Etiket: şİİ

  • Pir Celal Keykubat: Cemevi Başkanlığı ve Şii eğilimler eliyle yoğun asimilasyon uygulanıyor

    Pir Celal Keykubat: Cemevi Başkanlığı ve Şii eğilimler eliyle yoğun asimilasyon uygulanıyor

    PİRHA – Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İnanç Kurulu Başkanı Pir Celal Keykubat, yaptığı basın açıklamasında Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tehlikelerine işaret etti. Pir Keykubat, “Türkiye’de yaşayan Aleviler üzerinde yoğun bir asimilasyon süreci uygulanıyor. Diğer taraftan Şii eğilimler Alevi toplumunu Şiileştirmeye çalışıyorlar” dedi. 

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İnanç Kurulu Başkanı Pir Celal Keykubat, yazılı yaptığı basın açıklamasında Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikalarına tepki gösterdi.

    “Alevi toplumu olarak son derece zor günlerden geçiyoruz” diyen Pir Keykubat, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tehlikelerine de işaret etti.

    “OTORİTER REJİMLER, TOPLUMLARDA BUNALIM YARATIYOR”

    Celal Keykubat, yaptığı açıklamada şu konulara değindi:

    “Türkiye’de yaşayan Aleviler üzerinde yoğun bir asimilasyon süreci uygulanıyor. Bir taraftan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle devlet inancımıza müdahale ederken, diğer taraftan Şii eğilimler Alevi toplumunu Şiileştirmeye çalışıyorlar.

    Ortadoğu’da bitmeyen savaşlar ve şiddet sarmalı, üçüncü bir dünya savaşı potansiyelini içinde taşımaya devam ediyor. Ekonomik krizler ve otoriter rejimler toplumlarda derin bir bunalım yaratıyor; insanlar çaresiz. Dünya çapında ise savaşlar, kıtlık, ekonomik krizler, ekolojik sorunlar, ırkçılık gibi onlarca sorun çözüm bekliyor.

    Almanya’da Aleviler demokratik bir ortamda örgütlü olarak çalışmalarını yürütebiliyorlar. Almanya’da Alevi toplumunu irşad etme çalışmalarımız henüz çok yetersiz. Pir–Talip ilişkisini yaşayan Alevilerin sayısı çok az ve taliplerin çoğu ocaklarından kopuk durumda. İnanç Kurulu olarak cemevlerimizde yürütülen çalışmaları ve yaşanan sorunları yakından takip ediyoruz. Özellikle corona sonrası toplumsal ilişkilerde bir gerileme izliyoruz.

    “ALEVİ TOPLUMU SAFLAŞMALARDAN RAHATSIZ”

    Canlar, bu kadar sorun ve krizin içinde ayakta durabilmek için her şeyden önce birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var. ‘Bir olalım, iri olalım, diri olalım’ düsturu ile hareket etmek mecburiyetindeyiz. Taliplerimizin ve cemevleri üyelerimizin büyük bir bölümü Alevi toplumu içinde yaşanan saflaşma ve kişisel tartışmalardan rahatsızlar. Tabii ki konuşacağız, tartışacağız, farklı düşünceleri dile getireceğiz. Ama incitmeden, kırmadan, ötekileştirmeden, Yol diliyle konuşarak. Bu yol, rızalıkla yürüyen bir yoldur, bencilliğe yer yoktur. Bu yolun temeli sevgidir; karşılıklı sevgi ve saygı esastır. Cemevlerimizde ve kurumlarımızda hizmet eden tüm canlarımız, Alevi toplumunun sesine kulak vermelidirler.

    “MESELE İNANCI YAŞAMAKTIR”

    Değerli canlar, Alevi inancı yaşadığımız tüm sorunlara çözüm sunan bir inançtır. Mesele, bu inancı yaşamaktır. Önce kendimizle, sonra toplumla ve daha sonra doğa ile barış içinde yaşayabilmeliyiz.”

    PİRHA/ALMANYA

  • Karakaya: Alevilikte ‘Allah’ın kanunu’ yoktur; aksini söyleyenler Alevilik cahili ya da Şii misyonerdir

    Karakaya: Alevilikte ‘Allah’ın kanunu’ yoktur; aksini söyleyenler Alevilik cahili ya da Şii misyonerdir

    PİRHA- Tarihçi, Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump, “Aleviler neden Allah’ın kanununa uymuyor” diyen şahıslara tepki gösterdi. “Alevilik adına müteşerri Şii ağzıyla konuşanlar türemiş” diyen Karakaya-Stump, “Alevilikte Allah’ın kanunu, Allah’ın hakkı diye bir şey yoktur; dedeler de ne geçmişte ne de bugün böyle ifadeler kullanmamıştır. Bu tür ifadeler kullananlar ya Alevilik cahili ya da Şii misyoneri, üçüncü bir seçenek düşünemiyorum” ifadelerini kullandı. 

    Tarihçi, Doç. Dr. Ayfer Karakaya-Stump, sosyal medya Alevilik adına şeriatçı Şii ağzıyla hareket edenlerin olduğunu belirterek tepki gösterdi.

    “Zaten Alevilikte genel geçer anlamda şeriat olsa, Şiilik olurdu, Aleviliğe gerek olmazdı” diyen Karakaya-Stump, Alevilikte Allah’ın kanunu, Allah’ın hakkı diye bir şey olmadığını, dedelerin de ne geçmişte ne de bugün böyle ifadeler kullanmadığını kaydetti.

    Karakaya-Stump’ın, Facebook sayfasından yazdığı kısa yazısı şöyle:

    “Yine Alevilik adına müteşerri Şii ağzıyla konuşanlar türemiş sosyal medyada (veya hep varlar da ben ara ara görüyorum). ‘Aleviler neden Allah’ın kanununa uymuyor’ diye sorguluyor beyefendiler!
    Alevilikte Allah’ın kanunu, Allah’ın hakkı diye bir şey yoktur; dedeler de ne geçmişte ne de bugün böyle ifadeler kullanmamıştır. Bu tür ifadeler kullananlar ya Alevilik cahili ya da Şii misyoneri, üçüncü bir seçenek düşünemiyorum.

    “ALEVİLİKTE KURALLAR İNSANI KAMİLLERİN ORTAK BİLGELİĞİNE DAYANIR” 

    Bilmeyenler veya unutanlar için söyleyelim: Alevilikte kurallar kul hakkı ve rızalık prensibi ve eline, diline, beline sahip olmak düsturu üzerinden insanı kamillerin ortak bilgeliğine dayanır, amaç adil ve uyumlu bir toplum oluşturmaktır.

    “ALEVİLİKTE ŞERİAT OLSA ŞİİLİK OLURDU, ALEVİLİĞE GEREK KALMAZDI”

    Zaten Alevilikte genel geçer anlamda şeriat olsa, Şiilik olurdu, Aleviliğe gerek olmazdı.
    Ha “Allah’ın kanunu” nedir, gerçekten o kanunlar kimin kanunudur falan, onlara hiç girmiyorum bile. İsteyen buyursun istediğine inansın, ama Aleviliği rahat bıraksınlar, yetti valla!

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Yazar Ayhan Aydın: Şiiliği Alevilik olarak anlatanlara karşı biz Aleviliğin yanındayız

    Yazar Ayhan Aydın: Şiiliği Alevilik olarak anlatanlara karşı biz Aleviliğin yanındayız

    PİRHA-Çerkezköy’de kurduğu bir mekanda Şii inancını Alevilik diye anlatan Sinan Boztepe adlı şahsı eleştiren paylaşımı nedeniyle hakkında dava açılan ve bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Yazar Ayhan Aydın, Türkiye’de Alevilere dönük çok ciddi bir kuşatmanın olduğunu ve bunların içerisinde de Şii kuşatmasının öncelikli yer aldığını belirtti. Aydın, “Boztepe, Şiiliği Alevilik olarak anlatıyor. Biz Aleviliğin tarafındayız” dedi. 

