Etiket: silah bırakma

  • Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

    Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Törene katılanlar arasında yer alan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “21. yüzyılın belki de en etkili bir ritüeli gerçekleştirildi. Çünkü etkileri sadece yerel düzeyde değil küresel düzeyde. Bundan sonra barış ve demokratik toplum inşasını isteyen bütün toplumsal kesimlere yol gösterecek bir perspektifi kendi içinde barındırıyordu” dedi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de törene katılanlar arasında yer aldı.

    “ÖZGÜR YURTTAŞ OLARAK YAŞAMANIN ŞEHADETİ YAPILDI”

    Zeynel Kete, silahların imha edilmesinden sonra şunları dile getirdi:

    “21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi. Çünkü etkileri sadece yerel düzeyde değil küresel düzeyde. Bundan sonra barış ve demokratik toplum inşasını isteyen bütün toplumsal kesimlere yol gösterecek bir perspektifi kendi içinde barındırıyordu. Dünden beri yollardayız. İnsanlar büyük bir umutla, büyük bir duyguyla, büyük bir coşkuyla o alana geldiler.

    Burada önemli olan birkaç noktayı özellikle de belirtmek lazım. Birincisi yaşadığımız an değildi bir tarihti. İkincisi bu bir taktik değildi, bir stratejiydi. Sayın Abdullah Öcalan’ın kendi video canlı yayında da daha önceki perspektifini de dile getirdiği gibi silahlı mücadeleye başvurmalarının nedeni Kürtlerin ontolojik olarak varlıkları tartışılıyordu. An itibariyle Kürtlerin varlığı kabul edilmiştir bu mücadele ile beraber. Artık silah bir araç olmaktan çıkmıştır. Varlık nedeni kabul edildiğinden dolayı bu yola başvurulmayacak. Bu bir taktikten ziyade bir stratejiydi dedi.

    Bu tip dünya çapında etkisi olabilecek, toplumların kaderini olumlu yönde tayin edebilecek zaman ve mekanında meydana gelen bu tarihsel olaylara şahitlik eden her canın da madem ki bu kadar büyük düzeyde bir şahadeti var. Bizim inancımızda bir olaya yaşanan bir meydan açıldığında meydanda rızalık ve şahitlik kavramı önemlidir.
    Eğer bir can bu sürece şahitlik ediyorsa bizim inancımızda birincisi yaşanan sürecin ve o meydandaki duygunun ruhsal, zihinsel, bedensel olarak onunla ikrarlaşıp kabul eder. Bunun doğru olduğuna ikrar verir. İkincisi ise bu durumu yeni süreci beraber örmeye söz verir. En nihayetinde Sayın Abdullah Öcalan’ın belirlediği gibi 1000 yıllık bir birliktelik ve ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamanın şehadeti yapıldı. Oradaki o duygu yoğunluğunu gerçekten hissetmek lazımdı. Ben eminim ki binlerce insan bu duygu yoğunluğunu bu anı görmek isterdi.

    Bir barış erkanıydı. Bir ritüeldi. Bu yönüyle burada şahitlik yapan bütün canların yaşamlarına geri döndüklerinde de bu uğurda birlik, beraberlik içerisinde artık anaların gözyaşları akmasın. Artık kapsayıcı hukuk çerçevesinde bütün etnik yapılar, kültürler, kimlikler Cumhuriyetin 2. yüzyılında birlik beraberlik içerisinde bir yaşam alanı inşa etsinler. Bu sürecin sabotaj edilmesi hiçbir şekilde hiçbir topluma ya da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve diğer kesimlere de daha büyük bir katkı sunmaz.

    Yeni süreçte yeni sorumluluklar gerektiriyor. Bu sürecin öznesi olmak lazım. Demokratik siyaset stratejisinde bu olan duruma şehadet veren herkesin mutlaka ve mutlaka yapacağı bir gerçeklik vardır. Zikir, fikir, eylem zamanıdır diyorum.

    Buraya gelen bütün canları da burada aşkla selamlıyorum. Hayırlı olacağına inanıyorum. Bu bir Rıza Meydanı’dır. Rıza Meydanı’nda ateş yakıldı. Ateş inancımızda itikati manada bir halden bir hale geçmeyi ifade eder. Ateşi yakmak demek yok etmek demek değildir. Enerjinin farklı bir yoludur. Ateş adalettir, temizliktir, arınmadır. Kaç bin yıllık Rea Haq Kürt aryanik damarda da ateşi yakmak yeni bir yaşamın kapısını aralamaktır. Bizde herhangi bir ev yapıldığında, bir hane yapıldığında ocakta ilk ateş yakılır ki süreç bir ritüelle tamamlanır. Bu ortamda barış olsun, birlik olsun, beraberlik olsun, kirlilik def olsun.
    Karanlığa karşı da nehak zihniyete karşı da bir delildir diyorum. Ateşi uyaranlara aşk olsun.

    PİRHA/SÜLEYMANİYE

  • Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO

    Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Törene katılan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Bugünkü tören, geleceğe dair umudu büyütmeli, tüm tarafları daha fazla sorumluluk almaya, toplumsal barışın kalıcılaşması için çaba göstermeye çağırmalıdır” dedi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat da törene katılanlar arasında yer aldı.

    “BU TARİHİ ADIMIN KALICI BİR BARIŞA DÖNÜŞMESİNİ DİLİYORUM”

    Celal Fırat, silahların imha edilmesinden sonra şunları dile getirdi:

    “Silah bırakma, her şeyden önce bir kez daha hatırlatıyor ki, sorunlarımızı çözmenin en onurlu, en insani yolu demokratik siyaset ve toplumsal uzlaşmadır. Bugün atılan adım, artık sesimizin ve sözümüzün, şiddetin değil, demokratik iradenin belirleyici olacağı yeni bir dönemin kapısını aralamaktadır.

    Barış, sadece silahların susması değil; yaraların sarılması, hakikatlerin ortaya konması, adaletin tesisi ve ortak bir geleceğin inşası demektir. Hep birlikte, etnik kimliği, dili, inancı ne olursa olsun bu topraklarda yaşayan tüm insanlarımız için onurlu bir barışı kurmak mümkündür.

    Bugünkü tören, geleceğe dair umudu büyütmeli, tüm tarafları daha fazla sorumluluk almaya, toplumsal barışın kalıcılaşması için çaba göstermeye çağırmalıdır. Demokratik siyasetin, eşit yurttaşlığın, özgürce ifade edilen düşüncelerin önündeki tüm engellerin kalktığı bir toplum, hepimizin ortak kazanımı olacaktır.

