Etiket: sıfır ayrımcılık derneği

  • ‘Roman çocuklar, yoksulluk sarmalı içerisinde her anlamda kısıtlılar’-VİDEO

    ‘Roman çocuklar, yoksulluk sarmalı içerisinde her anlamda kısıtlılar’-VİDEO

    PİRHA- Sıfır Ayrımcılık Derneği, Roman Diyalog Ağı’nın Güçlendirilmesi Projesi kapsamında ‘Pandemi döneminde Roman çocukların eğitime erişimi’ ile ilgili rapor hazırladı. Dernek üyesi Ekin Çuhadar, Hazırladıkları rapora ilişkin konuşarak “Roman çocuklar, yoksulluk sarmalı içerisinde her anlamda kısıtlılar. Romanlar da dahil olmak üzere her grubun farklılıkları ile birlikte ve farklı ihtiyaçlarına karşılık verecek bir eğitim sistemini tasarlamak gerekir” dedi.

    COVID-19 salgınının, herkesi eşitleyen adil bir hastalık olduğu söylense de, salgının eşitsizlikleri görmezden gelmeyip aksine yoksul ve kırılgan gruplar için tüm eşitsizlikleri derinleştirdiği görülmüş oldu.

    Türkiye’de 11 Mart 2020’de ilk vakanın resmi olarak açıklanmasının ardından 16 Mart 2020 tarihinde Türkiye’nin de içinde olduğu 124 ülkede tüm okullarda örgün eğitime ara verilerek çevrimiçi eğitimlere geçildi. UNESCO’ya göre örgün eğitime ara verilmesi nedeniyle dünya çapında öğrencilerin yüzde 90’ı bu durumdan olumsuz etkilendi. Öğrencilerin yaşadığı sorunların başında uzaktan eğitim için gerekli olan teknik olanakların yetersizliği geliyor.

    OECD raporuna göre; Türkiye’de bilgisayara erişimi olan öğrencilerin ortalaması yüzde 70’in altında. 77 ülkenin kıyaslandığı rapora göre, Türkiye ‘internet bağlantısına erişimi olan öğrenciler’ listesinde 70’inci sırada. Tableti ya da bilgisayarı olmayan milyonlarca öğrenci eğitim sürecinin tamamen dışında kaldı.

    Yoksul ailelerin çocukları, engelli çocuklar, birden fazla çocuğun öğrenci olduğu evlerde toplumsal cinsiyet kalıpları nedeniyle ikinci plana itilen kız çocukları, Türkçe dışında diğer dillerin konuşulduğu yoksul evlerdeki çocuklar, pandemi sürecinin derinleştirdiği eşitsizliklerden en fazla etkilenen grupların başında geldi.

    Sıfır Ayrımcılık Derneği, Roman Diyalog Ağı’nın (RODA) Güçlendirilmesi Projesi kapsamında ‘Pandemi döneminde Roman çocukların eğitime erişimi’ ile ilgili rapor hazırladı. Hazırlanan raporda, COVID-19 salgınının yoksul ve kırılgan bir grup olan Romanların eğitime erişim olanakları incelenerek, Roman çocukların eğitime erişimini artıracak öneriler geliştirildi.

    Sıfır Ayrımcılık Derneği üyesi Ekin Çuhadar, raporun temel amacının, pandemi döneminde dijitalleşen eğitim hakkından Roman çocukların ne kadar faydalanabildiğini göstermek olduğunu belirtti.

    “ROMAN GRUPLARIN EĞİTİME ERİŞİM KONUSUNDAKİ DENEYİMLERİNİ AKTARMAK İSTEDİK”

    Çuhadar, saha ziyaretlerinde tanıklık ettiklerini farklı paydaşlara aktarabilmek için böyle bir rapor hazırladıklarını ifade ederek; “Raporu hazırlarken bir kriter benimsediğimizi söyleyemeyeceğim. Tek niyetimiz Türkiye’nin farklı coğrafi bölgelerinde yaşayan, farklı Roman grupların deneyimlerini aktarabilmekti. İşte bu yüzden de, Balıkesir/Gömeç, Edirne, Gaziantep, Hatay, Hatay/Kırıkhan, İzmir/Dikili, Samsun, Tekirdağ/Muratlı il ve ilçelerinde toplamda 117 hane halkı ile görüştük. Her birine aynı soruları, dijitalleşen eğitim hakkından faydalanma durumlarına yönelik oldukça gündelik düzeyde olacak şekilde yönelttik” şeklinde konuştu.

