Etiket: şiilik

  • ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, cemevlerinde bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışların uygulandığını belirterek, “Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım” dedi. İçimizdeki hocaların Sünni İslam anlattığını belirten Şanlı, Şiiliğin pirler ve toplum üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı. Bu da inancın yürütülmesinde sıkıntınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “İNSAN BİRBİRİNİN YÜZÜNDE HAKK’IN CEMALİNİ GÖRÜR”

    Talipin, mürşit tarafından yola kabul edilmesi sürecine değinen Şanlı, “Bu süreç içerisinde mürşit, eğitimin sonunda talibe bir bade verir. O badeyi içer, mest olur ve o süreç içerisinde Hakk’ın cemalini görür. Hakk dediğin; evren, ağaç, insan. Yani insan birbirinin yüzüne baktığı vakit Hakk’ı görür” dedi.

    “ŞİA’NIN ALEVİLER ARASINA SOKTUĞU NİFAK BUGÜN HALA SÜRÜYOR”

    Babasının pirlik dönemlerinden örnekler veren Şanlı, Şia’nın dedelerde ve toplumda yarattığı asimilasyonu şu şekilde ifade etti:

    “Babam yolu, erkanı, cemi yapıyordu. Kuralları uyguluyordu ama isimler Arap’tı. Talipleri kavga ettiği vakit mahkemeye gitmiyordu, babama geliyordu. Babam gidiyordu, barıştırıyordu. Aynı babam kadınların kestiğini yemiyordu, bu yanlıştı. Demek ki oraya baktığımız vakit Şia’nın Alevi Kızılbaşların arasına soktuğu nifak, bugün aynı şekilde sürdürülüyor. Bugün gerek cemevlerinde, gerek başka yerlerde, bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışlar uygulanıyor. Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Ama bunu yapamıyoruz. Neden? Çünkü belli sorunlar var. Mesela dede kendisini kutsallaştırıyor. Olduğu yerde ‘çıralığımı ver gideyim. Hakkımı ver gideyim’ diyor. Dede böyle yapınca talip ne yapabilir. Dedeler bilinçisiz. Eğer dedelerin bilinçsizliğinden kaynaklanmasaydı, o gerçeği öğrenebilselerdi, böyle olmayacaktı.”

    “İMAM CAFER ALEVİ DEĞİLDİR”

    Eskiden dedeliğin babadan oğula geçen bir şey olmadığının altını çizen Şanlı, dedelik ve Şia bağlamında tarihsel referansları da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Dedeliğin kuralları var. Birincisi nesl-i sade olmak diyorlardı, ben ona katılmıyorum. İkincisi ilim ve irfan sahibi olmak. Üçüncüsü eline, beline, diline sahip olmak. Eğer bilgiliyse ama eline beline, diline sahip değilse, onun pirlik yapması mümkün değil. Ona rehberlik verilir, pirlik verilmez. Orada babanın oğulları arasında bir yetkiliyi seçmesi gerekir. Ama ben şimdi onları suçlayamam ki. Neden? Çünkü bu dağ başında eğitim yok ne yapabileceklerdi? Ondan sonra bir de hocalara, gerçek hocalara bakıyorsun. Sünni İslam anlatılıyordu. İmam Cafer Buyruğu diyelim. Ama o imam Cafer Buyruğu değil ki. O Şeyh Safi buyruğudur. İmam Cafer Alevi de değildir.

    “DOĞRUYA DÖNMEMİZ, GERÇEĞE YÖNELMEMİZ LAZIM”

    Bir din var ki sonu gelmez. Başlangıcı da yok. O doğal dindir. Doğal dinin başı yok ki sonu olsun. Yazılı olmayan, doğal ahlak kurallarını uygulayan Alevidir. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım. Pirin de okuması lazım. Mesela Hristiyan papazlar gidip eğitim veriyor. Bizim pirlerimiz niye eğitim görmüyorlar. Bazı kitaplar var. Okuyoruz. Onları okuduğum vakit bakıyorum ki tam tersi, demek ki asimilasyonu en fazla o kitaplar yapıyor. Mesela keramet gösterdi, havadan uçtu, bilmem ne yaptı. Bunlar asimilasyonun birinci sebebidir. Günümüzde asimilasyon yapmak için gelenlerin, içimize gelmesi için ayaklarının altına kırmızı halı sermişler. Bunun üzerine yürüyorlar.”

