Etiket: silopi

  • 3 öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu iddia edilen öğretmen tutuklandı

    3 öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu iddia edilen öğretmen tutuklandı

    Silopi’de 3 öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu iddia edilen öğretmen tutuklandı.

    Şırnak’ın Silopi ilçesinde erkek yurdunda kalan 3 lise öğrencisi, yurtta öğretmenlerinin cinsel tacizine uğradıklarını bildirdi.

    Çocukların yaşadıklarını okul yönetimine anlatması üzerine, emniyete haber verildi. Cinsel tacize dair Silopi Savcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 3 öğrencinin ifadesine başvuruldu. Öğrencilerin ifadeleri doğrultusunda öğretmen Sadun V. gözaltına alındı.

    Savcılık ifadesinin ardından mahkemeye sevk edilen Sadun V., “çocuğa cinsel istismar” suçundan tutuklayarak, cezaevine gönderdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Leyla Güven’in ‘AKP-MHP hesap verecek’ sözlerine dava

    Leyla Güven’in ‘AKP-MHP hesap verecek’ sözlerine dava

    PİRHA-Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven hakkında “AKP-MHP hesap verecek” ve “Hesap vermeleri için direneceğiz” ifadeleri nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” iddiasıyla dava açıldı.

    Elazığ Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) Eş Başkanı Leyla Güven hakkında “halkı kin ve düşmanlığı tahrik etmek” iddiasıyla dava açıldı.
    Güven’in Şırnak’ın Silopi ilçesinde 18 Aralık 2020’de yaptığı konuşma nedeniyle Silopi Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı. “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla hazırlanan iddianame, Silopi 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Davanın duruşması 31 Ekim’de görülecek.

    “AKP-MHP BUNUN HESABINI VERECEK”

    Silopi Cumhuriyet Savcılığı hazırladığı iddianamede, Güven’in “Bize musallat olan ateş, bize gelen ateş Kürdistan halkının yüreğine düşen ateşin hesabı sorulacak, eğer AKP ve MHP bugün bulutların üstüne çıksalar, yüzyıl daha geçse bin yıl geçse bunun hesabını verecekler. Onların yanına kalmayacak. Kürtler bunun hesabını soracaklar. Biz bu dünyadan gittiğimizde unuturlar diyorlar ama unutturmayız. Biz her yıl burada onun şahsında Kürtlerin aklından çıkarmayacağız, hesap vermeniz için direneceğiz” sözleriyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini’ belirtti.

    DAVANIN KONUSU ‘HESAP VERECEKLER VE DİRENECEĞİZ’ SÖZLERİ

    Hazırlanan iddianamede Güven’in “Hesap verecekler” ve “Direneceğiz” sözleriyle toplumun bir kesimini kışkırttığı belirtilerek, “halkı kin ve düşman sevk ettiği” iddia edildi.

    İddianamede, şu ifadeler yer aldı:
    “Tüm dosya kapsamı incelendiğinde şüphelinin kullanmış olduğu cümlelerin toplumun bir kesimi ile diğer kesimini karşı karşıya getirdiği, kin ve düşmanlığa sevk ettiği, toplumda huzursuzluk ve düşmanlık duyguları yarattığı, hesap verecekler, direneceğiz şeklinde kullandığı kelimeler ile toplumun bir kesimini açıkça kışkırttığı, şüphelinin yapmış olduğu konuşmanın kamu barışını bozmaya elverişli olduğu, bu eylemi ile üzerine atılı halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik suçunu işlediği anlaşılmakla…”

    Güven’e 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın duruşması 31 Ekim’de Silopi 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Silopi’de ‘İnsanlık Yürüyüşü’ başladı!

    Silopi’de ‘İnsanlık Yürüyüşü’ başladı!

    PİRHA – Silopi’nin Tilqebîn beldesinde bir araya gelen yurttaşlar, kimyasal silah kullanımına karşı “İnsanlık Yürüyüşü” başlattı.

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Özgür Kadın Hareketi (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Barış Anneleri Meclisi, Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle Hukuki Dayanışma Dernekleri Federasyonu (MED TUHAD-FED), Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM), Göç Platformu ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi öncülüğünde Silopi ilçesinde kimyasal silah kullanımına karşı yürüyüş başlatıldı.

    Silopi kent merkezinden Habur Sınır Kapısı’na kadar uzanan yol, yürüyüş öncesi asker ve polisler tarafından ablukaya alındı. Askerler, HDP Tilqebîn Belde Örgütü binasında toplanmak isteyen kişilere gaz ve tazyikli suyla müdahalede bulundu.

    Kimyasal silah kullanımına karşı yapılan “İnsanlık Yürüyüşü”ne katılmak için birçok kişi, dere ve tepelerden Tilqebîn’e beldesine ulaştı. Binlerce kişi, tüm engellere rağmen bir araya gelerek sloganlarla yürüyüşe geçti.

    Kaynak: MA

  • Kaplan: İbadethanemizin ticarethane olarak görülmesi direkt ‘hak ihlali’dir -VİDEO

    Kaplan: İbadethanemizin ticarethane olarak görülmesi direkt ‘hak ihlali’dir -VİDEO

    PİRHA-PSAKD Genel Sekreteri Özgür Kaplan, cemevlerine ulaşan yüksek orandaki faturalar hakkında yürüttükleri eylem planı hakkında konuştu. “Elektrik ve doğalgaz faturalarını ödemeyeceğiz” diyen Kaplan “Devletin, Alevilere nasıl baktığını daha dün Nazimiye’de gördük” ifadesini kullandı. Kaplan, “İbadethanemizin ticarethane olarak görülmesi direkt ‘hak ihlali’dir” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Özgür Kaplan, cemevlerinin ibadethane statüsünde görülmediği için yüksek gelen elektrik faturaları nedeniyle Alevi kurumlarının, “Elektrik faturalarını ödemiyoruz” kararına ilişkin konuştu.

    Kaplan, PSAKD’nin 10 yıl önce aldığı “Elektrik ve su faturası ödememe” kararını hatırlatarak “Mesela Kadıköy şubemizin şu an 6 milyon liraya yakın zaten elektrik borcu var. O şubemizin borcundan kaynaklı genel merkez hesaplarına bloke konuluyor ve bu devletin bize yarattığı yeni bir sıkıntı değil” dedi.