    “ROMAN ÇOCUKLAR, YOKSULLUK SARMALI İÇERİSİNDE HER ANLAMDA KISITLILAR”

    Roman çocuklarının, eğitim hakkından tam olarak ve eşit fırsatlarda faydalanmalarını etkileyen unsurların çok boyutlu olduğunu söyleyen Çuhadar sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ayrımcılık, ekonomik yoksulluk, yaşamaya elverişsiz koşullarda barınma gibi temel unsurlar, Roman çocukların eğitim hakkından tam olarak ve eşit fırsatlarda faydalanmalarını kısıtladı. Pandemi ile birlikte eğitimin dijitalleşmesinin bu hakkı, Roman çocuklar için, fiili olarak ortadan kaldıracak kadar kısıtladığını gördük.”

    Çuhadar, Roman çocukların eğitime erişim konusunda yaşadıkları sorunları üç maddede anlatarak; “Birincisi, çevrimiçi eğitim materyallerine erişim sorunu var. İnternet veya tablet erişimi olmasına gelene kadar birçok hanenin elektrik kesintileriyle yaşamlarını sürdürdüğü görülüyor. Bu konuda geçen hafta gerçekleştirdiğimiz bir alan çalışmasında kimi belediyelerde, evinde televizyon olduğu için eğitim seti desteği verilmeyen çocuklar olduğuna tanıklık ettik. Bu çok garip. Çünkü evinde televizyon olmayan çocuk EBA ile dahi eğitime erişim sağlayamadı.

    İkincisi, çevrimiçi eğitim materyallerine erişimi olanlar da sorunlar yaşıyor. Bu materyaller genelde hane içindeki bir yetişkinin cep telefonu oluyor. Hem çocukların hem bakım verenlerin dijital okur yazarlık becerilerinden yoksun olması eğitime erişimini kısıtlamaya devam ediyor. Toplum, E-Devlet, E-Nabız, MHRS gibi uygulamaları kullanma becerisinden dahi yoksun.

    Üçüncüsü, dijitalleşen dünyanın getirdiği çocukların haklarının ihlal ve istismar edilmesi riskinin yanı sıra eğitimin dijitalleşmesinin Roman çocukların sahip olduğu tek korunma alanı olan okullardan da yoksun kalmasıdır. Türkiye’de birçok çocuk eğitim hakkından faydalanma bakımından benzer yapısal kırılganlıklardan etkileniyor aslında. Roman çocuklar için durumu katmanlı hale getiren, onların kesişimsel pozisyonları. Fiziksel ve ekonomik olarak okul kapısından içeri girebilir hale gelseler o kapıyı geçtikten sonra karşılaştıkları muamele, eğitimlerini sürdürmeleri için gerekli eğitim ve öğretim materyallerine erişimde yaşadıkları kısıtlılık, bakım verenlerinin okur yazarlık durumları, hane halkı gelirine katkı sunma gayreti… Roman çocuklar, bir yoksulluk sarmalının içinde ve bu sarmaldan çıkarak mevcut sistemin içine girecek ekonomik, sosyal ve kültürel sermayeden yoksunlar” ifadelerini kullandı.

    “HER GRUBUN FARKLI İHTİYAÇLARINA KARŞILIK VERECEK EĞİTİM SİSTEMİ TASARLANMALI”

    Sorunların çözümü için mevcut sistemin, Roman çocuklar ile birlikte tüm çocukların ihtiyaçlarına karşılık verecek şekilde uyarlanmasının ve kapsayıcı hale gelmesi gerektiğinin altını çizen Çuhadar; “Aslında kapsayıcı bir eğitim sistemini mevcut ve sürdürülebilir hale getirmek için Romanların eğitim hakkından tam olarak ve eşit fırsatlarda faydalanmalarını sağlamak gerekir. Onları eğitim sistemine uyumlaştıracak kısa vadeli, özel önlemlerin yerine artık Romanlar da dahil olmak üzere her grubun farklılıkları ile birlikte ve farklı ihtiyaçlarına karşılık verecek bir eğitim sistemini tasarlamak gerekir” dedi.

