Etiket: sincan cezaevi

  • Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki siyasi mahpuslara işkence sürüyor!

    Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki siyasi mahpuslara işkence sürüyor!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekilleri, Sincan Cezaevinde 2021 yılından beri siyasi kadın mahpusların tahliye edilmeyip infazlarının yakılmasına dair Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığına başvuru yaptı.

    İnfaz yakmalar, mahpuslara yönelik işkenceler ve uzun tutukluluk halleri, hapishanelerin anıldığı en temel sorunlar olarak sıralanmakta. Yıldan yıla tutuklu sayısının arttığı Türkiye’de infaz kanunu da her geçen gün daha da istismar ediliyor.

    DEM Parti Milletvekilleri, uluslararası hukuk kurallarının da hiçe sayıldığı Türkiye’de, cezaevlerinde yaşananlara dair bir kez daha girişimde bulundu.

    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na başvuru yapan milletvekilleri, hak ihlalleriyle sıkça gündeme gelen Sincan Kadın Cezaevinde 2021 yılından beri siyasi kadın mahpusların tahliye edilmeyip infazlarının yakılmasına dikkat çekti.

    “24 KADIN MAHPUSUN ŞARTLI TAHLİYE HAKKI GASP EDİLDİ”

    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na sunulan raporda şu ifadelere yer verildi:

    “İdare ve Gözlem Kurulları, 2021 yılında yürürlüğe giren Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik uyarınca oluşturulmuştur. Ancak uygulamada bu kurullar, özellikle politik mahpuslar bakımından yargı yetkisini fiilen genişleterek, cezayı infaz etmek yerine cezayı yeniden tayin eden organlara dönüşmüştür. Bu durumun en çarpıcı örneği ise Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda yaşanmaktadır.

    Sincan Kadın Hapishanesinde 2021 yılı ocak ayından itibaren, şartlı tahliye tarihi gelen hiçbir kadın mahpus tahliye edilmemiştir. Bugüne kadar 24 kadın mahpusun şartlı tahliye hakkı açıkça gasp edilmiştir. İstisnasız her politik kadın mahpusun infazının defalarca kez uzatılması, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesini bu alandaki hukuksuzlukların en çarpıcı ve sistematik örneklerinden biri haline getirmektedir. Zira ceza infaz sistemindeki keyfiyet ve ayrımcı uygulamalar Sincan Kadın Hapishanesinde özel bir yoğunlukla yaşanmaktadır. Bu haliyle Sincan Kadın Hapishanesi keyfi kararlarıyla dikkat çeken bir ‘pilot kurum’ haline gelmiştir.”

    CEZAEVİ YÖNETİMİ, MAHPUSUN DÜŞÜNCELERİNİ SORGULADI!

    Raporda, yakın zamanda 12 kadın mahpusun tahliyesinin, hiçbir disiplin cezası bulunmamasına rağmen “örgütsel tutum ve davranışların sürdüğü” ve “pişmanlık gösterilmediği” gibi soyut gerekçelerle engellendiği de belirtildi.

    Benzer şekilde infazı uzatılan mahpuslardan Sermin Demirdağ’ın durumu da aktarıldı. 1993 yılından beri mahpus olan Demirdağ’ın koşullu salıverilme tarihinin 7 Mart 2023 olmasına rağmen, İdare ve Gözlem Kurulu tarafından tam 7 kez tahliyesi engellendiği vurgulandı. Kurul’un son olarak 16 Ekim 2025’te yapılan yedinci değerlendirmede, mahpusun düşünce ve kanaatlerini sorgulamaya yöneldiğine dikkat çekildi.

    Söz konusu kurul görüşmesinde Sermin Demirdağ’a; “Pişman mısın?” şeklinde soru sorulduğu bilgisi paylaşıldı.

    7 KEZ İNFAZ UZATILDI!

    Raporun devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Kişinin bireysel infaz süreciyle ilgili olmayan, bilgi ve görgüsünün olmadığı silah bırakma süreçleri kastedilerek ‘Kaç kişi silah bıraktı?’ şeklinde sorular yöneltilmiştir. Bu sorularla mahpus, Anayasa’nın 25. maddesine açıkça aykırı biçimde düşünce ve kanaat açıklamaya zorlanmıştır.

    Kurul, Demirdağ hakkında hiçbir disiplin cezası bulunmadığını bizzat kararında belirtmesine rağmen, ‘disiplin suçuna konu eylemlere karıştığı’, ‘örgütsel tutumunu sürdürdüğü’ ve ‘iyi halli olmadığı’ iddialarına dayanarak infazını 1 yıl daha uzatmıştır.

    Dokuz ay önce yapılan değerlendirmede eşik puanı geçmesine rağmen, bu kez “eşik puan” düşürülmüş, ancak hangi kriterlere göre bu puanlamanın değiştirildiği açıklanmamıştır.

    Bir mahpusun tahliyesinin 7 kez üst üste ertelenmesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının sistematik biçimde ihlali anlamına gelmektedir.

    Söz konusu keyfi ve hukuksuz İdare ve Gözlem Kurulu kararının sonunda ise mahpusun infaz hâkimliğine şikâyet yoluyla yapılacak itirazın da önüne geçen bir karar eklenmiştir.

    “CİNSİYET TEMELLİ AYRIMCILIK!”

    Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda mahpuslara yönelik uygulamaların cinsiyet temelli ayrımcılık olduğu ifade edildi. 2021 yılından bu yana şartlı tahliyelerin tamamının istisnasız bir şekilde engellendiğini belirten DEM Partili vekiller şu talepleri sıraladı:

    Sermin Demirdağ hakkında bugüne kadar alınan tüm İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının ve bu kararların dayandığı belgelerin Komisyon tarafından incelenmesini,

    Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi İdare ve Gözlem Kurulu’nun uygulamalarının Anayasa, ulusal mevzuatlar ve insan hakları açısından değerlendirilmesini,

    Hükümlü ve Tutuklu Hakları İnceleme Alt Komisyonu’nun Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’ne bir inceleme ziyareti planlamasını,

    5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 89. maddesi ile ilgili yönetmelik hükümlerinin Anayasa, AİHS ve uluslararası mahpus hakları sözleşmelerine uygunluğunun denetlenmesi,

    Keyfi kararlarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ihlal eden İdare ve Gözlem Kurulu üyeleri hakkında Adalet Bakanlığı nezdinde idari ve cezai soruşturma başlatılması için girişimde bulunulmasını,

    Benzer şekilde tahliyeleri engellenen Sincan Kadın Hapishanesi’ndeki diğer kadın mahpusların durumlarının da Komisyon tarafından ele alınmasını, talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Akgül, 149 günlük açlık grevi ardından konuştu: Şu anda 7 kişi süresiz açlık grevinde!-VİDEO

    Akgül, 149 günlük açlık grevi ardından konuştu: Şu anda 7 kişi süresiz açlık grevinde!-VİDEO

    PİRHA- ‘Kuyu tipi’ olarak adlandırılan hapishanelere karşı 149 günlük açlık grevi ardından tahliye olan Ali Hasan Akgül, cezaevlerindeki hukuksuzluklara dikkat çekerek, “Kuyularda gömmek istedikleri sesi dışarıya taşımak zorundayız” diye belirtti.

    Ali Hasan Akgül, Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu kaldığı dönemde, ‘kuyu tipi’ olarak tarif edilen cezaevlerini protesto edip 149 günlük açlık grevi eylemi yapmıştı. Akgül, tahliye ardından yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “KUYU TİPLERİNİ DAHA FAZLA GÖRÜNÜR KILMAK ZORUNDAYIZ”

    Ali Hasan Akgül, ‘kuyu tipi’ hapishanelerinin “insanlık dışı işkencehaneler” olduğunu söyleyerek şunları aktardı:

    “Ankara 1 No’lu kuyu tipinden tahliye oldum. Şu an hala orada ve kuyu tipi hastanelerde de direniş devam ediyor. Haliyle kuyu tiplerindeki direnişler son bulmadığı sürece açlık grevi direnişleri maalesef, ne yazık ki ölümlerle sonuçlanacak. Bugün aslında kuyu tiplerindeki açlık grevi direnişlerinde günleri en ileri olan arkadaşımız Serkan Onur Yılmaz, şu anda 260’lı günlerde ve çok ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı. Ellerinde, ayaklarında yanmalar, uyuşmalar, bütün vücudunda oluşan yatak yaraları var. Ve bu da aslında bir yanıyla, artık çok daha fazla direnişi götüremeyeceği anlamına geliyor. Bunun için en başta Serkan Onur Yılmaz olmak üzere kuyu tiplerindeki bütün süresiz açlık grevindekilerin taleplerini duyurmak zorundaydık. Onlar için bir şeyler yapmak zorundayız. Çünkü kuyu tiplerine bugün evet bizler atılıyoruz ama tüm herkes, tek tek kuyu tiplerinde gönderilecek. Direniş olmadığı sürece bu insanlık dışı işkencehanelerde, bu tecrit merkezlerinde işkence devam edecektir. Her bir direniş, zafer kuyu tiplerinde açılan bir gedik demek. Bu yanıyla da kuyu tiplerini daha fazla görünür kılmak zorundayız. Emeğimizi, çabamızı, gayretimizi bunun için harcamak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.”

    “HERKESİ, DİRENİŞÇİLERİN TALEPLERİNİ SAHİPLENMEYE ÇAĞIRIYORUM”

    Ali Hasan Akgül, farklı cezaevlerinde bulunan 7 kişinin, ‘kuyu tipi’ hapishanelere karşı açlık grevinde olduğunu aktardı. Akgül, söz konusu taleplerin sahiplenilmesini gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Mesela daha yakın zaman önce bir haber daha aldık. Grup Yorum emekçisi Fırat Kaya da Kırşehir F Tipi Hapishanesi’nde hem oradaki hak gasplarına karşı hem de kuyu tipindeki süresiz açlık grevindeki direnişçilerin taleplerinin karşılanması için açlık grevine başladığını duyurdu. Grup Yorum emekçisi Ayla Aracı da şu anda açlık grevinde. O da 160’lı günleri geride bıraktı. Serkan Onur Yılmaz dediğimiz gibi 260’lı günlerde ve şu anda 7 kişi süresiz açlık grevinde. Bu direnişlere ses olmak zorundayız. Kuyularda gömmek istedikleri sesi dışarıya taşımak zorundayız. Bunun için dediğim gibi ben tüm herkesi, süresiz açlık grevi direnişçilerinin taleplerini sahiplenmeye çağırıyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mahpuslara, sinema saatinde gardiyanların işkence görüntüleri izletildi!

    Mahpuslara, sinema saatinde gardiyanların işkence görüntüleri izletildi!

    PİRHA – Hak ihlalleri konusuyla sık sık gündeme gelen Sincan Cezaevi’nde bu kez yapılan işkence kayda alınıp mahpuslara izletildiği iddia edildi. Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, konuyla ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a “Kamera kaydına alındığı belirtilen olay hakkında açılmış herhangi bir soruşturma bulunmakta mıdır?” diye sordu.

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde işkencenin kayda alınıp politik tutuklulara izletilmesi ile yeni bir skandala imza atıldı. Kadın adli mahpusa yapılan işkencenin görüntüsü, tutukluların sinema etkinliğinin olduğu esnada açık açık izletildiği iddia edildi.

    İzletildiği iddia edilen işkence videosu hakkında DEM Parti Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna başvuru yaptı. Milletvekili Uysal Aslan, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a bir de soru önergesi iletti.

    CEZAEVİ YÖNETİMİ İŞKENCEYİ İNKAR ETTİ!

    DEM Parti Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde tutuklu olan Zelal Bilgin’in, 04.12.2024 tarihinde avukatı ile yaptığı görüşmede; cezaevindeki bir kadın mahpusa yapılan işkencenin kayıt altına alındığını ve bu kaydın birçok kadın mahpusla birlikte izlediklerinden söz ettiğini aktardı. Milletvekili Uysal Aslan, konuya ilişkin açıklamasında şu bilgileri paylaştı:

    “Mahpusun, avukatına verdiği beyana göre; kendilerine ayda 3 film hakkı verildiğini belirten mahpus; 22 Eylül 2024 tarihinde film izlemek için televizyonu açtıklarında, kendilerinin de 2 günde bir gördükleri 170 cm boylarında yaklaşık olarak 130 kilo olan adli bir kadın mahpusun işkence görüntüleri ile karşılaşmışlardır.