    (Yarın 3. bölüm yayınlanacak)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    -‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’-VİDEO

  • Yazar Aydın: Alevi mantığını anlamak gerek, Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmak imkansız

    Yazar Aydın: Alevi mantığını anlamak gerek, Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmak imkansız

    PİRHA- Yazar Rıza Aydın, “Alevi inancının temel sistematiği, Sünnilikten de Şiilikten de farklıdır” dedi. “Alevinin Allah’ı gönlündedir, Sünninin ve Şiinin Allah’ı yedi kat arşı aladadır” diyen Aydın, inançları açısından Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmanın imkansız ötesi olacağını kaydetti. Aydın ekledi: Sünni anlayış ile Alevi anlayışta ölüm farklı olduğu için, ölen tenin sırlanması yolu, yordamı da aynı değildir.

    Yazar Rıza Aydın, “Alevi inancının temel sistematiği, Sünnilikten de Şiilikten de farklıdır, öncelikle herkesin bunu iyi kavraması gerek” dedi.

    “Alevi mantığını anlamak gerek” diyen Aydın, Aleviliğin Sünnilik ve Şiilik’ten farklı olduğunu şöyle açıkladı:

    “Mesela, Sünniler de Mevlidi türkü gibi bir makamla söylerler ama onlarda saza bir hasmane duruş var. Hatta Ezan da bir makamla söylenir. “Haydin selaya gelin” diye seslenen kişi bunu bir makamla, türlü söyler gibi yapar ama burada saz ya da müzik aleti çalınmaz. Sünniler saza niye düşman kesilmişler, niye sazın içinde şeytan var demişler bunu ayrıca incelemek gerekir. Aşık bunlara “be Allah’ın sersem kulu, şeytan bunun neresinde?” diye niye türkü yakmış? Bunları ayrı bir konuşmak gerek.
    Bir kapalı alanda, bir ibadet sırasında kadını gören Sünninin abdesti helak olur. Camiye, içkinin zerresi giremez, ama cemde böyle değildir; cemde dem sunulur. Alevi cemini kadın erkek beraber yapar, Alevi ceminde saz çalar, saki dem sunar; tahtacı Türkmenleri cemde dem sunan kişiye “Şemsi, Şemsilik” diyorlar.

    “ALEVİNİN ALLAHI GÖNLÜNDEDİR”

    Alevinin Allah’ı gönlündedir, Sünninin Allah’ı yedi kat arşı aladadır. Allah ile konuşmak için Musa Tur Dağı’na gider, Muhammed Miraca, arşı alaya çıkar ora da Allahları ile konuşurlar ama onun yüzünü göremezler. Musa ne kadar yalvarsa da Allah’ı ona yüzünü göstermez, “Sen beni göremeyeceksin” anlamına gelen “Lenterani” der.
    Alevinin Hak dediği Allah’ı, gönlündedir, onu görmesi için öyle uzaklara gitmesine gerek yoktur, bir gönülü ziyaret ederek hacı olur o. Agahi bu inancından dolayı, “Hacca gitmez diye tân eylemişler, benim ise her gün (günde) hacılığım var” der.”

    İnançları açısından Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmanın imkansız ötesi olacağını belirten Rıza Aydın, “Ortak düşündükleri hiçbir inançları yoktur, her sözcüğün içine ayrı anlamlar verirler. Aleviler batinidir, her kavramın içini kendilerine göre doldururlar; bunun için “Zarfa değil mazrufa bakacaksın” derler” ifadesini kullandı.

    Yazar Rıza Aydın, Sünniliğe şiirin görünmeye çalışan bazı Alevilerin boşu boşuna kendilerini yorduklarını vurgulayarak “Gerçekler inatçıdır er ya da geç kendilerini kabul ettirirler” dedi.

    “ALEVİ İNANCI TEVRAT KÖKENLİ DEİNLERDEN FARKLI”

    “Alevi inancı sistematik olarak Tevrat kökenli dinlerden farklıdır” diyen Aydın, farklılığı şöyle özetliyor.

