Etiket: sığınmacı

  • DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    PİRHA – DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü sebebiyle açıklama yaptı. “Mülteciliğe neden olan politikalara ve savaşa yatırım yapmaya derhal son verin” denilen açıklamada Türkiye’nin politikaları da eleştirildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Dünya Mülteciler Günü’nde yazılı açıklama yaparak AKP Hükümetinin mülteci politikalarını eleştirdi.

    “İLTİCA HAKTIR”

    “Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalı” önerisini gündeme getiren DEM Parti, Türkiye’deki sığınmacılara dönük uygulamaları da kınadı. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının yürürlüğe konulmasının zorunlu olduğuna vurgu yapan DEM Parti, şu açıklamayı paylaştı:

    “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü ne yazık ki bu sene de açlığın, yoksulluğun ve savaşların yarattığı kitlesel göçlerin dramatik görüntüleri ile karşılıyoruz. Rusya’nın Ukrayna, İsrail’in Filistin işgali devam ederken; Türkiye de Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarını ve savaş tehditlerini sürdürüyor, seçimlere engel olacak politikalarıyla Ortadoğu’da savaşı derinleştiriyor.

    Bugüne kadar Libya’dan Ukrayna’ya kadar nerede bir savaş patlak vermişse Türkiye o savaşa yatırım yapmış, sonuçlardan nemalanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle olan işbirliğini geliştirmiş ve istikrarsızlığın derinleşmesine, yaşam alanlarının daralmasına neden olmuştur. Afganistan’ın “yeniden inşası” sürecinde rol alma bahanesiyle Taliban ile de tam bir işbirliğine giren AKP iktidarı, bütün aksi söylemlerine rağmen İsrail ile olan ticaretini sürdürmektedir. AKP iktidarı, yaşanan tüm çatışmaların içerisine kendisini dahil etmeye ve her meselede ikili oynamaya çalışarak bölgede istikrarsızlık için elinden geleni yapmaktadır.

    “SAVAŞLAR YIKIMIN, ÖLÜMÜN VE GÖÇMENLİĞİN TEMEL NEDENİ”

    Bütün bu savaşlar yıkımın, ölümün ve nihayetinde kitlesel göçmenliğin temel nedeni haline gelmiştir. Devletlerin yarattığı bu kitlesel göçler sağcı, popülist, faşist yönetimlerin güçlenmesine ve yabancı düşmanlığının artmasına vesile yapılmıştır. Ölümden kaçan mülteciler gittikleri yerlerde barınamaz hale getirilmiş, göçmen işçiler insanca yaşamın çok altında ücret ve koşullarla çalışmak zorunda bırakılmıştır. Sağlığa erişimin engellendiği Geri Gönderme Merkezleri, adeta işkence ve kötü muamele için özel inşa edilmiş mekanlardır. Avrupa Birliği ile süren Geri Kabul Anlaşması kendi başına suç teşkil etmektedir. Türkiye’den hukuksuz yargılama ve infaz sonucu sürgün edilen çoğunluğu Kürt olmak üzere siyasetçilerin ve tümüyle göçmenlerin hakları ve hayatları uluslararası pazarlık konusu haline getirilemez.

    AB’de yükselmekte olan sağ partilerin kadın, LGBTİ+, işçi, emekçi, göçmen ve mülteci düşmanı politikalarının Ortadoğu’daki IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle ortaklaştığını teşhir ediyoruz! IŞİD karanlığından dünyayı kurtaran halklara yönelik bu suçlar kabul edilemez. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak, “Sınırsız, Sınıfsız, Sömürüsüz Dünya” sözünden geri adım atmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    “İLTİCA HAKKI ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle de bir kez daha taleplerimizi yineliyoruz: Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının acilen hayata geçirilmesi zorunludur. İltica haktır. Bu hakkın gaspı eğitim, sağlık, barınma, çalışma, örgütlenme gibi temel haklara erişimi de engellemektedir. Bu yüzden şerh kaldırılmalı, iç hukuk buna göre düzenlenmeli ve uluslararası hukukta yer alan haklar tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezleri kapatılmalı göçmen ve mültecilerin tüm süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü ve haklarının güvence altına alındığı Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalıdır. Türkiye, Rojava ve Irak Kürdistanı’ndaki işgal girişimlerine derhal son vermeli, Ortadoğu’da savaşı derinleştiren IŞİD artığı çetelerle ilişkisini bitirmelidir. Türkiye, Filistin halkıyla dayanışma içinde olmalı ve bu dayanışmaya Filistin’in ‘katliamcı İsrail’e ambargo’ çağrısıyla başlamalıdır. Avrupa Birliği, mültecileri Avrupa’dan uzak tutma siyasetine son vermeli, Türkiye ile fidye ilişkisini bitirmeli, bot batırma ve geri itme gibi sınırlarda işlediği suçlara son vermelidir. Türkiye sınırlarında uluslararası hukuk uygulanmalı, mültecilerin güvenliği sağlanmalıdır. Türkiye’de entegrasyon adı altında yürütülen asimilasyona son verilerek birlikte yaşam ve toplumsal dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır. Bu mekanizmaları hayata geçirmek için de yerel yönetimlere Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gereğince yetki verilmeli, kayyım siyasetine derhal son verilmelidir. Mülteci kadınların ve LGBTİ+’ların erkek devlet şiddetine karşı yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne acilen dönülmeli ve 6284 Sayılı Kanunun eşit ve etkin şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Göçmen ve mültecilerin emek sömürüsü düzenine son verilmeli, eşit işe eşit ücret hakkıyla güvenceli iş koşullarında sendikalaşmalarının önü açılmalı ve çocuk işçiliği mutlaka engellenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi’ni (EMEP) ziyaret eden Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. Buluşmada konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten yaklaşımları kınıyoruz, reddediyoruz” dedi.