    Tekirdağ Çerkezköy’de Hacı Bektaş Veli Derneği Ehlibeyt Dergahı adını verdiği mekanın başkanlığını yapan Şii Sinan Boztepe, kendisini Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetlerinden dolayı eleştiren Yazar Ayhan Aydın hakkında dava açmıştı. Aydın bugün hakim karşısına çıktı.

    Yazar Mehmet Kabadayı, Kamber Özcivan ve Muharrem Kalkan da Ayhan aydın’a destek olmak için duruşmada hazır bulundu.

    Tekirdağ Çerkezköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk celsede sözlü beyan veren Aydın, Alevi-Bektaşi kültürüyle ilgili 30 yıldır araştırmalar yapan araştırmacı ve yazar olarak Alevi duyarlılığı olduğunu ifade etti. Aleviliğin kendi değerleriyle bugüne geldiğini ve inanç sisteminin belli olduğunu kaydeden Aydın, inanç sistemi içerisindeki dedelik kurumunun, cem kurumunun ve bağlama ile sazın ayrılmaz bir parça olduğunu vurguladı.

    “ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ YAPISI VARDIR”

    Aydın, Aleviliğin bir başka inanç sistemi dışında kendine özgü bir inanç yapısı olarak, özgün haliyle yaşadığını ve yaşaması gerektiğini belirtirken; Sinan Boztepe ile ilgili yazıyı Boztepe’nin kişiliğinden dolayı değil konunun Alevilikle ilgili olmasından dolayı yazdığını aktardı.

    “ALEVİLERE DÖNÜK CİDDİ BİR KUŞATMA VAR, BAŞINDA DA Şİİ KUŞATMASI YER ALIYOR”

    Boztepe ile kişisel bir husumetinin olmadığını, kimseyi hedef göstermediğini ve gerçekleri ortaya koymaya çalışan bir yazar olduğunu söyleyen Aydın, Alevi değerleri ve ilkeleri açısından olaya yaklaştığını ifade ederek; şunları söyledi:

    “Ülkemizde Alevilere dönük çok ciddi bir kuşatmanın olduğunu ve bunların içerisinde de Şii kuşatmasının öncelikli yer aldığını belirttim. Şiilik’teki namaz, ramazan orucunun Alevilik’te bulunmadığını ama Şii misyonerlerin Aleviler üzerinde ciddi çalışmalarının olduğunu dile getirdim. Sinan Boztepe’nin de bu çalışmalarda yer aldığını, daha önceki senelerde kendisini dede olarak tanıtıp, cemler yürüten, saz çalan, Alevi kimliğiyle öne çıkarken sonradan bütün bunları bırakarak kendisini tümüyle Caferi-Şii inanç sistemi içerisinde bulduğunu ama bununla yetinmediğini belirttim.

    “BOZTEPE, ŞİİLİĞİ ALEVİLİK OLARAK ANLATIYOR” 

    İnsanlar inançlarını serbestçe seçebilirler. Asıl mesele şu ki Şiiliği Alevilik olarak anlatıyor. Aleviler üzerinde Şii propagandası yapıyor. Alevileri oruç tutmaya, namaz kılmaya yönlendiriyor. Dolayısıyla Çerkezköy’de kurmuş olduğu merkezin bir Şii merkeziyken ismini “dergah” olarak kullandığını, halen kendisini Alevi dedesi olarak tanıtıp, asimilasyonuna devam ettiği için sosyal medya üzerinden kendisini eleştirdim. Alevileri asimile etmeye gayret ediyor. Şii asimilasyonculuğunu yayıyor. Bir kişi kendi inanç sistemini bırakıp bir başka inanç sisteminde yer alıp, insanları yanlış yönlendirirse biz de burada bir tarafız. Aleviliğin tarafındayız.”

    AV. AKTAŞ: BOZTEPE’NİN İRAN’A KAÇ KEZ GİTTİĞİ SORULMALI

    Ayhan Aydın’ın avukatı Muhterem Aktaş ise Boztepe’nin İran’a kaç kez gittiğinin sorulması gerektiğini belirtirken; müvekkilinin Alevi değerleriyle hareket ettiğini ifade etti.

    Mahkeme bir sonraki celseyi 16 Şubat 2022 Şubat ayına erteledi.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Karahalil: Yoldan çıkmışlar için en kolay yöntem, dilimizi Sünnileştirmek olmuştur!

    Karahalil: Yoldan çıkmışlar için en kolay yöntem, dilimizi Sünnileştirmek olmuştur!

    PİRHA-HBVAKV önceki dönem Genel Sekreteri Seyit Karahalil, Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancına ait olmayan ritüelleri eleştirerek, “Bu yoldan çıkmışlar için en kolay yöntem, dilimizi Sünnileştirmek olmuştur. Hançerlerini biz Alevilerin telli kuranı olan sazımıza, deyişlerimize, mersiyelerimize saplamak için bilemeye başlamışlardır” ifadelerini kullandı.

    Asimile olmuş kimi gerici grupların, başka inançların kurallarını Alevilere dayatmasına tepkiler hız kesmiyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) önceki dönem Genel Sekreteri Seyit Karahalil, özellikle Hakk’a uğurlama erkânlarında bağlama çalınıp deyiş okunmasını “yanlış” bulanlara tepki gösterdi. Karahalil, “Yoldan çıkmışlar” diye ifade ettiği bu grupların, asimilasyon hizmeti verdiklerini ifade etti.

    “ALEVİLİĞİ YOK ETME YOLUNA YÖNELDİLER”

    Seyit Karahalil, “Biz Aleviler için ortalık yine toz bulutu. Bunun altında mı kalsak, üstüne mi çıksak! Bu toz bulutu ne hazindir ki kendi ciğerlerimizden çıkıyor ve soluyabilirsen solu…” sözleriyle konuşmasına başlayarak şunları ekledi:

    “Özünü kaybetmiş yapılarla uğraşmak, bir deli kuyuya taş atmış kırk akıllı çıkaramamış misali kadar zor. Ulu pirimiz Hace Bektaş Veli derki ‘Özünü kaybeden özürlü olur.’

    Tarih boyunca ırkçılık, faşizm ve insanlık dışı davranışlar acıdan, gözyaşından feryat, figandan başka bir şey getirmemiştir. Kin ve nefrete dayalı bu zihniyet dünyanın her yanında olduğu gibi bugün de kendine yandaş bulmakta zorlanmamıştır. Şu bilinmelidir ki; bu ülkede Alevi sorunu büyük bir siyasal sorundur. Çakma piyonları satın alarak yapay tartışmalarla, antidemokratik yöntemler ile sorunlarımızı daha çok düğümleyerek, bizleri yürüdüğümüz aydınlık yoldan çıkarmaya, asimile etmeye, Sünnileştirmeye, Şiileştirmeye güçleri yetmedi. Çünkü biz Alevilerde ‘Yol cümleden uludur. ‘Enel Hakk’ diyen aşk ehli erenlerin yolundayız.