    “ÇOCUKLARIN SÖZLERİNİN DUYULMASINA DAHA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR”

    20 Kasım ‘Dünya Çocuk Hakları Günü’ne dair de konuşan Çuhadar, son olarak; “Türkiye’de çocuklar hak sahibi özneler olarak değil, korunması gereken yarınlarımız olarak görülüyor. Bu nedenle, çocukların sözlerinin duyulmasına daha çok ihtiyacımız var. Mesela bu raporun değerlendirmesini bu sorunun öznesi olan çocuklardan birinden dinliyor olsaydık ne şahane olurdu” sözlerini dile getirdi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Romanlar, güvenceli işlerde çalışmak istiyor

    Romanlar, güvenceli işlerde çalışmak istiyor

    PİRHA-Roman Diyalog Ağı (RODA), Sıfır Ayrımcılık Derneği Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ile birlikte İstanbul Ümraniye’de bulunan Roman ve Abdalları ziyaret etti. Ziyarette atık toplayıcıların yaşadığı sorunları dinlediler.

    Roman Diyalog Ağı (RODA), Sıfır Ayrımcılık Derneği son günlerde depolarına yapılan baskınlar ve tutuklamalarla gündeme gelen atık toplayıcıların yaşadığı sorunlarla ilgili 8 maddelik çözüm önerisini kamuoyuna paylaştıktan sonra, bugün de Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Programlar Koordinatörü Mehmet Caner Demir ve Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Basın ve Enformasyon Yöneticisi İletişim Bölümü’nden Deniz Yenal ile birlikte İstanbul Ümraniye’de bulunan Roman ve Abdalları ziyaret etti.

    Ziyaret öncesi Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, Roman Diyalog Ağı (RODA) çalışma ofisi olan Sıfır Ayrımcılık Derneği yöneticileriyle yapılan görüşmede, eşitsizlikleri daha görünür kılan ve derinleştiren COVID-19’un etkilerini konuşuldu. Yoksullukla mücadele, Roman kadınını güçlendirmek, Roman içerikli politikalarının merkezine kadın ve çocuğu yerleştirmek ve tüm seviyelerde politika yapma sürecine toplumun aktif katılımını sağlamak üzerine bilgi alışverişinde bulunuldu.

    Görüşmenin ardından heyet, İstanbul Ümraniye’deki Abdal ve Roman aileleri ziyaret etti.

    Yapılan ziyarette, ağırlıklı olarak atık toplayıcılığıyla geçinen aileler, İstanbul Valiliği tarafından hurda ve kağıt toplama araçlarına el konulduğunu, bu el konulma sırasında nelere maruz kaldıklarını anlattı.

    Yaptıkları işin düşük geliri, sağlıksız koşulları, çöple uğraşmanın toplumsal olarak pislikle ilişkilendirilmesi gibi nedenlerle toplumsal dışlanmışlığı en fazla yaşayan Romanlar, güvenceli işlerde çalışmak istediğini vurguladı.

    Kağıt toplayıcılarına yönelik baskılara karşı Sıfır Ayrımcılık Derneği ve Roman Diyalog Ağı (RODA açıklama yapmış, 8 maddelik çözüm önerisi sıralamıştı.

    “Geçimini atık toplayarak sağlayan ve kötü koşullarda çalışma imkanı bulabilen toplayıcıların geçimlerini sağlayabilmeleri için bazı öneriler sunuyoruz ve çözümün bir parçası olmak için herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz” denilen açıklamada, şu öneriler dile getirildi:

    “1. Atık toplayıcıların sorunlarının çözümü ve iş huzurlarının sağlanabilmesi için kamu, özel sektör, belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve atık toplayıcılarından oluşacak bir komisyon kurulmalıdır.