    “ALEVİ HALKI KASTEDİLENİ İYİ ANLIYOR”

    Özgür Kaplan, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınana kadar mücadele yürüteceklerini belirterek AKP’nin Alevi politikalarını eleştirdi. Kaplan, Nazımiye Kaymakamı’nın Düzgün Baba Cemevi’ne dönük tavrını da eleştirerek şunları söyledi:

    “Devletin zaten cemevlerine bakışını biz gönderilen faturalardan öte; hatta o rakamlar 10 Lira da olabilir 10 bin Lira da olabilir. Ancak devletin, bizim ibadethanemizi tanımayıp ticarethane olarak görmesini direkt ‘hak ihlali’ olarak yorumluyoruz. Bunu direkt inancımıza karşı saygısızlık olarak görüyoruz. Tavrımızı gelen faturanın rakamından öte bu yönüyle geliştiriyoruz.
    Devletin, Alevilere, ibadethanelerimize nasıl baktığını daha dün Nazimiye’de gördük. Kaymakamın silahları ile gelip bir cemevinin kapısına dayanıp tehditler savurması… Alevi halkı, ‘devletin gücünü gösteririz’ diyenlerin neyi kastettiğini iyi anlıyor. O devletin gücünü Bizler Madımak’ta, Cizre’de, Silopi’de ve Maraş’ta da gördük. Neyi kastettiklerini iyi biliyoruz. O anlamıyla tavrımız nettir. Cemevlerimize bakış açıları gönderdikleri fatura ile sınırlı değil.
    Bizler kitlesel olarak faturaları ödememe açıklamasını zaten yaptık. Geçmişten gelen bir tavrımız da var. Yeni bir açıklama yaparak sosyal medyada afişlerimizi de paylaştık ‘doğalgaz ve elektrik faturalarını ödemeyeceğiz’ diye.

    “İKİYÜZLÜLÜK YAPILIYOR”

    Devlet bizlerle ilgili aleni şekilde ikiyüzlülük yapıyor. Daha geçen aylarda Maraş Katliamı’nın tam da yıldönümünde Cumhurbaşkanı Antep’te cemevi açılışı yaptı. Hem cemevini tanımayıp ‘cümbüş evi’ diyor, alay ediyor aklı sıra, hem de açılış yapıyor. Tamamen siyaset eksenli davranıyorlar. Olur da cemevlerimize geldiklerinde elektriğimiz ve doğalgazımız kesik olursa biz de mihman Ali’dir, karanlık da olsa biz bir çerağımızla otururuz. Ama gelme amaçları da önemli tabii ki. Biz cemevine gelen herkesi makamsız, mevkisiz, apoletsiz görürüz. Kimse Cumhurbaşkanı, kaymakam ya da başka bir sıfatla görmez.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetini sordu – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetini sordu – VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 827’nci hafta açıklamasında 20 yıl önce karakola gittikten sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetini sordu.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri, 827’nci hafta açıklamasında 20 yıl önce karakola gittikten sonra kendilerinden bir daha haber alınmayan HADEP’li Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz için açıklama yaptı.

    Yetkilileri göreve çağıran Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının devam edeceğini söyledi. 

    “100 YIL DA GEÇSE MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Serdar Tanış’ın babası Şuayip Tanış, “Serdar Tanış, HADEP Silopi İlçe Başkanıydı. Biz mahkemelere dava açtık bu davadan vazgeçmiyoruz. Yaşadığımız sürece, kanımızın son damlasına kadar, sağ oldukça kemiklerine yahut mezarına ulaşıncaya kadar vazgeçmeyeceğiz. Davacıyız, vazgeçmiyoruz. Kanımızın son damlasına kadar, canımız sağ oldukça bu davayı sürdüreceğiz. Olayın faili bellidir. Birinci derecede sorumlu olan Şırnak il jandarma alay komutanı Levent Ersöz’dür” dedi.

    Serdar Tanış’ın annesi Rabia Tanış ise, “20 yıldır oğlum kayıp bulamıyoruz. Oğullarımızın davasından vazgeçmiyoruz. Kemikleri ya da mezarı neredeyse onu soruyoruz, sormaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Serdar Tanış gözaltında kaybedildiğinde bir yaşında olduğunu söyleyen Tanış’ın oğlu Diyar Tanış, “Babam ve dayım hakkında hiçbir şekilde somut bir delile ulaşamadık. Ben ve ailem 20 yıldır babam ve dayımın akıbetinin açığa çıkartılması için mücadelemizi sürdürüyoruz. Olayın üstünden 100 yıl da geçse mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    “FAİLİ MEÇHUL OLSA DA FAİLLERİ BELLİDİR”

    Serdar Tanış’ın kardeşi Hakim Tanış ise şu konuşmayı yaptı:

    “Şu an dosyanın avukatlığını da yürütmekteyim. Dosya daha önce AİHM tarafından karara bağlandı ve Türkiye mahkum edildi. Daha sonra söz konusu dosya soruşturma esnasında takipsizlikle sonuçlandı. Şuan dosya AİHM’de bulunmaktadır. Ne yazık ki söz konusu Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz her ne kadar faili meçhul olsa da failleri bellidir.”

    Ebubekir Deniz’in kızı Ceylan Deniz de konuşma yapan bir diğer isim oldu. Deniz, “Maalesef ailelerimizin tüm girişimleri sonuçsuz bırakıldı. Kaç yıl geçerse geçsin babamı aramaktan ve faillerinin yargılanmasından vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “TÜRKİYE HİÇBİR ZAMAN HUKUK DEVLETİ OLMADI”

    827. hafta basın açıklamasını Hülya Demir Duru okudu. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğunu yazdığını dile getiren Hülya Demir Duru, şu açıklamayı yaptı:

    “Hukuk devleti, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Türkiye, hiçbir zaman hukuk devleti olmamıştı. Ancak denge ve denetimden tümden uzaklaşmış yeni hükümet sistemi ile hukukun tamamen dışına çıktı. Hukukun üstünlüğüne, demokratik hesap verebilme ve adalete kapalı bu sistemde bireyin temel hak ve özgürlükleri korumasız kaldı. Şiddet ve yaygın hak ihlalleri yoluyla varlığını sürdüren siyasi rejim, hakikat ve adalet talebimizi varlığına bir tehdit olarak gördü ve karşılıksız bıraktı.

    827. haftamızda adli ve siyasi makamları göreve çağırıyoruz: İç hukukta ‘yürütülen soruşturmanın kusurlu olduğu ve önyargılı fikirlere dayandığı’ AİHM kayıtlarına geçen Tanış ve Deniz dosyasında adil bir yargılama faaliyeti yürütme yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin Serdar Tanış, Ebubekir Deniz ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, 128 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Köln Cemevinden Silopi’ye ‘Çocuklar İle El-Ele Yardım Kampanyası’

    Köln Cemevinden Silopi’ye ‘Çocuklar İle El-Ele Yardım Kampanyası’

    PİRHA- Özgenur Beyaztaş öğretmenin Bismil’de görev yaptığı İlkokul‘daki yoksul aile çocuklarının yardıma ihtiyaclarını olduğunu Köln Cemevine bildirmesi üzerine, AKM Köln ile BDAJ Köln’de yardım kampanyası başlattı.