    “Bu farklılığın temeli, bu kubbül alemin, kevni mekanın varoluşu hakkındaki farklıya dayanır. Aleviler “Aynı vardan varolduk” derken Kudred Kandili’nde balkıyan Işıktan (Sıraçtan) varolduklarını söylerler, Tevrat’ta ise Allah’ın 6 günde evreni yoktan var ettiğini söyler. Bütün bu farklılıkları tek tek belirtip, farklılıklarını yazabiliriz. Mesela, Alevilerin kuramsal olarak ölüme, canlıya, kısaca insana bakışı ile Sünnilerin bakışı aynı mı? Hayır değil. Aleviler devriye kuramına inanıyorlar.

    Yunus Emre, “Kim bu tenim yoğuken bir can idim”, “Anasırdan bir libasa büründüm Yunus olarak göründüm” diyor. Alevi edebiyatının kurucusu olan Kaygusuz Abdal’ın ‘Sarayname’ adlı eseri sırf bunu anlatır. Kaygusuz, vücudu, bir saraya, içindeki canı da sarayın içindeki sultana benzeterek konuyu anlatır.
    Alevi inancına göre, can ile ten ayrı. Can tıpkı ata binen bir süvari gibi bir tenin içine girip, o tenle beraber dünyaya geliyor. Can bu dünyada daha fazla cevlan edebilmek için bu ata yani içinde olduğu kalıba iyi bakması gerekiyor.
    Ten yorulup da bu canı taşıyamayacak hale gelince, can, “kafesten uçan kuş” misali teni terk ediyor. Ten ölüyor, can geldiği yere gidip, başka bir tenle geri geliyor. Bu canın devredip, yeniden geleceği ten nasıl olur, o belli değil, bu tamamen o canın işleğine bağlı; bunun için dünyadan göçen cana, “devri kolay (âsân) olsun” diye temennide bulunuyorlar. Hacı Bektaş Çelebilerinden Şiri devriyesinde, “Niçe bu dünyaya çok geldim gittim” diyor. Derviş Muhammed’se “Yedi kere ben bu cihana geldim /Arşta duran iki nişan bendedir” diyor.

    “CAN ÖLMÜYOR KAFESİNDEN UÇUP GİDİYOR”

    “Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil” diyen Yunus’un tabiriyle düşünürsek can ölmüyor, “can kafesinden uçup, gidiyor”, cansız kalan teni toprakla karıştırıp sırlıyorlar; buna tabir olarakta “sırlama” deniyor.

    Tenden uçup giden can, bu dünyada yaşarken kazandığı gönüllere girip, orada anılmaya devam ediyor. Bunun için ben diyorum ki, mezarlıkta anma yapmayalım, çünkü orada ölen ten var, biz Hakk’a göçen, gönüllerde yaşayan canı, dost muhabbetlerinde analım. Ben sevdiklerimi, mesela anamı, niye gidipte mezarlıkta anayım ki, onu dost sohbetlerinde anarım hep.

    Aleviler öldü yerine göçtü diyorlar; bu dünyadan göçtü devri kolay (âsan) olsun diye temennilerde bulunuyorlar; bu çok önemli bir tutum.

    NEDEN YEDİNCİ VE KIRKINCI GÜN VAR?

    Bu dünyadan göçen (yani ölen) kişinin, doğal olarak, borcu, alacağı, vereceği oluyor değil mi? İşte bundan dolayı da dünyadan göçen biri için yedinci günü ile kırkıncı günü anısına toplantı yapılıyor. Bunda amaç yakınlarda olanlar yedisinde, uzaklar da olanlar da kırkıncı günü gelip, dünyadan göçenin ailesiyle helallaşsın diye. Bütün geleneklerin böylesi sosyal bir nedeni vardır.”

    Yazar Rıza aydın, Alevi inancında can ölmediği için, ölen tenin sırlanma töreninin de doğal olarak diğer inançlarla aynı olmadığının altını çizerek, “Dünyadan göçen kişiyi anıp yad etmek için kırk gün boyunca evlerde toplanılıp, deyişlerle, sazlı sözlü sohbetlerle onu anıyorlar. Bizim, Sadık Ünal abimiz var, Cevat Bilgililioğlunun dayısı. Şimdi 85 yaşını aştı. Sadık amca, Aşık Veli’nin torunudur, aşıklık geleneğini sürdürür, iyi şiirler yazar. Sadık amcanın bildiklerini kaydedelim diye bir gün Cevat Bilgilioğlu’nda toplandık. Sadık amca konuştu ben kameraya kaydettim. Sadık abi dedi ki, annem öldüğünde Aşık Aziz Üstün duymuş, atına binip, sazını alıp geldi. Bir hafta, on gün boyunca çalıp, çağırarak anamı andık, o da bunu severdi, dedi” şeklinde kaydetti.

