Etiket: sincan cezaevi kampusü

  • DEM Parti Eş Genel Başkanlarından çağrı: Kobane Davası tarihi fırsata çevrilebilir-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarından çağrı: Kobane Davası tarihi fırsata çevrilebilir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Sincan Cezaevi Kampüsü önünde bir açıklama yaparak Kobanê Davası’na bakan heyetinin tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu belirttiler. Eş Genel Başkanlar, demokratikleşmeye söz konusu davadan başlanması için çağrı yaptılar. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülecek Kobanê Davası öncesi, kampüs önünde açıklama yaptı. Açıklamaya Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ile Ahmet Karagöz, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban, DEM Parti Ankara il ve ilçe örgütü yöneticileri ve DEM Parti milletvekillerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    CHP’nin davayı takip etmesi için görevlendirdiği heyette yer alan CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi, Diyarbakır  Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever de açıklamaya katıldı.

    “ARKADAŞALRIMIZ HAKSIZ, HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE YILLARDIR YARGILANIYORLAR”

    Burada ilk olarak konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye siyasi tarihinin Kobanê Davası’na benzer davalarla siyaseti dizayn etme girişimlerinden biri olduğunu ifade ederek, “Kobanê Kumpas Davası da bunun en büyük ve en son örneklerinden birisidir. Burada bir suç yok. Bomboş bir dava. Delili yok. Haksız hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımız yıllardır yargılanıyorlar” dedi.

    Bakırhan şunları ifade etti:

    “Arkadaşlarımız haksız ve hukuksuz şekilde yargılanıyor. Bugün Kobane Kumpas Davası’nın duruşmasına hep birlikte katılacağız. Türkiye siyasi tarihi aslında bu kumpas davalarıyla, siyaseti dizayn etme girişimleriyle doludur. Kobane Kumpas Davası da bunun en büyük ve en son örneklerinden birisidir. Burada bir suç yok. Bomboş bir dava, delili yok. Haksız hukuksuz bir şekilde arkadaşlarımız yıllardır yargılanıyorlar. Mahkeme heyeti bu davayı tarihi bir fırsata çevirebilir. Arkadaşlarımız IŞİD vahşetine karşı duyarlı oldukları için, duyarlılık çağrısı yaptıkları için, IŞİD belasını defetmek için, topluma çağrı yaptıkları için yıllar sonra açılan bir davada yargılanıyorlar. Henüz bir karar çıkmadı. Bugün aslında hem iktidar hem de mahkeme heyeti ciddi bir sorumlulukla karşı karşıya. Mahkeme heyeti aslında tarihi bir karar verebilir, bu davayı tarihi bir fırsata çevirebilir. Ülkede demokrasi ve özgürlükler yok. Yargı etki altında karar veriyor. Mahkeme heyeti aslında bu algıyı kırabilir. Bugün burada tarihi bir karar ortaya çıkabilir. Mahkeme heyetine tarihi bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu hatırlatıyor ve bu tarihi sorumluluğu hakkıyla yerine getirmesi için çağrı yapıyoruz. Bugün hem haksız hukuksuz bir şekilde yıllardır içeride olan arkadaşlarımızın tahliye olmasını istiyoruz hem de beraat etmelerini bekliyoruz.”

    “İKİNCİ BİR YÜZYIL BU KUMPAS DAVALARIYLA DEVAM ETMEMELİ”

