Etiket: siirt

  • Selim Sadak Hakk’a yürüdü!

    Selim Sadak Hakk’a yürüdü!

    PİRHA- Eski DEP Milletvekili ve eski Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak tedavi gördüğü SLK Klinikum’da Hakk’a yürüdü.

    Türkiye’de devam eden davalar nedeniyle Avrupa’da sürgünde olan ve uzun süredir Almanya’nın Heilbronn kentinde kanser hastalığıyla mücadele eden 71 yaşındaki eski DEP Milletvekili ve eski Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak tedavi gördüğü SLK Klinikum’da Hakk’a yürüdü.

    SELİM SADAK KİMDİR? 

    1954 yılında Şirnex’in Hezex (İdil) ilçesine bağlı Bafê köyünde dünyaya gelen Selim Sadak, ilk ve orta öğrenimini Hezex’te tamamladı. Daha sonra Diyarbakır Eğitim Fakültesi Matematik Bölümü’nde eğitim gördü. 1991 milletvekili genel seçimlerinde Halkın Emek Partisi (HEP) adayı olarak Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listelerinden seçime girerek Meclisi’nin 19’uncu dönem Şirnex milletvekili oldu. 3 Mart 1994’te dokunulmazlığı kaldırılan Selim Sadak, aralarında Leyla Zana, Hatip Dicle ve Orhan Doğan’ın da bulunduğu milletvekilleriyle birlikte 17 Mart 1994’te tutuklandı. Yaklaşık 10 yıl cezaevinde kalan Sadak, Haziran 2004’te Yargıtay kararıyla beraat etti.

    Cezaevinden çıktıktan sonra siyasal mücadelesine devam eden Sadak, Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kuruluşunda yer aldı ve yürütme kurulu üyesi olarak görev yaptı. 2009 yılında DTP’den Sêrt Belediye Başkanı seçildi. Aynı yıl kamuoyunda KCK Ana Davası olarak bilinen operasyonlar kapsamında tutuklanan Selim Sadak’a “örgüt üyeliği” iddiasıyla 6 yıl hapis cezası verildi. Türkiye’de devam eden davalar nedeniyle Avrupa’ya çıkmak zorunda kalan Sadak, 2021 yılından bu yana Heilbronn’da yaşıyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Newala Qesaba’da arkeolojik ve adli araştırmalar tamamlanmadan imar uygulamalarına gidilmemeli’-VİDEO

    ‘Newala Qesaba’da arkeolojik ve adli araştırmalar tamamlanmadan imar uygulamalarına gidilmemeli’-VİDEO

    PİRHA- TMMOB, Siirt’te bulunan Newala Qesaba’nın (Kasaplar Deresi) imar revizyonuna tepki göstererek, bölgenin hafızasının yok edilmesine izin vermeyeceklerini söyledi.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Bölge İl Koordinasyon Kurulları (İKK), Siirt’in Newala Qesaba (Kasaplar Deresi) bölgesinde alınan imar ve revizyon kararına ilişkin açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada “İmar revizyonları ile hafıza yok edilemez” yazılı pankart açıldı. Açıklamaya, siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “DEĞERLERİ KARARTAMAZSINIZ”

    TMMOB Amed İKK Sekreteri Mahsum Çiya Korkmaz, imar ve revizyon kararına tepki göstererek şu ifadeleri kullandı:

    “2006’dan bu yana başlayan, kırıma yol açabilecek süreci izlemekteyiz. Her ne gerekçeyle yapılıyorsa yapılsın, burayı imara açmışlar. Böylesine inisiyatif alınan ve çözüme yakın olan bir süreçte, toplum içinde bir kırılma yaratabilecek bir fiile izin verilmesini istemiyoruz, buna izin vermeyeceğiz. Var olan değerlerin üzerine bir şeyler inşa edemezsiniz, değerleri karartamazsınız.”

    “YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER GÜNCEL JEOLOJİK ETÜTLERE DAYANMIYOR”

    TMMOB Bölge İKK Eşsözcüsü Diyar Kut ise 9 Mart 2023 tarihli ve 32 numaralı meclis kararıyla plan değişikliği ve emsal artışları yapıldığını, 6 Mayıs 2023 tarihli 56 numaralı meclis kararında ise bu plana itiraz edildiğinin anlaşıldığını ifade etti. İtiraz sonucunda bazı parsellerde akaryakıt tesisi ve sağlık tesisi alanları olarak değişikliğe gidildiğini aktardı.

    Kut, şu açıklamalarda bulundu:

    “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne aykırılıklar tespit edilmiştir. Bu aykırılıkların, bölgemizde yaşanan deprem olayına karşı hassasiyet gösterilmeden planların hazırlanmasından kaynaklandığı ve ilgili tarihlerde yapılan değişikliklerin güncel jeolojik etütlere dayanmadığı anlaşılmıştır.”

    Kut, arazide yapılan incelemeler sonucunda, plan değişikliğinin yapıldığı alanda devasa bir obruk tespit edildiğini, bu obruğun bölgenin yağmur ve atık sularını topladığını ve toprağın bu suları günler içinde emdiğinin gözlemlendiğini aktardı.

    Bu nedenle, ilgili alanın yapılaşmaya elverişsiz olduğu ve herhangi bir afette yurttaşların can güvenliğini tehlikeye atabileceği için meclis gündemine taşındığını ifade etti.

    PLAN DEĞİŞİKLİĞİ

    Plan değişikliğiyle bölgede 5 ila 8 katlı binaların yapılmasının önünün açıldığını kaydeden Kut, Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği gereği Sosyal ve Teknik Altyapı Değerleme Raporu’nun hazırlanmadığını belirtti. Kut, plan değişikliğiyle nüfus yoğunluğunun artırıldığını, yakın çevredeki diğer parsellere kıyasla daha yüksek emsal verildiğini ve bu durumun plan bütünlüğüne aykırı olduğunu dile getirdi.

    Bazı sosyal ve teknik altyapı alanlarının küçültüldüğü veya tamamen kaldırıldığını, yerine eşdeğer alanların tahsis edilmediğini vurgulayan Kut, bu gerekçelerle 2023 yılı Mart ve Mayıs aylarında alınan meclis kararlarının iptal edildiğini söyledi. Ancak bu iptal kararlarının ardından, afete dirençli bir kent inşa edilebilmesi amacıyla revizyon imar planı çalışmalarına başlandığını, fakat Siirt Belediyesine atanan kayyım tarafından 11 Mart 2025 tarihli ve 33 numaralı meclis kararıyla bu iptallerin kaldırıldığını belirtti.

    “İTİRAZLARA RED CEVABI VERİLDİ”

    Amed İKK tarafından, bölge halkının güvenli kent talebi doğrultusunda 11 Mart 2025 tarihli meclis kararına teknik inceleme yapılarak itirazda bulunulduğu, ancak bu itiraza teknik gerekçeler sunulmadan ret cevabı verildiği aktarıldı. Kut, bu durumu hukuksuzluk olarak niteleyerek, ilgili yasal sürecin başlatıldığını ve direnişlerini sürdüreceklerini ifade etti.

    “ÇIKARILAN CENAZELERİN KİMLİKLERİ VE ÖLÜM NEDENLERİ HALEN AÇIKLANMADI”

    Bölgenin 1980’li ve 1990’lı yıllarda ağır insan hakları ihlallerine sahne olmuş, zorla kaybedilen, işkence edilen ve faili meçhul cinayetlere kurban giden insanların cenazelerinin bulunduğu bir bölge olduğunun hatırlatan Kut, 2 Nisan 1989 tarihinde yapılan kazılarda, birkaç saat içinde 8 kişinin cenazesine ulaşıldığını, ancak aynı gün Siirt Valiliği’nin talimatıyla kazıların durdurulduğunu belirtti. O günden bu yana herhangi bir adım atılmadığını, çıkarılan cenazelerin kimliklerinin ve ölüm nedenlerinin halen açıklanmadığını söyledi.

    Bu nedenle, bölgenin mezarlık, toplu mezar veya tarihi kalıntı alanı olabileceği ihtimalinin kamu yararı gözetilerek değerlendirilmesi, arkeolojik ve adli araştırmalar tamamlanmadan imar uygulamalarına gidilmemesi gerektiği vurgulandı.

    “ALAN KORUMA ALTINA ALINMALI”

    Kut, bölgenin korunmaya alınması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi:

    “Bir alanın ‘imar planı onaylı’ olması, orada insan kalıntısı çıktığında sınırsız inşaat hakkı vermez. Bu, Türkiye’de de uluslararası hukukta da böyledir. Yukarıda sıraladığımız teknik, sosyolojik ve kültürel açılar dikkate alınarak, mevcut imar revizyonlarında ilgili alanın korunması gerektiğini tekrar vurguluyoruz.”

    PİRHA/SİİRT

  • Sofya Alagaş: 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık

    Sofya Alagaş: 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık

    PİRHA – Siirt Belediye Başkanı Sofya Alagaş, kayyım atamasıyla birlikte kentin yeniden tahribata uğrayacağını söyledi. Alagaş, kayyımların özellikle kadın çalışmalarının önünde engel olduklarını vurgulayarak “Zaten 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık. Hayata geçireceğimiz birçok projemiz yarıda kaldı” dedi.

    Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alagaş’a verilen 6 yıl 3 aylık cezanın ardından 29 Ocak sabahı belediye binasında asılı olan “Gaspa izin vermeyeceğiz” yazılı pankart indirildi ve yerine Türk bayrağı asıldı. İlerleyen dakikalarda belediyeye kayyım atandığı açıklandı.

    31 Mart seçimlerinden bugüne kadar Hakkari, Esenyurt, Mardin, Batman, Dersim, Ovacık, Halfeti, Akdeniz, Bahçesaray ve Siirt, olmak üzere 10 belediyeye kayyım atanmış oldu.

    Siirt Belediyesi’ne kayyım atanması ardından şehrin valisi, çok sayıda koruma eşliğinde belediye binasına girdi. Halkın yoğun tepkisiyle karşılanan Vali Kemal Kızılkaya yönelik “Kayyumlar gidecek, biz kalacağız. Hırsız kayyum, belediyeden defol” sloganları atıldı.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ OLACAKSA İRADE GASP EDİLMEMELİ”

    “Örgüt üyesi olma” iddiasıyla 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan Siirt Belediye Eşbaşkanı Sofya Alağaş, PİRHA’ya konuştu. Alagaş, “Sabah saatlerinden itibaren belediye binasının etrafı adeta etten duvar ile örülmüş durumda. Halk, belediye binasına giremez halde” diye belirtti.