    Bugün silahlar bırakılırken, yarınlarımızı birlikte kurmak için daha fazla diyalog, daha fazla adalet ve daha fazla demokrasiye ihtiyacımız olduğu unutulmamalıdır. Bu tarihi adımın kalıcı barışa dönüşmesini diliyor, demokrasi, özgürlük ve kardeşlik temelinde yeni bir toplumsal sözleşmenin önünü açmasını temenni ediyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • PKK’nin düzenleyeceği töreni izleyecek heyet, Süleymaniye’ye doğru yola çıktı

    PKK’nin düzenleyeceği töreni izleyecek heyet, Süleymaniye’ye doğru yola çıktı

    PİRHA- PKK’nin düzenleyeceği silah bırakma törenini izleyecek heyet, Hewlêr’den Süleymaniye’ye doğru yola çıktı.

    PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine yapılacak silah bırakma törenini takip için Diyarbakır’dan yola çıkan ve Federe Kürdistan Bölgesi’nin Hewlêr kentine ulaşan aralarında DEM Parti, DBP, HDK Eş Genel Başkanlaır ve sözcülerinin de olduğu heyet, törenin yapılacağı Süleymaniye kentine doğru yola çıktı.

    Federe Kürdistan Bölgesi yönetiminin sağladığı araçlarla yola çıkan heyet, Süleymaniye’de törenin yapılacağı alana götürülecek.

    Törenin yapılacağı alana herhangi teknik bir ekipman alınmayacağı öğrenildi.

    Ayrıca Uluslararası delegasyon, “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”nun gerçekleştireceği törenin yapılacağı alanda olacak.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >Alevi kurum temsilcilerinin de bulunduğu heyet Süleymaniye’ye doğru yola çıktı!

  • Ayşegül Doğan: 11 Temmuz’da Süleymaniye’de olacağız; siyasi partiler sorumluluk almalı-VİDEO

    Ayşegül Doğan: 11 Temmuz’da Süleymaniye’de olacağız; siyasi partiler sorumluluk almalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları, eş sözcüleri, MYK üyelerimiz, vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti orada olacağız” dedi. 

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın görüntülü ikinci çağrısının ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, genel merkez binalarında basın toplantısı düzenledi.

    “YEPYENİ BİR SAYFA AÇILIYOR, TARİHİ BİZ YAZACAĞIZ”

    Yeni aşamanın herkese sorumluluk yüklediğini ifade eden Ayşegül Doğan, “Yepyeni bir sayfa açılıyor. Tarihi bir eşikteyiz ve bu tarihin içindeyiz. Tarihi biz yazacağız. Bu süreçte yalnızca tanıklık etmiyoruz. Bu süreç çok hayati sorumluluklar da yüklüyor çünkü insan hayatından bahsediyoruz. Bu hafta bir kez daha gördük ki bahsettiğimiz konu çok kıymetli. Çatışmasızlık, savaş ve savaşın son bulma ihtimalinin gerçekleşmesinde daha önemli bir aşamaya doğru ilerliyoruz. İlerlediğimiz her aşama hepimize yeni sorumluluklar yüklüyor. Bugün yıllardan sonra tam 26 yıl sonra ilk kez sayın Öcalan’dan İmralı’dan bir görüntü gördük. Dünya da ilgiyle takip ediyor” dedi.

    “SİLAHLARIN TÜMDEN DEVRE DIŞI KALMASI İÇİN İLK ADIMA HAZIRLANIYOR”

    “Türkiye’nin de ikinci yüzyılını belirleyecek tarihi bir an, tarihi bir gelişme olarak değerlendirilmelidir” diyen Ayşegül Doğan, “Yıllarca çözümü demokratik bir çözümün, barışın, eşit adil onurlu kalıcı bir barışın çözümünün adresi İmralı’dan Sayın Öcalan’dan geçer dedik. Bugün bir kez daha görülmüş olmalıdır. Önce DEM Parti İmralı heyeti Sayın Öcalan ile görüştü, akabinde Sayın Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleşti. Nihayetinde bugün bir video mesaj geldi. Birkaç gün içinde ki onun da tarihini ve yerini sizlerle paylaşacağız silahların tümden devre dışı kalması için bir ilk adıma hazırlanılıyor. Eşit adil onurlu ve kalıcı bir barış için yıllardır uğruna mücadele ettiğimiz evrensel değerler için halkların bir arada özgür yaşamı için, eşit bir kardeşlik ve demokratik bir Türkiye için dün olduğu gibi bugün de kararlı umutlu heyecanlı ve hazırız” diye konuştu.

    “HERKESİ SORUMLULUK ALMAYA, CESUR OLMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Devamında Ayşegül Doğan şunları belirtti:

    “Bugünün önünü açanlar var bugünlere ulaşmamızı canı pahasına sağlayanlar var. Dolayısıyla biz Vedat Aydını anarken ismini sayamayacağımız onlarca yüzlerce binlerce insanı birlikte anıyoruz. Onların anılarına bağlılığın nasıl bir sorumluluk yüklediğini biliyoruz, bunun farkındayız. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bilakis herkesi en az bizim kadar risk almaya, sorumluluk almaya, cesur olmaya davet ediyoruz. Koşullar ne olursa olsun yapmamız gereken siyaset alanını genişletebilmektir. Bu, ciddiyet, sahicilik, cesaret, özveri, fedakarlık, göze alabilmeyi gerektirir.

    “ENDİŞE VE KAYGILAR DA AZALACAKTIR”

    Yeni dönem hepimize sorumluluklar yükleyecek dedik. Bunun en önemli konularından biri de adalet meselesi. Bugün Türkiye’de bir yandan yaşanan adaletsizlikler bir yandan süren anti demokratik uygulamalar biliyoruz, görüyoruz, kaygıları ve endişeleri artırıyor. Ancak bu kaygı ve endişeleri azaltabilecek olanlar yani Türkiye’de barışın ve aynı zamanda demokratikleşmenin yolunu açabilecek olanlar, birlikte yol almak üzere dayanışanlardır, bizleriz. Yan yana gelişimiz arttıkça, bu yolu açma kararlılığımız yükseldikçe endişeler ve kaygılar da azalacaktır.