    Yıllar boyu yurdumuzda Alevileri yok etmeye yönelik katliamlar hiç bitmedi. Ulularımızı, pirlerimizi, semah dönen gençlerimizi, çocuklarımızı, o kutsal saydığımız topraklara yolcu eyledik. O kirli ve bozuk düzenin çarkları bütün bu vahşete rağmen, bizleri bitiremedi. Bu çarkları çevirenler artık maskelerini çıkararak Aleviliği yok etme yoluna yöneldiler. İranlı ajanlar, Şiileştirmeye; ülkemizde ise Sünnileştirme yolunda Aleviliğini kaybetmiş, ihanet içinde olanların gözlerini kör etmekte zorlanmadılar. Bu yoldan çıkmışlar için en kolay yöntem, dilimizi Sünnileştirerek ve Hakk’a yürüme erkanlarımızı yok etmek olduğunu görmüş ve hançerlerini biz Alevilerin telli kuranı olan sazımıza, deyişlerimize, mersiyelerimize saplamak için ağızlarında akan salyaları ile bilemeye başlamışlardır. Oysa bu kişiler iyi bilirler ki, şehirlere inmeden önce köylerimizde, hayata veda eden canlarımızı Hakka uğurlarken, canlardan rızalık alınır ve sazla, deyişlerle, gülbenglerle torağa emanet ederdik. Şehirlerde bu yolumuzu ilk zamanlar yeteri kadar örgütlenmeyi gerçekleştiremediğimiz için sürdüremedik. Ancak örgütlenme gerçekleşince, kurumsallaşma yönünde adım atınca yeniden özümüzün gereğini yerine getirerek inadına ‘Şah’ diyerek, telli kuranımıza niyaz eyledik.

    “YOLDAN ÇIKMIŞLARLA ASİMİLE ÇARKLARI DÖNMEYE DEVAM EDİYOR”

    “Hakk’ı aşkta, aşkı Hakk’ta bulmuşuz” diyen Seyit Karahalil, Alevi inancında “Kabesini insan görmeyen mendeburlarla yolumuz da özümüz de aynı olamaz” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizleri Diyanete, İslam Aleviliğine çekmeye çalışanlarla yan yana gelemeyeceğimiz gibi, canlarımızı da özünden uzaklaştıramazlar. Bu konuda özellikle, üst kurumlarımıza önemli görevler düşmekte. Öncelikle bu kapılarda görev yapanlar, özümüze uygun eğitilmeli ve dara çekilmelidir. Eğitilen canlarımız da insanlara dokunmayı hedef edinerek, özümüz ve ilkelerimiz konusunda bilgilendirme yapma görevini üstlenmelidir. Çünkü TV kanalları, Diyanet, eğitim kurumları ve satılık Yoldan çıkmış Alevilerle, asimile çarkları dönmeye devam ediyor. Tarihimizi, Yolumuzu, erkânımızı anlamak Hak ve hakikatin farkına varmak, deyişlerimizin, mersiyelerimizin sırrını çözmek bizler için tek yoldur.

    Şimdi hep birlikte ikrara duralım ve diyelim ki; and olsun ki, siz ve sizlerin satın aldığı bu güruhların çarkları istediğiniz gibi dönmeyecek ve bozuk düzeniniz asla sürmeyecektir.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kenanoğlu’ndan, Şiilere ‘sapkın’ diyen Türkiye gazetesine tepki-VİDEO

    Kenanoğlu’ndan, Şiilere ‘sapkın’ diyen Türkiye gazetesine tepki-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye gazetesinin bulmaca ekinde Şiilere yönelik sapkın diye yazmasını Cumhurbaşkanlığı’na sordu. Bu gazete hakkında bir işlem başlatılıp başlatılmadığını soran Kenanoğlu, “Burada halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçu var. Bir tarafta da dini değerleri aşağılama, hakaret var” hatırlatmasında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye gazetesinin Şiilere yönelik ağır hakaret içeren söylemini değerlendirdi.

    Kenanoğlu, verdiği soru önergesiyle konuyu Meclis gündemine de taşıdı. Soru önergesinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a Şiileri “Sapkın bir mezhep” olarak tanımlayan gazeteye yönelik bir soruşturma ve yaptırımın olup olmayacağını sordu.

    Kenanoğlu şunları belirtti:

    “4 Mart 2021’de okuyucularına sunduğu bulmacada bir soru soruyor. Bu soruda diyor ki, ‘Sapkın bir mezhep.’ Bunun cevabı nedir anlamında soruyu iletiyor. Cevabında da Şii yazıyor. Şiiler Türkiye’de de Caferiler olarak bilinen geniş bir topluluk. Ayrıca İslam coğrafyası içerisinde de yaygın bir inanç, mezhep. İran’da, Azerbaycan’da yer almışlardır. Irak’ta var, Suriye’de, bir çok yerde var. Bir inancı sapkın olarak tanımlamak Türkiye gazetesine düşüyor. Bize düşen görev bu konuda Türkiye gazetesi böyle bir meczupluk yapabilir. Peki bunun karşılığı nedir? Buna yönelik ne yapılmıştır. Biz de bunu sorduk. Dedik ki Cumhurbaşkanlığı makamına Türkiye gazetesi hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı bununla ilgili? Herhangi bir yaptırım uygulandı mı? Halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçu var. Bir tarafta da dini değerleri aşağılama, hakaret var.”

    PİRHA/ ANKARA

     

     

  • Akademisyen Yılmaz Kahraman anlatıyor: Kızılbaşlık nasıl doğdu?(2)

    Akademisyen Yılmaz Kahraman anlatıyor: Kızılbaşlık nasıl doğdu?(2)

    PİRHA-Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün Yol Muhabbeti’nde konuşan Akademisyen Yılmaz Kahraman, Şah İsmail ve ailesinin, Alevi inancına evrilmesini ve Kızılbaşlık geleneğinin nasıl ortaya çıktığını anlattı.

    Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün Yol Muhabbeti’nde konuşan Akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ sunumunda Şah İsmail ve ailesinin hangi tarih ve coğrafyada yaşam sürdükleri bilgilerinin yanı sıra Sünni Şafii inancından Aleviliğe, sonradan da Şiiliğe evrilme sürecine dair bilgiler verdi.

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, günümüzde ‘Alevi – Bektaşi’ olarak adlandırılan toplumların Kızılbaşların torunu olduğunu vurgulayarak “Ama bu çatı kavramı altında hetorejen olan ama birbirine yakın gruplar bir araya gelmişlerdir” dedi. Kızılbaşları anlamak için Şah İsmail’in yaşamına odaklanmanın önemli olduğunu söyleyen Kahraman, “İsmail’in ataları aslında Kuzey İran’ın Hazar denizinin güneyindeki Raşta kentinin doğusunda Lahican diye bir bölgeden geldiği ve bilimsel kaynaklara göre Şah İsmail’in atalarının Kürt olduğu bilinmektedir” ifadelerini kullandı.

    Şİİ TARİKATININ ALEVİ DERGAHINA DÖNÜŞÜMÜ…

    Şah İsmail’in doğumundan 200 yıl kadar önce atalarının Lahican’a gittiğini belirten Akademisyen Yılmaz Kahraman’ın verdiği bilgiler şöyle:

    “İsmail’in büyük dedesi, o bölgede bir tarikat şeyhinin damadı oluyor. İran bölgesinin tam kuzeyinde Azerbaycan Hazar denizi sınırındaki Erdebil kentinde bir dergâh kuruyor. Sonradan o tarikat şeyhi ölünce onu merkezine alıyor ve oranın ismini ‘Safeviye Tarikatı’ olarak takıyor. İlginç olan ise Safeviye tarikatı o dönemde çok tanınan bilinen bir yer değil. Belki 50 – 100 km ilerisindeki insanlar oraya geliyor, dua ediyor, kurbanlar, lokmalar getiriyorlar. Ancak sonradan zamanla orası önemli bir merkez olarak tanınıyor. Safiyüddin Erdebil’den sonra babadan oğula geçen bir dergâh kültürü, bir tarikat kültürü oluşuyor.
    Yani Erdebil’deki, dergâhta 13. yüzyılda namaz kılınıyor. Muhtemelen Şafiiliğe bağlı olan bir merkez. Ancak bu sonradan değişiyor. Safiyüddin Erdebil öldükten sonra tarikatın başına Şah İsmail’in dedesi olan Cüneyt geçiyor. Ve bir sene sonra yaşanan bir siyasi kriz sonucu orayı terk etmek zorunda kalıyor.

