da şube müdürlerinin sınavsız olarak atandığı iddialarını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’e sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu’nda (SGK), şube müdürlerinin sınavsız olarak atandığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’in cevaplaması üzerine soru önergesi verdi.

    Ali Kenanoğlu, önergesinde “SGK, şube müdürlerinin sınavsız atanabilmeleri için “hülle” önce il müdür yardımcısı yapıldığı, ardından şube müdürlüğü görevine sınavsız atandıkları yönünde kurum içerisinden bizlere ulaşan isimsiz ihbarlar iletilmektedir” diye belirtti.

    Kenanoğlu, Meclis’e sunduğu önergesinin devamında şu ayrıntılara yer verdi:

    “SGK’da, şef kadrosunda imza yetkisi verilerek müdürlük yaptırılanlar, önce il müdür yardımcılığı kadrolarına ataması yapılarak, 1 ay çalıştırıldıktan sonra kadrolu olarak Müdürlük kadrosuna, sınavsız, mülakatsız ve hukuka aykırı şekilde atama yapıldığı yönünde iddialar tarafımıza ulaştırılmıştır.

    Bu şekilde sınavla Müdürlük kadrosuna atamaya hak kazananların önü kesildiği gibi, hülle yoluyla Müdürlük kadrosuna atananların iktidara yakınlığı ile bilinen Memur-Sen üyeleri arasında olduğu, seçimlerin yaklaşması nedeniyle boş kadroların hızlı bir şekilde doldurulmaya çalışıldığı iddia edilmektedir.”

    “SINAVSIZ ATAMA YAPILDI MI?” 

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin’e şu soruları yöneltti:

    – SGK’da şef kadrosundaki personelin önce SGK il müdürlüklerine müdür yardımcısı olarak atandığı sonra “hülle” yoluyla sınavsız olarak merkez müdürlüklerine atama yapıldığı yönündeki iddialardan Bakanlığınızın haberi var mıdır? Varsa bu konuyla ilgili bir soruşturma başlatılmış mıdır?

    – SGK’da sınavsız olarak Şube Müdürlüğü kadrolarına atama yapılmış mıdır? Yapılmışsa hangi hukuki hükme dayanarak yapılmaktadır? Bu atamaların sayısı kaçtır?

    – SGK’da sınavsız olarak Şube Müdürlüğüne atama yapılmışsa; bunların kaçı Memur-Sen, kaçı KESK, kaçı T.Kamu-Sen veya diğer sendikalara üyedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • TTB: Halk sağlığını tehdit eden sahte kanser ilacı üzerindeki iddialar araştırılmalıdır

    TTB: Halk sağlığını tehdit eden sahte kanser ilacı üzerindeki iddialar araştırılmalıdır

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kanser hastaları için yurtdışından getirilen ICLUSIG adlı ilacın sahte olduğunun belgelendiğini vurgulayarak “Mevzuata aykırı işlemler müfettiş raporlarında yer almasına rağmen hâlâ herhangi bir işlem uygulanmamıştır” dedi.

    SGK tarafından kanser hastaları için yurtdışından getirilen ICLUSIG adlı ilacın sahte olduğu iddiaları ardından Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nden açıklama geldi. Yazılı yapılan açıklamada, söz konusu kanser ilacının direnç artırıcı etken madde yerine ağrı kesici içerdiğinin vurgusu yapıldı.

    “SAHTE İLAÇ SKANDALI ARAŞTIRILMALIDIR”

    TTB açıklamasında “Halk sağlığını tehdit eden sahte kanser ilacı üzerindeki iddialar araştırılmalıdır” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemizde yaşanan ilaç krizi giderek derinleşmektedir. Ekonomik bunalımla birlikte değerlendirilmesi gereken bu kriz, halk sağlığı açısından ciddi tehdit yaratmaktadır. İlaç fiyatlandırma politikaları, döviz kurlarındaki yükselme, sabit kur uygulaması ve yüksek enflasyon sonucu kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar başta olmak üzere yaşamsal önemdeki bazı ilaçların temininde ciddi sorunlar olduğu görülmektedir. İlaç teminindeki sorunlar, yerli ilaçların yanında bazı kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ithal ilaçlarda da söz konusudur.

    İlaç temininde yaşanan sorunlar, halk sağlığını tehdit eden başka sonuçlara da neden olmaktadır. Bunların başında da, yurttaşlarına ilaç temin etmekle görevli kurumların yurtdışından temin edilmesi gereken ilaçları, yasal olmayan şekilde satın alması yer almaktadır. Bu ilaçların güvenliği konusunda ciddi kaygılar mevcuttur. Örneğin, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından kanser hastaları için yurtdışından getirilen ICLUSIG adlı ilacın sahte olduğu belgelenmiş ve ilacın direnç artırıcı etken madde yerine ağrı kesici içerdiği raporlarla saptanmıştır. Ardından ilacı tedarik eden firmalarla ilgili müfettiş soruşturması yapılmış ancak SGK’nin gereken araştırmayı yapmadığı görülmektedir. Nitekim ilaç firmasının başvurduğu İsviçre İlaç Denetim Kurumu’nun (SWISSMEDIC) yaptığı analiz sonucunda ilaçların içinde ağrı kesici etken maddesi olduğu ortaya çıkmış, ancak SGK ilaçlarla ilgili analizinde, ‘Çıkan veriye göre var olan değerlere uygun, ilaçlar sahte değil’ cümlesine yer vermiştir. Sağlık Bakanlığı bu durum üzerine müfettiş tayin ederek konuyu araştırmış, ancak müfettişe analiz raporları sunulmamıştır.

    SGK’nin yarattığı skandal burada sonlanmamıştır. Analiz raporlarına ulaşamayan müfettiş, cumhuriyet başsavcılığına başvurmuş, sahte ilaçlar kurumdan alınıp araştırılması için Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne götürülmüştür. Buradaki sonuçlarda da ilacın bir kanser ilacı olmadığı, ağrı kesici olduğu ortaya çıkmıştır. 3-4 bin avroya satılan ilaçların içerisine ham maddesi 1-2 TL’lik olan ilaçlar ilave edilerek devlete satılmıştır.

    SGK’nin bu ilaç için tedarikçi ecza depolarına 26 milyon TL, Türk Eczacıları Birliği ise 508.200 avro ödediği tespit edilmiştir. Yurtdışından temin edilen ilaç için ecza deposu sahipleri ve bazı bürokratların işbirliği yaptığı, mevzuata aykırı işlemler olduğunu ve bunların müfettiş raporlarında yer almasına rağmen hâlâ herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Dolayısıyla vatandaşların sağlıklı olması için ilaç temin etmekle görevli kurumların kamuyu büyük zarara uğrattığı görülmektedir.