     “SÜNNİ ANLAYIŞLA ALEVİ ANLAYIŞTA ÖLÜM FARKLI OLDUĞU İÇİN ÖLEN TENİN SIRLANMASI YOLU FARKLI”

    “Sünni anlayış ile Alevi anlayışta ölüm farklı olduğu için, ölen tenin sırlanması yolu, yordamı da aynı değildir” vurgusunu yapan Rıza Aydın, Yunus Emre’nin sözlerini paylaştı.

    Yunus Emre şöyle diyor:

    Can bir ulu kimsedir beden onun atıdır
    Her ne lokma yer ise bedenin kuvvetidir

    Ne denli yer isen çok ol denli yürürsün tok
    Cana hiç assı yok hep sûret maslahatıdır

    Bu can ni’meti hani gelin bulalım onu
    Asayiş kılan canı evlîyâ sohbetidir

    Sohbet canı semirdir hem âşıkın ömrüdür
    Hak Çalab’ın emriyle erenin himmetidir

    Erenin yüzü sulu himmeti arştan ulu
    Kimi görsen bu hulu eren inayetidir

    İnâyet onun işi anlamaz değme kişi
    Bilgil bu hümâ kuşu âşıklar devletidir

    Yunus’un yanar içi kamudan gönlü kiçi
    Suya sayılmaz suçu erenin himmetidir.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Pir Musa Kazım Engin, Şiilik ve Alevilik arasındaki temel farkları yazdı

    Pir Musa Kazım Engin, Şiilik ve Alevilik arasındaki temel farkları yazdı

    PİRHA- Kureyşan Ocağı evlatlarından Pir Musa Kazım Engin, “Alevilik İslamın özüdür” iddiasında bulunanlara sosyal medya hesabından Şiilik ve Alevilik arasındaki temel farkları sıralayarak yanıt verdi. Engin, “Şiilikte Kur’an, sünnet, hadis, ücmai ümmet, kıyas esas alınarak islam şeriatı uygulanır. Alevilikte  ise “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” denilir. Şiilikte ibadet sorgusuz- görgüsüz camide yapılır. Alevilikte ise ibadet; sorgu ve görgü sonrasında rızalık ile cem birlenerek cemevinde yapılır” dedi. 

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Pir Musa Kazım Engin, “Alevilik İslamın özüdür” iddiasında bulunan eski CHP Milletvekili Avukat Hüseyin Aygün ve bir çok kişiye Facebook hesabından yanıt verdi. Alevilik ve Şiilik (Müslümanlık) arasındaki farkları maddeler halinde sıralayan Engin, “Dersim özelinde sinsi bir çalışma yürütüldüğü için özel olarak Şiilik ve Alevilik arasındaki temel farkları yazmam gerekiyordu” dedi.

    “Bizim bu Yol’u kimseye bırakmaya niyetimiz yoktur. Çünkü bu Yol Hak ve Hakikat Yolu’dur, yani Raa Hakk’tır. YOL cümleden uludur” diyen Pir Musa Kazım Engin Alevilik ve Şiilik arasındaki farklılığı maddeler halinde şöyle sıraladı:

    ŞİİLİK VE ALEVİLİK ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR

    * Şiilikte Kur’an, sünnet, hadis, ücmai ümmet, kıyas esas alınarak İslam şeriatı uygulanır.
    * Alevilikte “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” denilir.
    * Şiilikte ibadet sorgusuz- görgüsüz camide yapılır.
    * Alevilikte ibadet; sorgu ve görgü sonrasında rızalık ile cem birlenerek cemevinde yapılır.
    * Şiilikte imam vardır.
    * Alevilikte Rehber-Pir-Mürşit ve Ana vardır.
    * Şiilikte müsahiplik yoktur.
    * Alevilikte “yarin yanağından gayri her şeyi bölüşen” müsahiplik vardır.
    * Şiilikte ezan ibadete çağırır.
    * Alevilikte ceme 12 hizmet erbabı Peyikçi çağrı yapar.
    * Şiilikte ibadet harem, selamlıktır.
    * Alevilikte cem erenleri vardır; er ile bacı, can olarak bulunur. Erkeklik-dişilik yerine kişilik esas alınır.
    * Şiilikte ibadette kıbleye/Kâbe´ye dönülür.
    * Alevilikte yüz yüze, cemal cemale dönülür, didar- didara muhabbet edilir, İnsanı KAMİL’E (ışığa, bilgiye) secde edilir.
    * Şiilikte uyulması gerekenler Kur’an’dır ve islam şeriatı geçerlidir.
    * Alevilikte 4 kapı 40 makam inancı vardır.
    * Şiilikte inanç merkezi Necef’dir.
    * Alevilikte inanç merkezi Pir Hace Bektaş Veli Dergâhı’dır.
    * Şiilikte ibadette müzik günahtır.
    * Alevilikte müziksiz, bağlamasız, semahsız ibadet olmaz.
    * Şiilikte Ramazan orucu vardır.
    * Alevilikte Ramazan orucu ve bayramı yoktur. Muharrem ve Hızır orucu vardır. Ayrıca el orucu, dil orucu ve bel orucu vardır. Nevruz Cemi ve Bayramı vardır.
    * Şiiler şeriattan yanadır.
    * Aleviler Hakk ve hakikattan yanadır.
    * Şiilerde ibadet Farsça veya Arapçadır.
    * Alevilerde ibadet “anadilde” yapılır.
    * Şiilikte biat vardır.
    * Alevilikte ikrar verme vardır, her genç akıl baliğ olunca ikrar verir.
    * Şiilikte Muta nikahı (geçici evlilik), ve çok eşlilik vardır.
    * Alevilikte tek eşlilik esastır.
    * Şiilikte kadınlar çarşafa kapanmak zorundadır.
    * Alevilikte örtünme şartı yoktur.
    * Şiilikte zahiri (görünür) yorum vardır.
    * Alevilikte batıni (içsel) yorum vardır.
    * Şiilikte İslami kurallar geçerlidir.
    * Alevilikte Alevilik Yol kuralları geçerlidir.
    * Şiilikte cariyeler köleler hoş karşılanır ve kabul edilir.
    * Alevilikte kula kulluk edilmez, herkes eşittir.
    * Şiilik İslam halifesi Ali taraftarlarıdır.
    * Alevilik bu coğrafyanın insanlık tarihi kadar eski, kadim geçmişidir.
    * Şiilikte Ali, Muhammed’in amca oğlu ve damadıdır. Savaşan bir İslam cihatçısıdır.
    * Alevilikte Ali, En-el Hakk’ın, varlıkta birliğin hakikat olanın kendisidir, simgesidir. Rahmandır, Rahimdir, ezeldir ve ebeddir. Bunu bir müslümana söylerseniz katliniz vacip olur!
    * Şiilikte Kur’an ve Şii hadis esas alınır.
    * Alevilikte varlığın birliğine inanan rehber, pir, mürşit ve dede ve ana sözü yani Mürşidi Kamil nefesi ayet gibi kabul edilir.
    * Şiilik de Sünnilik gibi alın yazısına, insanlar doğmadan kaderinin belirlenip yazıldığına inanırlar,
    * Aleviler alın yazısına, hayır ile şerrin biz doğmadan alnımıza yazıldığına inanmazlar.
    * Alevi ceminde kişiler yargılanır ama cana kıyma yoktur. Hem Sünniler hem de Şiiler cana kıyarlar.
    * Şiilik de Sünnilik gibi ölüme – insanın öldüğüne inanırlar,
    * Aleviler ise ruhun ölmeyip göçtüğüne inanırlar. Devriye anlayışı onlardan tamamen farklıdır.
    * Şiilikte cennet-cehennem, huri gılman vardır.
    * Alevilikte cennet-cehennem, huri, gılman yoktur. “Eşim bana huri, evim de cennet” diye kabul edilir.
    * Aleviler 72 millete bir nazarla bakarlar, dört dinide Hak görürler
    * Aleviler için kutsal olan İnsandır.
    * Aleviler Hakkın insanın gönlünde olduğuna inandıkları için gönül kurmayı, gönül Kâbe’sini yıkmayı istemezler.
    * Aleviler doğadaki her şeyin canlı olduğuna gerekirse dile geleceğine inanırlar. Bu anlamda Aleviler kendileri de dahil evrendeki her şeyin Hakk’ın bir parçası olduğuna inanırlar.
    * Aleviler yoktan var olmaya değil, vardan var olduk derler.
    *Alevilik insanlığın hafızası, aklı ve vicdanıdır. Kadim uygarlıkların ve kültürlerin insana faydalı, Haktan ve halktan yana ne varsa süzerek aldığı ahlakıdır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Alevilerin mahkemesi olan cemler dini ritüelle sınırlandırılmamalı’-VİDEO

