Etiket: shp

  • Ateşoğulları: Cumhurbaşkanı cemevine geliyor diye cemevinin dizaynını bozmaya hakları yok-VİDEO

    Ateşoğulları: Cumhurbaşkanı cemevine geliyor diye cemevinin dizaynını bozmaya hakları yok-VİDEO

    PİRHA – Alevi örgütlenmesinde büyük emekleri olan Hukukçu Kamil Ateşoğulları, AKP’nin seçimler sebebiyle Alevi toplumuna yaklaştığını belirterek, “Cumhurbaşkanının kafasındaki düşünceyi bizler biliyoruz. Samimi değiller. Artık bir gece bekçisi bile Alevilerden alınmıyor. Çünkü onlara göre Alevilik yasaklı bir inanç” diye konuştu. Ateşoğulları, kampa götürülen Alevi gençlerine Sünniliğin öğretileceğine de işaret etti.

    Ankara’da Hüseyin Gazi Türbesi’ni ve hemen yanındaki cemevini ziyaret eden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muharrem ayının 10’uncu günü dolayısıyla partilileri ve küçük bir Alevi grupla cemevinde posta oturarak “iftar” yapmıştı.

    Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Türbesine gitmesinin ardından tepkiler gelmeye devam ediyor. 18. Dönem Ankara Milletvekili, Alevi örgütlenmesinde büyük emekleri olan Hukukçu Kamil Ateşoğulları da Erdoğan’ın cemevine gidip posta oturmasına tepki gösteren isimlerden biri.

    “CUMHURBAŞKANI CEMEVİNE GELİYOR DİYE CEMEVİNİN DİZAYNINI BOZMA HAKLARI YOK”

    “İktidar, özellikle bu son 2-3 yıl içerisinde kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor” diyen Ateşoğulları, AKP hükümetinin, kendine yakın bir takım dernek ve vakıflar kurdurma girişimi olduğunu anlattı. Ateşoğulları, yaklaşan seçimler nedeniyle AKP’nin, Alevi toplumuna yakınlaştığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Temel çelişki, daha önce ‘cümbüş evi’ dediği cemevlerini neden ziyaret ediyorlar? Eğer kabul ediyorsa, cemevinin o zaman gereklerini yerine getirmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanının, belediye başkanlığı döneminde neler yaptığını da biliyoruz. Toplum halen onu unutmadı. Yaklaşımı, anlayışı, geldiği kaynak belli. Cemevlerini ziyaret etmesi samimi bulunan bir şey değil. Bir cumhurbaşkanının cemevine gitmesi kadar doğal bir şey yoktur ama inkar ettiği, kabul etmediği ve başka türlü tanımlar yaptığı bir yere gitmesini tamamen bir seçim yatırımı olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanı bunu isteyebilir ama ona bu olanakları hazırlayan ve kendilerine ‘Alevi’ diyen insanlara asıl benim sözüm; onların bunu yapmamaları gerekirdi. Cumhurbaşkanı cemevine geliyor diye oranın dizaynını bozma hakları yok.”

    “ALEVİLİK, DEVLET DIŞI BİR YAPI OLDUĞU İÇİN KENDİSİNİ KORUDU”

    Kamil Ateşoğulları, iktidar tarafından açılan cemevleri ile dedelere maaş bağlanacağı konusuna da yorum yaptı. Ateşoğulları, “Kültür Bakanlığı’na bağlı cemevi yapacaklar ve o zaman o cemevleri birer bürokratik kimliğe bürünecek” uyarısında bulundu.

    “İktidarın açtığı cemevlerinde görev alan insanlar, iktidarların verdiği doğrultuda hareket edecekler” diyen Ateşoğulları şu eleştiride bulundu:

    “O cemevlerinden hayır geleceğini sanmıyorum. Çünkü devlete ait cemevi olacaktır. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl ki genel idare yapısı içerisindeyse o zaman da cemevi, genel idare yapısı içerisinde olacaktır. Bizler zaten o ilgili anayasanın 136. maddesinin kaldırılmasını istiyoruz ama bir taraftan da bu cemevi olursa kabul görüyor ve o zaman da bizler çelişkiye düşüyoruz. Yani Alevilik bugüne kadar devlet dışı bir yapı olarak geldiği için kendisini korumuştur. Eğer örneğin cuma günleri Diyanet İşleri Başkanlığından gelen ‘Şu metni okuyun’ derlerse buna da şaşmamak gerekir. Şimdi tam da o yöne doğru gidiyoruz. Tabii sadece devletin değil, belediyelerin de cemevi olmamalı.”