    Bu iddialar sonucunda, ilaçların kamu tarafından üretilmesi talebimizin ne kadar haklı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Halkın sağlığı ile oynayan sahte ilaç skandalı ile ilgili olarak ortaya atılan iddialar araştırılmalı ve sorumlular yargılanmalıdır. Hiçbir şey yaşam mücadelesi veren insanların canından daha önemli değildir. Sağlık Bakanlığı ile ilgili adli ve idari birimleri, bu vahim iddiaları ivedilikle araştırmaya, kimlere uzanırsa uzansın sorumluları açığa çıkarmaya ve sahte içerikte ilaçların kullandırıldığı hastalara/yakınlarına tazminat ödemeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özen’den, 1999 yılı öncesi staj yapanların da EYT kapsamına alınması için kanun teklifi

    Özen’den, 1999 yılı öncesi staj yapanların da EYT kapsamına alınması için kanun teklifi

    PİRHA – Milletvekili Zeynel Özen, 1999 yılı öncesi staj yapanların fiili çalışmadan sayılmadıkları nedeniyle çıkacak olan EYT Kanunu’ndan yararlanamadıklarını gündeme getirdi. Özen, konu hakkında TBMM’ye kanun teklifi sundu.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi sundu. Özen, yaklaşık 250 bin kişinin, staj tarihinde verilen sigorta başlangıç tarihinin, esas işe başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi yönünde talepte bulunduklarını kaydetti.

    “STAJYERLERİN ÇALIŞMALARI SİGORTA BAŞLANGICI KABUL EDİLSİN”

    Milletvekili Zeynel Özen, EYT düzenlemesinde yeni bir mağduriyet yaşanmaması için ilgili kanun teklifinin “Genel Gerekçe” bölümünde şu ifadelere yer verdi:

    “5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun bazı sigorta kollarının uygulanacağı “sigortalılar” başlıklı 5’inci maddesinde; ‘3308 sayılı Meslekî Eğitim Kanunu’nda belirtilen aday çırak, çırak ve işletmelerde meslekî eğitim gören öğrenciler hakkında iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık sigortası; meslek liselerinde okumakta iken veya yüksek öğrenimleri sırasında staja tabi tutulan öğrenciler ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 46’ncı maddesine tabi olarak kısmi zamanlı çalıştırılan öğrenciler hakkında ise iş kazası ve meslek hastalığı sigortası uygulanır’ denilmektedir.

    Aynı maddede ‘4’üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılırlar’ hükmü yer almaktadır. Bu mevzuat hükümlerine göre çıraklar ve staj yapan öğrenciler zorunlu olarak sigortalı yapılmaktadırlar.

    Aynı kanunun ‘Sigortalılığın Başlangıcı’ başlıklı 7’nci maddesinde; sigorta hak ve yükümlülükleri 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için çalışmaya, mesleki eğitime veya staja başladıkları tarihten itibaren başlanmaktadır hükmü yer almaktadır.

    Öte yandan 5510 Sayılı Kanun’un 38’inci maddesine göre, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının uygulanmasında dikkate alınacak sigortalılık süresinin başlangıcı, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabii olarak ilk defa kapsama girdiği tarih olarak kabul edildiğinden çıraklar ve stajyerler sağlanan haklardan yararlanamamaktadırlar. Çırak ve stajyerler zorunlu olarak sigortalı yapılıp işveren tarafından primleri ödenirken, bu süre sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmemektedir.

    Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) olarak bilinen sigortalıların kazanılmış haklarının önümüzdeki süreçte TBMM’ye gelecek bir yasal düzenlemeyle teslim edileceğine dair hükümet tarafından beyanlar mevcuttur. Fakat 1999 öncesi staj yapan, sigorta kartı ve sigorta sicil numarası olan staj mağdurları da sigorta başlangıcı e-devlet üzerinde görünmesine rağmen, fiili çalışmadan sayılmadıklarından çıkacak olan EYT kanunundan yararlanamamaktadır. Bu nedenle ‘staj mağdurları’ olarak bilinen yaklaşık 250.000 kişi staj tarihinde verilen sigorta başlangıç tarihinin, esas işe başlangıç tarihi olarak kabul edilmesiyle haklarının teslim edilmesini talep etmekteler.

    Uygulamada adaletin sağlanması amacıyla fiilen çalışmaya başlayan çırak ve stajyerlere borçlanma hakkı getirilmesi ve bu çalışmalarının sigorta başlangıç tarihi olarak kabul edilmesi yönünde yasal düzenleme yapılması ile mağduriyetler giderecektir. Bu haksızlığın giderilmesi mesleki eğitimin özendirilmesine de katkı sağlayacaktır.

    Kanun teklifi ile çırak ve öğrencilerin çıraklık ve staja başladıkları tarih sigorta başlangıcı olarak kabul edilmesi sağlanacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • CHP’li Yüceer, kayıp 42.3 milyar TL’nin akıbetini Sağlık Bakanı’na sordu

    CHP’li Yüceer, kayıp 42.3 milyar TL’nin akıbetini Sağlık Bakanı’na sordu

    PİRHA – Milletvekili Dr. Candan Yüceer, Sağlık Bakanlığı’nın, hastaların tedavisi için SGK’dan fazladan aldığı 42 milyar 302 milyon TL’nin akıbetini Bakan Fahrettin Koca’ya sordu.

    CHP Tekirdağ Milletvekili Dr. Candan Yüceer, Sağlık Bakanlığı’nın, hastaların tedavisi için SGK’dan fazladan aldığı 42 milyar 302 milyon TL’nin akıbetini TBMM gündemine taşıdı.

    Sayıştay’ın hazırladığı, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) denetim raporunda çarpıcı bir tespit yer aldığını belirten Dr. Candan Yüceer, “Bu tespite göre, SGK, bakanlığa bağlı hastanelerde ayakta ve yatarak tedavi gören hastaların sağlık hizmeti giderleri için Sağlık Bakanlığı’na götürü bedel olarak 81 milyar 160 milyon TL ödeme yapmıştır. Ancak bakanlık tarafından 2021 yılında Medula’ya girilen sağlık hizmetlerinin toplam tutarının 38 milyar 858 milyon TL olduğu tespit edilmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın hastaların tedavisi için SGK’dan fazladan aldığı 42 milyar 302 milyon TL’yi nereye harcadığı ise belirlenememiştir” dedi.

    81 MİLYARIN HANGİ KRİTERLERE GÖRE BELİRLENDİĞİ BELLİ DEĞİL

    Dr. Yüceer, “Sayıştay raporunda, SGK tarafından Sağlık Bakanlığı’na 2021 yılında ödenen 81 milyar 160 milyon TL’nin hangi kriterlere göre belirlendiğinin belirtilmemesine dikkat çekilmiştir” diye konuştu.

    CHP’li Dr. Yüceer, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    -Sağlık Bakanlığı olarak hastaların tedavisi için Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan alınmış olan 42 milyar 302 milyon TL hangi amaçla kullanılmıştır?

    -Kanun maddesindeki ‘bu sözleşme kapsamında verdikleri tedavi hizmetlerine ilişkin toplam tahakkuk tutarının götürü bedel sözleşme tutarından düşük olması durumunda, aradaki fark terkin edilir’ hükmü, kamu üniversite sağlık hizmet sunucularına uygulanırken Sağlık Bakanlığı bünyesinde yer alan sağlık kurum ve kuruluşları için neden uygulanmamıştır?

    -Sayıştay’ın çarpıcı tespiti sonrası Sağlık Bakanlığı’na fazladan ödenen 42 milyar 302 Milyon TL terkin edilecek midir ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na iade edilecek midir?