    ‘Alevilerin mahkemesi olan cemler dini ritüelle sınırlandırılmamalı’-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Galip’in ‘Tartışılan Alevilik’ isimli kitabı yeni baskısıyla okuyucuya ulaştı. Günümüz cemlerinin siyaset olgusundan uzak kaldığını belirten Galip, “Daha öncesinde cemlerde okunan Şah Hatayi’nin şiirleri siyasi değil mi? Bugün de bunların tartışılması, Alevi sorunlarına cemlerde çözüm bulunması gerekiyor. Ama sadece dini ritüellerle sınırlamaya çalışılıyor” dedi.

    Şair-Yazar Ali Galip’in ‘Tartışılan Alevilik’ isimli kitabı raflardaki yerini aldı. Klaros Yayınları’ndan çıkan deneme türündeki kitap, Alevi inancına dönük baskılarla birlikte ‘Türk ve İslam boyutuyla Alevilik konusunu’ ele alıyor.

    İnanç olarak Aleviliğe karşı uzun bir süredir düşmanlık sergilendiğini ifade eden Yazar Ali Galip, Cumhuriyetle birlikte Aleviliğin Türk-Hanefi kalıplarına sıkıştırılmak istendiğine de dikkat çekiyor.

    Aleviliğin geniş bir coğrafyada, büyük kitleler tarafından benimsendiğini anlatan Yazar Galip, inancın bu nedenlerden ötürü farklılık gösterebildiğine de kitapta yer veriyor.

    Aleviliğin bir de paylaşılmayan boyutuna işaret eden Ali Galip şu açıklamayı yapıyor:

    “Aleviliğin Orta Asya’ya dayanan bir boyutu var. ‘Orta Asya’dan; Şaman, Pagan geleneğindendir. Bu nedenle Türk dinidir’ diyenler mevcut. Kürtler de ‘hayır bu bizim geleneğimiz Zerdüştlük, Manilik’e dayanır’ demekte.”

    “TARTIŞMALARA RAĞMEN ALEVİLİK YAŞANIYOR”

    Yazar Ali Galip, bölgeler arası ritüellerin değişim gösterebileceğine de işaret ederek şöyle devam ediyor:

    “Bir bölgenin Alevisi, öbür bölgenin Alevisine ‘bizimle alakanız yok, esas Alevi biziz’ diyebiliyor. Coğrafya işin içerisine girince daha da karmaşık bir hale geliyor ama şu var ki Alevilik yaşanıyor. İnancını, dinini hatta ‘din’ sözcüğüne bile itiraz edenler var. Çünkü biri ‘inançtır’ derken bir diğeri ‘bu bir kültürdür, yaşama biçimidir’ diyebiliyor. Burada da haklı kaygılar var. Din denilince, tek tanrılı olup kutsal kitabı, peygamberi olan dinler anlaşılıyor.

    Kafamızı karıştıran son 15-20 yılda oldu. Göbeklitepe ile birlikte başka bir durum ortaya çıktı ki kutsal kitaplar dini 7000- 8000 yıl öncesine götürürken, Göbeklitepe M.Ö. önce 12 bin yıla dayanan bir yaşantı, bir inanç, bir mabet diyebileceğimiz arkeolojik buluntuyla karşılaşıldı. Bu bambaşka bir ufuk açtı. O kutsal tek tanrılı dinler ve onun mensupları için de bambaşka sorularla karşılaşıldı. Atık bu yüz yüze gelme nasıl çözümlenir bakıp göreceğiz. Ya görmezlikten gelinecek ya da bir biçimde yine o kutsallara o dogmalara dayanarak izah edilecek.”