    İdarenin, işkenceyi videoya kaydettiğini belirten mahpus, videoda geçen alt seste ‘kendisine zarar vermemesi için müdahale edilmiş ve sakinleştirildiği’ şeklinde ifadelerin söylendiğini, görüntünün başlangıcında bu mahpusun dizlerinin üzerine çöktürüldüğünü, saçından çekildiğini, sağ kolunun bir memur, sol kolunun da başka bir memur tarafından tutulduğunu, bu işkencenin havalandırmada yapıldığını, bir baş memur ve 11 gardiyanın ve bir müdürün de görüntüde olduğunu, Filiz adlı baş memurun dudaklarından ‘müdürüm’ dediğinin anlaşıldığını, devamında ise kalabalık gardiyan grubunun bu kadın mahpusu koğuştan çıkardığını, kadının ‘süngerli oda’ denilen 2 geçici odanın arasında bir odaya zorla attıklarını, kapalı odada kadının son bir hamle yaptığını ve kapıyı açmaya çalıştığını, gardiyanların hep birlikte kapıyı kadın mahpusun yüzüne kapattığını belirtmiştir.

    İzledikleri görüntülerden sonra videonun ‘idari ve gözlem kurulunda iyi halli nasıl olunur’ diye bir görüntüyle devam ettiğini, görüntüde daha önceki cezaevi savcısının kurula doğru yürüdüğünü ve yerine oturduğunu belirten mahpus, bu görüntüleri izledikten sonra spor sırasında Leyla Güven’in görüntülerde net şekilde seçilen ve işkence yapan 2 gardiyana ‘görüntüleri izledik, iyi işkence yapıyorsunuz’ dediğini aktarmıştır. 2 gardiyanın da ‘böyle bir görüntü yok, biz işkence yapmadık’ diyerek aynı anda koşarak mahpusların yanından ayrıldıklarını ifade etmiştir.

    Daha sonra kendilerine tekrar verilen videoda işkence görüntülerinin kaldırıldığını sadece montajlanan ‘idare ve gözlem kurulunda iyi hallilik nasıl olur” videosunun göründüğünü, müdür görüşüne çıktıklarını ve müdür görüşünde bu videoyla ilgili görüşme yaptıklarını belirten mahpus, müdürün kendilerine böyle bir video olmadığını, sadece iyi halli olma kriterlerinin tanıtma videosu olduğunu ve mahpuslar için bilgilendirici olduğunu söylediğini beyan etmiştir.

    Mahpus tarafından, cezaevinde her şeyin keyfiyete göre uygulandığını, hiçbir kuralın olmadığını ve idarenin cezasızlık nedeniyle bu keyfi uygulamalara devam ettiğini belirttiği, ayrıca izlenilen işkence görüntüleri sonrası politik mahpusların cezaevi idaresine konuya ilişkin şikayet dilekçesi verdikleri de tarafımıza aktarılan bilgiler arasındadır.”

    “BİR GİRİŞİMDE BULUNACAK MISINIZ?”

    Milletvekili Nevroz Uysal Aslan, söz konusu işkenceyle ilgili Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a şu soruları yöneltti:

    “-Zelal Bilgin’in iddia ettiği gibi 22 Eylül 2024 tarihinde mahpuslara izlenmesi için video verilmiş midir?

    -Adli mahpusa işkence edildiğine ilişkin görüntüleri izlediklerini belirten mahpuslar, olaydan haberdar edilen avukatlar veya ilgili sivil toplum kuruluşları tarafından söz konusu olaya ilişkin; cezaevi idaresine, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne veya doğrudan Bakanlığınıza herhangi bir başvuru yapılmış mıdır?

    -Bakanlığınıza bağlı söz konusu kurumlara veya doğrudan bakanlığınıza yapılmış veya ulaşmış bir başvuru var ise; bu başvuruların akıbeti ne olmuştur, nasıl sonuçlanmıştır?

    -Kamera kaydına alındığı belirtilen olay hakkında açılmış herhangi bir soruşturma bulunmakta mıdır? Açılmış herhangi bir soruşturma yok ise bu önergede yer verilen bilgiler doğrultusunda adli ve idari soruşturma açılması için bir girişimde bulunacak mısınız?

    -Uygulanan hak ihlallerinin idare tarafından cezasızlık politikasına güvenilerek sürdürüldüğü iddialarına karşılık, Bakanlığınız tarafsız ve bağımsız bir heyetin Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde ziyaret gerçekleştirmesine izin verecek midir?

    -Sincan Kadın Kapalı Cezaevinde tutulan kadın mahpusların yaşadığı hak ihlallerinin önlenmesi adına bakanlığınız ne gibi önleyici tedbirler almıştır veya alacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Necla Yıldız bir yıldır tahliye edilmiyor

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan Necla Yıldız bir yıldır tahliye edilmiyor

    PİRHA- Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Necla Yıldız, cezasının bitmesine rağmen 1 yıldan uzun bir süredir infazı erteleniyor. Yıldız, cezaevlerinde sürdürülen hak ihlallerine ve sürece dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Kadın özgürleşmeden toplumun özgürleşmeyeceğini vurgulayan Yıldız, “Kendimize en temiz sayfa olan direnişi seçtik” dedi. 

    Necla Yıldız, 2016 Mayıs ayında hiçbir delil bulunmamasına rağmen, polisin tanıklara baskı kurarak üzerine ifade verilmesi istenen Necla Yıldız hakkında 9 yıl 6 ay kesinleşmiş hapis cezasız verildi. Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan ve 2023 Şubat ayında tahliye edilmesi gerekirken cezaevi infaz kurumu tarafından ‘dışarıya çıkamaz, topluma ayak uyduramaz, suç işleyebilir’ iddialarıyla yaklaşık 1 seneden fazla bir süredir infazı yakılıyor, erteleniyor.

    Necla Yıldız, PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    “SON İKİ YILDIR CEZAEVLERİNDE ONLARCA ARKADAŞIMIZIN CENAZESİ ÇIKTI”

    Hükümetin neredeyse cezaevlerini kurdeleyle açacağını belirten Yıldız, “Hükümet sipariş ediyor, her yıl cezaevi açılıyor. Düşünsenize neredeyse kurdele açılışı yapılacak ya da açılan cezaevi sayısıyla övünecek bir iktidar zihniyeti var. Haliyle ‘içerde’ durumlar iç açıcı değil. Mafya, çeteler, tecavüzcüler, Hizbullahçılar, balyozcular gibi belirli periyotlarla affedilen bir kesim var. Diğer yandan siyasi tutsak dediğimiz, düşüncelerinden ötürü içeride olan ve asıl baskı, işkenceye tabi tutulan bir kesim var. Söz konusu siyasiler, özelde Kürt, demokrat, muhalif olunca, cezaevinin öğütme değirmeninden geçirilmek isteniyorlar. Ada ile başlayan ve tüm zindanlarda yaygınlaştırılan tecrit koşulları, işkence yöntemlerinin başında gelmektedir. Onlarca arkadaşımız, şu an bu zindanlarda bulunmaktadır. Son iki yıldır cezaevlerinden onlarca arkadaşımızın cenazesi çıktı. Cezaevi demek artık ölümhane demektir. Bulunduğum cezaevinde de süresi dolup bırakılmayan yani esir tutulan onlarca arkadaşımız, şu an bu zindanlarda bulunmaktadır. Yine cezaevi idaresinin negatif yaklaşımı, tacizvari koğuş aramaları var. ‘Zindandan asla çıkamayacaksınız, gün yüzü göremeyeceksiniz’ zihniyetiyle açılan bir sürü mahkeme dosyası var” dedi.

    “KADIN ÖZGÜRLEŞMEDEN BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN BAHSEDEMEYİZ”

    “Güçlü bir şekilde dalgalanan kadın rengi, toplumun bugününü aydınlatıyor, nefes aldırıyor” diyen Yıldız, şunları kaydetti:

    “Hem bilince çıkardık hem de deneyimledik ki kadın özgürleşmeden erkeğin özgürlüğünden ve toplumun özgürlüğünden bahsedilemez. Biz bu fikri yeni keşfetmedik. Biz kadınlar bu düşünceyi, yaşanmışlığı hatırladık sadece. Kafamıza vurula vurula, zihnen ve bedenen öldürüle öldürüle unuttuğumuz bu bilinci hatırlayarak yeniden öğrendik diyelim. Kadının yaşamla, yaşamın özgürlükle bağını ifadelendirilen ‘Jin, Jiyan, Azadi’ sloganı bir aforizma niteliğindedir Kürdistan ve Orta Doğu’da. Arin Mirkan ve yakın tarihte de Jina Amini ile dünyaya yayılan bir hakikat özdeyişinden bahsediyoruz. Kadının kendini bulması, özgürlüğe meyletmesi açısından gerçekten de oldukça gurur verici, yarınlar için umut aşılayıcı.”

    “YARGI ERKEĞİ ÖDÜLLENDİRİYOR”

    Türkiye’de toplumsal eşitsizliğin yüksek olduğunu belirten, çete, mafyalaşma ve tarikatların, cemaatlerin olumsuzluklarına da değinen Necla Yıldız, “İstanbul Sözleşmesi lağvedildi, şimdi anayasa maddesi tartışılıyor, bir sonrası hilafet gündemde. Beri yandan kadınlar iş bulamıyor, ilk olarak işten çıkarılıyor, en ağır işlerde çalıştırılıyor. Söz konusu siyasal bunalımda toplumsal eşitsizlik had safhada. Kadınlar taciz-tecavüzle karşı karşıya. Sistemsel bunalım toplumda da cinnet hali yaratmış durumda. Bu cinnet hakkı da erkeğin endeksinde. Cinnet geçiren erkek figürü, anne-eş çocuk kimi bulursa kendine kurban ediyor. Yargı mekanizması devreye girerek her fırsatta erkeği ödüllendirip kadını ağır uygulamalarla cezalandırıyor” ifadelerini kullandı.

    “KENDİMİZE EN TEMİZ SAYFA OLAN DİRENİŞİ SEÇTİK” 

    Hükümetin 20 senedir ülkeyi yönettiğini ve vicdandan yoksun olduğunu söyleyen Yıldız, şöyle devam etti:

    “Geçen sene maddi ve manevi anlamda kahrolduğumuz büyük depremin ardından gelen genel seçimlerin akıbeti de eklenince açıkçası iyice karamsarlaşmıştık. Sonuçta biz de bu dünyanın evladıyız. Nasıl olur da diğer ülkelerde bir sel olur, bir yolsuzluk olur ama sonradan hükümetler kendini bu işin sorumlusu görür ve istifa ederler. Ama ömrümüzün bu iktidarla geçtiği bu ülkede zerre vebal duygusu yok. Vicdan yok, hesap, kitap yok. Şartlar ne olursa olsun toplum aklının muhakkak doğruya hükmedeceği kanaatini taşırım. Hele ki Türkiye’de halkın iradesini gösterebileceği tek alan olarak sandıklar kalmışken. Bizler de içerden ‘büyük değişim rüzgarını hissetmiştik, dolayısıyla beklentimiz bu yöndedir. Olanlar beklentiyi karşılamayınca zindanlar olarak anladık ki süreç iyi gitmiyor. Dolayısıyla kendimize en temiz sayfa olan direniş sayfasını açtık.”