    Sofya Alagaş, Siirt halkının kaygı içerisinde olduğunu söyleyerek “Eğer bir müzakere, çözüm süreci olacaksa irade gasp edilmemeli. Halkın oylarıyla kazanılan belediyeler atama usulüyle gasp edilmemeli” dedi.

    “CİDDİ BİR TAHRİBAT OLACAKTIR”

    Sofya Alagaş, geçtiğimiz iki dönem için kayyımların büyük bir tahribat bıraktığını da sözlerine ekledi. Kayyım atanması ardından “Kentte tekrardan ciddi bir tahribat olacaktır” diyen Alagaş, şunları söyledi:

    “Öncelikle, kayyumlardan dolayı kadın çalışmaları yapılamıyordu. Kütüphaneler dahi bu kayyımlar döneminde yıkıldı. Kadına yönelik şiddete ve madde bağımlılığına karşı açık olan birimler dahi kapatıldı. Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, bölgede bir anket yapmıştı; en çok kadın intiharlarının olduğu şehrin Siirt olduğu açıklandı. Şimdi bu olanları kayyumlardan ayrı düşünemeyiz. Siirt’te her gün bir katledilme, intihar vakası var.”

    “ANCAK KAYYUMUN TAHRİBATINI GİDERMEKLE UĞRAŞTIK”

    Kayyım ataması ardından önemli birçok projenin de yarım kaldığını belirten Sofya Alagaş, şöyle devam etti:

    “Halk ekmek fabrikası projemiz vardı. İzinler çıkmıştı ve yakın zamanda bu hizmete başlayacaktık. Halka ucuz ekmek verme gibi bir planımız vardı. Örneğin glutensiz ekmek üretecektik. Çünkü burada çölyak hastalığı yaygın. İnsanlar İstanbul’dan maliyetli bir şekilde bu ekmekleri sipariş ediyor. Kargo ücretleriyle birlikte bu ihtiyaç, çok büyük bir maliyete sebep oluyor. Ayrıca kadın kütüphanesi çalışmamız da yarıda kaldı. Yani iş yaptırmamaya dönük çabalıyorlar. Zaten 10 aydır ancak kayyumun tahribatını gidermekle uğraştık.”

    Sofya Alagaş, olarak “Halkın protestoları sürecektir. Bunun yanı sıra hakkımda verilen hapis cezası ve kayyum kararına karşı hukuki itirazımızı da en kısa sürede yapacağız” ifadelerini kullandı.

    Eren GÜVEN/SİİRT 

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi’ni yayınladı. Yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır” denildi. Açıklamada ortak mücadele vurgusu da yapıldı. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından 20 Ekim’de Siirt’te gerçekleştirilen Alimler, Analar ve Pirler Buluşmasının sonuç bildirgesi açıklandı.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu, ağırlıklı olarak Kürt coğrafyasının farklı bölgelerinden alim, ana, pir, cemaat ve topluluk temsilcilerinin toplantıya katıldığını belirterek, programın başarıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

    Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Devletin inançlar üzerindeki hegemonya etkisini kırmak; Alevi ve Sünni inanç toplumları arasındaki ön yargıları aşmak; Sünni ve Alevi toplumunun dinamik yapıları (medrese, tarikat, cemaat, ocak ve Cemevi gibi) ile güçlü bağlar kurmak; ortak bir dil ve pratiğin oluşum zeminini yaratmak gibi başlıklar çerçevesinde tartışmalar yürütülmüştür.

    Bu kapsamda cemaat ve topluluk temsilcileri ile Alimler, Analar, Pirler, Seydalar ve Melelerin yürüttükleri tartışmalarda öne çıkan değerlendirme ve öneriler bu sonuç bildirgesi ile kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.

    Yaşadığımız coğrafyada süregelen çatışmalı süreçler ve farklı güç odaklarının yürüttüğü hegemonya mücadelesi, bir arada yaşayan farklı halkları, inançları ve toplumsal yapıları kutuplaştırmakta ve birbirinden uzaklaştırmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan bizler; baskı, katliam, yok sayılma, ötekileştirilme ve yoksullukla karşı karşıyayız. Halklarımız arasına nifak tohumları ekilmekte, çatışma kışkırtılmakta ve bu yolla egemenlerin asıl amacı gizlenmektedir.

    Halklarımızın, inançsal ve dinsel gruplarımızın ve farklı toplumsal kesimlerin dinamik yapılarının bu süreçte oynayacağı rol oldukça önemlidir. İnanç önderlerinin, bilge ve alimlerin bu konudaki her sözü, toplumsal barış, kardeşlik hukuku ve karşılıklı kabullerin sağlanmasında önemli etkiler yaratacaktır. Ayrıca kutuplaşmayı engellemede ve toplumsal sorunların çözümünde inanç önderlerinin önemli birer aktör olduğunu vurguluyor; omuzlarımızdaki tarihi sorumluluğun bilincinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

    Bu bağlamda, toplantımızın amacı herhangi bir siyaset veya grubun görüşlerini hakim kılmak değildir. Gittikçe derinleşen sorunların çözümüne yönelik ortak bir zeminin oluşmasını sağlamak ve tarihsel sorumlulukların gereğini yerine getirmek hedefiyle hareket etmekteyiz.

    Devletin her alana olduğu gibi inanç/din alanına da müdahalesi sürmekte; tekçi bir yaklaşımla inançları denetim altına almaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. En son bu kurum aracılığıyla Dersim’de yapılan sempozyum dilimize, kültürümüze ve inancımıza yönelik bir asimilasyon ve saldırı projesi olarak değerlendirilmiştir. Nihayetinde bu kurumlar, toplumun değil devletin ve siyasal iktidarların ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu nedenle, inançların özgürlüğü ve tanınma hakkı ekseninde bu kurumların tahakkümüne son verilmelidir. Devlet, inançlardan amasız fakatsız elini çekmelidir.

    “İHTİYACIMIZ OLAN, BİRBİRİMİZİ TANIMAK”

    Yaşadığımız coğrafyada farklı etnik kökenlerden, dinsel ve inançsal yapılardan oluştuğumuzun; farklı bakış açılarının, yerel ve bölgesel özgünlüklerin olduğunun bilincindeyiz. Tüm bu farklılıklar, bizim açımızdan her daim saygıyı hak etmekte olup tartışma konusu dahi edilmemelidir. Birbirimize benzemek ya da kendi doğrularımızı kabul ettirmek zorunda değiliz. İhtiyacımız olan, birbirimizi tanımak ve anlamaktır. Bu nedenle, toplumumuzu farklılıklar üzerinden kutuplaştıran, çatıştıran ve ayrıştıran zihniyete karşı; inançlarımızı, kültürümüzü, dilimizi, kimliğimizi, geleneklerimizi ve yaşam tarzlarımızı yok sayan tekçi iktidar anlayışına karşı ortak mücadelenin zeminlerini oluşturmak görevimizdir.

    İnanç önderleri, alimler ve topluluk temsilcileri olarak bizler topluma, yaşadığımız zamana ve tarihe karşı büyük bir sorumluluk taşımaktayız. Omuzlarımızdaki sorumluluğun büyüklüğünün farkındayız.

    Farklı inanç/dinsel yapı ve grupların temsilcileri olarak;

    Tarihsel süreç içerisinde birbirimize karşı oluşan ön yargıların kırılması ve kötü dilin düzeltilmesi için ortak çalışmalar yapılması,

    Ortak bir dil ve pratiğin oluşabilmesi için vicdan ve ahlak temelli bir anlayışın inşa edilmesi,

    Toplumsal sorunların çözümünde ortak bir dilin oluşturulması,

    Ötekileştirme, yok sayma, kendine benzetme ve farklılıklara saygısızlık anlayışının her zeminde mahkum edilmesi,

    İktidarın, inançlarımızı kendi politik gündemlerine kurban etmesine karşı güçlü tutumlar sergilenmesi,

    İnançlarımıza ve toplumumuza yönelik saldırı, şiddet, nefret söylemi ve her türlü aşağılama girişimlerine karşı ortak mücadele ve dayanışmanın güçlendirilmesi,

    Kadına şiddet, doğanın talanı, hapishanelerdeki hak ihlalleri ve tecrit uygulamalarının son bulması, barış ikliminin tesis edilmesi, yoksulluğun ve sosyal sorunların giderilmesi için daha güçlü birlikteliklerin kurulması,

    Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için inanç önderleri olarak girişimlerde bulunulması konularında bir irade ortaya koyuyoruz.

    İktidarın tüm ayrıştırma çabalarına rağmen, inançlarımızı tartışma konusu yapmadan sevgiyle ve dostlukla bir arada olma imkanımız fazlasıyla vardır.

    İlk toplantımızı kadim Siirt ilimizde başarıyla gerçekleştirdik. İslami bir inanç merkezi olan Siirt’in bu buluşmaya ev sahipliği yapması değerli olup sonraki çalışmalar için de umut verici olmuştur. İkinci toplantımızı ise kadim Alevi inancının merkezi ve sembol kentlerinden biri olan Dersim’de gerçekleştireceğiz.

    Umuyor ve diliyoruz ki coğrafyamızda sevgi ve barış hayat bulsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mahfuz Güleryüz: Alimler, Analar ve Pirler Buluşması çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı

    Mahfuz Güleryüz: Alimler, Analar ve Pirler Buluşması çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı

    PİRHA- DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, Siirt’te yapılan Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nı değerlendirdi. Güleryüz, devletin, Diyanet aracılığı ile inançlara biçim verdiğini vurgulayarak, “Diyanet’in, toplumu dizayn etmesi en başta inancın kendisine hakarettir. Yaptığımız toplantıda da özellikle mütedeyyin kesim tarafından bu görüş savunulmuştur” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayının ilkini Siirt’te yaptı. Toplum tarafından ilgiyle karşılanan buluşmanın detaylarını DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Toplantımız hem katılım hem de Siirt’teki arkadaşlarımızın ev sahipliği boyutuyla çok güzeldi” diyen Güleryüz, “Ama esas kıymetli olan, Kürt toplumunun iki inancının bir araya gelip kendi meselelerini konuşmasıydı” sözlerini de ekledi.

    İNKAR POLİTİKALARINA KARŞI ‘ORTAK MÜCADELE’ VURGUSU!