    ‘‘Çocuklar İle El-Ele Yardım Kampanyası,” Özgenur Beyaztaş öğretmenin Bismil’de görev yaptığı İlkokul‘daki yoksul aile çocuklarının yardıma ihtiyaclarını olduğunu Köln Cemevinin Gençlik Kolu’na iletmesinin ardından BDAJ Köln ve AKM Köln Yönetim Kurullarının aldıkları ortak kararla başladı.

    ‘‘YARDIM TALEBİNİ KARŞILIKSIZ BIRAKMADIK‘‘

    ‘‘Çocuklar İle El-Ele‘‘ ismiyle başlatılan yardım kampanyasına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Alevi inancındaki dayanışmanın önemine vurgu yapıldı.

    ‘‘Kadim Alevi İnancı’mızın temel ilkelerinden olan yardıma muhtaç kişinin HIZIR’ı olmak düsturu ile, hem siz değerli canların hem de çevrenizdeki yardımsever dostlarınızın, cemevimizin başlattığı “Çocuklar İle El-Ele Yardım Kampanyası”na yardım eli uzatarak destek vermenizi, yoksul aile çocukları adına, arzuluyoruz.‘‘ ifadelerine yer aldığı açıklamanın tam metni şöyle:

    ‘‘Sevgili Canlar,

    COVID-19 Pandemisi Türkiye’nin değişik coğrafyalarında farklı bir şekilde etkisini göstermekte. Bunlardan bir tanesi de Diyarbakır’ın Bismil İlçesi. Coğrafya olarak zor ve ekonomik olarak sıkıntıların yaşandığı ve salgından sosyo-ekonomik olarak daha fazla olumsuz etkilenen bir ilçe.

    Bu ilçede, bir ilkokulda görev yapan sevgili Özgenur Beyaztaş öğretmenimiz, yoksul aile çocuklarının yardıma gerek duyduğunu cemevimizin Gençlik Kolu (BdAJ Köln) üzerinden bize iletti. Hem AKM Köln, hem de BdAJ Köln olarak, bu insani yardım talebini karşılıksız bırakmadık.

    Sevgili Özgenur canımız, Okul Müdür’ünden, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden ve İlçe Kaymakamlığı’ndan, cemevimizin Yardım Kampanyasını resmi olarak kabul edeceklerini bildiren yazılı açıklamaları alıp bize bildirdi.

    ‘‘YOKSUL AİLE ÇOCUKLARININ HIZIR’I OLACAĞIZ!”

    Sevgili Canlar,

    Şimdi sorumluluk bizlere düşüyor.

    Hep beraber bu salgın sürecinde işsizlikten ve artan ekonomik giderlerden bir kat daha fazla etkilenen, çocuklarının temel eğitim ihtiyaçlarını bile zor karşılayabilen, uzaktan eğitim için ditijal araçlara, internet ulaşımına erişemeyen, yoksul aile çocuklarının HIZIR’ı olacağınız, hak lokmalarınızı bu güzel yavrularımız ile paylaşacağınız inancındayız.

    Kadim Alevi inancımızın temel ilkelerinden olan yardıma muhtaç kişinin HIZIR’ı olmak düsturu ile, hem siz değerli canların hem de çevrenizdeki yardımsever dostlarınızın cemevimizin başlattığı “Çocuklar İle El-Ele Yardım Kampanyası”na yardım eli uzatarak destek vermenizi, yoksul aile çocukları adına, arzuluyoruz.

    Aşağıda verilen hesap numarasına bağışlarınızı yapabilirsiniz.

    Name der Kontoinhaber: ALEVITISCHE GEMEINDE KOELN e. V.

    Name der Bank: VOLKSBANK KÖLN BONN

    IBAN: DE47 3806 0186 6101 9800 12

    BIC: GENODED1BRS

    Verwendungszweck: Spende Hand in Hand Bismil, Vor- und Nachname

    (HABER MERKEZİ)

  • Katledilen kadın siyasetçiler Dersim’de anıldı-VİDEO

    Katledilen kadın siyasetçiler Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA – Paris’te katledilen Kürt kadın siyasetçiler Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez için Dersim’de anma gerçekleştirildi.

    Haberin Videosu

    9 Ocak 2013’te Paris’te suikastle katledilen Sakine Cansız, Leyla Şaylemez, Fidan Doğan ile Silopi’de katledilen Sewe Demir, Fatma Uyar, Pakize Nayır, Dersim’de anıldı.

    Halkların Demokratik Partisi İl Örgütü’nde Tevgera Jinen Azad ve HDP Kadın Meclisi tarafından düzenlenen anmaya Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz, HDP Muş Milletvekili Şevin Coşkun ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KADIN MÜCADELESİ HEDEF ALINMIŞTIR”

    Anmada konuşan HDP Dersim İl Eş Başkanı Nurşat Yeşil, “Arkadaşlarımız hiçbir zaman ideallerinden, mücadelelerinden vazgeçmemişlerdir. Mücadeleleri her alanda bize ışık tutuyor. Paris’te ve Silopi’de katledilen arkadaşlarımız şahsında özgürlük mücadelesinde yitirdiklerimizi saygıyla anıyoruz” dedi. HDP Muş Milletvekili Şevin Coşkun, “Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde, erkek egemen zihniyete karşı verilen mücadelede yiten arkadaşlarımızı saygıyla anıyorum. Suikastın üzerinden 7 yıl geçti. Suikastte, kadın özgürlüğü, kadın mücadelesi hedef alınmıştır” diye konuştu.

    “SEYİT RIZALARIN TORUNLARI, SARALARIN YOLDAŞLARIYIZ”

    Anmada konuşma yapan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz de, katledilenleri anarak başladı. Aydeniz, konuşmasında şunları kaydetti;

    “Dersim’de Sara yoldaşın memleketinde sizinle birlikte olmaktan gurur duyuyorum. Dersim’de onun mücadele arkadaşlarıyla beraber anmasını gerçekleştiriyoruz. 9 ocak 2013 te barbarca katledildi üç yoldaşımız. Bu katliamın üç sebeple yapıldığını söyleyebiliriz. Birincisi Sara yoldaş şahsında Kürt halkına katliamın dışında, ölümün dışında, yok olmanın dışında bir şansın olmadığının mesajı verilmek istendi. Biz bir daha bu katliamlara karşı şimdiye kadar torunları olduğumuz Şeyh Saidlerin, Seyid Rızaların torunları olarak, Sara ve Sewelerin yoldaşları olarak bunlara karşı nasıl boyun eğilmeyeceğini, nasıl direnileceğini deneyimlemiş, yaşamış bir özgürlük hareketiyiz. Buradan biz boyun eğmeyeceğimizi diz çökmeyeceğimizi dile getiriyoruz.”