    “VAN HALKI BÜTÜN TOPLUMUN DEMOKRATİK REFLEKSİYDİ”

    “Ortaya çıkan atmosfer, tüm hile hurdaya rağmen, muhalefetin tüm yetmezliklerine rağmen halkların ortaya koyduğu irade herkesi sarstı kanaatindeyim” diyen Necla Yıldız, “Bence bu geç kalınmış bir tepkiydi. Zira büyük depremin de diğer tüm krizin de sorumlusu olması sebebiyle, iktidar çok önceden hesabını vermeliydi. Ama geç olmuş olsa da neticede amacına ulaşan bir tepkiydi. Kayyum atamalarına karşı Van halkı şahsında tüm Türkiye’nin demokratik refleksi ve ortak irade beyanıyla cesaretli tavır göstermesi taktire şayandı. Her seferinde şunu öğreniyoruz. Devlet aygıtının gücünü eline alan iktidar bu gücü kendi partizanlığı temelinde halkların aleyhine kullanıyor. Dolayısıyla halkların da devlet gücünü takip edip dengede tutması gerekir” diye belirtti.

    Yıldız, halkın iradesinin büyüdüğünü belirterek, Kürt sorununun bir an önce çözülmesi gerektiğini kaydetti.

    Kamber YILDIZ/ANKARA

  • Gültan Kışanak’tan mahkeme heyetine: Siz kimsiniz ki beni yargılıyorsunuz?

    Gültan Kışanak’tan mahkeme heyetine: Siz kimsiniz ki beni yargılıyorsunuz?

    PİRHA – Kobani Davası kapsamında beyanda bulunan Gültan Kışanak, haklarında kumpas kurulduğunu söyledi. Kışanak, “AKP ve MHP’nin ortaklaşa yaptığı bu kara rejimi hukuk kılıfına uydurmak için uğraşıyorsunuz. Yaptığınız hukuksuzlukları biliyorsunuz. Sizi reddediyoruz” diye konuştu. 

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, MYK üyeleri ve Kürt siyasetçiler, IŞİD’in Kobanî’ye yönelik saldırılarını protesto etmek için düzenlenen gösteriler gerekçe gösterilerek yargılanıyor.

    Kobanî Davasının duruşmalarına Sincan Cezaevinde devam ediliyor. Tutukluların bir kısmı duruşma salonunda hazır bulunurken, diğer cezaevlerinde bulunan siyasetçiler ise duruşmaya Ses Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

    Duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları, Tuncer Bakırhan ile DEM Parti Milletvekilleri, yöneticileri, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları ve çok sayıda kişi izliyor.

    AVUKATLARIN TÜM TALEPLERİ RED EDİLDİ!

    Gültan Kışanak’ın beyanları ile süren duruşmada ilk önce Kışanak’ın avukatları söz aldı. Avukatlar, dosyadaki eksiklerin giderilmesi ve uzun tutukluluk nedeniyle Kışanak hakkında uygulanmayan tahliye kararının verilmesi için duruşmanın ertelenmesini istedi. Mahkeme heyetinin bu talepleri reddetmesi üzerine avukatlar, reddi hakim talebinde bulundu. Ancak bu talep de heyet tarafından reddedildi.

    “HUKUKSUZLUKLARINIZI ANLATACAĞIM”

    Beyanlarına başlayan Gültan Kışanak, usule değil esasa ilişkin savunma yapacağını belirtti. Savunma başlıklarının birincisinin Kürt sorunu, ikincisinin kadınların özgürlük sorunu, üçüncüsünün ise demokratik siyaseti ortadan kaldırma üzerine olduğunu ifade eden Kışanak, “Demokratik siyaset ve demokratik hukuk devleti nedir, ne değildir? Toplumsal vatandaşlar olarak ne istiyoruz? Kadınlar olarak derdimiz nedir? İşte ben tüm bunları anlatacaktım. Her eve ateş düşüren Kürt sorunu nedir, nasıl çözülür anlatacaktım. Ama siz öyle pervasızsınız ki sadece birkaç konuda hukuksuzluğa ilişkin değerlendirme yapacağım. Yasama dokunulmazlığımı yok saydınız. Bunların hiçbiri ile ilgili Meclis’e gönderilmiş fezleke yok. Meclis’e gönderilen fezlekenin tamamı milletvekilliğim bitince hazırlanan üç beş sayfalık iddianame. Siz de çok iyi biliyorsunuz; ‘sonradan araştıracağız’ demeniz bile adil bir yargılanma yapılmayacağının itirafıdır. Sonradan araştıracağız ne demek? Benim fezlekelerimin ne olduğunu nasıl bilmiyorsunuz. Benimle ilgili iddiaların yüzde 90’ı örgüt yöneticiliği iddiası üzerine Meclis’e gönderilen fezlekeler değildir, hakkımdaki iddiaların tamamı polis fezlekesidir” dedi.

    “SİZ KİMSİNİZ Kİ BENİ YARGILIYORSUNUZ?”

    Gültan Kışanak beyanlarını şu sözlerle sürdürdü:

    “10 yıldır yargı karşısındayım. 2014’te yargı karşısına çıktım, sene 2024. Karşısına çıkmadığım heyet kalmadı. Diyorsunuz ki ‘sonra araştıracağız’. Siz o fezlekelerin olmadığını çok iyi biliyorsunuz. Benim savunamayacak tek bir faaliyetim yok. Allah’a şükür halkıma karşı vicdanım rahat. Kimseyi şiddete teşvik etmemiş, her zaman barış için mücadele eden bir kadınım. Siz kimsiniz beni yargılıyorsunuz? Çözüm sürecinde Meclis’te yapılan özel oturumda konuşmuşum, bütçe görüşmelerinde, 23 Nisan’da konuşmuşum. Meclis’te yaptığım konuşmalar, araştırma önergeleri, tekliflerin tek biri yok dosyada. Ama geriye dönüp, ‘Gültan Kışanak özyönetim, anadilde eğitim, özerklik demiş o zaman yönetici’ diyebiliyorsunuz. Kürtlerin üzerindeki yasakları, bunlara karşı çözümleri konuşmuş bir kadınım, bunları biliyorsunuz. Sonradan neyi araştıracaksınız? Bile bile bu hukuksuzluğu yapıyorsunuz. Bile bile yaptığınız bu hukuksuzluğu savcılığınız mütalaada itiraf etmiş. Beni ANF’den çıkan 8 haberden mi müebbetle yargılıyorsunuz? Beni neyden yargılıyorsunuz?

    “HUKUK KILIFINA UYDURMAK İÇİN UĞRAŞIYORSUNUZ”

    Malatya’daki dosyamı neden bununla birleştirdiniz? Kumpas kurdunuz, bilmediğiniz bir şey yok. Polis tutanakları aksi ispatlanmadığı sürece delil niteliğinde diyor. Aksini kim ispatlayacak, ben mi ispatlayacağım? 7 yıldır siyasi rehine olarak cezaevinde tutulan bir kadın mı ispatlayacak? Bunun adı ithamdır, bu hukuk devletindeki gibi bir suç isnadı değildir. Hayatımızı dökmüşsünüz ortaya, yalan ve iftira eklemişsiniz, sonra gel suçsuzluğunuzu ispatla diyorsunuz. Avukatlarımız taleplerini sıralayınca da ‘geriye dönüp bakacağız’ diyorsunuz? Niye orada oturuyorsunuz madem hukuk uygulamayacaksanız? Diyarbakır Newroz’unda yaptığım konuşmanın CD’si yok, polisin tuttuğu iki uyduruk cümle var ve buna da hukuki delil diyorsunuz. Ben de kalkıp savunma yapacağım. Neyin adil savunması, neyine inanacağım! En uzun tutukluluk süresi 7 yıldır. Beni bu kumpasa bile bile dahil ettiniz. 3 yıldır yargılama yapıyorsunuz. Beni ne zaman şüpheli olarak bu davaya dahil ettiniz? Bu soruya dahi cevap veremiyorsunuz. 2014’ten 2024’te kadar dokunulmazlığım yoktu, neden beni çağırmadınız da ifademi almadınız? Bunun cevabını bal gibi biliyorsunuz. AKP ve MHP’nin ortaklaşa yaptığı bu kara rejimi hukuk kılıfına uydurmak için uğraşıyorsunuz. Yaptığınız hukuksuzlukları biliyorsunuz, bile bile yapmaya devam ediyorsunuz. Sizi ve bu talimatları teşhir etmek için bu konuşmaları yapıyoruz ve sizi reddediyoruz.”

    Duruşma, tutukluların beyanları ile devam ediyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Sebahat Tuncel: Mücadelemizden korkan iktidar, şansının olmadığını biliyor

    Sebahat Tuncel: Mücadelemizden korkan iktidar, şansının olmadığını biliyor

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, “AKP iktidarı Kürt kadınlardan korktu. Çünkü biz mücadeleyi toplumsallaştırdık. Kürt kadın hareketinin kırıma karşı verdiği mücadeleyi tüm dünya takip ediyor. Türkiye’de ise Kürt kadınlar yargılanıyor” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam etti. Duruşmaya, HDP Eş Genel Başkanları Cahit Kırkazak ve Sultan Özcan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, DEM Parti milletvekilleri, Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivistleri ve Barış Anneleri ile çok sayıda yurttaş ile kurum temsilcisi katıldı.

    Katılımcılar, tutuklu siyasetçileri “Jin jiyan azadî” sloganı ile karşıladığı duruşmada Sebahat Tuncel şu beyanda bulundu:

    “Kadınların rolü kapitalizm için işçi doğurmak olarak belirlenmiştir. Türkiye’de de kadın hareketleri tarafından ev içi emeğin ücretlendirilmesi tartışmaları yürütülüyor. Her şey parayla ölçüldüğü için bütün meseleye bu olarak bakılıyor. Kadınların çalışması paraya değer değildir. Hatta bu nedenle çalışma bile değildir. Paranın değeri belirlediği bir toplumda ev içi emek kadınların statüsünü de belirlemektedir. Kadınlara ‘ne iş yapıyorsunuz’ diye sorduğumuzda, ‘işsizim’ der. Halbuki o iş değil mi? Kadınların emeği olmasa erkeğin getirdiği paranın ne anlamı var? Kadınların kendi emeğine dahi değer vermemesi trajik. Erkek akıl bunu sağlıyor, kadınların gözünde kendi işini bile değersizleştiriyor. Farkında değil, ama kadın bunu kendi doğal görevi olarak görüyor. Ev içi emek de başka bir noktada kapitalizm tarafından pazara sunuldu. Zenginler ücret karşılığında ev işçiliğini kullanıyor. Kadınlar orada da birçok sorunla karşılaşıyor. Evler, artık ev değil; toplumsal fabrikalardır. Toplumdaki yoksullaşma en başta kadınları etkiliyor. Nitekim ihtiyaçlar doğrultusunda bir ekonomik düzen bu konuyu da çözecektir.

    “İKTİDAR KÜRT KADINLARDAN KORKUYOR”

    Dünya deneyimleri bize göstermiştir ki örgütlü kadın gücü kapitalizmin değişmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu Türkiye’deki zihniyeti de korkutmaktadır. Devlet tarafından Kürt kadınlara dönük saldırılar, kadın örgütlerinin kriminalize edilmesi de bu korkunun bir yansımasıdır. Eş başkanlığı dahi bizim önümüze suç olarak koyuyorsunuz. Aynur Aşan’a dönük suçlamalardan biri de ‘Eş Cumhurbaşkanlığı’ savunmasıdır. Baskınlarda kadınlara dair bütün çalışmalara el konuldu. Bu, kadın emeğine el koymaktır. AKP iktidarı Kürt kadınlardan korktu. Çünkü biz mücadeleyi toplumsallaştırdık. Kadınlar belediyelere çok rahat gitmeye başladı, halk belediyeciliğini geliştirdik. Bu baskılara karşı biz hala eş başkanlıkta ısrar ediyoruz.