    -Konuyla ilgili Bakanlığınız tarafından bir soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa sonuçları nelerdir?

    PİRHA/ANKARA

  • Cumhurbaşkanlığının 113 milyon TL’lik sağlık harcaması Meclis gündeminde

    Cumhurbaşkanlığının 113 milyon TL’lik sağlık harcaması Meclis gündeminde

    PİRHA – CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Cumhurbaşkanlığının 113 milyon TL’lik sağlık harcamasını Meclis gündemine taşıdı. Erdoğan’ın 2019 yılı sağlık harcamasının 5 milyon TL olduğunu hatırlatan Emir, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a, “Sarayın sağlık harcaması iki yılda nasıl yüzde 2160 arttı?” sorusunu yöneltti.

    Sayıştay’ın 2021 yılına ilişkin denetim raporları ile kamudaki usulsüzlükler de ortaya çıkıyor. Son olarak Cumhurbaşkanlığının sağlık harcamaları tartışma konusu oldu. Sayıştay’ın 2021 yılı denetim raporuna göre Cumhurbaşkanlığının sağlık harcaması 113 milyon TL’yi buldu. Sağlık harcamaları kapsamında tıbbi malzeme ve laboratuvar sarf malzemeleri de yer aldı.

    SAYIŞTAY, SARAYA GİREMİYOR

    Cumhurbaşkanlığının sağlık harcamalarını Meclis gündemine taşıyan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi sundu. Emir, önergesinde şu ifadeleri kullandı:

    “Cumhurbaşkanı, sarayda kendisine özel hastane kurdu ve şimdi bu hastanede denetimsiz bir şekilde milyonlarca TL harcanıyor. Kamu kurumlarını Meclis adına denetlemekle görevli Sayıştay bile saraya giremiyor, harcamaların detayının hesabını soramıyor. Ülke ekonomik krizden kırılırken sarayda da milyonlarca TL harcanmaya devam ediyor. Üstelik bu harcamalar günden güne katlanarak artıyor.

    “İKİ YILDA 22 KAT ARTMIŞ OLDU”

    Sarayın 2019 yılındaki sağlık harcaması yalnızca 5 milyon TL. Sonraki yıl 51 milyon TL’ye ulaştı. Şimdi de 113 milyon TL. Yani iki yılda neredeyse 22 kat, yani yüzde 2160’lık bir artış söz konusu. İki yılda ne oldu da sarayın sağlık harcamaları bu kadar artış gösterdi. Sarayda çalışanlara her gün check-up hizmeti mi veriliyor? Tüm saray çalışanları aileleriyle birlikte özel sağlık hizmeti mi alıyor? Vatandaş muayene randevusu dahi bulamıyor. Yurttaşlarımız, muayene için, ameliyat için günlerce, haftalarca beklerken, gece yarıları metrelerce kuyruklara girerken sarayda nasıl bir sağlık hizmeti veriliyor?

    “SARAY İSRAFA DEVAM EDİYOR”

    Ne oluyor sarayda? Tüm bunların yapıldığını varsaysak bile saray çalışanları SGK’lı değil mi? Bu hizmetlerin SGK kapsamında karşılanması gerekmiyor mu? Millet yokluktan, açlıktan kırılıyor ama günlük masrafı 10 milyon TL’yi bulan Saray, her gün, her an, her dakika israf yapmaya devam ediyor. Ancak, bu saltanata ve israf düzenine iktidara geldiğimizde son vereceğiz. Tüm bu harcamaların da hesabını soracağız.

    PİRHA/ANKARA

  • SGK’ya kayıtlı çiftçi sayısı 12 yılda yüzde 46 geriledi!

    SGK’ya kayıtlı çiftçi sayısı 12 yılda yüzde 46 geriledi!

    PİRHA-İktidarın tarım politikaları sonucunda, 2009 yılından 2021 yılının Haziran ayına kadar geçen süreçte, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) kayıtlı aktif çiftçi (4b) sayısı 1 milyon 16 bin 692 kişiden 551 bin 610 kişiye geriledi.

    AKP iktidarının tarım politikaları sebebiyle çiftçi, her geçen gün kan kaybediyor. SGK’ya kayıtlı aktif çiftçi (4b) sayısında gerçekleşen 465 bin 82 kişilik gerilemenin yanı sıra Çiftçi Kayıt Sistemine (ÇKS) göre çiftçi sayısında da 700 bin kişilik azalma meydana geldi.

    BORÇ ARTIYOR, ÇİFTÇİ AZALIYOR

    Tarım sektöründe yaşanan sorunlara CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer de dikkat çekti. Yüzde 50’lere varan sigortalı çiftçi sayısındaki düşüşlerle birlikte çiftçilerin borçlarına da işaret eden Gürer, “Bu durum, aslında iktidarın ülke tarımını getirdiği noktayı apaçık göstermektedir. Çiftçilerin 2002 yılında 2.4 milyar TL olan borçları, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 2021 yılı Şubat ayı raporuna göre 137 milyar TL’ye Nisan ayında 142 milyar TL’ye Temmuz ayında ise 147 milyar TL’ye kadar çıktı. Bu rakam çiftçilerin sadece bankalara olan borçlarının yansıtıyor. Tarım Kredi Kooperatifine olanların yanı sıra diğer borçlar da eklendiğinde çiftçinin borcu toplam 180 milyar TL’yi buluyor” ifadelerini kullandı.

    ÇİFTÇİLER TARIMDAN UZAKLAŞIYOR

    Sigortalı çiftçi sayısının azalmasının en önemli nedeninin ödeme güçlüğü olduğunu söyleyen Gürer, “Her geçen gün tarımsal girdilere zam üstüne zam geliyor. Gübre fiyatlarında yaşanan artış bunun somut örneği, çiftçi zamlara yetişemez durumda. Sonuç, geçen yıl patates bu yıl soğan üreticisi ürünü maliyetine dahi satamadı, satamıyor. Hatta tarlada bırakıp maliyeti kurtarmadığından toplatamıyor” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • 52 ilacın ücreti 15 Ekim’den itibaren halkın cebinden çıkacak

    52 ilacın ücreti 15 Ekim’den itibaren halkın cebinden çıkacak

    SGK, yarından itibaren boğaz spreyleri, kas gevşetici kremler gibi 52 ilacı ödeme listesinden çıkarıyor. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, “Vatandaşın ilaçlara ulaşımı engellenmiş ve cebinden ilaç için çıkacak olan ücret fazlalaşmış olacak” dedi.

    SGK, 8 Eylül 2021 tarihinde aralarında kas gevşetici, ağrı kesici gibi ilaçların bulunduğu 52 ilacı ödeme kapsamından çıkardığını duyurmuştu. Bu uygulama 15 Ekim’den itibaren başlıyor.

    Geri ödeme listesinde çıkarılan ilaçlar arasında, kas gevşetici kremler, ağrı kesici ve iltihap giderici spreyler, yurttaşların pandemi döneminde en çok kullandığı ağız ve boğaz spreyleri, bebeklerin diş çıkartırken ağrılarında kullanılan diş jellerinin bile bulunduğunu söyleyen Tüm Eczacı İşverenler Sendikası Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, “Bu uygulama yarından itibaren başlıyor” dedi.

