Etiket: sinan muşlu

  • Mersin’de ‘Toplumsal Barışın Olanakları ve Sorunları’ konuşulacak

    Mersin’de ‘Toplumsal Barışın Olanakları ve Sorunları’ konuşulacak

    PİRHA- Barış Vakfı’nın düzenlediği Toplumsal Barışın Olanakları ve Sorunları” konulu panel, 10 Mayıs Cumartesi günü Yenişehir Belediyesi Akademi Salonu’nda yapılacak.

    Barış Vakfı, toplumsal barışın güncel koşulları ve önündeki engelleri konuşmak amacıyla 10 Mayıs Cumartesi günü Mersin’de panel düzenleyecek. Toplumsal Barışın Olanakları ve Sorunları” konululu panel, Yenişehir Belediyesi Akademi Salonu’nda saat 13.00’te başlayacak.

    Moderatörlüğünü eğitimci Sinan Muşlu‘nun yapacağı panelde Medeniyet Üniversitesi’nden Dr. Zeynep Ardıç, Barış Vakfı Başkanı ve yazar Hakan Tahmaz ile Barış Vakfı yöneticisi ve yazar Ümit Aktaş, toplumsal barışa dair güncel meseleleri değerlendirecek.

    Barış Vakfı’ndan yapılan açıklamada etkinliğin amacının barışın inşasında karşılaşılan zorlukları ve çözüm yollarını kamusal bir zeminde tartışmaya açmak olduğu vurgulandı. Panele tüm Mersinliler davet edildi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Eğitim Sen Manisa’da 16 Eylül’deki ‘laik eğitim mitingi’ne çağrı yaptı – VİDEO

    Eğitim Sen Manisa’da 16 Eylül’deki ‘laik eğitim mitingi’ne çağrı yaptı – VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen MYK üyesi Sinan Muşlu, 16 Eylül İzmir mitingi hazırlıkları kapsamında Manisa Şube Yürütme Kurulu üyeleriyle birlikte, kurum ziyaretleri ve okul toplantıları yaparak mitinge katılım çağrısında bulundu.

    Eğitim- Sen MYK üyesi Sinan Muşlu, 16 Eylül İzmir mitingi hazırlıkları kapsamında Manisa Şube Yürütme Kurulu üyeleriyle birlikte, kurum ziyaretleri ve okul toplantıları yaparak mitinge katılım çağrısı yaptı.

    PİRHA/MANİSA

  • Muşlu’dan ‘laik eğitim’ mitingine çağrı: Tarikatlara öğrenci devşirmek istiyorlar- VİDEO

    Muşlu’dan ‘laik eğitim’ mitingine çağrı: Tarikatlara öğrenci devşirmek istiyorlar- VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen MYK Üyesi Genel Yüksek Öğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan ‘Laik Eğitim, Laik Yaşam, Eşit Yurttaşlık Mitingi’ne’ çağrı yaptı. Muşlu, okullara imam atanarak tarikatlara öğrenci devşirilmek istendiğini kaydetti. 

    ÇEDES protokolü kapsamında okullarda imam, vaiz ve hatiplerin görevlendirilmesine karşı Eğitim Sen, Veli-Der ve Alevi örgütleriyle birlikte 100 kadar demokratik kitle örgütünün de desteklediği, 16 Eylül’de İzmir’de ‘Laik Eğitim Laik Yaşam Eşit Yurttaşlık Mitingi’ gerçekleştirecek.

    Konuya ilişkin Çanakkale’de bir dizi görüşme yapan Eğitim Sen MYK Üyesi Genel Yüksek Öğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Çanakkale Merkez Cemevi’ni ziyaret etti.

    “ÇEDES İLE TARİKATLARA ÖĞRENCİ DEVŞİRİLMEK İSTENİYOR”

    Çanakkale Eğitim Sen Şube Başkanlığı’nda basın açıklaması yapan Muşlu, ÇEDES projesi ile İzmir’de 842 okulda ‘manevi danışman’ ve çeşitli din görevlileri için dini telkin ve dinsel etkinlik alanı oluşturulduğunu belirterek, şunları söyledi:

    “ÇEDES ile vaiz, imam ve Kur’an kursu öğreticilerinin, ilahiyat fakültesi mezunlarının eğitim kurumu olan okullarda ‘manevi danışman’ olarak görev yapmalarının önü açılmaktadır. Manevi danışmanlarla öğrencilerin okul dışında Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı kamplarında buluşmaları sağlanacaktır. ÇEDES projesi ile Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığına, tarikat ve cemaatlere öğrencileri devşiren bir işlev görmüş olacaktır” diye konuştu.

    TÜM KURUMLARA MİTİNGE KATILIM ÇAĞRISI

    “İktidarın ÇEDES projesini iptal etmesi için 16 Eylül 2023’te yakın kentlerin de katılımıyla İzmir’de bölgesel bir miting yapacağız. Alevi kurumlarının, veli derneklerinin, çok sayıda demokratik kitle örgütünün öncülüğünde, destekleyici yüzü aşkın kurumun, kadın örgütlerinin desteği ile gerçekleştireceğiz” diyen Muşlu, iktidarın baskılarına karşı tüm emek ve demokrasi güçlerine mitinge katılma çağrısı yaptı.

    PİRHA/ÇANAKKALE

  • Hacıbektaş’ta eğitim panelinde, dinselleşmeye karşı ortak mücadele çağrısı- VİDEO

    Hacıbektaş’ta eğitim panelinde, dinselleşmeye karşı ortak mücadele çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Hacıbektaş ilçesinde Hacı Bektaş Veli Kültür Merkezi’nde ‘Gerici Eğitim Politikalarına Karşı Laik ve Bilimsel Eğitim’ konulu panel gerçekleştirildi. Panelde okullara imam atanmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ve Eğitim-Sen Eğitim ve Yükseköğretim Sekreteri  Sinan Muşlu, kapsamlı bir mücadelenin gerekliliğine vurgu yaptılar.

    60. Ulusal 34. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında ‘Gerici Eğitim Politikalarına Karşı Laik ve Bilimsel Eğitim’ paneli yapıldı. Alevi kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz‘ın yönettiği panelde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve Eğitim-Sen Eğitim ve Yükseköğretim Sekreteri Sinan Muşlu konuşmacı olarak yer aldı.

    CUMA ERÇE: OKULLARA İMAM ATANMASI SADECE ALEVİLERİN SORUNU DEĞİL

    Okullara imam atanmasını kapsayan ÇEDES projesi gibi çok sayıda projelerin yürütüldüğüne dikkat çeken Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Okullarda kuran kursu açmaya, mescit yapmaya başladılar. Karma eğitimi ortadan kaldırarak, karma eğitimi ortadan kaldırmaya çalışacaklar. Yaşamın tümden dinle gericilikle yönetilmesi anlamında ciddi bir çalışma var” diye konuştu.

    ÇEDES projesine sadece Alevilerin karşı çıkmaması gerektiğini ifade eden Erçe, topyekün bir mücadelenin şart olduğunu belirterek şu sözleri kullandı:

    “Bugüne kadar özellikle zorunlu din dersleri, eğitimde gericileşme konusunu Aleviler hep gündemlerinde tuttular ama bunlar sadece Alevilerin meselesi değil. Bugüne kadar kapsamlı bir mücadele yapılamadı. Bu ülke karanlığa doğruluyor ise hepimiz boğulacağız. O yüzden hep birlikte mücadele etmekten başka çaremiz yok.”

    SİNAN MUŞLU: EĞİTİM İKTİDARLARDAN ÖZERK BİR YAPIDA OLMALI

    Eğitim-Sen Eğitim ve Yükseköğretim Sekreteri Sinan Muşlu da, muhafazakar bir toplum yaratmaya dair kapsamlı bir kuşatma olduğunu, bunun da eğitim yoluyla yaygınlaştırılmaya çalışıldığını ifade etti.

    Türkiye’de her iktidarın kendi politikalarına göre eğitimi şekillendirdiğini söyleyen Muşlu, “Eğitim alanı iktidarlardan özerk bir yapıda olmalıdır. Her iktidar kendi eğitim politikalarını dayatıyor. ÇEDES de dayatmalara bir örnek. Değerler eğitimi denilerek zararsız bir forma sokmaya çalışıyorlar. ÇEDES’in değerler eğitimine baktığımız zaman inanç, dua, ibadetler, peygamber sevgisi gibi başlıkların olduğunu görüyoruz. Oysa ki bunlar uluslararası evrensel değerler içinde yer almıyor” dedi.

    Muşlu, tüm bu saldırılara karşı mücadele vurgusu yaparak, konuyla ilgili 16 Eylül’de İzmir’de Alevi kurumlarının öncülüğünde yapılacak olan mitinge çağrı yaptı.

    Panel, soru cevap kısmından sonra sona erdi.

    PİRHA/ HACIBEKTAŞ

  • Eğitim Sen Mersin Şube, eşit işe eşit ücret talep etti- VİDEO

    Eğitim Sen Mersin Şube, eşit işe eşit ücret talep etti- VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şubesi, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenler arasında maaş hiyerarşisi doğurduğuna işaret ederek, eşitsizliği derinleştiren bu kanunun kaldırılmasını ve eşit işe eşit ücret verilmesini talep etti.

    Eğitim Sen Mersin Şubesi, Öğretmenlik Meslek Kanunu’na (ÖMK) dair Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. İktidarın Öğretmenlik Meslek Kanunu (ÖMK) üzerinden eğitimcilere yönelik ayrımcı ve adaletsiz uygulamaları hayata geçirdiğine değinen Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, “ÖMK ile öğretmenler arasında halen var olan aday, sözleşmeli, kadrolu, ücretli öğretmen ayrımlarına yenileri eklenmiştir. Aynı derece ve kademedeki öğretmenlere yönelik farklı ücretlendirme politikası sonucunda iş yerlerimizde huzursuzluk belirgin şekilde artmıştır” dedi.

    YENİ HÜKÜMETE ÇAĞRI

    Sümbül, 14 Mayıs seçimleri sonrasında oluşacak yeni hükümete, eğitim emekçilerinin ekonomik sorunlarına çözüm üretmeyen ÖMK’nin kaldırılması yönünde çağrıda bulunarak şunları talep etti:

    “- ILO-UNESCO ortak metni olan Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi’ni esas alan yeni bir meslek kanunu hazırlanmalıdır.
    – Kamuda en düşük maaş yoksulluk sınırı üzerinde belirlenmelidir.
    – Mevcut ücret farkları derece ve kademe gibi kriterler dikkate alınarak, ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesi doğrultusunda düzenlenmelidir.
    – Kamuda maaşlar başta olmak üzere, ekonomik, sosyal ve demokratik hak ve özgürlüklerimiz siyasi iktidarın ya da Cumhurbaşkanı’nın insafına bırakılmamalıdır.
    – Sendikalarımızın ilk kurulduğu yıllardan bu yana temel talebimiz olan grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı yasal güvence altına alınmalıdır.

    MUŞLU: ÖĞRETMENLİK KÖLELİĞE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

    Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Sinan Muşlu da, ÖMK’nin öğretmenler arasında bir maaş hiyerarşisi oluşturduğunu belirterek öğretmenlik mesleğinin kölelik statüsüne indirgendiğini ifade etti. Muşlu, meclise girecek bütün milletvekillerine seslenerek, “1 milyonu aşkın öğretmenin tamamına ücret artışı sağlamamak için, sınırlı sayıda öğretmene ücret artışı sağlamak için uydurulmuş bir kanundur. Yeni bir meslek kanunu belirlenmeli ve bunun içinde ekonomik haklar, özlük hukuk haklar, sosyal haklar, demokratik haklar bölümümüz olmalıdır” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ MERSİN

  • MEB, dinci örgütlerin ardından A101 ile masaya oturdu!-VİDEO

    MEB, dinci örgütlerin ardından A101 ile masaya oturdu!-VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu üyesi Sinan Muşlu, MEB ile A101 arasında imzalanan protokolün mesleki eğitime bir katkı sağlamayacağını vurguladı. Muşlu, “Öğrencilerimiz maalesef MESEM programıyla neredeyse eğitim yaşamından koparılmakta ve ucuz iş gücü olarak çeşitli işletmelerin bünyesinde çalıştırılmaktadır” dedi.

    Birçok dinci dernek, vakıf ve kuruluşla protokol imzalayan Milli Eğitim Bakanlığı, bu kez bir market zinciri ile masaya oturdu. 6 Ekim’de imzalanan protokole göre Meslek Lisesi öğrencilerinin A101 isimli marketlerde ‘Mesleki eğitim’ göreceği belirtiliyor.

    İmzalanan protokole göre; öğrenciler dört gün işyerinde, bir gün de okulda zaman geçirecek. Konunun gündeme geldiği ilk günden buyana itirazlarını dile getiren Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) söz konusu protokole bir kez daha karşı durdu.

    ÖĞRENCİDEN ÇOK İŞLETMELERE DÖNÜK BİR YARAR”

    Mesleki Eğitim Merkezleri’nin (MESEM) aracılığıyla yapılan protokole ilişkin konuşan Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu “Mesleki eğitime hiçbir katkısı olmayacak protokoller” diyerek kararı eleştirdi. A101 isimli marketin, öğrencilere mesleki anlamda ne katacağı konusunu değerlendiren Muşlu şunları söyledi
    “Mesleki eğitim programı kapsamında yürütülen ve çok çeşitli çevrelerce yapılan protokoller kapsamında öğrenciler çeşitli çalışma alanlarına yönlendiriliyor. Aslında ilk ortaya konulan çerçeve, öğrenciler açısından 4 gün boyunca kendi meslek alanlarına ilişkin uygulamalı bir çalışma hayatı içerisinde bulunmaktı. Bir gün de okula devam etme şeklindeydi. Ama bugün baktığımız noktada mesleki eğitime hiçbir katkısı olmayacak protokoller de imzalanabilmekte ve bu protokoller kapsamında MESEM’e geçmiş öğrenciler, bu protokol kapsamında çeşitli işletmelerde çalıştırılmakta. Aslında burada öğrenciden çok işletmelere dönük bir yarardan bahsedebiliriz.

    Örneğin öğrenciler açısından 9, 10 ve 11. sınıf öğrencileri açısından yapılan ödeme 1200 liralar civarındadır. 12 sınıftaki öğrenciler için yapılan ödeme ise 2200 lira civarında. Yani oldukça düşük rakamlarda ‘cep harçlığı’ bile denilemeyecek ücretleri bu çocuklar ‘mesleki eğitim’ adı altında yönlendirilmekte ve işletmelerin personel ihtiyacı buralardan karşılanmaktadır. Bu personele dair ödemeleri de Milli Eğitim direk işletmenin kendisine yapmaktadır. Yani dönüşümlü çalıştırma biçimini de eklediğimizde bir işletme, hiçbir personel ödemesi yapmadan kendi personel ihtiyacını MESEM kapsamında yönlendirilen öğrencilerle birlikte karşılayabilmektedir.”

    ‘STAJ’ ADI ALTINDA UCUZ İŞGÜCÜ!

    Sinan Muşlu, konuşmasında ciddi bir emek sömürüsünün olduğunun da altını çizdi. “Öğrenciler ucuz iş gücü haline getiriliyor” diyen Muşlu’nun eleştirileri şu yönde oldu:

    “Okulda olması gereken pratik sahada. Ağırlıklı olarak mesleki eğitimini Meslek Liseleri bünyesinde alması gereken öğrencilerimiz maalesef MESEM programıyla neredeyse eğitim yaşamından koparılmakta ve ucuz iş gücü olarak çeşitli işletmelerin bünyesinde çalıştırılmaktadır.

    Biz Eğitim Sen olarak MESEM program ve projesi hayata geçirilmeye başlandığı andan itibaren tepkilerimizi ortaya koyup değerlendirmelerimizi kamuoyuyla paylaştık. MESEM uygulamasına bir an önce son verilmesi gerektiğini, bunun öğrenci yetiştirme, geleceğe dönük meslek sahibi öğrenci yetiştirmekten çok işletmelerin personel ihtiyacını gidermeye yönelik, hatta okuldan kopan çocukların çocuk işçiliğine dönük bir sürece dönüştüğünü belirttik. Bahsi geçen protokoller de bu kapsamdadır. Market zincirleri ile anlaşmalar yapılıp bu marketlere yönlendirilen MESEM kapsamındaki öğrencilerin kazanabileceği mesleki olarak nedir? Yeni bilgi, birikim, tecrübe nedir sormak isteriz. Ama açığa çıkan nokta şu; ucuz iş gücü üzerinden çocuklarımız çeşitli işletmelere yönlendirilmekte ve mesleki eğitimden kopmaktadırlar.
    Elbette bu tarz projelerde MEB bünyesindeki birçok projede nasıl ki AKP’ye yakın vakıf ve derneklerle yapılan protokoller söz konusuysa adı geçen market zinciri de iktidara yakınlığı ile bilinen bir market.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Eğitim-Sen MYK Üyesi Muşlu: Teneffüse çıkan öğrencilere ana dilde konuşmayı yasaklıyorlar!

    Eğitim-Sen MYK Üyesi Muşlu: Teneffüse çıkan öğrencilere ana dilde konuşmayı yasaklıyorlar!

    PİRHA – Eğitim-Sen MYK Üyesi Sinan Muşlu, ana dilinde eğitim konusuna dair yaptığı değerlendirmede “Ana dilinde eğitim meselesi sadece Kürt sorunu bağlamında ya da Kürtçe dili ile daraltılmayacak kadar da geniş kapsamlı bir konu. TRT’nin bir kanalı 24 saat farklı dillerde yayın yapıyor ve ne ülkemiz bölündü ne de yurttaşlarımız arasında sorun çıktı” dedi.

    Eğitim-Sen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Sinan Muşlu, Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun YouTube kanalı ÖFG TV’de ana dilinde eğitim konusunu değerlendirdi.

    “ANA DİLİNDE EĞİTİM HAKKI SİYASAL KUTUPLAŞMA KONUSU DEĞİLDİR”

    Ana dilinde eğitim konusunun siyasal kutuplaşmaların içine hapsedilmesi durumunda sağlıklı sonuçlara varılamayacağını söyleyen Muşlu, konunun ‘eğitim hakkı’ çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

    Sinan Muşlu, “Ana dilinde eğitim Kürt sorunu bağlamında siyasal bir konuya dönüşmüş durumda ancak eğitim biliminin bir gereği olarak değerlendirilmeli. Ana dilinde eğitim meselesi sadece Kürt sorunu bağlamında ya da Kürtçe dili ile daraltılmayacak kadar da geniş kapsamlı bir konu” diye belirtti.

    “DİLİ YOK ETMEK KÜLTÜRÜ YOK ETMEKTİR”

    Sinan Muşlu, dil yok edildiğinde kültürün de kaybolacağını ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Ana dil, bir çocuğun en başta annesinden, ailesinden ve kültürel çevresinden doğal yollarla kazanmış olduğu dildir. Ülkemizde ana dilinde eğitim denildiğinde maalesef hakim kılınan tekçi yaklaşımlardan kaynaklı olarak konuyu sağlıklı yürütmek çoğu zaman mümkün olamıyor. Çeşitli sloganlar, yaklaşımlarla konu kapatılıyor. Dil, kültürün yüzlerce yıl gerisindeki köklerini ifade eder. Kültüründen koparılan birey de ciddi anlamda bir travma yaşıyor. Bizler eğitim emekçileri olarak ülkemizin dört bir tarafında görevler yaptık ve ana dili farklı olan birçok öğrencimiz ile karşılaştık. Yaşadıkları travmaları birebir gözlemledik. Dilin önüne engel koyduğunuzda, kavram dünyasını parçaladığınız gibi duygu dünyasını da parçalıyorsunuz.

    Bugün ülkemizdeki eğitim düzeyinin düşük olmasının, birçok alanda buluşların ortaya çıkmamasının, güçlü edebiyat, sanat eserlerinin olmamasının temelinde eğitim politikalarımızın demokratik olmadığını, bilime dayanmadığını görüyoruz.

    Ana dil öğretimi sadece o dili öğretmektir, anadilinde eğitim ise göreceği derslerin müfredatını ve işleniş dilinin ana dilinde olmasıdır. Siz haftada 2 saat Kürtçe, Lazca veya Çerkezce öğretiyorsanız bu ana dilini öğretmektir fakat siz bütün derslerin müfredatını ana dilde oluşturur ve ders dilini ana dilinde yaparsanız bu ana dilinde eğitimdir, bu iki farklılığı ortaya koymak gerekir. Eğitim politikalarında her ikisi de kullanılabilmelidir.”

    “TRAVMALAR, AKADEMİK GELİŞİM ÖNÜNDE CİDDİ ENGELE DÖNÜŞÜYOR”

    Farklı ülkelerdeki uygulamalara da değinen Sinan Muşlu, ana dilinde eğitimin mümkün olduğunu belirtti. Dili yasaklamanın travmalara sebebiyet vereceğini belirten Muşlu şöyle devam etti:

    “Gittiğimiz köydeki çocuklar, özellikle birinci sınıfa başlayacak çocuklar Türkçe bilmiyor. Onlara sınıf içerisinde ana dillerini kullanmayı yasaklıyorlar. Teneffüste bahçeye çıktığında arkadaşlarıyla anadilde konuşmayı yasaklıyorlar. Hatta aile içerisinde de anadilinde konuşmasını değil resmi dili kullanmasını sürekli tembih ediyor ve konuşanları da şikayet ettiriyorlar. Tüm bu travmalar akademik gelişimlerinin önünde çok ciddi bir engele dönüşüyor.

    ANA DİLİNDE EĞİTİM HAKKINI SAVUNMAK KÜRTÇÜLÜK DEĞİLDİR

    Ana dilinde eğitim konusunu tartışırken pratik uygulamaya geçilmesini hedefliyorsak siyasal kutuplaşmaların merkezinden çıkarmak gerekiyor. Ülkemizde sürekli ‘Bunu savunan Kürtçüdür’ gibi ötekileştirmelerle konuyu kapatmak doğru bir yaklaşım değil. Bu noktada bu ülkenin ve yurttaşların birliğine hizmet eden bir yaklaşım olmalıdır. TRT’nin bir kanalı 24 saat Kürtçe, Arapça farklı dillerde yayın yapıyor ve ne ülkemiz bölündü ne de yurttaşlarımız arasında sorun çıktı.

    Yasal mevzuatların, anayasal değişikliklerini milli eğitim temel kanunlarında, yükseköğretim temel kanunlarında, radyo televizyon kanun ve yönetmeliklerinde değişiklikler noktasında Meclis’e önemli görevler düşüyor. Hangi siyasal çevreden, hangi partiden olursa olsun bu halkın temel ihtiyaçlarını gören milletvekillerinin bir araya gelerek bu yasal düzenlemeler çerçevesinde bir çalışma yürütmesi ve eğitim alanına özel olarak demokratik ve bilime dayalı bir eğitim sisteminin gelişmesi noktasında çalışmalarını yürütmesi önemlidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Muşlu’dan Diyanet Akademisi tepkisi: Diyanet’in tüm eğitime müdahil olacağı anlaşılıyor

    Muşlu’dan Diyanet Akademisi tepkisi: Diyanet’in tüm eğitime müdahil olacağı anlaşılıyor

    PİRHA- Eğitim-Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, Diyanet Akademisi açılması kararına tepki gösterdi. Muşlu, yaptığı değerlendirmede “Protokoller aracılığıyla dini tarikatlar, eğitimin tüm kademesinde öğrencilere kolaylıkla ulaşabilmekte, okullarda etkinlikler düzenleyebilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Akademisi’ ise bu süreci hızlandıracak, MEB ve YÖK üzerinden yapacağı protokollerle eğitim ve yükseköğretimde temel bir aktör haline getirilecektir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nda kabul edilen Diyanet Akademisi’ne dair görüşlerini paylaştı. Muşlu, “Türkiye’de gerçek anlamıyla akademiye yönelik haksız ve hukuksuz biçimde ağır bir tasfiye gerçekleştirildi. Şimdi de bu kavramın içi yeniden doldurulmak isteniyor.” diyerek AKP iktidarının eğitim politikalarını eleştirdi.

    Sinan Muşlu, “Diyanet ve Akademi kavramları ancak böylesi bir iktidar döneminde karşımıza çıkabilirdi” yorumunu yaparak “Siyasi iktidar ve iktidar yandaşları her alanda olduğu gibi önce kavramların içini boşaltmayı sonra da kendilerince doldurmayı alışkanlık edindiler. Ama bu akademinin doğrudan Diyanet İşleri Başkanı bünyesinde kurulması eğitimin içeriğine dair de önemli ipuçları veriyor. Lüks ve şatafat gibi iktidar nimetleri karşılığında siyasi iktidara tam sadakat ve itaat gösteren bir kurum, eğitimi de siyasi iktidarın makbul gördüğü çerçevede, yani piyasacılığın ve dinselleştirmenin el ele verdiği biçimde yürütecektir” dedi.

    “DERNEK VE VAKIFLARIN EKONOMİK GÜÇLERİ SEKTEYE UĞRAYINCA…”

    Sinan Muşlu, Diyanet Akademisi uygulamasıyla birlikte “Burada önemli bir nokta var” uyarısını yaparak şu bilgileri paylaştı:

    “Geçmişte, dini tarikat ve cemaat derneklerine Büyükşehir Belediyelerinden aktarılan kaynakları artık tüm açıklığıyla biliyoruz. Bu dernek ve vakıfların ekonomik güçleri sekteye uğrayınca, siyasi iktidar bu soruna daha kurumsal çözümler aramaya başladı. Haliyle finansal destekteki kesintiler sonucunda, doğrudan DİB bünyesinde kamu kaynakları kullanılarak bu işler yapılmak isteniyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte Diyanet İşleri Başkanlığı üzerinden daha fazla yurt ve kursların açılacağını söylemek mümkün olabilecektir.”

    “KAYNAKLAR, İKTİDARIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAMAK ÜZERE KULLANILIYOR”

    Sinan Muşlu, Diyanet Akademisi için yapılacak sözleşmeli personel istihdamına da dikkat çekti. Atanamayan öğretmenlerin durumunu işaret eden Muşlu, “MEB bünyesinde yüz binin üzerinde öğretmen ihtiyacı varken ve her eğitim öğretim yılında 90 binler civarında ücretli öğretmen bir çok ekonomik ve özlük haklardan yoksun bir şekilde ucuz iş gücü olarak çalıştırılırken, DİB’e bu kadar bütçe ayrılarak sürekli bir kadro istihdamı yapılması ve gelinen kadro düzeyinin yoğunluğundan bir ‘akademi’ açılıyor olması aslında iktidarın genel olarak eğitim alanına ilişkin planlamalarında DİB’e nasıl bir rol biçtiğinin de göstergesi aslında. Kamu kaynakları toplumun yakıcı ve gerçek sorunlarına çözüm üretmek için değil, siyasi iktidarın ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılıyor. Bu nedenle eğitimde ihtiyaç duyulan atamaları yapmak yerine kimi zaman daha güvenlikçi bir politikaya başvurarak bekçi istihdam etmeyi, kimi zaman ise böylesi kadrolar açmayı tercih ediyorlar.”

    “EĞİTİMİ, BİLİMSEL NİTELİKLERİNİ ZAYIFLATIRSINIZ!”

    Muşlu, ‘eğitimde nitelik’ vurgusu yaptığı açıklamasında “Her yurttaşın nitelikli eğitim alabilmesi temel bir haktır. Bu temel hakkın kullanılabilmesi için Milli Eğitime daha fazla bütçe ayrılması ve ihtiyaç duyulan tüm kadroların atanması gerekir. DİB’e ayrılan istihdam yerine ve yine atanan binlerce bekçi yerine eğitimin ihtiyacı olan öğretmen, yardımcı hizmet personeli, idari ve teknik kadro atamaları ihtiyaç duyulan sayıda yapılsaydı, okullarımızın fiziki ve teknik alt yapıları çoğaltılıp güçlendirilseydi bugün böyle bir sorunu konuşmuyor olacaktık” ifadelerini de kullandı.

    Sinan Muşlu, MEB’in DİB’le ve birçok vakıf-dernekle yapmış olduğu protokolleri de hatırlatarak şu yorumda bulundu:

    “Dinin daha fazla eğitimde yer edinmesi sonucunda yurttaşlarımızın bilimsel, demokratik ve laik eğitim hakkının önüne geçilmiş olunmaktadır. Eğitim dinselleştirildiğinde, siyasi iktidar tarafından ‘makbul olan’ ve ‘olmayan’ diye insanlar ayrıştırıldığında, herkesin bu haktan yararlanma biçimlerine müdahale edilmiş ve eşit yurttaşlık ilkesinin bir ayağı ortadan kaldırılmış olur. Haliyle niteliği de bilimsel olarak değil, siyasal iktidarın tercihleriyle belirlenir. Halbuki eğitim, çocukların potansiyellerini keşfedecekleri ve yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir alandır. Bu ilkeyi yok saydığınızda makbul nesiller tarifi yapmaya başlar, toplumu kutuplaştırır, temel hak ve özgürlükleri yok sayar ve eğitimi, bilimsel niteliklerini zayıflatırsınız.

    “İKTİDAR ‘DİNDAR NESİLLER’ HEDEFİNE HIZ KAZANDIRDI”

    Sinan Muşlu, okul öncesi 4-6 yaş için de zorunlu hale getirilmek istenen din derslerinin bir çok yanlış barındırdığını vurgulayarak konuşmasına şu cümlelerle son verdi:

    “MEB’in okul öncesi okul sayılarını paylaşarak ve ‘ana okullarının, ana sınıflarının sayılarını şu kadar arttırdık’ diye övünmesi ile şura kararı haline getirdikleri okul öncesinde din eğitimi ve DİB ‘akademisi’ arasında bağlar vardır ve iktidarın geleceğe dair ‘dindar nesiller’ hedefine hız kazandırdığını gözlemlemek mümkündür. 4-6 yaş arasına dayatılan din eğitim asla kabul edilmemelidir. Ancak temel sorun tüm eğitim sistemindeki dinselleştirmedir. Yapılan protokoller aracılığıyla dini tarikat ve cemaatler eğitimin tüm kademesinde öğrencilere kolaylıkla ulaşabilmekte, okullarda etkinlikler düzenleyebilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ‘Akademisi’ ise bu süreci hızlandıracak, MEB ve YÖK üzerinden yapacağı protokollerle eğitim ve yükseköğretimde temel bir aktör haline getirilecektir. Üstelik bu durum ilgili taslakta da yer almakta, ‘Diyanet Akademisi dini yüksek ihtisas, dini ihtisas ve eğitim merkezlerinden oluşur.’ denilerek protokoller yoluyla okul öncesinden yükseköğretime kadar tüm alanlara, DİB’in müdahil olacağı anlaşılmaktadır. Bunun kabul edilebilmesi mümkün değildir. Öğrenciler siyasi iktidarların, hükümetlerin üzerlerinde istedikleri tasarrufta bulunacağı nesneler değillerdir. Her biri hakları olan bireyler olarak görülmelidir. Yoksul ailelerin çocuklarının açık liseye, imam hatip liselerine ve meslek liselerine nasıl mahkum edildiğini hep birlikte deneyimliyoruz. Çünkü siyasi iktidar uzun zamandır bir toplum mühendisliği yapmaya odaklanmıştır. Bu nedenle de çocuk haklarını, insan haklarını, temel hak ve özgürlükleri yok saymaktadır. Kendisinden olana tüm imkanları seferber ederken, makbul görmediği kesimlere de yasakçı ve dayatmacı yaklaşmaktadır. Bu durum da kuşakların harcanmasına yol açmaktadır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • KESK iki koldan Ankara’ya yürüyüş başlatıyor

    KESK iki koldan Ankara’ya yürüyüş başlatıyor

    PİRHA-KESK gerçekleştirilen TİS görüşmelerinin ardından taleplerinin hükümet tarafından dikkate alınmadığını belirterek, yarın (18 Ağustos) iki koldan Ankara’ya yürüyüş başlatıyor. KESK’E bağlı Eğitim-Sen MYK üyesi Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu, “KESK olarak taleplerimiz görmezden gelindi. Yetkili konfederasyonlar iktidarla zımmi bir uzlaşma sağladı. Taleplerimizi gündeme getirmek için iki koldan Ankara’ya yürüyeceğiz” dedi.

    Yaklaşık 4,2 milyon kamu emekçisi, 2,2 milyon emeklisinin aylıklarına 2022 ve 2023’te yapılacak zam oranlarının belirleneceği 6. Dönem Toplu İş Sözleşme (TİS) görüşmeleri, 2 Ağustos’ta başladı.

    27 Ağustos’ta kararın açıklanması beklenen TİS görüşmelerinde, iktidar 2022 yılı birinci altı ayı için yüzde 5 artı enflasyon farkı, ikinci altı ayı için yüzde 6 artı enflasyon farkı, 2023 yılı için ise ilk altı ay için yüzde 6 artı enflasyon farkı, ikinci altı ay için yüzde 6 artı enflasyon farkı teklif etti.

    İktidarın teklifine, ‘Yoksulluğa mahkum eden teklif kabul edilemez’ diyerek karşı çıkan ve TİS görüşmelerine katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), iki koldan Ankara’ya yürüyüş gerçekleştireceklerini açıkladı.

    18-20 Ağustos tarihleri arasında Batman ve Edirne’den başlatılacak yürüyüş, ‘İnsanca bir yaşam, demokratik grevli toplu sözleşme için mücadeleyi birlikte büyütüyoruz’ sloganıyla gerçekleştirilecek. İki koldan gerçekleştirilecek yürüyüş, 20 Ağustos’ta Ankara’da yapılacak açıklamayla son bulacak.

    “TALEPLERİMİZİ GÜNDEME GETİRMEK İÇİN İKİ KOLDAN ANKARA’YA YÜRÜYECEĞİZ”

    KESK’E bağlı Eğitim-Sen MYK üyesi Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Sinan Muşlu başlatacakları yürüyüşe dair bilgiler vererek şunları dile getirdi:

    “Yürüyüşümüzün bir kolu Batman’dan başlayacak. Batman, Diyarbakır, Urfa, Antep, Mersin üzerinden Ankara’ya gelinecek. Yürüyüşümüzün bir kolun da Edirne’den başlayacak. O da Edirne, Tekirdağ, İstanbul, Kocaeli, Bursa, Eskişehir üzerinden Ankara’ya ulaşılacak.
    Batman yürüyüş kolumuzun sözcüsü KESK Eş Genel Başkanımız Şükran Kaplan Yeşil, Edirne yürüyüş kolumuzun sözcüsü ise KESK Eş Genel Başkanımız Mehmet Bozgeyik’tir. 18-19-20 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilecek yürüyüşlerimiz. Gittiğimiz her ilde basın açıklamaları yapacağız.

    20 Ağustos akşamı da Ankara’da buluşacağız ve orada bir açıklama yapacağız. Açıklamamızın içeriğinde, TİS süreci içerisinde ortaya çıkan ve yaşanan gelişmelere dair görüşlerinizi sunacağız. 20’sinde akşam yapacağımız açıklamanın yeri ve saati henüz belli değil. Netleşince kamuoyuna duyuracağız.”

    “TİS SÜRECİNDE TALEPLERİMİZ GÖRMEZDEN GELİNDİ”

    Gerçekleştirilen TİS’in gerçek bir iş sözleşmesi süreci değil daha çok bir görüşme süreci olduğunu belirten Muşlu sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ve burada yetkili olan sendika, konfederasyon Memur-Sen iktidarın yandaşı olan bir konfederasyon olarak tanınan, bilinen bir konfederasyondur. Bugüne kadar yetkili bir konfederasyon olarak yaptığı tüm sözleşmelerde kamu emekçileri mağdur olmuştur. Biz KESK olarak kamu emekçilerinin maaşlarının oranlarında yoksulluk sınırının üzerinde bir düzenleme yapılmasını istiyoruz ve gerçek enflasyon rakamları üzerinden 2 yıllık bir zam oranı istiyoruz. Onun dışında 3600 ek göstergenin bir an önce hayata geçirilmesi noktasında bir talebimiz var. Kadın alanına ilişkin ayrı bir talebimiz var. KESK olarak bunu sadece biz talep ettik. Kadın kamu emekçilerinin haklarının ayrı bir oturumda, kadın temsilciler tarafından oturulup görüşülmesini istedik. Ama bu da hayata geçmedi. Yine demokratik alanda kamu emekçilerinin örgütlenebilmesi için taleplerimiz söz konusu. En önemli taleplerimizden birisi de toplu sözleşme sürecinin gerçek bir sözleşme sürecine dönüştürülmesi. Sendikalar yasasının değiştirilmesi gerekiyor ve kamu emekçilerine grev hakkı tanınması gerekiyor. Biz grevli bir toplu sözleşme istiyoruz. Bunların hayata geçirilmesini istiyoruz. Bizim bu taleplerimizin karşılığında hükümetin bize önerdiklerine baktığımızda ‘dağ fare doğurdu’ diyebiliriz. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Yüzde 5-6 gibi zam oranları teklif edildi. Onun dışında diğer taleplerimiz de duymamazlıktan gelindi. Sendikalar kanununun değiştirilmesi ve demokratik bir içeriğe kavuşturulması talebimiz yok sayıldı. Örgütlenme hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması konusunda duyarsız kalındı.”

    “YETKİLİ KONFEDERASYONLAR İKTİDARLA ZIMMİ BİR UZLAŞMA SAĞLADI”

    Yetkili Konfederasyon olan Memur-Sen’in hükümetin teklifine karşı ciddi bir tepki göstermediğini ifade eden Muşlu, “Bir iki açıklama ile geçiştirmeye çalıştılar. Binlerce üyesi olan bir konfederasyon ve bu teklifler karşısında ortaya konulacak bir iş bırakma eylemi iktidar açısından ciddi bir uyarıya dönüşebilecekken hem Kamu-Sen hem Memur-Sen iş bırakmayı ağızlarına bile almamışlardır. Sadece basın açıklaması yapmakla geçiştirmişlerdir. Bu da iktidarla zımmi bir uzlaşma sağladıklarını gösterir. Bu süreçte verilebilecek en etkili cevap iktidarın teklifinde ısrar etmesi durumunda uyarı iş bırakma eylemi olması gerekiyor. Tüm kamu emekçilerinin haklarını savunan bir Konfederasyon olarak gelin hep birlikte alanlarda kamu emekçilerinin haklarını hep birlikte savunalım diyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Muşlu: Anadilde eğitimin önündeki engeller kaldırılmalıdır

    Muşlu: Anadilde eğitimin önündeki engeller kaldırılmalıdır

    PİRHA-Dünya Anadil Günü vesilesiyle açıklama yapan Mersin Eğitim-Sen Şube Başkanı Sinan Muşlu, anadilini bilen veya öğrenen çocukların başarılı bir eğitim süreci yaşadığına dikkat çekerek  “Eğitim Sen bilimsel, laik, demokratik, cins eşitlikçi, kamusal, parasız eğitimin ayrılmaz bir parçası olan anadiller üzerindeki sınırlamalara da son verilmesi, her bireyin kendi anadilinde eğitim alması önündeki tüm engellerin kalkması için mücadelesini sürdürecektir” dedi.

    Eğitim-Sen Mersin Şubesi sendika binasında Dünya Anadil Günü’ne dair bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasında konuşan şube başkanı Sinan Muşlu, anadilin sürdürülebilir bir geleceğin temini ve öğrencilerin iyi bir eğitime sahip olmaları için en önemli unsurlardan biri olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Çocukların anadilinde eğitim görmeleri kültürel kimliğinin, kişiliğinin ve kendisine saygısının gelişmesi açısından önem arz etmektedir. Türkiye’de diller, kültürler, inançlar karşısında yıllardır uygulanan yasakçı zihniyet AKP iktidarının eğitim alanında gerçekleştirdiği değişimle birlikte sürdürülmeye devam etmektedir. Açık bir şekilde ifade edecek olursak, eğitim politikaları bu topraklarda yaşayan farklı dilleri, lehçeleri reddeden, halkların anadillerini, tarihini, kültürünü, inancını yok sayan ve asimile eden sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.”

    Dünyanın birçok ülkesinde anadilinde eğitim ve öğretim hakkı anayasal güvence altındayken, Türkiye’de bu hakların güvence altında olmadığını söyleyen Muşlu, “Eğitim Sen, bilimsel, laik, demokratik, cins eşitlikçi, kamusal, parasız eğitimin ayrılmaz bir parçası olan anadiller üzerindeki sınırlamalara da son verilmesi, her bireyin kendi anadilinde eğitim alması önündeki tüm engellerin kalkması için mücadelesini sürdürecektir” diyerek, tüm dünya halklarının 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nü kutladı.

    PİRHA/MERSİN

  • Bakan eşine özel skandal talimat: Hasta çocukları göndermeyin

    Bakan eşine özel skandal talimat: Hasta çocukları göndermeyin

    PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara yazı göndererek, Ziya Selçuk’un eşi Rana Selçuk’un katılacağı Aylin Şengün Taşçı konserinde, Selçuk’a refakat edecek öğretmen istedi. Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, gönderilen yazıya tepki göstererek “Öğretmene karşı vahim, bir o kadarda ayıp bir yaklaşım” dedi.  

    Mersin’in Yenişehir İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, okullara gönderdiği yazıda, Milli Eğitim Bakanı (MEB) Ziya Selçuk’un eşi Rana Selçuk’un katılacağı Aylin Şengün Taşçı konserinde, Selçuk’a eşlik edecek 2’şer öğretmen görevlendirilmesini istedi. Yazıda, “Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un değerli eşi Sayın Rana Selçuk Hanımefendi’nin Mersin programı çerçevesindeki konsere katılmak üzere okulunuzdan seçilecek iki tane öğretmen bilgilerinin ekteki tabloya işlenmesi” şeklinde talimat verildi.

    Cumhuriyet’ten Abidin Yağmur’un haberine göre Türk Müziğini Tanıtma ve Destekleme Projesi kapsamındaki Aylin Şengün Taşçı konseri için Rana Selçuk’un ziyaret edeceği okullardan velilere gönderilen mesajda ise “Hasta olan çocukları göndermeyin, saçlarına ve giysilerine özen gösterin” denildi.

    Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, “Ne kadar vahim ne kadar ayıp bir yaklaşım öğretmene karşı. Öğretmeni angarya işlerde, mesai saatleri dışında görevlendirmek başlı başına bir hukuksuzlukken bir de ayrıca öğretmene bakış açısının ne olduğunu ortaya koyuyor. Büyük laflar eden Bakan Ziya Selçuk’un öğretmene bakışı bu işte” diye konuştu.

    HABER MERKEZİ

  • KHK’li öğretmen Taş Hakk’a yürüdü: Bu politik bir cinayettir-VİDEO

    KHK’li öğretmen Taş Hakk’a yürüdü: Bu politik bir cinayettir-VİDEO

    PİRHA- KHK ile görevinden ihraç edildikten sonra kansere yakalanan Eğitim-Sen üyesi tarih öğretmeni Salman Taş, Hakk’a yürüdü. Taş için Mersin Cemevi’nde Hakk’a yürüme erkanı düzenlendi. 

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal kapsamında çıkarılan Kanun Hükmün Kararname’lerle (KHK) binlerce kişi işlerinden ihraç edildi. Maraş Elbistanlı olan tarih öğretmeni Eğitim-Sen üyesi Salman Taş da bunlardan biri.

    KHK ile ihraç edildikten sonra kansere yakalanan Taş, Hakk’a yürüdü. Bugün Mersin Cemevi’nde Taş için Hakk’a yürüme erkanı düzenlendi. Taş’ın anısına bir konuşma yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, “O naif yürekli, güler yüzlü, yumuşak ruhlu ama dik başlı bir arkadaşımızdı. Bulunduğu her alanda eğitim emekçilerinin hakları için mücadele etmekten çekinmedi. Bulunduğu her ortamda bu ülkeye gerçek anlamda bir demokrasi gelmesi için hangi mücadele gerekiyorsa sendikası aracılığıyla o mücadeleyi yürüttü” diye konuştu.

    “BU POLİTİK BİR CİNAYETTİR”

    Taş’ın ihraç edildikten sonra kansere yakalandığını aktaran Muşlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu aynı zamanda politik bir cinayettir diyoruz. Arkadaşımızı suçsuz yere hukuksuz bir şekilde öğrencilerinden, velilerden, meslektaşlarından, arkadaşlarından koparanlar bu vefatın mümessilleridirler. Bu anlamıyla bu politik cinayeti işleyen iktidara karşı arkadaşımızın bırakmak zorunda olduğu o bayrak bizlerin elindedir. Elbet bir gün ve yakın bir dönemde bu cinayeti işleyenlerden hukuk önünde hesap sormayı da başaracağız. Biz bu sevgili yoldaşımızı, canımızı, arkadaşımızı yolcularken şunu da belirtiyoruz; eşi ablamızdır, kardeşimizdir, yoldaşımızdır. Çocukları bu örgütün çocuklarıdır, Eğitim-Sen’in çocuklarıdır. Onun gözü arkada kalmayacak yoldaşları, örgütü her daim ailesinin, çocuklarının yanında olacaktır.”

    Muşlu, Taş ve onunla aynı kaderi paylaşanların hesabını hukuk önünde soracakları sözünü verdi.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Meslek onurumuza sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz’

    ‘Meslek onurumuza sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz’

    PİRHA – “Öğretmenlik Meslek Kanunu haklarımızı yok ediyor, haklarımıza sahip çıkalım” şiarıyla basın açıklaması yapan Eğitim-Sen Mersin Şubesi, “‘Öğretmen dünyayı değiştirir’ diye haykırmaktan, emeğimize, meslek onurumuza, iş güvencemize, okullarımıza, öğrencilerimize, geleceğimize sahip çıkmaktan asla vazgeçmeyeceğiz” dedi. 

    Eğitim-Sen  Mersin Şubesi, Öğretmenlik Meslek Kanunu’na ilişkin basın açıklaması yaptı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamaya sendika üyeleri, kurum temsilcileri katılım gösterdi.

    Açıklamayı okuyan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, “İhraçlarının üzerinden iki yılı geçmiş olmasına rağmen ve sözüm ona OHAL kalkmış olmasına rağmen ihraç edilen üyelerimizin hak aramaları önüne her türlü engel çıkarılmıştır. Kurulan OHAL İnceleme Komisyonu yetersiz bir çalışma göstererek mağduriyetin süresini iyice uzatmıştır. Arkadaşlarımız Cumhuriyet savcılıklarına 2018 Mart ayı içerisinde vermiş oldukları dilekçelerle OHAL- KHK’llerin ihraçla ilgili maddesine atıfta bulunarak haklarında ‘FETÖ/PDY veya diğer terör örgütleriyle bir ilgisinin olup olmadığına dair yürütülen bir soruşturma var mıdır? varsa sonucu nedir ?’ diye sormuş, aldıkları cevaplarda böyle bir soruşturmanın olmadığı cevabını almışlardır. Anlaşılmaktadır ki bu başvurularımızdan sonra Temmuz 2018’den itibaren Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca 96 ihraç eğitim emekçisi hakkında, KHK’lerdeki iddialar üzerinden bir soruşturma yürütülmüştür. Bu soruşturma 27 Aralık 2018 tarihinde tamamlanmıştır. Soruşturma sonucunda 96 kişi hakkında ‘Kovuşturmaya Yer Olmadığına’ karar verilmiştir. 96 eğitim emekçisinin sadece 47’si Eğitim-Sen üyesidir. Ayıca farklı soruşturma dosyalarında benzer sonucu almış arkadaşlarımız vardır. Bu kararlar her bir arkadaşımızca Valilik makamına verilerek OHAL komisyonuna gönderilmiştir. Artık geciktirilmeksizin ihraç edilen ve hakkında ‘kovuşturmaya yer yoktur’ kararı verilen herkesin bir an önce işlerine dönmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ZULME BİR AN ÖNCE SON VERİLMELİDİR”

    “31 Mart yerel seçimleri AKP’nin 15 Temmuz darbe girişimini bir gerekçe ve araç olarak kullanarak iktidarını süreklileştirmeye çalıştığının, kendi deyimleriyle ‘bir lütuf’ olarak görüp nimete dönüştürdüğünün son örneği olmuştur. KHK ile ihraç edilenler işe dönüş kararı beklerken, iktidarın seçim yenilgisinin tartışma konusu haline getirilmiştir. Adeta yurttaş olarak bile görülmeyerek seçme hakları bile ellerinden alınmaya çalışılmış her gün basında tartıştırılarak onurlarıyla oynanmış, YSK’ye yapılan itirazların konusu haline getirilmişlerdir” diyen Muşlu, şöyle devam etti:

    “Milletvekili seçimlerinde doğru karar alarak KHK’ler ile ihraç edilenlere mazbata verilmesi gerektiğini söyleyen YSK’nin, herhangi bir yasa değişikliği olmamasına rağmen, bugün neden bu hukuksuzluğa imza attığı açıklanmak zorundadır. Aynı şekilde bu kararla başkanlığı geçersiz sayılan KHK’li belediye başkanlarının tümünün yerine ikinci sırada olan AKP’li adaylara mazbata verilmesinin nasıl mümkün kılındığı izah edilmelidir. YSK’nin KHK’ler eliyle ihraç edilmelerini gerekçe göstererek yerel seçimi kazananlara mazbatalarını vermemesi hukuksuzdur.

    KHK ile ihraç hukuksuzluktur. Bu hukuksuzluğa uğrayanların yurttaşlık haklarını kullanmalarına bile engel olmak büyük bir zulümdür. Yurttaşlık haklarımız olan; çalışma, seyahat, seçme-seçilme haklarımız önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Bu zulme bir an önce son verilmelidir.”

    “ŞİMDİ MESLEĞİMİZE SAHİP ÇIKMA ZAMANI”

    15 Temmuz sonrası yapılan uygulamalara dikkat çeken Muşlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “15 Temmuz sonrasında tüm öğretmen atamaları sözleşmeli yapılarak öğretmen güvencesiz çalışmak durumunda kalmıştır. Yapılan atamalardan sonra, kimi öğretmenlerin sözleşmeleri güvenlik soruşturması gerekçesi ile iptal edilmiştir. Öğretmen alımının mülakatla yapılmasına soruşturmaların eklenmesi ile ataması yapılmayan yarım milyona yaklaşan öğretmenin gelecek hayalleri sonlandırılmıştır. Öğretmen alımında, istihdamında ve idareci görevlendirmesinde liyakat ortadan kaldırılmış, kayırmacılığın ve kadrolaşmanın önü açılmıştır. İdare tarafından merkezi ve yerel olarak kullanılan baskı uygulamaları ile iş güvencesi tehdit altına alınmaya, esnek çalışma koşulları öğretmenlerin çalışma biçimi haline getirilmeye çalışılmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesinde öğretmenin ve öğretmenlik mesleğinin değerinin düşmesine neden olan, öğretmenlerin emeğini yok sayan bir iktidar ve eğitim yönetimi görmek mümkün değildir.

    İçerisinden geçmekte olduğumuz dönemde ise, MEB tarafından çıkarılması planlanan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ ile bugüne dek görülmemiş şekilde öğretmenlik mesleği tartışmalı hale gelme tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile iş güvencesi ortadan kaldırılacak, liyakata değil yandaşa ayrıcalık tanınacak, maaş karşılığı haftalık ders saati 35 olarak düzenlenecek, ek ders ödemeleri kaldırılacak, nöbet ücretleri ödenmeyecek şekilde düzenlemeler yapılacaktır. Bu kanun taslağı meclis gündemine getirilmemeli, kamuoyuna ve eğitim emekçilerine açık bir şekilde, tüm eğitim bileşenlerinin görüşleri alınarak; eğitim emekçilerinin, sosyal, ekonomik, özlük, hukuksal, demokratik hakları korunarak yeniden düzenlenmelidir.”

    Muşlu, “Eğitim-Sen olarak, başta eğitim sistemi olmak üzere tüm toplumsal yaşamı kuşatan ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirmek isteyenlere karşı yürüttüğümüz mücadeleden, iktidarların değil, halkın öğretmeni olmaktan; ‘Öğretmen Dünyayı Değiştirir’ diye haykırmaktan, emeğimize, meslek onurumuza, iş güvencemize, okullarımıza, öğrencilerimize, geleceğimize, sahip çıkmaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin Eğitim-Sen Başkanı: Eğitimi gerici vakıflara emanet etmek istiyorlar

    Mersin Eğitim-Sen Başkanı: Eğitimi gerici vakıflara emanet etmek istiyorlar

    PİRHA – Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile Eğitim Bir-Sen arasındaki gerginliğe dair yazı kaleme aldı. “İki kurum arasındaki kavga Koltuk, rant ve yolsuzluk kavgası mıdır?” diye soran Muşlu, milli eğitimin yandaş sendika ile AKP’li örgütlerin talimatlarıyla yönetildiğini iddia etti.

    Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Memur-Sen’e bağlı Eğitim Bir Sen İl Başkanı Abdullah Çelik’in geçtiğimiz hafta twitter paylaşımlarına dair kamuoyuna açıklama yaptı. Çelik’in paylaşımlarını “itiraf” olarak yorumlayan Muşlu, “Rantın ve yolsuzluğun pis kokusu bütün Mersin Milli Eğitim Müdürlüğü üstüne çökmüştür. Anlaşılmaktadır ki aralarında ki kavga ‘koltuklara kimin oturup, ranta kimlerin karar vereceği’ kavgasıdır” dedi.

    “İTİRAFLAR YENİLİR-YUTULUR CİNSTEN DEĞİL”

    Muşlu, “Rant için birbirlerini yemekteler. Milli Eğitim alanı, yandaş sendika ile AKP il-ilçe örgütlerinin talimatlarıyla yönetilir olmuş” ifadelerini de kullanarak şöyle devam etti: 

    Eğitim, gerici-dinci vakıf ve derneklerle kol kola koltuklar paylaşılmış, keyf-sefa sürülmüştür. Abdullah Çelik’in itirafları, bu içlerinden olma bilgisiyle yapılan itiraflardır ve yenilir-yutulur cinsten değildir. İl Milli Eğitim Müdürünün keyfi bir şekilde bazı şube müdürlerini ilçelere gönderdiği ve 2 okul müdürünü şube müdürü yaptığı iddiası, öğretmenevine yasal olmayan bir şekilde, müdür yardımcısı görevlendirmesinin yapılmış olması öğretmenevinde yapılan tadilatlarda yolsuzluk yapıldığı iması ile birlikte ortaya konulmaktadır. AB projeleri kapsamında bir çok okulun yurt dışı projelerine gönderilirken yolsuzluk yapıldığı iddiaları, özel okullarla rant ilişkileri kurulduğu imaları bu itirafların bazılarıdır. Suç duyurusu kapsamında Bakanlık Müfettişlerinin harekete geçmesi istenmektedir.”

    “EĞİTİMİ GERİCİ VAKIFLARA EMANET ETMEK İSTİYORLAR”

    Abdullah Çelik’in açıklamalarının ardından savcı ve valiliğin harekete geçmesi gerektiğini de söyleyen Muşlu, “Yolsuzluk Yapanların ve Rantçıların Eli Eğitimden Uzak Olsun” diyerek şöyle devam etti:

    “Diyanetle, müftülüklerle, dernek ve vakıflarla imzalanan protokollerin tamamı iptal edilmeli, protokol uygulamalarına son verilmelidir. AKP iktidarının ‘dinci nesiller yetiştirme’ hedefinin olduğu bilinmektedir. Bu hedef doğrultusunda, Milli eğitim alanının yap-boz tahtasına çevrildiği ayrıca bir gerçektir. AKP iktidarı defalarca bakan değiştirmiş, müfredatlarla oynamış, kitap içeriklerini dinci bir dille yenileyerek bilimden uzaklaştırmıştır. 4+4+4 sistemiyle birlikte, gerici dinci dernek-vakıflarla ve Diyanetle-müftülüklerle protokoller imzalama gibi uygulamalar gerçekleştirerek, eğitimi öğretmenlerden uzaklaştırıp, gerici ideolojik dernek ve vakıflara emanet etmiştir. Tüm bunları okul sistemini imam hatipleştirerek dinci nesiller yetiştirme, meslek liselerini şirketlerin ucuz işgücüne dönüştürme ve bilimsel-laik eğitimi tasfiye etme hedefleri doğrultusunda gerçekleştirmiştir.

    Mersin’de, AKİMDER (Akdeniz İmam Hatip Okulları Mezunları Mensupları ve Muhipleri Derneği) tarafından düzenlenen “31 Marttan 15 Temmuza Şehadet Bilinci” adlı konferansa okullardan öğrenci götürülmesi, AKP’nin, yıllardır yürüttüğü gerici, protokolcü eğitim anlayışına hizmet etme amaçlıdır. Öğrencilerin yürütülerek götürüldüğü, yedikleri yemeklerden zehirlendiği gazetelerde haber olmuştur. Ancak okullardan öğrenci götürülmesine ilişkin yazılı bir bildirim olmadığı sadece telefon trafiğinin kullanıldığı iddiaları mevcuttur. Ayrıca velilerden onay-izin alınmamıştır.”

    Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Bakanlık ve İl Milli Eğitimlerde imzalanan protokollerin tümünün iptal edilmesini ve protokol uygulamalarına son verilmesini talep ederek, “Öğrencilerimizin aydınlık bir geleceğe uzanabilmesi için bilimsel-laik eğitim talebinin yaygınlaşması çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    PİRHA / ANKARA

     

  • ‘Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder’-VİDEO

    ‘Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder’-VİDEO

    PİRHA- Dünya Anadil Günü dolayısıyla açıklama yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, “Bugün dünyanın birçok ülkesinde anadilinde eğitim ve öğretim hakkı anayasal güvence altındadır. Ancak, Türkiye’de bu hakların güvence altında olmasından bahsetmek mümkün değildir” dedi. DAD Adana Eş Başkanı Pir Zeynel Kete de, “Anadil haktır, hakkın varlığının Ana üzerinden yeniden canlanmasıdır. İnsan en iyi şekilde Anadilinde hakka yakın olur” diye konuştu.

    Haberin videosu

    21 Şubat Dünya Anadil Günü çeşitli etkinlikler ile kutlanıyor. Eğim-Sen Mersin Şubesi, sendika binasında açıklama yaptı. Şube başkanı Sinan Muşlu tarafından okunan açıklamada eğitimin devlet eliyle dinselleştirilmesi sürecinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini vakıf ve dernekler eliyle gericileştiğine dikkat çekti.

    “TÜRKİYE HALKLARININ ULUSLARARASI ANADİLİ GÜNÜ’NÜ KUTLUYORUZ”

    Muşlu, “Uluslararası Anadili Günü” her yıl 21 Şubat tarihinde tüm dünyada çeşitli etkinliklerle başta eğitim hakkı olmak üzere birçok eğitim ve kültürel hakların desteklenmesi amacıyla kutlanmakta olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Anadilin, bilime inananlar için bilimsel, pedagojiye inananlar için pedagojik, inançsal değerleri olan herkes için bir önemi vardır. Bu yüzden, bugün dünyanın birçok ülkesinde anadilinde eğitim ve öğretim hakkı anayasal güvence altındadır. Ancak, Türkiye’de bu hakların güvence altında olmasından bahsetmek mümkün değildir. Eğitim-Sen, bilimsel, laik, demokratik, cins eşitlikçi, kamusal, parasız eğitimin ayrılmaz bir parçası olan anadiller üzerindeki sınırlamalara da son verilmesi, her bireyin kendi anadilinde eğitim alması önündeki tüm engellerin kalkması için mücadelesini sürdürecektir. Eğitim- Sen olarak, dünya sınırları içerisinde dillerin sınırlandırılmadığı, farklı dillerin ve kültürlerin özgürce yaşaması adına tüm Türkiye halklarının 21 Şubat Uluslararası Anadili Günü’nü kutluyoruz.”

    “İNSAN EN İYİ ŞEKİLDE ANADİLİNDE HAKKA YAKIN OLUR”

    DAD Adana Şube Eş Başkanı Pir Zeynel Kete ise PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Bizim yol ulularımız, analarımız derlerdi ki “Zimaneme zimane Xizir’e.” Dil toplumsallaşmada önemli bir araçtır. Toplumların, ulusların, kendini yeniden var etmenin, var oluşunun kök hücresidir” diyerek şunları belirtti:

    “Dil kültürel birikim aracıdır. “Eşrefoğlu al haberi, bahçe biziz gül bizdendir/ biz de Mevlanın kuluyuz, yetmiş iki dil bizdendir” diyerek farklılıkları, farklı dilleri hakkın varlığının en büyük delili olarak görmüşüz. Dil, kelam, kılan, söz, zıman şeklinde bir yol izlemiştir. Rèya Heg Alevî inancında, dil, kullanılan kavramlar, toplumun biraraya gelmesi, cem u cıvat yapması, ortak ruh haline sahip olması, bedensel ve ruhsal ikrarlaşmada belirleyicidir. Dil inancımızın sürekli canlılığını ifade eder. “Zakir” kelamın taşıyıcısı, sürekli doğuş halinde olması anlamına gelir. ” Za” Kürtçenin Kurmanci lehçesinde ” doğum” anlamına gelir. Bu yönüyle inancımızda dil çok önemlidir. Ana, hakkın varlık kapısıdır. Hak bu kapıdan” kubbeyi rahmanda” tecelli eder. Bu manada anadili hakkın, varlığın, kemaletin dilidir. Dil toplumun varoluşudur. Ortak düşünce ve davranış oluşturmada, psikolojik şekillenmede belirleyicidir. Çocuk masumi paktır. Çocuk anasının diliyle kendisini var eder. Dil Anafatma’nın kelamıdır. Bu kelamda hakkın varlığı mevcuttur. Anadil haktır, hakkın varlığının Ana üzerinden yeniden canlanmasıdır.  İnsan en iyi şekilde anadilinde hakka yakın olur. 72 iki milletin varlığı aynı zamanda dillerin varlığının bir hak olduğu gerçeğini içinde barındırmaktadır. Anadile yönelik engelleme ve baskılar aynı zamanda çocuğun, ruhsal, bilişsel, gelişimine yönelik engellemelerdir. Anadili yasaklamak barış, kardeşlik, hoşgörü ve demokrasi kültürünü yasaklamaktır. Dünya Anadil Günü’nde, Nahak zihniyetlerin dillere yönelik baskısını kınıyorum.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin Eğitim-Sen Başkanı’ndan velilere çağrı: Seçmeli ders belirlemede duyarlı olalım-VİDEO

    Mersin Eğitim-Sen Başkanı’ndan velilere çağrı: Seçmeli ders belirlemede duyarlı olalım-VİDEO

    PİRHA- Ortaöğretimde okuyan öğrenciler için seçmeli ders belirleme süreci 5-9 şubat tarihleri arasında olacak. Konuya ilişkin bir değerlendirme yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, seçmeli ders seçiminin çoğunlukla okul idareleri tarafından belirlendiğini vurgulayarak, bu derslerin de genelde dini eğitime dönük dersler olduğunu ifade etti.

    Haberin videosu

    Mersin Eğitim-Sen Şube Başkanı Sinan Muşlu, eğitim alanının, AKP iktidarı süresince bilim dışı, dinci eğitim politikalarının hayata geçirildiği alan haline geldiğine dikkat çekti.

    “SEÇMELİ DERS ADI ALTINDA İMAM HATİP OKULLARI MÜFREDATI UYGULANIYOR”

    Muşlu, “Kamuoyunda gelecek tepkilerin çok daha fazla yoğunlaşmaması adına, seçmeli dersler adı altında okulların tamamı İmam Hatip okulları müfredatına yakın eğitim verilir hale geldi. Ve bunun bir tercihmiş gibi de sunulduğunu görüyoruz” diyerek şunları kaydetti:

    “Normalde seçmeli dersler rehber öğretmenin bilgilendirmesiyle birlikte öğrenci ve velinin kararıyla oluşturulur. Gerçekte yaşanan böyle mi? Değil. Çoğunlukla okul idareleri kendileri belirliyorlar. Sanki öğrencilerin ve velilerin onayından geçmiş gibi gösteriliyor. Hukuki mi? Değil. Ancak çeşitli gerekçeler öne sürülerek ve yönetmeliklerdeki açıklar kullanılarak yapılıyor. Seçmeli ders belirleme tarihleri geçtikten sonra yapılacak bir şey kalmıyor. Onun için öğrenci velileri duyarlı olmalı. Aynı zamanda rehber öğretmenler, öğrenci ve velileri bilgilendirmelidir. Bilimsel, laik, demokratik, anadilde eğitimden yana olan Eğitim-Sen üyesi eğitim emekçilerine gerekli çağrıyı yaptık. Hem rehber öğretmenlerimizi hem de velilerin daha duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin Eğitim-Sen Başkanı Muşlu: Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli

    Mersin Eğitim-Sen Başkanı Muşlu: Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanlığı sitesinde yer alan ve 9 ve 11 yaşındaki kız ve erkek çocukların evlenebileceğine dönük açıklamasına tepki gösteren Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Diyanet’in kapatılıp, bütçesinin eğitime ve sağlığa ayrılması  gerektiğini  belirtti.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi web sitesinde yer alan çocuk istismarını teşvik eden ve çocuk yaşta evlendirilmelerini meşrulaştıran tanımlara tepki gösteren Eğitim- Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Diyanet’in açıklamasının AKP’nin politikalarının dışa vurumu olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Eğitim alanındaki uygulamalar genelleşmiş durumda. Özellikle camilere ziyaretler, imamlarla sohbetler, başörtüsü partisi altında kız çocuklarının başlarının örtülmesi, anaokullarında yapılan faaliyetlerde kız çocuklarına erkek çocuklarının ayaklarının yıkatılması gibi benzeri görüntüler giderek yaygınlaşıyor. Diyanet işleri başkanlığının açıklamaları da dahil, yapılan açıklamalar ve uygulamaların tümü AKP iktidarının politikalarından bağımsız düşünülemez. Esas sorgulanması gereken AKP iktidarının hedefleridir. AKP bir parti olarak ilk ortaya çıktığında muhafazakar, demokrat bir kitle partisi olarak tanıtmış olmasına rağmen, özellikle otoritesini genişletmeye başlamakla birlikte nasıl dar ideolojik bir parti olduğunu daha rahat ortaya koymaya başlamıştır. Hedefleri dinci bir nesil yetiştirmek ve ümmetçi bir toplum oluşturmaktır. Bu hedefi gerçekleştirmedeki en önemli alan Milli Eğitim’dir. Eğitim alanının bu kadar yap-boz tahtasına çevrilmesinin nedeni de çocuklar ve gençler üzerinde etki alanı yaratılmak istenmesidir.”

    “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesine ve kadro sayısına bakıldığı zaman bile AKP’nin nasıl bir politika izlediğini gösteriyor” diyen Muşlu, “Diyanet’in yaptığı açıklamalara fetva isminin verilmesi ve İslam hukukuna göre açıklamalar yapmak zorundadır denilmesi bir iktidarın hedefini net olarak ortaya koymaktadır” dedi.

    “DİYANET KARANLIK BİR DÜŞÜNCE YAPISINA SAHİP”

    İslam hukukunda da kız çocuklarının 9, erkek çocuklarının 12 yaşında evlenebileceğinin yeri olmadığını belirten Muşlu, şunları kaydetti:

    “Bu kadar gerici, karanlık bir düşünce yapısına sahip Diyanet İşleri Başkanlığı’nın artık Türkiye toplumunun sırtında yük olmanın da ötesinde,  tehlike arz etmeye başlamıştır. Bu ve benzeri açıklamalar çocukların tacizine, tecavüzüne yol vermektir. Diyanet’in bir an önce lağvedilip, başkanlıkta bulunan kamu emekçileri de farklı kurumlara aktarılmalıdır. Sendikalardan, siyasi partilere ve halkın bütün kesimlerine seslerini yükseltme, birlikte hareket etme sorumluluğu yüklemektedir. Ancak böylesi bir bilinçle hareket edilirse karanlığı uzaklaştırırız.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • MEB’e tepki: Biz eğitim emekçilerinin vaaza ve nasihata ihtiyacı yoktur

    MEB’e tepki: Biz eğitim emekçilerinin vaaza ve nasihata ihtiyacı yoktur

    PİRHA- İstanbul Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğretmenlere dağıtılan bir kitapta tarikatlar ve tekkeler övülürken Köy Enstitüleri’nin “ahlaksızlık yuvası” olarak yazılması ve İlçe Milli Eğitim Müdürü tarafından kitaba yazılan önsözde ise “Alevilik bozuk zihniyettir” diyen Nurettin Topçu’dan alıntı yapılmasına Mersin ve Tarsus Eğitim-Sen şube başkanları tepki gösterdi. Şube başkanları, AKP iktidarının eğitim alanına dönük gerici müdahalelerine bir yenisini daha eklediğini belirttiler. 

    AKP iktidarı eğitim alanına dönük gerici müdahalelerine bir yenisini daha ekledi. Maltepe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanarak öğretmenlere dağıtılan bir kitapta skandal ifadeler kullanıldı.

    “ALEVİLİĞE KİMSENİN YOBAZCA VE DÜŞMANCA SALDIRMAYA HAKKI OLAMAZ”

    Öğretmenlere dağıtılan kitaptaki skandal ifadelere ilişkin PİRHA’ya konuşan Mersin Eğitim-Sen Şube Başkanı Sinan Muşlu, AKP iktidarının, eğitim alanına dönük gerici müdahalelerine bir yenisini daha eklediğine dikkat çekerek şunları belirtti:

    “Maalesef Milli Eğitim alanı her türlü gerici yobaz düşünceye sonuna kadar açılmış durumda. Cahilliğin zirvesinde olan yobazların kitaplarıyla yeni nesiller zehirleniyor. Bu düşüncelere ardına kadar kapıyı açanların da ayni düşüncede olduklarını bilmek gerek. Anadolu ve Mezopotamya’nın kadim inancı Aleviliğe kimsenin böylesine cahilce, yobazca ve düşmanca saldırmaya hakkı olamaz. Düştükleri çukurun içinde debelenip duranlar daha birçok konuyla beraber Alevilik üzerinden de kutuplaştırıcı, gündemler yaratmaya çalışıyor. Aleviler kimliklerine inançlarına daha örgütlü ve cesurca sahip çıkmak zorundadırlar.”

    “BİZ EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN VAAZA VE NASİHATA İHTİYACI YOKTUR”

    Eğitim-Sen Tarsus Şube Başkanı Eyüp Kızıl ise, şunları ifade etti:

    “Tarihimizde çok parlak bir yere sahip olan Köy Enstitüleri’ni özellikle hedef gösteren bu anlayış, eğitim sistemimizi bu gerici anlayışa göre tekrar oluşturmak düşüncesi insanlığı yeniden orta çağ karanlığına mahkum etme anlayışıdır. MEB, bu anlayışını ülkedeki kültürel ve dilsel çeşitliliği ve zenginliği yok sayan, farklı inanç ve kimlikleri dışlayan ve piyasanın ihtiyaçlarına yanıt vermeye çalışan, “insan”ı değil, “birey”i ve “bireyciliği”, özellikle etnik kimlik ve dini inanç üzerinden milliyetçiliği, Osmanlıcılığı, iktidar cephesinde sıkça kullanılan “dini” ve “milli” değerleri her fırsatta öne çıkaran ve farklılıkları ötekileştiren bir içerikte hazırladığı yeni müfredat ile daha da belirgin hale getirmiştir. Bu anlayışın ne biz eğitimciler açısından ne de 21. yy insanlığı açısından kabul edilecek bir yanı yoktur. Biz eğitim emekçilerinin vaaza ve nasihata ihtiyacı yoktur.”

    Diren Keser/MERSİN

  • KESK Mersin bileşenlerinden açıklama: OHAL açık ve net sivil bir darbedir

    KESK Mersin bileşenlerinden açıklama: OHAL açık ve net sivil bir darbedir

    PİRHA- İhraç edilen üyelerinin işlerine geri iade edilmesi talebiyle KESK Mersin Şubeler Platformu basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan Eğitim -Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu ve açıklamaya katılarak destek veren CHP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Aytuğ Atıcı, “Biz haklıyız ve kazanacağız” mesajı verdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Mersin Şubeler Platformu, ‘İhraç edilen üyelerimiz bir an önce işlerine iade edilsin’ çağrısıyla bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamaya KESK bileşeni kurumlarının yanı sıra CHP Mersin Milletvekili Prof. Dr. Aytuğ Atıcı da destek verdi.

    “HİÇBİR SOMUT DELİLE DAYANMADAN İHRAÇ EDİLMİŞLERDİR”

    Platform adına açıklamayı okuyan Eğitim -Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, OHAL’in ilan edildiği tarihten bugüne kadar çıkan, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yüzbinin üzerinde kamu emekçisinin, işinden, geleceğinden, vatandaşlık haklarından edildiğini söyledi. Muşlu, “Bugün DİSK üyesi 2000’e yakın işçi, KESK üyesi 3942 kamu çalışanı, TMMOB üyesi 3000’in üzerinde mühendis, mimar ve şehir plancısı 3 bin 315 hekim ihraç edilmiştir” dedi.

    ARKADAŞLARIMIZ BİR AN ÖNCE İŞLERİNE İADE EDİLMELİDİRLER

    Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine geri dönme talebiyle 10 Mart 2017 tarihinden bu yana açlık grevinde olduklarını hatırlatan Muşlu, “Semih Özakça tahliye edilmesine rağmen Nuriye Gülmen halen cezaevindedir. Her ikisi de yaşamlarını kaybetmenin sınırına gelip dayanmışlardır. Mahkemelerde hak arayışının önünü kesen Başbakanlık İtiraz Komisyonu, bir an önce yapılan başvuruları gündemine almalıdır. Yaşamlarını kaybetmenin sınırından olan Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’e öncelik tanınarak ihraç edilen tüm KESK, DİSK, TTB ve TMMOB üyesi arkadaşlarımız bir an önce işlerine iade edilmelidirler” diye konuştu.

    “BU DARBE DEMOKRASİYE VURULMUŞTUR”

    Açıklamanın ardından kısa bir konuşma yapan Atıcı ise, “OHAL’in ilanını biz açık ve net bir ‘sivil darbe’ olarak tanımlıyoruz. Aksini söyleyen var ise buyursun” diyerek şunları söyledi:

    Eğer bu ülkede darbe olsaydı acaba bugünden farklı ne olabilirdi? Bu ülkede darbe olduğunda da günahsız, sol, sosyal demokrat insanlar içeriye alınıyordu. OHAL ilanında da yine aynı insanlar ya içeri alınıyor ya da işlerinden el çektiriliyor. O nedenle biz bu OHAL’e açık ve net ‘sivil bir darbedir’ diyoruz. Bu darbe demokrasiye vurulmuştur. Devrimciler, solcular, sosyal demokratlar, KESK’liler, DİSK’liler, TMMOB’lular, TTB’liler asla boyun eğmeyeceklerdir. Tarih boyunca eğilmemişlerdir, bundan sonra da eğilmeyeceklerdir. Biraz geçmişten, 80’lerden bugüne yaptığımız mücadeleleri hafiften bile inceleyecek olurlarsa bizim mücadelemizden hiçbir zaman dönmediğimizi ve dönmeyeceğimizi göreceklerdir. Çünkü biz haklıyız ve kazanacağız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin Eğitim-Sen Başkanı Muşlu: Eğitimde gelinen nokta ürkütücü-VİDEO

    Mersin Eğitim-Sen Başkanı Muşlu: Eğitimde gelinen nokta ürkütücü-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Türkiye’de eğitimde gelinen noktanın ürkütücü olduğunu belirterek, dinsel, gerici eğitim sistemine karşı 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılacak Hak ve Adalet mitingine katılım çağrısı yaptı. 

    Haberin Devamı

    Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Eğitim-Sen tarafından 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda saat 13.00’te eğitimin dinselleştirilmesine karşı yapılacak mitingi PİRHA’ya değerlendirdi.

    Türkiye’de bir sistem değişikliği değil rejim değişikliği yaşandığını ifade eden Sinan Muşlu, “Mevcut AKP iktidarı başkanlık sistemini devreye sokarken aslında bir yandan da adım adım bir rejim değişikliğine de  gidiyor. Bu noktada bir sistemi değiştirirken bir rejim değişikliğine doğru giderken buna uygun bir toplum şekillenmesi için de dinci felsefeyle yetişen bilimsel bir akılla değil, dinsel bir felsefeyle yetişen yeni nesillere yeni kuşaklara ihtiyaç duyuyor” dedi.

    “DERS KİTAPLARI DİNİ SÖYLEMLERLE HAZIRLANDI”

    Tam da bu noktada iktidarın eğitim-öğretimden başladığını belirten Muşlu, şunlara dikkat çekti:

    Özellikle 4+4+4 diye kamuoyu tarafından bilinen sistemin mecliste kabul edilmesi ve yasallaşmasıyla birlikte AKP eğitim öğretim alanındaki çalışmalarını çok yoğun bir şekilde hızlandırdı. Bütün derslerin içeriğiyle ve ders  kitaplarının içeriğinde dini bakış açısını, dinci söylemleri, dinci felsefeyi yediren bir çalışmayı yürüttüler. Yani Türkçe, edebiyat, matematik derslerinde bile ders kitaplarının satır aralarında, verilen örneklerde, Türkçe derslerinde anlatılan hikayelerde, masallarda hep dini söylemler ve dinci bakış açısıyla hazırlanan ders kitaplarıyla karşılaşmaya başladık.”

    “EĞİTİMDE LAİKLİĞE İLİŞKİN NE VARSA KOPARILIP ATILDI”

    AKP’den öncesin de eğitimin tamamen bilime dayalı olmadığını eleştiriler yönelttiklerini söyleyen Muşlu, “Elbette o dönemde de yoğun eleştirilerimiz vardı. Fakat yine de pozitif bilime dayalı dersler fizik, matematik, biyoloji vb çok daha ağırlıklı ve öncelikliydi. Bugün bu derslerin ders saatleri azaltılıyor, üniversitelerde bu bölümlerin öğrenci sayısı düşük. Laboratuvarı gelişkin, spor salonu gelişkin, fiziki imkanı gelişkin olan okulların hepsi imam hatipleşti. Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Objektif olarak bu yönelim doğrultusunda eğitimde laikliğe ilişkin ne varsa onlar da koparılıp atıldı” diye konuştu.

    “İLÇE EĞİTİM MÜDÜRLERİ OKUL MÜDÜRLERİNE İMAM HATİPLERE YÖNLENDİRME TALİMATI VERİYOR”

    “Bugün neredeyse kız çocuklarıyla erkek çocuklarının ayrı ayrı sınıflarda okutulması tartıştırılıyor” diyen Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, şunları kaydetti:

    “Bugün hiç utanmadan, çekinmeden bir ilçe eğitim müdürü okul müdürlerine yazı yazarak, öğrencilerinin % 35’nin İmam Hatip ortaokullarına, liselerine  yönlendirilmesi talimatı veriyor. Burada egemen sünni, islam inancına sahip olmayan öğrenciler de var. Ama bu öğrenciler zorunlu din dersleri içerisinde egemen, sünni islam felsefesini, ibadet rütüellerini öğrenmek zorunda kalıyor. Öğrenmese geçemeyecekler. Halen Türkiye’de müslüman olmayan veya farklı mezheplerde olan, farklı dini inançlara sahip öğrencilerin hepsi zorunlu din derslerini görmek zorunda. Bu anlamıyla artık kamuoyunun eğitimde bilimin yok edilmesini, laik anlayışın yok edilmesini, demokratik anlayışın yok edilmesine dair tepkisini yükseltmesi gerekiyor. Bununla sınırlı kalmadan hak arayışı içerisinde eylem ve etkinlikleri de ortaya koyabilen bir mücadele hattına ihtiyaç var.”

    “EĞİTİMDE GELİNEN NOKTA ÜRKÜTÜCÜ”

    Gelinen noktanın ürkütücü olduğunu ifade eden Muşlu, neler yapılması gerektiğine dair de şu önerilerde bulundu:

    “Milyonların katılabileceği mitinglerden tutalım, binlerce insanların katılabileceği yürüyüşlerE, imza kampanyalarına ve kamuoyunda çok yoğun bir şekilde teşhirasyona ihtiyaç var. Bu teşhir, bildiri dağıtmayla olur, imza kampanyalarıyla olur. Çünkü gelinen nokta oldukça ürkütücü. Ve giderek hızlanan bir süreçten bahsediyoruz. 17 Eylül mitingi tarih itibariyle 2017-2018 yeni eğitim öğretim yılının açılışına denk gelen ve bu noktada on binlerin değil, yüz binlerin katılımıyla gerçekleşecek bir miting olmalı. Tüm İstanbul halkı laik, bilimsel eğitime inanan, ana dilde eğitime inanan tüm İstanbul halkı bu mitinge katılım göstermeli. Katılımcısı Eğitim-Sen’in de olduğu bu mitinge biz Mersin Eğitim-Sen olarak da buradaki Alevi kurumlarıyla omuz omuza  mitinge katkılarımızı sunacağız.”

    MİTİNGE ÇAĞRI

    Mersin halkına çağrıda bulunan Muşlu, “Laik, bilimsel, demokratik ve ana dilde eğitime inanan, eğitimdeki bu gericileşmeye, dinselleşmeye  ve imam hatipleşmeye dur demek isteyen tüm halkımızı bu mitinge katılmaya çağırıyoruz” dedi.