    “CİNSİYETÇİLİK BİR DEVLET POLİTİKASI”

    Kürt kadınlarının öncülük ettiği kadın özgürlük mücadelesi dünyaya örnek olmuştur ama Türkiye, Kürt kadın hareketinin tarihini yargılamak istemektedir. Kadınların karar mekanizmalarında eşit temsiliyetinin sağlanması için verilen mücadelenin toplumsal dönüşümde oynadığı rol ortadadır. Tam anlamıyla olmasa da önemli biçimde toplumsallaşmıştır. Kadınların kendilerini eve bağlayan zincirleri kırabilmesi için önce bu zincirlerin nasıl örüldüğünü anlamaları gerek. Cinsiyetçilik bir devlet politikası olarak önümüzde durmaktadır. Cinsiyetler arasındaki farklılıklar kast paradigmasını sağlar. Ti-Grace Atkinson, ‘Kadınların baskı altına alınması sınıfların başlangıcıdır’ der. Kadınların sınıf kimliklerinde yeni bir politik kimliğe kavuşmalarını savunur. Yeni bir zihniyete, dile, kadının kurtuluşunu örgütleyecek yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.

    “ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ ERKEK ŞİDDETİNE RAĞMEN DEVAM EDECEKTİR”

    Asıl sorun kadın sorunu değil, erkeklik sorunudur. Bu, binlerce yıldır temel gündemimizdir. Kürt kadınlar olarak Ortadoğu halklarının demokratik, kadın özgürlükçü, ekolojik bir yaşam kurmasını istiyoruz. Kadın özgürlüğünün çözümünü ertelenemez olarak görüyoruz. Bunun için kadın özgürlüğünü sağlamlaştıracak adımlar atıyoruz. Bir yandan kendi siyasetimiz içindeki erkek egemenliğini aşmaya çalışırken diğer yandan kadınların gelişimine dönük çalışmalar yürütüyoruz. Kadın hareketinin Türkiye yargısına konu yapılması, kadınların yaşama katılmasının önünde engel olunması ve kriminalize edilmesi devletin kadın eşitliğine dair yaklaşımını göstermektedir. Bu baskılar dinci, milliyetçi ve tekçi iktidar inşasının bir gereğidir. Ancak özgürlük yürüyüşü erkek şiddetine rağmen devam edecektir.

    Ya bir yol açacağız ya da gidecek bir yol bulacağız. Reform hareketleri kadın sorununu tam anlamıyla çözmediği gibi erkek egemenliğini de sağlamlaştırmaktadır. Kadınlar eşitliğe dayanan özgür ve eşit bir toplum yaratmak için mücadele ediyor. Kürt kadın hareketinin kırıma karşı verdiği mücadeleyi tüm dünya takip ediyor. Türkiye’de ise Kürt kadınlar yargılanıyor. Mücadelemizden korkan iktidar, demokratik, çoğulcu, kadın özgürlükçü paradigma karşısında şansının olmadığını biliyor. Bu yüzden devletin baskı araçlarını devreye koyuyor. Bunlar nafile çabalardır. Üstelik sadece kadınlar tarafından değil, eşitlik talebi olan erkekler için de kurtuluş bu mücadeleden geçiyor. Ya bir yol açacağız ya da gidecek bir yol bulacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Karaoğlan 93 gündür süresiz açlık grevinde; sağlığı hızla kötüleşiyor, ailesi olarak endişeliyiz-VİDEO

    Hüseyin Karaoğlan 93 gündür süresiz açlık grevinde; sağlığı hızla kötüleşiyor, ailesi olarak endişeliyiz-VİDEO

    PİRHA-Hüseyin Karaoğlan, 93 gündür süresiz açlık grevi eylemini sürdürüyor. Hüseyin Karaoğlan’ın kardeşi Fatma Karaoğlan, “Kardeşimin talepleri karşılanması zor talepler değil, neden kardeşimi 93 gündür aç bıraktılar? Gökyüzünü görebileceği, havalandırmasının olabileceği, arkadaşlarıyla sohbete çıkabileceği bir yere sevki mümkündür ama ısrarla kabul edilmiyor” dedi.

    Mart ayında Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlik Hapishanesi’ne sürgün edilip 9 aydır tekli hücrede kalan Hüseyin Karaoğlan, 11 Eylül’de süresiz açlık grevine başladı.

    Açlık grevinin 93. gününde olan Hüseyin Karaoğlan’ın talepleri şöyle:

    “-Zorunlu sürgün sevkler durdurulsun

    -Siyasi tutsaklar sevk oldukları hapishanelerde bir araya getirilsin

    -Tutsaklar ailelerinin yakınında ve kendi arkadaşlarının olduğu hapishanelere sevk edilsin

    -Disiplin cezaları kaldırılsın, şartlı tahliyeler uygulansın

    -S, R, Y kuyu tipi hapishaneler kapatılsın”

    Fatma Karaoğlan, kardeşi Hüseyin Karaoğlan’ın son durumuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ARTIK SU İÇERKEN BİLE ZORLANIYOR”

    Hüseyin Karaoğlan’ı açlık grevinin 89. gününde görüşüne gittiğini söyleyen Fatma Karaoğlan, “Sandalyede otururken zorlandı çünkü ayağında uyuşmalar varmış ve kas ağrıları artmış. Bir saat boyunca o görüş çok zor geçti bize. Kas ağrılarından dolayı gece uyuyamadığını söyledi. Ağrılardan midemde yanma var, ağız içimde yaralar var, yutkunamıyorum su içerken bile artık zorlanıyorum demişti. Açlık grevinin 50. gününde başladı ama idrarından ve ağzından zaman zaman kan geliyormuş. Açlık grevine 75 kilo olarak başlamıştı, açlık grevinin 50. gününde tartıldığında 63 kiloydu. Ondan sonra hiç tartılmamış şuanda kaç kilo olduğunu bilmiyoruz” diye belirtti.

    “KARDEŞİMİN TALEPLERİ 93 GÜNDÜR KABUL EDİLMİYOR”

    Açlık grevinin 80. gününde Hüseyin Karaoğlan’ın havalandırmadan hücresine dönerken gardiyanların saldırısına uğradığını söyleyen Fatma Karaoğlan, şunları ifade etti:

    “Yerlerde sürükleyerek işkenceyle başka bir hücreye götürüyorlar. Sorumluluğu kendi üzerlerinden atabilmek için muhtemelen 7/24 izleyebildikleri için bir hücreye aldılar. O hücrede kalmak istemiyor çünkü yine tek başına ve sürekli izleniyor. Saldırıya uğradıktan 3 gün sonra annem görüşe gitmişti. Annem gittiğinde bileklerinde, omuzlarında, sırtında morluklar görmüştü. Ben bir hafta sonra görüşe gittiğimde gittiğimde halen sıyrıklar ve morluklar duruyordu. Kardeşim, bulunduğu koşullar çok kötü olduğu için açlık grevine başladı. Kardeşim gökyüzünü göremiyor, hava alamıyor, adım atacak yeri yok, arkadaşlarıyla sohbet edemiyor, derdini paylaşabileceği hiç kimsesi yok.  Şu anda sağlığı hızla kötüleşiyor, biz ailesi olarak endişeliyiz. Annem 80 yaşında, geçen hafta görüşe gitti geldi. Görüşe gittiği günden beri yatalak oldu. Şu anda yataktan kalkamıyor. Kardeşimin talepleri karşılanması zor talepler değil, neden kardeşimi 93 gündür aç bıraktılar. Gökyüzünü görebileceği, havalandırmasının olabileceği, arkadaşlarıyla sohbete çıkabileceği bir yere sevki mümkündür ama ısrarla kabul edilmiyor. Bu taleplerinin kabul edilmesi için biz de Hüseyin’le beraber gerekirse açlık grevi ve ölüm orucu yaparız. Bundan sonra da direnmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Cihan BERK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -6 aydır tekli hücrede kalan Hüseyin Karaoğlan, 10 gündür açlık grevinde

  • Mektubunda ‘Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’ dediği için tutuklu hakkında soruşturma açıldı

    Mektubunda ‘Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’ dediği için tutuklu hakkında soruşturma açıldı

    PİRHA- Sincan Cezaevi’nde tutuklu olan Şerafettin Demir’in mektubunda geçen “Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Zeynep, Yezid ve Firavun” ifadeleri ‘örgüt propagandası’ sayılarak Demir hakkında soruşturma açıldı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever’in haberine göre; Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndeki tutuklu Şerafettin Demir, gönderdiği bir mektupla cezaevinde yaşadığı hak ihlallerini anlattı.

    2011 yılından bu yana tutuklu bulunan ve ağırlaşmış müebbet hapis cezası alan Demir’in bir mektubunda yer alan “Hz. Hüseyin”, “Hz. Hasan”, “Hz. Musa”, “Hz. Zeynep”, “Yezid”, ve “Firavun” ifadeleri nedeniyle “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla hakkında soruşturma açıldı.

    “BU İSİMLER ÖRGÜT ÜYESİ İLAN EDİLDİ”

    Kerbela olayı ile ilgili araştırmalar ve okumalar yaptığını belirten Demir, hakkında açılan soruşturmaya ilişkin “Kerbela olayı ile hakikatin peşine düştüm. Tahkikat da benim peşime düştü. Mektubun içeriğinde Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, kardeşleri olan Hz. Zeynep ve barbar Yezid, yine Hz. Musa, hatta Firavun dahi ‘PKK üyesi’ ilan edilmiş oldu açılan bu tahkikatla. Ben bu isimler nedeniyle örgüt propagandası yapıyorsam, bu isimler de ‘örgüt üyesi’ ilan edilmiş oluyor. Diğer tarihsel şahsiyetleri bilmem ama Yezid ile Firavun’un bu üyelikten hoşnut olmadıkları kesin” ifadelerini kullandı.

    13 GÜNLÜK HÜCRE CEZASI

    Demir, mektupta yer alan “aile örgütü”, “devlet örgütü” ve “kendi örgütümüz” ibarelerinin de soruşturma konusu olduğuna işaret ederek, “Suç örgütlerinin isimleri’ diyerek o cümledeki ‘aile’ ve ‘devleti’ suç örgütü yerine koymuş olursunuz diyorum ama bu karşılık bulmuyor” diye belirtti. Bu soruşturma kapsamında kendisine 13 günlük hücre cezası verildiğini aktaran Demir, infaz hakimliğinin onay verdiğini ve dosyanın şu an ağır ceza mahkemesinde olduğunu dile getirdi.

    “KÜRTÇE KİTAPLARA EL KONULUYOR”

    Sincan Cezaevi’nde tutuklu olan Şerafettin Demir ayrıca, Kürtçe kitapların da tercüman olmadığı iddiasıyla kendilerine verilmediğini kaydederek, şunları aktardı:

    “Anadilimizde okumamız engelleniyor. Açıkça anadilimizde ambargo uygulanıyor. Bizden tercüman ücreti istiyorlar. Yani ‘ya kitabın birkaç misli bir tercüman ücretini verirsiniz ya da anadilinizde okumayı unutursunuz’ demek istiyorlar. Bu aleni bir kültürel kıskaç ve ayrımcılıktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 6 aydır tekli hücrede kalan Hüseyin Karaoğlan, 10 gündür açlık grevinde

    6 aydır tekli hücrede kalan Hüseyin Karaoğlan, 10 gündür açlık grevinde

    PİRHA-Sincan Cezaevi’nde 11 Eylül’de süresiz açlık grevine başlayan Hüseyin Karaoğlan’ın kardeşi Fatma Karaoğlan, “Kardeşim bulunduğu hücrede iki kolunu açtığı zamana ya kolona çarpıyorum ya da ranzaya çarpıyorum hareket edecek bir alanım yok diyor. Günde 1 saat hücrenin dışına çıkabiliyor o zaman da gökyüzünü göremiyor, havalandırmada da hücrede olduğu gibi yine tek başına” dedi.

    Mart ayında Sincan 1 No’lu Yüksek Güvenlik Hapishanesi’ne sürgün edilip 6 aydır tekli hücrede kalan Hüseyin Karaoğlan, 11 Eylül’de süresiz açlık grevine başladı.

