Etiket: siha

  • Gazetecilerin katledilmesinin araştırılması önergesi reddedildi

    Gazetecilerin katledilmesinin araştırılması önergesi reddedildi

    PİRHA – DEM Parti’nin, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in katledilmesinin araştırılması istemiyle Meclis’e verdiği önerge MHP, AKP ve İYİ Parti’nin oyları ile reddedildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis İdari Amiri ve Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz, gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in Türkiye’nin SİHA saldırısında Kuzey ve Doğu Suriye’de katledilmesinin araştırılması talebiyle verdikleri araştırma önergesi kapsamında konuştu.

    Saliha Aydeniz, her iki gazetecinin gerçeklerin çarpıtılmasını ve özel savaş politikalarını teşhir ettiğini ve hakikati dile getirdiklerini söyledi. Saliha Aydeniz, “Hakikatin sesiydi onlar; tam da bu yüzden hedef alındılar. Gazetecileri katletmek bir devlet geleneği; Ape Musa’dan Özgür Ülke’nin bombalanmasına, 1990’lı yıllardan bugüne değişen hiçbir şey yok” dedi.

    “GAZETECİLERİN HEDEF ALINMASI SAVAŞ SUÇUDUR”

    Gazetecilerin hedef alındığını anımsatan Saliha Aydeniz, “Beş yılda federe Kürdistan’da ve Kuzeydoğu Suriye’de 13 gazeteci katledildi, 7 gazeteci yaralandı. Çatışma bölgelerinde faaliyet yürüten gazetecilerin çalışma ve yaşam hakları Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler aracılığıyla güvence altına alınmış olmasına rağmen gazeteciler hedef alınıyor. Bu, açıkça bir savaş suçudur” diye kaydetti.

    “GAZETECİLER NEDEN KATLEDİLDİ?”

    Saliha Aydeniz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu gazeteciler neden katledildi? Nagihan, jineoloji çalışmalarıyla kadınların özgürlüğünün yolunu çizdiği için mi? Nazım Daştan, cenazesi yedi gün sokak ortasında kalan Taybet ananın yaşadıklarını kamuoyuna taşıdığı için mi? Peki ya Cihan, Ortadoğu’nun geleceği için büyük bir anlam taşıyan kadın devrimini kalemiyle bütün dünyaya anlattığı için mi? Gazetecileri koruyan komite, aracının üstünde büyük harflerle ‘basın’ yazılmış olmasına rağmen bombalandığını açıkladı. Ne kadar tanıdık değil mi? İşte önümüzde 28 Aralık var, Roboski yıl dönümü. O zamanın yalanlarını bugün de söyleyecek misiniz yoksa suçlarınızla, ayıbınızla bu sefer yüzleşecek misiniz? Zihniyet, Kemal Korkut’u katleden değil, belgeleyeni tutuklayan, haber takibindeki gazetecinin başına silah dayayan, Hakkâri’deki fuhuş çetesini haber yapan gazeteciyi gözaltına alan Ape Musa’yı sokak ortasında katleden zihniyettir.

    HAKİKATTEN KORKUYORLAR

    Şunu iyi bilin, demokratik görünmeye çalıştığınız dış dünya yaşananları çok net görüyor ve bu onların iştahını kabartıyor. Bir yanda hakikati savundukları için canlarıyla bedel ödeyenler, diğer tarafta ısrarla çözümsüz bırakılan hakikatlerle ilgili söz söyledikleri için terörist ilan edilenler. İşte Merdan Yanardağ, Seyhan Avşar, Özlem Gürses, Can Dündar ve daha birçok kişinin yaşadıkları, siyasi iktidarın hakikatinden ne kadar korktuklarını gözler önüne seriyor.

    POLİS, ÖZNUR DEĞER’İ SÖZLÜ TACİZ ETTİ

    Özgür basın emekçileri gerçeği dile getirdikleri için hedefte; Metin Göktepe’den Cihan Bilgin’e, Nazım Babaoğlu’ndan Gülistan Tara’ya hakikati savunanların sesi ya öldürülüyor ya da susturulmak isteniliyor. Öznur Değer, arkadaşı Cihan Bilgin’in taziyesinde kolluk tarafından sözlü taciz edildi; oradaydık, bunun tanığıyız. Kitleyi çeken kolluğun kameralarından da gayet açık görülecek ki sözlü tacizin üstünü örtmek ve çarpıtmak için hızlı bir şekilde gazeteci hakkında soruşturma başlatıldı. Buradan, bu kürsüden halk adına soruyoruz: Peki bunu yapan kolluk adına da soruşturma başlattınız mı? Tabii ki hayır. Yargı ve hukukun iktidarın siyasi çıkarı uğruna bir araç olarak kullanıldığı çok açık ortada.

    UTANÇ TABLOSU

    Katledilen arkadaşlarını andıkları için 7 gazeteci daha tutuklandı, kadınlar çıplak aramaya maruz kaldılar. 48 gazeteci bu ülkede tutuklu. Türkiye, Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 158’inci sırada. Bu, tam bir utanç tablosudur. Zamanında gazetecilik kısmen de olsa objektifti, Mehmet Ali Birand sayın Abdullah Öcalan’la yaptığı röportajla tarafsızlığı için takdir edilmişti çünkü görevi asıl olanları olduğu gibi yansıtmaktı ama bugün Nevşin Mengü Salih Müslim’le yaptığı söyleşi için gözaltına alınıyor.

    KALEMLERİ HİÇ YERE DÜŞMEDİ

    Unutulmamalıdır ki geçmişten bugüne hakikati karanlıkta bırakmak isteyenlere karşı hakikatin kalemi, kamerası, mikrofonu hiç yere düşmedi, düşmeyecek. Bu topraklarda kimse sansürden, baskıdan, bombalardan artakalan bir hayatı tesadüfen yaşamak zorunda kalmamalıdır. Hepimiz hakikati konuşmanın, yazmanın, göstermenin bedel gerektirmediği bir dünyada yaşama hakkına sahibiz. Tam da bu sebeple gazetecilerin ölümleri aydınlatılmalı, sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalıdır.”

    “TERÖRİST OLARAK YAFTALAMAKTAN VAZGEÇİN”

    Söz alan CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, kürsüde Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin gazetecilere ilişkin açıklamasını okudu. Gazetecilerin Türkiye’de yaşadığı sorunlara işaret eden Konuralp, Daştan ve Bilgin’in katledilmesini protesto eden gazetecilerin tutuklanmasına da dikkat çekti. Konuralp, “İktidar, gazetecileri hedef alan söylemlerini sorgulamalı. Tehditlerinden ve baskılardan vazgeçilmelidirler. Bu baskı ve saldırıların hedefi görünürde gazeteciler olsa da özünde ülke demokrasisidir. İfade özgürlüğü, eleştiri hakkı ve haber yapma özgürlüğü hiçbir baskıya boyun eğmez. Susturulan her gazeteci, karartılan her gerçek halkın bilgiye erişim hakkının gasp edilmesi demektir. Halkın haber alma hakkını savunan gazeteciler her türlü tehdide rağmen kalemlerini bırakmadı, bırakmayacak’ ” dedi.