    “DEDELİK KURUMU KENTLEŞME SORUNU YAŞIYOR”

    Kitabında ‘Dedelik kurumu ve cem hakkında bazı sorunlar’ başlığını da irdeleyen yazar, artık cemlerde hiçbir güncel ve politik sorunlara değinilmediğine de dikkat çekiyor. Ali Galip ayrıca, Şiilik ile Alevi inancı arasındaki çizgiye de değinerek şunları söylüyor:

    “Şiiliğin bugünkü yaşandığı hali İran ile Anadolu’daki Alevileri ve Şiilerin Ehlibeyt’e olan ortak tutkusu, iç içe geçmişliği söz konusu. Bu bir metodoloji sorunu. Bunu nasıl ayırt edeceğiz? Alevi tarih yazımının metodolojik sorunları var. Özellikle bunun üstesinden gelinmesi gerekiyor. Çünkü Şiiliğin merkezine yakın coğrafyada yaşanan Alevilikten uzaklaştıkça o iki kesim arasındaki fark da ortada. ‘Siz mi yozlaştınız, biz mi yozlaştık? Esas Alevi biziz’ tartışması bir yere vardırmıyor. O yüzden tarih yazımının sorunu, bir akademik sorun. Ama aynı zamanda da yaşanan bir sorun. Dolayısıyla bekleyelim tarihçiler bunu çözsün diyecek halimiz yok.

    Bir de kentleşme olgusu var. Alevilik baskıdan, zulümden kaçtığı için hep merkezden uzak kalmış. Kentleşmesi ile birlikte başka sorunlar da gündeme geldi. Dedelik kurumu da bugün o sorunları yaşıyor. Kentte dedelik nasıl sürecek, ya da ne gibi bir işlevi olacak? Örneğin cemevleri hala yasak. Aslında Alevilik siyasetle iç içe olan bir din, bir inanç. Çünkü doğuda din zaten bir siyaset demek. Aleviliğin de ayakta kalması için bir siyaset belirlemesi gerekiyor. Cumhuriyetin kuruluşunda esas gövde Türkmenler ve Kürtler… İnanç gruplarının ortaklaşa kurduğu bir devlet oluşturuluyor. Daha sonra devlet kurumlaştıkça bir dini, bir mezhebi tercih ederek diğerlerini dışlıyor. Aleviliğin tarihi bu bakımdan ilginçtir. Şiilik gibi hiçbir zaman iktidara gelmemiş bir inançtır. Hep desteklediği siyasi yapılar, devlet ve imparatorluklar tarafından bir süre sonra dışlanmış, reddedilmiş, asimile edilmiş bir inanç grubudur.”

    “CEMLERDE SİYASET TARTIŞILMALI”

    Yazar Ali Galip’in kitabında değindiği bir diğer konu başlığı da cem ritüelleri oldu. Alevilerin cemleri bir tür ‘mahkeme’ olarak görmesi gerektiğini söyleyen Galip, şunları aktardı:

    “Cemler Alevilerin kendi sorunlarını çözdükleri bir mahkeme. Bir araya geldikleri, helallik, rızalık aldıkları, birbirleriyle olan sorunlarını çözdükleri mahkeme. Sadece birbirleriyle değil, bütün karşı karşıya olduğu sorunlara karşı Aleviler olarak ne gibi tavırlar takınmaları gerektiğinin de ortaklaşa tartışıldığı bir zemin. Dolayısıyla daha öncesine baktığımızda söylenenler, cemde okunan Şah Hatayi’nin şiirleri siyasi değil mi? O günün sorunları, Alevi kesiminin yüz yüze geldiği sorunlar. Daha önce onlar tartışırken bugün de bunların tartışması gerekiyor, kendi sorunlarının orada çözülmesi gerekiyor. Ama ısrarla bunlardan uzak durup sadece bir dini ritüelle sınırlamaya çalışan bir anlayış var.”

    Cebrail Arslan/ANKARA

  • Erkan: Aleviliğin, Şiilik ve Sünnilikle örtüşmeyen edebi, erkanı, Yol’u var- VİDEO

    Erkan: Aleviliğin, Şiilik ve Sünnilikle örtüşmeyen edebi, erkanı, Yol’u var- VİDEO

    PİRHA – Son yıllarda kimi çevrelerce Şiiliğin Alevi inancı gibi lanse edilmeye çalışıldığını belirten Tokat PSAKD Şube Başkanı ve Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan, Aleviliği gerek Şiilikten gerekse de Sünnilikten ayıran edebi, erkanı, Yol’u ve tarikatının olduğunu söyledi.

    Son yıllarda Alevi inancının kimi çevrelerce başkalaştırılmaya çalışılmasına ve Alevilerin asimile edilmek istenmesine Tokat Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Şube Başkanı ve Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan tepki gösterdi.