    Açlık grevinin 10. gününde olan Hüseyin Karaoğlan’ın talepleri şöyle:

    -Zorunlu sürgün sevkler durdurulsun

    -Siyasi tutsaklar sevk oldukları hapishanelerde bir araya getirilsin

    -Tutsaklar ailelerinin yakınında ve kendi arkadaşlarının olduğu hapishanelere sevk edilsin

    -Disiplin cezaları kaldırılsın, şartlı tahliyeler uygulansın

    -S, R, Y kuyu tipi hapishaneler kapatılsın”

    Fatma Karaoğlan, kardeşi Hüseyin Karaoğlan’ın son durumuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KAMUOYUNDAN DUYARLILIK BEKLİYORUZ”

    Kardeşinin daha önce Edirne F Tipi Cezaevi’nde 3 kişilik hücrede kaldığını, mart ayında Sincan Cezaevi’ne sürgün edildiğini ve 6 aydır tekli hücrede kaldığını söyleyen Fatma Karaoğlan, “Görüşe gittiğimizde kameralar altında, gardiyanların gözetimi altında görüştük. Kardeşim bulunduğu hücrede iki kolunu açtığı zaman ya kolona çarpıyorum ya da ranzaya çarpıyorum, hareket edecek bir alanım yok diyor. Günde 1 saat hücrenin dışına çıkabiliyor o zaman da gökyüzünü göremiyor, havalandırmada da hücrede olduğu gibi yine tek başına. Kardeşimin görüşüne gittiğim zaman yazdığım dilekçelere cevap gelmiyor o yüzden yapacağım tek şey açlık grevi. Şuanda açlık grevinin 10. gününde ve kendisine görüş cezası da verildi. Ailesi olarak şuanda başına bir şey geldi mi hiçbir bilgimiz yok. Kardeşimin şuanda cezası bitti ama infaz yakma nedeniyle halen cezaevinde. Talepleri kabul edilirse kardeşim açlık grevini bitirir o yüzden kamuoyundan duyarlılık bekliyoruz” dedi.

    Cihan BERK/ANKARA

  • Kobani Davasından yargılanan Gülfer Akkaya: Aleviler ile ilgili araştırma yapmak suç mu?

    Kobani Davasından yargılanan Gülfer Akkaya: Aleviler ile ilgili araştırma yapmak suç mu?

    PİRHA – Kobani Davası kapsamında tutuksuz yargılanan Yazar Gülfer Akkaya, duruşmada savunma yaptı. Akkaya, savunmasında “Mütalaadaki iddialar feminizm ve Aleviler üzerine kurgulanmış. Mütalaaya göre bu özelliklerim için HDP’ye kabul edilmişim. Oysa ben kendim gidip HDP’ye katıldım. Aleviler ve Alevi kadınlarla ilgili araştırma yapmak suç mu?” diye sordu. 

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası, Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülüyor.

    53. Periyod duruşmasına ikinci günde de ilgi yüksek oldu. Duruşmaya Yeşil Sol Parti milletvekilleri Vezir Coşkun Parlak, Sümeyye Boz ve Ali Bozan ile Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları, Barış Anneleri ve çok sayıda kişi katıldı.

    Duruşma, tutuksuz yargılanan Mesut Bağcık’ın avukatı Yusuf Çakan’ın taleplerini sunmasıyla başladı. Mesut Bağcık’ın annesinin yaşamını yitirmesinden dolayı yurt dışına çıkma yasağının kaldırılması talebinde bulundu. İddia makamı taleplerinin reddine karar verirken, mahkeme heyeti Mesut Bağcık’ın yurt dışı yasağının kaldırılmasına, imza yükümlülerinin 15 günde bir uygulanmasına karar verdi.

    “SAVCILIK, FİKİRLERİMİ KRİMİNALİZE ETME ÇABASINA GİRMİŞ”

    Tutuksuz yargılanan Gülfer Akkaya esasa ilişkin beyanlarda bulundu. Savunma hakkının engellenmesine tepki gösteren Akkaya, kendilerine ilişkin şüphe yaratmaya yönelik bir çaba olduğunu söyledi.

    Akkaya şu savunmayı yaptı:

    “Alevi kadınlarla ilgili çalışma yapmam suç olarak gösterilmiş. Ben bağımsız feminist, Alevi kadınlarla çalışıyorum. Bundan suç üretilmeye çalışılıyor. Kimi deliller mahkemeyi yanıltacak şekilde şişirilmiş. Mütalaada HDP’de olmadığım zamanlarda bile ben oradaymışım gibi gösterilmiş. Somut olmayan şeyleri burada çürütmeye çalışıyorum. Bağımsız, feminist bir kadın olarak aklım ve fikrim elverdiği kadar mücadele ettim. Savcılık hakkımda somut deliller bulamayınca benim fikirlerimi kriminalize etme çabasına girmiş. Yazdıklarımdan dolayı yargılandığım için bugün size yazdığım kitapları da sunacağım. Feminizm ve kadın hakları üzerine benimle yapılan bir röportaj dosyaya delil olarak konulmuş. İddia makamı öyle itinalı çalışılmış ki bazı yerleri bold yapmış. Böylece çok önemli bir şey bulmuş havası yaratmaya çalışmış.

    “HTS KAYITLARI SAVCININ İDDİALARINI YALANLIYOR”

    Bu dava başından beri hukuki olarak yürümedi. Bu dava siyasi bir dava olduğu için buradayım ve yargılanıyorum. Hukuki açıdan benimle ilgili ne elle tutulur bir suç var ne de o suçlarla ilgili herhangi bir delil var. O kadar zorlama bir senaryo olmuş ki delil diye konulanlar bizzat savcının kendi iddiaları ile çelişiyor. Tıpkı HTS kayıtları gibi. Benim HTS kayıtlarım 6 Ekim 10:00 sıralarında Sabiha Gökçen Havaalanı’nda alınmış ama ne tesadüf ki bu HTS kaydım dosyaya konulmamış. Lehime olan bu delil aleyhime şeklinde kullanılmış. Ben o gün yurt dışına çıktım kitaplarımın tanıtımı ile ilgili. Ben yurt dışında iken 6-8 Ekim olayları olmuş, ben geldiğimde olaylar bitmiş ama hakkımda, ‘olayları birlikte yürütmeye çalışmış’ denilmiş.

    “İDDİALAR FEMİNİZM VE ALEVİLER ÜZERİNE KURGULANMIŞ”

    Savcı beni isyana teşvikle suçluyor ve bunun için bir röportaj koymuş iddianameye. Ben o röportajda, kadınların erkekler tarafından nasıl sömürüldüğünü anlatıyorum. Bu sömürünün toplumsal bir devrim ile nasıl değiştirilip dönüştürüleceğini söylüyorum. Bu söylemin neresi isyanı teşvik ediyor? Ben erkek ve kadınların eşit şekilde yaşamını savunuyorum. Erkek zihniyeti ile mücadele etmek için HDP’ye girdim. Böyle delil toplama sayesinde bu ülkede bol bol yargılanırız ama ülke olarak hiçbir şey olamayız. Mütalaadaki iddialar feminizm ve Aleviler üzerine kurgulanmış. Mütalaaya göre bu özelliklerim için HDP’ye kabul edilmişim. Oysa ben kendim gidip HDP’ye katıldım. Aleviler ve Alevi kadınlarla ilgili araştırma yapmak suç mu?”

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    Av. Özdoğan: Kobanî Kumpas Davasında okunan mütalaa iktidar müdahalesinin açık belgesidir-VİDEO

    PİRHA – HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere ilişkin konuştu. Özdoğan, “4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaa 13 sayfada özetlenmiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Geçmiş dönem eş genel başkanları, milletvekilleri ve MYK üyeleri tutuklu yargılandığı Kobanî Davasının 49. duruşma periyodu 12-13-14 Nisan tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsünün duruşma salonunda yapıldı.

    HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Özdoğan, Kobanî davasındaki gelişmelere dair HDP Genel Merkezinde basın açıklaması yaptı.

    “HUKUKSUZ VE SİYASİ SAİKLERLE YÜRÜTÜLEN BİR DAVA”

    Nuray Özdoğan, AİHM’in, Figen Yüksekdağ’a ilişkin verdiği kararına da işaret ederek şu açıklamayı yaptı:

    “AİHM Büyük Daire, Selahattin Demirtaş hakkında verdiği kararını Figen Yüksekdağ hakkında da tekrar etti. Bu karar neden önemli, çünkü davanın tümüyle hukuksuz ve dayanaksız olduğunu ve siyasi saikle yürüdüğünü gösteriyor. Hükümetin yaptığı itirazlar da reddedildi ve 4 Nisan itibariyle Figen Yüksekdağ Şenoğlu kararı kesinleşti. Peki, bu kararda ne diyordu AİHM yüksek mahkemesi? HDP’li milletvekillerin siyasi ifade özgürlüklerini kullandıkları için susturulmak ve cezalandırılmak amacıyla tutuklandığını tespit etti. Mahkeme aynı zamanda, başvurucuları kriminalize etmek amacıyla kullanılan ceza yasalarının uluslararası makamların keyfi müdahalesine karşı yeterli koruma sağlamadığını tespit etti.

    Mahkeme, başvurucuların eylemlerinin siyasi söylemler ile bazı yasal toplantılara katılmaktan ibaret olduğunu söylemiştir. Demirtaş Türkiye (no. 2) kararına atıfla bir kez daha serbest seçim hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri’nin Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin 5 Şubat 2017 tarihli memorandumuna atıfla, HDP’li vekillerin özgürlüklerinden alıkonulmasını da “Meclis’teki tartışma ortamının sınırlandırılması için yargı tacizine başvurulması” olarak nitelendirdi. Mahkeme; başvuranın yaklaşık 6-8 Ekim tarihleri arasında işlendiği iddia edilen bir suça karıştığı şüphesinden ziyade, başvuranın tutukluluk halini devam ettirerek böylece başvuranın siyasi faaliyetler yürütmesinin engellendiğini belirtmiştir. Yargı makamlarının, muhalefet liderlerinden biri olan başvuranın davranışlarına, diğer HDP milletvekillerinin ve seçilmiş belediye başkanlarının davranışlarına ve daha genel olarak muhalif seslere sert tepki verdiği tespitini yapmıştır. Türkiye’deki yargı makamları için yapıyor bu tespiti.

    “AİHM’İN KARARINA GÖRE DAVA DÜŞÜRÜLMELİYDİ”

    Başvuranın tutuklanması ve tutukluluk halinin devamı, sadece binlerce seçmeni Meclis’te temsil edilmekten mahrum bırakmamış, aynı zamanda halkın tamamına tehlikeli bir mesaj göndererek özgür demokratik tartışmanın kapsamını önemli ölçüde azaltmıştır”, demiştir. Mahkeme, yetkililerin başvuranın tutukluluk haline ilişkin olarak ileri sürdüğü amaçların sadece -demokrasi açısından tartışılmaz ciddi bir mesele olan- gizli bir amaca yönelik bir kılıf olduğu sonucuna varmıştır. AİHM Büyük Daire de -Demirtaş kararında olduğu gibi- 4 Nisan kararıyla Türkiye’deki HDP vekillerine ve başkalarına yönelik bu davaların siyasi saikle yürütüldüğünü açıklayarak tespit etmiştir. Bu karar Kobanî Davası öncesi mahkeme heyetine sunulmuştur ve mahkeme heyetine de duruşmada yeniden açıklanmıştır. Hukuka uygun işleyen bir yargı sürecinde bu aşamada AİHM’nin kesinleşen iki kararına göre tüm yargılananların serbest bırakılması, davanın düşürülmesi gerekirdi. Mahkeme bu konudaki talebimizi yine eski ezber gerekçeleri ile reddetmiştir.

    “ERDOĞAN YARGIYA MESAJ VERMEYE DEVAM ETMİŞTİR”

    Gelinen duruşma periyodunda ise iktidarın seçim çalışmalarını mahkeme salonlarına taşıdığını gösteren somut olaylar yaşanmıştır. Yakın zamanda partimize yönelik siyasi lincin devamı niteliğindeki HDP Kapatma Davasının görüldüğü Anayasa Mahkemesi’nin üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından aranarak baskı altına alınmaya çalışıldığı ortaya çıkmıştır. 5 Nisan’da da Cumhurbaşkanı Erdoğan “Demirtaş hüküm giymesi gerekirken henüz hükmünü almadı, asıl hüküm giydiğinde o zaman bunları konuşamayacak” sözlerini sarf ederek yargıya mesaj vermeye devam etmiştir. Deprem felaketinin yaşandığı 6 Şubat günü dahi duruşma yapmaya çalışan mahkeme heyeti, kendince kaybettiği zamanı telafi etmek ve siyasetin takvimine yetişebilmek adına bu periyottaki duruşmada en faşizan dönemlerde dahi görülemeyecek şekilde hukuku ruhen de şeklen de ayaklar altında alan bir pratik sergilemiştir.