    O dönemde Akkoyunlu devleti ile Karakoyunlu devleti rekabet içerisindeler. Ve bunların bir çok cenkleri oluyor. Bugün bildiğimiz Diyarbakır şehrinin o dönemki ismi Amid…  Amid Akkoyunluların merkezi. Van gölü civarı ise Karakoyunlulara ait.

    Safiyüddin Erdebil’den 200 sene sonra 1447’de başa gelen Cüneyt, 1448’de Karakoyunlular devletinin kendisini öldürmek istemelerinden dolayı Anadolu’ya kaçıyor. Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da, Tokat’ta kalıyor. Anadolu’da 12 sene kaldıktan sonra oranın geleneklerini içselleştiriyor. Cemi, niyazı, lokmayı öğrenip insanlarla bir araya geliyor ibadet ediyor, saz çalıyor, değiş okuyor. Ve bu inancı zamanla Erdebil’de bulunan dergâhının içine oturtturuyor.”

    ‘KIZILBAŞ’ İSMİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, daha önceden namaz kılınıp, Kuran okunan ve Şafi geleneğine bağlı olan Erdebil Tekkesi’nin nasıl Alevi inancını benimsediğini ise şu sözlerle anlattı:

    “Tekkede birden bire saz çalmaya, cem tutmaya başlıyorlar. Ali ve Hüseyin’e doğru yönünü çeviriyorlar. Tabi bu yön çevirme Ali ya da Hüseyin gibi ibadet etme anlamına gelmiyor. Daha çok dervişlerin anlattığı hikâyelerde bahsedilen ‘Ali haksızlığa uğratıldı, 12 imamları öldürdüler, Hüseyin mazlumdu, Yezid kötülüğün sembolüydü’ olarak anlatılanlar sonrasında kendileri de egemen İslâmiyet’e karşı olan eleştirilerini hep 12 imamlar üzerinden anlatmaya başladılar. Ancak Cüneyt vefat ettikten sonra Cüneyt’in oğlu Şah İsmail’in öz babası Haydar başa geliyor. Haydar, babası Cüneyt’ten aldığı gelenekleri dergâhta daha da şekillendiriyor.

    Bununla birlikte Haydar, dervişlere diyor ki ‘Bütün gün ibadet etmeyle, dua etmeyle, felsefe yapmayla bir yere varamayız. Kılıç kuşanmamız lazım’ diyor ve 200 yıllık dergâh birden bire yönünü Ali’ye çevirmiş, Anadolu’dan aldığı Alevi ritüellerini içselleştirerek cem tutan, semah dönen, değiş okuyan dergâh, dervişlere kılıç kuşandırıp küçük küçük askeri birlikler kuruyor. Yani dervişler bir yandan dua ediyor, diğer yandan da cenge giriyorlar.

    Haydar cenklerde askerlerine kırmızı başlık taktırıyor ve başlığın üzerinde 12 dilimli taç koyuyor ve bu tacın ismini ‘Haydar Tacı’ olarak adlandırıyor. ‘Haydar’ isminin bir sürü anlamı var. Onlardan biri de ‘Aslanın Tacı, Aslanın Başı’ demek. Haydar başlıkları taktırdığı askerlerle doğuya, batıya her tarafa cenklere giriyor ve sonradan ‘Kızılbaşlılar’ olarak adları kalıyor.

    Haydar 1488’de düşmanları tarafından öldürülüyor. Haydar’ı öldürenler zaten babası Cüneyt’le de sorunları olması nedeniyle aile ile aramızdaki düşmanlık bitsin diye Haydar’ın eşi, oğulları Şah İsmail, Ali, İbrahim, düşmanları tarafından hapse atılıyor.

    Peki kim onları hapse atıyor?

    *Yazı dizisinin 3. bölümü 24 Ocak 2021’de yayınlanacak.

    İlgili haberler…

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/kahraman-inanc-olarak-uzaktan-yakindan-siilik-ile-alakamiz-yok-1-video-250362.html/19/01/2021/

     

  • Kahraman: İnanç olarak uzaktan yakından Şiilik ile alakamız yok (1) -VİDEO

    Kahraman: İnanç olarak uzaktan yakından Şiilik ile alakamız yok (1) -VİDEO

    PİRHA-Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün yol muhabbetinde konuşan akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ üzerine yaptığı konuşmada, “Alevilik 12.000 sene önce yoktu. Alevilik 100-170 senedir var. Çünkü ondan önce ismi değişikti” diyen Kahraman, Alevilerin Kızılbaşların torunu olduğunu, Şii inancıyla ise hiçbir bağının bulunmadığını söyledi.

    Alevi Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nün yol muhabbetinde konuşan Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun önceki dönem (AABF) Eğitim Sorumlusu Akademisyen Yılmaz Kahraman, ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ üzerine çevrimiçi yapılan ‘Yol Muhabbeti’ başlıklı eğitim seminerinde konuştu.

    İran ve Irak’ta ‘Alevilik ve Kızılbaşlık’ üzerine alan çalışmaları ile de tanınan Kahraman, toplum olarak “kimi ezberleri bazen bozmamız gerekiyor” diyerek inanç üzerinde bilimsel çalışmanın önemine vurgu yaptı.

    “ALEVİ İSMİNİ BİZE OSMANLI VERDİ”

    Yılmaz Kahraman, ‘Alevi’ isminin Osmanlılar tarafından türetildiğini belirterek “İnancımızda, Aleviliğin tarifesinde; Ali’ci, Ali taraftarı, Ali’nin hareketinden olan, Ali’nin torunları olan ya da biyolojik torunları olmasa bile Ali’nin tarafı olan grup… Bu anlamda yorumlar çok tabi. Bazen Alevilerin isimlerinin ışıktan, nurdan geldiğine inanan arkadaşlar var, böyle değil. Biz ile Ali’yi birleştirmek için bize bu ismi Osmanlı vermiş. Osmanlı devleti ‘Alevi’ ismini sadece isimle birlikte değil, Aleviliği dizayn etmek için bize bu adı veriyor” yorumunu yaptı.

    “ALEVİLİĞİ ANLAMAK İÇİN KIZILBAŞLIĞI ANLAMAMIZ GEREK”

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, “Alevilik 12.000 sene önce yoktu. Alevilik daha 100-170 senedir var” diyerek geçmişte farklı bir ismin kullanıldığını belirtti. Alevilerin, Kızılbaşların torunu olduğunu vurgulayan Kahraman, araştırmalarına dair şu bilgileri paylaştı:

    “Alevilikle Kızılbaşlık arasında farklılıklar var. Bunu iyi anlamamız lazım ki geriye dönük bir tarih silsilesi, bir çizgi, bir ip ortaya çıkar. Ancak o şekilde biz tarihimizi anlayabiliriz. Alevilerin sürdürdüğü gelenekler 12.000 yıl öncesine kadar dayanıyor ama hepsi değil.

    Sonradan gelenekler de var ama bizim Aleviliği anlamamız için Kızılbaşlığı anlamamız gerekiyor. Kızılbaşlık da çok eski bir inanç değil. Bundan neredeyse 500 sene önce ortaya çıkan bir inanış. Daha önceki geleneklerin ritüelleri, düşünceleri, felsefesini kendi içinde yoğurmuş ama onu yeniden dizayn etmiş ve böylelikle Kızılbaş olarak ortaya çıkmış. Kızılbaşlardan daha önce onların ataları, Babailer olarak adlandırılan bir grup…

    Kızılbaşlık çok eski bir inanç, çok eski bir kültür, çok eski bir grup değil. Kızılbaşlar 16. yüzyılda meydana gelen ya da daha doğrusu eski gelenekleri içinde barındıran ama 16. yüzyılda ‘Kızılbaşlık’ ismi ile ortaya çıkan bir durum.