    İkinci yüzyıl artık bu kumpas davalarıyla devam etmemeli. Türkiye halkları bu kumpas davalarına, devrimci ve demokrat siyaseti dizayn eden bu yaklaşımlara karşı 31 Mart’ta tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye halkları aslında demokratik bir zemin için oyunu kullanmıştır. İktidarın da Türkiye halklarının ortaya koymuş olduğu bu kararı görmesi gerekiyor. İnsanlar artık özgürlük istiyor, demokrasi istiyor. Bu kumpas davalarının, Kürt siyasetine demokratik zemini kapatan, yargı eliyle dizayn etmek isteyen bu anlayışın sandıktan cevabını aldığını görüyoruz. Umarım hem mahkeme heyeti hem de iktidar 31 Mart’ta sandıkta Türkiye halklarının ortaya koymuş olduğu bu iradeyi görür. İkinci yüzyıl artık bu kumpas davalarıyla devam etmemeli. İkinci yüzyılda Türkiye halkları demokratik zeminde eşitçe yaşamak istiyorlar. Dolayısıyla bugün mahkeme heyetinin bu tarihi sorumluluğunu layıkıyla yerini getirmesini bekliyoruz. Siyasi iktidardan etkilenmeden, dosyanın içeriğine bakarak, dosyanın içeriğindeki boş ve hukuki olmayan delilleri yok sayarak beraat kararı vermelerini bekliyoruz. Tekrar herkesi selamlıyorum. Umarım Kobane Kumpas Davası’nda olumlu ve iyi bir karar alarak hep birlikte çıkarız.”

    “KOBANE DİRENİŞİ IŞİD’E KARŞI GÜÇLÜ BİR DİRENİŞTİR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise “Kobane direnişi IŞİD’e karşı güçlü bir direniştir” dedi.

    Hatimoğulları şöyle devam etti:

    “Değerli siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, emek-meslek örgütü temsilcileri, hepiniz açıklamamıza hoş geldiniz. Bugün Kobane Kumpas Davası’nın görüleceği bir gün ve esasen bir karar duruşmasının olma ihtimalinin olduğu bir gün. Bir kez daha diyoruz ki; bu dava tam anlamıyla bir kumpas davasıdır. Kobane direnişi, sadece Orta Doğu için değil dünyanın batısı ve dört bir yanı için önemlidir; IŞİD ve benzeri olan bütün örgütlere karşı, katliamcı, insan kaçakçılığı yapan bu benzeri örgütlere karşı güçlü bir mücadelenin, güçlü bir direnişin sergilendiği bir direniştir.

    “IŞİD’E KARŞI DEMOKRATİK TEPKİSİNİ GÖSTERENLERİN YARGILANMASI KABUL EDİLEMEZ”

    IŞİD’e karşı demokratik tepkisini gösterenlerin yargılanması kabul edilemez. O günlerde sadece HDP değil Türkiye ve dünyanın dört bir yanından bütün demokrasi güçleri, bugün dava konusu edilen Kobanî direnişinin yanında olmuştur, IŞİD’i lanetlemiştir. IŞİD tehlikesi hala geçmiş değildir. Rusya’da gerçekleşen büyük katliamda onlarca insan yaşamını kaybetti. Yine Türkiye basınında yeni yeni çıkan haberlere baktığımızda, IŞİD ve benzeri olan örgütlerin Türkiye’de hazırladıkları katliamlar dizisinin ayrıntılarını görebiliyoruz. Türkiye’nin yakın tarihine, IŞİD’in ortaya çıkmasından sonraki tarihine baktığımızda Türkiye topraklarında çok sayıda katliam gerçekleşmiştir. Bu katliamları ve katliamların arkasındakileri sorgulayacakları yerde, IŞİD ile mücadele edecekleri yerde; IŞİD’e karşı demokratik tepkisini ortaya koymuş olan HDP’nin yargılanması, HDP’nin yöneticilerinin yargılanması, demokratik siyasetin temsilcilerinin yargılanması asla kabul edilemez. Kobane Kumpas Davasının şu ana kadar ki seyrine baktığımızda IŞİD’in Sincan’daki tezahürü olduğu görülmektedir.