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında Emek Partisi’ne (EMEP) bir ziyaret gerçekleştirirken, göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz‘in de yer aldığı ziyarette katılımcılar söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Ziyarete Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Taha Elgazi, gazeteci ve Suriye Sol Demokrat Partisi üyesi Zeki Drobi, feminist aktivist Nejat Mürşid, Suriyeli Kadınlar Derneği üyesi Sofi Arif, Suriye-Türk Dostluk Derneği üyesi Hüseyin Elali ile Afrin eski belediye başkanı Zuheyr Hayder katıldı.

    Söz alan katılımcılar göç etmelerine neden olan sorunları ve süreci kısaca anlatırken, mülteci ve yabancı düşmanlığının artmasından duydukları endişeleri kaydettiler. Sorunun mültecilerden değil, insanların mülteci olmasına yol açan politikalardan kaynaklandığını belirten katılımcılar bir arada yaşamın önemine değindi. “Suriye savaşı ve beraberinde yaşanan zorunlu göçün üzerinden 11 yıl geçti. Bu 11 yıllık süreçte izlenen egemen göç politikaları ve AKP iktidarı sayesinde hem Suriyeli mülteciler büyük mağduriyet yaşadı hem de yoksul emekçi halklar” diyerek sözlerine başlayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise ülkelerin göç politikalarını eleştirdi.

    “SORUNLARIN SEBEBİ MÜLTECİLER DEĞİL EMPERYALİSTLERİN GÖÇ POLİTİKALARIDIR”

    Akdeniz şöyle konuştu:

    “Tam da bu yüzden diyoruz ki; yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Düzen muhalefetinin söyleyemediği şey tam da budur. Göçmenlerin hedefe konmasına son verilmelidir.

    Göç çok katmanlı bir sorundur ve çözümü çok anahtarlıdır. Her kim ki sihirli bir anahtarla bu sorunun çözüleceğini söylerse halkı aldatır. Nitekim son günlerde gündeme getirilen “geri gönderme” vaatleri de gerçekçi değildir çözümden uzaktır. Göç ve göçmenlerin yaşadıkları sorunlar ekonomik, siyasi, psikolojik, sosyolojik alt yapı sağlanmadan bir anda çözüme kavuşamaz. Alt yapı oluşmadan yapılacak zorlamalar hem toplumsal beklenti ve karşılıklı nefreti büyütür hem de zorla geri göndermek temel insan haklarına aykırıdır, kabul edilemez.

    Bugüne kadar ne zaman göç konuşulsa, ne zaman mültecilere ya da göçmenlere dair bir tartışma yapılsa ne yazık ki konunun öznesi olan sığınmacılar ya da mülteciler hep mikrofonlardan uzak tutuldu. Bugün burada, Emek Partisi olarak açtığımız kürsü tam da bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırmak içindir. Çünkü EMEP yerli ve göçmen emekçilerin birliğini, ortak hak mücadelesini savunan enternasyonalist bir işçi partidir. Göçmenler, mülteciler bizim kardeşimizdir. Bizim derdimiz mültecilerle değil patronlar sınıfıyla, sermaye düzeniyle ve hepimizi birlikte sömüren kapitalist düzenledir.”

    “BEYİNLERE DE MAYIN DÖŞEMEYİ AKLINA KOYMUŞLAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın “Suriye sınırına mayın yerleştireceğiz” söylemine de değinen Akdeniz, “Umarız bu ziyaret vesilesiyle Suriyeli mülteci kardeşlerimizin mesajları topluma dolaysız bir şekilde ulaşma şansı bulur. Çünkü sadece sınırlara değil beyinlere mayın döşemeyi aklına koymuş şoven söylemlerle karşı karşıyayız. Elbette toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten bu yaklaşımları kınıyor, reddediyoruz. Suriyeli Dernekler Federasyonu bileşenlerine bir kez daha hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu mesajların sadece EMEP kürsüsünden değil tüm demokratik, ilerici, sosyalist parti ve örgütlerin kürsülerinden de dile getirilmesi için dost kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Özel olarak da emek ve meslek örgütlerine, sendikalara mültecilerle birlikte ortak çözüm ve ortak hak mücadelesi için kürsüler açılması çağrısını dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MÜLTECİLER HAKLARI OLMAYAN VE AKP’NİN TEBAASI OLAN BİR TOPLUM DEĞİLDİR”