    Anma etkinliği, sinevizyon gösterimiyle sona erdi.

    “SAKİNE CANSIZ, MEZARI BAŞINDA ANILDI”

    HDP il binasında gerçekleştirilen anmanın ardından, Sakine Cansız’ın Belediye Asri Mezarlığındaki kabri ziyaret edildi. Cansız’ın kabrine karanfiller bırakılarak mumlar yakıldı. Mezarlıkta konuşma yapan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, mezarlığa gelirken güvenlik güçlerinin uyguladığı abluka ve kontrol yöntemlerinin katliamcılara uygulanması gerektiğini belirtti.

    PİRHA/DERSİM

  • Panzerle eve giren sürücüye ‘tecrübeli’ denildi

    Panzerle eve giren sürücüye ‘tecrübeli’ denildi

    PİRHA – Silopi’de evlerine giren panzerin öldürdüğü iki kardeş hakkındaki gerekçeli karar açıklandı. Araç sürücüsü Yeğit’in sertifikasız olmasına rağmen zırhlı araç kullanma konusunda deneyimli olduğu söylendi.

    Şırnak Silopi’de 4 Mayıs 2017’de evlerine giren panzerin altında ezilerek hayatını kaybeden Muhammed ve Furkan Yıldırım kardeşlerin ölümüne neden olan zırhlı araç sürücüsü polis Ömer Yeğit hakkında verilen para cezası ve polis amiri Murat Maden hakkındaki beraat kararının gerekçesi açıklandı. Kararda, Yeğit’in sertifikasız olmasına rağmen zırhlı araç kullanma noktasında yeterli deneyime sahip olduğu, sanık Maden’in ise Yeğit’in sertifikasız olduğunu bilmediği belirtildi.

    43 sayfadan oluşan gerekçeli kararda, sanıklar hakkındaki iddialar, sanık savunmaları, tanık anlatımları, İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlar, olay yeri inceleme raporu, ölü muayene ve otopsi raporları ile teftiş kurulu raporu yer aldı.

    6 AY BOYUNCA SERTİFİKASIZ ARAÇ KULLANDI

    Mahkeme heyeti gerekçeli kararında, ‘taksirle ölüme neden olma suçunun’ tarifine yer verdi. Yeğit’in İlçe Emniyet Müdürü Selçuk Erdoğan’ın sözlü ve kesin talimatları üzerine görevlendirildiği aktarılan kararda, olaydan önce yaklaşık 6 ay kadar bu şekilde zırhlı panzer aracında görevlendirildiği açıklandı. Mahkeme, sanık Yeğit’in panzer türü zırhlı aracı kullanmak için gerekli olan (B) sınıfı sürücü belgesine sahip olduğunu ancak zırhlı araç kullanımına ilişkin kurs eğitimini görmediği ve sertifikasının bulunmadığını belirtti.

    Mahkeme, sanığın olay tarihinden önce yaklaşık 6 ay kadar panzer zırhlı aracını kullanmış olması nedeniyle zırhlı araç kullanımı konusunda yeterli deneyimi ve tecrübesinin bulunduğunu ileri sürdü. Bu nedenle Yeğit’in sertifikasız oluşunun önemli olmadığını aktaran mahkeme heyeti, “Sanığın araç içinde bulunduğu sırada motorun stop etmesi üzerine ani bir şekilde frene basarak aracın hareketini önlemesi tedbirini zamanında alamamış olması nedeniyle, alt düzeyde tali kusurlu olduğu, aracın aniden stop etmesinin olayda etkili olmuştur” dedi.

    Mahkeme, Maden’in ise Koruma Büro Amirliği’nde olay tarihine kadar yaklaşık bir hafta görev yaptığı ve dolayısıyla sorumlusu olduğu büroda çalışan personelini tanımasının olanaksız olduğunu aktardı. Mahkeme, Maden’in Yeğit’in sertifikasız olduğunu bilmediğini belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    Davanın karar duruşması 19 Haziran’da Cizre 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Duruşmada, panzer sürücüsü Ömer Yeğit hakkında ‘taksirle bir veya birden fazla kişinin ölümüne sebep olma’ suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmiş, ardından 19 bin TL para cezasına çevirmişti. Polis amiri Maden hakkında ise beraat kararı çıkmıştı.

    PİRHA / ANKARA

  • Gözaltında kaybedilen babaya mektup: Belki bizim masalımız da güzel sonla biter umuduyla yaşıyoruz-VİDEO

    Gözaltında kaybedilen babaya mektup: Belki bizim masalımız da güzel sonla biter umuduyla yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 723. haftasında 2001 yılında Silopi’de gözaltında kaybedilen HADEP ilçe yöneticisi Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetleri sorularak adalet istendi.

    Cumartesi Anneleri eylemi 723. haftasında da devam etti. 700. haftadan bu yana Galatasaray Meydanı’nda yapılması yasaklanan eylem bu hafta da Beyoğlu Çukurlu Çeşme Sokak’ta bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin önünde yapıldı. Polis ablukası altında gerçekleşen eyleme CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, HDP Milletvekili Garo Paylan, sanatçı Nur Sürer ve kayıp yakınları katıldı.