    Mahfuz Güleryüz, 20 Ekim’de yapılan programda teolojik bir tartışmanın yürütülmediğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kürt Alevi ve Müslüman toplumunun, yüzyıl boyunca yaşamış olduğu sorunları ve kendi aralarında örülen duvarların aşılması meselesi konuşuldu. Bu açıdan bir ilkti. Ama en çok önemsediğimiz, esas amacımız, sorunlarımızda ortaklaşmak ve ortak bir pratik inşa etmek oldu. İnkar politikalarına karşı nasıl ortak bir mücadele geliştirilebileceğine dair konuşup, ortak bir zeminde buluşmayı murad ettik. Bu konuda epey olumlu bir tartışma zemini gelişti. Bunun üzerine 2. hatta 3. ve 4. bir toplantıyı yapma ve bu toplantılar neticesinde ortak bir pratik inşa etme hedefimiz var. İlk toplantımız bu konuda çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı.”

    SORUNLARIN BAŞ ADRESİ DİYANET!

    Mahfuz Güleryüz, her iki inanç kesiminin, “sorun” olarak dile getirdiği konuların adresinde ise Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu belirtti. Güleryüz, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren inançlar üzerinde hegemonik bir yapı oluşturulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Diyanet bunun için kuruldu. Diyanetin, inançlar üzerinde dizayn etkisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendi Müslümanını, Alevisini, kendi mezheplerini, kendi dinini yaratma kültüyle oluşturulmuş bir Diyanet olduğunu hepimiz biliyoruz. İnkar ve asimilasyon politikalarının esasının buradan geçtiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu mesele tabii ki devletin esas planlamasıdır. Yani ‘devlet başka türlü kurguladı, Diyanet başka türlü yaklaştı’ gibi bir bakış açısı yok. Diyanet, inkarcı, asimilasyoncu devletin bir organı olarak görevlendirilmiş. Dolayısıyla son dönemde cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlama girişimi de benzer bir saikle yapıldı. Yani Aleviliği dizayn etme, Diyanet’e biçilmiş benzer bir rolle kendi denetimi altına alma girişimi olarak görüyoruz. Bu konuda Alevi örgütlerinin ortaya koymuş olduğu tutum takdire şayandır. Bu tutumun büyütülüp desteklenmesi gerekir. Hatta diğer inanç örgütleri de benzer bir tutum göstermeli. Toplantıda Diyanete karşı koyulmasının önemli olduğu da açığa çıktı.”

    “AKP, KENDİ DİYANETİNİ KURGULADI”

    Mahmuz Güleryüz, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, inançları dizayn etme politikası yürüttüğünü, bu nedenle de tüm kesimlerin eleştirisinin olduğunu aktardı. Güleryüz, değerlendirmesine şu sözlerle devam etti:

    “Aslında Diyanet’in kaldırılması Türkiye’deki cemaat yapılarının uzun yıllardır ortak talebiydi. Bu konuda Erbakan, milli görüş çizgisi başta olmak üzere AKP öncesi hemen hemen bütün cemaatlerin ‘Diyanet kaldırılmalıdır’ talebinde ortaklaştıklarını biliyoruz. Tayyip Erdoğan gibi şahsiyetlerin bu konuda ettikleri tonlarca söz var.

    İkincisi, neden bu konuda geri adımlar atıldı? En büyük gerekçelerden biri şu; AKP, tıpkı diğer hükümetler gibi kendi Diyanetini kurguladı. Sonrasında ise Diyaneti kaldırmak sözünden vazgeçti ve her geçen gün Diyanete kadro ve kaynak aktaran bir yapıya dönüştü. Şu an geldiğimiz aşamada yurttaşlara, ‘devlet kurumları içerisinde en çok güvenirliği olan devlet kurumu hangisidir?’ diye sorulduğunda, en az güvenilirliği olan kurum Diyanet İşleri Başkanlığı oluyor. Yani bu kurum, her geçen gün daha fazla itibar kaybedip tartışılan bir pozisyondadır. Dolayısıyla ‘AKP, Diyanet meselesini bir propaganda malzemesi olarak kullanacaktır’ kaygısından kurtulmak lazım. Geçmişte Necmettin Erbakan ‘Diyanet kaldırılsın’ derken dinin kaldırılmasından bahsetmiyordu. Herkesin vicdanı ile hareket etmesi gereken bir meselede özgürlüğün verilmesi talebi vardı. Dolayısıyla bugün bizlerin ya da mütedeyyinlerin ‘Diyanet kaldırılmalıdır’ sözü asla karşı propaganda malzemesi yapılmamalıdır. Biz, devletin ya da bir başka kurumun inançlarımız üzerinde politika yapması, inançlarımıza yön ve biçim vermeye kalkışmasını, inançlarımızı dizayn etmesi politikalarını doğru bulmuyoruz. İnanç, kişinin kendisiyle tanrısı arasında kuracağı bir bağdır. Dolayısıyla Diyanetin ya da bir başka kurumun bu konuda toplumu dizayn edip biçim vermesi en başta inancın kendisine hakarettir. Yapmış olduğumuz toplantıda da bu tutum ve söylem ön plana çıkmıştır. Özellikle mütedeyyin kesim tarafından da bu görüş savunulmuştur.”

    “TOPLANTILARI BÖLGE İLE SINIRLI TUTMAYACAĞIZ”

    Siirt’te gerçekleşen ilk buluşmanın bölge ile sınırlı tutulduğunu belirten Mahfuz Güleryüz, sonraki planlamaya dair ise “Bu toplantıları sadece bölge ile sınırlı tutmayacağız. Örneğin bir inanç merkezi olan Hatay tarafında da 3. bir toplantı düşünüyoruz. Türkiye’deki bütün inançları bir araya getirmek açısından İstanbul’da 4. bir toplantı planımız da var. Yapılan ilk toplantıda esasen bölgedeki bütün sürekleri davet ettik. Dolayısıyla tek bir sürek ve ocakla sınırlı kalmadık” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması: Ahlaklı toplum vicdanda başlar

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması: Ahlaklı toplum vicdanda başlar

    PİRHA- “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayında konuşan Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Veli Büyükşahin, “Alevilerin ocakları, pirleri, dedeleri yok sayılmış; aynı zamanda Kürtlerin medreseleri yok sayılmış, kapatılmış. Bu şekilde başaramıyorsa ikinci olarak; yumuşak yüzle yapmaya çalışıyor. Katlederek yapamadığını daha liberal bir şekilde yapıyor. Asimile etmeye çalışıyor. Kürt coğrafyasında gerek Alevilerin gerek Sünnilerin bir birilerini tanıması ve bir birlerine çok özenli olması gerekiyor. Bunlar toplumun en dinamik güçleri” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu, Sêrt’te “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayı düzenledi. Belediyenin konferans salonunda gerçekleştirilen çalıştaya, Siirt Belediye Eş Başkanları Sofya Alağaş ve Mehmet Kaysi, DEM Parti milletvekilleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Hüda Kaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ile DEM Parti il yöneticilerinin yanı sıra bölge kentlerinden çok sayıda kişi katıldı.

    Açılış konuşmasının ardından Komisyon Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz ile Komisyon Üyesi Songül Tunçdemir’in moderatörlüğünde yapılan oturumlara geçildi.

    “DEĞERLİ OLAN İNSAN YAŞAMIDIR”

    İlk olarak konuşan Derviş Cemal Ocağı Analarından Menşure Doğan, “Devletin inançlar üzerindeki hegemonya etkisini kırmak” başlığı ile konuştu. İnançların samimiyetle ilgili olduğunu belirten Doğan, “Yaşadığımız toplumlarda tek bir inanç, dil, ırk yaşamıyor. Hemen her milletten, dilden, ırktan, inançtan insan topluluğu yaşıyor. Hal böyleyken değerli olan insanın yaşamıdır. Birbirimize insanca bakarsak, birbirimizi iyi anlarız. İktidarın yaptığı kötü itici davranışlarla birbirimizi iyi tanıyamayız, sevgi besleyemeyiz” dedi.

    İNANÇ TOPLUMLARI ARASINDA ÖN YARGILARI KIRMAK

    Akademi alanında çalışma yürüten İlahiyatçı Dünayser Mendelkani, “Her iki inanç toplumları arasındaki ön yargıları kırmak” başlığı ile bir sunum gerçekleştirdi. İslam’ın ortaya çıkmasıyla ilk başta bir tepkimenin ortaya çıktığını belirten Mendelkani,  devrimsel bir hareket olan İslam’la birlikte Orta Doğu’da çok farklı inançların ortaya çıktığını söyledi. Kürtlerin Şemrexe ve Havârî şeklinde iki inancı olduğunu sözlerine ekleyen Mendelkani,  bu inançların ahlak merkezli, doğayla iç içe iki inanç olduğuna dikkat çekti. Bu iki inancın değişik İslami sentezler ortaya çıkardığını kaydeden Mendelkani, bunun ise sahip olunan inanca aykırı bir durum olmadığını söyledi.

    “TOPLUMUN YENİDEN İNŞA EDİLMESİ LAZIM”

    Havari inancının devamı olan Baaâîlik asimilasyona karşı sadece anadilde ibadet edilen bir hareket olarak ortaya çıktığını ifade eden Mendelkani, “Babâîlik hareketinin ortaya çıkmasıyla Kürtler içindeki ekoller keskin bir  mücadeleye büründü. Ebul Vefa’nın ortaya çıkmasıyla sadece seyitlerden oluşan, iktidarın seyitlerde olmasını iddia eden, kendini devrimci gören seyitler grubu Kürtlerin arasına sığındılar. Eğer biz kendimize Kürt diyorsak, Müslümanlığımız değişikse bunun nedenlerinden biri Ebul Vefa’nın yaptıklarından kaynaklıdır. 40 tane halifesi vardır. Bir ekoldür. Her değişik inançtan, milliyetten, mezhepten insanlar var. Ebul Vefa ekolüne göre 3 şeyde kesinlikle birleşeceksiniz: Madde yoktur, mana vardır. Tek enerji vardır, o enerji de Allah’tır. O yüzden canlı olan her şey değerlidir. İnsan kutsaldır. İkinci olarak kadın-erkek birdir, birlikte zikir yapar. Kadın çok önemli bir mevkidedir. 3’üncü olarak Ebul Vefa’ya göre sözlü zikir var. Kürdistan’da yaşayan inanç gruplarının yüzde 90’ı sözlü zikir yapar. Vefa’yi tarih çok derin bir tarih. Vefailik Kürdistan’ın 4 bir yanına dağıldı. Vefailer dünyanın her tarafına alim göndermeye başladı. İslam tarihinde sessizce büyük bir devrim yaptılar. İnanç olarak biz İslam’da Vefaiyiz. İnançlarımız ve kültürlerimiz birdir. Köylerde, her yerde vefailiğin izini görebilirsiniz. Toplumumuzun kodları vefailikte gizlidir. Toplumumuzun yeniden inşa edilmesi lazım” ifadelerini kullandı.