    Çok net ifadeler var Sayın Öcalan açıklamasında. Silahların tamamen devre dışı kalmasını istiyor. Bunun çabası ve mücadelesi onlarca yıldır sürüyor. Sesi bugünkü kadar koşullar elvermediği için yankılanmamış olsa da bugün ulaştığımız noktanın ardında onlarca yıllık bir çaba emek ve uğraş olduğunu hatırlatmak isterim. 1993’te yarım kalmış bugün yeniden siyaset alanının genişlemesi ve silahların tümden devreden çıkarılması için bir yeni sayfadan bahsediyoruz. Bu kez yarım kalmamalı. Bu tarihi eşikte yapılması gereken her şey ama her şey demokratik siyaset alanını genişletmeye dönüş bir biçimde yapılmalıdır. Ne olabilir güvence sağlayacak şey. Hukuk olabilir. Hepimizin ortak teminatı ve ihtiyacı hukuktur.

    “KOMİSYON BİR AN ÖNCE ÖZEL YETKİLERLE OLUŞSUN”

    Bizim aylarca öncesinde çağrısını yaptığımız komisyon kurulmuş olsaydı çok daha aktif bir rol üstlenebilirdi. Meclis aktif bir rol üstlensin dedik ki tüm siyasi partilerden oluşan özel yetkilerle donatılmış bir komisyon oluşturulsun. Temennimiz o komisyon bugünlere yetişmedi ama zaman kaybedilmesin artık. Hızlanalım. Madem bir devlet politikasından bahsediyoruz Kürt meselesinin çözümüne dair o zaman bunların emarelerini somut bir şekilde görelim. Toplumun bunları görmeye ihtiyacı var, komisyon biran evvel oluşsun. Özel yetkilerle oluşsun. Bu bir kazanım olarak görülmelidir. Çok hayırlı önemli tarihi bir meselenin çözümü için yola koyulacaktır bu komisyon.

    “11 TEMMUZ’DA SÜLEYMANİYE’DE OLACAĞIZ”

    Biz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilecek 12 Mayıs Kongre kararlarına uygun bir şekilde atılacak bu somut adımı izlemek için eş genel başkanlarımız, bileşen partilerimizin eş genel başkanları eş sözcüleri MYK üyelerimiz vekil arkadaşlarımızın bir kısmı ile birlikte DEM Parti Heyeti olarak 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir grup PKK’linin katılımı ile gerçekleştirilecek bu ilk adıma bu tarihi ana tanıklık etmek için orada olacağız.

    Bunun yalnızca bir tanıklık olmadığını biliyoruz. Tanıklığın çok önemli bir sorumluluk ciddiyet yüklediğinin farkındayız. Biz bu meseleye ciddi yaklaşıyoruz ve herkesi de ciddiyetle yaklaşmaya davet ediyoruz. Bu tarihi anı yani silahların tümden devreden çıkması için atılacak bu somut adıma kongre karalarına uygun bir şekilde ve Sayın Öcalan’dan gelen bugünkü mesaja uygun bir şekilde atılacak bu adıma bu ülkede Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt meselesinin eşit adil ve onurlu bir şekilde çözülmesi için kendisini sorumlu hisseden herkesin aynı hassasiyetle yaklaşmasını temeni ediyoruz. Bunu bir yenme yenilme, tasfiye, taviz, gibi görmemek böyle yaklaşmamak ve bu dili üslubu ve yaklaşımı değiştirmek gerekir.

    “İKTİDAR VE MUHALEFET DE TANIKLIK ETMELİDİR”

    Demokratik siyasete tam geçiş için gereken tüm mekanizmalar bir an önce oluşturulmalı. Bu yasal güvencelerle desteklenerek bu fırsat kalıcı hale getirilmelidir. İlk tarihi açıklama değil ancak yeni tarih yazımı için unutulmayacak açıklamalar. Kendimize güveniyoruz. İktidar bloku da muhalefet partileri de parlamento dışındaki muhalefet partileri de 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bu ana tanıklık etmeli ve tanıklık edip bu sorumluluğa ortak olmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kılıç: Samimi bir çözüm için adım atılmalı, söylem ve pratik yaşam bulmalı-VİDEO

    Kılıç: Samimi bir çözüm için adım atılmalı, söylem ve pratik yaşam bulmalı-VİDEO

    PİRHA- İktidar ertelenen adımları atması gerektiğini söyleyen İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, yasama-yürütme ve yargı erkinin sözünü eyleme dönüştürmesi gerektiğine vurgu yaptı. Kılıç, “Devlet bir yandan demokratik çözümün adımlarını atarken diğer taraftan da bu soruna dair yaptığı yanlışlardan kaynaklı bir yüzleşme de yapmalı” dedi.

    27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası kongresini toplayan PKK, kendisini feshettiğini ve “çalışmalarını sonlandırdığını” kamuoyuna duyurdu. Bu karar sonrası gözler, devlet/iktidarın demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüne dair hangi adımları atacağına çevrilmiş durumda

    Yaşanan gelişmeleri sorduğumuz İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, muhalefet partileri ve meclisin inisyatif alması ve samimi bir çözüm için somut adımlar beklediklerini kaydetti.

    “BU TARİHİ FIRSAT CİDDİ DEĞERLENDİRİLMELİ”

    PKK’nin almış olduğu kararın tüm çevrelerce umutla karşılandığını ve ‘tarihi fırsat’ olan bu adımın ciddi değerlendirlmesi gerektiğini ifade eden Hasan Ali Kılıç, “Kuşkusuz yani yüzyılları aşan bir Kürt sorunu yaşanıyordu. Son 50 yıla varan bir çatışmalı süreci bu ülke toprakları yaşadı. İşte bir şairimizin deyimiyle işte dağlar, taşlar, hatta ölüm bile yoruldu. Bugün işte en güzel şiir barıştır sözüyle dile getirilen barış talebi idi. O nedenle, taraflardan biri PKK silahları bıraktı ve örgüt silahlı alandaki yapılanmasını feshetti. Bu kararı Türkiye’de halkları, çeşitli azınlıklar, inançlar, etnik yapılar çok saygıyla karşıladılar. Toplumun bütün kesimleri bunu bir umut olarak gördü. Giderek Ortadoğu’ya ve dünyaya yayılan bu umut ciddi anlamda tarihi bir fırsatı doğurduğu anlamında değerlendirildi. Şimdi işte bu tarihi fırsat, iktidar ve devlet tarafından ciddi anlamda değerlendirilmeli” dedi.