    Saydan, SGK’nin bazı ilaçları geri ödeme listesinden çıkararak alım gücü düşük olan yurttaşların birçoğunun ilaca ulaşmasını zorlaştırdığını belirterek açıklamasında şunlara yer verdi:

    “SGK yarından (15 Ekim) sonra 52 ilacı geri ödemeyecek ve 147 ilacı da on günde 1’er kutu olacak şekilde ve kurumun belirleyeceği sabit bir fiyattan ödeyeceği için vatandaşın ilaca ödeyeceği, vereceği fiyat farkı da daha çok olacak. Ayrıca eşdeğer fiyat referans bandı farkları ise yüzde 10’dan yüzde 5’e çekildi. Böylece eşdeğer ilaçlardan alınacak farklar yüzde 5 oranında artmış oluyor. Eşdeğer ilacın referans bandının yüzde 5’e çekilmesiyle de vatandaşın cebinden çıkacak fiyat farkı fazlalaşmış olacak.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Soylu’nun kuzeni 15 TL’lik ürünü, SGK’ya bin TL’ye satmış

    Soylu’nun kuzeni 15 TL’lik ürünü, SGK’ya bin TL’ye satmış

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeninin Nisan ayından bu yana 15 TL’lik medikal ürünü SGK’ya bin TL’ye sattığını ortaya çıkardı. Emir, Tüm bu usulsüzlüklere SGK’da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda hangi yetkililer göz yumuyor? Bu iddiaların ivedilikle araştırılması gerekiyor” dedi. 

    Hastanelere milyonlarca TL’lik tıbbi malzeme sattığı ortaya çıktıktan sonra istifa etmek zorunda kalan Mehmet Soylu’nun firması ile ilgili skandallar patlak vermeye devam ediyor.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeni ile ilgili iddiaları TBMM gündemine taşıyan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, yeni iddiayı yeniden Meclis’e taşıdı. Firmanın Nisan ayından bu yana 15 TL’lik medikal ürünü SGK’ya bin TL’ye sattığını ifade eden Emir, “COVID-19 hastaları üzerinde denedikleri ışın tedavisinin CE belgesi de sahte çıktı ve ÜTS kaydı silindi. Firmanın distribütörü de AKP’nin Genel Sekreter Yardımcısı Yasin Bölükbaşı çıktı. Her işlerinde bir usulsüzlük var” dedi.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeni Mehmet Soylu, yönetim kurulu üyeliği yaptığı RD Global/Invamed firmasının hastanelere milyonlarca TL’lik malzeme sattığının ortaya çıkması üzerine geçtiğimiz ay şirketten istifa etmişti. Soylu ile ilgili iddiaları ilk kez TBMM gündemine taşıyan CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, firma ile ilgili yeni skandalları TBMM gündemine taşıdı. İddiasını SGK kayıtlarıyla belgelendirerek Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi sunan Emir, şunları kaydetti:

    ÜTS’DE BAŞKA SUT’TA BAŞKA

    “RD Global/İnvamed firması, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kodu tanımına uygun olmayan ürünler veriyor ve bu yolla haksız kazanç elde ediyor. Bu ürünlerden biri de KV1381 SUT kodu ile eşleşmesi yapılan vasküler kateter giriş kiti. ÜTS üzerinden baktığımızda piyasa değeri yaklaşık 15 TL olan bir ürünün yer aldığını görüyoruz. Oysa, aynı kodun Sağlık Uygulama Tebliği’ndeki (SUT) karşılığında kalp-damar cerrahisinde vasküler bozuklukların tedavisinde kullanılan valvülotom kataterin yer aldığını görüyoruz. Bu ürün için firmaya ödenen miktar ise adet başına bin TL. Yani SGK kayıtlarına göre firma SGK’ya 15 TL’lik ürün veriyor, karşılığında bin TL alıyor. Bu eşleştirme 3 Nisan’dan bu yana bu şekilde. Firmanın bugüne kadar bu şekilde çok sayıda şüpheli işlere imza attığı iddia ediliyor.

    BİR AYDA 100’ÜN ÜZERİNDE ŞİKÂYET

    Firma ile ilgili son bir buçuk yılda SGK’ya farklı firmalar tarafından 50’nin üzerinde dilekçe yazıldığını ve bunların hiçbirine yanıt verilmediğini, benzer şekilde TİTCK’ya da son bir ayda 100’ün üzerinde şikâyet dilekçesi gittiğini, şikayetler üzerine ise firmanın uyarılarak usulsüz kayıtların birlikte düzeltildiğini ancak cezai işlem uygulanmadığını da biliyoruz.

    IŞINLI TEDAVİ SAHTE BELGELİ ÇIKTI, KAYDI SİLİNDİ

    Emir, aynı firmanın bu yılın Mart ayında COVID-19 tedavisine yönelik yeni bir ışın tedavisi geliştirdiği iddiasıyla hastalara üzerinde denemelere başladığını belirterek şunları ifade etti:

    “Firmanın sahibi Raşit Dinç, TurkishBeam Seçici- Sensitiv UVC ve Lazer Tedavisi ile COVID-19 hastalarını tedavi edeceklerini ve denemelere başladıklarını ifade etmişti. Ancak yine SGK kayıtlarından elde ettiğimiz bilgi ve belgelere göre bu ürünün kaydında da usulsüzlük yapıldığını görüyoruz. SGK kayıtlarında GMDN kodu 58076 olan ürünün aslında intravasküler ultraviyole kan iridyatörü olduğu ve branş kodunun ise 17 Mayıs 2018 tarihinde ÜTS kaydı yapılan ve varis tedavisinde zaten kullanılmakta olan bir lazer terapi sistemi olduğu açıkça görülüyor. Oysa, 3 Nisan 2021 tarihinde yapılan SUT kodu eşleşmesinde sahte kullanma kılavuzu kullanılarak CE belgesi dahi olmaksızın ürünün kapsamı genişletilmiş ve alan tanımı dışına çıkılmış. Bir firmanın şikayeti üzerine bu durumun ortaya çıkması üzerine 29 Haziran 2021 tarihinde ürünün ÜTS kaydı silindi.”

    DİSTRİBÜTÖR DE AKP’Lİ

    Firmanın AKP ile ilişkilerinin Mehmet Soylu ile sınırlı kalmadığını da ifade eden Emir, bir başka ilişkiye daha dikkat çekti. RD Global/İnvamed firmasının ilaçla ilgili distribütörlüğünü DFL Pharma&Medical’in yaptığını vurgulayan Emir, şöyle konuştu:

    “Bu firmaya baktığımızda da yine bir AKP’li görüyoruz. Firmanın CEO’su AKP Genel Sekreter Yardımcısı Yasin Bölükbaşı. Firmanın Hindistan’da üretilen ve Hint menşeli olduğu için aslında Türkiye’de tercih edilmeyen ürünleri, İran’da paketlettirdiği ve bu ilaçların İran menşeli ilaçlarmış gibi Türkiye’ye getirilmesini sağladığı iddia ediliyor. Tüm bu usulsüzlüklere SGK’da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında hangi yetkililer göz yumuyor? Bu iddiaların ivedilikle araştırılması gerekiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İlgezdi: Sağlıkçılar için verilen sözler uçtu, geride kuru bir alkış kaldı!