    “İNSANİ TUTUMDAN DA UZAKLAŞMIŞ BİR MAHKEME HEYETİ”

    Mahkeme kurduğu ara kararlarla, savcılık makamı da sunduğu mütalaayla 2023 seçimlerine taraf olduklarını, olacaklarını açıkça belli etmişlerdir. Bunu kabul etmiyoruz. Yargılama süresince defalarca ceza usul ve kanun hükümlerini çiğneyen mahkeme, gelinen aşamada yargısal makam niteliğini tümden kaybetmiştir. Türkiye’nin demokrasi tarihi ve hukuk düzeni adına bu durum üzücü ve utanç vericidir. Mahkeme heyeti bu periyotta yargısal tüm süreçleri askıya almıştır. Tek motivasyonunun cezaya giden süreci kısaltmak olduğu anlaşılmaktadır. Bir kısmı depremzede olan ve yakınlarını kaybeden yargılananların deprem felaketinin yaşandığı tarihte duruşmaya ısrarla çağrılmalarına dair eleştiriye ve depremin insani ve kentsel yıkıma dair değerlendirmelere dahi “Bizi ne ilgilendirir, geçin bunları” diyecek kadar insani tutumdan da uzaklaşmış bir mahkeme heyeti görülmüştür. Hukuk ve temel haklar insana dairdir, insan içindir. Bunlar çiğnendiğinde düşülecek nokta şu an mahkemenin düştüğü nokta gibi utanç verici bir nokta olur.

    “TARAFSIZ BİR YARGILAMANIN HİÇBİR UNSURUNA YER VERİLMEDİ”

    Mahkeme, bir kararla oldubittiye getirip bu aşamadan sonra sorgu ve savunma almayacağını söyledi ve buna gerekçe olarak da gerçek dışı sebepler ortaya sundu. Duruşma tutanaklarında kişisel yorum ve değerlendirmelerine yer veren heyet hasmane bir tutum izlemeye devam etti. Yargılananlara ve savunma avukatlarına yönelik tarafgir bir tutum içinde olduğunu gösterdi. Adil ve tarafsız bir yargılamanın hiçbir unsuruna yer vermedi. 14 Nisan Cuma günü ise mahkeme, bu periyotta iktidara verecekleri belgenin son günü olması nedeniyle, hız ve telaşla kararlar veriyor. Mahkeme duruşma başladığında bizlerin ve yargılananların söz taleplerini kesin olarak reddetti, söz kurmalarına izin vermedi. SEGBİS sistemi tarafımıza kapatıldı, yargılananların ve avukatların itirazları kayda dahi alınmayacak kadar pervasız bir tutum izlendi. Savcılık makamı yargılananların itirazları arasında hızlıca mütalaasını okumaya başlamıştır. Yargılanan siyasetçiler ve savunma avukatları mütalaadan önce kendilerine söz verilmemesi üzerine duruşma salonunu terk etmek zorunda kalmışlardır.

    “İKTİDAR PARTİSİNİN RUH VE DÜŞÜNCE DÜNYASININ TERCÜMESİ”

    Savcılık makamı boş salonlara mütalaayı okumuştur, mütalaasını özetlemiştir. Tahminimizce 4-5 bin sayfayı bulan bir mütalaayı 13 sayfada özetlemiştir. Savcılık makamının mütalaası adeta iktidar partisinin ruh ve düşünce dünyasının tercümesi olmuştur. Müvekkillerimize siyasi faaliyetleri nedeniyle müebbet hapis cezaları istenmiş, tutuksuz yargılananların tutuklanması talep edilmiş, savunma ve sorgu hakları için aylardır gösterdiğimiz çabamızı ve mesleğimizi ifa etme çabamızı örgütsel tavır olarak değerlendirmiştir. Hukuk dernekleri, barolar ve avukatların adil ve tarafsız yargılamaya dair uyarılarını kriminalize etmeye çalışmış, siyasi manipülasyon içeriği yüksek bir mütalaa okumuştur. Seçim sürecinin en büyük manipülasyon aracı olması beklenen bu mütalaa, savunmanlara ve yargılananlara iletilmeden önce dün akşam basına özel özetinin ve bilgi notunun hazırlandığını da kamuoyu ile paylaşmak isteriz.

    Dava 3 Temmuz’a bırakılmıştır. Savcılık makamı dün itibariyle mütalaasının özetini kamuoyuyla paylaşmıştır ama bizimle paylaşmamıştır. Öncelikle kamuoyuna, basına servis etmiştir. Müvekkillerimizin, siyasetçilerimizin, geçmiş dönem eş genel başkanlarımızın, vekillerimizin haksız ve hukuka aykırı olarak tutuklanmaya devam etmeleri, serbest seçim hakkının ihlali olduğu gibi, AKP-MHP iktidarının kendisini sürdürmesinin garantisi haline gelmiştir. Bunu kabul etmiyoruz. Arkadaşlarımız derhal tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • İdris Baluken cezaevinden çıktı

    İdris Baluken cezaevinden çıktı

    PİRHA – Kürt Siyasetçi İdris Baluken, infazını tamamlayarak cezaevinden çıktı.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili İdris Baluken, infazını tamamlaması ardından cezaevinden çıktı.
    HDP Grup Başkanvekili olduğu dönemde gözaltına alınarak tutuklanan Baluken, Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve 9 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Baluken, 30 Ocak 2017’de görülen duruşmada hakkında verilen tahliye kararından sonra cezaevinden çıkmıştı. Ancak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine Baluken, 22 gün sonra 21 Şubat 2017’de yeniden tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
    Hakkındaki cezanın infazını tamamlayan Baluken, 6 yıl 5 ay 1 gün sonra tutuklu bulunduğu Sincan Cezaevi’nden çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sebahat Tuncel: Seçimlerde Kürtler ve Alevilerin tutumu belirleyici olacaktır

    Sebahat Tuncel: Seçimlerde Kürtler ve Alevilerin tutumu belirleyici olacaktır

    PİRHA – Tutuklu siyasetçi Sebahat Tuncel, güncel gelişmelere dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Tuncel, Alevi toplumunun cemevleri etrafında örgütlenmesinin devleti korkuttuğunu ifade etti. Tuncel, seçim atmosferine ilişkin ise 6’lı masanın Kürt, Alevi, kadın, emek sorunu gibi alanlara ilişkin politikalarının muğlak olduğunu söyledi.

     

    Siyasete Halkın Demokrasi Partisi’nde (HADEP) başlayan Sebahat Tuncel, sırasıyla Demokratik Halk Partisi (DEHAP) ve Demokratik Toplum Partisi’nde (DTP) görevler aldı.

    Cezaevinde tutukluyken 22 Temmuz 2007 genel seçimde İstanbul’dan bağımsız milletvekili seçilen Tuncel, ilerleyen tarihlerde Demokratik Toplum Partisi’nin kapatılmasıyla birlikte Barış ve Demokrasi Partisi’nde siyasi çalışmalarını sürdürdü.

    2011 yılındaki genel seçimlerde İstanbul 1. Bölge’den bağımsız milletvekili adayı olan Tuncel, 93.679 oy alarak bir kez daha milletvekili seçildi. Ertuğrul Kürkçü ile birlikte 15 Ekim 2011’de kurulan Halkların Demokratik Kongresi’nin eş sözcüsü olan Sebahat Tuncel, 2012’de örgüte üye olduğu gerekçesiyle 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Hakkında yurt dışına çıkış yasağı da getirilen Tuncel’e milletvekili olduğu için ceza uygulanmadı.

    Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanlığını da yapan Sebahat Tuncel en son HDP’li milletvekillerinin tutuklanmasını Diyarbakır’da protesto ederken gözaltına alındı. 6 Kasım 2016’da tutuklanan Tuncel hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” suçlarından 8 yıldan 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. 1 Şubat 2019’da 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada Tuncel, toplamda 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

    AKP, ALEVİLERE KARŞI ASİMİLASYON POLİTİKASINI GÜNCELLEDİ”

    Halen Ankara Sincan Cezaevinde olan Sebahat Tuncel’e, ülkenin mevcut siyasi atmosferini sorduk. İktidarın, Alevilik üzerindeki planları, Alevi hak mücadelesinin bugünü ve seçimlere giderken toplumun alacağı tavrın ne yönde olması gerektiğine dair sorularımıza Sebahat Tuncel’in cevaplarını paylaşıyoruz.

    PİRHA: AKP-MHP hükümetinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Sebahat Tuncel: AKP-MHP, Aleviler üzerinde yeni bir asimilasyon politikasını devreye koymaktadır. Bunu yaparken de sözde, Alevilerin hak ve özgürlük talebine cevap veriyormuş gibi davranmaktadır. Cemevlerinin elektrik, su giderlerinin devlet tarafından karşılanması, dedelere maaş bağlanması, Alevi dernek ve kurumlarının Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulacak olan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurma projesi esasta Alevileri devlete bağlama ve kendi ideolojik politik eksenine almaktır. Bu proje yeni değil bana göre. Hatırlarsanız daha önce Cami-Cemevi projesi ile Fetö’cüler bunu yapmak istedi. Ancak 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrası AKP-Fetö ortaklığının bitmesi ile bu proje hayata geçirilemedi. Ancak AKP, Alevilere karşı asimilasyon politikasını güncelleyerek yeniden devreye koydu. Ne yazık ki bu asimilasyon projesine bazı Alevi kurum ve kişileri de alet oldu. R.T. Erdoğan’ın Ankara’daki bir cemevine yaptığı ziyaret ve yaşananları kamuoyu yolundan takip ettik.
    Alevilerin, özellikle Kızılbaş Alevilerinin önünde Türkiye’de kendi inanç kimliği etrafında özgürce örgütlenmesi, kendi inanç ve kültürünü gelecek kuşaklara taşıması konusunda hala çok ciddi engeller varken devlet, Alevilere yönelik geliştirdiği katliam, asimilasyon, baskı politikaları ile yüzleşmeden, Alevi inancını tanımadan, sadece bazı ekonomik talepleri karşılayarak Alevi toplumunun özgürlük, eşitlik, demokrasi talebini karşılamış olmuyor. Alevilere eşit yurttaş olma, Alevi inancını ve kültürünü özgürce yaşama, dergah ve cemevlerinin yasal statüye kavuşması için yıllardır mücadele eden kurumların, Alevi örgütlerinin taleplerini kadükleştiriyor.

    “ÖRGÜTLÜ VE BİLİNÇLİ BİR TOPLUM GERÇEĞİNİ ORTAYA ÇIKARDI

    -Peki neden iktidar böyle bir adım atma ihtiyacı duydu? Gerçekten Alevi halkının taleplerini mi karşılıyor? Seçimler için mi böyle bir adım attı?