    KÜRT VE ALEVİ SORUNU

    “Sünni ve Alevi toplumunun dinamik yapıları ile güçlü bağlar kurmak” başlığı ile sunum yapan Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Veli Büyükşahin de, inançların birbirini tanımlamasından ziyade anlamasına ihtiyaç olduğuna işaret etti. İktidarların geçmişten bu yana Alevileri tanımlamaya çalıştığını ve bazı sınırlar çizdiğini belirten Büyükşahin, buna karşı bütün farklılıklarla bir arada olunması gerektiğini kaydetti.

    Büyükşahin, şunları belirtti:

    “Farklılıklarımızı tanırsak, bir birimizi daha da güçlendirebiliriz. Yeni toplum inşa süreçleri de böyledir. Bir ulus inşa edilirken ‘toplum mühendisliği’ diyorlar. İki tane temel yöntem kullanıyorlar. Birincisi baskıyla, zorla farklılıkları, insanı yok etmeye çalışıyorlar. Bunu Türkiye’de fazlaca yaşadık. Kürt toplumu da bütün tarihi boyunca bunları yaşamış. İktidar bunları uygulamış. Alevilerin ocakları, pirleri, dedeleri yok sayılmış; aynı zamanda Kürtlerin medreseleri yok sayılmış, kapatılmış. Bu şekilde başaramıyorsa ikinci olarak; yumuşak yüzle yapmaya çalışıyor. Hedef aynı. Katlederek yapamadığını daha liberal bir şekilde yapıyor. Asimile etmeye çalışıyor. Bütün inançları, dilleri ortadan kaldırmak istiyorlar. ‘Tek dil, inanç, devlet, millet’ diyorlar. Devlet kendini bunun üzerine inşa etmiş. Kürt ve Alevi sorunu o yüzden çözülmüyor. Devlet aslında kendi hegemonyasını kuruyor. Birbirimizi anlamaya, farklılıklarımızla kabul etmeye ihtiyacımız var. Ne kadar bir birimize benzediğimizi anlatmanın da bir faydası yok. Yapmamız gereken; birbirimizi nasıl daha iyi tanıyabiliriz, bizi yok etmeye çalışan, asimile etmek isteyen bu iktidara karşı nasıl bir ortak tutum alabiliriz, dayanışma içinde olabiliriz? Kürt coğrafyasında gerek Alevilerin gerek Sünnilerin bir birilerini tanıması ve bir birlerine çok özenli olması gerekiyor. Bunlar toplumun en dinamik güçleri.”

    “AHKLAKLI TOPLUM, VİCDANLI TOPLUMDAN GEÇİYOR”

    Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Diba Keskin ise, “Ortak bir dil ve pratiğin oluşabilmesinin zeminini yaratmak” başlığı ile sunum yaptı. Keskin, şöyle devam etti: “Biri 2 yaşındaki Sıla bebeğe el uzattığı zaman ayağa kalkmazsak zaten bittik. Leyla’da, Narin’de insanlık ayağa kalkmazsa kendimizi kurtaramayız. Alimlerimiz, pirlerimiz bir araya gelmezse, zulüm evimizi yıkacak. Bugün Türkiye, Kürdistan toplumuna bakıyorsun ahlak nerede? Hırsızlık, zulüm, ölüm… Toptan toplumun imhası olmuş mu, olmamış mı? Bunun önünü tartışmayla mı durduracağız? Hayır. Bugün 70 belediyemiz var. Kadın meclislerimiz var. Pirlerimiz, annelerimiz, alimlerimizi bir araya getirelim, bu ölümlere, zulümlere karşı insanlığın, vicdanın sesini çıkaralım. Bir araya gelelim. Kent kent dolaşıp toplumu vicdana davet edelim. Ahlaklı toplum, vicdanlı toplum inşa etmekten geçiyor.”

    Oturum, soru-cevap bölümü ve deneyim aktarımlarıyla sona erdi. Çalıştay ise, “Deneyim paylaşımı ve ortak mücadele olanakları” başlıklı oturumla devam edecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Seyda, Pir, Ana, Mela ve Dedeler Siirt’te bir araya gelecek!

    Seyda, Pir, Ana, Mela ve Dedeler Siirt’te bir araya gelecek!

    PİRHA – DEM Parti Haklar ve İnançlar Komisyonu, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nı duyurdu. İnanç önderlerine yönelik yapılan açıklamada “Amacımız, derinleşen sorunlarımızın giderilmesinde ortak bir zeminin oluşmasını sağlamaktır” denildi.

    Halkların eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu, inanç önderlerini 20 Ekim’de Siirt’te bir araya getirecek.
    “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” ismi verilen program bir gün sürecek. Buluşma dahilinde, ülke ve bölgedeki gelişmeler üzerine farklı inançtan olan ileri gelenlerin dinleneceği belirtildi.

    İnanç önderlerine yönelik yapılan davette şu ifadelere yer verildi:

    “Başta coğrafyamız olmak üzere, tüm Ortadoğu’da devam eden ve giderek tüm dünyayı ilgilendiren yeni kriz ve yıkım süreçleri her geçen gün derinleşmekte ve çözülmesi gereken sorunlarımız daha da ağırlaşmaktadır. Esasen temelleri çok eskilere dayanan ve ana gerekçesi güç ve hegemonya mücadelesi olan bu süreçten en çok ezilenler, sömürülenler ve mazlumlar olarak bizler etkilenmekteyiz. Yine özellikle son yıllarda ülkemizde yaşanan derin yoksulluk, kutuplaşma ve dejenerasyon toplumda ve halklarımız arasında onarılması güç yaralar açmaktadır. Sorunların her geçen gün derinleştiği bu dönemde DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak, siz değerli Seyda, Pir, Ana, Mela, Dede ve Alimlerimizin görüş ve düşüncelerini bir arada, ortak bir platformda buluşturmayı ve çözüm arama zeminini yaratabilmeyi murad ediyoruz. Bunu, tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz. İnanç önderlerinin, bilge ve alimlerinin bu konuda kuracağı her sözün tüm toplum ve siyaset yürüten mekanizmalar üzerinde önemli etkiler yaratacağı aşikardır. Amacımız, herhangi bir siyasetin ya da grubun sözünü ya da doğrusunu hâkim kılmak değil; yukarıda ifade ettiğimiz gibi derinleşen sorunlarımızın giderilmesinde ortak bir zeminin oluşmasını sağlamaktır.”

    “AMACIMIZ BİR İNANÇ TARTIŞMASI DEĞİL”

    Toplantının bir sonraki adresinin ise Dersim olduğu açıklanarak şöyle devam edildi:

    “Öncelikli olarak planladığımız toplantıların ilkini, kadim Siirt ilimizde gerçekleştireceğiz. İslami bir inanç merkezi olan Siirt’in böyle bir buluşmaya ev sahipliği yapması oldukça kıymetlidir. İkinci toplantımızı ise yine kadim ve Alevi inancının merkez ve sembol kentlerimizden birisi olan Dersim ilimizde gerçekleştireceğiz.
    İki ilimizde de yapacağımız toplantılarda amacımız bir inanç tartışması değildir. Her birinizin toplum nezdinde tebliğ ve yol gösterici kimliğiniz elbette muhakkaktır. Ancak bu tarihsel kimliğinizin, bu buluşmada esasen her halkın ve inancın derinleşen sorunlarına ortak çözüm dilini bulmamıza vesile olmasını amaçlıyoruz. Halklarımızın ve inançlarımızın arasına örülen nefret ve ayrıştırma zemininin ortadan kaldırılması da yine bu ortak söylem birliğinin gücü ile mümkün olabilecektir.
    72 Milleti kendisi gibi sevmek, ‘can’ kabul etmek ve yaradılanların tümünü yaradandan ötürü sevmek ilkeleri de bunu gerektirir diye düşünüyoruz. Bizleri bir araya getirecek bu kıymetli bağın hakikatine olan inancımızla sizleri muhabbete davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tanrıkulu, Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşın hastanede hizmet alamamasını Meclis’e taşıdı

    Tanrıkulu, Türkçe bilmeyen Kürt yurttaşın hastanede hizmet alamamasını Meclis’e taşıdı

    PİRHA – Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Siirt devlet hastanesinde Türkçe bilmediği gerekçesiyle hizmet alamayan Fatma Sümeli’nin durumunu Meclis gündemine getirdi. Tanrıkulu, Sağlık Bakanı Sayın Kemal Memisoğlu’na “Fatma Sümeli’nin yaşadığı mağduriyete sebep olan kişi veya kişiler hakkında işlem yapılmış mıdır?” diye sordu.

    Kamuda Kürt dilinin kabul edilmemesi nedeniyle Kürt yurttaşların yaşadığı mağduriyetler sürüyor. Konuya örnek olacak son olay Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı.

    İşitme sorunu sebebiyle hastanenin kulak, burun, boğaz polikliniğine başvuran Fatma Sümeli, Türkçe bilmediği gerekçesiyle “Konuşmayı Alma Eşiği (SRT)” testi yapılmadı.

    “İNCELEME VE SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞ MIDIR?”

    Kamuoyunda büyük tepkiye sebep olan olay Meclis gündemine de taşındı. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, konuyla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na soru önergesi sundu.

    Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Sağlık Bakanı Kemal Memisoğlu tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Polikliniğinde yaşanan olay ile ilgili olarak inceleme ve soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatmış ise, güncel akıbeti nedir?

    *Fatma Sümeli’nin yaşadığı mağduriyete sebep olan kişi veya kişiler hakkında işlem yapılmış mıdır?

    *Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bu ve benzeri konularda şikayetler alınmış mıdır?

    *Sosyal Devlet anlayışıyla Anayasal hakkını kullanmak isteyen kişi veya kişileri haklarından mahrum bırakanlar hakkında caydırıcı cezalar verilecek midir?

    *Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda hangi dilleri bilen personeller çalışmaktadır?