    Akdeniz konuşmasını partisinin göç alanına ilişkin acil çözüm ve önerilerini sıralayarak noktalarken; şunları kaydetti:

    “1- Suriye savaşında dahli bulunan bütün emperyalistler ve Türkiye dahil dış güçler bölgeden çekilmelidir. Barış ve demokratik yaşam koşulu sağlanarak mülteciler için güvenli geçiş yolu açılmalıdır.

    2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. İsteyen mülteciler üçüncü bir ülkeye geçme hakkını kullanabilmelidir. Mülteciler hakları olmayan ve AKP’nin tebaası olan bir toplum değildir. Bu nedenle BMMYK Göç ve İltica ofisleri yeniden Türkiye’de açılmalı ve uluslararası devletler göçmen alımını paylaşmalıdır. BM üzerinde baskı sağlanmalıdır.

    3- Türkiye’de kalmayı düşünen, özellikle Türkiye’de doğan sığınmacı ya da mülteciler için karşılıklı entegrasyon ve bir arada yaşam koşulları sağlanmalıdır. Eşit yurttaşlık koşulları hazırlanmalıdır.

    4- Mülteci ve göçmen işçileri ucuz ve güvencesiz, kölece çalıştıran uygulamalara son verilmelidir. Yerli işçilerle göçmen işçileri rekabete sokan anlayışa karşı ortak mücadele örgütlenmelidir. Çalışma izin başvurusu patronların inisiyatifinden alınıp doğrudan mülteci işçilere verilmelidir. Göçmen işçilere sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.

    5- Kadın mülteciler üzerindeki her türden emek sömürüsü ve istismar son bulmalı, mülteci kadınların da güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi yeniden tanınmalıdır.

    6- Eğitimde anadilde eğitimi de güvence altına alacak düzenleme yapılmalıdır.

    7- Göç ve mülteciler üzerine yapılan harcamalar, uygulanan fonlar hükümet tarafından şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

    8- Sınırda görev alan kamu görevlileri ve aileleri için, rüşvet mekanizmasına son vermek üzere, hem göreve başlarken hem de görev bitiminde mal bildirimi zorunluluğu getirilmelidir. İnsan tacirlerine şemsiye olan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Göçmenler için güvenli geçiş yolları sağlanmalı, ölümcül rotaları kışkırtan politikalara son verilmelidir.

    9- Sağlığa, eğitime, hukuka erişimde mülteci toplulukların dezavantajlı durumu ortadan kaldırılmalıdır.

    10- Geri gönderme merkezleri kaldırılmalı yerine iltica ve kabul ofisleri açılmalıdır. Suça karışmış kişiler BM kanalıyla uluslararası yargıya teslim edilmelidir. Geri gönderme bir ceza politikası olarak uygulanamaz.

    Son olarak dün Amerika’da bir tır içinde sıcaktan ve nefessiz kalarak can veren mültecileri saygıyla anıyor, emperyalist göç politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Ayrıca Fas-İspanya hattında yaşanan toplu mülteci katliamını da lanetliyoruz. Bu vahşi kıyımlar yayılarak laboratuvar olarak kullanılmamalı ve suça karışanlar derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Özkul: Mültecilere yönelik nefret, siyasi ortamda körükleniyor

    Özkul: Mültecilere yönelik nefret, siyasi ortamda körükleniyor

    PİRHA-Oxford Üniversitesi Uluslararası Kalkınma Bölümü, Mülteci Çalışmaları Merkezi’nde araştırma görevlisi olan Dr. Derya Özkul, mültecilere yönelik gerçekleştirilen şiddet olaylarının temelinde nefret söylemlerinin yattığını söyledi. Nefretin siyasi ortamda körüklendiğini kaydeden Özkul, “AB göçmenlerin Türkiye’de kalmasını kendisine bir kazanç olarak görüyor. Türkiye’de ise göçmenlerin çoğunluğu ekonomiyi ayakta tutacak ucuz emek gücü olarak kullanılıyor” dedi.

    Tarihin her döneminde çeşitli nedenlerden ötürü yaşanan göç hareketleri özellikle kapitalizmin canlılar, doğa ve emek üzerindeki yıkım ve talanı ile birlikte hızlanarak arttı. Oluşturulan ulus-devlet sınırlarını aşmak isteyen göçmenlere yönelik devletlerin ve popülist liderlerin yanıtı ise sınırlara örülen duvarlar, deniz ortasında batırılan botlar, işkence edilerek dikenli tellerden uzaklaştırılan insan manzaraları oldu. Ekonomik, siyasal ve toplumsal krizlerin yükseldiği dönemlerde ise göçmenlere, mültecilere, sığınmacılara dönük nefret söylemleri, tehditler ve ırkçı saldırılarda da yükseliş gözlemlendi.