    Konuralp, “Hoşunuza gitmeyen haberleri yazan, yorumlayan, dile getiren gazetecileri kriminalize etmekten, terörist olarak yaftalamaktan vazgeçin” dedi.
    İYİ Parti adına söz alan Ankara Milletvekili Kürşad Zorlu, önergeyi desteklemediklerini ifade etti.

    AKP, TÜRKİYE’NİN YAPMADIĞINI SAVUNDU

    Söz alan AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, Daştan ile Bilgin’in bir gazeteciler cemiyetine üye olup olmadığını sorguladı. Yayman, “Türkiye’den nasıl yurt dışına çıkmışlar? Karakozak’ta, Münbiç’te ne yapıyorlar? Türkiye Cumhuriyeti yapmış gibi bir algı operasyonu var; asla bunu kabul etmiyoruz. Çıkın, açıkça bunu kim yapmışsa söyleyin. Gazeteciler Cemiyeti niye buna sahip çıkmıyor, Gazeteciler Cemiyeti bu konuyla ilgili niye açıklama yapmıyor?” diyerek, katliamı savundu.

    Bu sırada DEM Partililer, “Önergeye onay verin, kimin yaptığını ortaya çıkaralım” diyerek, tepki gösterdi.

    Tartışmaların ardından oylamaya sunulan önerge, AKP, MHP ve İYİ Parti oyları ile reddedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Katledilen gazeteciler dünya basınında, Türkiye’de gündem yapanlar gözaltında’

    ‘Katledilen gazeteciler dünya basınında, Türkiye’de gündem yapanlar gözaltında’

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili, TBMM’de yaptığı basın açıklamasında, katledilen ve baskıya maruz kalan gazetecilere dikkat çekti. Temelli, 5 yılda 13 gazetecinin yaşamını yitirdiğini söyledi ve “Bu konu dünya basınında gündem yapılmakta, fakat Türkiye’de bu konuyu gündem yapanlar gözaltına alınmakta” diye ekledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Temelli’nin öncelikli gündemi gazetecilere yönelik saldırılar oldu.

    Sezai Temelli, Suriye’de katledilen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’i anarak şunları söyledi:

    “İki gazeteciyi, iki özgür basın çalışanını yitirdik. 5 yılda tam 13 gazeteciyi yitirdik. Dolayısıyla bu çok önemli bir sorundur. Bu konu dünya basınında gündem yapılmakta, fakat Türkiye’de bu konuyu gündem yapanlar gözaltına alınmakta. Şişhane’deki protestolarda 59 kişi gözaltına alındı, 9 kişi tutuklandı ve bunların arasında yine gazeteciler var. Gazeteci Öznur Değer için de bugün bir soruşturma başlatılmış. Soruşturmanın nedeni de kamu görevlilerine hakaret. Aslında olay canlı yayında da önümüze çıktı. Kamu görevlilerinin ağza alınmayacak hakaretlerine karşı bir tepkiydi. Türkiye’de katliama dair soruşturma açılması ve konunun aydınlatılması bir yana, tam tersine, konunun aydınlatılmasına yönelik taleplere yönelik saldırılar, gözaltılar ve tutuklamalar devam ediyor.”

    “TEZKERECİ BİR MECLİS”

    Sezai Temelli, Roboski Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle de konuştu. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin son bir yıllık faaliyetlerine de değinen Temelli, şöyle devam etti:

    “Roboski’de 34 masum yurttaş hava saldırısında katledilmişti. Şimdi de İHA ve SİHA’larla Suriyeliler, gazeteciler, masum insanlar katledilmeye devam ediyor. Roboski’nin aydınlatılmaması, işte bu zihniyetin kendisini yeniden üretmesine ve bu katliamları yapmasına neden oluyor. Bu vesileyle, bir kez daha Roboski’de katledilenleri rahmetle anıyorum; sabırla adaletin tecelli etmesini bekleyen halkımıza da başsağlığı diliyorum. Yılsonuna geldik, bir yılı geride bıraktık. Bir yıl boyunca Meclis ne yaptı? Halk için bir şey yapmadı. İktidar ve sermaye için bir şeyler yaptı. Bu şiddet aklını üretmek için, bu savaş aklını üretmek için elinden geleni yaptı ama ne emekçiler ne emekliler ne de engelliler için bir şey yaptı. Başta Kürt halkı olmak üzere, bu ülkede mağdur olanlar için bir şey yapmadı. Toplumsal barışa dair bir adım atamadık ve bir seneyi de böyle geçirdik.

    Bu hafta devlet memurlarıyla ilgili kanun teklifi gelecek. Bu kanun teklifinde bir yıl boyunca yaşadıklarımız tekrar edecek. Herhangi bir sorunun çözümüne dair bir kanun teklifi değil. Torba yasa mantığıyla hazırlanmış ve önümüze gelmiş bir kanun teklifi. Meclis’in kanun tekliflerine ve çalışma şekline baktığımızda adeta bir noterlik makamı gibi çalıştığını görüyoruz. Saray’da hazırlanan kanun teklifleri geliyor. Bu kanun tekliflerinden yasalaşanların birçoğu Anayasaya aykırı. Bunlar Anayasa Mahkemesinden dönüyor, ancak başka bir kanun teklifinin içinde aynı maddeler tekrar geliyor. Aynı yöntemle, oy çokluğuyla geçip gidiyor. En çarpıcı konulardan biri de tezkere konusu. 1980’den beri 80 tane tezkere çıkmış. Bir barış siyaseti üretmek yerine hala militarist akılla tezkereler üreten bir meclis. Bu karakterini koruduğu için de ne ülkeye beklenen barış geliyor ne toplumsal barış geliyor ne de Ortadoğu için belki de elzem olan barış ve diyalog sürecinin önü açılıyor. Her şeyden önce, önümüzdeki dönemde Meclis tezkereci bir meclis olmaktan mutlaka kurtulmalıdır.

    NARİN GÜRAN CİNAYETİ VE TBMM’DE YAŞANANLAR!