    *Kamu hizmetlerinden faydalanabilmesi için farklı dilleri de bilen personel alımı yapılmakta mıdır?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Polis, Milletvekili Sarıtaş’ın adliyeye girmesini engelledi: Bu devletin milletvekili değilsin-VİDEO

    Polis, Milletvekili Sarıtaş’ın adliyeye girmesini engelledi: Bu devletin milletvekili değilsin-VİDEO

    PİRHA – Yerel seçim sonrası Siirt’te yaşanan mazbata tartışmaları kapsamında adliyeye girmeye çalışan DEM Partili Sabahat Erdoğan Sarıtaş’a engel olan emniyet görevlisi, “Sen bu devletin milletvekili değilsin” dedi.

    31 Mart yerel seçimlerinin ardından bir mazbata krizi de Siirt’te yaşandı. DEM Partili Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, Siirt’teki itiraz sürecinde adliyeye girmek istedi. Sarıtaş’a izin vermeyen bir emniyet görevlisi, çok sayıda polis ile engel oldu.

    Emniyet görevlisinin yasağına karşı itiraz eden Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Çekil önümden çekil. Önümden çekilir misin? Mesafeye dikkat et. Suç işliyorsunuz. Bunlar devletin polisleri, senin değil” dedi.

    “DEVLETİN VEKİLİ DEĞİLSİN”

    Polislerin başındaki olan emniyet görevlisi, Sarıtaş’a “Önünden çekilmiyorum. Almayın içeri. Sen de polislere yaklaşma, polislerden uzak dur. Sen bu devletin milletvekili değilsin. Sen benim muhatabım değilsin” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Barolar ve STÖ’ler CPT’nin Türkiye ziyaretine dikkat çekti: İmralı’ya gidilmedi!

    Barolar ve STÖ’ler CPT’nin Türkiye ziyaretine dikkat çekti: İmralı’ya gidilmedi!

    PİRHA – Çok sayıda ilin barosu ve sivil toplum örgütleri, İmralı adasına yönelik uygulanan tecride dair Ankara’da basın toplantısı yaptı. İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, İmralı adasına dönük sorunun ivedilikle çözülmesi gerektiğini ifade etti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) 12 Ocak 2024’te çok sayıda kurumun ortak imzası ile Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi’ne (CPT) mektup göndermiş, CPT ise sonrasında Türkiye’ye ziyaret düzenlemişti.

    İHD, yapılan ziyaret üzerine Genel Merkezde imzacı kurumlarla ortak basın açıklaması yaptı. “İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tecrit ve mutlak iletişimsizlik devam ediyor” denilen açıklamada, CPT’nin 13-22 Şubat tarihlerinde Türkiye’ye özel amaçlı bir ziyaret gerçekleştirdiğini ancak İmralı’nın ziyaret edilmediğini aktardı.

    “İMRALIYA DAİR CPT’YE MEKTUP İLETMİŞTİK”

    İHD Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, Abdullah Öcalan’dan halen haber alınamadığını vurgulayarak, sorunun bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini söyledi. Balaban açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “CPT, söz konusu açıklamasında ziyaretin temel amacının yüksek güvenlikli hapishanelerde tutulan kişilere yönelik muameleyi incelemek olduğunu ifade ederek, ziyaret edilen hapishanelerin adlarına yer vermiştir. Ayrıca açıklamada, ziyaret edilen hapishaneler arasında her ne kadar İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi bulunmamakla birlikte, ziyaret vesilesiyle ilgili makamlarla yapılan görüşmeler sırasında İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde halen tutulmakta olan mahpusların durumuyla, bilhassa da onların dış dünya ile temaslarıyla ilgili konuların da gündeme getirildiği belirtilmiştir.

    Bu vesileyle İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi ile ilgili görüşlerimizi kamuoyu ile bir kez daha paylaşmak isteriz.

    Yukarıda sözü edilen ziyaretten kısa bir süre önce, 12 Ocak 2024 tarihinde, ÇHD, İHD, ÖHD, TİHV, TOHAV, CİSST, Batman Barosu, Diyarbakır Barosu, Hakkari Barosu, Mardin Barosu, Muş Barosu, Şanlıurfa Barosu, Şırnak Barosu ve Van Barosu olarak İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’nde tutulmakta bulunan Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş’ın aileleri ve avukatları ile görüş yapma haklarının çok uzun yıllardır insan hakları hukukuna bütünüyle aykırı bir şekilde ihlal edilmesi konusunda CPT’ye bir mektup iletmiş idik.

    Mektubumuzda, hapishanelerdeki insanların fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin ciddi şekilde zarar görmesine neden olan tecrit/izolasyon uygulamasının özel ve ayrımcı bir biçiminin İmralı Hapishanesi’nde yaşandığı; avukatlarının müvekkilleri Abdullah Öcalan ile görüşme yapma taleplerine 7 Ağustos 2019 tarihinden bu yana hiçbir şekilde olumlu yanıt verilmediği; Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar’ın ise İmralı Hapishanesi’ne nakledildikleri 2015 yılından bu yana avukatları ile bir kez dahi görüşme imkânı bulamadıkları; aileler ile yüz yüze son görüşmenin 3 Mart 2020, son telefon görüşmesinin ise 25 Mart 2021 tarihinde gerçekleştiği bilgisine yer vermiştik.

    “SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN İVEDİLİKLE ADIM ATILMALI”

    CPT, İmralı Hapishanesi’ne, 1999 yılından bu yana; sonuncusu 21-29 Eylül 2022 tarihlerindeki yapılan ziyaret olmak üzere toplam 11 ayrı ziyaret gerçekleştirmiştir. CPT, kamuoyuna açıklanan çeşitli yıllardaki ziyaret raporlarında bu ağır izolasyon/tecrit hali ile ilgili kapsamlı tespitlerde bulunmuş, durumun iyileştirilmesi için tavsiye ve önerilerini defalarca yinelemiştir.

    Kısacası, imzası olan insan hakları ve hukuk kuruluşları olarak evrensel hukuk normları ve insan hakları değer ve ilkeleri açısından bu kabul edilemez sorunun bir an önce çözümüne yönelik adımların ivedilikle atılması gereğini ve bu sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşmak isteriz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sınav kitapçığında dahi AKP’li Belediye Başkan adayının propagandası yapıldı!

    Sınav kitapçığında dahi AKP’li Belediye Başkan adayının propagandası yapıldı!

    PİRHA – Eğitim Sen, Siirt’teki okullarda ‘Cumhur ittifakı’ adaylarının propaganda yaptıklarını belirterek, konuyla ilgili hukuki girişimde bulunacaklarını duyurdu. Yapılan yazılı açıklamada “Eğitim kurumlarında herhangi bir partinin adayının yazılı ya da sözlü olarak siyasi propaganda yapması yasaktır” denildi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) okullarda siyasi propaganda yapılmasına yazılı bir açıklamayla tepki gösterdi.

    Eğitim Sen’in açıklamasında, Cumhur İttifakı üyelerinin, 19 Mart’ta Siirt’teki okullarda siyasi faaliyet yürüttükleri belirtilirken “Okullarda seçim yasaklarına aykırı şekilde siyasi propaganda yapanlar ve buna izin verenler açıkça suç işlemektedir” denildi.

    “İZİN VERENLER SUÇ İŞLEMİŞTİR”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “31 Mart Yerel Seçim tarihi yaklaştıkça, kendilerini hukuk kuralları başta olmak üzere, her şeyin üzerinde gören ‘Cumhur ittifakı’ adayları, yasak olmasına rağmen okullarda serbestçe siyasi propaganda yapmaya devam etmektedir. Bu durumun son örneği, 19 Mart 2024 tarihinde Siirt’te yaşanmıştır.

    Siirt’te bulunan tüm liselerde 12. sınıf öğrencilerine yönelik temel yetenek testi (TYT) deneme sınavı yapılmış ve sınavın yapılmasına AKP Siirt Belediye Başkan Adayı Ekrem Olgaç’ın aracılık ettiği iddia edilmiştir. Yapılan sınavda kullanılan kitapçığın arka yüzünde, AKP Siirt Belediye Başkan adayı Ekrem Olgaç’ın imzasıyla seçim propagandası amaçlı ifadelerin yer alması bu iddiayı güçlendirmektedir.

    Sınav kitapçığında yer alan görsele göre bazı okul idarecileri bunun bu şekilde yapılmasının doğru olmadığını ifade ederek, deneme sınavının iktidara yakınlığıyla bilinen Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) adına yapılmış olduğunu göstermek için deneme sınavı kitapçıklarına TÜGVA adının yapıştırılmasını önermişlerdir. Bunun üzerine bazı okul idarecileri TÜGVA adını yapıştırmadan, bazıları AKP adayının adının yan tarafına, bazıları ise adayın isminin üzerine TÜGVA etiketini yapıştırarak deneme sınavını gerçekleştirmiştir.

    Seçim kanunları ve YSK kararlarınca açık şekilde yasaklanmış olmasına rağmen siyasi propaganda amaçlı olarak deneme sınavı yapılmasına izin veren ya da göz yuman il milli eğitim müdürü, ilgili birim yöneticileri ve sınavların yapıldığı okulların idarecileri, eğitim kurumlarında siyasi propaganda yasağına uymayarak suç işlemiştir.

    “SENDİKAMIZ HUKUKİ HAZIRLIKLARA BAŞLAMIŞTIR”

    Eğitim Sen açıklamasında Siirt’te yaşananlara dair suç duyurusunda bulunulacağını belirterek, şöyle devam edildi:

    “31 Mart Yerel Seçimleri sürecinde okul duvarlarına afiş ve pankart asma, okul aile birlikleri ile yapılan resmî toplantılarda aday tanıtımı yapılmasının yanı sıra, okullarda öğrenci ve velilere yönelik siyasi propaganda amaçlı yapılan bu tür etkinliklerin hukuk tanımaz şekilde sürdürülmesi kabul edilemez bir durumdur.

    Türkiye’deki bütün kamu kurumlarında oluğu gibi, eğitim kurumlarında da herhangi bir partinin adayının yazılı ya da sözlü olarak siyasi propaganda yapması yasaktır. Bu açık yasağa rağmen sendikal-siyasal referanslar üzerinden yönetici olan ve iktidarı açıktan destekleyen tutumlar gösteren bazı idareciler, okullarda iktidar partisi adaylarının propagandasının yapılmasına izin vererek açıkça suç işlemektedir.

    Okullarda siyasi propaganda yapanlar ve buna izin verenler suç işlemekte ve seçim yasaklarını çiğnemektedir. Hukuk kuralları toplumun sadece belli bir kesimi için değil, siyasi iktidar bileşenleri dâhil, herkes için eşit derecede uyulması gereken kurallardır.