    ALTINDAĞ’DA YAŞANANLAR DEVAM EDİYOR

    2021 yılının Ağustos ayında Ankara’nın Altındağ ilçesinde Suriyeli mültecilerin işyerleri, evleri ve araçlarına günlerce süren saldırı ve yağma olayları yaşandı. İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde 16 Kasım 2021 günü Suriyeli inşaat işçileri 23 yaşındaki Mamoun al-Nabhan, 21 yaşındaki Ahmed Al-Ali ile 17 yaşındaki Muhammed el-Bish‘i gece kaldıkları yerde Kemal Korukmaz tarafından yakılarak, öldürüldü. 10 Ocak 2022 gecesi ise İstanbul Bayrampaşa’da maskeli bir grup tarafından evi basılan 19 yaşındaki Naif Elnaif bıçaklanarak, katledildi.

    SALDIRI TEHDİDİNDE BULUNAN IRKÇI BİR GRUP: ATAMAN KARDEŞLİĞİ

    Yakın zamanda ayrıca “Ataman Kardeşliği” adıyla kendisini duyuran ırkçı bir grup, sıralamaya koydukları farklı etnik gruplara yönelik saldırı çağrısında bulundu. Ataman Kardeşliği, Afganistanlı bir gence sokak ortasında yaptıkları saldırıyı ise bir video ile internette paylaştı.

    Mültecilere dönük hedef gösterici açıklamalar yalnızca Ataman Kardeşliği gibi ırkçı gruplara ait değil. Birçok siyasi parti ve yöneticileri de dönem dönem yaptıkları açıklamalar ile mültecileri hedef alıyor. Bu konuda özellikle Zafer Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın söylemleri dikkat çekiyor. Dükkanını ziyaret ettiği Suriyeli bir esnafın kimlik kontrolünü yapan ve o anlara ilişkin videoyu paylaşan Özdağ, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada ise “8 milyon sığınmacı giderse enflasyon yüzde 13 düşecek” ifadesini kullandı.

    “NEFRET SÖYLEMLERİ, FARKLI KESİMLER TARAFINDAN FARKLI AMAÇLARLA ÜRETİLİYOR”

    Oxford Üniversitesi Uluslararası Kalkınma Bölümü, Mülteci Çalışmaları Merkezi’nde araştırma görevlisi olan Dr. Derya Özkul ile göçmenlere, mültecilere ve sığınmacılara yapılan saldırılara ilişkin konuştuk.

    Göçmenlere karşı son zamanlarda gerçekleştirilen çeşitli şiddet olaylarına değinen Özkul, “Bunlar bazen sayıca küçük çaplı kavgalarda, bazen de Altındağ’da yaşanan olaylarda olduğu gibi ilçe boyutunda yaşandı, hala da sık sık yaşanıyor. Bu şiddet olaylarının temelinde nefret söylemlerinin yattığını görüyoruz. Nefret söylemleri toplumun farklı kesimleri tarafından farklı nedenlerle ve amaçlarla üretiliyor. Örneğin, Suriyelilerle günlük hayatında birebir hiçbir ilgisi olmayan yüksek gelirli bir vatandaş, kafasında oluşturduğu Suriyeli imajını düşünerek ırkçı söylemlerde bulunuyor” dedi.

    “DÜŞÜK GELİRLİ VATANDAŞ SUÇU İŞVERENDE DEĞİL SURİYELİLERDE ARIYOR”

    Özkul, Suriyeli işçilerin sigortasız ve düşük ücretler ile çalıştırılmasının ise sorun olarak görülmediğini söyledi. Özkul, “Irkçı söylemlerde bulunanlar aynı zamanda işyerinde sigortasız olarak Suriyeli işçi çalıştırmakta, bundan dolayı kârını arttırmakta zarar görmüyor. Diğer taraftan, işverenin ücretleri daha da çok düşürdüğü, işe alımları daha da esnek hale getirdiği, sigortasız çalıştıracağı için Suriyeli işçi çalıştırmayı tercih ettiği bir ortamda, düşük gelirli bir vatandaş, suçu işverende değil, Suriyelilerde arayabiliyor. Asıl sorunun sermaye ilişkileri olduğu göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.

    “NEFRET, SİYASİ ORTAMDA KÖRÜKLENİYOR”

    “Nefret diğer taraftan da siyasi ortamda körükleniyor” diyen Özkul, muhalefet liderlerinin seçimlerde oy alabilmek için popülist söylemlere başvurabildiklerini kaydetti. Özkul, şöyle konuştu:

    “Örneğin muhalefet partileri Suriyeliler hakkında bilinen temel yanlışları (“bizden çok yardım alıyorlar”, “hepsi vatandaş oldu, oy veriyor” gibi yanlışları) kendileri de kullanabiliyor. Seçimlerde oy alabilmek adına popülist söylemlere başvurabiliyor. Diğer taraftan, iktidar partisi bu tür yanlış bilinen bilgileri düzeltmek için çok büyük bir çaba sarf etmiyor. Örneğin hala ‘istisnai olarak Türk vatandaşlığının kazanılması’ sürecinin detaylarını açıklamıyor. Hangi göçmen hangi şartlar altında istisnai vatandaşlık elde ediyor bilinmiyor. Bu tür bilinmezlikler toplumdaki belirsizlik ve buna bağlı olarak nefret ortamını körüklüyor.”