    “ARKADAŞLARIMIZIN SAVUNMASI DEMOKRASİ DERSİ NİTELİĞİNDEDİR”

    Arkadaşlarımızın savunması demokrasi dersi niteliğindedir. Buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz. Ortada sadece bir tweet söz konusu iken bir tweetten yola çıkarak düzenlenmiş sahte onlarca klasörlük dava bugün bu Sincan Adliyesi’nde çökmüştür. Her bir arkadaşımızın verdiği onurlu savunma esasen bir savunmadan öte Türkiye, Orta Doğu siyasetinin değerlendirmesidir. Ve her biri bir ders niteliğindedir. Bir demokrasi dersi niteliğindedir. Halkların ortak yaşamı dersi niteliğindedir. Böyle okunmalı ve böyle incelenmelidir. Davanın son haline gelecek olursak buradan bizler bütün Türkiye’deki demokrasi güçleri adına, Türkiye’de barışı savunanlar adına, Orta Doğu barışını savunanlar adına Suriye savaşının bitmesini savunanlar adına IŞİD ve benzeri örgütlerin artık bu coğrafyada yaşamaması adına bizler bir kez daha yargıya çağrımızı yineliyoruz. Ey yargı Saray’ın önünde cübbeni yeterince ilikledin. Ey yargı bozuk olan adalet terazisinin daha fazla bozulmasına sebep oldun bu dosyada. Bakın bu dosya incelendiğinde bir hukuk katliamı ve bir hukuk garabeti olarak bu dosya sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada hukuk fakültelerinde ders niteliğinde bir dosya halini almıştır. bir kez daha yargıya diyoruz ki sizler dosyanın gerçekliğine bakarak ve gerçekten yasalara bakarak karar vermeniz gerekiyor. Ortada isnat edilen hiçbir suç yokken bir tweetten 37 kez ağırlaştırılmış müebbet talep etmek demek, buradan zaten ölmüş olan hukuku üzerine mezarını kazmak ve gömmek ve üzerine bir yığın taş atmak demektir.

    “BU DOSYANIN İÇİ BİR SENARYODUR”

    “Biz diyoruz ki yargı geri dönebilir bu yanlışından, biz diyoruz ki bu süreç henüz karara bağlanmadan bütün arkadaşlarımız adil bir biçimde yargılanarak değerlendirilmeli ve sonuca bağlanmalıdır. Sonucuysa bu dosyanın içi hukukçu arkadaşlarımız çok detaylı bilgileri kamuoyu ile paylaştılar. Bu dosyanın içi bir senaryodur ve bu senaryodan yola çıkarak 37 kez ağırlaştırılmış müebbet talep etmek asla ve asla bir kanuna uygun, vicdana ve demokrasiye uygun olamaz. Buradan bir kez daha çağrımızı yineliyoruz, bugün tutuk incelemesi olacak ve bütün arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerektiğinin altını özellikle çiziyoruz. Bunu aynı zamanda hukuktan aldığımız güçle, dosyanın içinin boşluğuyla, isnat edilen suçlarla ilgili dinlenen tanıkların da değerlendirmesiyle yani bir hukuksal gerekçe ile de talep ediyoruz. Bu nedenle bir kez daha diyoruz ki içerdeki arkadaşların her biri bizim onurumuzdur. Her biri Türkiye siyasetinde ve Kürt siyasetinde önemli aktörlerdir ve Türkiye demokrasisine hizmet etmiş arkadaşlarımızdır. Arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması ve tahliye edilmesi gerekiyor. Bu ülkede halkın hukuka güvenebilmesi için, yargının yitirdiği güvenilirliği yeniden kazanabilmesi için bu bir ihtiyaçtır. Bu Türkiye’de hep birlikte ortak yaşamı inşa etmek için bir fırsattır. Bizler diyoruz ki; gelin bu fırsatı birlikte değerlendirelim. Bu işe Kobane Kumpas Davası’ndan başlayalım. Ve bu ülkede demokrasiyi hep birlikte tesis edelim, ortak yaşamı hep birlikte tesis edelim. Sözlerime son verirken arkadaşlarımızın tahliye kararlarını beklediğimizi bunu umut ettiğimizi bir kez daha belirtiyorum. Açıklamamıza katılım gösteren bütün değerli kurum temsilcilerine, dayanışma gösteren bunu kendi davası gibi görev ve sahiplenen bütün demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum örgütlerine teşekkürlerimizi sunuyorum. Dayanışarak başaracağız, dayanışarak Türkiye’yi mutlaka demokrasi ile buluşturacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • HEDEP’li kadınlardan 25 Kasım öncesi Sincan Cezaevi Kampüsü önünde eylem