    Kızılbaşlığı anlamamız için 500 sene öncesine gitmeliyiz. 500 sene öncesinde neler oldu? Özellikle Şah İsmail Hatayi’nin hayatını anlamamız lazım. Şah İsmail Hatayi kim? Nerede, hangi dönemde doğdu ve o dönemde neler oldu? Sadece inanç yönünden değil, o dönemin siyaseti, o dönemin beylikleri, o dönemin savaşları, o dönemin karşı karşıya gelen grupları ne yaptılar ki Kızılbaşlık kendini tekrardan bir organizasyon, bir inanç olarak gösterdi?”

    “UZAKTAN YAKINDAN ŞİİLİKLE ALAKAMIZ YOK”

    Akademisyen Yılmaz Kahraman, Aleviliğin hiçbir şekilde Şii inancıyla ilişkili olmadığını belirterek şöyle devam etti:

    Ali dediğimizde aklımıza hemen egemen olan Şia inancı geliyor. Şia deyince de İran akla geliyor. Ben İran’ı örnek olarak aldım. Azerbaycan’da da Türkiye’de de Şiiler var ama İran’da devlet dini olduğu için burada İran’dan bahsediyorum.

    İran, Ali taraftarı olduğu için bizde de şöyle bir algı oluşur; acaba biz de mi onlardanız? Sanki bu Ali taraftarları Mekke’de Medine’de Arap yarımadasında duramadılar, oradan İran’a kaçtılar ve İran’da Acemlerle karışarak daha değişik versiyonları olan Şii çıktı. Bu doğru değil. Biz inanç olarak uzaktan yakından Şiilikle hiçbir alakamız yok. Onlar her ne kadar ‘Aleviyiz’ diyorlarsa da 12 imamı, İmam Hüseyin’i zikrediyorlarsa da Şiilerin inancı bizimkinden çok çok farklı. Bunu sadece onlar camiye gidiyorlarsa biz cemevine gidiyoruz, onlar namaz kılıyorsa biz semah dönüyoruz diye anlamamak gerekiyor.

    Şiilerin yaratılış hikâyesi, mitolojileri, tanrı anlayışı, kitapları çok başka. Onların kadına bakış açısı çok değişik. Her konuda Şiiler bizden farklı. Yani Ali taraftarı olmamız sadece küçük ortaklıklarımız ama mesele inanca, teolojiye gelince biz onlardan çok farklıyız.”

    “ARAP ALEVİLİĞİ İLE ŞİİLİK ÇOK FARKLI İNANÇLAR”

    Yılmaz Kahraman’ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise Arap Aleviliği ile Nusayrilik kavramı oldu. İki inancın birbirinden çok farklı temelleri olduğunu söyleyen Kahraman şöyle devam etti:

    “Suriye’de yaşayanlara ‘Arap Alevisi’ denilir. Bu isim orada yaşayanlara dışardan verilmiştir. Onlar kendisini ‘Arap Alevisi’ olarak adlandırmıyor. Kendilerini adlandırmaları çok başka. Tabi bunu bilimsel anlattığımızda şuna dikkat etmemiz gerekiyor; bir grup kendisini nasıl adlandırıyor, bir grup dışarıdan nasıl adlandırılıyor? Bunlar çok farklı oldular. Mesela ‘Arap Alevisi’ dediğimiz inanç grubuna dışarıdan bazen ‘Nusayri’ deniliyor. Arap Alevileri bu kavramı kabul etmiyorlar. ‘Evet, bizim âlimlerimizden biri Muhammet İbin Nusayir. Ama biz onun yolunda değiliz. O sadece bizim âlimimiz’ diyerek algılıyorlar.

    Onların kendilerini adlandırmaları da çok daha değişik. İlk etapta sanki Şiiliğin değişik bir versiyonuymuş gibi algılanıyorlar ama bu da doğru değil.

    Arap Aleviliği, Şiilik çok çok farklı şeyler. Arap Alevilerinin inancı gizlidir. Hiç kimseye açıklamazlar. Erkek çocuklar 13-14 yaşına geldiklerinde bu inancı o gençlere veren rehber amcalarından Arap Aleviliğinin sırlarını öğreniyorlar. Bunlar bu merasimde, bu seremonide kırk kere yemin ediyorlar ki bu bilgileri, bu sırlarını hiç kimseyle paylaşmayacaklarına dair tekrar tekrar yemin ediyorlar.

    Bu seremoni, bu ayinle ilgili sadece erkeklerle yapılıyor. Kadınlara bu sır verilmiyor. Neden? Çünkü Arap Alevilerin inancına göre kadınların ruhu yok. Bu sırrı kesinlikle ne eşlerine, ne kızlarına, ne de annelerine açarlar, dışarıda arkadaşlarıyla hiç konuşmazlar. Onlar ibadetlerini gizli yapıyor. İbadete sadece erkekler alınıyor, kadınlar dışarıda olan bir odada beklerler, dışarıda beklerler ancak ibadetten sonra kadın erkek birlikte sofraya oturabilirler. Ayrışan yanlarımız nerede, ya da biri aslında ‘Siz Müslümansınız’ dediğinde neden Müslüman değiliz? Aynı şey Arap Alevileri için de geçerli.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tan: Kimse boşuna uğraşmasın Abdal Musa da Kaygusuz Abdal da Alevidir

    Tan: Kimse boşuna uğraşmasın Abdal Musa da Kaygusuz Abdal da Alevidir

    PİRHA- Yazar Abbas Tan, Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal’ı Sünni ve Şii gibi gösterenlere tepki gösterdi. Aleviliğin yok edilmeye çalışıldığını belirten Tan, Alevi kurumlarına ve dedelere Abdal Musa’ya ve Aleviliğe sahip çıkma çağrısında bulundu. 

    Abdal Musa Anma Törenleri’nin 2. gününde, düzenlenen ‘Alevi Bektaşi İnancında Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal’ panelinde İslam vurgusunun öne çıkmasına ve panelistlere Yazar Abbas Tan tepki gösterdi.

    Sosyal medya hesabından “Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal Alevi mi, Müslüman mı?” başlığıyla kaleme aldığı yazısında, “Kim Alevi kim Müslüman belirsiz oldu ve birbirine karıştı.
    Binlerce yıldır Aleviliği yok etmeye çalışanların yapamadıklarını günümüzde Aleviler kendi elleri ile yapmaktadırlar ve Aleviliği ortadan kaldırdıkları gibi Alevi değerlerini de bir yerlere yamamaya başladılar. Elbette bunları yapanlara Alevi denir ise” ifadelerini kullandı.

    “Sözde Aleviler, kimlerin nasıl destek verdikleri de ortada; bu desteklerle bütün güçleri ile Aleviliği yok ediyorlar” diyen Abbas tan, şöyle devam etti:

    “ALEVİLERİ KANDIRMAKLA MEŞGULLER”

    “Bir taraftan Şia diğer taraftan Sünni anlayış ve onların destekçileri sözde Alevileri kullanarak Aleviliğe iyice saldırmaya başladılar. Aleviliği bilmediği halde bildiğini sananlar ya da öyle görevlendirilenler çıkmışlar ortaya her yerde ‘Alevi İslam, Müslüman Alevi’ gibi Alevilikle ilgisi alakası olmayan kelimeler kullanarak bazı zavallı Alevileri kandırmakla meşguller.
    Alevilikte Yol nedir, erkan nedir? Dört kapı anlayışı nedir? Nasıl kamil insan olunur ve Rıza Şehri anlayışı, yaşam biçimi nedir? Rıza şehrine nasıl ulaşılır? Bunların hiç birisini bilmeyen sözde yazar çizerler ve kimi Ocak mensubu zavallılar çıkarlar ortaya ahkam keserler. Son dönemlerde bu çalışmalar hızla artmaya başladı.”