    “SORUNU GÖÇMENLERDE DEĞİL, SERMAYE-EMEK İLİŞKİSİNİN NASIL DEĞİŞTİĞİNDE ARAMALI”

    Özkul, yaşanan siyasi sorunların Türkiye’ye has olmadığını belirtirken, Avrupa Birliği’nin göçmenlere karşı tavrının da sorunlu olduğunu vurguladı. “Bugün Avrupa Birliği’nin göçmenlerin sınırlarından geçmemesi için sınır güvenliğini her gün giderek daha da arttırdığını biliyoruz” diyen Özkul, şunları söyledi:

    “Son dönemlerde sınırlarda birçok yeni teknolojiler de kullanılmaya başlandı. Örneğin Ege Denizi üzerinde Avrupa’ya ulaşmak isteyen göçmenler sürekli olarak takip ediliyor. Sınır yoluyla geçmek isteyenler, birçok farklı sensor teknolojileri ile bulunuyor ve yakalanıyor. Bu durumda, AB göçmenlerin Türkiye’de kalmasını kendisine bir kazanç olarak görüyor. Türkiye’de ise göçmenlerin çoğunluğu ekonomiyi ayakta tutacak ucuz emek gücü olarak kullanılıyor. Çoğu göçmenin sigortasız çalıştırılmasından başlayarak, çocuk işçiliğinin varlığı, vatandaşlardan daha düşük ücretle çalıştırılmasına kadar birçok sorunun uzun vadede tüm toplumu etkileyeceği unutulmamalı. Sorunu göçmenlerde değil, asıl sermaye-emek ilişkisinin nasıl değiştiğinde aramak lazım.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Mersin İHD: Irkçılıkla mücadele bir varlık- yokluk mücadelesidir

    Mersin İHD: Irkçılıkla mücadele bir varlık- yokluk mücadelesidir

    PİRHA- Artan ırkçı saldırılara ilişkin bir açıklama yapan İHD Mersin Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu, Türkiye’ye sığınan çeşitli statülerdeki, başta Suriyeliler, Afganlar olmak üzere yabancılara düşmanlık da siyasiler tarafından körüklendiğini belirtti. Komisyon, “Irkçılıkla mücadele insan hakları mücadelesinin temeli ve bir varlık-yokluk mücadelesidir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon, artan ırkçı saldırılara dair açıklama yayınladı. Açıklamada, ocak ayının ilk 10 gününde dört bir yandan ırkçı saldırı, linç girişimi, ırkçı nefret ve hakaret haberleri geldiğine dikkat çekilerek, “Kürtlere ırkçılık Cumhuriyet tarihi boyunca en yetkili ağızlardan kışkırtılıp bir resmi politika haline getirilmesi ve geniş kitlelerde Kürt karşıtlığının yaygınlaşması sonucunda Kürtler çalışmak üzere gittikleri batıdaki kentlerde, kasabalarda toplu saldırılara ve linç girişimlerine uğruyorlar” denildi.

    Yakın zamanda ise Türkiye’ye sığınan çeşitli statülerdeki, başta Suriyeliler, Afganlar olmak üzere yabancılara düşmanlığın da siyasiler tarafından körüklendiğinin altı çizilen açıklamanın devamında, şu örneklere yer verildi:

    “Burada evlenip çocuk sahibi olmasınlar” diyerek “yabancılar”ın nikah ücretini on kat artırıp 100 bin liraya çıkaran CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan böylece ırkçılığı ve nefreti kurumsallaştırmış oldu.

    Ona paralel olarak eski İYİ Partili, şimdi Zafer Partisi’nin Genel Başkanlığını yürüten Ümit Özdağ sürekli Suriyeli ve Afgan düşmanlığı yapmakta. İzmir’de Suriye kökenli Türkiye vatandaşı bir kuyumcunun dükkânına girerek sorguya çekmiş, kimlik ve ruhsat göstermesini istemiş, bu diyaloğun kaydını da sosyal medyada paylaşmıştı. Ümit Özdağ bir başka sosyal medya paylaşımında Kırşehir’deki bir Afganlının marketinin fotoğrafına yer vermiş, “Kırşehir merkezde Afgan Market-Sahibi Afganistanlı bir genç” notunu düşerek market ve sahibini hedef göstermiş, sonra da “Saldırıya uğrarsa ben sorumlu değilim” diyebilmişti.”