    “Son yıllarda bilhassa Şiialık sanki Alevilikmiş gibi kamuoyuna lanse edilmeye çalışılıyor. Alevilerin gerek Şiialardan gerek Sünnilerden birbirine benzemeyen, birbiriyle örtüşmeyen edebi, erkanı, yolu, tarikatı var” diyen Muharrem Erkan Dede, konuşmasına şunları ifâde etti:

    “Ama ne yazık ki Kerbela’daki 680 yılında İmam Hüseyin’e yapılan zulümden kaynaklı bütün İslam alemi bu konuda muzdarip. Doğru olduğunu söylemiyorlar, yanında bulunmuyorlar. Bu bizim Şiialarla örtüştüğümüzün veya Şiia olduğumuzun göstergesi olamaz.
    Sadece ve sadece bizler edebiyle, erkanıyla, Yol’uyla, tarikatıyla farklılığı olan, Farsçası namaz, Arapçası salat olan, Türkçesi dua olan inanış. Alevileri inançsal olarak Şiialaştırmaya çalışan bir grupla karşı karşıyayız. Bizler İmam Hüseyin’in mateminde Zeynel Abidin sağ kurtuldu diye kurbanları tığlarken, yanı sıra da aşurelerimizi kaynatıp Aşure dağıtırız. 12 gün de Matem Orucu’nu, 3 gün de Masum-u Pak Orucu’nu tutarız.”

    PİRHA/ TOKAT

  • Şiilerden çok farklıyız; Alevilerin Ehlibeyt sevgisi sinsice istismar ediliyor

    Şiilerden çok farklıyız; Alevilerin Ehlibeyt sevgisi sinsice istismar ediliyor

    PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Alevilikle Şiiliğin birbirinden çok farklı olduğunu belirtti. Alevilerin Ehlibeyt sevgisinin sinsice istismar edildiğini vurgulayan Fırat, “Bizler kişiye bağlı değil, ikrar ediyoruz. Şeriata bağlılık değil, tarikat, marifet ve hakikate bağlılık diyoruz. Zikir değil, cem ve saz diyoruz. Namaz değil, pir, mürşit, rehber, talip, müsahiplik diyoruz” dedi. 

    Alevi Dernekleri Federasyonu ve Garip Dede Dergahı Başkanı Celal Fırat, Alevi inancıyla Şiilik arasında çok fark olduğunu yazdı.

    Fırat, Alevileri Şiileştirme çabalarına tepki göstererek, “Alevilerin inançsal ve özgür yaşamlarını Şiiliğin sırat köprüsünde geçirme pazarlığı içinde olanlar, “Yoğurt Süte Benzer” sinsiliği ile Alevilerin Ehlibeyt sevgisini istismar ediyorlar” dedi.

    “ARAMIZDA ÇOK FARK VAR”  

    “Özellikle Şii entelektüelleri Alevilerin karşısına çıkarıp bu geçişe izin verenleri durdurmak gerekir. Çünkü aramızda çok fark var” diyen Fırat farkı şöyle açıkladı:

    “Alevilikte siyasetle halkı tekelleştirme ve bunu mollalara verme hakkı yoktur. Aleviler diktatör ve teokratik düzen talebinde bulmazlar. Bireyi esas alırız, insanı kul olarak görmeyiz. Bu nedenle yaşamımız teokratik ve diktatör bir siyasete teslim edilemez. Bizler kişiye bağlı değil, ikrar ediyoruz. Şeriata bağlılık değil, tarikat, marifet ve hakikate bağlılık diyoruz. Zikir değil, cem ve saz diyoruz. Namaz değil, pir, mürşit, rehber, talip, müsahiplik diyoruz.”

    “KÜTÜPHANEYE ALEVİLİĞİN DOĞRU ANLATILDIĞI KİTAPLARI SEÇİYORUZ”

    Şii asimilasyonuna karşı dergahın kütüphanesine Alevilik konusunun doğru anlatıldığı kitapları titizlikle seçtiklerini söyleyen Celal Fırat dede, “Hafta içi her perşembe yapılan cemde uygulamalı Alevilik öğretisini en doğru şekliyle yaşıyoruz. Ayrıca gençlik, kadınlar kolumuz ve inanç kurulumuz bu konuda daha nitelikli ve akademik çalışmalar yapıyor” ifadelerini kullandı.

    İSTANBUL/PİRHA