    “CEMEVLERİNE GÖNDERİLEN YÜZLERCE KİTAPLA ÇOCUKLARI ASİMİLE EDİYORLAR”

    Alevilik üzerine tez hazırlayanların ve onların hocalarının Alevilikle ilgisi olmayan insanların, Alevilikle ilgili yazılar yazdığını ve tezler hazırladığını belirten Yazar Abbas Tan, “Tezler kısa süre sonra kitaba dönüştürülerek cemevlerine, dergahlara parasız gönderilmektedir. Hem de onlarca, yüzlerce kitap cemevlerine bedava gönderilmektedir. Bazı cemevi yöneticileri ve cemevi dedeleri de kendileri dahi okumadan bu kitapları bedava diye Alevi çocuklarına vererek kendi elleri ile asimile politikalarına destek vermektedirler” dedi.

    “ABDAL MUSA DERGAHINI ZİYARETE GELENLERİN KAFASI KARIŞTIRILIYOR”

    Abdal Musa dergahını ziyarete gelenlerin kafasının karıştırılmak istendiğini, sadece Abdal Musa’yı değil Kaygusuz Abdal’ı da değiştirmeye çalıştıklarını ifade eden Tan, “Kimse boşuna uğraşmasın Abdal Musa da Kaygusuz Abdal da Alevidir. Başka bir inancı yoktur, başka inançlara da sığmazlar” vurgusunu yaptı.

    Abbas Tan, Kaygusuz Abdal’dan bir dörtlük de paylaştı.

    Kıldan bir köprü yapmışsın
    Gelsin kullar geçsin diye
    Hele biz şöyle duralım
    Yiğit isen sen geç tanrı

    Yücelerden yüce gördüm
    Erbapsın sen koca tanrı
    Allahlığı sen nereden
    Satın aldın koca tanrı

    Kaygusuz’um der burada
    Cümle mahluku yaradan
    Kaldır perdeyi aradan
    Gezelim beraber tanrı.

    ALEVİ KURUMLARINA VE DEDELERE ÇAĞRI

    “Alevi ulusu Kaygusuz Abdal’ın bu sözlerini şimdilerde Kaygusuz’a sahiplenen, ahkam kesen sözde Aleviler söyleyebilirler mi?” diye soran Tan, Alevi kurumlarına ve dedelere Abdal Musa’ya ve Aleviliğe sahip çıkma çağrısında bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Baba Ali Özen’den asimile olanlara çağrı: Alevi Yolu’na dönün-VİDEO

    Baba Ali Özen’den asimile olanlara çağrı: Alevi Yolu’na dönün-VİDEO

    PİRHA- Urfa’da Sırrın Mahallesi’nde ve Kısas’ta Babalık (Dede) yapan Ali Özen, “Cenazeleri erkanımıza göre kaldıralım” dedi ve tüm canları, Alevi yolunu, deyişleri, görgüleri, ikrarları görmeleri, öğrenmeleri için cemevine davet etti. Özen, Şiileşen ve Sünnileşenlere de Alevi Yolu’na dönmeleri çağrısında bulundu. 

    Urfa’da Sırrın Mahallesi’nde ve Kısas’ta Babalık (Dede) yapan Ali Özen, Urfa’da Alevi inancına ve yeni yapılan cemevine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    2009 yılında Urfa Kültür Derneklerini; Sırrın, Kısas, Akpınar’ı merkez alarak kurduklarını belirten Özen, daha sonra babalık unvanını Veliyettin Hürrem Ulusoy tarafından aldığını kaydetti.

    “DERNEKLERİ KENDİ İMKANLARIMIZLA KURDUK”

    Şehir merkezi içerisinde Hekim Dede Mahallesi’nde babalık görevine başladığını ifade eden Ali Özen, şöyle konuştu:

    “O vakitlerde rahmetli Ali Güleç babalık makamındaydı. Onun ardından Yahya Baba ile beraber çalıştık. Kültür derneklerini kendi imkânlarımızla, devletten herhangi bir destek almadan kurduk ve yönettik. Birçok yere başvurup mekân için uygun bir yer bulduk. Sağa sola gittik; topladığımız beş lira, on lira, yirmi lira, yüz lira ile bu cemevi (Sırrın Cemevi) kuruldu. Bazı canlar, bu yola düşkün olanlar daha fazla katkı sağladılar. Hatta bazıları 1 ila 20 milyar lira arasında katkıda bulundular. Viran Belediyesi’nden 15 bin lira aldık. Şanlıurfa’dan ve buradan ziyaret etmek üzere bakan ve vali geldi. Validen 70 bin liralık destek adına imza aldık. Ancak sonrasında bu parayı tahsis etmedi. Aldığımız duyuma göre İzmir Valisi telefon ederek, “Siz o parayı o cemevine verirseniz Türkiye’deki tüm cemevleri aynı desteği bekleyecektir” demiş. Bu telefonun ardından vali bey kendi imzaladığı evrakı il meclisine gönderip orada iptal ettirmiş. Tüm bu olayların neticesinde biz bu cemevini tamamen kendi imkânlarımızla inşa ettirdik.”

    “ESKİ CEMLERDE MUHABBET, İNSAN SEVGİSİ FARKLIYDI”

    Çocukluğundan itibaren cemlere katıldığını söyleyen Ali Özen, “Eskiden Ali Baba da burada, Sırrın’daki evinde cem yapıyordu. Arada sırada geliyordum. Ancak o zamanki muhabbet, aşk, insan sevgisi şu dönemdekinden daha farklıydı” diyor.

    Baba Ali Özen, “İnsan değişmedikçe yaşaması mümkün değildir. Bir iki hususta değişiklik oldu. Bazı kısımları eskiden Arapça okuyorduk. Örneğin Nur Suresi’nin 35. Ayeti. Postnişimiz, ‘Biz direk Hacı Bektaş’a bağlıyız’ dedi. Nur Suresi’ni kaldırarak yerine, ‘Allah-ı eyvallah, secde haktır’ dedi” diyerek öze dönüşe işaret ediyor.

    “CENAZELERİ ERKANIMIZA GÖRE KALDIRALIM”

    Baba Ali Özen, Hakka uğurlama erkanlarının Alevi ritüeline göre yapılmasına ilişkin sorumuzu yanıtlarken kendi yaşadığı bir olayı anlatıyor:

    “Amcamın oğlu hakka yürüdüğünde Urfa’da Kısas Köyü’ndeydik. İlk olarak o cenazeyi erkanımıza göre yürüttüm. Tepki aldık, çeşitli dedikodular da oldu. Bunların hiçbiri mühim değil. Ben derim ki cemevine gelen canlar kendi büyüklerine, ailesine bu erkanı anlatarak Türkçe’nin faydasını vurgulasınlar. Cenaze erkânında namaz var mı? Hayır. Hakka yürüyen bir kişinin cenazesi namaz kılarak uğurlanır mı? Böyle bir kaide var mı? Alevî ritüelinde olmadığı gibi Kur’an-ı Kerim’de de yok. Ben buradaki gençlere, canlara diyorum ki, kim cenazesini kaldırıyorsa erkanına göre kaldırmaya uğraşsın. Töreden ve gelenekten bununla birlikte kınamalardan çekiniyorlarsa, bilsinler ki bu usulü anlatmak bizim görevimiz. Bütün canlara sesleniyorum; Urfa’daki, Sırrın’daki, Kısas’taki, Akpınar’daki bütün canlar buraya gelsin. Bilmediklerini biz öğretelim. Bizi örnek alsınlar.”