    1. Oluşturulacak komisyon, iş sağlığı ve çalışma koşulları başta olmak üzere sokak toplayıcılarının güvenli koşullarda ve kayıtlı çalışmaları için gerekli yasal düzenlemeleri ve kaynak teminini oluşturmalıdır.
    2. Atık toplama ve ayrıştırma işlerinin yasal olarak ayrılması ile birlikte belediyeler atık toplayıcılar için sağlık koşullarına uygun depolama alanları oluşturmalıdır.
    3. Atık ayrıştırma işini yapan büyük işletmelerin doğrudan atık toplayıcılardan atıklarını alabilmeleri için gerekli kurumsal düzenlemeleri yapmaları sağlanmalıdır.
    4. Atık toplama araçlarının şehrin trafiğini aksatmayacak araçlarla yapılması için gerekli kaynak temin edilmelidir. El çekçekleri yerine elektrikli araçların kullanılması tercih edilmelidir. Alınacak araçlar için belediyelerin aracılığı ile yurt içi veya yurt dışı kaynak ve hibelerden faydalanmak için başvurular yapılmalıdır.
    5. Geçiş sürecinde ilgili belediye öncülüğünde İŞKUR tarafından katılımcılara günlük ücret ödenerek ve MEB tarafından öğretmen görevlendirilerek atık toplayıcılara yönelik eğitim programı düzenlenerek çalışanların sertifikalı olarak çalışması sağlanmalıdır.
    6. Konunun tüm aktörlerinin bir araya geleceği, acil diyalog toplantısı yapılarak sorunun çözümü hızlandırılmalıdır.
    7. Bu süreçte iş yapamayan, çalışamayan ve geçimini günlük kazançla sağlayan atık toplayıcılar için acil olarak Sosyal Yardımlaşma Vakfı üzerinden destek sağlanmalıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sıfır Ayrımcılık Derneği’nden ‘Roman Soykırımı’ açıklaması: Asla unutmayacağız!

    Sıfır Ayrımcılık Derneği’nden ‘Roman Soykırımı’ açıklaması: Asla unutmayacağız!

    PİRHA- Roman Soykırımı’nın yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Sıfır Ayrımcılık Derneği, Romanların sistematik olarak yok edildiği, insani haklarından mahrum bırakıldığı ve bir halkın geleceğiyle oynanan Roman Soykırımını yani Porajmos’u asla unutmayacağız, Romanlar’ın sadece Avrupa değil, dünya çapında da hak ettikleri konuma ulaşmaları için elimizden geleni yapacağız” dedi. 

    Sıfır Ayrımcılık Derneği, Roman Soykırımı’nın yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Romanlara yönelik uzun ve tarihsel bir zulüm yapıldığını belirten dernek, “Tarih 1936 yılını gösterdiğinde, Romanların etnik Almanlarla evlenme hakları, oy kullanma hakları ve vatandaşlıkları ellerinden alındı. Bunu takiben Naziler, Romanları kısırlaştırmaya başladılar ve onları bir araya toplayıp, yurtlarından ederek kamplara ve izole edilecekleri sağlıksız bölgelere gönderdiler” dedi.
    Roman Soykırımı’nın işte böyle başladığını ifade eden Sıfır Ayrımcılık Derneği, Romanların sistematik olarak yok edildiği, insani haklarından mahrum bırakıldığı ve bir halkın geleceğiyle oynanan Roman Soykırımını yani Porajmos’u asla unutmayacak, Romanlar’ın sadece Avrupa değil, dünya çapında da hak ettikleri konuma ulaşmaları için elimizden geleni yapacağız” vurgusunu yaptı.

    Sıfır Ayrımcılık Derneği’nin açıklaması şöyle:

    PORAJMOS: TARİHİN GÖLGESİNDEKİ UNUTULMUŞ ROMAN SOYKIRIMI

    Tarihin en acı olaylarından birisi olan Holokost boyunca, Naziler ve müttefikleri Avrupa’daki Roman popülasyonunun %25’ini sistematik bir soykırıma tabi tuttular. Ölü sayısının 220.000 ila 880.000 arasında olduğu belirlenen ve Porajmos olarak bilinen bu korkunç katliam, Nazi Almanyası tarafından işlenen en büyük insanlık suçlarından biri olarak hafızalara kazındı.

    Roman dilinde “Yok etme” anlamına gelen “Porajmos” kelimesi, Romanların 1938 tarihi itibarıyla Nazi Almanya’sı tarafından maruz bırakıldıkları sistematik soykırımı tanımlamak için kullanılmaktadır. Roman halkı tarafından asla unutulmayan bu trajedinin uluslararası bir tanınırlık kazanması ve Almanya’nın tazminat bedeli ödemeye başlaması ise 1976 yılına değin gerçekleşmemiştir. 2011 yılından itibaren resmî olarak bir yas günü ilân edilen Porajmos’a zemin hazırlayan olaylar ise Nazilerin Almanya’da güç kazanmasından öncelere dayanmaktadır.

    ROMANLARA YÖNELİK UZUN VE TARİHSEL BİR ZULÜM

    Naziler’in iktidarı ele geçirmesinin öncesinde bile Almanya’da Romanlar’a yönelik antiziganist- çingene karşıtı- politikalar büyük bir zulüme sebep oluyordu. 14. yüzyıldan beridir varlıklarını sürdürdükleri Avrupa’da göçebe bir yaşam tarzını benimsemiş Romanlar, Almanya da dahil olmak üzere nereye giderlerse gitsinler, ayrımcılığa, ırkçılığa ve mezalime maruz kalmışlardı.

    1899 yılından başlayarak Naziler’in iktidar olduğu 1933 yılına değin devam eden bir süreçte Alman yasa koyucular, Romanlar’ın haklarını kısıtlayan ve onları toplum gözünde ikinci sınıf vatandaş konumuna düşüren pek çok yasa tasarısına imza attılar. Roman topluluklar sürekli olarak gözlendi, kamusal alanlardan uzak tutuldu, yüzme havuzlarına dahi girmeleri engellendi. Ülkenin birçok önemli kısmına girme hakları ellerinden alınan Romanlar aynı zamanda Alman polisi tarafından ortada hiçbir sebep olmadan tutuklanabiliyorlardı.

    Yaygın kanı, bir Roman parmaklıklar ardına gittiğinde ülkenin daha güvenli bir yer haline geldiği yönündeydi.

    Romanlara yönelik yaklaşımlar Naziler’in iktidara gelişiyle beraber daha da kötüye gitti. Adolf Hitler, Romanları sadece göçebe bir topluluk olarak değil, Alman ırkının sözde “ırksal saflığına” yönelik bir tehdit unsuru olarak görüyordu. 1936 yılında, Naziler’in “Çingene Sorunu” ile “baş edebilmek” için, Demografik Biyoloji ve Irksal Hijyen Araştırma Merkezi direktörü Robert Ritter Romanlarla “görüştü” ve “bir takım röportajlar” gerçekleştirdi.

    Ritter’in bu “görüşmeler” ve “röportajlar” sonunda vardığı sonuç korkunç bir olaylar zincirinin başlamasına neden olacak, tarihin tanıklık ettiği en utanç verici kıyımlardan birisinin temel taşı olacaktı. Romanların Alman ırkının kanını “dejenere” edici bir kan taşıdığı sonucuna varan Ritter, Romanları yaşadıkları yerleri yetkililere bildirmekle tehdit ederek Almanya’daki hemen hemen tüm Romanların kaydının tutulduğu bir arşiv oluşturmaya başladı.

    ROMANLARIN YURTLARINDAN EDİLMESİ

    Tarih 1936 yılını gösterdiğinde, Romanların etnik Almanlarla evlenme hakları, oy kullanma hakları ve vatandaşlıkları ellerinden alındı. Bunu takiben Naziler, Romanları kısırlaştırmaya başladılar ve onları bir araya toplayıp, yurtlarından ederek kamplara ve izole edilecekleri sağlıksız bölgelere gönderdiler.

    Başlangıçta, sayısız Roman taşınılabilir toplama kamplarına zorla gönderildiler ve kendi ayrık kamplarında tutuldular. Daha sonra, Nazi otoriteleri tarafından bir diğer soykırım kurbanı olan Yahudi halkıyla bir araya getirildiler. En nihayetinde de çalışma kamplarına ve sistematik olarak öldürülecekleri “ölüm kamplarına” doğru gönderildiler.

    Porajmos, işte böyle başlamıştı.

    PORAJMOS

    1942 yılına geldiğimizde, SS kumandanı Heinrich Himmler tüm Romanların toplama kamplarına zorla nakledilmesini onaylayan bir emri imzalandığında, Roman Soykırımı resmen başladı. Birkaç yıl içerisinde Naziler, Avrupa’da yaşayan yaklaşık 1 milyonluk Roman nüfusunun tümünü katletmeyi ön gören insanlık dışı bir program hazırladılar.

    Nazi kontrolündeki Avrupa boyunca, bulunabilen her Roman zorla alıkondu, gettolarından çıkartıldılar ve toplama kamplarına insan onurunu ayaklar altına alan koşullarda gönderilerek zehirli gazla katlediler. Sovyetler Birliği’nin Naziler tarafından ele geçirilen kısımlarında ise çok daha korkunç bir durum söz konusuydu. Nazilerin ölüm mangaları olarak bilinen ve çoğunluğu gönüllülerden oluşan Einsatzgruppen, köy köy, kasaba kasaba dolaşarak bulabildikleri her Roman bireyi işkence ederek, kurşuna dizerek ve insanlık dışı muamelelere tabi tutarak katlettiler. Sadece Einsatzgruppen mangalarının katlettiği insan sayısının yaklaşık 8.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir.

    TANINMAMIŞ BİR SOYKIRIM

    “İnsan deneyleri”, toplu katliamlar ve toplama kamplarındaki gazlı ölümler ile Naziler ve işbirlikçileri toplamda 220.000 ilâ 880.000 arası Romanın ölümüne sebep oldular. Holokost mağduru olan diğer azınlıkların aksine Romanlar’ın çektikleri acılar çok az gündeme getirildi ve tanındı. Hatta ve hatta Naziler’in iktidarı 1945 yılında sona erdiğinde dahi, Romanlara yönelik ırkçılık ve ayrımcılık bazı kesimlerin Romanların “Onlara yapılan soykırımın tanınmasını dahi haketmediğini” söyleyeceği kadar ileriye gitti.

    Batı Almanya’da kurulan savaş sonrası hükumet ve müttefiklerin kendileri dahi Romanları ırkçı mezalimin kurbanı bir topluluk olarak görmeyi ve tazminat taleplerini bir süre reddettiler, hatta ve hatta Romanların Nazi Almanya’sı tarafından “suça eğilimli ve asosyal tabiatlarından dolayı öldürüldüğünü” iddia ederek Romanlara yönelik saldırıların ve ırkçılığın önünü daha da açabilecek beyanlarda bulundular.

    Roman Soykırımı’nın kurbanları, genel olarak Holokost sürecinde katledilen diğer talihsiz halklar açısından baktığımızda, ilgiden ve sempatiden maalesef yoksun bırakıldılar fakat en nihatyetinde, Batı Almanya Parlamento’su 1979 yılında Porajmos’un ırkçılık ve etnik ayrımcılık tarafından motive edilmiş bir katliam olduğuna kanaat getirdi ve bu sayede pek çok mağdur tazminat almaya hak kazandı. Gelgelelim, bu vakte kadar Porajmos boyunca hayatta kalmayı başaran pek çok Roman, ölmüştü ve ancak 70 yıl kadar sonra Porajmos kurbanı Romanların yaşadığı zulüm toplumsal tanınırlık düzeyine ulaşabildi ve kurbanlar adına bir anıt dikildi.

    Ancak bu zamana değin, yüz binlerce Roman Soykırımı kurbanı Roman olmayan topluluklar ve ülkeler tarafından unutuldu. Avrupa’daki nüfuslarının %25’inin katledilmesine ve İkinci Dünya Savaşından sonra bile büyük bir ayrımcılığa maruz kalmalarına rağmen Romanların yaşadığı bu büyük felaketin tanınırlığa ulaşması neredeyse 70 yıl kadar sürdü.

    Romanların sistematik olarak yok edildiği, insani haklarından mahrum bırakıldığı ve bir halkın geleceğiyle oynanan Roman Soykırımını yani Porajmos’u asla unutmayacak, Romanlar’ın sadece Avrupa değil, dünya çapında da hak ettikleri konuma ulaşmaları için elimizden geleni yapacağız.

    PİRHA/ İSTANBUL