    Bu haftaki eylemde 2001 yılında Silopi’de gözaltında kaybedilen HADEP Silopi ilçe yöneticisi Kürt siyasetçiler Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetleri soruldu. Ebubekir Deniz’in kızı Ceylan Deniz’in gönderdiği mektubu Cumartesi insanlarından Maside Ocak okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “YOKLUĞUNA NE YÜREĞİMİZ NE DE GÖZÜMÜZ ALIŞIYOR”

    “Canım babam. Senden ayrılalı tam 18 sene oldu. Seni bizden almadan önce yeni doğmuş erkek kardeşim şimdi kocaman yakışıklı bir erkek oldu. Senin yokluğuna, olmayışına bir türlü ne yüreğimiz ne de gözümüz alışıyor. Bazen yemek yerken bilmeden sana da kaşık getiriyoruz. Sonra duvardaki resmine bakıp saatlerce dalıp gidiyoruz. Seni fazla hatırlamıyorum çünkü sen gittiğinde daha 5 yaşındaydım. Babaannem çocukluğunu, gençliğini anlatıyor. en son anıların, gülüşlerin bize masal gibi geliyor. Bir vardın ve şimdi yoksun. Tatlı bir rüya gibi. Doyasıya yaşamadık ki. Seninle ne sarılabildik, ne de öpebildik canım babam. Düşünün ki bir gün kalkıyorsunuz o günün diğer günlerden hiçbir farkı yok. Ansızın hayatının en kötü günü oluveriyor. Alıyorlar seni bizden, ocağımızdan. Geçen her gün bir umut, bir bekleyiş ve bir hayal kırıklığıyla son buluyor. Öyle günler, aylar, yıllar geçiveriyor. Belki bizim masalımız da güzel sonla biter umuduyla yaşıyoruz…”

    “BABAMI ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİM”

    Arkasından Serdar Tanış’ın oğlu Diyar Tanış konuştu. Babası gözaltında kaybedildiğinde henüz bir yaşında olan Diyar Tanış, 2001 yılından beri babası ve arkadaşının faillerinin belli olmasına rağmen herhangi bir işlem yapılmadığını ve akıbetlerinin belli olmadığını dile getirdi. Tanış, “Umarım bir gün bağımsız bir yargı çıkar ve babam gibi on binlerce faili belli olan insanın akıbeti açıklanır. Biz yaşadığımız sürece babam ve arkadaşlarının akıbetlerinin açığa çıkma mücadelesini sürdüreceğiz. Babamı aramaktan vazgeçmeyeceğim” diye konuştu.

    “TUGAY KOMUTANI ‘ŞIRNAK’A KAFA KOPARMAYA GELDİM’ DEDİ”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz gözaltına alınmadan önce HADEP Şırnak İl Başkanı ve arkadaşlarının gözaltına alındığını aktardı. Gözaltına alınanların araçlarından silah, mühimmat, örgütsel döküman vb. materyaller bulunduğu şeklinde tutanak tutulduğunu belirten Tanrıkulu, Savcı ve Osman Baydemir ile birlikte Şırnak’ta tugay komutanlığına gittiklerini, Şırnak’ın yakılıp yıkıldığı dönemde Tugay Komutanı Levent Ersöz’ün Şırnak’ta kurmay başkanı olarak görev yaptığını öğrendiklerini dile getirdi.

    Tanrıkulu, “‘Şırnak nasıl bugün?’ diye bir soru sorduk. Bize dedi ki, ‘Şırnak gelişmiş, büyümüş ama insanların kafa yapısı değişmemiş. Ben bu insanların kafalarını değiştirmeye ve koparmaya geldim’. Bu ifadeyi bize savcının yanında kullandı.” dedi.

    “O GÜN SİVİL SİYASETİ ÖLDÜRMEYE ÇALIŞANLAR BUGÜN DE AYNI ŞEYİ YAPIYOR”

    Tanış ve Deniz’in gözaltına alındıklarını öğrendiklerinde Silopi’ye gittiklerini ifade eden Tanrıkulu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Savcı bize bilgi vermekten kaçındı ve imalı bir şekilde ‘Burada boşuna uğraşmayın, Şırnak’a gidin’ dedi. Biz de Osman Baydemir ile birlikte Şırnak’a gittik. Başsavcı, ‘komutanlıktan cevap yazısı beklediğini’ öne sürerek yetkisi olmasına rağmen gözaltı menfezlerini gezmeye gitmedi. O güne kadar iki siyasetçinin de yaşadıkları ve gözaltına alındıkları konusunda fikir sahibiydik. Basına herhangi bir bilgi vermedik onları sağ bulabilmek amacıyla. O gün sivil siyaseti öldürmeye çalışanlar, bugün de aynı şeyi yapıyorlar.”

    “BİZE GALATASARAY’I YASAKLAYANLAR TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİNİ ENGELLİYOR”

    Haftanın basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Geçmişin suçlarının inkarının ve cezasız bırakılmasının, bugün Türkiye’nin demokratikleşememesinin ve hukuk devletine dönüşememesinin en önemli sebebi olduğunun altını çizen Tosun, 24 haftadır Galatasaray’a çıkışlarını polis zoru ile engelleyenlerin aslında Türkiye’nin demokratikleşmesini engellediğini belirtti.

    SERDAR TANIŞ TEHDİTLER ALIYORDU

    25 yaşındaki Serdar Tanış’ın 2000 yılının Eylül ayında Silopi’de HDEP ilçe teşkilatını açmak üzere parti genel merkezince görevlendirildiğini belirten Tosun, “Çalışmalara başlayan Tanış, Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı General Levent Ersöz ve Silopi İlçe Jandarma Karakol Komutanı Yüzbaşı Süleyman Can tarafından ağır tehditlere maruz kaldı. Tüm baskı ve tehditlere rağmen 3 Ocak 2001 tarihinde Silopi’de HADEP ilçe teşkilatı açıldı ve Serdar Tanış İlçe Başkanı oldu” dedi.

    Baskı ve tehditlerin artması üzerine Serdar Tanış’ın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e, Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na ve bütün resmi makamlara gönderilmek üzere bir yazı hazırladığını ifade eden Tosun, Tanış’ın yazısında maruz kaldığı tehditleri anlattığını, can güvenliğinin sağlanması ve siyaset yapma hakkının engellenmemesi talebinde bulunduğunu belirtti.

    “TANIŞ VE DENİZ’İN SİLOPİ JANDARMA KOMUTANLIĞI’NA GELDİKLERİ İNKAR EDİLDİ”

    25 Ocak 2001 tarihinde Astsubay Taşkın Akgün’ün Serdar Tanış’ı telefonla arayıp Silopi Jandarma Komutanlığı’na gelmesini istediğini söyleyen Tosun, “Serdar Tanış, ilçe yöneticisi 27 yaşındaki Ebubekir Deniz’le birlikte Silopi Jandarma Komutanlığı’na gitti ve onlardan bir daha haber alınamadı. 5 gün boyunca onların Silopi Jandarma Komutanlığı’na geldikleri inkar edildi” dedi.