    “HAK İÇİN YAPILAN İBADET ALEVİ İBADETİDİR”

    Urfa’da Alevi gençlerin, çocukların inanca düşkünlüğü göze çarpıyor. Baba Ali Özen, “Tüm canlar cemevine gelip, yolumuzu, görgümüzü, ikrarlarımızı, deyişlerimizi ve onların manasını öğrensinler. Zaten öğrendikten sonra bu yoldan vazgeçmezler” diyor.

    Alevilerin, “Saz bizim telli Kur’an’ımızdır” sözünü hatırlattığımızda Ali Özen,”Sazsız muhabbet olmaz. Öncelikle biz Sünni kardeşlerimize tepki göstermediğimizi belirtelim. Camiye gidip namaz kılıyorlar. O camiye katil de gidiyor, hırsız da gidiyor. Onlar atadan öyle görmüşler o şekilde öğrenmişler. Ancak gerçekte Hak için yapılan bir ibadet Alevi erkanında yapılan ibadettir. Hak Muhammed Ali, On iki İmamlar tarafından günümüze kadar yapılan ibadetler, günümüze kadar getirilmiş olan deyişler, gülbengler, Hacı Bektaş-ı Veli’nin soyundan gelenlerin hizmetlerinin yanında bizim de hizmetlerimiz olursa ne mutlu” diye konuştu.

    ŞİİLEŞENLERE VE SÜNNİLEŞENLERE ÇAĞRI

    Alevi inancından uzaklaşan, Şiileşen ya da Sünnileşenlere de seslenen Baba Ali Özen, şunları kaydetti:

    “Hakkı kalplerinde görsünler, hakkı başka yerde aramasınlar. Kul hakkını bilsinler ki o yalnız bir kişinin malını çalmak, gasp etmek ya da menfaat gütmek değildir. Örneğin siz benimle röportaj yapıyorsunuz ve ben size hoşnut olmayacağınız bir davranışta bulunuyorum. Bu da kul hakkına girmez mi? Bütün canlara sesleniyorum. Gençlerimiz ritüellerini öğrensin; sazını çalsın, deyişleri öğrensin, hizmet görsün, büyüğüne karşı saygıda kusur etmesin. Özellikle büyükler olarak biz onlara gerekli sevgiyi ve ilgiyi göstermeliyiz.”

    “DEYİŞLERİMİZDE İNSAN, HAYVAN, TABİAT SEVGİSİ VAR”  

    Alevi inancındaki doğa sevgisine de değinen Ali Özen, “Sevgi dediğiniz zaman, dağı, taşı, insanı 7 kat yerde, 18 bin alemde varlığını her şeye, her yere nakşedelim. Cenab-ı Allah’ın varlığı orada, ağaçta, insanda. Kendini Adem’e bahşeylemiş. Deyişlerimizde insan sevgisi, hayvan sevgisi, tabiat sevgisi var. Tüm bunlar Alevi ritüelleri içerisinde mevcut” şeklinde konuştu.

    PİRHA/URFA

     

  • Pir Celal Fırat: Hüseyni duruş Alevice yaşamaktır-VİDEO

    Pir Celal Fırat: Hüseyni duruş Alevice yaşamaktır-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin 12 gün boyunca Kerbela’da katledilenler için oruç tutup yas ilan ettikleri Yassı Muharrem ayındayız. Garip Dede Dergahı Başkanı,İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat, “Biz her gün Şah Hüseyin’e ağlıyoruz. Şah Hüseyin bu halimizi görse ‘Bana niye ağlıyorsunuz kendi halinize ağlayın’ derdi. Bu nedenle biz Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı duruşunu ve söylemlerini örnek almalıyız” dedi.

    Gelenek olarak Kurban Bayramı’ndan yirmi gün sonra tutulan Matem orucunun bugün 2. günü. Kerbela’da şehit edilen 72 kişi için tutulan matem orucu, gün batımında, gösterişsiz bir şekilde açılır. 13. gün ise Aşure verilir. Garip Dede Dergahı Başkanı, İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat, matem orucuna ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “Matem oruçlarında biz de birilerini taklit etme konumuna geldik” diyen Fırat, “Sünni ve Şii dostlarımız Ramazan ayı geldiğinde koltuklarının altına birer tane Kuranı Kerim alıyorlar ev ev dolanıyorlar. Aynısını biz yapmaya başladık. Mahallelerde cemevlerine 10-15 kadın birlikte gelerek koltuk altlarında birer Kuranı Kerim koyuyorlar aynı muhabbeti, aynı olguyu aynı versiyonu insanlara anlatmaya ve insanları aynı çerçeveye getirmeye gayret ediyorlar. Bu doğru bir şey değil” diye konuştu.

    “HZ. HÜSEYİN’İN DURUŞUNU ÖRNEK ALMALIYIZ”

    Fırat, “Biz Kızılbaş Alevileriz. Ancak  birilerine benzemeye çalışanlar Matem oruçlarını sadece ağlama ayı haline getirmeye çalışıyorlar. Böyle bir mantık bir zihniyet var ve bunları da cemevleri yarattı. Oysaki biz Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı vermiş olduğu o duruşu örnek almamız lazım” dedi.

    Kerbelalar günümüzde de etkin bir şekilde yer alıyor ve yaşatılıyor. Ancak biz halen Şah Hüseyin’in niçin başını verdiğini algılamamışız. Bu konu ile ilgili bence herkes özeleştirisini yapmalı. Hz. Hüseyin’in yaşamış olduğu o acıyı kimsenin yaşamamasını temenni ediyoruz. Ama halen her gün katliamlar yaşatılıyor insanlara” diyen Fırat şöyle devam etti:

    “Cemevlerinde her gece muhabbetler ediliyor. Ancak cemevlerinin şu olgudan çıkması lazım. Biz her gün Şah Hüseyin’e ağlıyoruz. Şah Hüseyin bu halimizi, görse ‘Bana niye ağlıyorsunuz kendi halinize ağlayın’ derdi. Bu nedenle biz Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı duruşunu ve söylemlerini örnek almalıyız. Hz. Hüseyin Yezid’e  ‘Onursuz bir şekilde yüz gün yaşayacağıma izzetli bir şekilde bir gün yaşarım. Ve aç kal alçalma’ diyor. Bu anlamda biz bu değerlerde bir şey almalıyız. Aleviler bu Yassı Muharrem ayında bir direnç göstermeli seslerini biraz çıkartmalıdırlar. Cemevlerine gelmelidirler ama başları dik bir şekilde gelmelidirler.”

    “ZALİMLERE VE FİRAVUNLARA KARŞI TEK VÜCUT OLMALIYIZ”

    İnsanların Kerbela’da yaşanan katliama yüreklerinin yandığını ve gözlerinin yaşardığını ifade eden Fırat “İnsani olarak düşündüğümüzde onlara yapılanları hiçbir vicdanın kabul etmeyeceği bir katliam yaşanmıştır. Günümüzde de halen aynı Kerbelalar yaşanıyor ve yaşatılıyor. Bu nedenle bu bizi daha da yakınlaştırmalı yeryüzündeki bütün topluluklarla halklarla bu zalimlere, firavunlara karşı tek vücut olarak karşı durmamız kanısındayım” şeklinde konuştu.