    Sendikamız, bizlere ulaşan bilgi ve belgeler doğrultusunda Seçim Kanunu’na aykırı iş ve işlemlerde bulunan kamu görevlileri ile ilgili olarak hukuki hazırlıklara başlamıştır ve sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaktır. Okullarda siyasi propaganda yapılmasına izin veren ya da göz yuman bütün eğitim yöneticileri hakkında soruşturma açılmalı ve suçu sabit görülenler derhal görevden alınmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Siirt’te, DEM Parti ve DBP’li çok sayıda kişi gözaltına alındı

    Siirt’te, DEM Parti ve DBP’li çok sayıda kişi gözaltına alındı

    PİRHA-Siirt’te çok sayıda DEM Parti ve DBP’li siyasetçi gözaltına alındı.

    Siirt’te Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İl Eş Başkanları Ferhat Başkurt ve Muazzez Bulga, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi üyeleri Maşallah Erbey ve Ahmet İstek, DEM Parti Merkez İlçe Eş Başkanı Rahime Kaysi, DEM Parti İl Örgütü yöneticileri Takyedin Alver ve Kıymet Mut ile Elif Akan’ın aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanların Siirt İl Emniyet Müdürlüğü’nde tutulduğu öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Taş’tan hükümete: Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ile ilgili ne gibi çalışmalarınız var?

    HDP’li Taş’tan hükümete: Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ile ilgili ne gibi çalışmalarınız var?

    PİRHA – HDP Siirt Milletvekili Sıdık Taş, Alevi toplumuna dönük hukuksuzluklara dikkat çekerek Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a soru önergesi yönlendirdi. Milletvekili Taş, “Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ile ilgili ne gibi çalışmalarınız vardır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi Siirt Milletvekili Sıdık Taş, Alevilerin Türkiye’nin en büyük inanç topluluklarından biri olduğuna işaret ederek yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekti.

    Sıdık Taş, hazırladığı soru önergesinde Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin görmezden gelindiğine vurgu yaparak, “Ancak Aleviler her türlü engellemelere rağmen kendi özgün kurumlarını oluşturarak meşru demokratik anlayışla toplumsal varlıklarını gözle görünür bir düzleme taşımışlardır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN İNANÇLARI RET EDİLMİŞTİR”

    HDP’li Sıdık Taş, kaleme aldığı önergede, tüm anayasal ilkeler ile uluslararası insani sözleşmelerin ilk maddesinin “Eşitlik” olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Ama söz konusu Aleviler olduğu zaman ne yasa ne anayasa, ne sözleşme kalıyor. Anayasanın 10. maddesini hatırlatmak gerekirse, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hal böyle iken bu herkesin arasında Aleviler olmamıştır. Alevilerin inançları ret edilerek, inanç merkezleri ret edilerek, Alevi çocuklarına zorla din dersi verilerek, Alevi köylerine zorla camiler yaptırılarak, Devlet yalnızca bir mezhebi destekleyerek eşitlilikleri ihlal edilmiştir.”

    “NEDEN HAKKANİYETLİ DAVRANILMIYOR”

    Milletvekili Sıdık Taş, hazırladığı önergenin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanmasını talep ederek şu soruları yöneltti:

    -Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ile ilgili ne gibi çalışmalarınız vardır?

    -Türkiye’de yaşayan tüm yurttaşlar için paylaştırılması gereken kamu kaynakları, söz konusu Aleviler olduğunda neden hakkaniyetli davranılmıyor?

    -Cemevlerinin ibadethane olduğunu kabul edip anayasal güvenceye kavuşturmak için ne gibi bir çalışmanız bulunmaktadır?

    -Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ve dayatılan seçmeli din dersleri Alevi çocuklarını asimile etme amacı taşıdığından zorunlu olmaktan çıkarmayı düşünüyor musunuz?

    -Son zamanlarda kamuya personel alımında Alevilere uygulanan örtülü işe almama politikasından haberiniz var mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Özen’den Erdoğan’a: Aleviler için taş üstüne taş koymadınız; asimile etmeyi iyi bilirsiniz-VİDEO

    Özen’den Erdoğan’a: Aleviler için taş üstüne taş koymadınız; asimile etmeyi iyi bilirsiniz-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa’daki örgütlü Alevileri hedef almasına tepki gösterdi. Meclis’te bir konuşma yapan Özen, Almanya devletinin Alevilere 30 milyon Euro vermesinin mümkün olmadığını belirterek, Erdoğan’ın iftira attığını söyledi. Erdoğan’ın Alevilere önyargılı olduğunu vurgulayan Özen, “Sizin Aleviler konusunda siciliniz bozuk. Aleviler için taş üstüne taş koymadınız. Sadece iftira atmayı, asimile etmeyi iyi bilirsiniz” dedi. 

    Uzun yıllar Avrupa’da Alevi hareketi içinde yer alan HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, bugün Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta Siirt’te Avrupa’daki Alevi örgütlülüğünü “Ali’siz Aleviler” olmak itham etmesine ve Alman devletinin Alevilere yıllık 30 milyon Euro verdiğini iddia etmesine tepki gösterdi.

    “Ben aslında bu konuşmamı Cumhurbaşkanı’nın yüzüne karşı yapmak isterdim. Fakat şu an karşımda olmadığı için yardımcısı Fuat Oktay’a yapacağım” diyen Özen,
    AKP Genel Başkanı Erdoğan geçtiğimiz haftalarda Siirt’te yaptığı konuşmada, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonunu kast ederek “Almanya’da özellikle Alevilikten öte Alisiz Alevilikle, adeta yeni bir din ihdası öne sürülüyor. Ve ciddi de onlara para desteği veriyorlar. Bundan 2 yıl öncesi rakamla 30 milyon Euro bunlara parasal destekleri olmuştur” ifadesini kullandı. Bir cumhurbaşkanı yalan söylemez, iftira atmaz, insanları ötekileştirmez. Ama AKP genel başkanı Erdoğan; Siirt’teki konuşmasında Avrupa’daki Alevi kurumlarına iftira attı. 30 milyon avro destek aldıkları iddiası külliyen yalandır” diye konuştu.

    “DİTİB’İN PROJELERİNE AKTARILAN BÜTÇE ALEVİ KURUMLARINA AKTARILAN BÜTÇENİN 13 KATI”

    Milletvekili Özen, Diyanete 7-8 bakanlığın bütçesine eşit pay ayırmalarından dolayı bütün diğer ülkeleri de kendileri gibi sanıyorlar. Oysaki laik-demokratik ülkelerde, devletler inançsal hizmetlere 1 kuruş vermez” hatırlatmasında bulunarak, şöyle devam etti:

    “O kurumların sadece sosyal, kültürel, eğitsel çalışmalarına maddi proje destekleri sunarlar. Bunun da inanç ve dini faaliyetle uzaktan yakından alakası yoktur.
    Bakın burada örnek amaçlı 2014-2017 yılları arasında, Alman resmi hükümet raporlarındaki, inançlara projeleri kapsamında aktarılan bütçeleri açıklayayım.
    4 yıl içinde Erdoğan’ın bahsi geçen Alevi kurumlarına aktarılan bütçe sadece 596 bin 117 euro. Buna karşın Diyanetin Almanya temsilciliğini yapan DİTİB ve diğer 4 çatı kuruluşun projelerine aktarılan bütçe ise tam 13 katı olarak; 7.645.221 euro.”

    “ERDOĞAN BİZ ALEVİLERE KARŞI ÖNYARGILARDAN KOPAMIYOR”

    Erdoğan’ın konuşmasında AABK Onursal Başkanı ve 25. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Turgut Öker’i kast ederek, CHP aday yapmak istedi” sözlerine de tepki gösteren Özen, “Erdoğan bir başka iftira daha attı. Oysa Turgut Öker’in hiçbir zaman CHP ile alakası olmamıştır. 7 Haziran 2015 genel seçimleri öncesinde de Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı 300 civarı cemevinin %98’nin onayıyla HDP’den aday gösterilip, Alevileri temsilen seçilmiştir.
    Siirt’teki bu iftira dolu açıklamalarından da anlaşıldığı üzere; Erdoğan biz Alevilere karşı tarihsel ön yargılarından asla kopamıyor. Biz Alevileri olduğu gibi kabul etmek yerine bizlerin değerlerini manipüle edip içini boşaltmakla uğraşıyor” dedi.

    “SİZİN ALEVİLER KONUSUNDA SİCİLİNİZ BOZUK”

    Şu anki iktidarın düşünce kodlarının kendi gibi olmayanların yaşam tarzlarını sapkın veya hastalıklı görme alışkanlığı üzerine kurulu olduğunu ifade eden Özen, şunları kaydetti:

    “Geçmişten günümüze mirasını taşıdıkları ve Alevi katliamlarıyla meşhur zihniyetlerinin tarihsel misyonlarını halen devam ettiriyorlar.
    Buradan Erdoğan’a sesleniyorum; sizin Aleviler konusunda geçmişten günümüze siciliniz bozuk. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldunuz, 1 hafta sonra belediye dozerlerini Karacaahmet Cemevi önüne yığıp, 500 yıllık bir inanç merkezini yıkmaya çalıştınız. Cemevinin önünde insanlar direnmeseydi bugün Aleviler için büyük öneme sahip olan böyle bir tarihi dergâh yok olacaktı. Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı dönemlerinizde de aynı yıkıcı tutumlarınıza devam ettiniz.
    Madımak katillerinin davasının zaman aşımına uğramasını “hayırlı uğurlu olsun” diyerek, sevinçle karşıladınız. Bu katliamın avukatlarının hepsine iktidarınızda makamlar, rütbeler, ödüller verdiniz. Katliam sanıklarını özel afla salıverdiniz.
    AİHM’de biz Aleviler lehine verilen kararların hiçbirini yerine getirmediniz.
    Bugüne kadar Alevilerin de Cumhurbaşkanı olduğunuzu gösteren tek bir olumlu adım attınız mı?
    Aleviler için bugüne kadar 1 tane bile; vali, kaymakam, emniyet müdürü ve üst düzey bir yönetici atadınız mı? Tek 1 tane somut örnek verebilir misiniz?
    Aleviler için taş üstüne taş koymadınız. Siz Aleviler konusunda sadece yıkmayı, yok etmeyi, asimile etmeyi ve iftira atmayı iyi bilirsiniz.
    Siz bugüne kadar Alevilerin hangi acısına veya mutluluğuna ortak oldunuz?”