    “SAVAŞA AKTARILAN BÜTÇE ÜLKE İNSANININ REFAHINA KULLANILMALI”

    50 yıla yakındır süren çatışmalı sürece aktarılan bütçeye işaret eden Hasan Ali Kılıç, sorunun çözümünün ekonomik yasımalarına dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Kuşkusuz her şeyden önce bu ülkede hukukun, adaletin ve hakikatin yaşam bulması gerekiyor. İşte demokratik bir anayasanın çerçevesini çizerek hızlı bir şekilde yaşama geçirilmesi gerekiyor. Bugün cezaevlerinde ağır hasta tutsaklar var. Bu tutsakların bir an önce serbest bırakılması gerekiyor. Öte taraftan savaşa neden olan bütün sorunlar ortadan kaldırılması gerekiyor. Nedir? İşte dünya halkları gibi Kürtler de kendi ana dilleriyle eğitim öğretim görmek istiyorlar. Ya da işte Aleviler kendi inançlarını yaşamak istiyorlar. Eşit yurttaşlık talepleri var. Doğasının talan edilmesinin ve kadın katliamlarının durdurulmasını istiyorlar. Kürt sorununun demokratik çözümünün sağlanması, çeşitli adımların atılması bu ülkedeki işçinin de asgari ücretinin insanca yaşanır bir düzeye çıkarılmasıyla eş anlamlıdır. Çünkü bugün ülke bütçesinin önemli bir bölümü, yarısından fazlası belki savaşa aktarılıyor. Savaşın araçlarına ve kadrolarına aktarılıyor. Savaş yaşanmadığında bütün bu giderler ülke insanının refahına aktarılacaktır. İşsizlik ortadan kalkacaktır büyük bir ölçüde yani zamanla işsizlik ortadan kalkacaktır.”

    “SÖYLEM VE PRATİK YAŞAM BULMALI; ADIM ATILMALI”

    Toplumunda devletin adım atmayacağı yönünde bir eğilimin geliştiğini söyleyen Kılıç, “Kürt sorununun demokratik çözümü söylemini savunduğunu söyleyen insanlar öte taraftan halkta çok umut yaratamıyor. Söylemi ile pratiği özdeşleşmiyor. Yani Kürt sorunu demokratik çözümünü söyleyen insanların pratiğine baktığında çok işte yaşam bulmadığını görmekteyiz. Halkta da bu anlamda çok umut da yaratmıyor. İşte geçmişte barış süreçlerinin sektere uğratılması noktasında da halkta bir güven kırılması var. O nedenle yani her şeyden önce demokratik adımların ciddi bir şekilde zaman geçmeksizin atmak gerekiyor. Partilerin Kürt sorununun demokratik çözümüne dair söylemini kendi siyasal hanesine kazanım olarak görmek yerine, temel bir demokrasi sorunu olarak görerek herkes üstüne düşeni yapmalı” ifadelerini kullandı.

    “YÜZLEŞME OLMALI”

    Çözüme gidecek yolda bir yüzleşmenin de gerçekleşmesi gerektiğini dile getiren Kılıç, “Yani barışın toplumsallaşması demek toplumun bütün kesimlerine yayılması demektir. Ya da barışın toplumsallaşması için bir yanıyla da tarihsel bir yüzleşme de yaşamak gerekiyor. Yani bütün işte bu Kürt sorunun demokratik çözümünün olmamasından kaynaklı insanlar ciddi anlamda bedel ödedi. Binlerce hatta on binlerce insan katledildi. Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, arkasından işte Roboski, Gezi, Suruç, Ankara Garı gibi katliamlar aslında bir yanıyla Kürt sorunun çözülmemesinden kaynaklı da yaşanan acılardı. Devlet bir yandan demokratik çözümün adımlarını bu soruna dair yaptığı yanlışlar, eksikliklerden kaynaklı bir yüzleşme de yapmalı ve bütün bu yaşanan travmalarla ilgili bir halkından özür dilemeli” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • ‘Yeni bir sözleşme ve kardeşlik hukuku geleceğimizin anahtarlarıdır, toplumsal bir taahhüttür’-VİDEO

    ‘Yeni bir sözleşme ve kardeşlik hukuku geleceğimizin anahtarlarıdır, toplumsal bir taahhüttür’-VİDEO

    PİRHA- Barış süreci karşıtlarına, “İkballeriniz için barışı umudunu baltalamayın. Bu topraklara artık korku ve paronaya ekmeyi bırakın lütfen” diye seslenen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Yeni bir sözleşme ve kardeşlik hukuku aynı zamanda bizim geleceğimizin anahtarlarıdır. Bu sözleşme, basit bir belge değil, toplumsal bir taahhüttür” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi (PM) üyeleri, güncel gelişmeleri değerlendirmek üzere toplandı.

    Partinin genel merkezinde yapılan toplantıya, Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları başkanlık ediyor. Bakırhan, toplantı öncesi açıklamalarda bulundu.

    “ORTADOĞU SAVAŞLA DİZAYN EDİLİYOR”

    Ortadoğu’daki gelişmelere dikkati çeken Bakırhan, bölgede “yakıcı” gelişmelerin yaşandığını söyledi. Bakırhan, “Yeni bir dünya, yeni bir Ortadoğu kuruluyor. 2025’in ortasına yaklaşırken; hem küresel siyaset hem Ortadoğu kendine yeni rota arıyor. Ukrayna savaştan yanıyor; Gazze, İsrail saldırılarıyla kanıyor. Irak belirsiz, Suriye paramparça. Yine İsrail saldırıları ve güvenlik politikalarıyla birlikte çoklu gerilimler ortasında İran’ın olduğu bir Ortadoğu’da yaşıyoruz. Hepimizi ilgilendiren çok büyük olaylar ve gelişmeler yaşanıyor. Ortadoğu, Körfez ülkelerinin öncülüğünde savaşla dizayn ediliyor” dedi.

    “YA KRİZ VE KAOS DEVAM EDECEK, YADA TÜRKİYE BARIŞINI SAĞLAYACAĞIZ”

    Bakırhan, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Eski ittifaklar birer birer çöküyor, yeni ittifaklar kuruluyor. Yeni diplomasi ve yeni güvenlik arayışları devam ediyor. Bu yeni dönemin tabi ki merkezinde enerji koridorları ve güç dengeleri var. Ortadoğu’da dönüşmeyen artık ayakta kalmayacak gibi bir tablo var. Katı olan her şey de buharlaşacak gibi duruyor. Bu gerçekliği iyi görmek gerekiyor. PKK’nin tarihi dönüşüm kararı, aslında bu küresel rüzgarı okumanın bir ürünüdür. Hem Türkiye, hem Ortadoğu, hem de dünyada yaşanan jeopolitik fırtınalarda kendisine yeni bir yol yeni bir rota çizmeye çalışıyor. Tam bu noktada önümüzde iki yol var; ya kriz- kaos devam edecek ya da selamet yolu içerisinde Türkiye barışını sağlayarak doğru bir rotada yol alacağız. İşte tam da böylesi bir kritik eşikte bulunuyoruz.