    İlgezdi: Sağlıkçılar için verilen sözler uçtu, geride kuru bir alkış kaldı!

    PİRHA-Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi, sağlık çalışanlarının, özlük hakları için eylem yapmaları sebebiyle gözaltına alınmasına sert tepki gösterdi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi, özlük hakları için alana inen sağlık çalışanlarının gözaltına alınmasını eleştirdi.

    Kabine üyelerinin pandemi sürecinde sık sık ekranlara çıkarak, “sağlık çalışanları için balkonlardan moral alkışı” istediğini anımsatan Akkuş İlgezdi, “Aradan 10 ay geçti. Sağlıkçılara verilen sözlerin hiçbiri tutulmadı. ‘Ek ödeme verilecek’ denildi, çalışanlar arasında ayrımcılık yapıldı. ‘Covid-19 Meslek Hastalığı sayılacak’ denildi. ‘İlliyet bağı’ şart koşuldu. ‘3600 Ek gösterge verilecek’ denildi, ‘6 bin liradan düşük maaş alan sağlıkçı mı var?’ algısı yaratıldı. Oysa bugüne kadar doktorundan, teknisyenine, sağlık işçisinden güvenlik görevlisine tam 356 sağlık emekçisi kovid-19 mücadelesine hayatını kaybetti. Görünen o ki, verilen sözler uçtu, geride kuru bir alkış kaldı” dedi.

    “7 YILDA SADECE 18 TANI!”

    Türkiye’deki çarpık sosyal güvenlik sistemi nedeniyle sağlık sektöründe çalışan bir kişinin meslek hastalığına yakalanmasının neredeyse imkansız olduğuna işaret eden CHP’li Akkuş İlgezdi, “SGK verileri ortada. Geçtiğimiz 7 senede tüm iş kollarında meslek hastalığına yakalanan kişi sayısı 4 bin 775. Bunlardan sadece 18’i sağlık çalışanı. İktidara göre 2013 ve 2014’te 1’er, 2015 ve 2017’de 2’şer, 2016’da 3, 2018’de 5 ve 2019’da 4 sağlık çalışanı meslek hastalığına yakalanmış. İktidarın meslek hastalığı bağlamında neden ‘illiyet bağı aramakta’ ısrar ettiği açıkça anlaşılıyor. Sağlık çalışanları ölüyor, yaşamları tehlikeye giriyor ama mevzuat ve sistem onları hasta olarak görmüyor, kabul etmiyor” açıklamasını yaptı.

    “RİSK VAR, HASTALIK YOK”

    Hekimlerin ve sağlık çalışanlarının, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde çalışma koşullarının giderek ağırlaştığını söyleyen Gamze Akkuş İlgezdi, “Tüm dünyada meslek hastalıklarının kapsamı genişletiliyor. Hak temelli bir sosyal güvenlik sistemi inşa ediliyor. Pandemi sürecinde risk altında çalışan sağlık çalışanları da güvenlik şemsiyesinin altına alınıyor. Oysa Türkiye’de iktidar pratiği tam tersi istikamette ilerliyor. Detaylı bürokratik işlemler nedeniyle, bir sağlık çalışanının bütün risklere karşın meslek hastalığına yakalanması neredeyse imkansız. İktidar, illiyet bağı ararken açıkçası sağlık çalışanına eziyet ediyor” diye konuştu.

    “41 BİN 695 SAĞLIK EMEKÇİSİ İŞ KAZASI GEÇİRDİ”

    “Sağlık emekçilerinin yaptıkları iş nedeniyle yaralanması veya hastalanması iş kazası veya meslek hastalığı olarak kabul edilmelidir” diyen CHP’li Akkuş İlgezdi, “2013-2019 yılları arasında sağlık sektöründe meydana gelen iş kazalarında yüzde bin 115 artış yaşandı. Toplam 41 bin 695 sağlık emekçisi iş kazası geçirdi. 44 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. Vaka var, ölüm var, yaralanma var ama meslek hastalığına yakalanan yok! Bu düzen çürümüştür” dedi.

    “SİSTEM TÜKETİYOR”

    Sağlıkta dönüşüm ve performans sisteminin sağlık sektörünü tükettiğini ifade eden Genel Başkan Yardımcısı Akkuş İlgezdi, “Haftada 115 sağlık emekçisinin iş kazası geçirdiği bir ülkede, sistemin sağlıklı işlediğini ve kamu sağlığının eksiksiz biçimde korunduğunu söylemek mümkün değil. Tüm iş kazalarının yüzde 2’si sağlık sektöründe yaşanıyor. Bu gelişmiş bir ülke için kabul edilebilir değil” dedi.

    “İKTİDAR OYALIYOR!”

    Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin pandemi sürecini yönetmekte sınıfta kaldığını ve sağlık çalışanlarını boş vaatlerle oyaladığını belirten CHP’li Akkuş İlgezdi, “TBMM’de Kovid-19’un meslek hastalığı sayılmasına ilişkin tüm partiler arasında bir mutabakat sağlanıyor. Sayın Sağlık Bakanı, ‘Elbette bu hak verilecek’ diyor. Sağlıkçılar umutlanıyor. Ancak kabinenin bir diğer üyesi; Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Bakanı, ‘Ancak illiyet bağı oluşursa, meslek hastalığı sayarız’ diyor. Oysa ifade ettiğim gibi, Türkiye’de bundan önce hangi sağlık çalışanı meslek hastalığına yakalanmış sayılmış ki, pandemi döneminde sayılsın. Şimdi sağlık emekçisi kime inansın?” diye sordu.

    PİRHA/ANKARA

  • Polis, KHK’li Bozkurt’un göz kemiğini kırdı, SGK muayene ücretini istedi

    Polis, KHK’li Bozkurt’un göz kemiğini kırdı, SGK muayene ücretini istedi

    Ankara’da 3 yıldan bu yana “işimi istiyorum” eylemi yapan, polis tarafından göz kemiği kırılan ve yüzlerce kez gözaltına alınan Nazan Bozkurt’tan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), gözaltındayken götürüldüğü adli muayenelerin ücretini istedi. Bozkurt, “Ben keyfimden hastaneye gitmedim ya da hastalandığım için değil. İşlem adli muayene” dedi.

    Ankara’da 3 yıldan bu yana “işimi istiyorum” eylemi yapan, polis tarafından göz kemiği kırılan ve yüzlerce kez gözaltına alınan Nazan Bozkurt’tan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), gözaltındayken götürüldüğü adli muayenelerin ücretini istedi. Ayrıca Bozkurt’un işe iade talebine ilişkin OHAL Komisyonu başvurusu da reddedildi.

    Bozkurt, “Ben keyfimden hastaneye gitmedim. Hem işten haksızca attılar, hem yargı yolunu kapattılar, hem işimizi geri isterken her gün anayasal hakkımızı gasp ediyorlar, üstüne de adli muayene ücretini bizden istiyorlar” diyerek yaşananlara tepki gösterdi.

    Çankaya Nüfus Müdürlüğü’nde çalışırken 23 Ocak 2017’deki KHK’yle görevinden çıkarılan Bozkurt, kendisi gibi ihraç edilmiş arkadaşlarıyla “İşimizi geri istiyoruz” talebiyle Yüksel Caddesi’nde eylem yapıyor.

    SGK, Bozkurt’a geçen günlerde gönderdiği yazıda, “17.03.2017 ve 19.01.2020 tarihlerine kadar devam eden maruz kaldığınız ‘Adli vaka’ olayı ile ilgili olarak adli makamlarla yapılan yazışmalar neticesi herhangi bir kayda ulaşılamamıştır. Ancak maruz kaldığınız ‘adli vaka’ olayı sonucunda doğan kurum zararının tanzimi için tarafımızca açılacak rücuan alacak davasına…” ifadelerine yer verdi.

    “2 BİN KEZ GÖZALTINA ALINDIM”

    Bozkurt, toplam istenen paranın ne kadar olduğunun SGK tarafından gönderilen yazıda belirtilmediğini dile getirerek, “Önce yazıya cevap vermem gerekiyormuş. Yoksa bilmem kaç asgari ücret kadar ceza ödeyecekmişim. Yaklaşık 2 bin kez gözaltına alındım. Emniyet SGK’ye bu işlemlerin ne olduğunu söylememiş. Kendileri gözaltına alıyor. SGK Emniyet’e sormuş. Emniyet de ‘Biz gözaltına aldık, bunlar da adli muayeneleri’ dememiş. İşlem adli muayene. Ben keyfimden hastaneye gitmedim ya da hastalandığım için falan değil. Hem işten haksızca attılar, hem yargı yolunu kapattılar hem işimizi geri isterken her gün anayasal hakkımızı gasp ediyorlar ve bunu da işkenceyle yapıyorlar, hem para cezası kesiyor, hem dava açıyor, üstüne de adli muayene ücretini bizden istiyorlar” dedi. (Zehra Özdilek/CUMHURİYET)

  • Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz

    Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz

    Gençlik Raporu’na göre 2004’te 97 bin 545 olan üniversite mezunu işsiz sayısı 2019’da 1 milyon 340 bine fırladı. Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz. Gençler çözümü yurtdışında arıyor.

    CHP’nin hazırladığı gençlik raporunda, 2004 yılında 97 bin 545 olan üniversite mezunu işsiz sayısının 2019 yılında 1 milyon 340 bine yükseldiği, Türkiye’de ne çalışan ne de okuyan 6 milyon gencin kayıp nesil olarak yetiştiği vurgulandı. CHP Genel Başkan Başdanışmanı Deniz Demir’in hazırladığı “Gençlik Raporu: İşsiz, Umutsuz, Geleceksiz” adlı çalışmada üniversite mezunları başta olmak üzere gençlerin yaşadığı sorunlar sıralandı. Raporda, şunlar yer aldı:

    Türkiye’de her 100 üniversite mezunundan 26’sı işsiz. Bu oran nüfus artışı, üniversite mezunu artışı ve iş alanlarının daralmasıyla birlikte katlanarak yükseliyor. İŞKUR verilerine göre, 2004 yılında 97 bin 545 olan üniversite mezunu işsiz sayısı 2019 yılında 1 milyon 340 bine ulaştı. Buna göre üniversite mezunu işsiz sayısı son 15 yılda 10 katın üzerinde bir artış gösterdi. Aynı dönemde lise mezunu işsizlerin oranı yüzde 47’den yüzde 25’e düştü. Bu veriler, üniversite eğitiminin “işsizliği ertelediği” gerçeğini ortaya koydu.

    Türkiye’de tarıma elverişli alanların yaklaşık yüzde 20’si tarımsal üretim dışında bulunuyor. 2002’de 7.5 milyon kişi tarım kesiminde faaliyet gösterirken bu sayı 2018’de 4.9 milyona düştü. Genel nüfus artışına karşın her yıl ortalama 150 bin kişi tarımdan, topraktan kopuyor.

    Toprağı terk edenlerin başında gençler geliyor. 10 yıl öncesine kadar çiftçilik yapanların yaş ortalaması 35-40 idi. SGK ve Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de çiftçilerin yaş ortalaması 50’ye çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tunceli Belediyesi’nin ‘Kara listesi’ ortaya çıktı

    Tunceli Belediyesi’nin ‘Kara listesi’ ortaya çıktı

    PİRHA- Kayyum yönetiminde olan Tunceli Belediyesi’nin borç listesi ortaya çıktı. DBP yönetimi döneminde kasasında 18.000.000,00 TL bulunan belediyenin, kayyumdan sonra faiz dahil toplam 67.567.806,04 TL borcu olduğu öğrenildi. Belediyenin en fazla borcunun olduğu kalem ise İller Bankası’na ödenecek 33.898.819,74 liralık tutar oldu.

    Yerel seçim sonrası kayyum atanan belediyelerin borç listeleri de açığa çıkmaya başladı. 2016 yılında Tunceli Belediyesi’ne atanan kayyum yönetiminin toplam borç tutarının 67.567.806,04 TL olduğu öğrenildi.

    Kayyum atanmadan önce DBP’li belediyenin kasasında 18.000.000,00 TL olduğu ifade edilirken geçen iki yılın ardından 67.567.806,04 borç yapıldı.

    TUNCELİ BELEDİYESİ BORÇ BATAĞINDA

    Tunceli Belediyesi’nin borç listesinin başında İller Bankası’na ödenecek 33.898.819,74 liralık tutar bulunuyor. Kayyum yönetiminin borçlular listesinin ikinci sırasında ise banka kredilerine ödenecek 10.900.409,28 liralık miktar mevcut.

    İki yıllık kayyum yönetiminin geride bıraktığı borçlar arasında Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ödenecek miktar da bir hayli dikkat çekiyor. 4.457.766,46 liranın SGK’ya ödeneceği belirtilen listenin devamında TEDAŞ, firmalar, Tunceli İcra Müdürlüğü, sendika aidatları gibi kalemler yer alıyor.

    Belediyeye ait olan borç listesinde ayrıca kasada bulunan miktarın ise 266.783,51 TL olduğu görüldü.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • KHK ile ihraç edildi şimdi de SGK fişlemesi

    KHK ile ihraç edildi şimdi de SGK fişlemesi

    PİRHA- KHK ile ihraç edildikten sonra baklagil satarak geçimini sağlamaya çalışan Yrd. Doç. Dr. Savaş Karabulut, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uzmanı olmak için verdiği mücadelesinde bu kez de ‘SGK fişlemesi’ ile karşılaştı. Karabulut, “İktidar aygıtı vatandaşını ötekileştirmek için elindeki tüm aygıtları kullanmakta ve kendine bir alan açmaktadır” dedi. 

    KHK ile ihraç edildikten sonra baklagil satarak geçimini sağlamaya çalışan Dr. Savaş Karabulut, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uzmanı olmak için verdiği mücadelesinde karşısına bu kez de ‘SGK fişlemesi’ çıktı.

    Karabulut, SGK kaydında “ihraç edildiği” belirtildiği için başvuru yaptığı yerlerden olumsuz dönüş alıyor.

    İSG uzmanı olarak çalışmak için sınava girip başarılı olan ve sertifikasını alan Karabulut önüne engeller çıkarılınca Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) başvurdu. Başvurusunda SGK kayıtlarına ‘Kamu Görevinden Çıkarıldı (Kanun/KHK Göre)’ notunun düşüldüğünü belirten Karabulut, “Bu durum açık bir şekilde iş bulmam da sorun teşkil etmekte ve şahsımı fişlemektedir” dedi.

    “Derhal SGK kayıtlarındaki  fişlemeler kaldırılmalıdır” diyen Karabulut, “İktidar aygıtı vatandaşını ötekileştirmek için elindeki tüm aygıtları kullanmakta ve kendine bir alan açmaktadır” ifadesini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • SES’ten sağlıkta şiddet yasa tasarısına ilişkin açıklama

    SES’ten sağlıkta şiddet yasa tasarısına ilişkin açıklama

    PİRHA-Geçtiğimiz günlerde meclise sunulan sağlıkta yeni düzenlemeleri içeren yasa tasarısına ilişkin basın toplantısı yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), söz konusu kanun teklifinin sağlıkta şiddeti önlemekten uzak olduğunu belirtti. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) AKP’nin torbasından “Sağlıkta Şiddet Yasası” değil
    “Yeni Saldırı Yasaları” çıktı başlığı altında basın toplantısı gerçekleştirdi. SES Genel merkez binasında yapılan toplantıda basın metnini SES MYK adına SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara okudu.

    “SAĞLIKTA ŞİDDETİ ÖNLEMEYE DÖNÜK BİR TEKLİF DEĞİL”

    Kara, 30 Ekim 2018 tarihinde TBMM Başkanlığı’na sunulan sağlık torba kanun teklifinin kamuoyuna “Sağlıkta şiddet yasası” olarak lanse edildiğini ancak bu teklifin sağlıkta şiddeti önlemeye dönük bir teklif olmadığını kaydetti. Teklifin sağlık alanında örgütlü kesimlerin görüş ve önerileri alınmadan sağlık özel sektörünün ihtiyaçları doğrultusunda hazırlandığına dikkat çeken Kara, “Torba kanunlarda sıkça yaşadığımızın aynısı olarak birçok hususta düzenleme yapılmaktadır; ihraç edilen ve güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek ataması yapılmayan hekim ve diş hekimlerine özel sektörde çalışmayı yasaklayarak tam bir medeni ölü hali dayatmak kanundaki düzenlemelerden biridir” dedi.

    “SAĞLIK MESLEK VE EMEK ÖRGÜTLERİNİN ÖNERİLERİ DİKKATE ALINMIYOR”

    Sağlık meslek ve emek örgütlerinin sağlıkta şiddetin önlenmesi için geliştirdikleri bir dizi değerlendirme ve önerinin olduğunu hatırlatan Kara, söz konusu kanun teklifinde bu önerilerin dikkate alınmadığını ekledi. AKP’nin amacının sağlıkta şiddeti önlemek olmadığını kaydeden Kara, “Yapılan düzenleme sağlıkta şiddet uygulayan şüpheliler hakkındaki yasal prosedürü tekrardan ibarettir. Şiddet uygulayan şüpheli polis veya jandarma tarafından yakalandığında zaten Cumhuriyet Savcılığına sevk edilmesi, Cumhuriyet Savcısının da 3359 sayılı kanunun ek 12.maddesi uyarınca şüphelinin tutuklanması istemi ile Sulh Ceza Hakimine sevk etmesi gerekir. Bu prosedürü hatırlatacak bir madde yazılması oldukça ilginçtir. Yapılan düzenleme ile sağlık çalışanlarının müşteki, mağdur veya tanık olarak iş yerinde ifadesinin alınabileceği düzenlenmiştir” diye konuştu.

    “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI TÜM UYGULAMALARI İLE İPTAL EDİLMELİ”

    Bu tip kanun teklifleriyle şiddetin önlenmesinin mümkün olmayacağını bir kez daha hatırlatan Kara, “Sağlığı kışkırtılmış bir talep haline getiren, sağlığı metalaştıran, ticarileştiren, sağlık emekçilerini köleleştiren sağlıkta dönüşüm programının tüm uygulamaları ile birlikte iptal edilmesi; sağlık emekçilerini hedefe koyan ve itibarsızlaştıran dil, söylem ve uygulamalardan vazgeçilmesi; koruyucu sağlığın öncelenmesi ve benzeri bir dizi önlem alınmadan salt şiddet uygulayanları cezalandırmaya dönük yasal değişiklikler ile şiddet önlenememiştir ve maalesef önlenemeyecektir” şeklinde ifade etti.

    “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI ÖZELLEŞTİRME OLARAK DEVAM EDİYOR”

    Türkiye’de sağlıkta dönüşüm programının temelinin sağlığın ticarileştirilerek buradan kar elde edilebilecek bir sektör haline getirilmedi olduğunu belirten Kara, programın Dünya Bankası’nın tavsiyeleriyle başlatıldığını ve sağlıkta özelleştirme olarak devam ettirildiğini vurguladı. Kara, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vurgulamak isteriz ki, Aile hekimliği hizmetlerinin ücretsiz olduğundan bahsedilerek muayene başına alınan 2 TL’lik katılım payı gizlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca 5510 sayılı kanunun Genel Sağlık Sigortası ile ilgili hükümleri incelendiğinde Türkiye’deki sağlık hizmeti alan kişilerin katkı ve katılım paylarının giderek yükseldiğini, özel sağlık hizmetlerindeki ek ücretlerin %200 tutarına yükseldiğini rahatlıkla görebileceklerdir. Dolayısıyla Türkiye’de sağlık hizmetlerine kişilerin cepten ödediği tutar her geçen gün artmaktadır. AKP hükümetlerinin yaptığı tek şey insanların sağlık talebini arttırmalarına neden olarak kışkırtılmış sağlık talebi oluşmasına sebep olmuştur. Ancak sağlığa ulaşım artık katkı ve katılım payları ile paralı hale getirilmiş, nitelikli sağlık hizmeti sunumunda sorunlar artmış, sağlık hizmetini sunan sağlık emekçilerine yönelik şiddetin önüne geçilememiş, sağlık personelinin özlük ve parasal haklarında gerekli iyileştirmeler yapılmamıştır.”

    “MEDENİ ÖLÜ HALİ DAYATILIYOR”

    Kara, kanun teklifinde OHAL döneminde yayınlanan KHK’lerle ihraç edilen sağlık emekçileri için yer alan maddeler hakkında şunları söyledi: “Teklifte OHAL KHK’ları ile kamudan ihraç edilen (7145 sayılı yasa ile bundan sonra da aynı gerekçe ile ihraç edilecekler de dahildir) hekim ve diş hekimleri ile güvenlik soruşturması sonucuna göre kamu görevine alınmayan hekim ve diş hekimlerinin SGK ile sözleşmesi bulunan özel sağlık kurum ve kuruluşları ile vakıf üniversitelerinde çalışamayacağına dair hüküm getirilmiş, bu kişilerin devlet hizmet yükümlülüğü var ise, devlet hizmet yükümlülüğü süresi kadar (600 gün) mesleklerini hiçbir şekilde yapamayacakları düzenlenmiştir. Yani, bu kişiler devlet hizmet yükümlülükleri bitmemişse ki bu süre ortalama 600 gündür; 600 gün boyunca sağlıkla ilgili herhangi bir alanda hiçbir şekilde çalışamayacaklardır. Hizmet yükümlülük süresi bitenler ise sadece SGK ile anlaşması olmayan yerlerde çalışacaklardır; ki belirtmek isteriz SGK ile anlaşma yapmayan özel hastane neredeyse yoktur. Bu şekilde yapılacak düzenleme ile hekim ve diş hekimlerine medeni ölü hali dayatılmak istenmektedir.”

    “MESLEK ÖRGÜTLERİNİN ÇALIŞMA DÜZENİNE MÜDAHALE EDİLİYOR”

    Düzenlemenin sosyal devlet ilkesini benimsemiş anayasanın bilerek ve isteyerek ihlali anlamına geldiğini ifade eden Kara, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nde yapılan esaslı değişiklikler nedeniyle siyasi iktidar yanlısı olmayanların güvenlik soruşturmasından geçme ihtimalinin giderek azaldığını söyledi. Kara, söz konusu kanun teklifinde Türk Tabipleri Birliği (TTB) ile Türk Diş Hekimleri Birliği’nin çeşitli yetkilerinde kısıtlamaya gidilerek meslek örgütlerinin çalışma düzenine müdahalelerin devam ettiğini kaydetti. Kara söz konusu kanun teklifinde yer alan diğer düzenlemeleri ise şöyle sıraladı:

    • Teklifte Türk Eczacılar Birliği’nin kontrolünde yapılan yurt dışından ilaç getirtilmesi uygulaması genişletilerek Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen kurum ve kuruluşlar ile SGK’ya yetki verilmiştir.

    • Teklifte şirketlerin eczane açmasının önündeki engeller kaldırılmaktadır. Böylece eczacılık mesleğini eczane açarak yürüten meslek mensuplarının aleyhine haksız rekabete sebep olacak ve eczacıları ücretli eczacı pozisyonuna indirerek onların emeğinin sömürülmesini sağlayacak bir uygulama getirmektedir.

    • Teklifte Sağlık Bilimleri Üniversitesinin mütevelli heyetinin oluşumu ile ilgili düzenleme yer almaktadır.

    • Teklifte sağlıkta birlikte kullanım ve işbirliğini düzenleyen 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun Ek 9. maddesine yeni fıkralar eklenmiştir. Böylece birlikte kullanım ve işbirliğinin kapsamı giderek genişletilmiştir. Sendikamız bu konuda çıkarılan yönetmeliklere karşı açtığı davalarla hukuka aykırılıkları tespit etmiş ve iptal ettirmiştir. Ancak AKP iktidarı yargı kararlarını uygulamamak için sürekli olarak kanun değişikliği yaparak sosyal hukuk devleti ilkesine aykırı uygulamalarını sürdürmektedir.

    • Teklifte Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının izin hakları da düzenlenmiştir. Ayrıca vakıf üniversitelerinin eğitim aile sağlığı merkezi açmalarına izin verilmiştir. Aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanlarının 65 yaşına kadar çalışabilecekleri düzenlenmiştir. Ancak kamu görevlisi olmayanlarla ilgili yapılacak sözleşmelerde 4447 sayılı kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilerek bu kişilerin işsiz kalması durumunda işsizlik yardımından yararlanamayacakları belirtilmiştir. Teklifte aile sağlığı elemanı yerine aile sağlığı çalışanı getirilmiştir.

    • 100 yatağın altındaki hastanelerin ve 112 il ambulans servisi başhekimliklerine sözleşmeli atama yapılabilmesi imkanı getirilmiştir. Bu durum kadrolu çalışanlar bakımından olumsuz bir düzenlemedir. Atılan her adım ile sağlık alanı güvencesizliğin tek kural olduğu bir hale getirilmektedir.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Amasra’da, işten çıkarılan 70 maden işçisi kendini ocağa kilitledi

    Amasra’da, işten çıkarılan 70 maden işçisi kendini ocağa kilitledi

    Amasra’da Hattat Holding’e ait madende HEMA’ya bağlı DENFA taşeron şirketinde çalışan ve işten çıkartılan 70 maden işçisi kendilerini ocağa kilitledi.

    Maden işçileri yayımladıkları video ile başlattıkları eylemi duyurdu. Maden ocağının önünden video yayımlayan işçiler, “Biz Gömü Köyü HEMA kuyuları yeraltı maden çıkarma işlemini yapan DENFA şirketinin çalışanlarıyız. Çok tehlikeli sınıfta sayılan işçileriz. Hayatımızı tehlikeye atarak çalışan işçiler olarak, işimizi zamanında yapmamıza rağmen maaşımızı alamıyoruz. Yapmış olduğumuz araştırmaya göre SGK sigorta primlerimizin de eksik yatırıldığını tespit ettik. Her gün ölümle burun buruna çalışırken hak ettiğimiz ücretlerin ödenmesini istiyoruz. Çalışmak için hazır olmamıza rağmen işi görmekten kaçınma hakkımızı kullanıyoruz. İş akitlerimizin sonlandığına ilişkin bilgi aldık. Biz bir yere gitmiyoruz” dedi.

    “SGK PRİMİMİZ YATSIN, MAAŞIMIZ ÖDENSİN”

    Yaşanan sürece ilişkin BirGün’e detaylı bilgi veren bir maden işçisi süreci şöyle anlattı:

    “24 Haziran seçimlerinin üç ay öncesinde 91 madencinin içeride 3 aylık birikmiş maaşı vardı ve ödenmiyordu. Bizler de iş bıraktık. İşi bıraktığımızda taşeron firma olan DENFA İnşaat, yüklenici firma olan HATTAT Enerji ve Maden Tic. A.Ş Amasra İşletme Genel Müdürlüğü’ne iki resmi bir yazı gönderdi.

    18 Mayıs tarihli yazıda, ‘İşveren tarafından işçi maaşının ödenmemesinden dolayı çalışanlar 4857 sayılı İş Kanunu iş görme borcunun yerine getirmekten kaçınmıştır. 26.05.2018 tarihine kadar şantiye tatil edilmiş olup, sadece nöbetçi personel bulunacaktır’ ifadeleri yer aldı.

    28 Mayıs tarihli yazıda da işçilerin maaşının hala ödenmediği belirtilerek işverenin işçi ücretlerini ödeyene kadar şantiyenin tatil sürecinin devam edeceği bildirildi.

    Bu süreçte bizler şantiyeyi terk etmedik, eylem yaptık. 6 Haziran’da içeride olan iki aylık maaşımızın ödenmesi sonucunda işbaşı yaptık. Şimdi de taşeron firma olan DENFA’nın eylem yaptığımız süreçte sigorta primlerimizi ödemediğini ve iş akdimizin feshedildiğini öğrendik.

    Şu anda üç vardiyadan toplam 70 kişi madende. Bizler sigorta primlerimizin yatırılmasını, maaşımızın ödenmesini talep ediyoruz. Yasal hakkımızı kullanarak iş görme borcunu yerine getirmedik. Yasal olarak bizler haklıyız.”   (BirGün)