    HEDEP’li kadınlardan 25 Kasım öncesi Sincan Cezaevi Kampüsü önünde eylem

    PİRHA –HEDEP Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü etkinliğini, Sincan Cezaevi Kampüsü önünde başlattı. HEDEP Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, çok sayıda siyasetçinin Sincan Cezaevinde tutulması sebebiyle eylemlerini kampüs önünde yaptıklarını belirtti. Türkoğlu, kadınları daha fazla dayanışmaya çağırdı. 

    HEDEP Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü etkinliklerini, “Vazgeçmiyoruz, Her Yerdeyiz” sloganıyla başlattı.

    Kobanî Davasının görüldüğü Sincan Cezaevi Kampüsü önünde yapılan eyleme, milletvekilleri, il ve ilçe yöneticileri de katıldı.

    HEDEP Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, çok sayıda siyasetçinin Sincan Cezaevinde tutulması sebebiyle eylemlerini kampüs önünde yaptıklarını belirtti. Türkoğlu “Şiddet erkek egemenliğinin üretmiş olduğu bir araçtır” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Siyasi kadın tutsakların talepleri bizlerin de talepleridir. Bugün onların savundukları özgürlük mücadelesi, kadınların yaşamı için savunduğumuz mücadeledir. 25 Kasım olarak andığımız bugünde; kadınlar sokaklara çıkacak, erkek devlet şiddetini teşhir edecek ve taleplerinin, sözlerinin dünyanın her yerinde yankılanması için çaba sarf edecekler. Biz de bugün yargı eliyle erkek-devlet şiddetinin nasıl sistematik bir hal aldığını buradan göstermek istiyoruz.

    “MAKUL KADINLIK ÜZERİNDEN YAŞAMAK İSTEMİYORUZ”

    Kadınlar tam da şunu söylüyor: Bizler gerçekten istediğimiz gibi yaşamak istiyoruz, bizler devletlerin karar altına aldığı makul kadınlık üzerinden yaşamak istemiyoruz. Çünkü iktidarlar, kadın özgürlük mücadelesine saldırırken ne yapıyorlar? İtaat eden makul kadın üzerinden siyaset yürütmek istiyorlar. Bu siyaset ne yazık ki şiddeti tekeline alan bir siyaset biçimine dönüşüyor. Bu siyaset öyle bir siyaset ki bugün iktidarın bütün kurumlarında ayrımcılık üzerinden hayata geçirdiğini söylemek mümkün.

    Sadece AKP- MHP iktidarının 22 yılı aşkın süren yönetim biçimi en çok biz kadınların hayatına etki etti. Çünkü her yönüyle cinsiyetçiliği bütün kurumların merkezine aldı ve kadın kazanımlarını her yönüyle gasp etti. Bu aynı zamanda cinsiyetçiliğe dayalı bir yönetim rejimine de dönüştü. Yani bir yandan tek adam rejimi inşa edildi, bir yandan da Kürdistan’da kayyım rejimiyle bütün kurumlarımız gasp edilirken erkek egemenliğine dayalı bir ideoloji inşa edilmeye çalışıldı. Şiddet bir de rejim haline geldi.

    “YOLDAŞLARIMIZ EŞİT BİR HAYAT İSTEDİKLERİ İÇİN YARGILANIYOR”

    Bu sistem ülkeyi öyle bir noktaya getirdi ki her gün neredeyse 4 kadın katledilmekte ve bu katliamlar aynı zamanda cezasızlık politikaları ile gün be gün artmaktadır. Yani erkekler şiddeti kendine meşru görüyor, kadınları öldürmeyi hak görüyor ve devlet kurumları da cezasızlık politikalarıyla daha çok kadının katliamından sorumlu olmaya devam ediyor. AKP-MHP iktidarı kendi yargı süreçlerinde ya da kurumlarının hiçbirinde kadınlara yönelik ayrımcılık ürettiklerini söylemez. Onlara göre terörize edilen kadınlar vardır, marjinalize edilebilecek kadınlar vardır. Aynı zamanda kendilerine göre gördükleri makul kadınlar vardır. Yani kadınlar üzerinden ayrımcılığı üreten bir sistem ürettiler. Burada şunu görmek lazım; bu iktidarın makul tanımının içinde yer almıyorsanız, terörize edilebilir, katledebilir, yargı süreciyle esaret altına alabilirsiniz. İşte Sincan Cezaevinde bugün, kadın yoldaşlarımız, kadın özgürlük mücadelesini yürüten kadınlar, kadınlar katliama maruz kalmasın diyenler, eşit bir hayat talep edenler ya da bu eşit hayatı nasıl hayata geçirebiliriz diye siyaset yürütenler yargılanıyor ve tutuklanıyor.

    “İNŞA EDECEĞİMİZ SİSTEM KADIN ÖZGÜRLÜKÇÜ SİSTEM”

    Kadın yoldaşlarımızla, özgürlük mücadelesi yürüten kadınlarla dayanışma içindeyiz ve biz de inandığımız sistemi savunmaya çalışıyoruz. Uzun yıllardır Türkiye’de, Kürdistan’da ve dünyanın birçok yerinde kadınlar sokaklara çıkıyor, eşit ve özgür bir yaşamı hayata geçirmek için yürüyor ve seslerini yükseltmeye çalışıyor. Biz de tam şunu söylüyoruz: Evet, biz bir sistem hayata geçirmeye çalışıyoruz. Sistemimiz kadın özgürlükçü bir biçimde kendini harmanlıyor. Peki, bugün AKP-MHP iktidarı kendi makul siyasetini örebilmek için ne yapıyor? Kadın düşmanlığını üretiyor. Kürt düşmanlığı, emekçi düşmanlığı, doğa düşmanlığı üzerinden yürütüyor. Bu da gasp siyasetinin rejimi haline geliyor.

    “KADINLAR BARIŞTA ISRAR EDİYOR”

    Bugün bu ülkenin savaş politikaları, kadına yönelik şiddetle birlikte sistematik bir hal almıştır. Barışta ısrar etmek, yaşamlarımıza da mal olma meselesi haline geliyor. Biz kadınlar daha çok yoksullaşıyoruz. Kadınlar açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Soframızdan çalınıyor. Çocukların beslenme çantasına bir ekmek dahi koyamayacak duruma geliyoruz. Savaş politikaları her şeye mal oluyor. Çünkü savaşa ayrılan bütçeyle, ekonomide kadınlar eşit bir bütçeye sahip olamıyor, eğitimde hak sahibi olamıyor, sosyal yaşama katılamıyor. Özgürlük ve eşitlik mücadelesinden dolayı yargı süreçlerinin her birine maruz kalıyor. İşte halka karşı, kadınlara karşı politika dediğimiz tam da budur. Bu, erkek egemen bu iktidarın Kürt sorununu savaşla çözeceğim ısrarından kaynaklıdır. Kadınlar barışta ısrar etmektedir. Sadece bizim ülkemizde değil dünyanın her yerinde bu böyledir. Kadınlar savaşların kendi yaşamlarına mal olduğunu bilerek barışı savunmakta ısrarcı oluyor. Çünkü biz biliyoruz ki bu ülkeye barış geldiğinde biz kadınlar hak ve eşitlik mücadelemizde militarist politikalara maruz kalmayacağız. Eşit ve özgür yaşamı bir model haline getireceğiz. Bu yüzden bugün Türkiye ve Kürdistan’da başta Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri olmak üzere birçok kadın savaşa karşı barış mücadelesi yürütüyor.

    Dün ve önceki gün başta Amed olmak üzere Türkiye ve Kürdistan’ın birçok yerinde, barış mücadelesi için Gemlik’e doğru bir yürüyüş gerçekleştirmek istedik. Gemlik’e giden yürüyüşte bu ülkenin tecrit politikalarını teşhir etmek istedik. Çünkü bir hukuksuzluk var ve bu hukuksuzluk savaş ısrarından kaynaklanmakta. Biz bu yürüyüşü yaptığımızda birtakım gözlemlerimiz oldu. Onu sizlerle paylaşmak istiyorum. Barış isteyen kadınlar, çözüm isteyen kadınlar tecride karşı mücadele ederken, İmralı Cezaevine doğru yürürken polisin ve kolluk güçlerinin ayrımcılığına ve şiddetine maruz kaldı. Birçok vekil arkadaşımızın yolu kesildi, engellenmeye çalışıldı. Hatta bir polis şunu söyledi: “Evet vekil olabilirsiniz ama hangi partiden?” Bu, tam da ayrımcılığın göstergesidir. Aynı statüye ve haklara sahibiz ama bir yoldan geçişin bile hangi partiye göre karar verildiği bir sistem inşa edildi. Bu, AKP-MHP iktidarının bütün bu baskı politikalarından bağımsız değil. Bu aynı zamanda şunu gösteriyor; bu ülkede ayrımcılık da AKP ve MHP’nin tekelinde gelişen bir siyaset biçimi haline geldi. Adalet Bakanlığı bu yürüyüşün gerçekleşmemesini istiyormuş. Neden? Suç işlediğini biliyor çünkü.

    “SİNCAN CEZAEVİ KAMPÜSÜNDE YARGILANAN KADIBNLARIN YANINDAYIZ”

    Bu ülkede kimler suç işliyorsa bunun ortaya çıkmasını istemez ve en çok engellemeyi de onlar yapar. Demek ki siz bir hukuksuzluk yapıyorsunuz ki bunun teşhir olmasını istemiyorsunuz, kamuoyunun bunu bilmesini istemiyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde Ankara’da bir Ezidi kız çocuğunun IŞİD tarafından alıkonulduğu haberlerine erişim engeli getirildi. Bunu kim getirdi? Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. Bunların hepsi bize şunu gösteriyor: Bakanlıklardan kurumlara kadar herkes suç birliği içinde ve gerçeği örtmeye çalışıyor. Biz kadınlar hakikati ortaya çıkarmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar her yerde mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Onlar baskı ve şiddet politikalarıyla özgürlük ve eşitlik mücadelemizin önüne geçmek ve karanlık bir yaşam inşa etmek isteyebilirler ama biz bütün gücümüzü mücadeleden ve mücadele eden kadınlardan alıyoruz. Mirabel Kardeşlerin şahsında bu dünyada mücadeleden vazgeçmeyen kadınlardan gücümüzü alıyoruz. Sincan Cezaevi Kampüsünde yargılanan kadınların yanındayız. Çünkü onlar IŞİD karanlığına karşı eşit ve özgür bir yaşamı savunmaktan vazgeçmediler. Biz de HEDEP Kadın Meclisi olarak arkadaşlarımızın savunduğu değerlere ve mücadeleye sahip çıkacağız.

    25 Kasım haftasına girerken, Türkiye’nin birçok yerinde bizler taleplerimizi sokaklara çıkarak her yerde haykıracağız. Bu bizim en temel demokratik hakkımızdır. İktidar her türlü baskı ve şiddet politikasını hayata geçirebilir, yargı onun elinde olabilir, kolluk ona göre dizayn edilmiş olabilir, kurumları ve bürokrasisi erkek egemenlikli tekel üzerinden kendisini onun yanında konumlandırmış olabilir ama biz kadınlar eşit ve özgür yaşam mücadelesini yürütmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Mücadelemize, kazanımlarımıza, İstanbul Sözleşmesine, eş başkanlık sistemimize saldıran iktidara diyecek sözümüz var: Bunlar bizim kazanımlarımız ve eşitlik bizim hakkımız. Bu sizin bize bahşettiğiniz bir mesele değil ki geri alasanız. Biz bunu mücadeleyle kazandık ve mücadelemizle de bu haklarımızı savunmaya devam edeceğiz.

    “25 KASIM’DA KADINLARI DAHA FAZLA DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    İktidar eğer savaş politikasıyla güç alıyorsa, biz bu iktidara karşı barışı daha çok savunarak kazanacağız. Barış mücadelesinde ve barışın inşasında kararlıyız, ısrarcıyız. Adaletsizliklere karşı adaletin yer bulması için her gün adalet salonlarında ve sokaklarda gerçek adalet demeye devam edeceğiz ve adalet hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.

    Bizler Türkiye’nin her tarafında sokaklara çıkarak mücadelemizi örgütleyeceğiz. HEDEP Kadın Meclisi olarak her türlü haksızlığa ve eşitsizliğe karşı herkesin yanında olmaya devam edeceğiz. Bizler Cumartesi Annelerinin ve Barış Annelerinin yanında olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bizler emeği sömürülen işçi kadınların yanında olmaktan vazgeçmiyoruz. Bizler kadın siyasetini örerken birçok kazanıma imza atan Gültan Kışanak’ın, Figen Yüksekdağ’ın, Sebahat Tuncel’in ve onların şahsında tutsak kadın siyasetçilerin yanında olmaktan vazgeçmiyoruz. Bizler her türlü hak gaspına karşı adalet nöbeti tutan kadınların yanında olmaktan asla vazgeçmiyoruz. Erkek şiddetine karşı bir şekilde yaşamını yeniden inşa etmeye çalışan kadınların yanında olmaktan, daha fazla sığınak ve kadın kurumu olsun diye mücadele eden kadın örgütlerinin ve feminist mücadelenin yanında olmaktan asla vazgeçmiyoruz. Bizler geceleri de sokakları da meydanları da kadın özgürlükçü mücadelemizle inşa etmekten asla vazgeçmiyoruz. Bu 25 Kasım’da kadınları daha fazla dayanışmaya çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Tahliye kararım verilse bile adalet sağlanmış olmayacak

    Demirtaş: Tahliye kararım verilse bile adalet sağlanmış olmayacak

    PİRHA – HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yargılandığı davanın beşini duruşması Ankara’da görülmeye başlandı. SEGBİS ile ifade veren Demirtaş, “Şu saatte benim tahliye kararım verilse bile adalet sağlanmış olmayacak” dedi.

    HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülüyor.

    Demirtaş, iki gün sürecek duruşmaya SEGBİS ile bağlanırken, yargılamayı Meclis Başkanvekili Mithat Sancar, HDP İdare Amiri Mahmut Toğrul ve Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Örgütlenmeden Sorumlu Eş Başkan Yardımcısı Alican Önlü ile milletvekilleri Hüseyin Kaçmaz, Nusrettin Maçin ve yurt dışından gelen bir grup heyet izliyor.

    Sabah saatlerinde başlayan duruşmada Demirtaş, darbe ile devrilen ve duruşmada ölen Mursi’nin yaşadıkları ile Türkiye’de kendilerinin yaşadıklarını karşılaştırdı, ikisi için de “utanç verici” dedi.

    “REJİMİN İŞLEDİĞİ BİR CİNAYETTİR”

    Demirtaş, benzetme yapma amacında olmadığını söyleyerek, “Eminim Mursi’yi içeri atan darbeciler, yargılayan hakimler, o ve arkadaşları içerideyken onları medyada linç edenler Mısır halkı için çok iyi şeyler yaptıklarını düşünüyorlardı” ifadesini kullandı.

    Hapishanede normal ölüm diye bir şey olmadığını söyleyen Demirtaş, “Özelikle siyasiler açısından hapisteki her ölüm, rejimin işlediği bir cinayettir” dedi.