    22 Ekim’de Sayın Bahçeli’nin çıkışı, 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın yapmış olduğu tarihi çağrı, Sayın Erdoğan’ın ortaya koyduğu irade, yine PKK’nin 12 Mayıs’ta ilan ettiği kongre kararları çok önemlidir. Bu adımlar yarım asırlık düğümü çözdü. Pusulayı savaştan barışa çevirdi. Artık felaket değil selamet yolunu seçtik. Çok fazla zaman kaybetmeden barışı menzile ulaştırmak gibi her birimizin büyük sorumluluğu var.

    Bu menzile her geç varış aynı zamanda bir o kadar can ve mal kaybı riskini devam ettiriyor. Tarihsel bir seçimle karşı karşıyayız. Ya Kürt ve Türk ilişkilerini demokratik temelde yeniden kuracağız ya da Ortadoğu’nun felaket senaryosu içinde biz de tükenip gideceğiz.”

    BİR PAZARLIK SÜRECİ DEĞİL, VAROLUŞ MESELESİDİR

    22 Ekim’de başlayan, 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısı ile zirveye ulaşan süreçle selamet yolunun kapısı açıldı. Bu kapıdan geçebilirsek Ortadoğu ve bölgede rahat bir nefes alacaktır. Diyarbakır’dan Edirne’ye, Batman’dan İzmir’e kadar uzanan bu topraklarda ortak bir geleceği inşa etme fırsatı ortaya çıktı. Eğer bu ortak geleceği inşa etme fırsatını değerlendirebilirsek sadece Türkiye değil, Ortadoğu ve dünyaya büyük bir demokratik model yaratmış olacağız. Bugün bazıları Barış ve Demokratik Toplum sürecini bir pazarlık sanıyor. Oysa bu bir pazarlık değil, bir varoluş meselesidir.

    “İKBALLERİNİZ İÇİN BARIŞI BALTALAMAYIN, KORKUYU EKMEYİ BIRAKIN”

    Bu ciddiyetle anlamak, algılamak ve buna uygun davranılması gerektiğinin özellikle altını çiziyorum. Küresel ve bölgesel dinamiklerin tamamen değiştiği bir dönemde, sadece Kürt meselesini çözmüyoruz. Türkiye ve bölgeyi gelecek yüzyıla hazırlıyoruz. Biz böyle büyük düşünürken, bazıları yine küçük hesaplar peşinde koşmaya devam ediyor. Süreç karşıtlarına bir kez daha sesleniyorum; ikballeriniz için barışı umudunu baltalamayın. Bu topraklara artık korku ve paronaya ekmeyi bırakın lütfen. Ayrıştırma politikalarının hasadı Kars’tan Edirne’ye kadar yalnızca ve yalnızca acı ve gözyaşı getirir. Birlikte yaşamayı öğrenemezsek, birlikte bir felaketin içerisine sürüklenebiliriz. Bakın Sayın Öcalan son yaptığı görüşmelerde buna benzer çok önemli bir belirlemede bulunmuştu. Sayın Öcalan aynı zamanda çok kritik bir çağrı da yapıyor. Sayın Öcalan şöyle söylüyor; ‘Kürtlerin en insani hakları tartışıldığında, olumlu bir hava estiğinde kıyamet koparanlar var. Bunlar ortak yaşamın önündeki en büyük engellerdir’ diyor. Biz de katılıyoruz. 86 milyon insanımızın dikkatini de bu noktaya çekmek istiyorum.

    “SÜRECİN YASLANDIĞI TEK TEMEL VAR, ODA DEMOKRASİDİR”

    Değerli arkadaşlar 12 Mayıs’ta PKK’nin açıkladığı karar var. Sadece bir örgütün değil, bir coğrafyanın kaderini değiştirecek tarihi önemdedir. Bu karar ‘silahlar sussun, siyaset konuşsun’ çağrısıdır. Ne güzel. Yıllarca ‘silahlar sussun, siyaset konuşsun’ diyorduk. Bugün bu umuda daha yakın bir noktada duruyoruz. Bu karar karşısında büyük bir heyecan duymamız gerekiyor. Barışa sonsuz destek vermemiz gerekiyor. Bu karar Kürt-Türk ilişkilerini ortak vatan perspektifiyle yeniden düzenlenmesi ve barışçıl bir çözüm arayışıdır aynı zamanda. Şayet bu kararlara gerçekçi yaklaşılır, fırsat doğru değerlendirilirse artık hepimiz için için yeni bir Türkiye, yeni bir siyaset ve yeni bir yaşamın da kapıları açılmış olacak.

    Yeni sürecin yaslandığı tek temel var o da demokrasidir. Demokratik bir toplumda silahlara yer yoktur. Silahlar konuşuyorsa demokrasi susar. Demokrasi konuşursa da silahlar susar. Bu gerçekliği en çok yaşayan ülkelerden birisi biziz. Barış demokrasiyi büyütür, demokrasi de Türk-Kürt kardeşliğinin en önemli birlikte yaşama teminatı olur.

    “YENİ BİR SÖZLEŞME TOPLUMSAL TAAHHÜTTÜR”

    Sayın Öcalan’ın yine son mesajında yeni bir sözleşme ve kardeşlik hukuku belirlemeleri vardı. Bunlar aynı zamanda bizim geleceğimizin anahtarlarıdır. Bu sözleşme, basit bir belge değil, toplumsal bir taahhüttür. Türkiye’nin demokratik geleceği ancak böyle bir toplumsal sözleşme ile mümkündür. Sayın Öcalan, geleneksel kardeşlik kavramını hep yetersiz buldu. Sık sık kullandığımız ama gereğini yapmadığımız bir kavramdı. Daha güvenceli ve eşitlikçi bir sözleşme biçimini savundu. ‘Biri değersiz olmaz’ derken aslında ortak kaderimize işaret ediyordu. Öcalan’ın bahsettiği kardeşlik, eşitlik hukukudur. Demokratik ve ortak yaşamın teminatıdır.

    Bu yeni sözleşmenin mutfağı tabii ki Meclis’tir. Biz de bunu defalarca söyledik. Aslında bugüne kadar görüştüğümüz siyasi parti ve toplumsal kesimler de aynı şeyi söylediler. Kardeşlik hukukunun adresi Meclis’tir. Barış ve demokratik dönüşüm ancak Meclis çatısı altında gerçek anlamını bulur.