    “LEVENT ERSÖZ ‘OĞLUN SERDAR ŞIRNAK TOPRAKLARINA AYAK BASARSA YAŞATMAM’ DEDİ”

    Kamuoyu baskısının artması üzerine Şırnak Valisi Hüseyin Başkaya’nın, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in 25 Ocak’ta Silopi Jandarma Komutanlığı’na geldiklerini ama yarım saat kalıp tutanak imzaladıktan sonra oradan ayrıldıklarını açıkladığını kaydeden Tosun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Baba Şuayip Tanış, kamuoyuna yaptığı açıklamada ‘Oğlum, İlçe teşkilatını açmaya çalışırken Levent Ersöz bizi sürekli tehdit etti. Beni Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’na götürdüler. Levent Ersöz, ‘Oğlun bu işten vazgeçsin, yoksa sizin için iyi olmaz.’ dedi. Oğlum parti çalışmaları için Diyarbakır’a gittiğinde Levent Ersöz beni telefonla aradı. ‘Oğlun Serdar, Şırnak topraklarına ayak basarsa yaşatmam.’ dedi. Oğlum geldiğinde Silopi İlçe Jandarma Karakolu’na çağrıldı. Gitti ve bir daha da dönmedi’ dedi”.

    “HİÇBİR SONUÇ ALINAMADI”

    İnsan hakları örgütleri, aydınlar, BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Komisyonu’nun Tanış ve Deniz’in akıbetinin araştırılması için devreye girdiğini söyleyen Tosun, hiçbir sonuç alınamadığını ekledi. AİHM’e taşınan davada mahkemenin Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in kaybolmasında devletin sorumluluğunun olduğu tespitini yaparak AİHS’nin 38-2-3-5-13. Maddelerinin ihlal edildiğine oy birliği ile karar verdiğini kaydeden Tosun, “İç hukukta ise AİHM mahkumiyetine ve faillere yönelik İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3 1.07.2012 tarihli ve 212 no’lu celsesine ait duruşma tutanağında geçen iddialara rağmen hiçbir ilerleme sağlanmadı.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Milli Eğitim Müdürü’nün görevi midir?; ortaokulda türban dağıttı

    Milli Eğitim Müdürü’nün görevi midir?; ortaokulda türban dağıttı

    PİRHA – Silopi Milli Eğitim Müdürü, Şehit Binbaşı Ercüment Türkmen İ.H. Ortaokulu’na giderek kız öğrencilerine türban dağıttı. Sabahları İmam Hatip olarak eğitim verilen okulda, öğleden sonra ise normal eğitim veriliyor.

    Şırnak Silopi Milli Eğitim Müdürü Bülent Dayanan, Şehit Binbaşı Ercüment Türkmen İ.H. Ortaokulu’na giderek kız öğrencilerine türban dağıttı.

    SABAH İMAM HATİP AKŞAM NORMAL EĞİTİM VERİLİYOR

    Şehit Binbaşı Ercüment Türkmen İ.H. Ortaokulu’nda ikili eğitim yapılıyor. Sabahları İmam Hatip olarak eğitim verilen okulda, öğleden sonra ise normal eğitim veriliyor. Okulun sosyal medya hesabından 1 Mart’ta yapılan paylaşımlar dikkat çekti. Kız öğrencilere Silopi İlçe Milli Eğitim Müdürü Bülent Dayanan, Okul Müdürü Ferhat Ünaldı ve Müdür Yardımcısı Beyza Güler tarafından türban dağıtıldı.

    Okulun sosyal medya hesabından 1 Mart’ta türban dağıtma fotoğrafları paylaşılırken, 2 Mart’ta ise tüm kız öğrencilerin türbanlı olarak çekilmiş toplu fotoğrafı paylaşıldı. (CUMHURİYET)

  • Panzer ile iki çocuğu ezen polis tahliye edildi

    Panzer ile iki çocuğu ezen polis tahliye edildi

    Silopi’de panzer altında ezilen 2 kardeşin ölümüne ilişkin davanın ilk duruşmasında savunma yapan tutuklu polis Ömer Yeğit, ehliyetinin olmamasına rağmen daha önce farklı yerlerde görevlendirildiğini belirterek, olaydan kendisini görevlendiren emniyet müdür ve yetkilileri sorumlu tuttu. Mahkeme tutuklu Yeğit’in tahliyesine karar verdi.

    Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Karşıyaka mahallesinde 3 Mayıs gecesi uykudaki Muhammed (7) ve Furkan Yıldırım (6) kardeşlerin ölümüne neden olan zırhlı aracın sürücüsü tutuklu polis memuru Ömer Yeğit ve onu görevlendiren amiri Murat Maden hakkında açılan davanın ilk duruşması Cizre 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. Davanın görüldüğü adliye binası önünde polis ve özel hareket timleri tarafından geniş önlemler alındı. Duruşmaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, Diyarbakır Baro Başkanı Ahmet Özmen, Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi, Özgürlükçü Hukukçular Platformu’na (ÖHP) üye çok sayıda avukat ile panzer altında ezilen çocukların yakınları katıldı. Şırnak T Tipi Cezaevinde tutuklu olan polis memuru Yeğit ve onu görevlendiren polis Maden de duruşma salonuna getirildi.
    TUTUKLU POLİS: ELİMDEN GELENİ YAPTIM
    Duruşmada ilk olarak savunma yapan Yeğit, herhangi bir kusurunun bulunmadığını ileri sürerek,  “Kaza olmasını istemezdim. Durduğunda ayağım frene basılı halde idi. Hayatın olağan akışının aksine aracın freni tutmadı. Tek başıma kullandım. Aracı çalıştırıp kazayı engellemek için çok çabaladım ancak engel olamadım” dedi. Bilirkişi raporlarında yer alan bilgilerin aksine aracın durmamasının, sisteminden kaynaklandığını iddia eden Yeğit, “Bilirkişiler ‘eğitimli personel olsa kaza engellenir’ diyor ancak öyle bir durum yok. Elimden gelen tüm müdahaleye rağmen araç fren sistemi devreye girmedi. Ayağım frene basılı haldeydi” ifadelerini kullandı.
    ‘ARAÇ YAKITI NEREDEN ALINDIĞI ARAŞTIRILSIN’
    Raporda zırhlı panzer tonajının eksik yazıldığını kaydeden Yeğit, “Eklenen yeni bölümler ile panzer 18 tona ulaştı. O yüzden haddinden fazla ağırlaştı” dedi. Bilirkişinin gerekli araştırmayı yapmadığını ve raporun yoruma dayalı olduğunu savunan Yeğit, aracın neden stop ettiğinin, araç yakıtının nereden alındığının ve frene sebep olacak nedenlerin araştırılmasını talep etti. Sorunun şanzımandan kaynaklandığını belirten Yeğit, “Araç hareket ettiğinde sürekli pompalama yaptım. Aracı kapatıp açtım. Ancak araç çalışmadı. Sol elimle sürekli motoru açmaya çalıştım. Kazaya engel olmak için sistemi çalıştırmak gerekir. Ben de onu yaptım. Zırhlı aracı terk etmedim. Hayatım pahasına engel olmaya çalıştım ama direksiyon kilitlendi. Benzer kazalarda personel yaşamını yitirir bunu düşünerek engel olmaya çalıştım” diye kendisini savundu.
    ‘BELGEM YOK, DAHA ÖNCE DE AKP VE TOKİ’DE GÖREVLENDİRİLDİM’
    Panzer kullanmak için belgesinin olmadığını dile getiren Yeğit, “Önce AKP binasında görevliydim. Sonra TOKİ önünde görevlendirildim. MHP binası açılınca panzer aracına yine ben görevlendirildim. Emniyette 3 panzer aracı vardı ancak belgesi olan 2 polis vardı. 3’üncü panzere emniyet müdürünün sözlü talimatı ile ben görevlendirildim. Daha önce Doçka eğitimi de almadım ama kullanmak için görevlendirildim. Kursa yazılmıştım ama belge almadan kaza meydana geldi. Araçta en az 2 polis olmalıydı ancak ben tek başıma devriye attım” ifadelerini kullandı.
    ‘OLAYDAN EMNİYET MÜDÜRÜ VE YETKİLİLER SORUMLU’
    Savunmasında nöbet listesinin günlük planlandığını hatırlatan Yeğit, “Kanun gereği emri yerine getirmem gerek. Belgem olmamasına rağmen çalışmak zorunda bırakıldım. Emniyet müdürü ve yetkililer sorumludur. Kazadan sonra kurslu personel ataması yapıldı, peki neden kazadan önce yapılmadı? Kazada kusurum yok. Hayatımı hiçe saydım. Müdahale etmeye çalıştım. Yapılan haberlerden dolayı psikolojim bozuldu” diye konuştu. Yeğit, avukatların sorusu üzerine, aracı durdurmak için iki değil bir kere manevra yaptığını kaydetti.
    AVUKATLAR ‘YENİ’ OLAY YERİ KROKİSİNİ MAHKEMEYE SUNDU  
    Yeğit’in ifadesinin ardından, avukatlar mahkeme heyetine olay yeri krokisinin yanlış ve taraflı çizildiğini söyleyerek, yeni bir kroki sundu.
    TUTUKSUZ YARGILANAN POLİS DE EMNİYET MÜDÜRÜNÜ SUÇLADI
    Avukatların sorularının bitmesi üzerine, sanık polis memuru Murat Maden’in ifadesine geçildi. Olaydan 6 gün önce koruma müdürlüğü görevine vekaleten baktığını dile getiren Maden, “Benden yetkili kişiler daha önce panzer kullanacak personel için liste yapmıştı. Ben de yeni geldiğim için çizelgeyi değiştirmedim. Tek başıma 2 müdürlüğe bakıyordum. Panzer görevlisi, kurs olmadan kaymakam oluru ile görevlendirme yapılır. Daha öncede kaymakam görevlendirme yaptı. Emniyet müdürü bunu görevlendirme yapmıştı zaten. Sorumlu emrini verene aittir. Ben Ömer Yeğit’ten sorumluyum ancak benden sorumlu Emniyet Müdürü Selçuk Erdoğan sorumludur. Selçuk Erdoğan görevlendirme yaptı ancak altına ben imza attım. İlçe Emniyet Müdürü tüm şartlarda emir verir. Sözlü emir verdi. Müdür talimatı için yazılı belge isteyemedim. Emri duyan polisler var. Benim yardımcıma bu talimat sözlü verildi. 3 polis şahittir. Herkesin kurslu olup olmadığını öğrenemem. Çok sayıda polis var” diye kendini savundu.
    SANIK POLİS MADEN SURİYE’YE GİTMEK İSTEDİ!
    Maden, savunmasının sonunda Suriye’de görev yapmak istediğini; ancak hakkında yurtdışı yasağı bulunduğundan dolayı gidemediğini dile getirdi. Maden, bu yasağın kaldırılmasını talep etti.
    BABA: ÇOCUKLARI İMKANLARIMIZLA HASTANEYE KALDIRDIK
    Çocukların baba ve annesi müşteki olarak dinlendi.  Olayın yaşandığı gece evde olduğunu belirten baba Mesut Yıldırım, “Çocuklar ve amcaları odada yatıyordu. Eşimin sesi ile irkildim. Sersem bir halde kapıya koştum. Molozlardan dolayı ne biz ne de gelen komşular kapıyı açmadı. Aracın farları yanıyordu. Ancak motor çalışıp çalışmadığını hatırlamıyorum. Polis, araçtan inip ‘korkmayın bir şey yok’ dedi. Birkaç dakikada araç götürüldü. Çocukları kendi imkanımız ile hastaneye kaldırdık” sözleri ile olayı anlatarak şikayetçi olduğunu söyledi.
    SAVCI TUTUKLU POLİSİN TAHLİYESİNİ İSTEDİ
    Daha sonra konuşan savcı ise, sanıkların aynı olay yüzünden yargılandığını ve bu yüzden aynı müdafi tarafından savunulamayacağını kaydederek, her iki polisin ayrı müdafi tarafından savunulması gerektiğini kaydetti. Savcı, tutuklu yargılanan polis Ömer Yeğit’in tahliyesini istedi.
    SANIK POLİS AVUKATI: ÖMER YEĞİT ŞEREFLİ TÜRK POLİSİDİR
    Tutuklu polis Yeğit’in avukatı ise “Ömet Yeğit, şerefli Türk polisidir. Olay teknik arızadan kaynaklanmış” diyerek Yeğit’in tahliyesini talep etti. Diğer sanık polis olan Murat Maden’in de suçsuz olduğunu kaydeden avukat, Maden’in 6 günlük büro amiri olduğunu o yüzden sorumlu olamayacağını dile getirdi.
    ‘ŞEREFLİ TÜRK POLİSI OLMAK TAHLİYE NEDENİ DEĞİL’
    Duruşmada söz alan Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi ise polislerin koruma mantığına ters davrandığını belirtti. Olay yeri krokisinin yanlış hazırlandığını kaydeden Elçi, aracın tek başına kullanılmasının başlı başına bir hata olduğunu hatırlattı. Kendi kanaatine göre polisin drift yaptığını vurgulayan Elçi, polisin sokakta geri gitmesini gerektirecek bir durum olmadığını kaydetti. Sanığın muhtemel kasıttan yargılanması gerektiğini kaydeden Elçi, sanık avukatının savunmasında kullandığı, “şerefli Türk polisi olduğu için tahliye edilmeli” ifadesine tepki gösterdi. Elçi’nin tepkisinin ardından salonda kısa bir tartışma çıktı. Elçi, konuşmasının sonunda, sanığın tutukluluk halinin devam etmesini talep etti.
    ‘DİĞER SANIK TUTUKLANIP, DİĞER YETKİLİLER İFADEYE CAĞRILMALI’
    Diyarbakır Baro Başkanı Ahmet Özmen de olayın “Taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma”dan ziyade kasıtlı öldürme olduğuna dikkat çekti. Ehliyeti olmayan bir kişinin kaza yaptığında savcıların, “taksirle adam öldürmekten” iddianame hazırladığını vurgulayan Özmen, 11 ton olan zırhlı araca 7 ton eklenmenin kim tarafından yapıldığının tespit edilmesini talep etti. Özmen, suç cezasının miktarının tahliyeye uygun olmadığını söyleyerek, sanık polisler dışında kalan yetkililerin de dosyaya dahil edilmesini ve tutuksuz yargılanan polisin de tutuklanmasını istedi.
    ‘DİREKSIYONDAKİ PARMAK İZİ SİLİNMİŞ’
    Avukat Rojhat Dilsiz de iddianamenin eksik hazırlandığını belirterek, “Aracın çekildiği TOKİ konutlarının önünde yapılan incelemede direksiyon üzerinde parmak izi bulunmamış. Bu da delileri karartmaya yöneliktir. Sanık olaydan 8 ay önceden itibaren panzeri sertifikasız kullanmış. Bu duruma vesile olan amirlerin de tespit edilmesi gerekir” dedi.
    Mağdur avukatlarının savunmalarının ardından mahkeme heyeti sanıklara söz verdi. Tutuklu bulunan polis Yeğit, tahliyesini talep ederken, tutuksuz yargılanan Maden ise bir kez daha sorumluluğunun kendisinde olmadığını ileri sürdü.
    Savunmaların ardından duruşmaya ara veren mahkeme heyeti, tutuklu sanık Ömer Yeğit’in tahliyesine karar vererek, bir sonraki duruşmayı 11 Ocak 2018 tarihine erteledi.
    (Kaynak: Mezopotamya Ajansı)
  • Taybet Ana’yı anlatan kısa film ‘Yedi Gün Yedi Gece’ye ödül