    Irkçılıkla mücadele insan hakları mücadelesinin temeli ve bir varlık-yokluk mücadelesi olduğuna işaret edilen açıklamada “İnsan Hakları Derneği Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak insanım diyen ve insan yaşamına değer veren herkesi ırkçılıkla mücadelede bir araya gelmeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Savaş, göç, çocuk ve umut!-VİDEO

    Savaş, göç, çocuk ve umut!-VİDEO

    PİRHA-Savaşın ortaya çıkardığı zorunlu göçün yarattığı zorluklar, kış aylarında daha da ağırlaşıyor. Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Adanalıoğlu Mahallesi’nde derme çatma çadırlarda yaşama tutunmaya çalışan sığınmacılar, yaşadıkları sorunların yetkililer tarafından giderilmesini talep ediyorlar. 

    Dünya’da başta savaş olmak olmak üzere çeşitli nedenlerle 100 milyona yakın insan, yaşadığı coğrafyadan göç etmek zorunda kaldı. Savaştan kurtulan ancak başka ülkelere sığınanlar için kış ayları daha da ağır geçiyor.

    Temel insan hakkı olan barınma, sağlık ve eğitimden uzak sadece yaşama tutunmaya çalışan sığınmacılar, yetkililer tarafından ya görmezden geliniyor ya da politikalarına ‘malzeme’ yapılıyor.

    Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Adanalıoğlu Mahallesi’nde derme çatma çadırlarda yaşama tutunmaya çalışan sığınmacılar, yaşadıkları sorunların yetkililer tarafından giderilmesini talep ederken, çocuklar ise, ellerinde kuru ekmek, yüzlerindeki gülümsemeyle tüm bu ağır tabloya meydan okuyorlar.

    Diren KESER/MERSİN

  • Meriç’e atılan göçmenler henüz bulunamadı; soruşturma devam ediyor

    Meriç’e atılan göçmenler henüz bulunamadı; soruşturma devam ediyor

    PİRHA – Yunanistan Türkiye sınırında uzun süredir insanlık suçları işleniyor. PİRHA, Edirne’de iade edilen 45 kişilik grubun Meriç Nehri’ne atılmasına ilişkin ifade tutanaklarına ulaştı. Dosyayı takip eden avukatlardan Ahmet Baran Çelik PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Uzun süredir devam eden iade ve mültecileri gasp etme Yunanistan’da bir ritüele dönüşmüş durumda. Gasp ve cebir yordamıyla iadelerden biri de 24 Ağustos günü Edirne sınırında gerçekleşti. Ancak iade sonrası tamamı yabancı göçmenlerden oluşan kalabalık ekipten yetişkin erkekler Türkiye jandarması tarafından Meriç’e atıldığı iddia edildi.
    Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edilen 45 mültecinin Meriç Nehri’ne atıldığı ve 5 mültecinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Meriç Nehri’ne atılıp boğulmadan kurtulmayı başaran göçmenler, Özgürlük için Hukukçular Derneği’ne başvurdu. ÖHD göçmenlerin avukatlığını üstlenerek Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ardından İnsan Hakları Derneği de olayın takipçisi oldu.

    ÖHD İstanbul şubesi avukatlarından Ahmet Baran Çelik, konuya ilişkin PİRHA‘nın sorularını cevapladı. İlk olarak olay gününü özetleyen Çelik, göçmenlerin yasadışı yollar ile Yunanistan’a geçtiklerini ve orada bir cezaevi (göçmenler bu şekilde olduğunu söylüyor ancak başka bir kurum da olabilir) götürüldüklerini belirtti. Göçmenlerin anlatımlarına göre götürüldükleri kurumda herhangi bir işlem yapılmamış ve ardından Meriç sınırına götürülerek botlar aracılığıyla Türkiye sınırına gizlice bırakılmışlar. Deport edilen bir göçmen savcılığa, 15 dakika yürüdükten sonra Meriç ilçesine bağlı köye ulaştıklarını aktardı. Orada da kendilerine yardım etmeleri için Türk askerlerinin yanına gittiklerini belirtti. Asıl iddialar ise buradan sonra başlıyor.

    ASKERLER BİZİ ASKERİ BÖLGEYE BIRAKTI”

    Askerlerin, göçmenleri arabalar ile sınıra bıraktığı iddia ediliyor. İddianın devamında, askerler “komutan” olarak hitap ettikleri rütbeliyi beklemiş ve göçmenlere “Komutan gelince, ‘Yunanistan’a gitmeyi yine deneyeceğiz’ deyin.” demiş. Ardından gelen rütbeli kişi çocukları ve kadınları ayırmış. Yaşça yetişkin denebilecek genç erkekleri ise beşerli gruplar halinde Meriç’ten atlamaya zorlamış.

    MERİÇ’E İLK HRİSTİYAN GÖÇMENİ ATTI”

    Göçmenlerin ifadelerine göre rütbeli asker Meriç’e attığı askerler arasında da kendince öncelik belirlemiş. İlk olarak giyiminden (muhtemelen Haç taşıyordu) Hristiyan olduğu anlaşılan, Tunuslu genç erkeği Meriç Nehri’ne attı.