    MECLİS SÜRECİN GÜVENCESİDİR

    Meclis aynı zamanda sürecin denetleyicisi ve şeffaflığın da güvencesidir. 2013-15 yıllarındaki süreci hatırlarsınız; en büyük eksiklerden biri ve belki özeleştiri vereceğimiz noktalardan biri 2013 ve 2015 yıllarında Meclis yeterince sürece dahil edilmedi. Şimdi bu eksikliği tekrarlamayalım. Sayın Bahçeli’nin Meclis’te komisyon kurulması önerisi önemlidir. Biz de bu çerçevede siyasi partilerle bir görüşme trafiği içerisindeyiz. Sizlerin de olduğu bu salonda kurullarımızı da toplayacağız.

    SİYASİ PARTİLERDEN DESTEK

    Herkes Meclis’in tarihi rolüne inanıyor. Ziyaret ettiğimiz siyasi partilerin tamamı Meclis zeminini işaret ediyor. Öyleyse; herkes çözüm önerilerini de artık sunmalıdır. Mevcut gidişatı sadece eleştirmek yetmiyor, yerine herkes kendi önerilerini de koymalı ve kamuoyu ile paylaşmalıdır. Kamuoyu bu tarihsel önemli süreçte kimin ne düşündüğünü bilmelidir. Artık vakit kaybetmeye lüksümüz yok. Ayrıntılarda boğulma, ayrıntıları tartışma, gerçekleri ters yüz etme noktasında değiliz. Bu süreçte dilde, davranışta ve bakışta bir samimiyet şarttır. Hepimiz sürece katkı sunacak bir dil kullanmalıyız, Biz öyle yapmaya çalışıyoruz. Dünya denklemi ve Ortadoğu dinamikleri bu süreçle değişecek. Herkes bu süreci dikkatle izliyor. Pusuda bekleyen karanlık odaklar yok değil, provokasyonlara da dikkat etmemiz gerekiyor. Karanlık odaklara, sürece düşmanlarına, ikballeri uğruna bu süreç karşısında duranlara artık Türkiye toplumu geçit vermemelidir.

    KÖPRÜLERİ KURMAK GÖREVİMİZ

    27 Şubat çağrısı ve  PKK’nin 12 dönem kararları yeni bir dönemin kapısını açtı. Bu yeni dönemde siyasetin en fazla da bizim PM üyelerimizin omuzlarına büyük bir yük düştü. Büyük sorumluluk düştü ve yükümüz ağırlaştı. Her PM üyemizi büyük bir sorunluluk bilinciyle çalışmalı. İllerimizde sadece genel merkezden gelen planlamaları beklemeden örgütlenme çalışmalarımızı yoğunlaştırmalıyız. Bu süreci anlatmalı ve  kavratmalıyız. Bu sürecin her yere ulaşması için de büyük bir çaba içerisinde olmalıyız. Bu süreçte demokratik toplum ve barış çalışması sadece bize yakın ya da örgütlü olduğumuz kentlerde ve tabanımıza götürmek değil, toplumun her kesimine, Türkiye’nin her iline ve  ilçesine elimizden geldiğince her rengine ve mozaiğine götürme gibi bir sorumluluğumuz var. Kaygıları gidermek PM’mizin, kurullarımızın işidir. Toplumu ikna etmek, bizim en temel vazifemizdir. Köprüleri kurmak da bizim temel sorumluluğumuzdur. Bunun için doğru bir dile kapsayıcı bir örgütlenme tarzına ihtiyacımız var.

    SÜRECİN BAŞARI ÖRGÜTLEME BECERİMİZE BAĞLIDIR

    Yeni bir dönem ve siyaset derken aslında biraz burayı işaret ediyoruz. Polemik değil, paylaşım dili kullanmalıyız. Dışlama değil, içerme dili ile hareket etmeliyiz. Kutuplaştırma değil, kucaklama dilini kullanacağımız yeni bir döneme girdik. Barışın kazanımlarını, demokratik bir toplumu Kars’tan Edirne’ye kadar 86 milyon tarafından nasıl anlaşılması gerektiğini çok iyi izah etmemiz gerekiyor. Ortak geleceğimizin nasıl şekilleneceğini de sade ve samimi bir şekilde toplumla paylaşmak gibi bir görevimiz olduğunu belirtmek istiyorum.

    Unutmayalım, sürecin başarısı bizim örgütleme becerimize, toplumu ikna etme gücümüze bağlıdır. Eğer iyi örgütleyebilirsek, toplumu ikna edebilirsek sürecin en önemli engellerinden birisini kendimiz aşmış olacağız. Her kapıyı çalan elimiz ve her kalbi kazanan sözümüz; barışın, kardeşliğin örgütleyicisi olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hakan Tahmaz: Bu koşullarda Kürt sorununda çözüm beklenemez!-VİDEO

    Hakan Tahmaz: Bu koşullarda Kürt sorununda çözüm beklenemez!-VİDEO

    PİRHA- Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, tarihi fırsat olarak değerlendiği sürecin, somut adımlarla ilerlemesi gerektiğinin altını çizerek, “Muhalefet hareketinin bunu daha içselleştirerek güç vermelidir. Alevi kurumları, emek, meslek örgütleri, barış ve insan hak temelli çalışanlara büyük görev düşüyor. Biz bir eşiği aşmalıyız. Bu eşiği bir kaç ay içerisinde aşarsak yürüyeceğimiz yol daha netleşir, daha berraklaşır” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan 27 Şubat’ta paylaşılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yankıları sürüyor. Çağrı ülkenin tüm farklı kesimleri ve uluslararası kamuoyunda yankı bulurken, aradan bir ay geçmesine rağmen devlet ve iktidar halen somut bir adım atmış değil.

    Tüm bu gelişmeler yaşanırken 6 Mart’ta Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırıları devam ederken, yakın zamanda ise CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli ve Beylikdüzü belediye başkanlarının da aralarında olduğu 48 kişi tutuklandı. CHP’li Şişli Belediyesi’ne ise kayyım atandı.

    Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Suriye ve Türkiye’deki gelişmelere dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “TÜRKİYE İÇİN TARİHSEL BİR FIRSAT”

    27 Şubat tarihinde açıklanan çağrının Kürt siyasi hareketi için tarihsel bir dönüşüm ve Türkiye içinde tarihsel bir fırsat olduğunu söyleyen Hakan Tahmaz, “Özellikle de bizim gibi Kürt sorunu merkezli çatışma çözümlü çalışan insanlar, kurumlar için de tarihsel bir önemi var. Öcalan o metinde hem silahlı mücadele süreci, hem bölgesel gelişmeleri hem Türkiye’de gelinen noktayı, silahlı mücadelenin anlamı üzerine yeni tespitler yapıyor. Silahlı mücadeleyi, silahlı çatışmayı sonlandırmaya karar vermiş durumda. Bunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Kıymeti bizim için şuradan geliyor; Türkiye’de Kürt sorunu, Kürt çatışması dediğimizde devlet, sivil toplum ve bütün Türk aklı bunu bir parantez içine alarak bölünme, terör parantezine alarak yaklaşıyordu. Bazı kulaklar sağırdı, duymak istemiyorlardı. Bu Türkiye toplumunun çok geniş kesiminde duyulmuyordu. O nedenle sadece devletle sınırlı, Türk siyaseti ile sınırlı bir şeyden bahsetmedim” dedi.

    “CHP ÖNEMLİ YENİ BİR POZİSYONA GEÇTİ, KIYMETLİDİR”

    Kürt sorununun demokratik ve hukuki zeminde çözümünde CHP’nin kendi realitesine uygun bir biçimde oldukça önemli bir yeni pozisyona geçtiğini belirten Hakan Tahmaz, “Kürtlerle eşit yaşamak isteyen herkes bu sorunun çözümüne, bu sorunun eşit yaşam hakkına, özgür yaşam hakkı için elinden geleni yapsın dedi. İkincisi bunu yaparken ikinci önemli nokta toprağa bağlı güç, egemenlik paylaşımı tezinden geri çekildi. Bugün bunun anlamı dikkat ediyorsanız kimliğe saygı ve memleketin demokratik geleceği ve bekası için bir şeyden söz ediyor. Bu beka kelimesini iktidar kullanıyor ama Öcalan’ın kullandığı anlamda söylersek başka dış güçlerin oynadığı role dikkat çekiyor. Bunu Türkler için bir beka, Kürtler için bir beka işareti oldu. Bunun için kıymetli buluyoruz ama üzülerek bir parantezde de belirteyim ne sivil toplum örgütü ne toplumun farklı kesimleri ne de Türk siyasi hareketi bunu tam idrak ettiği kanaatinde değilim. Bugün ortaya çıkmış toplumsal fırsatı değerlendirmek gerekir. CHP’nin bizim beklediğimiz ölçüde olmasa da kendi realitesine uygun bir biçimde oldukça önemli bir yeni pozisyona geçti. Geçti en azından “Biz bu işin karşısında durmayacağız. Bu çağrının karşılık üretmesi, PKK’nin silahı bırakması, kongreyi toplamaları için bizim üstümüze düşen ne varsa yaparız” anlamına gelen bir tutum takındı. Bunun da çok çok kıymetli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

    “İKTİDARIN İŞİ BUGÜN DAHA KOLAY; GEREKLİ ADIMLARIN ATILMASI LAZIM”

    Sürecin nihayete ulaşmasının önündeki en büyük belirsizlik olarak görülen devlet ve iktidarın adım atmamasını değerlendiren Tahmaz, “Ben bu şu anı 2015 Dolmabahçe açıklaması süreci öncesine çok benzetiyorum. O zaman da tartışma PKK’nin kongreyi toplaması devletin yapması gereken işler ve tabi o süreçten bir farkı var. O zaman Kürt sorununun demokratikleşmesi için adımlar atılması bekleniyordu kongre için. Bugün aslında iktidarın işi daha kolay. Kongrenin başarıyla sonuçlanması için atması gereken adımlar var. Yani silahı bırakanların toplumsal yaşama katılımının yolu, yöntemi üzerine bir şey söylemesi lazım, yasal düzenleme yapması lazım. Abdullah Öcalan’ın kongrede görüşlerini, tutumunu, yaklaşımını etkin bir biçimde sunacağı zemin sunması gerekir. Bunun nasıl olacağına biz karar veremeyiz. Üçüncüsü kongrenin güvenlikli zeminde gelişebilmesi için askeri hareketliliği ve siyasi operasyonun durdurulması gerekir. Çünkü ne konuşuldu bilmiyoruz. Kamuoyuna açıklanmış bir şey yok. Ama karşılıklı kimim adım atacağı üzerine bir tartışma var” diye belirtti.

    “BELİRSİZLİK ORTAMINDA SİLAH BIRAKMANIN BAŞARILI ÖRNEĞİ YOK”

    “Dünyada belirsizlik ortamında bir silah bırakmanın başarılı örneği yok” diyen Hakan Tahmaz, hak temelli demokratik siyaset alanının iktidarca darlaştırıldığına dikkat çekerek, şunları dile getirdi:

    “Benim görebildiğim kadarıyla bunun altını çizerek söylüyorum. Dünyada belirsizlik ortamında bir silah bırakmanın başarılı örneği yok. Kastettiğim şu; silahı bırakma politik güvenlik, demokratik zemin oluşturularak olur. Ama bizim görevimiz bitti diyor, ben burada bir sorun olduğu kanaatindeyim. Demokratik mücadele zemininde bu kadar itirazın bastırılmaya, muhalifleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışıldığı bir ortamda toplumsal destek sürece mümkün değil. Hatırlarsanız 2014 Kasım’ında Kobane ile dayanışma eylemleri sonrası ortaya çıkan bir güven sorunu vardı. Aralık ayında mecliste bir yasa tasarısı sunuldu ve o yasa tasarısı da güvenlik yasa tasarısıydı. Mecliste CHP, HDP milletvekilleri yasanın çıkmaması için çaba sarf ettiler. Çünkü demokratik alanı, hak temelli, demokratik siyaset mücadele alanını darlaştırdı. Şimdi aynı şekilde yapılıyor. Bakın Eğitim-Sen’e sendikal faaliyetleri nedeniyle yöneticilerine ev hapsi verildi. Bir sürü gazetecilere yönelik operasyonlar var.”