    Çok acı olaylar yaşandı, bunlar Meclis gündemine de geldi. Bunlardan biri de Narin Güran cinayeti. Narin’in katledilmesi, vicdanlarda kabul edilemez yaralar açtı. Hem katledilme şekli hem de naaşına o kadar gün sonra ulaşılması ve orada yaşanan olaylar özelinde aslında önemli bir duyarlılık Meclis’e taşındı. Mücadelemizle bir araştırma komisyonu kuruldu. Tabii ki mesele bir tek cinayet değildi. Bu ülkede çocukların uğradığı şiddet, taciz ve istismar meseleleri çok önemlidir. Bu konu araştırılsın diye bir araştırma komisyonu kuruldu ama maalesef Genel Kuruldaki AKP-MHP zihniyetinin komisyonlara da yansıdığını görüyoruz. Komisyonlar meselelerin üzerine sağlıklı bir şekilde gidebiliyor mu? Bu konuda olumlu konuşamayacağım. Araştırma komisyonları, kurulmuş olmak için kurulmamalı; gerçek anlamda işlevlerini yerine getirebilmelidir.

    “KADIN CİNAYETLERİ KOMİSYONUN BAŞKANLIĞINA BİR ERKEK GETİRİLDİ”

    Bir başka olay da “Yenidoğan Çetesi” olarak karşımıza çıktı. Bu konuda da mücadelemiz ve toplumun çok önemli duyarlılığıyla bir araştırma komisyonu kuruldu. Bu konuda da çalışmalar var ama iktidar meseleyi tıkamaya, geçiştirmeye yönelik tavırlar sergiliyor. Bu kabul edilemez. Olayın her boyutuyla açığa çıkması önceliğimizdir. 425 kadın katledildi şu saate kadar. Resmi rakamlar bunlar. Resmi olmayan rakamlar da var. Farklı nedenlere bağlanan cinayetler var ama 425 kadın cinayeti de az değil. Bu konuda da bir araştırma komisyonunun kurulmasını önerdik. Komisyon kuruldu ama başkanı erkek. Bu bile meseleye yaklaşma açısından AKP iktidarının zihniyetini ortaya koyuyor. Dolayısıyla kadınlar bir erkek şiddetiyle karşı karşıyalar. Bazen cinayet olarak, bazen farklı saldırılar olarak karşımıza çıkıyor. Bir komisyon kuruyorsunuz ve başına bir erkeği getiriyorsunuz. Bu konuda söylenecek söz açıkçası bulamıyorum.

    “İMRALI’NIN KAPILARININ AÇILMASI GEREKİYOR”

    Sezai Temelli, geride bırakılan yılın önemli bir başlığının da kayyımlar olduğunu söyledi. Kürt halkının iradesinin 2024 yılında da yok sayıldığını vurgulayan Temelli, İmralı tecridini de hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Darbe dönemini savunanların, darbe hukukunu savunanların o mekanikten beslendiklerini çok iyi biliyoruz. Bunun iptaline yönelik de 10 muhalefet partisinin ortaklaştığı bir kanun teklifi verildi. Bunun bir an önce yasalaşması, iktidarın da bu konuda adım atması iktidara çağrımızdır. Çünkü Türkiye’nin sorunlarını çözmek istiyorsak, bu ancak demokrasinin şartlarıyla mümkün olabilir. Darbe şartları içinde bunu sağlayamazsınız.

    Gelir dağılımındaki adaletsizlikler ortada, bölgesel eşitsizlik ortada. Bugün Kürt illerinin yaşadığı mağduriyet çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Fakat biz bütçe görüşmelerinde ‘şu kadar büyüdük, AB’de şöyle olduk’ gibi bir hamasi sözler dinledik. Hamaset sadece siyasette yapılmıyor, ekonomide de yapılıyor. Ekonomideki hamaset bu bütçeye damgasını vurdu. Halkın hiçbir derdinin çözülemeyeceği bir bütçe bizi bekliyor.

    Hukuk devletini var edeceğimiz en önemli mekan da Meclis’tir. Meclis’in barışa, demokrasiye ve müzakereye açık bir zihniyete vardırılması gerekiyor. Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi değil yeniden kazandırılması gerekiyor. Siyasi tutsaklığa son verecek yasaları hayata geçirecek adımların atılması gerekiyor. Kürtçeye saygı gerekiyor, mikrofonun kapatılmaması gerekiyor. Bugün artık Türkiye halklarının barışa olan özlemi bu kadar büyümüşse, İmralı kapılarının açılmasının arifesinde herkes büyük bir beklenti içindeyse Meclis de üzerine düşeni yapmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Narin’in katledildiği köyde Hizbul kontranın silah deposu mu var?

    Hatimoğulları: Narin’in katledildiği köyde Hizbul kontranın silah deposu mu var?

    PİRHA – 1. Merkezi Örgütlenme Konferansında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Savaşa karşı barış harekatını örgütlemek, konferansımızın ana hatlarından biridir” diye belirtti. Hatimoğulları, Narin Güran cinayetine de değinerek “Hizbul kontranın o köyde bir silah deposu mu var, bütün bu sorular yanıt bekleyen sorulardır” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Özgürlük için Örgütleniyoruz” şiarıyla Ankara’da düzenlenen 1. Merkezi Örgütlenme Konferansında konuştu.

    Hatimoğulları, DEM Parti olarak başlattıkları Ekmek ve Adalet kampanyasının detaylarına değinerek şu konuşmayı yaptı:

    “Yaptığımız buluşmalarda biz bir kez daha gördük ki üreticiler, çiftçiler, işçiler, emekçiler artık dolmuş durumda. Bıçak ilikte. Gerçekten insanlarda o kadar büyük isyan, bu iktidara, kapitalist sisteme karşı, bu sermaye düzenine, ezen ve sömüren anlayışa karşı büyük bir tepki olduğunu yaptığımız çalışmalarda bir kez daha gözlemledik. Tabii burada temel sorun belki konferansta konuşacağımız konulardan biri eylemin, grevin neden birbiriyle bakışamadığı, ortaklığa dönüşemediği, ortak eyleme toplumsal muhalefete dönüşemediği. Bu konuda DEM Parti olarak bütün siyasetçilerin ve emek alanında örgütlenen her kesimin bir muhasebe yapmaya ihtiyacı var. Bizim DEM Parti olarak konferansta üzerinde konuşacağımız konulardan biri bu.

    “DARBELERE RAĞMEN BUGÜN YİNE ÖRGÜTLENİYORUZ”

    Bugün alanlarda, meydanlarda emekçiler, işçiler haykırılıyorsa, bugün DEM Parti gördüğü bütün baskılara rağmen cezaevinde çok sayıda arkadaşımızın olmasına rağmen, başta Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş gibi bir çok seçilmiş arkadaşımız hapishanede olmasına rağmen hala ayaktaysak demek ki bu ülkenin Türkiye’nin ve Kürdistan halklarının umudu olan yine bizleriz. Bu çok kıymetli bir şey. Bizler darbelere rağmen, örgütlülüğümüzün zaman zaman zayıflamasına rağmen hala bu salonda örgütlenme konferansı gerçekleştirebiliyor ve seçimlere girip belediyeler kazanabilen bir siyasi partiyiz.