    Bence bunu sadece bir seçim hamlesi olarak görmek eksiklik olur. Elbette ki iktidarın böyle bir amacı olabilir. Ama asıl amacı özellikle 90’lı yıllardan sonra gelişen Alevi muhalefetinin eşit ve özgür yurttaşlık talebi ve Alevi inancının yasal güvenceye kavuşması talepleri ve Alevilerin devletten bağımsız olarak kendi imkanlarıyla açtıkları cemevlerine Alevi toplumunun yoğun bir ilgi göstermesi ve onun etrafında örgütlenmesi devleti korkutmakta ve endişelendirmektedir. Sayısı 20 milyondan fazla olan Alevilerin II. Mahmut döneminde başlayan ve sonraki süreçlerde devam ettirilen baskı, asimilasyon politikalarına karşı güçlü itirazı ve bu itirazını örgütlemesi tekçi, otoriter, faşizan, mülkiyetçi iktidar odaklarını rahatsız etmiştir. O nedenle Alevilerin taleplerini manipüle ederek, Aleviler üzerinden devlet denetimi ve baskısını güçlendirerek, özgürlükçü talepleri bastırmak istiyorlar. Bu politika sadece AKP-MHP-Ergenekon ittifakının politikası değil. Aleviler cumhuriyetin kuruluş süreci ve sonrasında da Kemalizm eliyle asimile edildiler. Özellikle Kürt Alevilere yönelik özel inkar, imha ve asimilasyon politikası uygulandı. Öyle ki Alevilik inanç kimliği yerine inkar edilerek Kürt kimliğinin asimilasyonu Kürt ulusal bütünlüğünün engellenmesi için suni bir Alevi-Şafi çatışması yaratıldı. Tabii bu politikaların etkili olmasında bazı tarihsel gelişmelerin de etkisi oldu. Örneğin Yavuz Sultan Selim tarafından 40 bin Alevinin katledilmesi, Çaldıran Savaşı, Hamidiye Alaylarına Alevi aşiretlerin talep etmelerine rağmen sadece Sünni aşiretlerin alınması vb. tarihsel gelişmelerde merkezi devletin bilinçli olarak Aleviler üzerinde yürüttükleri politikalar Mezopotamya ve Anadolu’da Alevilerin siyasal, ekonomik, kültürel geleceğinin şekillenmesinde etkili olmuştur.
    Sonuç itibariyle Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Aleviler üzerinde inkar imha ve asimilasyon politikası her iktidar tarafından güncellenerek devam ettirilmiştir. Bugün AKP-MHP iktidarının yaptığı da bundan başka bir şey değildir. Ama Aleviler eski Aleviler değil. Alevi aydınlarının, Alevi örgütlerinin verdiği mücadele ve emek, Alevi toplumunda da önemli değişimlere yol açmıştır. Bu aynı zamanda örgütlü ve bilinçli bir toplum gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Bu da insana umut vermektedir.

    BU DAYANIŞMA VE BİRLİK KURULTAYLA SINIRLI KALMAMALI”

    -Alevi kurumları, iktidarın Cemevi Başkanlığı projesine karşı birtakım eylemden sonra İstanbul’da Büyük Alevi Kurultayı düzenledi. Bu kurultayda ilk kez 7 Alevi çatı örgütü bir araya geldi. Bu birliktelikteki moral ve coşkuyu, Alevi sorununun çözümü konusunda başarıya ulaştırmak adına ne yapmalı?

    İktidarın Aleviler üzerinden geliştirmek istediği, yani asimilasyon politikasına karşı Alevi Kurumu ve kişilerin yaptığı açıklamalar en son sizin de belirttiğiniz gibi İstanbul’da Büyük Alevi Kurultayının toplanmış olması oldukça önemli. Bu kurultayın bir diğer önemi de ilk kez 7 Alevi çatı örgütünün bir arada olması ve ortak bir deklarasyona imza atmalarıdır. Bu hem kurultayın büyük bir moral ve coşkuyla geçmesine hem de Alevi toplumunda büyük bir coşku ve heyecana yol açmıştır. Yukarıda da ifade etmeye çalıştığım gibi devletin sistemli olarak yürüttüğü inkar, imha ve asimilasyon politikası, Alevilerin dergah ve cemlerinin yasaklanması, sürekli bir Alevi-Sünni çatışması yaratılması; hatta bu çatışmayı 12 Eylül Darbesinin zemini olarak 1978 Maraş Katliamı kullanılarak Alevilerin sürekli bir güvenlik tehdidi altında tutulması, Alevilerin evlerinin işaretlenmesi, Alevilere karşı yaralayıcı, ayrımcı, ırkçı söylemlerin geliştirilmesi vb. daha birçok Alevilere karşı ayrımcı, ötekileştirici şiddet politikalarına karşı yan yana durmak, dayanışmak açısından da bu kurultayın toplanmış olmasını önemsiyorum. Ancak bu dayanışma ve birlik sadece bir kurultayla sınırlı kalmamalı, burada başlayan birlik, yaşamın her alanında geliştirilmelidir.

    BARIŞÇIL BİR SİSTEM GELİŞTİRMESİ, HALKLARIMIZIN GELECEĞİ AÇISINDAN ÖNEMLİDİR.

    Türkiye’deki ulus devlet geleneği Alevilerin hem birbiriyle hem diğer inanç ve kültürlerle yan yana gelmesini engellemiş, halklar arasında çatışma ve çelişkileri derinleştirmiş, toplumu kutuplaştırarak, üzerinde baskı ve denetim kurarak korku iklimini hakim kılmıştır. Devletler özellikle de ulus devletlerin kendisini ayakta tutmanın tek yolu olası şiddet, zor ve baskı mekanizmalarını toplum üzerinde kullanmaktan çekinmemiştir. Halkların, inançların, kadınların, gençlerin bu gerçekliği görerek demokratik, özgürlükçü ekolojik ve barışçıl bir sistem geliştirmesi, halklarımızın geleceği açısından önemlidir.
    Alevilik inancı ve kültürü, eşitlikçi, komünal bir yaşamı, barış ve adaleti, doğaya saygıyı önceleyen bir inançtır. Bu ilkeler, geleceğimizi kurmak açısından da oldukça önemlidir. O nedenle Aleviler önce kendi içinde birlik ve dayanışmayı esas almalı, sonra da birlikte yaşadıkları haklarla, inançlarla, eşit, özgür bir ilişki sağlaması, haklarımızın geleceği açısından önemli diye düşünüyorum. Alevi kurumları, toplumun siyasal, kültürel ekonomik, ekolojik, barış, özgürlük ve eşitlik taleplerine çözümler üretecek, katılımcı, demokratik, özgürlükçü bir yönetim anlayışı geliştirerek politikalarını toplumsallaştırma ve toplumun politikleşmesine öncülük etme sorumluluğu ile karşı karşıyadır.

    SEÇİM SÜRECİNDE ALEVİLERİN TUTUMU BELİRLEYİCİ OLACAKTIR”

    -Mevcut Alevi hareketinin mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Mevcut Alevi örgütlerinin önemli bir mücadele deneyiminin oluştuğunu düşünüyorum. Maraş, Sivas, Çorum Katliamları’nın unutulmaması, Alevilere yönelik inkar ve asimilasyon politikalarının teşhir edilmesi ve Alevi inanç ve ritüellerinin toplum tarafından yaşatılması açısından verdikleri mücadele anlamlı ve önemli. Ancak Alevi kurumlarının devlet, ulus devlet gerçeğini yeterince bilince çıkardığını düşünmüyorum. Tabii yanlış anlaşılmasın; Alevi örgütleri de yekpare değil ve farklı ideolojik siyasi perspektiflere sahipler ve bu durum Alevi örgütlerinin yan yana gelmesini engelleyen en temel etken.

    Şunun da altını çizmek gerekir, 6 yılı aşkın bir süredir cezaevindeyim ve cezaevi koşullarında dışarıdaki siyasal, toplumsal mücadeleyi, kadın hareketini, Alevi hareketini, emek-ekoloji hareketlerini ve sistem karşıtı hareketleri takip etmeye çalışıyorum. Cezaevlerinde, muhalif kesimlerin seslerinin, iktidar tarafından yasakçı zihniyetle kısıtlandığını, anti demokratik koşullar nedeniyle bazı eksiklikler, gerçeği tam anlamıyla ifade edememe durumu olabilir. O nedenle mevcut olanaklar ışığında yaptığım okumalar üzerinden değerlendirmeler yapabildiğim gerçeğini de ifade etmek isterim. Konuya yeniden dönersek, Alevi örgütlerinin dernek, kurum, kendi örgütünün çıkar ve öncülüklerinden ziyade toplumun çıkar ve önceliklerini öncelemeleri gerekir. Türkiye’de yaşanan ekonomik, siyasi kriz ve ırkçı, milliyetçi, cinsiyetçi, dinci politikalara karşı özgürlük, demokrasi, barış, adalet, insanca ve onurlu bir yaşam için gerekli olan ayrı ayrı değil, birlikte, yan yana durarak, güçleri birleştirerek cevap olabiliriz. Bu kritik dönemeçte Alevi örgütlerine büyük bir görev düşmektedir. Özellikle seçim sürecinde Alevilerin tutumu belirleyici olacaktır. İstanbul’da toplanan ve 7 Alevi çatı örgütünü birleştiren kurultayın süreklileştirilmesi halklarımızın, kadınların, gençlerin özgür geleceği için mücadeleyi yükseltmesi tarihsel bir sorumluluk olarak önlerinde durmaktadır.

    “6’LI MASANIN, ALEVİ SORUNU HAKKINDA POLİTİKALARI MUĞLAK”

    -Bir Alevi yurttaş olarak, Alevi toplumunun seçimlerde nerede ve hangi sebepler doğrultusunda taraf almasını önerirsiniz?

    Bu seçimde Kürtler kadar Aleviler de belirleyici bir rol oynayacaktır. 2023 seçimleri Türkiye’nin geleceği açısından kritik bir öneme sahip. AKP-MHP iktidarı 2. cumhuriyetin kurumsallaşması ve anayasal güvenceye kavuşması için her türlü yol ve yöntemi devreye koyacağı gerçeği herkes tarafından bilinmektedir. Tekçi, otoriter, milliyetçi, cinsiyetçi ‘tek adam rejimi’ olarak adlandırılan ucube sistemin kurumsallaşması tüm Türkiye halkları açısından ciddi bir tehlikedir. AKP sadece Kürt karşıtı değil aynı zamanda Alevi karşıtıdır, kadın karşıtıdır, emek karşıtıdır. Hem içeride hem dışarıda yürüttüğü savaş politikası, bugün yaşanan ekonomik krizin temel nedenidir. Kendi hanedanı ve etrafındaki sermayedarları zenginleştirirken toplumu derin bir yoksulluğa, açlığa mahkum etmektedir. Kendi iktidarı için özellikle Kürt siyasi hareketine yönelik zor ve baskı politikasını devreye koymuş, kayyım siyaseti ile halk iradesini gasp etmiş, HDP’nin kapatılması, demokratik siyaset alanının ortadan kaldırılması için her türlü hukuksuzluğu devreye koymuştur. Toplumun neredeyse yarısı iktidara göre terörist ilan edilmiştir. Anayasa, parlamento askıya alınmış, OHAL uygulamaları süreklileştirilmiştir. Bu toplumda büyük bir umutsuzluğa neden olmuş durumda. Bu durumu değiştirmek için seçimler önemli bir aşamadır. Tabii ki mafya düzenine dönüştürülen, her türlü hukuksuzluğun bizzat iktidar tarafından yapıldığı bir sistemi değiştirmek bir tercihten ziyade zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.