    “KİMLİĞİNE BAKMADAN MAZLUMUN, MAĞDURUN YANINDA OLURUZ”

    Demirtaş sözlerine şöyle devam etti:

    “Müslüman Kardeşler çizgisiyle hiçbir zaman yakınlaşmam olmadı. Tümüyle farklı yerlerde durduk. Bununla birlikte, ilkesel olarak şunun her zaman altını çizdim; siyasi düşüncelerinden dolayı kime saldırı olursa olsun mazlumun, mağdurun yanında oluruz. Kimliğine bakmadan.

    Mursi’nin cenazesi sabahın beşinde kaçırılıp ailesi ve bir grup avukat nezaretinde zorla defnedilmiş. Barbarlıktır bu. Bazı AKP yöneticilerinin buna tepki gösterdiğini gördüm. Ki çok haklılar. Cenazeye bu şekilde müdahale, barbarlıktan başka bir şey değildir.

    Daha bir kaç ay önce cezaevlerinde, intihar ederek açlık grevlerine dikkat çekmek isteyen tutsaklar oldu. Cenazeleri cezaevlerinden çıkarılıp kaçırılarak; bazılarına, ailelerin bile katılması engellenerek defnedildi. Dolayısıyla herkesin kendini gözden geçirmesi lazım.

    “AKP BİAT ETMEYENİ DÜŞMANLAŞTIRIYOR”

    Bugün Türkiye’de de iktidar, kendi iktidarını kutsallaştırarak, neredeyse tanrısal bir lütuf olarak topluma sunarak, biat etmeyeni düşmanlaştırarak toplumsal bir parçalanmaya yol açıyor. AKP iktidarı, kendi gücünü zayıflatacağını düşündüğü her kesimi ya vatan haini ya terörist ya düşman olarak kodlamıştır. Biz öyle olmadığımızı zaten biliyoruz. Fakat bu kodlamayı yaparak toplumu paramparça eden herkes ağır vebal altına girmiştir. Kim bu hesabı kitabı yaptıysa yanlış hesap kitap yaptı. Türkiye toplumuna zarar veriyor. Biz de, bu zarar en az seviyede olun diye mücadele ediyoruz.

    “TAHLİYE EDİLSEM BİLE ADALET SAĞLANMIŞ OLMAYACAK”

    Şu saatte benim tahliye kararım verilse bile adalet sağlanmış olmayacak. Çünkü bu yargılamalar vesileyle siyasete ağır bir müdahale yapıldı.

    Yakın zamanda, yargısal bozulmayı önlemek amacıyla yargıçlar Saray’a toplanmak suretiyle, Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklandı. Yargı üzerindeki baskıların kaldırılması yönünde verilen mesajlar önemlidir. Fakat usul esastan önce gelir.

    Yani yargı üzerinde baskı olmaması gerektiğini söyleyen yürütmenin başı, Saray’a topladığı hakimlere bunu, yürütmenin başı sıfatıyla söylüyor. Bu bile başlı başına, o belgenin içeriğinin ruhen boş olduğunu gösteriyor.

    Bir yürütme yetkilisi, yargıçları çağırıp perspektif veremez. Bir açıklama yapılacaksa yargıçların olduğu yere gitmelidir. ‘Böyle yapın, şöyle yapın’ diyemez. Bu bile, şu aşamada Yargı Reformu Strateji Belgesinin hiçbir kıymeti harbiyesinin olmadığının göstergesidir.

    Aynı yürütmenin başı, AİHM kararlarının öncelikli olarak uygulanması konusunda daha sıkı tedbirler alınacağını söyledi. Daha 4-5 ay önce, AİHM’in benimle ilgili kararına ilişkin ‘AİHM kararları bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar işin bitiririz’ demiştir.

    ‘Tutukluluk esas olmamalıdır. Esas olan tutuksuz yargılamadır.’ Bunu yürütmenin başı söylüyor. Aynı kişi, ben Cumhurbaşkanı adayıyken ‘Ne tahliyesi ya. Kim kimi tahliye ediyor. O bir teröristtir.’ demişti. S. Soylu da ‘Buyursunlar tahliye etsinler de görelim’ demiştir.”

    PİRHA / ANKARA