    Yine önümüzdeki dönemde örgütlenme akslarımızdan en önemlisi olan parti paradigmamız ve sol sosyalist hareketlerin ve Kürt özgürlük hareketinin birikmelerine bakarak savunduğumuz önemli konulardan biri Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi ve barış. Savaşa karşı barış harekatını hep birlikte hem Türkiye’deki iç dinamikleriyle hem bölge dinamikleriyle, uluslararası barış ağlarıyla birlikte örgütlenmesi bu konferanslarımızda açığa çıkacak mücadele hatlarından birisi olacaktır.

    “YOL HARİTASINI ÇİZECEĞİZ”

    Bu salon ezcümle bütün ezilen ve sömürülenlerin, işçilerin, emekçilerin haklarını savunan bir salon, bir bileşke. Ve bizler bu mücadeleyi yürütürken şunu asla unutmamalıyız. Cezaevlerinde olan arkadaşlarımıza, İmralı tecridinden dolayı aylardır, yıllardır kendisinden haber alınamayan Sayın Öcalan’a, bu topraklardan kalkan İHA ve SİHA’larla katledilen gazetecilere, siyasetçilere bu topraklarda katledilen bütün siyasetçilere, yargısız infazda katledilenlere ve bizlerin aynı zamanda Narinlere ve çocuklara karşı çok büyük sorumluluğumuz var. Bu görev ve sorumlulukla ve bu bilinçle bizim elbette mücadelenin tıkanan bütün damarlarını tek tek nasıl açabileceğimizin yol haritasını hep birlikte bulmak ama sadece bulmak sadece tanımlamak değil aynı zamanda buradan nasıl bir eylem hattıyla çıkacağımızı konuşmak gibi tarihsel bir görev ve sorumluluğumuz var.

    “KADINLARA DÜŞMAN BİR İKTİDAR”

    Acımız çok büyük, biz küçük bir çocuğu koruyamadık. Bu ülke çocukları koruyamayan bir ülke, bu iktidar kadınları ve çocukları koruyamayan, korumak istemeyen, onlara düşman bir iktidar. O köy adeta bir sır küpüne döndü. Ailenin açıklamalarından tutalım iktidar vekilinin açıklamalarına, 19 gün boyunca Narin’in bedenine canlı ya da cansız ulaşılamaması, en son gayet profesyonel bir destek alınarak Narin’in bedeninin o derenin içine gömülmesi ve delillerin kaybedilmesi. Bütün bunları Kadın Meclisimizde değerlendirirken bunun salt magazinel, onun bununla ilişkisi vardı, gördü görmedi üzerinden medyada yürütülen tartışmaları yanlış bulduğumuzu ifade ettik. Türkiye’nin ana gündemlerinden birine dönüşen bu sorunda sadece bir ailenin mahremini korumak için bu kadar seferberlik olmaz. O köyün ne anlama geldiğini, o köyde hizbul kontranın nasıl örgütlendiğini, hizbul kontranın o köyde bir silah deposu mu var, bütün bu sorular yanıt bekleyen sorulardır.

    Narin’i korumayan, kadınları korumayan, işçilerin, emekçilerin, yoksulların açlığını kendine dert edinmeyen, en son 108 milyon insanın verilerini çaldıran, ”çalındı ne yapalım” diyecek kadar utanmaz bir açıklama yapabilen, istifa etmeyi asla düşünmeyen bu iktidar artık bu ülkeyi yönetme ehliyetini tamamen kaybetmiştir. AKP-MHP ortaklığı, Ergenekon’la kurdukları ortaklıklar, Jitem ittifakı ile yönetme ehliyetini çoktan kaybetmiştir. Bizler buradan hareketle mücadelemizi büyütmeliyiz. Bütün nesnel koşullar gösteriyor ki, ülkenin içinden geçtiği sosyo kültürel durumu yaratan, çürüme, savaş siyaseti yürüten, tamamen muhaberata İHA ve SİHA’ya dayalı bir dış siyaset yürüten bu iktidar bu ülkeyi yönetemez. Kadınları ve çocukları korumayan bunu ısrarla vurguluyorum çünkü bu kamusal bir görevdir, bu görevi yerine getirmeyen, bunu normalmiş gibi anlatan bu iktidara karşı bizlerin başarıya ulaşmasının koşulları pekala fazlasıyla oluşmuştur. Bunun için değerli arkadaşlar, bu konferansımızın böylesi bir dönemde gerçekleşmesine de önem atfetmeliyiz.

    “YENİDEN BİR YAPILANDIRMANIN İÇİNE GİRİYORUZ”

    Bizler bütün bu mücadeleleri bir yandan kendimizi örgütleyerek bir yandan kampanyalarımızı yerelden merkeze kadar mahalle mahalle örgütleyerek yerelden merkeze yeniden bir yapılanmanın içine giriyoruz. Biz bu yeniden yapılanmayı sağlarken sadece DEM Parti değil aynı zamanda bizim dışımızdaki bütün kesimlerle bütün muhalif hareketlerle hep birlikte olacağımız bir demokratik güç birliğine ihtiyacımız var. Bu tespitleri yaptıktan sonra faşizmin, otoriter rejimin bu ülkede kendisini derinleştirmeye çalıştığı ama yapamadığı, toplumsal rıza alamadığı bir dönemde birlikte mücadele etmenin, ittifak politikalarını güçlendirmenin tam da zamanı.

    Burada bu örgütlenme konferansımızda özetle söyleyecek olursak emeğin bu kadar yok sayıldığı, yoksulluğun bu kadar derinleştiği bir yerde DEM Parti bu alanı kendi ana alanı olarak görerek buradan örgütlenmeye devam edecek. Savaş karşıtı mücadele ve Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmesi için verilen mücadele bu dönemde partimizin ana hatlarından biriydi. Ama bunun altını bu konferansta bir kere daha çizeceğiz. İttifak politikalarımızı nasıl güçlendireceğimizi yine bu konferansta konuşacağız, önümüzdeki dönemin açılması açısından bunun altını çizmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • İran SİHA ve füzelerinin % 99’unun havada imha edildiği duyuruldu

    İran SİHA ve füzelerinin % 99’unun havada imha edildiği duyuruldu

    PİRHA – İran’ın 13 Nisan’da İsrail’e yönelik savaş ilanıyla birlikte 300’den fazla silahlı insansız hava aracı (SİHA) ve füze gönderdiği açıklandı.

    İran’ın akşam saatlerinde başlattığı saldırıyla birlikte İsrail’in güneyindeki bir üstte küçük çaplı hasar oluştuğu, can kaybının ise yaşanmadığı duyuruldu. İsrail ordusu, İran’ın gönderdiği SİHA ve füzelerin % 99’unun İsrail hava sahasına girmeden yok edildiğini bildirdi.