    “Erdoğan’ın bu ‘Alisiz Alevilik’ yaygarasının neye hizmet ettiğini biz çok iyi biliyoruz. Bu, bizleri ayrıştırmak ve birbirimize düşürmek için ortaya atılan bir tartışma” diyen Zeynel Özen, “Alevilikte esas ‘Yol bir, sürek bin birdir.’ Biz o ‘Yol’ un yaşaması ve birliği için mücadele ederken, ‘Sürek’lerimizin farklılıklarını zenginliğimiz bildik. Kimse kimseye kendi süreğini dayatmaz. Herkes istediği gibi inancını yaşar. Tüm bunları, Aleviliği sadece ‘Ali’yi sevmek’ olarak anlayan Recep Tayyip Erdoğan’ın anlamasını tabi ki beklemiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Alevileri ayrıştırmanın doğru olmadığını ifade eden HDP Milletvekili Zeynel Özen, “Sünni tarikatlar arasındaki farklara, fıkhi tartışmalara girmek bir Alevi olarak nasıl benim haddim değilse, Aleviler içindeki teolojik çeşitliliği nifak sokucu şekilde ayrıştırmakta kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bu Tayyip Erdoğan olsa bile böyledir.
    Biz biliyoruz ki burada asıl sorun Alevilerin ana vatanlarında mahrum bırakılan eşit yurttaşlık haklarını Avrupa’da yaşadıkları ülkelerde elde etmesidir. Oralarda bir inanç topluluğu olarak kabul edilmesidir” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN KAZANIMLARI BİAT KÜLTÜRÜNE ALIŞIK OLANLARIN KİMYASINI BOZDU”

    Zeynel Özen şöyle devam etti:

    “Benim de içinde yer aldığım Avrupa Alevi örgütlenmesinin bugüne kadar kazanımları, baş eğmeyen, biat etmeyen mücadele tarzı, biat kültürüne alışık olan zihniyetlerin kimyasını bozmuştur. Ve iftiralara sığınıp, gerçek dışı algılar yaratmaktan öteye gitmemişlerdir. Alevilik, insanın yaşamını da inancına göre yürütebilmesidir. Alevilik, kadın erkek eşitliğidir, rızalıktır, hoşgörüdür, kin ve nefret taşımamaktır, barıştan yana olmaktır, haram lokma yememektir, beşikteki ile eşiktekinin eşit olmasıdır. Ve insanı, doğayı, tüm canlı ve cansız varlıkları inancın temeline koymaktır. Buradan Erdoğan’a sesleniyoruz; artık yeter! Alevilerden, Kürtlerden, Ermenilerden, Êzidîlerden, kadınlardan, emekçilerden ve tüm farklılıklardan elini ve dilini çek! Bu nefret dili, kin ve düşmanlık yaymaktan başka bir işe yaramıyor. 20 yıldır bunu yaptınız da n’oldu?

    “ERDOĞAN İKTİDARINI SÜRDÜRMEK İÇİN DİNİ KULLANMAYA DEVAM EDİYOR”

    Erdoğan’a bu çağrıyı yapıyoruz, ama Erdoğan’ın ruh hali bu çağrıyı duyacak durumda değil. O kendine yeni kullar yaratma arayışına devam ediyor. İktidarını sürdürebilmek için dini kullanmaya devam ediyor. Biz Aleviler olarak biliyoruz ki nefret diline en iyi cevap; bu yezit ve muaviye oyunlarına düşmemektir.
    Bu topraklarda başta Kürtler-Türkler, Aleviler-Sünniler ve bütün cümle canların laik-demokratik çağdaş bir cumhuriyette barış ve kardeşlik içerisinde eşit haklar temelinde bir arada yaşamayı, Halkların Demokratik Partisi olarak er ya da geç mutlaka hayata geçireceğiz. Yaşasın halkların ve inançların kardeşliği.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı

    PİRHA-Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında “Kişilik haklarına basın yolu ile saldırı” gerekçesiyle 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtı. Erdoğan hakkında kınama kararının verilmesi ile hükmün tirajı en yüksek 3 ulusal gazetede yayımlanması talep edildi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) Kurucu Başkanı Turgut Öker, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamalarına karşı İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açtı.

    Avukat Nimet Acar, Öker’in kişilik hakkına basın yoluyla saldırıda bulunulduğunu ifade ederken; Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davası açtıklarını söyledi. Acar, “Asılsız iddialar nedeniyle davalı hakkında kınama kararı verilerek, bu hükmün tirajı en yüksek 3 ulusal gazetede yayımlanmasını talep ediyoruz” dedi.

    “30 MİLYON EURO GİBİ BİR RAKAM SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”

    Av. Nimet Acar tarafından İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi’ne yapılan başvuruda, Öker’in Avrupa’da yıllarca Alevi toplumu için çalışmalar yürüttüğü belirtildi.

    Dava dilekçesinde, “Müvekkil yıllarca Avrupa’da yaşayan Alevi toplumunun kazanımları için hem hukuk hem de sivil toplum alanında mücadele etmiş, örgütlü bir güç haline gelmelerinde etkili olmuştur. Bu örgütlülük neticesinde Alevilerin bir inanç gurubu olarak tanınması, inançlarını rahatça yaşayabilmeleri ve bazı eyaletlerde yasal karşılık bulmaları sağlanmıştır. Davalının iddiasının aksine bu kazanımlar kolay bir şekilde desteklenmemiş aksine uzun yıllar süren toplumsal ve hukuki mücadeleler ile kazanılmıştır. Avrupa’da devletler inançlara mesafeli bir yapıya sahiptir, vatandaşlarının çoğunluğunun benimsediği inanç merkezleri olan kiliseler dahi kendi imkanları ile dini faaliyetlerini yapmakta ve varlıklarını sürdürmekteyken, cemevlerine ya da Alevi kurumlarına inanç bazında faaliyet yürütmeleri amacıyla maddi destek yapılması hem de yıllık 30 milyon Euro gibi bir rakam verilmesi söz konusu dahi değildir” ifadelerine yer verildi.

    “İFTİRA NİTELİĞİNDE İTHAM”

    Öker hakkında daha önce açılan birçok davanın varlığından bahsedilen dilekçede, şunlar kaydedildi:

    “Müvekkil hakkında Alevi toplumunu ilgilendiren konularda ve geçmişte yaşanan Alevi katliamlarının anmalarında yapmış olduğu konuşmalar gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla çok defa soruşturma başlatılmış, defalarca yargılanmış hala da derdest yargılamaları bulunmaktadır. Müvekkilin sadece ifade hürriyetini kullandığı neredeyse tüm açıklamalarının takip edilerek yargılama konusu yapılması uzun yıllardır hedef haline getirildiğini göstermektedir. Bu son konuşmada da Alevi kurumları ve müvekkil adeta yabancı ülkelerce fonlanan ve bu sebeple Türkiye’ye gelen bir ajanmış gibi gösterilmektedir. Bu iddia özellikle Alevilik inancı, öğretisi ve kültürü ile bağdaşmayan iftira niteliğinde bir ithamdır.”

    “ALİ’SİZ ALEVİLİK TARTIŞMASI, AYRIŞMA VE ÇATIŞMAYA YOL AÇABİLECEK NİTELİKTEDİR”

    Av. Acar, başvurusunda “Ali’siz Alevilik” ithamlarına da değinirken; “Alevi toplumunun çoğunluğunu temsil eden Alevi kurumları ve bunların yöneticiliğini yapmış olan müvekkile yönelik ‘bunlar Ali’siz Alevilikle adeta yeni bir din ihdas ediyor’ gibi ifadelerinin kabulü mümkün değildir. Avrupa’da örgütlenmiş olan Alevi kurumları hiçbir zaman Aleviliğin tanımını yapma ya da teolojik boyutuyla ilgili bir değerlendirme ve dayatmada bulunmamışlardır. İnanç, insana özgüdür. Her zaman çokluk içinde birlik sağlama ve laiklik odaklı bir eğilim içinde olmuşlardır. Alevi kurumlarının ne yeni bir Alevilik yaratma çabası ne de Aleviliğin ne olduğuna ve nasıl yaşanacağına dair belirleyici bir konumu bulunmamaktadır.

    Davalının bulunduğu ve temsil ettiği konum itibariyle sarf ettiği sözler tartışmaya yer bırakmayacak nitelikte büyük bir etkiye sahiptir. Yıllardır ayrımcılığa ve katliamlara maruz bırakılan Aleviliğe yönelik olarak bu inancı temsil eden kurumlara ve kurum temsilcisi olan müvekkile yönelik yukarıda açıkça belirttiğimiz dayanaksız, karalama ve iftira niteliğindeki ithamların da bu bağlamda doğuracağı etki, siyasal olarak sürekli kutuplaştırılan toplumu daha da ayrıştırmaya yönelik olacaktır. Aynı zamanda Ali’siz Alevilik gibi söylemler Alevi inancını benimseyen kişiler içerisinde de ayrışmaya ve çatışmaya yol açabilecek niteliktedir” dedi.

    “DİYANET İŞLERİ TÜRK İSLAM BİRLİĞİ’NE VERİLEN FİNANSAL DESTEK SORUN OLARAK GÖRÜLMÜYOR”

    Alman hükümeti tarafından Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) ve 4 İslami çatı örgütüne sosyal alandaki projeler kapsamında toplam 7.645.221,00 Euro yardım yapıldığı belirtilirken; Alevi kurumlarına yapılan finansal desteğin ise toplam 596.117,00 Euro olduğu ifade edildi. “Diyanet kontrolünde bulunan bu kurumun Almanya’daki sosyal alana ilişkin çalışmaları nedeniyle aldığı finansal destek sorun olarak görülmeyip gündeme getirilmezken, sadece Alevi kurumları böyle bir finansal destek alıyormuşçasına kamuoyunun yanıltılması kabul edilebilir değildir” denildi.

    Erdoğan hakkında 5 kuruşluk manevi tazminat davasının açılması ile kınama kararı verilerek, kararın tirajı en yüksek 3 ulusal gazetede yayımlanması talep edildi.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Gergerlioğlu Soylu’ya sordu: ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır?

    Gergerlioğlu Soylu’ya sordu: ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır?

    PİRHA- Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cemil Taşkesen adlı yurttaşın, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le yaptığı konuşmada “Kürdistan” demesi sebebiyle gözaltına alınmasını Meclis gündemine taşıdı. 

