Etiket: Sinan Adıyaman

  • TTB Kongresi: Salgın yönetimine, kaygı duyduğumuz kararlarla devam ediliyor

    TTB Kongresi: Salgın yönetimine, kaygı duyduğumuz kararlarla devam ediliyor

    Türk Tabipleri Birliğinin 72. Büyük Kongresi’nin ilk gününde salgın yönetimi ve sağlık politikaları eleştirildi, “Salgınlara ve savaşlara karşı mücadeleye devam” denildi.

    Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) iki gün sürecek 72. Büyük Kongresi, Bilkent Otel ve Konferans Merkezi’nde başladı. TTB’nin 72. Büyük Kongresi’nde konuşan delegeler, saldırılara karşı dayanışmaya ve mücadeleye ihtiyaç olduğunu vurguladılar.

    “Salgınlara ve Savaşlara Karşı Mücadeleye Devam” sloganıyla iki gün sürecek kongre, TTB Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman’ın konuşmasıyla başladı. Adıyaman, salgın yönetiminden kaygı duyduklarını belirtirken, Sağlık Bakanlığı’na öneri ve taleplerini açık mektup yoluyla anlatmak zorunda kaldıklarını söyledi.

    TTB Etik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Raşit Tükel ise, bulaşıcı hastalıklar ve salgınların insanlık tarihi boyunca insanların kitlesel olarak hastalanmasına ve ölümüne yol açtığını belirten Tükel, bulaşıcı hastalıklarla mücadelede koruyucu sağlık hizmetlerinin yaşamsal bir öneme sahip olduğunu dile getirdi.

    İnsanların doğaya müdahale etmesinin büyük yıkımlara ve salgınlara neden olduğuna dikkat çeken Tükel, “Covid-19 pandemisinde de olduğu gibi küresel salgınlar gündelik yaşam alışkanlıklarında, siyasi, ekonomik, kültürel yapılara kadar uzanan köklü değişiklikler ortaya çıkarmaktadır ve bu değişikliklerin de en fazla toplumun dezavantajlı kesimlerini etkilediğini biliyoruz. Bunun önlenmesi için de halktan yana bilimsel müdahalelere ihtiyaç var. Toplumsal dayanışma ve kolektif mücadeleye en fazla bu dönem ihtiyaç duyuyoruz” dedi.

    PANDEMİ YAŞAM KRİZİNİN BİR SONUCUDUR
    İstanbul Delegesi olarak söz alan halk sağlığı uzmanı ve akademisyen Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu da, “Bugün aramızda çok genç hekimler var. 12 Eylül asker darbesinden 10-15 yıl sonra doğanlar da aramızda. Onlar da dahil olarak, 40 yıl önce 12 Eylül’de askerler niçin Türkiye’de darbe yaptılar diye sorduğumuzda, hepimiz için yanıt çok netleşti. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de patriarkal ve emperyalizm yerleştirildi. Ama 40 yılın sonunda bugün dünya; insanların insan, hayvanların hayvan, bitkilerin bitki gibi yaşayamadı bir gezegen haline geldi. Yaşam topyekûn krizde. Ekonomik, siyasal, sağlık krizi, eşitsizlikler, ölümler bütün bunlar yaşam krizinin sonucu. Pandemi de yaşam krizinin bir sonucudur” diye konuştu.

    “BİR BELİRSİZLİK REJİMİNDEYİZ”

    Kongrede İstanbul delegesi olarak konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ise “Onur korkma özgürlüğünden söz etmişti. Korkuyu seçme özgürlüğü en onurlu duruştur bu dünyada. Biz TTB olarak boyun eğmekten her zaman koktuk. Bir yaşam biçimi hekimlik dedik. Ve bu yaşam biçiminin insandan, yaşamadan yana olması için mücadele ettik. Bu mücadele yer almak benim için bir onurdur. Bir süredir dünyanın ağır insan hakları krizi ile karşı karşıya olduğu koşullardayız. Geçtiğimiz son insan hakları konferansında rejimin adını; belirsizlik rejimi olarak adlandırmıştık. Evet, bir belirsizlik rejimindeyiz ama bu belirsizliği salgının da ağırlaştırdığı koşullarda belirleyici olarak ortaya koymak mümkün. Biz başından beri başka bir dünyanın mümkün olduğunu, yalnızca sağlık alanında değil sağlığın tüm belirleyici alanlarında tanımlamaya ve dönüştürmeye çalıştık hala o mücadeleyi sürdürüyoruz” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Türk Tabipleri Birliği’den Bakan Koca ile ‘yüz yüze’ görüşme talebi

    Türk Tabipleri Birliği’den Bakan Koca ile ‘yüz yüze’ görüşme talebi

    PİRHA-Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Sağlık Bakanı Koca’ya gönderdiği mektupta, Covid-19 salgınına dikkat çekerek “Söz konusu ölüm ve hastalıklara engel olacak, azaltacak uygulamaları sizinle yüz yüze görüşmek istiyoruz” dedi.

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Başkanı Sinan Adıyaman, Covid-19 nedeniyle ölen hekim sayısının 32’ye ulaştığını belirterek Sağlık Bakanı Koca’ya yazı gönderdi. Bu zamana kadar Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın, Türk Tabirleri Birliğinin önerilerinin dikkate alınmadığını belirten Adıyaman, yazısında, “Bilgi alışverişinin karşılıklı tarihsel sorumluluğumuz olduğu düşüncesindeyiz” ifadelerini kullandı.

    TTB Başkanı Sinan Adıyaman tarafından Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya gönderilen mektubun tamamı şöyle:

    “Sayın Bakan, Türkiye’de, COVID-19 hastalığı nedeniyle yaşamını yitiren hekimlerin sayısı, 5’i Ağustos ayında olmak üzere, 32’ye ulaştı. Bugüne kadar önerilerimiz, yaptığımız uyarılar dikkate alınıp gerekli düzenlemeler yapılmadığı için ülkemizde hastalanan ve ölen sağlık emekçilerinin orantısı, dünya ülkeleri arasında maalesef ilk sıralarda yer almaktadır. Yapılması gerekenler bir an önce hayata geçirilmediği takdirde önümüzdeki sürecin daha da ağırlaşarak devam edeceğinden kaygı duyuyoruz.

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi olarak, söz konusu ölüm ve hastalıklara engel olacak, azaltacak uygulamaları sizinle, yüz yüze görüşmek istiyoruz. Bu bilgi alışverişinin karşılıklı tarihsel sorumluluğumuz olduğu düşüncesindeyiz.

    Görüşmemizde Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi üyeleri ile birlikte, TTB Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu ve üye uzmanlık derneklerinin temsilcilerinin de olması, uzmanlık alanlarının bilimsel bilgi ve tecrübeleri ile çözüme olanak sağlayacak, sürecin şeffaf ve bilimsel olarak yürütülmesine katkı sunacaktır. Kayıplarımız daha da artmadan bu görüşmenin en kısa sürede gerçekleştirilmesi için gerekli çabayı göstermenizi bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TTB Başkanı Adıyaman, toplumsal bağışıklık sisteminin sakıncalarını CAN TV’de açıkladı-VİDEO

    TTB Başkanı Adıyaman, toplumsal bağışıklık sisteminin sakıncalarını CAN TV’de açıkladı-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, CAN TV’de yayınlanan “Bu Sabah” programına konuk oldu. Adıyaman, “Bizim gündemimiz sağlıktır. Şu anda yakıcı bir sağlık krizi yaşanmaktadır. Ağır bedeller ödenerek sürdürülen büyük bir mücadelemiz var ve çalışmalarımız devam edecek” dedi. Adıyaman, “Toplumsal bağışıklık etik bir sistem değildir. Toplumsal bağışıklık adına toplumun %50 hatta %70’i kadarını virüsle temas ettireceksiniz” dedi ve bunun iki sakıncası olduğunu açıkladı. 

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklaması sonrasında gündeme gelen “Barolar ve Meslek Odaları’nın yönetim seçimlerinde bir düzenleme” tartışmaları sürüyor. Erdoğan’ın açıklamasından sonra TBMM’de bir çalışma planlandığını belirten TTB Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, “Seçim sistemlerini değiştirmenin zamanı geldi açıklamasından, Meclis’e sunulmaya hazırlanan bir şey var. Baroların ve Odaların yönetimlerinden rahatsız olan bir hükümet var. Buradan bunu anlıyoruz” dedi.

    “GÜNDEMİMİZ, YAŞANAN SAĞLIK KRİZİ”

    Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, CAN TV’de Özge Erdoğan Yeşilırmak’ın sunduğu “Bu Sabah” programında son gelişmeler üzerine değerlendirmelerde bulundu.

    Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından dillendirilen, “Barolar ve Meslek Odalarının seçim sistemlerinde değişikliğe gidilmesi” konusu ile ilgili “Şu an Türkiye’de çok ciddi sağlık krizleri yaşanıyorken, çok ağır bedeller ödüyorken gündemimizin bunun dışında siyasi polemik olması beklenmemelidir. Bizim gündemimizde yaşanan bu sağlık krizinin önlenmesi adına çalışmalar vardır. Ancak bunu anlıyoruz ki barolar ve meslek odalarının mevcut idarelerinden ya da gelecekteki idarelerinden rahatsız olan bir hükümet var. Türkiye demokratik hukuk devletidir. Bizler anayasal kuruluşlarız. Kamu kurumu niteliğindeyiz. Bu konuyla ilgili bir çalışma planlanıyorsa bizlerle bilgi paylaşımı yapılmalıdır. İktidar barolar ve meslek odaları yürütmelerinde nispi temsil olmasını istiyor ancak bu mümkün değil. Bizim 81 ilde 65 tabip odamız var ve biz 2 yılda bir tabip odalarımızın her üyesinin verdiği oylarla seçimler yaparız. Seçimlerimize listeler girmez isimler girer. Bu kadar demokratik bir sistem uygulanmaktadır. Üye olan her hekim oy verir. Hekimler listelere değil isimlere verir. Hekim arkadaşlarımız kimi görmek istiyorsa ona oy verir ve Ankara Tabip Odası’ndan bilirim, karma yönetimler seçilir” dedi.

    “İKTİDAR HER UYGULAMASINA ALKIŞ TUTACAK BİRLİK, TMMOB, BAROLAR BİRLİĞİ İSTİYOR”

    İktidar tarafından dayatılan düzenleme üzerine konuşan Prof.Dr. Sinan Adıyaman, şöyle devam etti:

    “Hükümet eğer nispi temsilin yürütme içerisinde yetkilendirilmesini istiyorsa, aynı mantıkla hükümet içerisinde de dağılıma gidilmelidir. Azınlığın yönetimde olması isteniliyorsa bugün %50 oy alan iktidar diğer %50 içerisinde de bakanlar paylaştırmalıdır. Bu sistem bunu dayatır. Demokratik çoğunluğun kararı yönetimde temsil edilmeyecekse sistemin tamamen bir anlamı kalmaz. O zaman sizde bakanları paylaştırın. İktidar her uygulamasına alkış tutacak TTB istiyorsa, bir TMMOB istiyorsa, bir Barolar Birliği istiyorsa bunu anlayabiliyorum. Bizim kendi meslektaşlarımıza ve milyonlarca vatandaşa verdiğimiz bir sözümüz var. Hekimliği toplumdan yana ve hiçbir baskı altında kalmadan yapacağız, dedik. Hiçbir zaman birilerinin arka bahçesi olmadık, olmayacağız. Elimizden geldiğince de direneceğiz ve korumaya gayret edeceğiz.”

    AKLIN VE BİLİMİN GEREĞİ NEYSE ONU DEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    TTB Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, meslek odalarına yönelik yapılan eleştirilere ilişkin “Sanırım iktidar eleştirmeyen, sessiz kalan bir yönetim istiyor. Doğru yaptıklarına her zaman doğru yaptılar dedik, yapmadıklarına yapılmadı diye eleştiri sunduk. Meslek birliklerinde sürekli alkış tutanları istiyorlar. Biz %70 ile geldik. Bakın %50 artı 1 ile değil %70 ile geldik. Biz doğru bildiğimizi söyleyeceğiz. Aklın ve bilimin gereği neyse biz onu demeye ve yapmaya devam edeceğiz. Toplumun, halkın bunu kabul edeceğine inanmıyorum. Meclis’ten geçirilebileceğini düşünmüyor. Geçirselerde bu karara mahkeme yolu açıktır. Anayasa Mahkemesi var, AİHM var. Herkes yüzünü dönmüş bize bakıyor. Objektif haber yapan, objektif bilgi veren kadrolarımızla bu pandemiyi iyi irdeleyen, nerede yanlış yapıldığını çok açıkça söyleyen bir anlayışımız var” dedi.

    “ANTİDEMOKRATİK MÜDAHALELERİN KARŞISINDA OLACAĞIZ”

    Düzenlemenin TBMM’de kabul edilmesi durumunda atacakları adımları belirten TTB Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman şunları kaydetti:

    “Diğer meslek birlikleri ile iletişim halindeyiz. Şu an için TTB için bir düzenleme yok ama TMMOB üzerine bir çalışmanın olduğu basına yansıdı. Barolar Birliği ile ilgili bir şeyler konuşuluyor, olsun biz TTB olarak anti demokratik müdahalelerin karşısında olacağız. Çünkü bu iktidarın attığı siyasi bir adımdır ve meslek birliklerinin kendisinin arkasında olmasını istediği için böyle bir düzenleme karşımıza çıkarttı. Şimdi elimizden geldiğince halka bunları anlatacağız. Elimizden geldiğince insanlara ulaşıp bu düzenlemenin gerçek maksatının ne olduğunu dillendireceğiz. Bu akşam diğer meslek birlikleri ile birlikte bir toplantı gerçekleştireceğiz. Durumu değerlendireceğiz ve ortak hareket etmek istediğimizi bildireceğiz.”

    “DEMOKRATİK ÜLKELERDE MESLEK ÖRGÜTLERİ BİLİM KURULU’NDA OLURDU”

    TTB Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgını Türkiye’de başlamadan önce uyarılarda bulunduğunu belirterek, “Ocak ayında İran’da ölümlü vakalar başladığı zaman biz hemen bir açıklama yaparak, Sağlık Bakanlığı’nı göreve davet etmiştik.
    Nitekim hemen Bakanlık Bilim Kurulu oluşturma kararı aldı. Ancak oluşturulan kurulda herhangi bir meslek örgütüne yer vermedi. Demokratik ülkelerde meslek örgütleri böylesine önemli bir pandemi sürecinde oluşturulan Bilim Kurulu’nda olurdu. Sağlık Bakanlığı’na mektuplar yazdık ve çalışmaları beraber yürütmemiz gerektiğini belirttik ancak bu karşılık görmedi. Ancak gördük ki yaptığımız her açıklama, yaptığımız her öneri Sağlık Bakanlığı tarafından karşılık buldu. 1 gün de olsa, 2 hafta da olsa, 1 ay da olsa Sağlık Bakanlığı bizim önerimizi uygulamaya başlıyordu. Bu iyi bir gelişmedir. Sonrasında 5-6 hocamız da Bilim Kurulu’nda görevlendirildi” dedi.

    “KAPİTALİST KAYGILARLA OLAYA YAKLAŞIRSANIZ, İKİNCİ BİR DALGANIN GELMESİ ÇABUKLAŞIR”

    TTB Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, hükümetin salgın sürecini yönetme tarzı üzerinde de değerlendirmeler de bulundu. Adıyaman “Salgın yönetimi konusunda iktidar maalesef zayıf kalmıştır. Pandemi sürecinde işçiler çalıştırılarak salgının yayılımı teşvik edildi. Bilim insanlarının söylediği ve Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıklamalarına göre sonbahar gibi ikinci büyük bir dalgananın geleceği uyarısı yapılıyor. Şu an yapmamız gereken şey maske kullanımından hijyen alışkanlıklarına kadar bunu öğretmek zorundayız. Çözülme olaylarında acele ederseniz birtakım kapitalist kaygılarla olaya yaklaşırsanız, ikinci bir dalganın gelmesini çabuklaştırabilirsiniz. Haziran’ın ortalarına doğru zayıflama görülebilir. Eğer siz hemen alışveriş merkezlerini ve futbol müsabakalarını başlatırsanız bu çözülme yazın ortasına kadar da kalabilir” dedi.

    “TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK ETİK BİR SİSTEM DEĞİLDİR”

    Başka ülkelerin uyguladığı ve sonrasında pişman olduğu toplumsal bağışıklığın güçlendirilmesi adımları ile ilgili konuşan Prof.Dr. Sinan Adıyaman şunlara dikkat çekti:

    “Toplumsal bağışıklık etik bir sistem değildir. Toplumsal bağışıklık adına toplumun %50 hatta %70’i kadarını virüsle temas ettireceksiniz. Bunun iki sakıncası vardır.

    Birincisi sağlık hizmetleri ve koşulları buna karşılık veremeyebilir. Halbuki bunun hızını azalttığınız zaman en iyi yöntemi bulacaksınız.

    İkinci sakıncası da şudur: Bir risk grubu vardır. 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan insanları virüsün kucağına attığınız zaman kaybınız çok olacaktır. Hızlı bir şekilde toplum bağışıklığı sağlanabilir. Ancak bu etik değildir çünkü çok fazla kayıp verirsiniz.”

    Türkiye’nin uyguladığı çalışmalar ile ilgili konuşan Adıyaman, “Umarım Türkiye böylesine korkunç bir adımı atmaz hatta düşünmez bile, bu insani olarak etik değildir. İngiltere uyguladı ve hemen vazgeçti çünkü inanılmaz rakamlara erişebilir kayıp sayısı. Sağlık Bakanlığı’na çağrı yapıyorum bu tür kaygıların olmaması adına şeffaf olmaya ve aklın sağduyunun ve bilimin mutlak rehber seçilmesini tavsiye ediyorum” diye konuştu. 

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • TTB’den şeffaflık çağrısı: Ölüm belgelerinin çoğunda koronavirüs kodu kullanılmıyor-VİDEO

    TTB’den şeffaflık çağrısı: Ölüm belgelerinin çoğunda koronavirüs kodu kullanılmıyor-VİDEO

    PİRHA- Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, ölüm belgelerinin çoğunda DSÖ’nün önerdiği koronavirüs kodunun kullanılmadığına dikkati çekerek, Sağlık Bakanlığı’na şeffaflık çağrısı yaptı.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB), 11 Mart’ta açıklanan Türkiye’deki ilk koronavirüs vakası tespitinin üzerinden beş hafta geçmesinin ardından durum değerlendirmesi yaptı. TTB adına basın açıklamasını birliğin merkez konseyi başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman okudu.

    HABERİN VİDEOSU;

    TTB, açıklamasında ölüm belgelerinin çoğunda DSÖ’nün önerdiği koronavirüs kodunun kullanılmadığına dikkati çekip Sağlık Bakanlığı’na şeffaflık çağrısı yaptı.

    “Salgınla doğru mücadele ediliyor mu?” diye soran Adıyaman, “Büyük deneyimlere sahip tıp tarihinden ve kendi deneyimlerimizden biliyoruz ki salgını karşılayabilmek için güçlü, bölgeye ve nüfusa dayalı bir birinci basamak örgütlenmesine ihtiyacımız var. Salgınlar eğer nüfusa ve bölgeye dayalı birinci basamak sağlık hizmetlerine sahipseniz umulandan kolay karşılanır ve az sayıda can kaybıyla sonuçlanır” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI BU FELAKETİN TEMEL NEDENİ SALGIN YÖNETİMİNE UYMAMAKTIR”

    Adıyaman, “Dünyadaki pek çok ülkede ve ülkemizde olduğu gibi salgın hastanelerde karşılanıp hastanelerde durdurulmaya çalışılırsa salgının uzun sürmesi, can kaybının çok olması kaçınılmaz olur. Bugün özellikle Avrupa’nın ve Türkiye’nin yaşadığı bu felaketin ve başarısızlığın temel nedeni salgın yönetimine uymamak salgını karşılayacak sağlık kurumlarını ve sağlık örgütlenmesini yok etmektir. TTB, sağlık sistemimizin tüm bu zaaflarına rağmen salgın yönetimi ve epidemiyoloji biliminin gerekli sürekli dikkat çekmiştir. Ancak siyasal irade bu gerçekliği görmezden gelmiş ve salgın yönetiminin gereklerine uymamıştır. Buradan bir kez daha siyasal iktidarı salgın biliminin gereklerini yerine getirmeye ve nüfusa ve bölgesel anlayışa dayalı planlama yapmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    “TEST SONUÇLARI AYRINTILI OLARAK AÇIKLANMALI”

    Salgına karşı başarılı olmak için şeffaflığa ihtiyacın kaçınılmaz olduğunu belirten Adıyaman, şöyle devam etti.

    “Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu tarafından alınan kararlarının kamuoyuna açıklanmasından test sonuçlarının kamuoyuna ayrıntılı olarak açıklanmasına, koronavirüs ölümlerinin Dünya Sağlık Örgütü kodlamalarına uygun olarak yapılmasından sağlık çalışanlarının sağlık durumlarının paylaşılmasına kadar taleplerimizin karşılanması, şeffaflığın gereği olduğu gibi salgının başarılı olarak yönetilmesi için de vazgeçilmezdir. Ancak bugüne kadar Sağlık Bakanlığı bu yöndeki çağrılarımıza olumlu yanıt vermekten kaçınmıştır. Sağlık Bakanlığı’nı kararların alınmasında ve bilgilerin toplumla paylaşılmasında özen göstermeye çağırıyoruz. Aksi uygulamaların 10 Nisan gecesinde olduğu gibi korku ve panik ortamına yol açtığı unutulmamalıdır.”

    ÖLÜM BELGELERİNDE ‘COVİD-19’ KODU KULLANILMIYOR 

    Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Prof.Dr. Sinan Adıyaman, Türkiye’de koronavirüs nedeniyle yaşamını yitiren vakaların Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) önerdiği kodla kayda geçirilmediğini belirterek, “Ölüm belgelerinin çoğunda ‘Covid-19 kodu’ kullanılmıyor. DSÖ, ölüm kayıtları için 25 Mart’ta iki kod önermişti ve ölüm belgelerinde de bu kodların kullanılmasını istemişti. Bu kodların kullanılmaması vakaların gerçek nedenlerini öğrenmemizi engellemektedir. Kodları oraya girmezsek uluslararası karşılaştırmalar yapmamız gerçekten mümkün olmayacak” diye konuştu.   (HABER MERKEZİ)

  • TTB davasından hekimlere hapis cezası çıktı

    TTB davasından hekimlere hapis cezası çıktı

    PİRHA – Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinin “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklama dolayısıyla yargılandığı davada mahkeme, 11 Merkez Konseyi üyesine “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan 2’şer kez 10 ay hapis cezası verdi.

    “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklamaya imza attıkları gerekçesiyle yargılanan TTB 2016-2018 Merkez Konseyi üyelerine Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinden ceza geldi. 1 Eylül 2016 tarihli “Bu Topraklarda Eşitlik ve Barış İçinde Yaşamamız Çok Mümkün” başlıklı açıklamayı da karara dâhil eden mahkeme, her iki açıklama dolayısıyla dönemin 11 Merkez Konseyi üyesine “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan 2’şer kez 10 ay hapis cezası verilmesine karar verdi.

    Mahkeme, Dr. Hande Arpat’a 2016 yılındaki bazı sosyal medya paylaşımlarında “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle ayrıca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verdi. Dr. Şeyhmus Gökalp ise “terör örgütü propagandası” suçundan beraat etti.

    Karar ardından, çıkışta açıklama yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, “Biz hekimliğin evrensel etik ilkeleri doğrultusunda hareket ettik. Savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu söyledik” diye konuştu. Bundan önceki duruşmalarda da mahkeme heyetine bunun bir suç olmadığını söylediklerini belirten Adıyaman, karara itiraz edeceklerini de bildirdi. Adıyaman, “Mahkemeden ceza çıktı biz bunu kabul etmiyoruz. Bunu iptal ettirmek için elimizden geleni yapacağız. Sonuna kadar mücadele edeceğiz. TTB savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu söylemekten hiçbir zaman vazgeçmeyecektir” diye konuştu.

    PİRHA / ANKARA

     

  • Emekçiler İstanbul’da 1 Mayıs’ı kutladı: Birlikte kazanacağız-VİDEO

    Emekçiler İstanbul’da 1 Mayıs’ı kutladı: Birlikte kazanacağız-VİDEO

    PİRHA-1 Mayıs kutlamaları için İstanbul Bakırköy Halk Pazarı’nda bir araya gelen emekçiler “Birlikte kazanacağız” dediler.

    1 Mayıs Uluslararası Emek Dayanışma ve Mücadele Günü’nde emekçiler meydanları doldurdu. İstanbul 1 Mayıs’ı bu yıl da Bakırköy’de bulunan Halk Pazarı’nda kutlandı. Emekçiler, eşitsizliğe, emek sömürüsüne, adaletsizliğe karşı taleplerini alanlardan haykırdı. Bu yılki katılım oranı diğer yıllara oranla daha fazla olduğu için alan emekçilere dar geldi. Sık sık bu alanın 1 Mayıs kutlamaları için dar olduğu ve Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına açılması gerektiği vurgulandı.

    “Gazze’den değil Gebze’den geliyoruz anneler direnişte”, “Tecrit son bulsun ölümler olmasın” pankartları açılarak açlık grevlerine dikkat çekildi. “Leyla Güven onurumuzdur”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Jin jiyan azadi”, “Her yer Taksim her yer direniş” sloganları atıldı.

    İlk olarak grup Vardiya sahneye çıkarak marşlar seslendirdi.

    “ŞEHRİMİZDE 1 MAYIS’I HEP BİRLİKTE KUTLAYACAĞIZ”

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu katıldı. Eşiyle birlikte sahneye çıkan İmamoğlu, “Alın terinizin, emeğinizin bayramı kutlu olsun. 1 Mayıs’ın tadını almış bir kardeşinizim. İnşallah şehrimizde 1 Mayıs’ı mutlu bir şekilde hep birlikte bir arada olduğumuz günlerde kutlamak üzere. Emeğinizin karşılığını aldığınız günlerde birlikte olmak üzere. 1 Mayıs kutlamalarına giderken hayatın kaybeden işçi kardeşlerimize de Allahtan rahmet diliyorum. Bayramınız kutlu olsun” diye konuştu.

    HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli de 1 Mayıs kutlamalarına katıldı.

    Emek ve demokrasi mücadelesinde hayatını kaybedenler için 1 dakikalık saygı duruşunda duruldu.

    DİSK korosu sahneye çıkarak marşlar seslendirdi.

    İstanbul 1 Mayıs Tertip Komitesi’nde yer alan kurum temsilcileri hep bir ağızdan Enternasyonal marşını seslendirdi.

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu konuşma yaptı.

    “1 MAYIS RUHUYLA SÖZ VERELİM”

    Konuşmasına Nazım Hikmet’in ‘Memleket isterim’ şiiriyle başlayan Çerkezoğlu, şunları kaydetti:

    Taksim Meydanı’nı işçilere kaptanın saltanatı elbet yıkılacak. İşçilerin iradesini yok sayanlar kağıt gibi kül olup gidecek. Demokrasi mücadelesini büyüterek Taksim Meydanı’nı yeniden kazanıp işçilere açacağız. Bizler bu meydanda ve bütün 1 Mayıs meydanlarında birbirimize 1 Mayıs ruhuyla söz verelim. Bir kişinin ağzından çıkanlara karşı demokrasiyi kazanacak mıyız?

    Bir avuç patronun bekasını savunan bu düzene son verecek miyiz?

    Herkesin düzenli bir işi olsun. Kriz bahanesiyle işten çıkarmalar yasaklanmalı, KHK’larla işlerinden edilenler işlerine iade edilmeli. Çalışma hakkımız için güvenceli bir iş için ayağa kalkacak mıyız?

    Kıdem tazminatımıza birikmiş emeğimize, çocuklarımızın geleceğine uzanan elleri kıracak mıyız?

    1 Mayıs sözleşmesi budur. Ücretler enflasyona karşı korunmalı, taşeron işçiler kadroya alınmalı, ayrımcılık bitmelidir. EYT’lilerin mağduriyeti ortadan kaldırılmalı, emeklilik temel bir yurttaşlık hakkı olmalıdır vergi adaletsizliğine son verilmeli, asgari ücretliden vergi alınmamalıdır.

    “MEMLEKETİN İHTİYAÇ DUYDUĞU BİRLİK BU MEYDANDAKİ BİRLİKTİR”

    Memleket isteriz demokrasi olsun, seçme seçilme ve örgütlenme hakkımız tam olsun. Hiç kimse kimliğinden dolayı ikinci sınıf yurttaş sayılmasın barış ve kardeşlik eşitlik ülkenin her yerinde var olsun. Bu baskıcı ve akıl dışı rejimin harap ettiği memleketi ve demokrasiyi omuz omuza yeniden kuracak mıyız? Memleketin ihtiyaç duyduğu birlik işte bu meydanlardaki birliktir.

    Birliğin sonucu 31 Mart’ta gördük. Bütün baskılara rağmen halkın iradesi rantçı tek adam politikalarına hayır dedi. Bu iradeyi halkın iradesini yok saymaya yönelik girişimlere sessiz kalmayacağız boyun eğmeyeceğiz. Halkı bölmeye kutuplaştıramaya çalışanlara inat bu ülkenin güvencesi biziz. Bütün ezilenlerin ve emekçilerin birliği bu ülkenin aydınlık geleceğinin teminatıdır. Aydınlık geleceğimizin teminatı 1 Mayıs meydanlarıdır.

    “BU MEMLEKET BİZİM”

    Bu memleket emeğiyle her gün hayatı yeniden yaratan işçi ve emekçilerindir. Bu memleket emperyalizme karşı Amerikan 6. Filosunu denize döken devrimci gençlerin yolundan yürüyenlerindir. Bu memleket beton lobisinin değil doğasına deresine ağacına sahip çıkmak için dağ başında nöbet tutan Havva analarındır. ‘Çocuklar ölmesin’ dediği için küçük çocuğuyla hapsi giden Ayşe öğretmenlerindir. Bu memleket ana muhalefet partisi liderine linç kuranların değildir. Bu memleket sandık başında gece gündüz bekleyerek halkın iradesine sahip çıkanlarındır. Faşizme karşı direnmeyi becerenlerindir. Eşitlik isteyen kadınların, gelecek isteyen gençlerindir. En çok da gelecek güzel günleri hak eden çocuklarımızındır.

    EMEĞİN TÜRKİYE’Sİ

    Bugün daha fazlasını yapma sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Bu ülkede emeğimizi yok sayanlara, ülkeyi baskıcı otoriter bir rejimle yönetmeye çalışanlara karşı eşitlik adalet barış ve kardeşlik için mücadele etmeye ve hep birlikte emeğin Türkiye’sini kurmaya söz veriyor muyuz?

    Bugün işçi sınıfının kitabın ortasından konuşacağı gün. Orada yazan sözün gerçekliğini hayatımızda her gün görüyoruz. O kitabın ortasında  ‘Ya sosyalizm ya barbarlık’ yazıyor. Hasret duyduğumuz memleketin resmini çizmek için 1 Mayıs meydanlarına akanlara selam olsun.”

    AYSUN GEZEN: İHRAÇLARA KARŞI MUTLAKA KAZANACAĞIZ, GERİ DÖNECEĞİZ

    KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen : “Sömürüden, yoksulluktan başka bir şey getirmeyen bu düzene itirazı olan emekçiler merhaba. Ülkemiz adım adım içine itildiği ekonomik, siyasal, toplumsal bunalım gittikçe derinleşiyor. Hayatımızın her hücresine nüfus eden bir ekonomik kriz ile karşı karşıyayız. Ülkemizi her alanda dışa bağımlı hale getiren, emek sömürüsü nü derinleştiren, güvencesizleşmeyi, özelleştirmeleri dayatan neoliberal politikalarda ısrar kapitalizmin küresel krizini çok daha ağır hissetmeniz neden oluyor. İş yükümüzü artıran, iş barışını bozan performans sistemini kuralsız esnek çalışmayı tüm kamuya yaydılar. 130 binden fazla kamu Emekçisini sorgusuz, sualsiz, hiçbir hukuki delil olmaksızın işinden, ekmeğinden ettiler. Çalışma hakkını, seyahat özgürlüğünü, eğitim hakkını gasp ettiler. Seçme ve seçilme hakkına el uzattılar. 31 Mart seçimleri bizlere gösterdi ki birlikte olursak kutuplaştırmaya, bizi birbirimizi düşmanı yapmaya dayalı AKP-MHP ittifakını, siyaset tarzını yenebiliriz. Halkın iradesine saygı duymayanlara, seçimlere el koymaya çalışanlara halkı ilgilendiren her kararın öznesi olmak istiyoruz. Söz, yetki, karar iktidar halkın olsun. İş güvencemiz dokundurtmayacağız. Kıdem tazminatını fona devredilecek ortadan kaldırılmasına izin vermeyeceğiz. İhraçlara karşı mutlaka kazanacağız, geri döneceğiz.”

    EMİN KORAMAZ: BUGÜN MİLYONLARINA MİLYONLAR KATANLARIN GÜNÜ DEĞİL

    Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği Başkanı Emin Koramaz şunları belirtti:

    “Bugün bizim günümüz. Emeğiyle geçinenlerin, üretenlerin, alın teriyle yaşayanların günü. Bugün kamu kaynaklarıyla beslenenlerin değil, milyonlarına milyonlar katanların günü değil. Bugün insanlık dışı koşullarda çalışmak zorunda kalan, evine bir kilo patates götürmek için tanzim satış kuyruklarında bekleyen milyonların günü. Çırağan saraylarında düğünler yapan medya patronlarının değil halka doğru haber yaptıkları için cezaevine gönderilen gazetecilerin günü. Bugün 1977 senesinde enperyalizm ve kontrgerilla tarafından katledilen 77 yoldaşımızın günü. Bugün insanın inşana kulluğunu yok edebilmek için canlarını işkence tezgahlarında veren devrimcilerin, yurtseverlerin sosyalistlerin günü. Bu ülkenin mühendisleri olarak bizler de sizinleyiz, yan yanayız.

    Bir rant ekonomisi ürettiler ki o ekonominin yıkılmayacağını sanıyorlardı yanıldılar. Varlık fonu diye suyu hiç bitmeyecek bir değirmen icat ettiklerini sanıyorlardı, yanıldılar.

    Savaş yanlışı yayılmacı politikayla Emevi camiinde namaz kılacaklarını sanıyorlardı yanıldılar. İlelebet sürecek bir saltanat kuracaklarını sanıyorlardı yanıldılar. Bütün bu yanılgıları toplumsal ekonomik ve siyasi alanda hiç karşılayamayacakları bir krizle karşılaştılar.”

    SİNAN ADIYAMAN: SAĞLIKLI TOPLUM OLMANIN ÖN KOŞULU ÖRGÜTLÜ OLMAKTIR

    TTB Genel Başkanı Sinan Adıyaman ise “Sağlıklı toplumun ön koşulu örgütlü toplum olmaktır. Örgütlenmeyen haklarını örgütlü ve kararlı biçimlerde savunamayan, emeğini bir güç haline getirmeyen toplumların sağlığından söz etmek mümkün değil. Her hakkımız da olduğu gibi sağlık hakkını talep ederken de müşteri olmadığımızı sağlık hakkına eşit, nitelikli ve ücretsiz olarak ulaşabilme hakkına sahip olduğumuzu bilmemiz gerekiyor. Sağlığın, reçete alabildiğimiz sağlık kurumlarına gitmek anlamına gelmediğini hastalanmamızı engelleyecek, bizleri bedenen ve ruhen koruyacak koşullara herkesin sahip olması gerektiğini söylemeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    Tüm kurumlar adına ortak metin hem Kürtçe hem Türkçe okundu. Okunan ortak metinde “Birlikte kazanacağız” vurgusu yapıldı. Türkçe metni işçi Hasan Oğuz okudu.

    “KIDEM TAZMİNATI HAKKIMIZI GASP ETTİRMEYECEĞİZ”

    İş cinayetlerini olağanlaştıran ve işçinin kıdem tazminatına göz dikenlere karşı omuz omuza yürüyen işçilerin kazanacağını belirten Oğuz, “Kriz bahanesiyle toplu işten çıkartmalara karşı güvenceli iş, sendikalılaşma önündeki engellerin kaldırılması, açlık sınırı altında çalışmak istemeyip enflasyon oranında zam yapılmasını talep eden işçiler olarak 1 Mayıs alanında haykırıyoruz… Kıdem tazminatı hakkımızı gasp ettirmeyeceğiz” dedi.

    “OY KULLANDIK VE SİZ KAYBETTİNİZ”

    Güvenceli iş istediklerini dile getiren Oğuz ekonomik krizin faturasını sermayenin ve sarayın ödemesi geretiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tüm hukuk tanımazlığıyla, bir gecede çıkarttıkları KHK’larla binlerce emekçiyi açlığa mahkum eden ve tüm arsızlığıyla ‘ağaç kökü yesinler’ diyen kumpasçılar, gasp ettikleri mazbatalarla halkın iradesini çalan hırsızlara karşı,  ‘oy kullanamazlar’ dedikleri KHK’lılar,  1 Mayıs meydanlarında ‘oy kullandık ve siz kaybettiniz’ diye haykırıyor…

    “TEKELCİ MEDYANIN SANSÜRÜNE RAĞMEN 1 MAYIS ALANINDAYIZ”

    Muhalif  gazetecileri, akademisyenleri, siyasetçileri hapishanelere doldurup, duyma görme bilme hakkımızı elimizden alanlara karşı, sokak afişlerimizle, bildirilerimizle buluştuk..  Tekelci medyanın sansürüne rağmen burada 1 Mayıs alanındayız.”

    “TECRİTTE ISRAR EDEN AKP ÖLÜMLERİN SORUMLUSUDUR”

    Tecrite karşı cezaevlerinde ve dışarıda devam eden açlık grevlerini ve açlık grevcilerinin seslerini duyurmak için alanlarda olduklarını kaydeden Oğuz, “Hapishanelerde tecrite karşı açlık grevleriyle seslerini duyurmaya çalışan binlerce tutsağı görünmez duyulmaz kılanlara karşı 1 Mayıs alanından sesleniyoruz. Tecritte ısrar eden AKP iktidarı açlık grevleri sonuçlarının ve ölümlerin sorumlusu olarak tarihe geçecektir.” dedi.

    Kadınların mücadelesini ve taleplerini de haykıran Oğuz, “Siyasal İktidarın kollayarak büyüttüğü erkek şiddetine, cinsel tacize, tecavüze karşı, krizin bedelini evde ayrı işte ayrı ödetenlere, kadınların nasıl yaşamaları gerektiğini salık verenlere, Galatasaray Meydanı’nda çocuklarının akıbetini soran annelere, açlık grevindeki çocukları için kaygıyla bekleyen annelere saldıran erkek egemen iktidara karşı, itaat etmeyen, kadınlar, barış anneleri, Cumartesi Anneleri. 1 Mayıs alanında ‘bedenimiz kimliğimiz emeğimiz bizimdir’ diye haykırıyor” diye ifade etti.

    Her geçen gün muhaliflere yönelik artan nefret söylemlerine değinen Oğuz, “CHP lideri Kılıçdaroğlu’na kadar uzanan bu ırkçı faşist zorbalığa, devlet şiddetine karşı, Türk, Kürt, Arap, Laz, Alevi, Sünni kadın erkek LGBTİ+ olarak tüm farklılıklarımızla yan yana 1 Mayıs alanlarındayız….. Eşit yurttaşlık onurlu barış ve özgürlük diye haykırıyoruz” diye belirtti.

    “1 MAYIS ALANINDA UMUDU BÜYÜTÜYORUZ”

    Savaşa karşı barışı savunduklarını söyleyen Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizler; savaşlara, sınır ötesi operasyonlara, hayatların yerinden edilmesine karşı barışta ısrar edenleriz. Biz işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, yoksullar, ezilenlerin, “bir merminin fiyatından haberimiz yok ve öğrenmek de istemiyoruz”!  Biz, savaş ve çatışma politikalarıyla, ülkenin bugünü ve geleceğine dair umutsuzluk, çaresizlik ve inançsızlığa sürükleyenlere karşı buradayız. 1 Mayıs alanında umudu büyütüyor ve haykırıyoruz.

    Ortadoğu’da yaşanan emperyalist paylaşım savaşları sonrası ülkemizde yaşamak zorunda kalan mültecilerin ve bölgede yaşanan baskı ve zulüm politikalarından dolayı metropollere gelmek zorunda kalan yoksul Kürt emekçilerinin maruz kaldığı ırkçılık, yoğunlaşan emek sömürüsü, güvencesiz ve ucuz iş gücü olarak kullanılmalarına karşı, ‘Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği’ diyenler 1 Mayıs alanındayız.”

    “BETONA KARŞI TOPRAĞI SAVUNUYORUZ”

    Yaşam alanlarının her geçen gün talan edilmesine karşı yaşamı savunduklarını belirten Oğuz, “Toprağımızı ve sularımızı ranta heba edenlere,  toprakla beraber yaşamı betona gömenlere karşı, Ayder yaylalarından, Amed surlarından, Munzur gözelerinden, kuzey ormanlarından esen rüzgarla buluştuk, 1 Mayıs alanına geldik! ‘Beton değil, toprak rezidans değil ağaç’ diye haykırıyoruz” dedi.

    “AKP’NİN KARANLIĞINA KARŞI LAİK BİLİMSEL EĞİTİM”

    AKP’nin kindar ve dindar nesil yetiştirmek adına eğitimin tüm alanlarını cemaatlere ve yandaş vakıflara açtığını ve her geçen yıl değiştirilen sınav sistemine, eğitimdeki özelleşmeye karşı çocukların geleceğini savunduklarını vurgulayan Oğuz, geleceği karanlığa atan AKP iktidarına karşı laik, bilimsel, demokratik, parasız ve anadilde eğitim diyen eğitimciler olarak 1 Mayıs alanlarında olduklarını haykırdı.

    Sağlıktaki ranta karşı mücadele eden ve ‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur’ diyen sağlık emekçileri oalrak da 1 Mayıs alanlarında olduklarını ifade eden Oğuz, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “SİYASAL İKTİDAR İSTİSMARIN ORTAĞI”

    “’1 kereden ne olmuş ki’ ,‘1 kere olmuş münferit’, ‘rızası var’, ‘çocuklarına sahip çıkamamışlar’ gibi, saldırganı değil çocukları ve ailelerini suçlayan ifadelerle istismarı meşrulaştırarak son yıllarda hızla artan, çocuklara yönelik şiddet taciz ve istismarın ortağı olan siyasal iktidara karşı ‘güzel günler göreceğiz çocuklar’ diyebilmek için 1 Mayıs meydanlarındayız.

    Hukuk tanımayan gerekçelerle 1 Mayıs Meydanı olan taksim meydanını halka kapatanlara hep beraber sesleniyoruz; ‘Her yer Taksim her yer direniş’”

    Sanatçı Sadık Gürbüz, Bulutsuzluk Özlemi ve Nurcan Değirmenci sahneye çıkarak ezgilerini paylaştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Nitelikli pek çok doktor ülkeyi terk ediyor’-VİDEO

    ‘Nitelikli pek çok doktor ülkeyi terk ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Sağlık çalışanları, 14 Mart Tıp Haftası’nda mevcut sorunlarına dikkat çekti. Sağlık emekçilerine yönelik günden güne artan şiddet olayları başta olmak üzere; özlük hakkı, performans uygulaması ve emekli hekim maaşları sıralanan belli başlı sorunlar arasında yer aldı.   

    Sağlık çalışanları, bir 14 Mart haftasını daha sorunlarla karşıladı. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasına SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara ve Tüm-Rad Der adına Ali İpekli de katıldı.

    “ŞEHİR HASTANELERİ ÇALIŞANLARI YALNIZLAŞTIRIYOR”

    Ortak basın metnini okuyan TTB Merkez Konseyi Üyesi Prof. Dr. Sinan Adıyaman, sağlık alanında derinleşen problemlerin olduğuna dikkat çekerek, çalışanların sık sık darp edilip, mobbinge maruz kaldığına vurgu yaptı.

    Adıyaman, çalışanların sorunlarını çözecek gerçekçi adımların atılması gerektiğini belirterek, “Sağlıkta dönüşüm programıyla birlikte katmerlenen sorunlarımız cumhurbaşkanlığı sistemiyle birlikte çözüm mekanizmalarını kaybettiğimiz bir sürece girdi. Şehir hastanelerinin açılmaya başlaması yeni sorunları beraberinde getirdi; her birimiz nerede, nasıl, geleceğimizin ne olacağını bilemeden çalışmaktayız. Şehir hastanesinin devasa büyüklüğü içinde sürekli gözaltında tutulduğumuz alanları, bitmeyen koridorları çalışırken her birimizi birbirinden uzaklaştırıyor, yalnızlaştırıyor” dedi.

    “NİTELİKLİ DOKTORLAR ÜLKEYİ TERK EDİYOR” 

    Sinan Adıyaman’ın dikkat çektiği bir diğer başlık ise ülkeyi terk eden bilim insanlarının sayısındaki artış oldu. “Nitelikli pek çok meslektaşımızın Türkiye dışına göçüne tanık olmaktayız” diyen Adıyaman şöyle devam etti:

    “Olağanüstü hal döneminde yüz binden fazla kamu emekçisinin ihraç edilmesine neden olan düzenlemeler, üç yıl daha yürürlükte kalarak iş güvencemizi ortadan kaldırmaktadır. Sağlık alanında yönetim kadrosu dışında gerekmeyen güvenlik soruşturmaları ise kurum değiştirirken iş güvencesini ortadan kaldırırken işsiz pek çok meslektaşımızın kamuda istihdamını engellemektedir. Türkiye dışına beyin göçünü engellemek üzere getirilmiş mecburi hizmet uygulamalarının şimdi kendilerinin beyin göçüne neden olması kabul edilemez. Bu düzenlemeler derhal kaldırılmalı, haklarında yargılanma ile kesinleşmiş suç bulunmamış kamudan ihraç edilen sağlık çalışanları işlerine dönmelidir.”

    “SAĞLIK HİZMETİNİ ALINIP SATILAN MALA DÖNÜŞTÜRDÜLER”

    Sağlık meslek örgütleri, çalışanların aldıkları ücret miktarını da gündeme getirdi. “Tek taraflı belirlenen ücret politikaları maaşlarımızın giderek erimesine yol açmıştır” vurgusu yapılan metinin devamında şunlar söylendi:

    “Ekonomik krizin etkisiyle giderek artan enflasyonun çok altında yapılan zamlar maaşlarımızı küçültmüştür. Maaşlarımızın daha büyük bir bölümünü oluşturan performansa dayalı ek ödemeler ise krizden ve şehir hastaneleri sürecinden etkilenen en düzensiz ödeme kalemini oluşturmaktadır. Sağlık hizmetini metalaştırarak alınıp satılan bir mala dönüştüren döner sermaye uygulamaları ve tamamlayıcısı olan performansa dayalı ödeme sistemi, sağlık hizmetinin bir ekip tarafından üretildiğini görmemektedir. Performans ödemesinin aylık gelirin önemli bir kısmını oluşturması ve ancak tam ay çalışıldığında ödenmesi,  kesintilerin anlamsız biçimde çalışılmayan günler üzerinden değil üç günün üzerindeki izin ve istirahat kullanımlarında tamamen kesilmesi hakkımız olan izinleri kullanmamızı ve hasta olduğumuzda gerekli şekilde istirahat etmemizi engellemektedir. Bunlar ve daha bir çok sebeple sağlık alanında döner sermaye ve performans sistemi kaldırılmalıdır. Eğer döner sermaye olacaksa performansa dayalı ek ödeme toplam ücretin yüzde 20’sinden fazla olmamalıdır. Göstergeler yeniden üniversite mezunu çalışanların hepsi için 3600 den başlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Emekliliğe yansıyacak, güvenceli, görev tanımına, liyakat ve kariyere uygun bir ücretlendirme politikası izlenmelidir.”

    “ON BİNDEN FAZLA SAĞLIK ÇALIŞANI ŞİDDETE UĞRADI”

    TTB Başkanı Adıyaman’ın vurguladığı bir diğer konu ise; sağlık çalışanlarına yönelik şiddet başlığı oldu. “İş yerlerimizin bu kadar güvensiz olmasını kabul etmiyoruz” diyen Adıyaman’ın ilgili açıklaması şöyle:

    “Bilimsel tıbbın temel “hastalık yok hasta vardır“ yaklaşımı teşhis tedavi paketleriyle ortadan kaldırılmıştır. Mesleki bağımsızlığımızı ortadan kaldıran bu yaklaşım ne yazık ki hastalarımızın sorunlarının tam çözülememesine yol açarak hastaların fiziksel, ruhsal, sosyal iyilik haline ulaşmalarını engellemektedir. Bu durumun yarattığı en önemli sorun şiddettir. Her yıl on binden fazla sağlık çalışanı sözel ya da fiziksel şiddete uğramaktadır. Şiddet öldürücü boyutlara ulaşmış; pek çok sağlık çalışanı öldürülmüş ve yaralanmıştır. Çoğumuzun hasta ve yakını ile yüz yüze çalıştığı iş yerlerimizin bu kadar güvensiz olmasını kabul etmiyoruz. Bu nedenle TTB tarafından meclise sunulan sağlıkta şiddeti önleme yasası gecikmeksizin çıkarılmalıdır.”

    PİRHA / ANKARA

  • Tutuklu bulunan Prof. Hamzaoğlu için okuma tiyatrosu düzenlendi-VİDEO

    Tutuklu bulunan Prof. Hamzaoğlu için okuma tiyatrosu düzenlendi-VİDEO

    PİRHA – Türk Tabipler Birliği ve Ankara Tabip Odası, Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun özgürlüğüne kavuşması için Ankara Sanat Tiyatrosu’nda okuma tiyatrosu düzenledi. Etkinliğe HDP, HDK, EMEP, emek ve meslek örgütleri, inanç kurum temsilcileri, KHK ile üniversitelerden ihraç edilen akademisyenler ve kamu çalışanları katıldı.

    Tutuklu bulunan TTB Toplum ve Hekim Dergisi Editörü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu için Ankara Sanat Tiyatrosu’nda okuma tiyatrosu düzenlendi. Birçok kurum temsilcisinin katılım gösterdiği etkinlikte konuşmalar yapıldıktan sonra tiyatro gösterimi gerçekleşti.

    Tiyatro gösteriminden önce konuşma yapan TTB 2. Başkanı Sinan Adıyaman, “Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu özgürlüğüne bir an önce kavuşmalıdır. Demokratik ülkelerde halk isteklerini yönetimlere sadece dilekçelere yazarak iletmez, aynı zamanda yola çıkıp sloganlarla pankartlarla yürüyerek Gezi’de görüldüğü gibi, ileti kurmak ya da kitlesel olarak eylem yaparak dile getirirler” ifadelerini kullandı.

    “HAMZAOĞLU, BARIŞ DÜŞÜNCELERİ NEDENİYLE TUTUKLANMIŞTIR”

    “Özellikle baskılara direnen kitle kurum ve kuruluşları azalmışsa en azından var olan politikalara yönelik eleştirel tutum takınmak, ona itiraz etmek, aksaklıklar konusunda düşünce açıklamak, için sokağa çıkanın kafası gözü yarılmaktaysa başka eylem planları ön plana çıkar” diye konuşan Adıyaman, şöyle devam etti:

    “İşte genelde sanat, özelde tiyatro bu konuda yararlanılmış olan çok değerli bir araç olagelmiştir.
    1 Eylül 2016 başlayan artarak devam eden süreçte emek, barış ve demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren 517 akademisyen ve sayısız kamu emekçisi KHK ile kamu alanından ihraç edilmiş, işten çıkarılmış istifaya ya da emekliye zorlanmıştır.

    İşte son derece evrensel olan bu mücadele alanının suç sayıldığı ülkemizde İstanbul Tabip Odası, İnsan hakları düşünce özgürlüğü ve akademik özerkliğin güvence altına alınması isteklerini duyurmak için tiyatroya sığınmıştı.

    Görevlerinden uzaklaştırılmış akademisyenler ve İstanbul Tabip odası Haldun Taner’in Dostoyevski’nin bir öyküsünden esinlenerek yazmış olduğu timsah oyununu sahneleyerek bu tutumu İstanbul’da İzmir’de ve Eskişehir’de gerçekleştirmişti. Ancak bunca yazılana ve çizilene rağmen hata düzeltilmemiş, sürdürülmüştür. Yayınlarıyla yetiştirdiği öğretim üyesi ve öğrencileriyle Kocaeli’nde yapmış olduğu çalışma ve araştırmalarla bilime çok önemli  katkılarda bulunmuş ve Dil Ovasındaki çevre felaketini gün ışığına çıkarmış olan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu barışı yeğleyen açıklamayı imzaladığı için üniversitesinden uzaklaştırılmış, yine barışa ait açıkladığı düşünceleri nedeniyle 9 Şubat 2018’de gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.”

    “HAMZAOĞLU’NUN YERİ HAPİSHANE DEĞİL ÜNİVERSİTE KÜRSÜSÜ”

    Adıyaman, “Yaklaşık 6 aydır tutuklu olan Hamzaoğlu’nun ilk duruşması 19 Temmuz günü Ankara adliyesinde gerçekleştirilecektir. TTB aktvisti TTB yayın organı olan Toplum ve Eğitim dergisinin editörü barış akademisyeni Dil Ovası araştırmasında olduğu gibi sanayinin insan sağlığı üzerine araştırmalarıyla çok yönlü toplumsal mücadele içinde yer alan Hamzaoğlu’nun yeri hapishane değil, üniversitedeki kürsüsü meslek örgütü olduğuna inanmaktayız” dedi ve Hamzaoğlu adlı oyun hakkında şunları söyledi:

    “Bu yılın Haziran ayında barış akademisyenleri Hamzaoğlu’nun tutukluluğunun sona ereceği olan bu yanlışlığın sürdürülmesi konusundaki eleştirilerini Hamzaoğlu’nu konu edinen bir okuma tiyatrosu ile açıklamıştı.

    Hamzaoğlu hocamızın ve üniversitelerden kamu kuruluşlarına OHAL’in olduğu zamanda çeşitli kararnamelerle uzaklaştırılmış olan aralarında meslektaşlarımızın bulunduğu çok sayıda aydının haklarının iade edilmesini istiyoruz.

    Bu yıl Ankara’da ilk kez sergilenecek olan Hamzaoğlu oyunu bu haklı dileğimizin tiyatro sanatının gücü ile uygulanmasından ibarettir. Bu oyun için bize danışmanlık yapan sayın Genco Erkal’a yöneticiliğini üstlenmiş olan değerli tiyatro sanatçısı Gülsüm Soydan’a ve Ankara Sanat Tiyatrosu’nu bu önemli eyleme tahsis edenlere minnettarlığımızı sunuyoruz.”

    HAMZAOĞLU’NDAN MEKTUP

    Adıyaman’ın konuşmasının ardından oyun sahnelendi. Sonrasında Hamzaoğlu’nun cezaevinden gönderdiği mektubu okundu. Hamzaoğlu’nun yazdığı mektup şöyle:

    “Dostlarım hoş geldiniz. Ne kadar iyi ettiniz de geldiniz. Düşmana inat kıvanç verdiniz. Hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. Hapiste öğrendim değerin değersizleştirildiğini, insanlığın olan her şeyin paraya çevrilmesi için her türden tehdide rağmen birlikte olma kararlılığınızla yarattığınız bu güzelim gecede beni yine aranıza aldınız, yakınıma kadar geldiniz teşekkür ederim.

    Mesele doğaya, insanlığa, barışa, demokrasiye, adalete, emeğe ve bilime saygı duymak ise eğer anahtarı burada bu salonda, bu sahnede.

    Bu anahtarı ne kadar çoğaltıp ve yaygınlaştırabilir isek insanlığın tarihsel olarak yarattığı devrimin değer olduğu eşitlikçi bir dünyada farklı farklı kimliklerimizin bir arada eşitlikçi ve barış içinde yaşayabilme olasılığımız o kadar fazla olur. Anahtarlardan bir tanesi ise tiyatro kılığına girmiş, daha niceleri var kuşkusuz. Onları da var etmek için zaman kaybetmeyelim. Ve onlarla sokağa, meydanlara, üniversitelere, evlere tek tek insanlara gidelim. Gidelim kaynaşalım, onlar da bizim, biz de onların varlığından haberdar olalım. Daha da çoğalalım.

    Ankara Sanat Tiyatrosu’nun Türk tiyatro tarihinde varoluşu, salonu ve sahnesinden beni aydınlattınız. Hepinize aklımla, yüreğimle, teşekkür ederim. Var olun diyorum.”

    Sonrasında ise salondakilerden Onur hocaya selam, bu değerleri paylaşan sizlere selam. Bu karanlığı yeneceğinize olan inançla yoldaşlar çok yaşayın” denildi.

    Hamzaoğlu’nun mektubu katılımcılar tarafından alkış ve zılgıtlarla selamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • TTB ve ATO, Prof. Dr. Hamzaoğlu’nun duruşmasına katılım çağrısı yaptı-VİDEO

    TTB ve ATO, Prof. Dr. Hamzaoğlu’nun duruşmasına katılım çağrısı yaptı-VİDEO

    PİRHA – Tutuklu bulunan TTB Toplum ve Hekim Dergisi Editörü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu için Ankara Tabip Odası’nda basın toplantısı düzenlendi. Açıklamada, “Barış talebi hekimler için vazgeçilmez bir sorumluluk ve tutkudur, bu tutku cezalandırılamaz” denilerek Hamzaoğlu’nun 19 Temmuz Perşembe günü görülecek olan duruşmasına katılım çağrısı yapıldı.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) Toplum ve Hekim Dergisi Editörü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun Perşembe günü Ankara Adliyesi 11’inci Ağır Ceza Mahkeme Salonu’nda gerçekleştirilecek davası öncesinde basın toplantısı düzenlendi. Açıklamaya TTB Konsey üyeleri Dr. Selma Güngör, Dr. Bülent Nazım Yılmaz, Dr. Taner Gören ve ATO Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut katıldı.

    Açıklamayı okuyan TTB Merkez Konseyi 2. Başkanı Sinan Adıyaman, “Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu yaşamını insanlığa adamış bir bilim insanıdır. Uzun yıllarını verdiği üniversitede birçok antidemokratik uygulamalara, bilimsellikten giderek uzaklaşan üniversite ortamına, gerici eğitim anlayışına, halkın sağlığının önemsenmediği sağlık politikalarına karşı sadece mücadele etmemiş aynı zamanda demokratik özgür, halkçı, laik üniversite anlayışının temsilcilerinden olmuştur” dedi.

    “HAMZAOĞLU, HALKIN HEKİMİ OLMANIN GEREĞİNİ UNUTMAMIŞTIR”

    “Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu için bir hekim olarak halkın sağlığını tehdit eden her şey mücadele edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunudur. Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, “Dilovası Raporu” olarak bilinen çalışmasında bebeklerin sağlığını daha anne karnındayken tehdit eden etmenlerle dünyaya gözlerini açtıklarını göstermiştir ve önemli bir çevre sorununu bilimsel bir çalışmayla görünür hale getirmiştir” diye konuşan Adıyaman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hepimiz biliyoruz bu çalışmasında ötürü çok zorluklar çekmiş ve baskılara uğramıştır. Ancak halkın hekimi, halkın bilim insanı olmanın gereğini bir an olsun unutmamıştır.

    Sağlıkta özelleştirmeyi de halkın sağlığını tehdit eden bir politika olarak görmüş bu nedenle mücadele etmiştir. Üniversitelerin özelleştirme politikalarını desteklediği bu süreçte Onur Hamzaoğlu özelleştirmeleri halkın sağlığına bir saldırı olarak görmüş ve mücadele etmiştir.

    Onur Hamzaoğlu bütçe dönemlerinde hiçbir milletvekilinin çalışmadığı kadar bütçelere yoğunlaşmıştır. Bütçenin yoksulların yaşamını nasıl zorlaştırdığını rakam, rakam, kelime kelime bilim dünyasıyla ve siyasetle paylaşmıştır. Çünkü hazırlanan bu dayatmacı, yoksullaştırıcı bütçeleri halkın sağlığına yapılan bir saldırı olarak görmüştür.”

    “BARIŞ TALEBİ, HEKİMLER İÇİN TUTKUDUR, BU TUTKU CEZALANDIRILAMAZ”

    Onur Hamzaoğlu’nun yaptığı çalışmalardan ve savaşa karşı izlediği tutumdan söz eden Adıyaman şunları kaydetti:

    “Onur Hamzaoğlu uzun yıllardır ülkeyi ve bölgeyi tehdit eden, on binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açan, milyonlarca insanı evinden eden savaşa karşı çıkmayı bilim insanının olmazsa olmaz sorumluğu olarak görmüş ve barışı savunmayı bir an olsun bırakmamıştır.

    Barış imzacısı olmuş, savaş anında bebeklerin, yaşlıların, gebelerin, engellilerin yaşadığı sağlık sorunlarını çok somut olarak tartışmış ve yazılarına aktarmıştır.

    Bu savaş karşıtlığı ve barış tutkusu Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu üniversiteden atılmasına sebep olduğu gibi özgürlüğünün de elinden alınmasına neden olmuştur.

    Barış talebi hekimler için vazgeçilmez bir sorumluluk ve tutkudur, bu tutku cezalandırılamaz.”

    DURUŞMAYA ÇAĞRI

    Adıyaman son olarak duruşmaya çağrıyı şöyle yaptı:

    “TTB Merkez Konseyi ve Ankara Tabip Odası olarak halkımızı, meslek örgütlerini, sendikaları 19 Temmuz’da saat 10.00’da Ankara Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi salonuna davayı izlemeye ve barışa, özgürlüğe, Onur Hamzaoğlu’na sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Serbest bırakılan TTB’liler: Bu zamana kadar yaşamdan yana olduk

    Serbest bırakılan TTB’liler: Bu zamana kadar yaşamdan yana olduk

    PİRHA- 3 gündür gözaltında bulunan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinden Sinan Adıyaman, Şeyhmus Gökalp ve Ayfer Horasan ifadelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Serbest bırakıldıktan sonra açıklama yapan Şeyhmus Gökalp, “Açıklamamızın açıklamasını sordular. Açıklamamızı açıkladık” dedi.

    Afrin harekatına ilişkin ‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur’ açıklamasının ardından gözaltına alınan TTB Başkanı Raşit Tükel ve Merkez Konsey üyelerinden 9’unun ifadeleri alındı.

    TTB Avukatı Mustafa Güler, “2 yöneticimiz ifade vermek için bekletiliyor. Konsey üyelerinin ifadelerinin gün içerisinde tamamlanmasını bekliyoruz. Bugün savcılığa sevk edilmelerinin önünde hiç bir engel yok” dedi.

    Bu gelişmenin ardından savcılığa ilk getirilen isimler ise Sinan Adıyaman, Ayfer Horasan ve Şeyhmus Gökalp oldu. 3 isim de ifadelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Üç ismin Ankara Adliyesi’nden çıkışına birçok sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve milletvekilleri eşlik etti. Alkışlar eşliğinde çıkan yöneticiler adliye önünde anı fotoğrafı çektirdi. Gözaltına alınan TTB Başkanı Raşit Tükel’in de aralarında bulunduğu 8 kişinin pazartesi günü savcılığa sevk edileceği öğrenildi.

    ‘SAVAŞTAN YANA OLMAYACAĞIZ”

    Tahliye edilen TTB Merkez Konseyi üyeleri Sinan Adıyaman, Şeyhmus Gökalp ve Ayfer Horasan serbest kaldıktan sonra TTB Genel Merkezi’ne geldi. Burada sivil toplum kuruluşu temsilcileriyle buluşan üyeler kısa bir açıklama yaptı.

    Gözaltı sürecinde destek veren herkese teşekkür eden Sinan Adıyaman, “Biz hekimlik görevimizi yaptık. Bundan sonra hekimlik görevimizi yapmaya devam edeceğiz. Bu zamana kadar yaşamdan yana olduk, savaştan yana olmayacağız. 8 arkadaşımızın bir an önce yanımıza gelmelerini istiyoruz. Arkadaşlarımızın biraz da amaçlı olarak bekletildiklerini düşünüyoruz. İki öğretim üyesi arkadaşımız açığa alınmış bunu da kesinlikle protesto ediyoruz” dedi.

    “SÜRECİMİZ TAMAMLANMADAN AÇIĞA ALINDIK”

    Şeyhmus Gökalp ise ailelerine de destekleri için teşekkür ederek, “Barışçıl günlerde onlarla birlikte yaşamak istiyoruz. Sürecimiz tamamlanmadan açığa alındık. Sürecin bitmesi gerekiyordu bunu da kamuoyunun bilgisine sunuyoruz” diye konuştu. Gökalp, ifadeleri için ise “Açıklamamızın açıklamasını sordular. Açıklamamızı açıkladık” dedi.

    “BARIŞTAN, KARDEŞLİKTEN YANA OLAN TUTUMUZU SÜRDÜRECEĞİZ”

    TTB yöneticisi Ayfer Horasan da “İnsanlığın var olduğu andan itibaren olan mesleği icra ediyoruz. Hekim olduğumuz yerde barıştan kardeşlikten yana olan tutumumuzu sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    TTB YÖNETİCİLERİ ‘BİZ GELELİM’ DEMİŞ, SAVCI YANIT VERMEMİŞ

    Öte yandan haklarında başlatılan soruşturma nedeniyle TTB yönetiminin avukatları aracılığıyla savcıdan salı günü için randevu istediği, ancak aynı günün sabahında gözaltına alındıkları ortaya çıktı.

    Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, pazar günü İçişleri Bakanlığı’nın suç duyurusunda bulunması ve savcılığın pazartesi günü soruşturma başlatması üzerine TTB’nin avukatı Ziynet Özçelik, adliyeye gitti. Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın makamına çıkan avukat Özçelik, özel kalemden “Sayın Başsavcı ile TTB yönetimi olarak yarın (salı) görüşmek için randevu talep ediyoruz. Raşit Yüksel hoca ve konseydekiler ziyaret etmek istiyor. Gözaltı olmasın, çağrıldıkları takdirde ifade için geleceğiz” dedi. TTB yönetimi, salı günü için randevu beklerken sabahında gözaltı operasyonu oldu.

    İLK SUÇ DUYURUSU SAĞLIK-SEN’DEN GELMİŞ

    Cumhuriyet’te yer alan haberde ayrıca şu iddialar yer aldı:

    “Savcılığın salı günü yaptığı gözaltı işlemlerinin perde arkasına ilişkin ilginç bilgiler de gün yüzüne çıktı. Alınan bilgiye göre, TTB hakkında ilk suç duyurusunu perşembe günü Sağlık-Sen yaptı. Sendikanın dilekçesini alan ve bildiriyi de okuyan bir başsavcı vekili, ‘Bunda bir şey yok. Bizim uğraşacak başka işlerimiz var’ diyerek evrakı kenara koydu. Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları ve İçişleri Bakanlığı’nın suç duyurusu üzerine durum değişti. TTB yönetimi hakkında ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçlarından soruşturma başlatılıp, gözaltı kararları çıkarıldı.”

    TÜKEL İHRAÇ EDİLDİ

    Raşit Tükel, İstanbul Üniversitesi’ndeki görevinden de ihraç edilmişti. Tükel, rektörlük seçimini kazandığı halde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanmamıştı.

  • 3 TTB Merkez Konseyi Üyesi serbest bırakıldı

    3 TTB Merkez Konseyi Üyesi serbest bırakıldı

    TTB Merkez Konseyi üyeleri Sinan Adıyaman, Ayfer Horosan ve Şeyhmus Gökalp Ankara Adliyesi’ne sevk edildi. Hekimlere sorgularında TSK’nin Afrin operasyonu hakkında ne düşündükleri, bildiriyle ne amaçladıkları ve bildirinin TTB adresine gelen bir HDP e-postasından sonra mı yazıldığı soruldu. 3 TTB üyesi, ifadelerinin ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    TTB Merkez Konseyi tarafından yayımlanan “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması gerekçe gösterilerek, 30 Ocak’ta TTB Merkez Konseyi yöneticilerinden Sinan Adıyaman, Ayfer Horosan ve Şeyhmus Gökalp Ankara Adliyesine sevk edildi.

    3 gündür gözaltında bulunan Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyelerinden Sinan Adıyaman, Şeyhmus Gökalp ve Ayfer Horasan, ifadelerinin ardından adli kontrol şartıyla mahkemeye sevk edildi. 3 hekim, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    İFADEDE ‘AFRİN’ SORUSU

    TTB Merkez Konseyi üyelerinin ifade işlemleri, Ankara Adliyesinde tamamlandı.

    TTB yöneticilerine, TTB’nin bildiriyi ne amaçla yayımladıkları sorulduğu öğrenildi. Avukatlar, özellikle “ne ima ettiniz”, “ne kastettiniz” şeklinde soru yönetilmesini eleştirdi; bildirinin son derece açık bir dille yazıldığının altını çizdi.

    Sorguda ayrıca, TTB’nin resmî e-posta adresine gelen Halkların Demokratik Partisi (HDP) e-postasına değinilerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hedef göstermesiyle gözaltı sürecine yol açan bildirinin, e-postadan sonra mı yazılmaya karar verildiğinin sorulduğu; ‘Afrin operasyonu hakkında ne düşünüyorsun?’ sorusunun yöneltildiği ve Suruç Katliamı paylaşımının sorulduğu öğrenildi. (HABER MERKEZİ)