    Sıcak savaş sürerken İran Genelkurmay Başkanı General Muhammed Bagheri’den “İsrail karşılık verirse, tepkimiz daha büyük olur” açıklaması geldi.

    Reuters Haber Ajansına göre devlet televizyonuna konuşan İran Genelkurmay Başkanı General Muhammed Bagheri, İsrail’in karşılık vermesi halinde Tahran’ın “çok daha büyük” bir karşılık vereceğini belirtti. İran ayrıca, Washington’ın İsrail’in misillemesine yardımcı olması durumunda, bölgedeki ABD üslerinin hedef alınacağını duyurdu.

    İsrail Ordusu Sözcüsü Daniel Hagari ise bazı füze ve insansız hava araçlarının Irak ve Yemen’den yollandığını iddia etti. Ayrıca İsrail’den gelen haberler, İran’ın gönderdiği füze ve SİHA’ların İsrail tarafından etkisiz hale getirilmesinde, ABD ve İngiltere’ye ait uçakların da rol oynadığını gösteriyor.

    JOE BİDEN, G7 LİDERLERİYLE İRAN’IN SALDIRISINI ELE ALACAK

    ABD Başkanı Joe Biden İran’ın saldırısına “ortak bir diplomatik tepki” vermek için G7 ülkeleri liderleriyle toplantı yapacağını duyurdu.

    İSRAİL VE ÜRDÜN HAVA SAHALARI YENİDEN AÇILACAK!

    İsrail, hava sahasını kapattıktan yedi saat sonra, yerel saatle 07:30 itibarıyla yeniden açtığını duyurdu.

    Havacılık makamlarını kaynak gösteren Ürdün devlet televizyonu da dün gece kapatılan hava sahasının açılacağını bildirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • SYKP: Türkiye, Ukrayna’ya silah satışlarını durdursun!

    SYKP: Türkiye, Ukrayna’ya silah satışlarını durdursun!

    PİRHA – Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşa dair açıklama yaptı. Türkiye’nin Ukrayna’ya silah satışını durdurması için de çağrı yapan SYKP, “Ukrayna’da batı/NATO ve Rusya’nın yayılmacılığına ve hegemonya savaşlarına hayır” ifadelerini kullandı.

    Rusya ve Ukrayna arasında başlayan savaşa dair tepkiler sürüyor. SYKP Merkez Yürütme Kurulu, söz konusu savaşa dair yazılı açıklama yaparak Ukrayna’nın bir taraftan batı emperyalizminin, diğer taraftan ise Çin ve Rusya’nın çıkar çatışmaları alanına dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Yapılan açıklamada “Emperyalist ve hegemonyacı savaşları, bu savaşların taraflarını şiddetle kınadığımızı ilan ediyor, doğudan ve batıdan emperyalist ve yayılmacı kuşatmayı kırma mücadelelerinin yanında olduğumuzu duyuruyoruz” vurgusu da yapıldı.

    “UKRAYNA: KÜRESEL HEGEMONİK GÜÇLERİN ÇATIŞMA ALANI”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “2. Dünya savaşı sonrasında ortaya çıkan reel sosyalist ülkelere ve ‘komünizm tehlikesi’ne karşı kurulan NATO, 1991 sonrasında karşısındaki Varşova Paktı kendisini dağıttığı halde ve sözde ‘komünizm tehdidi’ ortadan kalkmışken varlığını devam ettirdi. Dahası, Doğu Avrupa ülkelerinin tamamını ve 3 Baltık ülkesini içine alarak Rusya’yı Batıdan kuşattı. ABD/NATO merkezli Batı emperyalizmi eski Sovyet cumhuriyetlerinde desteklediği ‘renkli devrimler’ yoluyla Rusya’nın bu ülkelerdeki etkisini kırmaya ve onu güneyden de kuşatmaya çalıştı.

    2004’teki Turuncu Devrim’den sonra yeniden Rusya yanlısı partiler tarafından yönetilen Ukrayna’da 2014 yılında ABD ve Avrupa ülkelerinin desteğiyle kanlı bir darbe gerçekleşti. Ukraynalı faşist-milliyetçilerin önemli bir rol oynadığı darbe sonrasında ülkenin nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Ruslara yönelik baskı ve şiddet arttı, Rusça yasaklandı. Bunun üzerine ülkenin doğusundaki, Rus nüfusun ağırlıklı olduğu Donetsk ve Lugansk oblastlarında silahlı ayaklanmalar oldu ve ‘halk cumhuriyetleri’ kuruldu.

    Bu olayların da hızlandırıcı etkisiyle Rusya’ya karşı Atlantik İttifakı’nın koruma kalkanına sığınmak isteyen Ukrayna egemen sınıfı Batıya daha da fazla yanaşırken, ABD ve Batılı kapitalist ülkeler Ukrayna’yı Rusya’nın önünü kesmek amacıyla kışkırttılar ve silahlandırdılar. Bu kervana Türkiye de İHA’lar ve SİHA’larla katıldı.

    Ukrayna, küresel düzeyde hegemonyasını korumak isteyen ABD ve NATO ile yeni yükselen küresel hegemonik aktörler olan Çin ve Rusya Federasyonu arasındaki yeniden paylaşım ve jeopolitik çıkar çatışmalarının alanına dönüştü. Ukrayna’da yaşananlar ve yaşanacaklar ancak bu denklem içinde anlamlandırılabilir.”

    “AYRILMA HAKKI”

    “SYKP olarak öncelikle, Ukrayna’da yaşayan Rus etnik kimlikli nüfusa yönelik NATO/Batı destekli faşistlerin saldırıları, Ukrayna devletinin Rus kimliğini baskı altına alan ve Rusça’yı yasaklayan politika ve uygulamalarını kınıyoruz. Programımızda açıkça yazdığı gibi, millet ve milliyetlerin yanı sıra herhangi bir siyasal birimin (özerk bölge, cumhuriyet vb) kendi kaderlerini tayin hakkını ve bunların siyasal olarak bağlı oldukları devletlerden ayrılma haklarını ikircimsiz biçimde savunuyor, bu bağlamda Ukrayna’daki Rusların kendi siyasal iradelerini (özerklik, bağımsızlık ve başka bir devletle birleşme şeklinde) kullanmalarını meşru görüyoruz.

    SYKP olarak halkların iradesine saygı duyar ve desteklerken; emperyalist veya bölgesel yayılmacı devletlerin emperyal planlarına ‘kendi kaderini tayin hakkı’, ‘insan hakları’, ‘insanlığa karşı işlenmiş suçların cezalandırılması’ vb. tartışmasız biçimde savunmamız gereken konuları alet ettiği gerçeğini de göz ardı edemeyiz.

    Nitekim Putin Rusyası, Ukrayna’da ‘kendi kaderini tayin hakkı’nı Ukrayna’yı kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmenin bir aracı olarak kullanıyor. Ancak aynı Rusya, kendisinden ayrılmak isteyen Çeçenya’da katliamlar yaparak bu talebi şiddetle bastırabildi. Yine aynı Rusya, Federasyon içindeki özerk bölge ve cumhuriyetlerin yetkilerini, merkezin lehine sistematik olarak budamaya devam ediyor.”

    “PUTİN’İN LENİN DÜŞMANLIĞI VE BÜYÜK RUS ŞOVENİZMİ”

    “Ayrıca Putin, 21 Şubat’ta Ukrayna’ya ilişkin yaptığı Lenin’e, komünizme olan nefretini ve Büyük Rus Şovenizmini açığa vurduğu konuşmada, Ukrayna’da yaşayan Rusların haklarını savunur görünürken, Ukrayna ulusunun varlığını ve tarihsel haklarını, hatta Ukrayna ülkesinin ve devletinin meşruiyetini açıkça reddetti. Ukrayna coğrafyasını “tarihsel ilgi alanı” olarak ilan ederek olası işgal hareketlerine ideolojik zemin oluşturdu. Bunun, Türkiye’nin Ortadoğu’daki ve Balkanlardaki ülkelerin toprakları üzerinde hak iddia etmesinden; Kıbrıs’ın kuzeyini işgal etmesi ve -fırsatını bulursa- ilhak etmeye hazır beklemesinden, özellikle de Kürdistan coğrafyasını ‘Türk yurdu’ olarak ilan etmesinden farklı bir tarafı yoktur.

    Ancak bütün bunlar, Rusya’nın da küresel hegemonik bir güç olma amacını güden, sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda hareket eden, Rusya İmparatorluğunu ihya etmeyi hedefleyen, yayılmacı bir devlet olduğu, bugün Ukrayna’da başlattığı savaşın da bir savunma savaşı değil, etki alanını genişletmeye dönük saldırı savaşı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

    SYKP olarak, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını, halklar arasında kardeşliği ve barışı ikircimsiz biçimde savunurken, emperyalist ve hegemonyacı savaşları, bu savaşların taraflarını şiddetle kınadığımızı ilan ediyor, Ukrayna proletaryasının ve ezilen halklarının sırtlarındaki sömürgenleri yere çalma, doğudan ve batıdan emperyalist ve yayılmacı kuşatmayı kırma mücadelelerinin yanında olduğumuzu duyuruyoruz.

    Ayrıca Türkiye’yi yönetenlere sesleniyoruz: Yandaş şirketlerinizin kasası dolsun diye ısrarla sürdürdüğünüz Ukrayna’ya silah satışlarını durdurun! NATO ile birlikte Ukrayna yönetimini kışkırtmaktan ve silahlandırmaktan vazgeçin! Türkiye Montrö Sözleşmesine bağlılığını sürdürmeli, NATO savaş gemilerinin Karadeniz’e çıkmasını sınırlayan Sözleşme hükümlerine harfiyen uymalıdır. Savaşın Türkiye emekçileri ve ezilenleri için yaratacağı ekonomik yıkımı da göz önünde bulundurarak bu savaşta tarafsız kalmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Özen: Rusya’nın saldırısı derhal durdurulmalı ve Türkiye bu savaşın tarafı olmamalı -VİDEO

    Özen: Rusya’nın saldırısı derhal durdurulmalı ve Türkiye bu savaşın tarafı olmamalı -VİDEO

    PİRHA-Milletvekili Zeynel Özen, Rusya’nın Ukrayna’ya dönük başlatmış olduğu askeri müdahaleye dair “Türkiye de bu savaşın bir tarafı olmamalı. İHA-SİHA satacağız diye bu savaştan sakınmalı. Diğer taraftan Montrö anlaşması esnetilmesi de eksiksiz olarak uygulanmalı” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 2014 yılından bu yana devam eden ve savaşın eşiğine gelen Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmaya dair Meclis’te konuştu.

    HDP’li Özen, söz konusu savaşta Türkiye’nin taraf olmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Biz halkların Demokratik Partisi olarak savaşa, silahlanmaya, askeri anlaşmalara her zaman karşı olduk. Çünkü savaşın kazananı olmaz. Savaş, ölüm demek, yokluk demek, yıkım demektir. Biz bunu bölgemizde en iyi bilenlerdeniz. Onun için Rusya’nın bu saldırısı derhal durdurulmalı ve Türkiye de bu savaşın bir tarafı olmamalı. İHA-SİHA satacağız diye bu savaştan sakınmalı. Diğer taraftan Montrö Anlaşması esnetilmeden eksiksiz olarak uygulanmalı.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Dersim, birçok alanda pilot uygulamaların merkezine dönüştürülmekte!’

    ‘Dersim, birçok alanda pilot uygulamaların merkezine dönüştürülmekte!’

    PİRHA-HDP Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Alican Önlü, Dersim’deki şiddet vakalarına dikkat çekerek “Murat Yıldız’ın katledilmesi, operasyonlar nedeniyle atılan bombalarla çıkarılan orman yangınları ve son olarak merkezde bir kadının başına silah dayayarak gözaltına alma girişimi bu özel politikanın yakın zamanda yansıyan uygulamalarıdır” dedi.

    Dersim Milletvekili Alican Önlü, Yakın zamanda Dersim genelinde yaşanan sivil ölümler ve şiddet vakalarına dikkat çekti. Yazılı bir açıklama yapan Önlü, “Şiddet, hak ihlalleri, işkence ve yolsuzluklar Kürdistan’dan Türkiye’nin tamamına yayılıyor. Bu sistematik saldırı dalgalarının bir yönetme biçimine dönüştürülerek kurumsallaştırılmaya çalıştırıldığı, cezasızlık politikasının tüm alanlara yayıldığı artık açık bir şekilde görülüyor” dedi.

    “MAFYA ÜYELERİNE AÇILMAYAN SORUŞTURMA DERSİM’DE DİRENENLERE AÇILIYOR”

    Milletvekili Alican Önlü, cezasızlık politikasının en yoğun yaşandığı bölgelerden birinin Dersim olduğuna işaret ederek “Dersim, devletin özel olarak üzerinde politikalar gerçekleştirdiği, hatta birçok alanda pilot uygulamaların merkezine dönüştürülmektedir” ifadelerini kullandı. Önlü, son iki hafta içerisinde Dersim’de yaşananlara dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

    “Murat Yıldız’ın adeta pusu kurularak katledilmesi, operasyonlar nedeniyle SİHA ve savaş helikopterlerinden atılan bombalarla çıkarılan orman yangınları ve son olarak Dersim merkezde bir kadının başına silah dayayarak gözaltına alma girişimi bu özel politikanın yakın zamanda yansıyan uygulamalarıdır.

    Tüm kamuoyuna soruyoruz.

    Sizler Türkiye’de herhangi bir mafya babasının başına silah dayandırılıp gözaltına alınmak istendiğini duydunuz ya da gördünüz mü?

    Sizler hiç çetelerin, organize suç işleyenlerin, milyar dolarlık marinalara çökenlerin, gazetecilere tecavüz edip öldürenlerin, işkencecilerin, eroin ve esrar tüccarlarının kafasına silah dayanıp tutuklandığını gördünüz mü?

    Ancak Dersim’de buna cesaret edebiliyorlar. Mafya üyelerine, devlet kademesi içine yerleşmiş çetelere açılmayan soruşturmalar, ‘Gülistan Doku nerede?’ diye soran kadınlara açılıyor. Dersim 37-38 katliamında yitirdiğimiz değerleri ananlara, Seyit Rıza’nın ve yol arkadaşlarının mezar yerlerini soranlara, restorasyon adı altında asimilasyon ve talan politikalarına karşı direnenlere soruşturmalar açılıyor.

    Dersim halkı, kurumları, seçilmişleri bu ağır saldırılara karşı tek vücut olmalı, Dersim kimliğini, kültürünü, dilini ve inancını bu saldırılara karşı korumalıdır.

    Dersim valiliğinin yapmış olduğu açıklamalarda (Murat Yıldız’ın katledilmesi, orman yangınları ve merkezde kadına yönelik şiddet) bu özel politikaları gizlediğini hatta yer yer meşrulaştırdığını gösteriyor. Munzur Üniversitesi’nde yaşanan taciz olayları, esnaf görünümlü uyuşturucu ve fuhuş çeteleri, kolluk kuvvetlerinin içerisinde yer aldığı suç ilişkileri hakkında hala tek soruşturma açılmamıştır. Gülistan Doku 500 günü aşkın bir süredir bilinçli bir şekilde aranmamaktadır. Tüm bunlar Dersim’de yürütülen provokasyonların devam edeceğinin de bir göstergesidir.

    Dersim merkezde uzman çavuşlar ne arıyor? Hangi görev ve sorumlulukla bir kadının kafasına silah dayayabiliyorlar? Halk bu kişileri engellemeseydi ne olacaktı? Bu provokasyonlarla ilerde yaşanabilecek sivil ölümlere zemin mi hazırlanmak isteniyor? Bu gibi sorulara yetkili makamlar, net cevaplar vermiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Dersim halkı ağıt yakmaktan yoruldu, kaçıncı katliamdır yeter artık!’

    ‘Dersim halkı ağıt yakmaktan yoruldu, kaçıncı katliamdır yeter artık!’

    PİRHA- İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, Murat Yıldız’ın hayvanlarına barınak yapmak için gittiği Ağaçpınar köyü kırsalında gerçekleşen hava saldırısında yaşamını yitirmesine tepki gösterdi. Sultan, “Suçsuz günahsız insanımızın katledildiği bu kaçıncı acıdır. Dersim halkı ağıt yakmaktan yoruldu, toprak ana kana doydu. Dağ taş, börtü böcek yoruldu. Yeter artık diyoruz” diye konuştu.

    Ovacık’ın Tilek (Yoğunçam) köyünden hayvanlara barınak yapmak için gittiği Ağdat-Ağaçpınar köyleri kırsalının SİHA’lar ve helikopterler tarafından bombalanması sonucu Murat Yıldız adlı genç yaşamını yitirdi.

    Ovacık’ta mantar toplamaya giden ve Seyit Rıza’nın üç kuşak torunu olduğu belirtilen Murat Yıldız isimli gencin Ağdat-Ağaçpınar köyleri arasında bombalanarak yaşamını yitirmesine tepki gösteren İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, operasyonlardan kaynaklı yasaklı bölge ilan edilen Ağdat-Ağaçpınar köylerine köylülerin dahi bırakılmadığına işaret ederek, “Madem yasaklıydı Murat Yıldız neden o bölgeye bırakıldı?” sorusunu yöneltti.

    “TESADÜF DEĞİLDİR?”

    Dersim Soykırımı’nın yıldönümünde, Seyit Rıza’nın ailesinden Murat Yıldız’ın tamda böylesi bir zamanda SİHA’ların bombardımanı sonucu yaşamını yitirmesinin manidar olduğuna işaret eden Sultan, “şöyle devam etti:

    “Baharın gelmesiyle birlikte maalesef Dersim’de yarım bırakılan yok ediliş politikaları yeniden başladı. Güvenlik gerekçesiyle yine ormanlarımız yakılmaya başladı ve yine bir annenin çığlığı yükseldi. Mantar toplamaya, hayvanlarına barınak kurmaya giden Seyit Rıza’nın üçüncü kuşaktan torunu Murat Yıldız SİHA’lar ve helikopterlerle bombalanarak katledildi. Dedesi Seyit Rıza’nın ve Dersim’in yok edilişi üzerine bakanlar kurulu kararıyla onaylanan Dersim Soykırımı’nın yıldönümüne getirilmesi tesadüfi değildir.”

    “MADEM YASAKTI MURAT YILDIZ’A NEDEN İZİN VERİLDİ?”

    Sultan, operasyon bölgesi olmasından kaynaklı yasaklı olan Ağdat ve Ağaçpınar bölgesine köylülerin dahi alınmadıkları halde Murat Yıldız’ın Ağaçpınar’a yayla evini kurmak ve çadırını yerleştirmek için gidişine izin verildiğine dikkat çekerek, “Köylüler, operasyondan kaynaklı hiç kimsenin Ağdat ve Ağaçpınar bölgesine alınmadıklarını söylüyor. Peki Murat Yıldız’a neden özellikle izin verildi. Hayvanların bile köyün dışına bırakılmasına izin verilmemiş. Murat Yıldız’ın yaşamını yitirmesinin tüm yönleriyle aydınlatılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “YETER ARTIK BU KAÇINCI ACIDIR”

    Kentteki askeri operasyonlar ve çatışmalar sonrası yaşanan sivil ölümlerine bir yenisinin eklendiği ifade edilen Sultan, şunları kaydetti:

    “Suçsuz, günahsız insanımızın katledildiği bu kaçıncı acıdır. Dersim halkı ağıt yakmaktan yoruldu, toprak ana kana doydu. Dağ taş börtü böcek yoruldu. Yeter artık diyoruz. Dersim toprakları kutsalımızdır. Bu topraklarda kan değil kardelenler yetişmeli boy atmalı. Kanla değil Munzur’un coşkun suyuyla sulanıp boy vermeli. Murat Yıldız’ın dedesi olan Seyit Rıza’nın dediği gibi, ‘Evladı Kerbelayız, ayıptır, günahtır, zulümdür, cinayettir’. Tüm sivil örgütleri ve Dersim kurumları bu işin takipçisi olmalıdır.”

    PİRHA/İZMİR

     

  • Önlü’den, Murat Yıldız’ın ailesine ziyaret: Seyit Rıza’nın torunları hala katlediliyor-VİDEO

    Önlü’den, Murat Yıldız’ın ailesine ziyaret: Seyit Rıza’nın torunları hala katlediliyor-VİDEO

    PİRHA-HDP Milletvekili Alican Önlü, Dersim’de SİHA’lardan atılan bombalarla yaşamını yitiren Murat Yıldız’ın köyünde ailesini ziyaret etti. Burada açıklama yapan Önlü, “38’den bu yana bombalar yağdırılan coğrafyamızda daha kaç gencimiz katledilecek? Hangi savaşta olursa olsun sivillerin katledilmesi savaş suçudur” dedi.

    HDP Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve Dersim Milletvekili Alican Önlü, SİHA’lardan atılan bombalarla yaşamını yitiren Murat Yıldız’ın ailesini ziyaret etti.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Alican Önlü, “Dersim Katliamının 84. Yılında Seyit Rıza’nın torunları hala katlediliyor” dedi.

    “SİVİLLERİN KATLEDİLMESİ SAVAŞ SUÇUDUR”

    Milletvekili Alican Önlü, Murat Yıldız’ın hayvanlarını otlatırken SİHA’lardan atılan bombalarla katledildiğine vurgu yaparak “Trabzon’da Eren Bülbül’ü zorla operasyon bölgesine götüren ve katlettiren zihniyet bu kez de ‘Eren 7’ operasyonuyla Dersimli sivil bir genci katletmiştir. 38’den bu yana bombalar yağdırılan coğrafyamızda daha kaç gencimiz katledilecek? Hangi savaşta olursa olsun sivillerin katledilmesi savaş suçudur” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de atılan havan topları Munzur Milli Parkında yangın çıkardı

    Dersim’de atılan havan topları Munzur Milli Parkında yangın çıkardı

    PİRHA- Dersim’de daha önce 4 yüz hektarlık alanın küle döndüğü Geyiksuyu, Sin, Halbori ve Karşılar köyü ormanlık bölgesine karakoldan havan toplarından dolayı orman yangını tekrar başladı.

    Dersim merkeze bağlı Karşılar Jandarma Karakol Komutanlığından atılan havan topları, Munzur Vadisi Milli Parkta yer alan Geyiksuyu, Sin, Halbori ve Karşılar köyü ormanlık alanında yangın çıkardı. Yangının sündürülmesi için İl Orman İşletme Müdürlüğü yangın sündürme ekibinin sabah saatlerinden itibaren Tunceli Valiliğinden izin beklediği ve iznin saat 12.00’ye doğru verildiği öğrenildi.
    10 kişiden oluşan yangın sündürme ekibine Dersim merkez ve karşılar köyünde yaşayan yurttaşlar tarafından yangın sündürme çalışmalarına destek verildi. Rüzgarın etkisiyle çok geniş bir alana yayılan yangına müdahalenin yetersiz kalmasından dolayı ek destek için doğa aktivistleri tarafından acil toplanma çağrısı yapıldı.

    “YANGIN SÖNDÜRÜLDÜKTEN 1 SAAT SONRA TEKRAR BAŞLATILDI”

    Karşılar köyünde yaşayan yurttaşlar 2 gün önce atılan havan toplarından dolayı çıkan yangını söndürdükten 1 saat sonra karakol tarafından aynı bölgelere atılan havan toplarından dolayı yangının tekrar başladığını söylediler. Söz konusu bölgede Temmuz ayında çıkan yangına müdahale edilmediği için yangın iki hafta boyunca devam etmişti. Kent dışında gelen heyetin yaptığı incelemeden sonra Munzur Vadisi Milli Parkında 4 yüz hektarlık alanın yandığı tespit edildi.

    “YANGINA MÜDAHALE EDİLME TALEBİNE 227 TL PARA CEZASI”

    Öte yandan Dersim’de Temmuz ayından itibaren Silahlı İnsansız Hava Aracı (SİHA), kobra tipi helikopterlerden atılan bombalar ve buna ek olarak karakollardan atılan havan toplarından dolayı çıkan yangına müdahale edilmediği için kent merkezinde toplanan yurttaşların yaptığı protesto kabahatler kanunun işlendiği gerekçesiyle yurttaşlara 227 TL para cezası kesildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’Lİ Sezgin Tanrıkulu hakında soruşturma başlatıldı

    CHP’Lİ Sezgin Tanrıkulu hakında soruşturma başlatıldı

    PİRHA – CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu hakkında Twitter hesabından paylaştığı mesajla “Devletin SİHA’larla sivil vatandaşları vurup, öldürdüğünü iddia ederek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin manevi şahsiyetini aşağıladığına dair somut deliller bulunduğu” gerekçesiyle soruşturma başlatıldı.

    Sezgin Tanrıkulu, “Eskiden JİTEM vardı, şimdi aynı görevi SİHA’lar yapıyor. Böyle yöntem hukuk devletinde olmaz ancak savaşta olur; savaşın da kuralları vardır. AKP Hükümeti, 2002’de seçim bildirgelerine, hükümet programlarına bakıldığında, adalet, özgürlük, eşitlik ve insan haklarına saygı iddiasıyla geldi. 15 yıl sonunda toma, dozer, SİHA iktidarına dönüştü. Bu iktidarın adı toma, dozer ve SİHA iktidarıdır” demişti.

    “GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ”

    Tanrıkulu, hakkında açılan soruşturmayla ilgili olarak “Güneş balçıkla sıvanmaz” yorumunu yaptı. Tanrıkulu, “O saldırıdan hemen sonra, bana ulaşan yakınlarının verdiği bilgiye göre sivil olan 1 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. Bu bilgiyi sosyal medya hesaplarımdan ısrarla paylaşmamdan rahatsız oldular” dedi.

    “YARGININ NASIL ÇALIŞTIĞININ ÇARPIK BİR GÖSTERGESİ”

    Tanrıkulu, soruşturmanın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasından hemen sonra başlatılmasını ise şu sözlerle değerlendirdi:

    “Yargının nasıl çalıştığının çok çarpık bir göstergesi. KHK ile bu düzenleme yapıldığında ‘Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Parlamentoya kayyum olarak atandı’ demiştim. Parlamentonun kendisine ilişkin bir düzenlemenin KHK ile yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. İlk soruşturma da bana açıldı. Milletvekili bunu konuşamayacaksa neyi konuşacak!”