    “HER ALANDA MÜCADELE ETMEK LAZIM”

    Hüseyin’i bir duruşun, gelenek ve göreneklerimizi yalın bir şekilde yaşamak, kimseye benzememek ve Alevice yaşamak olduğunu belirten Fırat, şunları kaydetti:

    “Cemevlerinde mersiyeler okunmasına ve saz çalınmasına yönelik Hz. Hüseyin saz mı çalıyor denilerek çocuklarımızın kafalarını bulandırmaya gayret ediyorlar. Net bir şekilde bunun cevabını vermek lazım. Biz ne Sünni’yiz ne de Şii’yiz biz Aleviyiz. Onlar kendi geleneklerini kendi gibi yaşamalı biz de kendimiz gibi olmalıyız. Ama bugün cemlerimiz fatihalar ile açılıyor ve fatihalar ile kapatılıyor. Değişik değişik emareler cemlere dahil edilmiş durumda. Bu nedenle Hüseyini duruş  hayatın her platformunda olmalıdır. İş hayatında, evimizde ve her alanda mücadele etmek lazım. Aleviliği öz olarak yaşamamız lazım. Kimseye benzemeden ben Aleviyim demek lazım.”

    “BİZ TAŞLARA VE AĞAÇLARA GİDİP DUA EDERDİK”

    Garip Dede Dergahı Başkanı, İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat son olarak şunları ifade etti:

    “Bizim köylerin çoğu yerinde ziyaretgâhlar vardı. Kimi yerde biz taşlara gidip duamızı verirdik ve kutsaldı bizim için. Aynı şekilde biz gidip bir ağaca dua verip önünde kurbanlar keserdik. Buralara bazen yalın ayak giderdik. Bu nedenle biz bir yere dua edip niyaz edeceksek birilerine benzeşmemize gerek yok. Bir insan bir yerde var ise orası değerlidir. Şu an Garip Dede Dergahındayız sizler bizler olmasak buranın bir içeriği bir anlamı olmaz. Biz inancımızın içini güzel insanlar ile donatmamız lazım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Fırat: Aleviliği Sünni ve Şii ilkeleriyle tanımlayarak yaşamdan koparıyorlar

    Pir Fırat: Aleviliği Sünni ve Şii ilkeleriyle tanımlayarak yaşamdan koparıyorlar

    PİRHA – İstanbul Pendik’te bulunan Seyit Seyfi Cemevi’nde 19 Mayıs Cumartesi günü yapılacak cem öncesi açılış konuşması yapılacağı ve tarikat namazının kılınacağının belirtilmesi tepki çekti. Pir Celal Fırat, “Alevi inancı, kimsenin egosunu tatmin etmek için kullanılmaz, açılış konuşmalarından sonra cem yapılmaz. Aleviliği Sünni veya Şii ilkeleriyle tanımlayarak inancı yaşamdan koparanlar var. Aleviliğe namaz rekatları ile ayar çekmektirler” dedi. 

    İstanbul Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Pendik’te bulunan Seyit Seyfi Cemevi’nde yapılacak, ‘Cem’deki On iki erkan on sekiz hizmet sıralaması’ içinde yer alan ikinci hizmet olarak nitelendirilen ‘Tarikat namazı ve cem açılış gülbankı’na tepki gösterdi.

    Dört Kapı Kırk  Makam Eğitim ve Araştırma Derneği, Çağdaş Demokratik Ehlibeyt Eğitim ve Kültür Derneği ve Seyit Seyfi Cemevi’nin destekleriyle Ankara Çubuk yöresi erkanına göre yapılacak cem afişlerinde yer alan ‘Eski, otantik cemleri merak edenler’ yazısını da eleştiren Fırat, şu çağrıda bulundu:

    ‘Aleviliği merak edenler cem olmaz, Alevi olanlar cem olur. Aleviliğe frekans ayarlaması yapma konusunda yarışa girenlerden olmayın. ‘Şah Hüseyin’ aşkına uyarıyor ve sahici sevgide birleşelim diyorum” diyerek çağrıda bulundu.

    “AÇILIŞ KONUŞMALARINDAN SONRA CEM YAPILMAZ”

    Alevi kültürünün ve geleneklerinin  inançsal değerlerden ayrı olmadığını belirten Pir Celal Fırat, topluma katılanların söz konusu değerlerle büyüdüğünü ve bunun nesilden nesile aktarıldığının altını çizdi.

    Aleviliğin sosyal etkileşim ve varoluş yoluyla öğrenildiğini ifade eden Fırat, şunları belirtti:

    “Aleviliğin öğrenilmesi, anlatılması uygulanması diğer inançlardan farklı olarak bütünüyle pratiktir ve canlıdır. Eski bir kültür veya sosyal bir kalıntı değildir. Tarihle olan bağlantısı ve değerleri, dil biçimindeki sembolleri asla değişmez, değiştirilemez modern zamanların en uygun inanç sistemi olması bakımından da sosyal etkileşim ve varoluş yoluyla öğrenilir. Karmaşık bilgi ve davranış uygulamalarından oluşmaz ve asla eski değildir. Gerçekliliğini, orjinalliğini kaybetmemiştir. “Yol bir sürek bin bir” Alevi inancına sahip birey, yetenekleri ve seçenekleri ile fark yaratır. İnancını zekasıyla ilişkilendirme becerisine sahiptir. Bir metoda yerleştirilerek kimsenin egosunu tatmin etmek için kullanılmaz, açılış konuşmalarından sonra cem yapılmaz.”

    “ALEVİLİK, SÜNNİ VE Şİİ İLKELERİYLE YAŞAMDAN KOPARILIYOR”

    Bireysel inanç özgürlüğünün yavaş yavaş yok olduğunu söyleyen Fırat, “Özgür olmayan birey, özgür irade yerine farklı reaksiyonlarla aynı metoda yaklaşıp bu metot içinde kaybolma tehlikesiyle baş başadır” dedi.

    “ALEVİLİĞE NAMAZ REKATLARIYLA AYAR ÇEKİYORLAR”

    Celal Fırat, şu an Alevilerin inançlarından hızla uzaklaştırılmakta olduğunu, inançlarının şekilsiz bir maddeye dönüştüğünü belirterek, bunun başlıca sorumlularının da Aleviliği kurumsallaştırıp Sünni veya Şii ilkeleriyle tanımlayarak inancı yaşamdan koparanlar olduğunu vurguladı.  Fırat, “Bu yöntem ile Aleviliğe namaz rekatları ile ayar çekmektir” dedi.

    Alevilik inancında yapılacak ritüellerde rızalık ilkesinin şart olduğunun altını  çizen Fırat, Rızalık ilkesinin toplumda bireylerin haklarını koruma tedbiri olduğunu kaydetti.

    “DEYİŞ YENİDEN ÖRGÜTLENME VE DİRİLİŞ ARACIMIZDIR”

    Fırat, şöyle devam etti;

    “Bir noktada belli bir inanç, irade ve bilinç gerektiriyor. Öyle kaba bir şekilde veya biçimsel bir geleneğin yerine getirilmesi olarak bakılamaz. Öz irade ile ortaya çıkan bir tutum ve davranıştır. Bu irade, inanç, bilinç ile şekillenir ve ancak o zaman ceme girilir sloganlarla ceme girilmez. Doğanın her elementi sazdaki akordumuzken, yazdığımız her şiir her nefes, her deyiş ise örgütlenme ve yeniden diriliş aracımızdır. Kerbela’yı en acısından yaşayan ve lanetleyen, ölüm ve yaşam kıyısında sevgiyi arayan, kötüye iyilik dersi, en iyi nasihati zekice verenler sadece sazla cem oldular. Kuran’ı kerimi cemde öğrenen mealini anlamamış demektir.” (HABER MERKEZİ)