    Taybet Ana’yı anlatan kısa film ‘Yedi Gün Yedi Gece’ye ödül

    Şırnak Silopi’deki sokağa çıkma yasağı döneminde polis kurşunu ile öldürülen ve cenazesi bir hafta yerde kalan Taybet İnan anısına çekilen Yedi Gün Yedi Gece adlı kısa film bu sene 3’üncüsü düzenlenen Marmaris Uluslararası Kısa Film Festivali’nden “Kurmaca Film İkincisi” ödülüyle döndü.

    Şırnak’ın Silopi ilçesindeki sokağa çıkma yasağı döneminde polis kurşunu ile katledilen ve cenazesi bir hafta yerde kalan Taybet İnan’ın anısına çekilen “Yedi Gün Yedi Gece” adlı kısa film, Marmaris Kısa Film Festivali’nde kurmaca film kategorisinde ikincilik ödülü aldı. Bu yıl üçüncüsü düzenlenen festivalde gösterilen filmin yönetmenliğini ise Ali Bozan yaptı.

    Filmin yönetmeni Ali Bozan ile film ve Taybet Ana üzerine Evrensel’e konuştu. Bozan, Yedi Gün Yedi Gece için: “Öfke ve çaresizliği yoğun hissettiğim  sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı dönemde duymuştum Taybet İnan’ın akıl almaz ölümünü. Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, mecliste  Taybet İnan’ın oğlu tarafından yazılan  mektubu okuduğunda ikinci kez yaralandım ama bu acı olayı tarihe nasıl not düşeceğimi de bulmama sebep oldu. Filmini yapmalıydım tam da olayın geçtiği yerde. Ama savaşın izlerinin olduğu yere değil girmek yaklaşmak mümkün değildi.

    Bunun üzerine  kentsel dönüşüm alanlarına bakmaya başladık zira kentsel dönüşüm alanlarındaki doku, Sur, Cizre ve Silopi’yi andırıyordu. Biraz sanat çalışması yaptıktan sonra  çekimlere başladık sonunda İstanbul’da Fikirtepe’de kentsel dönüşüm alanında bir günde çekip bitirdik tek mekan tek plan olan filmimizi.

    Filmden biraz bahsetmek gerekirse.  Dediğim gibi: Öfke ve çaresizliği Taybet Ana özelinde anlatan bir film” dedi.

    Yönetmenliğini Ali Bozan’ın yaptığı filmde, Taybet Ana rolünü Halime Ok üstlendi. Film ekibinde yardımcı yönetmenlik Jwan Abdo, dron-kamera Serdar Canik ve Özgün Özdemir, kurgu Mevlüt Akçın, ses Ercan Bilgili, makyaj Kianna Sheweki, müzik Seyhan Şenyaylalar’a ait.

  • Şırnak’ta 16 bölge özel güvenlik bölgesi ilan edildi

    Şırnak’ta 16 bölge özel güvenlik bölgesi ilan edildi

    Şırnak Valiliği, 1-15 Eylül tarihleri arasında Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı 16 bölgenin 15 gün süre ile geçici özel güvenlik bölgesi ilan edildiğini duyurdu.

    Şırnak Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, “5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 11’inci maddesi ve 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’nun 32/A maddesi gereğince, ilimizde bulunan aşağıda koordinatları verilen bölgelerde, Milli Güvenlik, Kamu Düzeni ve Kamu Esenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması maksadıyla aşağıda koordinatları belirtilen, İlimiz Silopi ilçesi Kelhain Tepe, Girigüva Tepe, Şikettemuri Tepe, Bestebelega Deresi, Kerede Tepe, Kürsi Tepe, Rutkekurat Tepe, Üçkardeşler Tepe ve Görümlü, Düzalan, Dedeler, Uyanık, Bestebelega Mezrası, Doruklu, Kösreli, Derebaşı, Koyunören kırsal alanları arasında bulunan bölgelerde 1 Eylül 2017 (Dahil) – 15 Eylül 2017 (Dahil) tarihleri arasında 15 gün süreyle Valiliğimizce Geçici Özel Güvenlik Bölgesi ilan edilmiştir” denildi.

    Açıklamada özel güvenlik bölgesi ilan edilen 16 bölgenin koordinatlarına yer verildi.