    “ASLINDA GENÇLERE SÜNNİLİĞİ ÖĞRETECEKLER”

    ‘İktidar kuşatmasının’ son olarak gençler üzerinden yapıldığını da söyleyen Ateşoğulları, “Başka bir Alevilik anlatacaklar” vurgusu yaptı. Hukukçu Ateşoğulları, AKP’nin ‘gençlik kampı’ uygulamasını geçmişte MHP’nin başlattığını belirterek “Orada askeri eğitimler verildi. Şimdi de bu gençlere sabah boru ötecek, kalkacaklar sabah namazı, kahvaltı; ondan sonra da kendi bildikleri doğrultuda bir Alevilik anlatarak onlara aslında Sünniliği öğretecekler” ifadelerini kullandı. Ateşoğulları, gençlik kampının yapıldığı Hırka Dağının ise Aleviler tarafından kutsal olduğunu söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Hacı Bektaş ve dervişler, oraya gidip zamanın şartlarında ardıç ağaçları yakarlarmış. Yaş ardıç ağacı ortama bir hava kazandırıyormuş ve sonrasında da semaha dönerlermiş. Çünkü semah aynı zamanda sözün bittiği bir yer. Böyle bir yerde bilerek bu kampı yapıyorlar. Hiç kimsenin bu kampa çocuklarını göndermemesi çok iyi olur.”

    “HACI BEKTAŞ VELİ DOSTLUK VE BARIŞ ÖDÜLÜ, NOBEL’DEN DAHA ÜSTÜN”

    Kamil Ateşoğulları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hacıbektaş ilçesine giderek farklı bir anma töreni organize etmesini de kınadı.

    “Cumhurbaşkanının kafasındaki düşünceyi bizler biliyoruz. Hacıbektaş’a gelişi de yine seçim ortamına girilmesi sebebiyledir” diyen Ateşoğulları, layık görüldüğü ‘Dostluk ve Barış Ödülü’nün önemine vurgu yaparak şöyle devam etti:

    “Hacı Bektaş Veli Anma Töreni’ndeki konuşmamda da değindim. Ödülü veren açısından bir emeğin değerlendirmesi ama ödülü alan açısından daha büyük bir sorumluluk ve yükümlülük getiriyor. O ödül sıradan bir ödül değil. Bana göre Nobel’den daha üstün bir olay. Çünkü Nobel, savaşan, insan kırımının ve doğa tahribatının bir nedamet ürünü olarak ortaya çıktı ama bizim Hacıbektaş’ta verilen ödül barış adına başladı. Çünkü Hacı Bektaş, anlatıya göre Anadolu’ya güvercin donuyla gelmiş ki, güvercin barışın sembolüdür. O nedenle bu ödül çok kıymetlidir.”

    “ALEVİLER ÜZERİNDEN GÜÇ GÖSTERİSİ YAPILIYOR”

    “İşin bir de başka bir yanı var. Bir taraftan Cumhurbaşkanı cemevlerini ziyaret ederken bir taraftan da Alevi kurumlarına ve cemevlerine saldırılar oluyor. Aklıma şu geliyor; Tayyip sonrası AKP içindeki çeşitli kanatların, Aleviler üzerinden bir güç gösterisi yapması olarak değerlendiriyorum ben bunu. Biri hoş görünmek için yaparken biri de onu sıfıra çıkaracak bir hareketle Alevilerin sempatisini değil nefretini kazanıyor. Böyle bir çelişki var. Bunun da AKP’nin kendi iç sorunu olarak düşünüyorum”

    “ALEVİLİK SIRF MUHARREM’DE AŞURE YA DA LOKMA GÜNÜ DEĞİL”

    “Saldırılar karşısında ne yapmalı?” sorusuna da yanıt veren Ateşoğulları, “örgütlere destek” vurgusuyla birlikte şu önerileri sıraladı:

    “Örgütler olarak çok olanaksız durumlar var. Şimdi Aleviliğin geleceği ile ilgili düşünülmesi gereken şeyler var. Geçmişte köylerde kurulan bir kural, kentlerde ne kadar geçerli? Oturup bunların düşünülmesi gerekiyor. Yeniden sıkı bir örgütlenmeye nasıl gidilir ve Alevilere nasıl sahip çıkılır, Aleviler kendi örgütlerine nasıl sahip çıkmalı? Aslında buradan başlamak gerekiyor. Ama maalesef Aleviler örgütlerine sahip çıkmıyorlar. Günümüz koşullarında ekonomi çok önemli. Ekonomik yönden ne kadar güçlüysen o kadar da başarılı işler yaparsın. Tüm Alevilere çağırım; bulundukları her yerde örgütleri desteklesinler ama aynı zamanda da eleştirip bazı şeyleri sorsunlar. Alevilik sırf Muharrem’de aşure ya da lokma günü değil; başka zamanlarda da sahip çıkmalılar.”

    “ALEVİ BİREYLER GECE BEKÇİSİ DAHİ YAPILMIYOR!”

    Kamil Ateşoğulları son olarak kamuda Alevi ayrımcılığının hat safhada olduğunu ifade ederek, “Son yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı da bunu ön plana çıkardı. Bırakın devlet dairesinde bir memur olmayı, bir gece bekçisi bile artık Alevilerden alınmıyor. Yazılı sınavda 95 alan insanlar mülakatta hep kaybettiriliyor. Bunlar bilinçli şekilde yapılıyor. Alevileri artık devlet dışı bırakmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çünkü onlara göre Alevilik yasaklı bir inanç.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Halis: Kürtler ile Alevilerin ortak bir paydası var; birlik olunduğunda hedefler gerçekleşir-VİDEO

    Halis: Kürtler ile Alevilerin ortak bir paydası var; birlik olunduğunda hedefler gerçekleşir-VİDEO

    PİRHA-Eski Bakan Ziya Halis, Alevilerin devlet yönetiminde olamadıklarını ifade ederek, “Kimliğine sahip çıkan Kürtler ile inançlarını yaşamak isteyen Alevilerin ortak bir paydası var. Bunlar birlikte oldukları sürece Türkiye’de varlıklarını gerçekleştirebilirler” dedi. Türkiye’de demokrasinin yerleşemediğini belirten Halis, “Türkiye’nin demokrasiye kavuşmasına dönük bütün çabalar hep provoke edilerek engellendi” şeklinde konuştu. 

    19. Dönem Sivas Milletvekilliği ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Devlet Bakanlığı yapan Ziya Halis, mevcut siyasal süreç hakkında PİRHA’ya değerlendirme yaptı. Aynı zamanda Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) Kurucu Genel Başkanlığı da yapan Halis, doksanlı yılların siyaset geleneği ile günümüzü kıyasladı.

    Ziya Halis, 1991 yılında ilk milletvekili seçildiğini belirterek, öncelikle o döneme ait “Türkiye 90’lı yıllarda da ne yazık ki çok kötü yönetiliyordu” yorumunda bulundu. Özellikle Tansu Çiller döneminde faili meçhul cinayetler ile yargısız infazların arttığına vurgu yapan Halis, SHP olarak Doğru Yol Partisi ile kurdukları koalisyon sürecine dair şunları söyledi:

    “Koalisyon temelinde bir protokol imzalandı. Bu bir tür demokratikleşme protokolüydü. Eğer hayata geçirilebilseydi Türkiye önemli kazanımlar elde edecekti ancak protokolün ruhuna Doğru Yol kanadı uymadı. Dolayısıyla Türkiye’de o zamanki yargısız infazları, faili meçhul cinayetleri önleyemedik. Sivas Madımak olayı Gazi olayları bunlardan birkaçı…
    SHP kanadından bir takım milletvekilleri olarak bizler bir toplumsal barış konusunda ‘Ateşkes yapılsın, bir af çıkarılsın’ gibi çaba içerisindeydik. Ama Elazığ-Bingöl yolunda meydana gelen 33 erin öldürülmesi olayından sonra onu da dümen altı ettiler. Yani hep bir provokasyon dönemi yaşandı. Türkiye’nin demokrasiye kavuşmasına dönük bütün çabalar hep provoke edilerek engellendi.”

    “AKP’NİN KAYBETMESİNİ ÇANTADA KEKLİK GİBİ DÜŞÜNMEMEK LAZIM”

    Ziya Halis, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için de “Provokasyonların en başında yer alan kişi” yorumunda bulundu. Halis, AKP’nin de MHP ile aynı çizgiye geldiğini ifade ederek, güncel siyasete dair şunları söyledi:

    “Biliyorsunuz Bahçeli 2002’den sonra CHP ile muhalefet çizgisine gelmişti. Ne zaman ki HDP 2015 seçimlerinde ciddi bir oy aldı, yan çizdi ve Tayyip Erdoğan’a yardımcı rolünü oynamaya başladı. Her gün Tayyip Erdoğan’a küfür eden Bahçeli, sonrasında muhalefeti elinin tersiyle itti. MHP siyasetinde demokrasi, kardeşlik vurgusu yok. Gerçek anlamda Kürtlerle ilgili bir kardeşlik duygusu yok. Bu konuları şiddetle yola getirme derdinde. Tabir yerindeyse ‘Kürt anasını görmesin’ diyen ve ondan beslenen bir durum içinde.
    Halen iktidarda kalabilmek için Bahçeli’nin çizgisine gelmiş bir AKP ile bugün karşı karşıyayız. Ülkemizdeki bütün haklı ve meşru talepleri ezmeye çalışıyorlar.
    Cumhur İttifakı ciddi bir düşüşte. Parlamentoda çoğunluğu elde edemeyecek bir durumdalar artık. Ama muhalefet partilerine çok önemli bir görev düşüyor. HDP burada kilit rol oynayan bir parti. İkinci boyutu ise AKP, iktidarda kalabilmek için her türlü dalavereyi yapabilir. Yapacak durumda da görünüyor ve toplumun sesini kesmek, korkutmak için çok ciddi tedbirlere de başvuruyor. Dolayısıyla AKP’nin kaybetmesini öyle çantada keklik gibi düşünmemek lazım.

    “İKİ YAKAMIZ BİR ARAYA GELMEZ!”

    Ülkedeki temel sorunlara dikkat çeken Ziya Halis, toplumsal barış konusunda önerilerini de paylaştı. “Önce evrensel hukuk ilkelerinin ülkede tesis edilmesi lazım” diyen Halis, Kürt ve Alevi sorunlarının temel başlıklar olduğuna vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “2000’li yılların başında AKP’nin demokrasiyi savunuyor olması bize neyi gösterdi? Demek ki bunlar demokrasiye inanmıyorlar. Hatta kendilerinin de bir sözü var. Demokrasiyi herhangi bir istasyonda inilecek bir araç olarak görüyorlar. Dolayısıyla bir demokrasi paydasında bir araya gelmek ve demokrasiyi gözümüz gibi korumak anlamında ortak duruş sergilenmesi lazım. Bu olmadığı sürece Türkiye’nin hiçbir zaman iki yakası bir araya gelmez. Her zaman mağdur, mağdur olacak, ezilen ezilmeye devam edecek. Türkiye uzun yıllardır süren bir kavganın içinden kurtulamayacaktır. Ayrıca fakirlik fukaralık da yakamızı bırakmayacaktır. Bugün Türkiye’de ekonomik olarak müthiş bir fukaralık var. Enflasyon yükselmiş ve insanlar nana muhtaç olmuş durumda. Bunların sebeplerinden biri Türkiye’de demokrasinin olmaması, bir iç savaşın olması, yıllardır süren Kürt karşıtlığına dayanan bir kavganın olması. Bu sorunlar çözülmeden, yani ekonomik sorunlar dışında Kürt sorunu, Alevi sorunu, demokrasi sorunlarının çağdaş bir yöntemle çözüme kavuşturulması gibi esaslara dönülmediği sürece iki yakamız bir araya gelmez.”

    “ALEVİ DÜNYASI İNANÇALRINI, KİMLİKLERİNİ YAŞATMANIN MÜCADELESİNİ SAMİMİ OLARAK VERMELİ”

    Avrupa ülkelerinin Alevi inancını tanıyıp statü sağlaması başlığı da Ziya Halis’in değerlendirmeleri arasındaydı. Halis, son olarak Avusturya devletinin Aleviliği bağımsız olarak tanımasını olumlu yönde değerlendirerek,  “Benim dünyamda insanlar, inanç olarak kendini nasıl tarifliyorsa o inanca başkalarının saygı göstermesi lazım. Asimilasyoncu bir yaklaşımla insanları baskı altına almanın dünyanın en kötü eylemlerinden biri olduğuna inanırım. Avrupa, gerçekleri görmeye başladı. Dolayısıyla Avrupa, Alevi inancını gerçekten tanıma doğrultusunda önemli atılımlar yapıyor. Ama Türkiye devletinin temel yaklaşımı Türk-İslam sentezine dayanıyor. Dolayısıyla Türkiye, inanç bakımından Alevileri şiddetli bir şekilde asimile etmeye çalışıyor. Cemevlerinin statüsü ortada. Alevi çocuklarına din dersi uygulaması devam ediyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen… Gerçi hangi karara uyuyorlar ki! Alevilerin de mücadelelerini gevşetmemeleri lazım. Mücadeleyi biraz daha Alevi inancını siyasi sıçrama tahtası olmanın dışında Alevi kimliğini, kültürünü topluma yaymak, geliştirmek üzere örgütlerin yoğunlaşması lazım. Alevi dünyası öncelikle Alevilerin inançlarını, kimliklerini yaşatmanın mücadelesini örgütlü ve samimi olarak vermeli. Alevilik gerçekten benim nezdimde dünyanın bütün inançları içerisinde en itibar verdiğim kültür. Yani bir an için Alevi bir aileden doğup büyümeyen biri olmadığımı varsayarak söylüyorum, diğer inançlara da bakıyorum, onları ötelemiyorum ama yeniden doğmuş olsam ve bana ‘bir inanç seç’ denilse Alevilikten memnun olduğumu belirtirim” diye konuştu.

    “DİYANET, ALEVİLER AÇISINDAN 10 KEZ TALİHSİZLİKTİR”

    Ziya Halis, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın faaliyetlerine de değindi. Yakın zamanda Tunceli Müftülüğü üzerinden Dersim’de kimi faaliyetlerde bulunan Diyanete ilişkin eleştiri yapan Halis, şunları söyledi:

    “Diyanet Türkiye’nin her tarafında asimilasyon işini üstlenmiş. Tayyip Erdoğan da diyor ya ‘Ali’yi sevmek Alevilik ise ben de Ali’yi seviyorum’ işte burada Ali’yi bir paravan olarak kullanıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı aslında demokratik bir ülkede olmaması gereken bir kurum. Şu anda birçok bakanlığın üstünde bütçesi var. Ve bu iktidar, Diyaneti olduğundan çok daha fazla desteklemiş ve ona misyon biçmiş durumda. Dolayısıyla son yıllarda AKP iktidarının daha çok dine sarılması ve Diyaneti öne çıkarması maalesef Türkiye açısından talihsizliktir. Aleviler açısından ise 10 kez talihsizliktir.”

    “CENAZELERDEN KORKMAK, BASKI YAPMAK İNSANLIK DIŞI DAVRANIŞTIR”

    Ziya Halis, Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenaze erkanına yapılan saldırıya ilişkin de konuştu. “Cenazelerden korkmak, baskı yapmak insanlık dışı bir davranıştır” diyen Halis, AKP iktidarının, son yıllarda özellikle Bahçeli ve Destici ile beraber olmalarından dolayı Alevi ve Kürt toplumuna “baskı ve zulüm” yaptığını ifade etti.

    “TÜRKİYE MACERA PEŞİNDE”

    Ziya Halis, siyasetteki sağ kesimin, iktidarda kalmak için şiddeti merkez alan bir politika yürüttüğünün altını çizerek şöyle devam etti:

    “Halen ülkenin dışında bir çatışma yaşanıyor. Ben bir kere prensip olarak Türkiye’nin kendi sınırlarını koruyamayacak, sınırlarının ihlal edildiği iddiası ile gidip yurt dışında askeri operasyonlar yapmasını kesinlikle doğru bulmuyorum. Bu birçok bakımdan yanlış. Türkiye’nin sınırlarını koruyamayacak gibi bir güçsüzlük içerisinde olmadığı gibi Türkiye bir macera peşinde. Oralarda yeni topraklar kazanmak, yeni bir takım mevziler elde etmek üzere müthiş bir silahlı güç kullanıyor. Şimdi insanlarımız pandemi yaşadı ve şu anda enflasyon yaşanıyor, bu paralar nereye gidiyor? Türkiye gidip Irak’ta, Suriye’de, Libya’da ya da başka bir ülkede emperyalist ruhla davranan bir duruma girdi. Dolayısıyla bu halkın fakirleşmesine bu durum sebebiyet veriyor. Türkiye kendi toplumsal barışını sağlayamadığı için bu fakirliği yaşıyor. Bu barışı sağlamak da istemiyor. Bahçeli’nin ya da diğerlerinin iktidarda kalması için bu barışı yapmaması gerekir.”

    “KÜRTLER İLE ALEVİLERİN ORTAK BİR PAYDASI VAR”

    Ziya Halis, son olarak Kürtler ile Alevilerin ortak bir temelde hareket etmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kimi kesimlerin, Kürt ve Alevi hareketlerini ayrı tutmak için çaba sarf ettiğini söyleyen Ziya Halis, “Türkiye’de kitlesel olarak kalabilen Alevi ve Kürt toplumu var. Bu iki toplumun da ötekileştirildiği bir gerçek. Yani Kürtlerin bir kısmı belki Türkiye devleti içinde yer alıyorlardır ancak onlar kimliklerini inkar ederek ya da gizleyerek bunu yapıyorlar. Ama kimliğine, ana diline sahip çıkan Kürtler ile inançlarını yaşamak isteyen Alevilerin ortak bir paydası var. Bunlar birlikte oldukları sürece Türkiye’de varlıklarını, hedeflerini gerçekleştirebilirler. Birlikte olmadıkları zaman tek tek dağılırlar. Zaten devletin politikası da böyle. Ayrıştırarak, birbirleriyle kavga ettirerek bu beraberliği engellemeye çalışıyorlar. Mutlaka mağdur olan kesimler olarak bir arada bulunmak ve Türkiye’yi demokratik, özgür bir ülke haline getirmek gerekiyor. Alevilerin bunun mutlaka farkına varması lazım. Alevileri bu konuda bazı kesimler, Kürt mağdurlardan uzaklaştırmak istiyor. Doğru olan bu iki mağdur kesimin diğer mağdurlarla, vicdanlı kesimlerle birlikte bir arada olmaları lazım. Mesela Aleviler bu devlette yoklar. Bir vali, kaymakam ya da bakan yok. Bu konuda soğuk, mesafeli duranlara sesleniyorum; ‘biz Kürtlerden uzaklaştıkça belki bu devletin imkanlarından daha fazla pay alabiliriz’ diyorlarsa bunun bedeli ancak asimile olmakla olabilir. Alevilerin hakkı olan, bu ülke yönetiminde ortak olmaktır. Bu bakımdan Alevi inancında olan insanların daha çok düşünmesi gerektiğini vurguluyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ateşoğulları: ‘Dersim’in ‘Kara Günü’ 4 Mayıs’tır, gece bir mum yakıp çerağ uyandıralım’

    Ateşoğulları: ‘Dersim’in ‘Kara Günü’ 4 Mayıs’tır, gece bir mum yakıp çerağ uyandıralım’

    PİRHA-Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Dersim Katliamının yıldönümüne ilişkin kaleme aldığı yazıda “Her halkın bir ‘Kara günü’ vardır. Dersim’in ‘Kara günü’ de 4 Mayıs’tır. Bu gece bir mum yakıp çerağ uyandıralım” dedi.

    On binlerce insanın katledildiği, bir o kadarının da sürgüne gönderildiği Dersim Katliamı’nın üzerinden 84 yıl geçti. Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılan katliamın detayları, devlet arşivlerinde “Gayet gizlidir” ibaresiyle tutulsa da harekatın izleri halen net bir şekilde gözlenebilmekte.

    UNUTULMAYAN TARİH 4 MAYIS 1937!

    18. Dönem Ankara Milletvekili/ Hukukçu Kamil Ateşoğulları da Dersim Katliamı’nın yıldönümünde yaşananlara bir kez daha ışık tuttu.

    “4 Mayıs Kara Gün/Roza Şae” başlığı ile Dersim Katliamı’nın detaylarını anlatan Kamil Ateşoğulları, “Dersim 1937-38 denince akla ilk gelen bu ‘Kara Gün’dür. Aradan 84 yıl geçmesine karşın belleklere yerleşmiş unutulmayan bir gün, bir tarih…” ifadelerini kullandı.

    Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Dersim halkının, resmi devlet anlayışı dışında, özgün inançları doğrultusunda örgütlendiklerine işaret ettiği yazısında şu bilgileri kaleme aldı:

    “Dersim, Osmanlı’nın varları içinde görünse de 1800’lü yıllara değin düzenli bir ilişkisi olmamıştır. Sistemin dışında kalan Dersim de resmi devlet inancı ve otoritesine karşı ‘resmi’ olanın dışında, geçmişten gelen inanç, gelenek ve görenekleriyle örgütlenerek kendi düzenini kurmuştur. 2. Mahmut’un merkezi yönetim kurma, asker alma, vergi toplama ve yol mükellefiyeti için hatırlanmış ve birçok rapor hazırlanmış, sonuçsuz seferler yapılmıştır.

    Cumhuriyet döneminde ise, 1923 yılı ile 1937 yılı arasında Dersim’le ilgili olarak;

    Eylül 1926 Koçan Harekatı

    Ekim 1930 Pülümür Harekatı

    1934 Mecburi İskan Yasası

    1935 Tunceli Vilayeti’nin ibaresi hakkındaki yasanın çıkarıldığı

    1936’da silah toplamaya devam edildiği görülmektedir.

    Hazırlanan raporlardan Fevzi Çakmak ve müfettiş Hamdi Bey’in raporları Dersim’e karşı alınan sert tutum ve önlemlerde büyük rol oynamıştır.

    Hamdi Bey, raporunda özetle ‘Dersim, Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbandır. Bu çıbanın üzerinde kesin bir ameliyat yapmak… memleketin selameti için gereklidir… Kısaca medenileştirmek suretiyle ıslaha çalışmak imkansız bir hayalden başka bir şey değildir’ diyordu.

    Hazırlanan raporlar ve incelemeler sonunda, özellikle ‘İç Dersim/Deruni Dersim, Cebel Dersim’de yol yapımı, karakol, kışla, lojman yapımı artmış, telgraf hatları çekilmeye başlanmıştır.

    Karakollardaki jandarmaların halka karşı tutumları şikayet edilmişse de dikkate alınmaması üzerine değişik yer ve tarihlerde aşiret ileri gelenleri toplantılar yaparak gelişmeler karşısında alacakları tavrı tartışmışlardır.

    Yer yer karşı çıkışlar saldırılar yapılsa da bu girişimler aşiret bölgelerinin uçaklarla bombardımanıyla karşılanmıştır.

    Dersim sorununun ‘nihai çözümü için asıl karar; 4 Mayıs 1937’de Atatürk ve Mareşal’in huzurlarıyla ve Başbakan İsmet İnönü başkanlığında toplanan ‘1937 Yılında yapılan Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu’nda alınır. ‘Gayet Gizlidir’ başlıklı kararda;

    -‘Şedit’ ve ‘müessir’ bir taarruz hareketi

    -Köylere baskın düzenleme, silah toplama ve nakil

    -Silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde, sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek’ vardı.”

    “BU GECE ÇERAĞ UYANDIRALIM”

    Dersim Katliamı’nın ‘Tenkil’ (uzağa göndererek cezalandırma) ve ‘Tedip’ (terbiye etme) kararı olduğunu belirten Kamil Ateşoğulları, “1937/1938 Dersim’ini; Tedip, Tenkil, Tehcir, Temdin, Temsil ve Taktil sözcükleri anlatır. Her halkın bir ‘Kara günü’ vardır. Dersim’in ‘kara günü’ de 4 Mayıs’tır. Bu gece bir mum yakıp çerağ uyandıralım” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Yağız: Ecevit’in Diyanete bağışladığı 300 milyon dolar hacıların kullanımı içindir

    Yağız: Ecevit’in Diyanete bağışladığı 300 milyon dolar hacıların kullanımı içindir

    PİRHA- Eski Başbakan Bülent Ecevit’in Türkiye Diyanet Vakfı’na bağışladığı 300 milyon dolarlık miras yeniden gündeme geldi. Annesinin ailesinden Bülent Ecevit’e kalan Medine’deki arazilerin Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmesi tepki topladı. 21. Dönem İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız, söz konusu bağışı PİRHA’ya değerlendirdi. 

    Türkiye siyasi tarihinde yaptığı çeşitli çıkışlar ile yer yer eleştirilen yeri geldiğinde desteklenen Demokratik Sol Parti (DSP) Onursal Başkanı ve Eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in Diyanet Vakfı’na bağışladığı araziler eleştirilere konu oldu.

    ALEVİLERİN DE DESTEKLEDİĞİ ECEVİT, ALEVİLERİ YOK SAYAN DİYANETE BAĞIŞ YAPMIŞ

    Siyasallaşan ve tamamen siyasi otoritenin emri altına giren Diyanet İşleri Başkanlığı, Aleviler üzerine yayınladığı akla ve vicdana sığmayan açıklamaları ile kamuoyunda tartışılırken, bugün birçok bakanlıktan dahi fazla bütçeyi elinde bulunduruyor. Devasa bütçesi bulunan Diyanete Ecevit’in neden bağış yaptığı sorusunun cevabı hiçbir zaman alınamayacak. Bir inancı yok sayan, bir inancın varlığını başka bir inancın iradesine mahkum eden Diyanet İşleri Başkanlığına, kendisini solcu, sosyal demokrat ve halkçı olarak tanımlayan bir siyasetçinin verdiği bu destek, kendisini siyasi olarak bu yerlerde konumlandıran birçok yurttaşın da tepkisine neden oldu.

    “ECEVİT, İNANÇLARA SAYGI DUYAN BİRİYDİ”

    DSP’de iki dönem Genel Sekreter olarak görev yapan ve Ecevit’e yakın isimlerden, 21. Dönem İstanbul Milletvekili Süleyman Yağız konuyu PİRHA’ya değerlendirdi.

    Yağız, “Sayın Başbakan ile konuyla alakalı hiç görüşmedim. Ancak Sayın Ecevit’in mirası Suudi Arabistan’da, bölgeyi ziyaret eden insanlara kolaylık sağlamak adına en uygun kurumu Diyanet Vakfı olarak görmüş olabilir. Laiklik, inançlara saygı duyma gerekliliğidir. Solcuların din karşıtı olduğu algısını yıkmak istemiş olabilir. Diyanete bağışlanan miras Türk hacıların kullanımı içindir. Ecevit hayat boyu bu mirastan faydalanmamış, adını dahi zikretmemiştir. Diyanet Vakfı’na verilme amacı Türkiye’den giden hacıların kullanımı içindir” dedi.

    Düzgün BULUT/İSTANBUL

  • ‘İdamı topluma tehdit unsuru olarak kullanıyor’-VİDEO

    ‘İdamı topluma tehdit unsuru olarak kullanıyor’-VİDEO

    PİRHA – SHP eski Ankara Milletvekili Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gündeme getirilen ‘İdam’ tartışmalarına ilişkin konuştu. Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde imzası bulunduğunu belirten Ateşoğulları, “İdamı demokrasi kılıcı gibi toplumun başında tehdit unsuru olarak kullanıyorlar. İdamdan söz etmek abesten başka bir şey değildir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz bir yanlış yaptık, idamı kaldırdık” dedi, tepki ise Sosyal Demokrat Halkçı Parti eski milletvekillerinden ve aynı zamanda hukukçu kimliği olan Kamil Ateşoğulları’ndan geldi.

    Suçların hiçbir zaman idamla önlenemeyeceğine vurgu yapan Ateşoğulları, ölüm cezalarına özellikle antidemokratik uygulamaların olduğu toplumlarda başvurulduğunu ifade ederek şunları aktardı:

    “SUÇLAR İDAMLA ÖNLENEMEZ”

    “İdam, Adem kelimesinden geliyor. Adem; yokluk anlamına geliyor. İdam da bir insanın vücudunu ortadan kaldırma anlamına gelir. Mesela ‘siyaset hırkası, siyaset gömleği, siyaset meydanı ve siyaset günü’ gibi kavramlar da idamı anlatır. Zaten Pir Sultan Abdal’ın ‘siyaset günleri gelip çatmadan, açılın kapılar Şah’a gidelim’ dediği siyasetteki idamı anlatır. Anadolu’da ‘darağacı, idam sehpası’ ya da ‘ip’ diye geçer. Temel hak ve özgürlüklerinin en büyüğü yaşam hakkıdır. Bir insanın haklarından yararlanması için fiziki varlığının ortada olması gerekir ki bir takım şeyleri yapabilsin. Bir insan idamla fiziki olarak yok edildiğinde yaşam hakkını kullanamıyor. Bir insana ceza verildiği zaman, cezanın sonunda o kişinin topluma yeniden kazandırılması demokratik ya da insancıl ceza hukukunun temel ilkesidir. Fakat bir insanı topluma kazandırmak yerine toplum dışı etme, ortadan kaldırma bir ceza değildir. Bizde idam, gerekliliğinden çok siyasette kullanılan bir argüman oldu. Özellikle baskıcı, antidemokratik uygulamaların olduğu toplumlarda bu her zaman süregelir. Örneğin ‘Taksim meydanında 3-4 kişiyi sallandırırsak bu işler biter’ diyorlar. Ama gördük ki cumhuriyetin kuruluşundan bu yana bir yığın idam olmasına karşın idamlık suçlar yine de işlenmiştir. İdam hiçbir zaman birilerinin dediği gibi etkin ders vermiyor. Yani Avrupa ülkelerinde yapılan araştırmalara ve Türkiye pratiğine baktığımızda suçlar hiçbir zaman idamla önlenememiştir. Oysa suç işleyeni değil de suçluluk ortamını ortadan kaldırmak gerekiyor. İngiltere Kraliyet Akademisi’nin yaptığı bir araştırmada; insanlar, dengeli gelir dağılımı, güzel bir çevre, eğitim-kültürel gelişme ve sağlıklı bir konutta oturduğu zaman daha rahat olur, suç ortamı ortadan kalkar, bunun için de idamlık suç olmaz deniliyor.”

    “KAN KANLA YIKANMAZ”

    Ateşoğulları, “AKP, 2004’te idam yasasını kendisi kaldırdı. Şimdi ‘pişmanım’ diyor. Bu da siyasette sıkıştıklarının göstergesinden başka bir şey değildir” diyerek Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere de şöyle işaret etti:

    “Türkiye, Avrupa Konseyi üyesi bir ülke. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, insan yaşamını her şeyin üstünde tutuyor. ‘13 Nolu protokol her halükarda idam cezası yapılamaz’ diyor. Türkiye bu sözleşmeleri 2005’te kabul etti. Tüm bunların olduğu yerde idam cezasından söz etmek bana göre abesten başka bir şey değildir. Eğer bir savaş çıkarılacaksa bilemem ama şu anda savaş veya beka durumunun söz konusu olduğunu da sanmıyorum. Türkiye’de son iki idam 1984’te yapıldı. Hıdır Aslan ile İlyas Has… Şimdi idamı toplumun başına demokrasi kılıcı gibi tehdit unsuru olarak kullanıyor. Bir de gündem değiştirmek için tabi. İdam cezasını geri getirmeleri için kendi rızasıyla Avrupa Konseyi’nden ayrılacak. Avrupa Birliği ile zaten ilişkiler zayıf. Türkiye kara listede tutuluyor. Avrupa’dan kopmamız da ülkeye bir şey kazandırmaz. Sonuç olarak idam çözüm değil. Anadolu’da ‘Kan kan ile yıkanmaz’ diye bir laf var. Kanın artık su ile yıkanması gerekir. Türkiye’nin barışa demokrasiye, refaha ihtiyacı var. İdam cezasının getirilmesi suçları azaltmazken, idamın kalkması da suçları arttırmıyor.

    Cebrail Arslan – Eren GÜVEN
    ANKARA