    BERABER YOLA ÇIKTIĞIMIZ İKİ KİŞİ KAYIP”

    İfadesine ulaştığımız şikayetçi göçmenlerden biri, (göçmenlerin isimleri hem hukuki hem de kişilerin güvenliği için saklı tutuluyor) savcılığa verdiği ifadede; 6 kişilik bir grup halinde İstanbul’dan çıktıklarını ve Yunanistan’dan da ayrılmadan iade edildiklerini söyledi. Bu gruptan iki arkadaşlarının boğulduğunu ya da öldürüldüğünü görmediklerini ancak bir daha haber alamadıklarını belirtti.

    Aynı zamanda göçmenler ifadelerinde ‘asker’ ve ‘jandarma’ ayrımı yapabilecek kadar Türkiye’de yaşadıklarını bu sebeple de onları nehre attıranın ‘asker’ olduğundan emin olduklarını vurguladı.

    EDİRNE VALİLİĞİ OLAYI YALANLADI

    Edirne Valiliğinden açıklama geldi. Valilik, “Olayın varlığına ilişkin hiçbir sonuca ulaşılmamıştır” dedi.
    İddialarla ilgili araştırma yapıldığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “1. derece askeri yasak bölgeler sınır birliklerimizin sorumluluğunda olduğu için jandarmanın bu bölge içerisinde görev ifa etmesi söz konusu değildir. Bu şekildeki iddiaların 27 Ağustos 2021 tarihinden itibaren sosyal medyada yer alması üzerine, herhangi bir başvurunun bulunmamasına rağmen, hem jandarma hem de sınır birliklerinin yetkilileri tarafından kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili araştırma yapılmış olup, iddia edildiği gibi bir olayın varlığına ilişkin hiçbir sonuca ulaşılmamıştır.
    Bununla birlikte, kamu görevlileri tarafından işlendiği iddia edilen her türlü kötü muamele ya da yetkisiz güç kullanma iddiası adli ve idari yönden araştırılmakta ve soruşturulmaktadır. Her türlü kötü muamele iddiasında olduğu gibi bu konu ile ilgili de herhangi bir somut iddianın, bilginin, başvurunun bulunulması halinde gerekli işlemler yetkili devlet organları tarafından yapılacaktır.”

    Avukat Ahmet Baran Çelik, şüphelilerin tespit edilerek, “İnsanlığa karşı suç, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama” suçlamalarıyla cezalandırılacağını aktarıyor.

    BİR MÜLTECİ ASKER TARAFINDAN VURULUP NEHRE ATILDI”

    Av. Ahmet Baran Çelik, toplam 6 mültecinin yaşadıklarını dinlediklerini ve 4’ünün vekaletini alarak suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Çelik, konuştukları bütün mültecilerin ortak olarak aynı şeyi söylediğini ifade ediyor: “Bir komutan geldi, askerlere hepsini nehre atın dedi.”

    Mültecilerle yaptığı görüşmelere göre Baran, 5 mültecinin ölü, sayısız kişinin de kayıp olduğunu dile getirdi. Hatta yüzme bilmediği için bir mültecinin kaçmaya çalıştığını ama asker tarafından vurulup nehre atıldığı iddiasını da paylaşıyor.

    BÜTÜN ASKERLERİN İŞLEME TABİ TUTULMASI GEREKİYOR”

    Çelik, suç duyurusundan sonuç alabileceklerini düşündüğünü dile getirdi. “İletişim kuramadığımız ya da kurduktan sonra bir daha ulaşamadığımız göçmenler oldu. Ancak dört kişinin vekaleti var. Bu göçmenler o ‘komutan’ denen rütbeliyi tespit edecek. Ancak dosya şimdilik yavaş işliyor. O gün görevde olan bütün askerlerin işleme tabi tutulması gerekiyor.”

    Olay yeri keşfi için avukatların ve savcılık heyetinin Edirne sınırında girişimleri olmuş. Çelik, henüz tam noktayı bulmadıklarını söyledi. Ancak bu arayış sırasında pek çok iade edilen gruba denk geldiklerini de dile getirdi.

    ASKERLER TERHİS OLUP BÖLGEDEN AYRILACAKLAR”

    Çelik, askerliğin 6 ay olduğunu hatırlatarak, “Görgü şahidi ya da fail er olabilir. Ancak o sırada belki 5 aydır asker olan aradan geçen bu zaman içerisinde bile terhis olmuş olabilir. Bu sebeple o sırada o bölgede bulunan askeri bulmak çok kolay bir iş olsa gerek. Hızlı olunmazsa o askerleri kaybederiz.” dedi.