    Siirt’te esnaf ziyaretinde Meral Akşener’le sohbet eden Cemil Taşkesen adlı esnaf, “Dilimiz inkar ediliyor, kimliğimiz inkar ediliyor, Kürdistan inkar ediliyor. Biz buna karşıyız. Şu an sizin bulunduğunuz yer Kürdistan’dır ama ne yazık ki Meclis’te bu Kürdistan inkâr ediliyor” ifadelerini kullanmıştı.

    Esnaf Cemil Taşkesen adlı yurttaş, bu sözleri sebebiyle gözaltına alınarak hakkında “Terör Örgütü Propagandası” yapmak suçlaması ile soruşturma başlatıldı.

    “KÜRDİSTAN KELİMESİ YASAK MIDIR?”

    Cemil Taşkesen’in gözaltına alınmasını Meclis gündemine taşıyan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    *Esnaf Cemil Taşkesen’in Meral Akşener ile konuşmasında ‘Kürdistan’ ifadesini kullandığı için gözaltına alındığı iddiası doğru mudur?

    *Bu iddia doğruysa ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır? Eğer yasaksa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürdistan’ dediği ifadeleri sosyal medyada dolaşırken sadece Cumhurbaşkanı için mi serbesttir?

    *Bu gözaltının Meral Akşener’in Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelere gitmesinin önüne geçmek için olduğu iddiası doğru mudur? Eğer bu iddia doğruysa olayla ilgili görevi kötüye kullanan kolluk güçleri hakkında soruşturma açılmış mıdır?

    *Muhalefetin Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelere gitmemesi için bu gözaltının yapıldığı iddiası doğruysa başka siyasetçi ya da siyasi parti liderleri bölgeye gittiklerinde aynı uygulama yapılacak mıdır?

    *Esnaf Cemil Taşkesen’in gözaltına alınıp evinin aranmasına kadar bütün detayların videosunun paylaşılmasındaki sebep nedir? Bu görüntülerin servis edilmesi ile kime ya da kimlere mesaj verilmek istenmektedir?

    *Cumhuriyet Bayramı’nda devletin yurttaşını daha iyi anlamak onun sorunlarına çözüm üretmek için uğraşması gerekirken ekonomik krizde bir esnafa bu muamelenin yapılmasından hükümet üyelerinden rahatsızlık duyan olmuş mudur?

    *Coğrafi bölge ifade eden ‘Kürdistan’ kelimesini kullanan yurttaşa gözaltı yapıldıktan sonra ‘Trakya’ ‘Anadolu’ ‘Mezopotamya’ gibi yine coğrafya belirten kelimeleri kullanan yurttaşlara da bu şekilde gözaltılar olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • İpek Er’i intihara sürükleyen Musa Orhan’ın tutuklanma talebi reddedildi!

    İpek Er’i intihara sürükleyen Musa Orhan’ın tutuklanma talebi reddedildi!

    PİRHA-İpek Er’e “nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan Uzman Çavuş Musa Orhan hakkında savcılığın tutuklama talebi mahkeme tarafından reddedildi.

    18 yaşındaki İpek Er’e “nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu” suçlamasıyla tutuksuz yargılanan Uzman Çavuş Musa Orhan hakkındaki davanın 5’inci celsesi görüldü. Görevli Savcı, delil karartabileceğini ve kaçma şüphesi olduğunu beyan ederek Uzman Çavuş Musa Orhan hakkında tutuklama talep etti. Mahkeme savcılığın talebini reddetti.

    Mahkeme heyeti, tutuklanma taleplerinin reddine karar vererek, duruşmayı 3 Aralık’a erteledi.

    HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, kararı sosyal medya hesabından duyurdu. Başaran, “Musa Orhan’la ilgili tutuklama talebi mahkeme heyeti tarafından yine reddedildi. Duruşma 3 Aralık’a ertelendi. Kaçma şüphesi olmasına rağmen avukatın ısrarlı talepleri yine görmezden gelindi” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    16 Temmuz günü intihar girişiminde bulunan ve 18 Ağustos’ta yaşamını yitiren İpek Er’e tacavüz ettiği gerekçesiyle yoğun tepkiler sonrası tutuklanan Uzman Çavuş Musa Orhan 25 Ağustos’ta tahliye edilmişti.

    İpek Er, geride bıraktığı mektubunda Orhan’ın kendisine tecavüz ettiğini anlatmıştı. Er ailesinin avukatları, “nitelikli cinsel saldırı” suçundan tutuklanan Orhan hakkında “intihara sürükleme” gerekçesiyle de suç duyurusunda bulunmuştu.

    Orhan’ın avukatı itiraz dilekçesinde kaçma şüphesi bulunmadığını öne sürmüştü. İtirazı değerlendiren Siirt 2. Ağır Ceza Mahkemesi de dilekçede belirtilen hususları yerinde görerek Orhan’ın tahliyesine karar vermişti.

    Kaynak: MA

  • İHD’den Gergerlioğlu’na düşünce ve ifade özgürlüğü ödülü!

    İHD’den Gergerlioğlu’na düşünce ve ifade özgürlüğü ödülü!

    PİRHA-Cezaevinde olduğu dönemde kendisine takdim edilemeyen “Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü” Siirt’te yapılan törenle Ömer Faruk Gergerlioğlu’na verildi.

    19. Ayşenur Zarakolu Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülleri, 12 Haziran’da İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. “İnsan Hakları, Adalet ve Özgürlükçü Demokrasi İçin Acil Eylem” temasıyla verilen ödüllere bu yıl milletvekilliği düşürüldükten sonra tutuklanan Ömer Faruk Gergerlioğlu layık görüldü.

    Cezaevinde olduğu için törene katılamayan Gergerlioğlu’nun ödülünü HDP Milletvekili Musa Piroğlu almış, törende de Gergerlioğlu’nun cezaevinden gönderdiği mesaj okunmuştu. Gergerlioğlu’na ödülü Siirt’te düzenlenen törende İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin tarafından kendisine takdim edildi.

    Törende konuşma yapan Gergerlioğlu, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi tarafından verilen ödülün kendisi için çok değerli olduğunu söyledi. Gergerlioğlu “Bu ödülü almak benim için çok büyük bir onur. İnsan hakları alanında çalışmış, büyük emekler vermiş, büyük bedeller ödemiş bir dernekten böyle bir ödülü almak çok daha büyük bir onur” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Siirt’te jandarma mülteci kamyonunu taradı 2 kişi öldü

    Siirt’te jandarma mülteci kamyonunu taradı 2 kişi öldü

    PİRHA-Siirt’in Pervari ilçesinde jandarmanın, 84 mültecinin olduğu araca ateş açması sonucu 2 kişi öldü, 12 kişi de yaralandı. Valilik yaşanan olay üzerine açıklama yaparak, araçtan jandarmaya ateş açıldığını ve çatışma yaşandığını iddia etti.

    Siirt’in Pervari ilçesi Beğendik beldesi mevkiinde ‘şüpheli’ bulunduğu gerekçesiyle bir kamyon jandarma tarafından takibe alındı. Gece saat 01:30 sıralarında Beğendik Köprüsü’ndeki yol kontrol noktasına yaklaşan kamyonun sürücüsü ‘dur’ ihtarına uymadı. Jandarma, içinde Afganistan ve Pakistanlı 84 mültecinin olduğu kamyonu taradı. Jandarma ateşi sonucu 2 mülteci ölürken 12 kişi de yaralandı.

    Olay sonrası Valilikten yapılan açıklamada, sürücünün araçla kaçmaya çalıştığı ve jandarmaya ateş açtığı öne sürüldü.

    Yaralılar sağlık görevlilerinin yaptığı ilk müdahalenin ardından ambulanslarla Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürüldü. Kamyon sürücüsü gözaltına alınırken diğer mültecilerin ise kaçtığı iddia edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tecavüz zanlısı Musa Orhan’ın tutuklanma talebi bir kez daha reddedildi

    Tecavüz zanlısı Musa Orhan’ın tutuklanma talebi bir kez daha reddedildi

    PİRHA- İntihara sürüklenen İpek Er’in tecavüz zanlısı Uzman Çavuş Musa Orhan’ın yargılandığı duruşmada tutuklanma talebi bir kez daha reddedildi.

    İntihara sürüklenen İpek Er’in tecavüz zanlısı Uzman Çavuş Musa Orhan’ın “nitelikli cinsel saldırı” suçundan yargılandığı davanın ikinci duruşması Siirt 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    MA’nın haberine göre, duruşma nedeniyle adliye çevresinde yoğun önlem alındı. Duruşmayı takip etmek isteyen gazeteciler, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi üyeleri ve Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri Siirt Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla adliye içine alınmadı.

    Duruşmaya, İpek Er’in ailesi, tanık Sadullah Kars, Siirt ve Batman Barosu avukatları, İnsan Hakları Derneği (İHD) Siirt ve Batman Şubeleri ve Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) katılırken, sanık Orhan ve avukatları Ankara’dan Ses Görüntü ve Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı.

    Duruşma, mahkeme heyetinin değişmesi nedeniyle önceki celsenin tutanaklarının okunmasıyla başladı. İlk duruşmada susma hakkını kullanan Orhan, bu duruşmada da aynı tavrını sürdürdü.

    Daha sonra İpek Er’in Siirt’te konaklandığı otel çalışanı Sadullah Kars tanık olarak dinlendi. Sanık avukatlarından Erkan Akkuş’un tanığa Er’in kendisine nişanlısının kim olduğunu anlatıp anlatmadığını sorması üzerine tanık Kars, “İpek Er bana nişanlısının uzman çavuş olduğunu ve Pervari’de görev yaptığını söyledi” cevabını verdi.

    İpek’in annesi Hikmet Kılınç, Musa Orhan’ın kızını toprağın altına koyarak kendisinin dışarıda gezmesine hakkı olmadığını söyledi. İpek Er’in avukatları da tanığın verdiği ifadelerde sanık Musa Orhan’ın suçu işlediğini gösterdiğini söyleyerek, Orhan’ın tutuklanması talebinde bulundu. İddia makamı tutuklanma talebinin reddini isteyerek, dosyadaki eksik hususların giderilmesi talebinde bulundu.

    Mahkeme, delillerin toplanmış olması ve delillerin karartılma ihtimalinin olmadığı gerekçesiyle Musa Orhan’ın tutuklanması talebini reddetti, diğer tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 1 Haziran’a erteledi.

    Duruşma sonrası polislerin, İpek Er’in ailesini, adliye önünde bekleyen TJA aktivistleri, HDP Kadın Meclisi üyeleri ve gazetecilerden uzaklaştırması dikkat çekti.

    (HABER MERKEZİ)