    “BERTARAF EDİLMEZSE DAHA KÖTÜ SONUÇLARI OLABİLİR”

    Demokratik siyaset alanına böylesi müdahalenin tarihsel fırsatın gerçekleşme ihtimalini kırdığını sözlerine ekleyen Hakan Tahmaz şöyle devam etti:

    “Daha da vahimi şu dağdakilerin silah bırakmasını istiyoruz sonra devlet aklı ya da devlet içinde birisi orada siyaset yapanların, siyaset yapma biçimlerini bahane ederek, Kürtlükleri, Kürt hareketinden olmaları bahane edilerek operasyon yapılıyor. Bu gerekçe yapılmış. Çok açık bir şekilde Kürtlerin batıda seçilmesini sağlamak, Kürt kelimesini kullanan bir dönemde geçiyor. Şimdi bunun sürece, bu tarihsel fırsatın gerçekleşme ihtimalini kırıyor. Artık silah toplumsal hayattan silah çatışması çıkacak. Kürt sorunun demokratik çözüm mücadelesini hukuk ve parlamenter zeminde sürdürülmesi için bir fırsat doğacak. Bir iktidar bundan neden korkar. Çünkü siyaset bagajı ile bu süreç uymuyor. Tıpkı 1919’da ki gibi. Şimdi bunun bertaraf edilmesi gerekir. Bertaraf edilmesinin nedeni daha büyük sorunlarımıza kapı aralayacak bir eşikteyiz. Öcalan’ın da metinde ifade ettiği gibi bölgesel gelişmeler, uluslararası gelişmeler, Türk siyasetinin, toplumun geldiği yer açısından daha kötü sonuçlar olabileceğini düşünüyorum.”

    “SURİYE’NİN GELECEĞİ İLE TÜRKİYE’NİN İLİŞKİSİ İÇ İÇE GEÇMİŞ VAZİYETTE”

    Hakan Tahmaz, Suriye’de Alevilere yönelik katliam saldırılar ve Suriye’deki gelişmelerin Türkiye’ye yansımasına dair şunları kaydetti:

    “Bunun en kestirme örneği Suriye’de yaşandı. Öncelikle tabi ki böyle bir katliamın olması sonrasına Türkiye’de yaşayan insanların gözü, kulağı Suriye’de. Böyle bir katliamla karşı karşıya gelmesi silahsızlanma ve sürecinin toplumsallaşmasının destek görmesini engelleyen önemli bir unsur. Bir soykırım olmasının ötesinde.

    Kuzey Doğu Suriye yönetimi ile Şam yönetimi bir barış anlaşması imzaladı. Bunun ne kadar hayata geçeceği ayrı bir tartışma ama bu barış anlaşması oldukça kıymetli. Suriye açısından da kıymetli. Sonuçta bizim açımızdan da kıymetli. Çünkü Suriye’nin geleceği ile Türkiye’nin ilişkisi iç içe geçmiş vaziyette. Hem Kürtler açısından hem Türkiye açısından. Ama Türkiye ne yazık ki anladığımız ve hissettiğimiz kadarıyla bu barış anlaşmasından pek hoşlanmadı ve o anlaşmanın kadük kalması için diplomatik girişimler yaptı. Bu da hem süreç açısından hem Suriye’nin geleceği açısından Türkiye’nin kendi ayaklarına kurşun sıkması gibi bir şey olacak. Neden? Suriye istikrara kavuşmadığı sürece Türkiye’de ne yaparsak yapalım çözülebilecek durumda olmayacak.”

    “ALEVİLERİN VE KÜRTLERİN KENDİNİ GÜVENDE HİSSETMEDİĞİ KOŞULLARDA İŞ ZORLAŞIR”

    Güvenlik merkeziyetçi bir yaklaşımla toplumsal sorunların çözülemeyeceğini dile getiren Tahmaz, “Çünkü bu sorun Türkiye’nin sorunu olmaktan çıktı. İstanbul’da kayyım atayacaksınız, muhalifleri susturacaksınız, gençleri susturacaksınız sonra PKK’den karşılık üretmesini reel bir karşılık üretmesini bekleyeceksiniz. Bu hayal ürünüdür. Aynı şey Suriye’de ki çatışmaların sürmesi durumunda da Kürtlerin, Alevilerin kendilerini güvende hissetmediği koşullarda bu iş zorlaşır. Kongre toplanabilir açık söyleyeyim. Silah bırakma kararını alabilir. Ama mesele ortada durduğu için, çatışma sürdüğü için PKK değil de başka birileri yeni bir çatışma alanına kendilerini güvende hissetmek için yönelir. Türkiye bunu göze almış vaziyette davranıyor. Yani burada da çok bariz bir şekilde devletin, toplumun bekasından daha çok siyasi bagajı belirleyici olur. 21. yüzyılda bu kadar büyük güçlerin, farklı aktörlerin bir arada aynı sorunla ilgilendiği bir yerde bu kadar kapalı devre ve güvenlikçi merkeziyetçi, tekçi bir yaklaşımda toplumsal sosyal hiçbir sorun çözülemez” şeklinde konuştu.

    “BU KOŞULLARDA SONUÇ BEKLENEMEZ, BU EŞİĞİ AŞMALIYIZ”

    Tahmaz, 27 Şubat’ta açıklanan çağrının Türkiye’nin demokratikleşmesine kapı açacak bir fırsat olduğunu kaydederek şunları ekledi:

    “Benim görebildiğim kadarıyla hükümet şuanda sürece ilişkin herhangi bir açıklama içerisinde değil. Ama başka bir durum var ortada. Bir toplum bu işin niteliğinin farkında değil. İkincisi de İmamoğlu operasyonu ile ortaya çıkan bu durum iki şeyi gösteriyor. Kürtlerin demokratik alanda siyaset yapmasına ilişkin daha güçlü bir iradenin şekillenmesi. Görüldüğü gibi bütün Newroz’larda Türkiye’nin demokratikleşmesi ile Kürt sorununun çözülmesi arasında bağı güçlü bir şekilde vurgulandı. Hiç kuşkusuz ki Özgür Özel’in konuşmaları bu paraleldeydi. Bu hattı geliştirecek bir yola girilmesi gerekir. 27 Şubat’ta ki çağrıda Türkiye’nin demokratikleşmesinin kapısını açacak bir fırsat.

    Muhalefet hareketinin bunu daha içselleştirerek güç vermelidir. Şu anda bir taraftan askeri operasyonlar sürüyor. Yani bu koşullarda nasıl sonuç beklenebilir. Özellikle muhalefetin çeşitli kurumları, Alevi örgütleri, emek örgütleri, meslek örgütleri, barış çözüm çalışanlara, hak temelli çalışanlarına büyük görev düşüyor. Biz bir eşiği aşmalıyız. Bu eşiği bir kaç ay içerisinde aşarsak yürüyeceğimiz yol daha netleşir, daha berraklaşır diye düşünüyorum.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR