Etiket: sinan aygül

  • Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    Aygül: Ben de kelebek fotoğrafçılığı yapmak isterdim ama 90’lı yıllardan daha kötü durumdayız-VİDEO

    PİRHA-Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, yerelde çalışan gazetecilerin sorunlarını anlattı. Aygül, iktidarlar tarafından bölgede gazetecilere yönelik ciddi baskıların olduğunu belirterek, “1990’lı yıllardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok” dedi. Aygül ekledi: Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı!

    AKP-MHP iktidarının gazetecilere yönelik yoğun baskı ve saldırıları, adeta doksanlı yılların devamı niteliğini taşıyor. İfade ve düşünce özgürlüğüne yönelik saldırılar, gözaltı ve tutuklamaların yanı sıra gazetecilere yönelik şiddetle devam ediyor.

    Basın çalışanlarına yönelik saldırılar adeta “komplo mantığı” ile sürdürülürken gazeteciler, gizli tanık beyanları ile “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla cezaevlerinde tutulmaya devam ediliyor.

    Tüm bunların yanı sıra siyasi aktörler tarafından da gazeteciler açık şekilde hedef haline getiriliyor. Tüm muhalif gazetecilerin iktidar tarafından ‘terörist’ yakıştırmasıyla kriminalize edildiği ülkede, basın mesleğinin bugününü Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül ile konuştuk.

    “ÖLÜMDEN BETER BİR DURUM SÖZ KONUSU”

    PİRHA-Gazetecilik mesleği hiç olmadığı kadarıyla itibarsızlaştırıldı. Daha doğrusu bu iktidar süresince birçok meslek, hak etmediği yaklaşımı gördü. Ülkenin doğusundan baktığınızda basın tablosu nasıl görünüyor?

    SİNAN AYGÜL: İktidarların, gazetecilik mesleğine yönelimi her zaman şu eksende olmuştur: Gazetecilik, kamuoyu adına iktidarların yetkilerini nasıl kullandıklarını denetleme görevidir. Gazeteci, kamuoyu adına otoriteleri denetler. Denetimden kaçanlar, yolsuzluk, hırsızlık yapanlar, baskı kuranlar, hak ihlali yapanların ilk susturmaya çalıştığı yer gazeteciliktir. Ne yaptıklarının bilinmesini istemezler. Bu da şundan kaynaklanır; iktidarlar yaptıkları yanlışların bilinmesini istemezler. Son 25 yılda evet bu ülkede çok ciddi sorunlar yaşandı. Basın özgürlüğü gerçek anlamda hiçbir zaman bu ülkede mevzu bahis olmadı ama son 20 yılda çok pervasız, pespaye bir şekilde oldu ne yazık ki. Tutuklu gazeteci sayısı ile dünya ortalamasının üstüne çıktık. Her zaman ilk beşlerdeyiz. Öldürülen gazeteci sayısı belki 90’lı yıllara göre fazla değil ama ölümden beter bir durum söz konusu.

    Bu kadar ciddi baskı, ülke tarihinde görülmüş bir şey değil. Ne yazık ki bu sıkıntılı dönemin temel sebebi de iktidarların, halkla ilgili yaptığı işlerde haber verme görevini yerine getirmemesi, saklanması. Bu durum ülkenin batısında merkez medyada biraz daha belki görünür kılındığı için ön planda ama ülkenin doğusunda, taşrada bu sıkıntı çok daha fazla hissediliyor. Sadece devlet otoritesi değil, devlet dışı otoritelerin de çok ciddi baskıları var. Sonuçta kriminal düzeyi yüksek bir ülkedeyiz. Yolsuzluğun, hak ihlallerinin had safhada olduğu, hatta sıradanlaştığı bir ülkedeyiz. Hak ihlalleri ve yolsuzluk haberleri bu ülkede her zaman gazetecileri hedef haline getiriyor. Yoksa çiçek-böcek haberciliği hiçbir zaman bu ülkede sorun olmamıştır. Bu baskı zaman zaman yargı eliyle basının susturulması şeklinde olabilirken zaman zaman da canımıza kasteden, sokak ortasında öldürülmemize sebep olan yönelimlere kadar da gidebiliyor ama her halükarda çok ciddi bir baskı altındayız ne yazık ki!

    “90’LARDAN DAHA KÖTÜ BİR DURUMDAYIZ”

    -Doksanlı yıllarda Güneydoğuda gazeteci olmak ateşten gömlek giymek gibiydi. Hakikat ısrarı sürdükçe baskılar, gazeteci cinayetleri de arttı. Son 2 yılda özellikle Federe Kurdistan Bölgesi’nde gazeteci cinayetlerine şahit olduk. Bitlis ve civarında gazetecilere yönelik ne gibi saldırılar söz konusu?

    Şiddet, dönemsel olarak şekil değiştiriyor. Belki koşullar olursa 90’lı yıllardan çok daha kötü bir hale de gelebilir. Çünkü otoriteler nezdinde insan hayatının bir önemi yok. Çünkü hesap soran bir otorite yok. Yaptıkları her şey yanlarına kar kalıyor. Sokak ortasında ya da işkencede bir gazeteci öldürseler ne yazık ki hesabı sorulamıyor. Örneğin Federe Kurdistan Bölgesi’nde geçtiğimiz günlerde arkadaşlarımız şehit edildi. Ne yazık ki bu ülkede ‘Basın Şehitleri’ geleneği var. Bir yıl önce ben de sokak ortasında saldırıya uğradım ve ölümden döndüm. 90’larda işkencehanelerde gizli kapaklı olurdu ancak benim başıma gelen olay sokak ortasında, polis nezaretinde bir işkenceydi. Ölümle sonuçlanmamış olması 90’lara dönmediğimiz anlamına gelmiyor. Hatta 90’lardan daha kötü bir durumdayız. Baskı yine aynı baskı. Hiçbirimizin can güvenliği yok.

    “SON 6 YILDA TAKİP EDEBİLECEĞİMİZ BİR TOPLUMSAL OLAY DAHİ YOK”

    -Batıda, toplumsal olaylarda emniyet güçleri açık şekilde şekilde basın mensuplarına zor kullanabiliyor. Basın mensuplarının yaptığı iş, kolluk tarafından gazetecilik olarak görülmüyor. Burada durum nasıl?

    Ülkenin batısındaki toplumsal olaylarda gazeteci sayısının çok olması, oradaki atmosfer çok daha farklı kılıyor. Çünkü batıda bir toplumsal olayda gazetecinin bir şiddete maruz kalması buradaki şiddete göre çok sıradan bir durum aslında. Buralarda bir toplumsal olayın olabilmesi ihtimali zaten çok az. Son yıllarda bu tür eylemler zaten yasaklanıyor. Bir basın açıklaması, bir toplumsal olaya zaten müsaade edilmiyor. Evet bu yönde eylemler olduğunda arkadaşlarımız şiddete de maruz kalabiliyor, ekipmanları da kırılabiliyor ve basit gerekçelerle haklarında dava açılabiliyor. Ama ilginç olan şu; son 6 yılda burada takip edebileceğimiz bir toplumsal olay yok, çünkü yasaklanıyor. Basın açıklamalarının toplumsal eylemlerin tamamı kanunsuz bir şekilde yasaklanıyor.

    “ARACINIZA KEYFİ OLARAK TRAFİK CEZASI DAHİ YAZILABİLİYOR”

    -Yerelde gazetecilik faaliyetlerinin zorlukları var mı?

    Merkezden uzak bir bölgede gazetecilik yapmak evet zordur. Yaşadığınız yer muhtemelen küçük bir yerdir ve haberinizin bütün aktörleri ile gün içerisinde yüz yüze gelme ihtimaliniz çok yüksektir. Polisi, askeri, iş adamı, mafyası, suç grupları, uyuşturucu satıcısı, tefecisi ile yani haber yaptınız konunun bütün öğeleri ile yüz yüzesiniz. Bu durum haliyle psikolojik bir baskı oluşturuyor. Uzun vadede ise otosansüre yol açıyor. Bir noktadan sonra yaşam alanınız daralıyor.

    Bu sıkıntıyı özellikle ben ciddi anlamda yaşıyorum. Yolsuzluk haberini yaptığınız bir kurumun yöneticisi ya da iş adamı ile sokakta karşılaşabiliyorsunuz. Devlet otoritesinin hedefine girdiğiniz zaman zaten her şey çok sıkıntılı ve zor. Sokakta aracınıza keyfi olarak trafik cezası dahi yazılabiliyor. Buna maruz kalan arkadaşlarımız da var. Örneğin ben, gazeteciliğe İstanbul’da başladım ve uzun yıllar oralarda da çalıştım. Merkez medyada ya da taşrada olmak arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Küçük bir yerde gazetecilik yapmak çok daha zor diyebiliriz.

    “GENELDE BİR YAFTAYA MARUZ KALIYORUZ”

    -Politik tartışmaların hiç eksilmediği bir ortamdasınız. Burası aynı zamanda kimlik mücadelesinin daima sürdüğü bir coğrafya. Örneğin yerel yönetimlerle ilgili olumsuz bir haber yazmanız durumunda size yansıması nasıl oluyor?

    Eğer bir de politik görüşünüz varsa haliyle bir noktadan sonra taraf gibi görülmeye başlanıyorsunuz. Muhalifseniz iktidar tarafından zaten ‘terörist’ diye yaftalamıyorsunuz. Eğer muhalif değilseniz muhalefet tarafından bu sefer ‘yandaş’ diye yaftalanıyorsunuz. Bu durum hem muhalefetin hem iktidarın kullandığı bir yafta aslında. Bir gazetecinin de siyasi fikirleri olabilir ama genelde bir yaftaya maruz kalıyoruz. Örneğin yereldeki muhalif bir siyasi partinin iktidarı olsa bile eleştirdiğiniz zaman normalde merkez iktidar nasıl tepki gösteriyorsa aynı tepkiyi, hatta bazen daha da şiddetli tepkiye maruz kalıyorsunuz.

    Muhalefet partileri iktidar olduğu zaman şöyle bir gerçekle yüzleşiyoruz; küçük iktidar alanlarında yanlışını eleştirdiğiniz anda o iktidarın bütün özelliklerini bir anda gösterebilip, ceberrutlaşıp, tehdit edebiliyorlar. Hangi siyasi parti olduğu çok da fark etmiyor aslında.

    “REKLAM ALAN HİÇBİR KURULUŞ, GAZETECİLİK YAPAMIYOR”

    -Bölgedeki mesleki örgütlülük bilinci ne durumda? Özellikle kadın gazeteciler ne oranda iş edinebiliyor?

    Bu yönlü bilinç yok ne yazık ki. Bunun birkaç sebebi var. Gazeteciler arasında bir araya gelip örgütlenmek zor oluyor. Resmi reklam alan gazeteler ve alamayanlar söz konusu. Bu ayrım zaten ilk günden bu yana sorunlu. Örgütlenmenin önündeki en büyük engellerden birisi bu. Örneğin Basın İlan Kurumu’ndan reklam alan hiçbir kuruluş, gerçek anlamda gazetecilik yapamıyor. Çünkü Demokles’in kılıcı başlarında sallandırılıyor. Gazetecilik yapamadıkları gibi örgütlenme noktasında da problemler yaşıyorlar. Yayınları, ilanları kesilir kaygısı nedeniyle gerçek anlamda sivil toplum örgütü gibi hareket eden örgütlerin içerisinde yer almaktan çekiniyorlar. Ne yazık ki gazeteciler buralarda güvencesiz çalıştırılıyor, basın sigortası yatırılmadığı için birçok gazeteci, sendika üyesi de olamıyor. Ne yazık ki diğer iş kollarına kıyasla çok daha örgütsüz bir yapı söz konusu.

    Kadın gazetecilerin ise ülkenin her yerinde çalışma koşulları ne yazık ki dezavantajlı. Buralarda kadınların gazetecilik yapması çok daha zor. Cemiyet olarak kadın gazeteci arkadaşlarımıza yönelik mesleki adaptasyon noktasında özel programlarımız mevcut. Ayrıca iş bulma noktasında özel olarak ilgilendiğimiz kadın arkadaşlarımız oluyor. Ama ne yazık ki kadınlar bölgede yine dezavantajlılar.

    “KÜRT DİLİNE KARŞI BİR ALERJİ VAR”

    -Bu bölge hep çatışmalarla anıldı. Bir gazeteci gözüyle, günümüz ortamını nasıl yorumluyorsun? Bir yumuşama hali söz konusu mu?

    1980’li yıllardan bu yana devam eden bir çatışma ortamı var. Evet bazı dönemlerde sokakta bombaların patladığı bir atmosfer vardı. Zaman zaman artan, azalan bir çatışma durumu var. Evet bu aralar ortam sakin. Devlet erkinin kendini çok da geri çektiğini söyleyemeyiz ancak eskisi gibi çatışma hali yok.

    Tabii sistemin asimilasyon politikası hiçbir zaman bitmez. Farklı argümanlarla bu devam ediyor. Mevcut durumu da iyi analiz etmek gerek. Evet şu an dilimiz yasak. Son dönemde Kürtçe şarkı söylenen düğünler dahi basılıyor. Belediyeler tarafından yerlere Kürtçe yazılan uyarılar dahi silindi. Yani Kürt diline karşı bir alerji var.

    Üniversitede Kürdoloji bölümü var ve ben de bu bölümde yüksek lisans yapıyorum ama birçok noktada dilimiz yasak. Bir taraftan devlet televizyonu Kürtçe yayın yapıyor, diğer taraftan küçücük bir Kürtçe kelimeye dahi alerji gösteriliyor. Özetle şunu söyleyebilirim; devletin bu asimilasyon politikası da ne yazık ki laçkalaşmış artık. Evet bu durum bize ne yazık ki kaybettiriyor. Çocuğumu kendi ana dilimde yetiştirmek, okulda o dilde eğitim almasını istiyorum ama bunu ne yazık ki başaramıyoruz. Bu sorunumuz 100 yıldır devam ediyor ve bir yüzyıl daha böyle laçka bir şekilde gidecekmiş gibi görünüyor.

    “RUH SAĞLIĞIMIZ YERİNDE DEĞİL”

    -Bölgede büyük bir yoksulluk, moralsizlik hali mevcut. Bölgedeki gazeteciler olarak, pozitif haberler yapamama durumu sizde nasıl bir duyguya sebep oluyor?

    Bizler açısından zaten herhangi bir olumlu psikolojiden bahsetmek mümkün değil. Ne yazık ki yaşadığımız olaylardan dolayı ruh sağlığımız zaten yerinde değil. Ülkenin koşulları çok kötü. Geçinemeyen insan sayısı çok fazla. Bunlardan dolayı travma yaşayan, intihar eden insanların haberlerini yapmak zorunda kalıyoruz. Bu durumlar bizim psikolojimizi zaten olumsuz etkiliyor. Ülkede çok büyük bir yoksulluk sorunu var. Bu yoksulluk belki bugün çok fazla hissedilmiyor ama gün geçtikçe de kötüye giden bir durum söz konusu. Tabii bu atmosferde her şey güllük gülistanlık gibi bir habercilik de yapılamaz. Bunu yapan meslek işgalcisi arkadaşlarımız elbette ki var ama bu da çok ciddi bir şekilde sırıtıyor. Küçük bir kitle, kaynakların tamamına yakınını sömürüyor, geriye kalan büyük bir kitle ise açlıkla boğuşuyor. Bizim yaptığımız, işte bu uçurumu azaltmaya, israfın, yolsuzluğun önüne geçmeye çalışmak. Küçük ya da büyük iktidarların da bu nedenlerle ne yazık ki hedefi oluyoruz.

    “KELEBEK KOVALAMAK BANA NASİP OLMADI”

    -Tümüyle demokratik bir ortam olsaydı ve ekonomik kriz bu denli yaşamın merkezinde yer almasaydı ne türde bir habercilik yapmak isterdin?

    18 yıllık gazetecilik kariyerim var, ne yazık ki 18 yılın tamamı insan ve hayvan hakkı ihlalleri ile yolsuzluk haberleriyle geçti. İşkence, infaz haberlerimin yanı sıra hayvanlara dair de özel bir hassasiyetim var. Birden fazla alanda akademik eğitim aldım. Sağlık eğitimi de aldım. Örneğin çok iyi sağlık haberciliği yapabilirim. Bunun yanı sıra güvenlik bölümünü okudum, çok iyi bir güvenlik analisti olabilirdim. Bunların yanı sıra ekonomi okudum, iyi bir ekonomi habercisi olabilirdim. Uzun bir süre tiyatro da yaptım. Ancak bu atmosferde ne sanattan ne spordan ne de başka bir alandan ne yazık ki bahsedemiyorsunuz. Akademik eğitim aldığım alanlarda da habercilik yapmak isterdim ama olmuyor. Ben de her şeyin güzel olduğu bir ortamda çiçek, böcek haberciliği yapmak isterdim. Kelebek fotoğrafçılığını da seviyorum ama ne yazık ki kelebek kovalamak bana nasip olmadı. Keşke farklı bir dünyada yaşıyor olabilseydik ve devlet aktörleri ile muhalefetle sürekli bir çatışma ortamında olmasaydım. Keşke sürekli gözaltına alınma ya da sokak ortasında öldürülme riskiyle karşı karşıya kalmasaydım. Ama maalesef güzel olacağına dair bir umudum da yok.

    Eren GÜVEN/BİTLİS

  • Turgut Altınok’un, o kaçak yapıda Sinan Aygün’le ortak olduğu iddia edildi

    Turgut Altınok’un, o kaçak yapıda Sinan Aygün’le ortak olduğu iddia edildi

    PİRHA – Cumhur İttifakı’nın  Ankara adayı Turgut Altınok’un, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin yıkım kararı aldığı kaçak TOGO Kuleleri’nin sahibi Sinan Aygün’le ortak olduğu ortaya çıktı.

    Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Başkan adayı Turgut Altınok’un malvarlığına dair tartışmalara bir yenisi daha eklendi. Gazeteci Murat Ağırel, Turgut Altınok’un, kaçak olduğu için yıkım kararı alınan TOGO Kuleleri’nin sahibi Sinan Aygün’le ortak olduğunu iddia etti.

    Halk TV’de konuşan Murat Ağırel, “Turgut Altınok’un Eskişehir Yolu’ndaki projesindeki ortakları Sinan Aygün, Rifat Hisarcıklıoğlu, Salih Bezci. Bu parseller birleştirilerek inşaat alanı büyütülüyor ve proje yapılıyor. Parseller ayrı ayrı olsa proje büyüyemeyecek ve bu kadar değerli olmayacak” dedi.

    AÇIKLANAN MALVARLIĞINDA TOGO YOKTU!

    Turgut Altınok, 15 Mart’ta açıkladığı malvarlığı sebebiyle ülke gündeminde bir hayli konuşulmuştu. Altınok, beyanına göre 22 arsa, 13 ev, 25 tarla, 1 benzin istasyonu, 67 daire ve 4 dükkan sahibi olduğunu açıklamıştı.

    Turgut Altınok’un beyanında kira gelirleri, araç ve nakit hesaplarına dair hiçbir açıklama görülmemişti. Altınok’un beyan ettiği arsaların toplam büyüklüğünün ise 6 milyon metrekare olduğu ifade edilmekte.

    Murat Ağırel’in iddialarına karşılık henüz Turgut Altınok cephesinden konuya ilişkin bir açıklama yapılmadı.

    PİRHA/ANKARA

  • Skandal karar: Korumaların saldırısına uğrayan gazeteciye hapis cezası

    Skandal karar: Korumaların saldırısına uğrayan gazeteciye hapis cezası

    Tatvan Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani’nin aynı zamanda akrabaları olan korumalarının saldırısına uğrayan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül’e, saldırganlardan birine hakaret ettiği gerekçesiyle 2 ay 5 gün hapis cezası verildi.

    Bitlis’in Tatvan ilçesinde 17 Haziran günü Tatvan Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani’nin aynı zamanda akrabaları olan polis koruması Engin Kaplan ve boksör koruması Yücel Baysalı’nın saldırısına uğrayan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül’e, saldırganlardan Yücel Baysalı’ya hakaret ettiği gerekçesiyle 2 ay 5 gün hapis cezası verildi.

    MLSA’nın haberine göre saldırı davası kapsamında Adli Tıp’a sevk edilen Aygül için “yüzde sabit iz kalmadığı” şeklinde rapor düzenlendi.

    Tatvan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘hakaret’ iddiasıyla hazırlanan iddianame Tatvan 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi ve mahkeme, dava Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 251. madde kapsamında kaldığı için basit yargılama usulüyle yapıldı.

    Tatvan 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada gazeteci Aygül’e 2 ay 5 gün hapis cezası verildi. ‘Hakaret’ suçundan ceza veren mahkeme cezanın, Türk Ceza Kanunu’nu TCK’nın 58. maddesinde öngörülen ‘tekerrür’ hükümlerine göre çektirilmesine karar verdi.

    Aygül’ün daha önce yaptığı haberlerden dolayı aldığı cezalar sebebiyle yeni aldığı cezalarda tekerrür hükümleri uygulanacak. Bu da Aygül’ün aldığı cezanın tamamını kapalı ceza infaz kurumunda geçirmesi anlamına geliyor. Kararda “sanığın suçlu kişiliğinin göz önünde bulundurulduğu” bu nedenle cezanın para cezasına çevrilmediği belirtildi.

    “ÖLMEDİĞİM İÇİN CEZAEVİNE GİRECEĞİM”

    Saldırının şekli kadar sürecin de çok sıra dışı bir şekilde ilerlediğini söyleyen Aygül, saldırganlardan önce ceza aldığını ve saldırıya uğradığı için tutuklanacağını söyledi. Aygül bu konuda şunları söyledi:

    “Daha önce saldırıya uğradığım için neredeyse ceza alacağımı, tutuklanacağımı söylemiştim. Bir dava birinin aleyhine, birilerinin lehine ancak bu kadar zorlanabilirdi, zorlandı demiştim. Yaşanan her gelişme bir önceki skandalı gölgede bırakıyor demiştim. Dediklerimiz bir bir çıkıyor. Saldırganlar serbest, belki çok küçük bir ceza alıp, göreve iade edilip yine ellerinde sopa, bellerinde devletin silahıyla terör estirecekler. Ben ise kamunun, halkın menfaatini savunduğum için saldırıya uğradım, ölmediğim, ölümden döndüğüm için de cezaevine gireceğim. Karar basit yargılama usulüyle verilmiş, avukatım itiraz etti, duruşmalı olacak. Duruşmalı olması durumunda verilen indirim kalkacak ve 2 ay 27 gün hapis cezası alacağım.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Sinan Aygül’e saldıranlar tutuklandı

    Gazeteci Sinan Aygül’e saldıranlar tutuklandı

    Gazeteci Sinan Aygül’e saldıran AKP’li belediye başkanının koruması ve polis memuru tutuklandı.

    Bitlis’in Tatvan ilçesinde AKP’li belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını haberleştiren gazeteci Sinan Aygül, dün belediye başkanının koruması Yücel Baysal ve polis memuru Engin Kaplan’ın saldırısına uğramıştı.

    Haklarında açılan soruşturma kapsamında gözaltına alınan Baysal ve Kaplan sevk edildikleri mahkemece “silahla kasten yaralama” suçlamasıyla tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Sinan Aygül, AKP’li belediye başkanının korumalarının saldırısına uğradı

    Gazeteci Sinan Aygül, AKP’li belediye başkanının korumalarının saldırısına uğradı

     PİRHA- Gazeteci Sinan Aygül, AKP Tatvan Belediye Başkanı’nın korumalarının saldırısına uğradı. Yaralanan Aygül, hastaneye kaldırıldı. Aygül, bir süredir belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını yazıyordu.

    Bir süredir belediyenin yolsuzluklarını ve arazi satışlarını yazan Gazeteci Sinan Aygül, AKP’li Tatvan Belediyesi Başkanı Emin Geylani’nin korumalarının saldırısına uğradı. Kafası ve vücudunun birçok yerinden darp edilen Aygül, hastaneye kaldırıldı.

    “BİR DAHA BAŞKAN HAKKINDA YAZARSAN GEBERİRSİN” TEHDİDİ

    Aygül, sosyal medya hesabında, şu mesajı paylaştı:

    “Biraz önce Tatvan’da Belediye Başkanı Mehmet Emin Geylani’nin silahlı korumalarının saldırısına uğradım. Belediyeye ait araçtan inerek saldıran şahıslar arkamdan kafama vurduktan sonra küfrederek ‘bir daha başkan hakkında yazarsan geberirsin’ diye tehdit ettiler. Tatvan Devlet Hastanesi’ne götürülüyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AKP’li Kiler’in şikayetiyle gözaltına alınan Gazeteci Aygül serbest bırakıldı-VİDEO

    AKP’li Kiler’in şikayetiyle gözaltına alınan Gazeteci Aygül serbest bırakıldı-VİDEO

    AKP’li vekil Vahit Kiler’in şikayeti üzerinde gözaltına alınan gazeteci Sinan Aygül, serbest bırakıldı. 

    Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler’in şikayeti üzerine dün akşam saatlerinde gözaltına alındı. Aygül, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, Tatvan’da gözaltına alındıktan sonra Bitlis merkeze götürüldüğünü, burada susma hakkını kullandığını söyledi.

    Aygül, “Bütün gözaltı prosedürleri uygulandı, ancak nezaret kapısında karar değişti. Serbest bırakıldım. Ne olduğunu anlamadım” diye kaydetti.

    Aygül, “Şikayet konusu mesele de, Kiler’in Halkbank ile ticareti, Kiler’in OSB arazilerini alması, bir de bizim cemiyetin çalınan kapısı. Ben kapımız çalındı, hırsızlar kapımızı çaldı demişim, Vahit Kiler üzerine alınıp beni şikayet etmiş” dedi.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Tacizi haberleştiren Gazeteci Sinan Aygül tutuklandı

    Tacizi haberleştiren Gazeteci Sinan Aygül tutuklandı

    Tatvan’da yaşanan tacize dair yaptığı haber gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül tutuklandı. 
    Bitlis’in Tatvan ilçesinde yaşanan bir taciz olayına dair paylaşımları nedeniyle sabah saatlerinde gözaltına alınan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül, çıkarıldığı mahkemece “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla tutuklandı.
    Aygül, gözaltına alınmadan önce Twitter hesabı üzerinden, “3 saat önce yaptığım taciz haberinden dolayı halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla gözaltına alındım. Polisler tarafından şu an evde arama yapılıyor. Gözaltına alınıp karakola götürüleceğim. Ben bir gazeteciyim #gazeteciliksucdeğildir” paylaşımı yaptı.
    Paylaşımından kısa bir süre sonra gözaltına alınan Aygül, emniyetteki işlemlerinin ardından savcılık tarafından ifadesi alındı. Aygül, tutuklama talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklandı.

    (HABER MERKEZİ)
  • Gazeteci Sinan Aygül serbest bırakıldı

    Gazeteci Sinan Aygül serbest bırakıldı

    PİRHA – Yazdığı bir köşe yazısında AKP’li milletvekiline “kurt siyasetçi” dediği için ceza alıp tutuklanan gazeteci Sinan Aygül, Covid izinleri kapsamında tahliye edildi.

    2014 yılında yazdığı köşe yazısında AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler için kullandığı “kurt siyasetçi” ifadesinden dolayı 1500 lira adli para cezası alan Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül “Cezayı basın ve ifade özgürlüğüne yönelik bir darbe olarak görüyorum, ödemiyorum beni cezaevine atın” diyerek kararı protesto etmişti.

    Adli para cezası hapis cezasına çevrilen Aygül hakkında yakalama kararı çıkarılmıştı. Dün başka bir duruşması için Bitlis Adliyesi’ne giden Aygül tutuklanarak Bitlis Açık Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi.

    Gazeteci Aygül, açık cezaevlerinde 30 Eylül’e kadar devam edecek olan salgın hastalık (Covid-19) izinleri kapsamında bugün tahliye edildi.

    “GAZETECİLİK MESLEĞİNİN İÇLER ACISI DURUMU”

    Sinan Aygül, cezaevi çıkışı açıklama yaparak, ilkesel bir karar aldığını ve aldığı kararın arkasında olduğunu ifade etti. Aygül konuşmasında şunları söyledi:

    “Aldığım ceza gazetecilik mesleğinin içler acısı durumunu açık bir şekilde gösteren bir örnek. Ben gazeteci olarak kamuoyu adına siyasetin ve bürokrasinin, yeri gelir yargının kamu hilafına her fiilini takip etmek, eleştirmek, sorgulamak, teşhir etmekle mükellefim. Mesleğimin evrensel tanımı bu. Bu ülkede belki unutulan bir kaide bu ama bu iş böyledir, böyle yapılmalıdır. 8 yıl önce yazdığım bir yazıda 460 milyon dolar gibi korkunç bir rakamın telaffuz edildiği işte usulsüzlük, yolsuzluk yapılmaması yönünde dönemin iktidar partisi milletvekili Vahit Kiler ve yine AKP’li İl Genel Meclisi Başkanı Adnan Süphanoğlu’na çağrıda bulunmuştum. Hepsi bu kadardı. Aradan 8 yıl geçmiş ve ben bugün bunun için cezaevine giriyorum. Haklı mıyım, haksız mıyım bunu tarih gösterecek demiştim. Tarih gösterdi. Memleketin haline, ülkenin ekonomisine ve çok uzağa gitmeden çağrıda bulunduğum iki şahsın bugünkü mal varlıklarına bakın yeter. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yolsuzluk, hırsızlık, inkar, asimilasyon vb. bütün kötülükler devam edecekse gazeteciliğimiz de kaldığı yerden, dilimiz döndüğünce, gücümüzün yettiği yere kadar devam edecek.”

    ‘HASTALIK İZNİ’ KAPSAMINDA TAHLİYE OLDU!

    Aygül’ün avukatı Burhan Aksoy tahliyenin geçici bir durum olduğunun Aygül’ün halen hükümlü durumunda olduğunu söyleyerek “Müvekkilim açık ceza infaz kurumundan ‘salgın jastalık (Covid-19) İzni’ kapsamında tahliye oldu. İzinler 30 Eylül’de bitecek. Uzatılırsa şayet 75 günlük cezanın infazı dışarda tamamlanmış olacak. Ancak 30 Eylül’de izinler uzatılmaz ve müvekkilim kararında ısrar ederse tekrar cezaevine girecek.” dedi.

    (HABER MERKEZİ)