    YUNANİSTAN SINIRINDA ÇETELER DE “DEPORT” EDİYOR

    Yunanistan’da göçmenleri iade edenlerin güvenlik görevlisi olduğu söyleniyor. Ancak bu geri itme/deport işlemini bölgede çeteler de yaptığı belirtildi. Hiçbir resmi üniforması olmayan; hatta farklı milletlerden kişilerin aralarında olduğu, gayri resmi iadelerde yer aldığı öncesinde de gasp ve yağma yaptıkları söyleniyor. Bu iade biçiminin resmi prosedüre dönüştüğü düşünülüyor.
    Türkiye sınırında, Yunanların korkunç hal aldığını vurgulayan Çelik, Meriç Nehri’nde binlerce ölünün çıkabileceğini tahmin ediyor.

    BU SÜRECİN KIŞKIRTICISI MİLLET İTTİFAKIYDI”

    Olayın yaşandığı dönemde siyasal ve toplumsal atmosfer de birbiriyle bağlantılı. Afganların Türkiye’ye girişini ve Suriyelilerin gitmesi gerektiğine dair açıklamalar yükseldi. Bu açıklamalar da iktidar kanadından ziyade Millet İttifakı bileşenleri CHP ve İYİ Parti üye ve yöneticilerinden geldi. Ankara’da Suriyelilere yönelik pogromun da tetikleyicilerinden biriydi. Ankara’daki göçmenlerle de müvekkillik ilişkisi olan Çelik, “Siyasilerin açıklamaları göçmenlere yönelik nefreti arttırdı ve önü alınmayacak duruma getirdi. Meriç sınırında yaşananlar da dönemden ayrı ve münferit görülemez” dedi.

    Ayırdığı 45 kişiyi Meriç’e atarken videoya çekip zorla el sallatan rütbeli kimdir, hala bilinmiyor.

    Helin YILMAZ / ISTANBUL

  • Ortadoğulu mülteciler Avrupa ülkelerinin sınırında mahsur kaldı

    Ortadoğulu mülteciler Avrupa ülkelerinin sınırında mahsur kaldı

    PİRHA- Sığınmacı sorunu her geçen gün büyüyor. Estonya 10 Afgan mülteciyi alabileceğini söylerken diğer Avrupa ülkeleri de sınırlı sayıda sığınmacıya sınırlarını açıyor. Türkiye, Suriye, Lübnan, İran ve son olarak da Afganistan’dan çıkan sığınmacılar devletlerin sınır kapılarında yaşam savaşı veriyor.

    Polonya, ülkeye girmek isteyen göçmenlerin gelişini durdurmak için Belarus sınırına yüzlerce asker yerleştirdi. Göçmenlerden Bilgi (İnfoMigrants) sayfası Avrupa sınırlarında sıkışan Ortadoğuluların fotoğraflarını paylaştı. Sığınmacılar 11 gündür Belarus sınırında bekletiliyor.

    Savunma Bakanı Mariusz Blaszczak, operasyona 900’den fazla askerin katıldığını ve Polonya sınırları boyunca da dikenli tellerin döşendiğini söyledi. Bakan, telin Polonya’nın Belarus ile olan 418 kilometrelik sınırının yaklaşık 100 kilometresini geçtiğini ve yakında 50 kilometre daha döşeneceğini de sözlerine ekledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sığınmacıların elektrikleri kesik, yetkililer sessiz!-VİDEO

    Sığınmacıların elektrikleri kesik, yetkililer sessiz!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, bir haftadır elektriksiz bırakılan Suriyeli sığınmacıları ziyaret ederek, yaşanan kesintisinin bir an önce giderilmesini istedi.

    Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Adanalıoğlu Mahallesi’nde kurdukları çadırlarda yaşayan 600’ün üzerindeki Suriyeli sığınmacının elektrikleri bir hafta önce kaçak kullanım yaptıkları gerekçesiyle kesildi.

    Tüm girişimlere rağmen açılmayan elektrik nedeniyle oksijen tüpüne bağlı olan çocukların yaşamları tehlike altında.

    Konuya ilişkin Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Suriyeli sığınmacıların durumlarını yerinde görmek ve ihtiyaçlarını tespit etmek üzere çadır alanına ziyaret gerçekleştirerek, sığınmacıların sorunlarını dinledi.

    Platform üyelerinden İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir, elektrik kesintisine ilişkin ilgili kurum ile görüştüklerini ve kurumun kendilerine Valinin izni olmadan bir şey yapamayacaklarını belirterek, insanların kaderleriyle baş başa bırakılamayacağını dile getirdi.

    Heyette yer alan Mersin Baro Başkanı Bilgin Yeşilboğaz ise, Suriyeli sığınmacıların durumunu görüşmek üzere Mersin Valiliği’nden randevu talep ettiklerini, fakat taleplerine ilişkin yanıt alamadıklarını aktararak, “umarım 21. yüzyılda tanık olduğumuz bu trajediye hep birlikte son verebiliriz” dedi.

    Heyet daha sonra sığınmacıların haklarının yer aldığı broşürleri dağıttı.

    Diren KESER/MERSİN