    MESELE TÜRKİYE’DEKİ REJİM KRİZİNİN NASIL ÇÖZÜLECEĞİDİR

    Mesele sadece Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kimin oturacağı değil. Mesele Türkiye’deki rejim krizinin nasıl çözüleceğidir. Mevcut iktidarın nasıl bir Türkiye yaratmaya çalıştığını 20 yıllık iktidar deneyiminden biliyoruz. Millet ittifakı veya bilinen adıyla 6’lı masanın da Türkiye’de yaşanan temel meselelere, yani Kürt sorunu, Alevi sorunu, kadın sorunu, emek sorunu gibi alanlara ilişkin politikaları ise muğlak. Kayyım politikalarına karşı HDP’nin kapatılmasına, Kürt kurumlarına, Kürt siyasetçilere yönelik hukuksuzluklara karşı ciddi itiraz üretmeyen, sorunu görmezden gelen yaklaşımları toplumda yeterince umut yaratmamalarına neden oluyor.
    Tüm bu değerlendirmeler ışığında Emek ve Özgürlük İttifakı’nın geliştirmeye çalıştığı demokratik siyaset, 3. çizgi çok daha anlam kazanmaktadır. Türkiye’nin bu krizden çıkma yolu Demokratik Cumhuriyet’in inşasıdır. Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı yapısını esas alacak, çoğulcu, demokratik, özgürlükçü, eşit yurttaşlığı, demokratik, laikliği esas alan, demokratik cumhuriyetin kuruluşunda Alevilerin de yer almasının önemli olduğunu düşünüyorum. Alevilerin siyasi parti tercihleri de çeşitlidir doğal olarak. Ama eşitlikten, özgürlükten, barıştan ve demokrasiden yana olan Alevilerin Emek ve Özgürlük Cephesinde veya onunla dayanışma içinde olması Türkiye’nin geleceği açısından önemli diye düşünüyorum. Türkiye’nin nasıl bir yöne gideceğini de Emek ve Özgürlük Cephesi belirleyecektir. Şimdi değişim ve özgürlük zamanı diyor herkese selam ve sevgilerimi sunuyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Kobane Davası başladı: Bu dava Kürtleri tasfiye etme davasıdır-VİDEO

    Kobane Davası başladı: Bu dava Kürtleri tasfiye etme davasıdır-VİDEO

    PİRHA-Kobane Davası’nın bugün görülecek olan 13’üncü celsesi öncesi Sincan Cezaevi önünde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Bu ülkeyi yönetenler başta Kürt düşmanlığı olmak üzere Kürtleri siyasi arenadan tasfiye etmek üzere bu tür kumpas davalarını önüne koydu” dedi. 

    IŞİD’in Kobanê’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobanê Davası’nın 13’üncü duruşması başlıyor.

    Duruşma öncesi Sincan Cezaevi Kampüsü önünde Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve 78’liler Girişimi yöneticileri, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Hatice Göz, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Merkez Kurulu üyesi Sanem Deniz Kural, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Büro Emekçileri Sendikası (BES) MYK üyeleri, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcıları Selma Gürkan ve Rüstem Karaman, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Konsey üyeleri, Devrimci Parti, HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Parti Meclisi (PM) üyeleri, Konya ve Ankara il örgütleri ve milletvekilleri bir araya geldi.

    “KÜRTLERİ SİYASİ ARENADAN TASFİYE ETMEK ÜZERE ORTAYA KOYULDU”

    Cezaevi önünde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, davaya ilişkin açıklamalarda bulundu. İddianamenin siyasi gerekçelerle oluşturulduğunu söyleyen Buldan, şunları kaydetti:

    “Kobanê Kumpas davasını hangi saiklerle yapıldığını geçmişte hep söyledik açıkladık. Siyasi gerekçelerle oluşturulan bir iddianamenin bugün Kürt siyasi tarihinin önemli aktörlerinin yargılandığı bir dönemi yaşıyoruz.

    Bu ülkeyi yönetenler başta Kürt düşmanlığı olmak üzere Kürtleri siyasi arenadan tasfiye etmek üzere bu tür kumpas davalarını önüne koydu. Bu davanın bir kumpas davası olduğunu ve iddianamesinin sarayda hazırladığını da biliyoruz. Cumhurbaşkanı ve onun küçük ortağı olan MHP genel başkanının isteği üzerine hazırlanan bir iddianamenin ne kadar boş ve yersiz olduğunu arkadaşlarımız tek tek ortaya çıkardılar. Arkadaşlarımız bu ülkenin hem cumhurbaşkanını hem yargısını hem adaletini yargılamaya çalıştılar. Biliyoruz ki bu kumpas davayla hangi sonuçları elde etmeye çalışan bir zihniyet var ortada. Evet bugün bu ülkeyi yönetenler bu kumpas davasının sonucunda HDP kapatma davası ile bir bağ kuracaklarını da çok iyi biliyoruz.”

    “TALİMAT SARAYDAN ALINIYOR”

    Buldan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kobane’yi hedef göstermesinin ardından davanın açıldığını belirtirken, “Üzerinden tam 6 yıl geçtikten sonra 2022 yılında bu davanın açılması bu zihniyetin Kürtler başta olmak üzere Türkiye’nin siyasi tarihine kara bir leke sürdüler. O günden bugüne kadar bu meselenin bir siyasi mesele haline getirilmesinin büyük bir amacı var. Bu ülkeyi yönetenler bir kez daha kendi koltuklarında oturmak ve iktidarlarını sürdürebilmek için Kobanê Kumpas davasını malzeme yapmayı sürdürecekler. Ancak şunu ifade etmek isterim ki, bu yargılama başladığı günden beri yargılanan her bir arkadaşımız bu ülkenin zihniyetini, bu ülkenin yönetimini, bu ülkede Kürt düşmanlığı kadın düşmanlığı yapanları yargılıyor. Gerçekleri tek tek ortaya koymalarına rağmen hiçbir gerekçeleri, sundukları iddia ve yazık ki mahkeme tarafından kabul edilmiyor.

    Adil bir yargılama yapılmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz, çünkü talimat saraydan alınıyor, çünkü bizzat cumhurbaşkanından ve onun küçük ortağı olan MHP’nin genel başkanından alınıyor. Böylesi adil olmayan yargılama sürecinde elbette bizler davayı sonuna kadar sahipleneceğiz, sonuna kadar arkadaşlarımızın yanında olacağız ve peşini bırakmayacağız. Şimdi kumpas davası ellerine ayaklarına dolandığı için yeni yeni kumpaslar başlatma peşindeler” ifadelerini kullandı.

    “BU DAVA DÜŞTÜ, DÜŞECEK”

    Buldan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İkinci bir dalga ile yeni bir süreci başlatıp, farklı arkadaşlarımızı da gözaltına alıp yeni bir tutuklama süreci başlattılar. Ancak bütün bunlar beyhude çabalardır. Bu dava düştü, düşecek. Bu dava onların ellerine ayaklarına dolandı, dolaşmaya da devam edecek. Ellerinde hiçbir gerekçe somut delil olmadığı için yeni yeni kumpaslar ikinci dalgalar yaratmaya çalışsalar da bu davanın düştüğünü ve düşeceğini belirtmek isterim. Bu davanın sonucu Türkiye siyasi hareketine, Türkiye yargısına, adaletine, vicdanına ses olması gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum. Katılan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımızla birlikte süreci takip etmeye devam edeceğiz.”

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) ve 78’liler Girişimi yöneticileri, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Hatice Göz, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Merkez Kurulu üyesi Sanem Deniz Kural, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Büro Emekçileri Sendikası (BES) MYK üyeleri, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcıları Selma Gürkan ve Rüstem Karaman, Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Konsey üyeleri, Devrimci Parti temsilcileri de yaptıkları açıklamada, HDP’yi sahiplenme çağrısında bulundu.

    PİRHA / ANKARA

     

     

  • Ölüm orucundaki Sibel Balaç’ın annesi: Evladımın sesini duyun artık!-VİDEO

    Ölüm orucundaki Sibel Balaç’ın annesi: Evladımın sesini duyun artık!-VİDEO

    PİRHA- Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunun 103’üncü gününe giren eski öğretmen Sibel Balaç’ın annesi Nuray Balaç, Adalet Bakanlığı’na seslenerek, “Kızımın sesini duyun. Onu kaybetmek istemiyorum” dedi.

    Ankara’da, Sincan Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski öğretmen Sibel Balaç, zihinsel engelliler öğretmenliği yaparken sürgün ve mobbinge uğradığını belirterek 2018 yılında görevinden istifa etti.

    Balaç, aynı yıl Kanun Hükmü Kararname’yle (KHK) işinden ihraç edilen memur, öğretmen ve akademisyenlerin, Ankara’da Yüksel Caddesi’nde gerçekleştirdikleri ‘işimi geri istiyorum’ eylemlerine katıldı. Yüksel Caddesi’ndeki eylemcilerle birlikte 10 Aralık 2018’de gözaltına alınan Sibel Balaç, 18 Aralık’ta tutuklandı.

    Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ve kendisine komplo kurulduğunu söyleyen Balaç, 8 yıl 1 ay 15 gün ceza aldı. Aldığı cezanın ardından başta adil yargılanma hakkı olmak üzere birçok hukuki talebinin karşılanması için ölüm orucuna başladı.

    DOSYASI YARGITAY’DA İNCELEMEYE ALINDI

    Oluşturulan kamuoyu baskısı nedeniyle Balaç’ın Yargıtay’da bekleyen dosyası geçtiğimiz hafta incelemeye alındı. Balaç’ın dosyası birkaç ay içerisinde sonuçlandırılacak.

    Ölüm orucunun 103’üncü gününü geride bırakan Balaç’ın annesi Nuray Balaç, Ankara’ya kızının görüşüne geldiği sırada Meclis’te milletvekillerini ziyaret ederek Yargıtay’da incelemede bulunan dosyasının bozulması için sesini duyurmaya çalıştı.

    Siyasi partilerin yanı sıra birçok demokratik kitle örgütüyle de görüşmeler yaptıklarını kaydeden anne Balaç, Ankara Tabip Odası’na (ATO) başvurduklarını ve cezaevinde kızını hekimlerin görmesini talep ettiklerini belirtti. Anne Balaç, bu talebin Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Müdürlüğü tarafından reddedildiğini aktardı.

    Kızı Sibel Balaç’ın talepleri arasında yer alan ‘sohbet hakkının uygulanması’ için de 45 avukatın Adalet Bakanlığı’na başvurduğunu söyleyen anne Balaç, bakanlığın hapishane idaresine yönlendirdiğini, hapishane idaresinin de bakanlığın inisiyatifinde olduğunu söylediğini belirterek hukuksuz ve belirsiz bir durumla karşı karşıya olduklarını vurguladı.

    “SESİMİZİ DUYURMAK İÇİN KAPI KAPI GEZİYORUZ”

    Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan Gökhan Yıldırım’ın da kızı gibi adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olduğunu hatırlatan anne Balaç, kızının ve Yıldırım’ın haksızlığa tahammül edemedikleri için bu eyleme başladıklarını aktardı.

    Pazartesi günü kızının görüşüne giden anne Balaç, kızının 25 kilo kaybettiğini ve durumunun her geçen gün kötüye gittiğini ifade ederek şunları dile getirdi:

    “Kızımın durumu çok kötü. Kapalı görüş vardı ve bana yürürken başının döndüğünü söyledi. Bana belli etmiyor. Her sorduğumda ‘iyiyim’ diyor. Ama ben biliyorum, çok zayıflamış, halsizleşmiş. Ben üzülmeyeyim diye öyle söylüyor. 2 gündür kapı kapı geziyoruz. Meclis’e gittik milletvekilleriyle görüştük. Konuyu gündeme getirin dedik. Adalet Bakanlığı ve televizyon kanallarına mektup yazdım ancak bir yanıt alamadım. Kızım 8 yıl ceza aldı. Tamamen haksız, hukuksuz yere. Kızım AŞTİ’de otobüsten inince gözaltına almışlar. Çıplak arama yapmışlar. Sonra üzerinden SD kart çıktı demişler. Ama öyle bir durum yok. Karttan haberi bile yok kızımın. Kızıma komplo kurdular. Eylemlere katıldığı için ceza verdiler.”

    “KIZIMA 687 GÜN HÜCRE, 48 AY GÖRÜŞ CEZASI VERDİLER”

    Cezaevi idaresinin mahpuslara sürekli disiplin cezaları verdiğini de söyleyen anne Balaç, “Kızım hapishanede yaşanan hak gasplarına karşı çıktığı için 687 gün hücre cezası, 48 ay da görüş cezası aldı. Hapishane yönetimi, ölüm orucuna başladığı için hakkında 9 soruşturma daha açtı. Disiplin cezaları Sincan Kadın Hapishanesi’nde çok keyfi bir şekilde, gerçek hiçbir gerekçe olmadan veriliyor. Kızımın taleplerinden birisi de bu hukuksuz duruma son verilmesidir. Kızımla görüşmem, ondan sağlıklı bilgi almam engelleniyor. Şu an ölüm orucunda olduğu için hücreye koymuyorlar ama telefon, mektup, görüş gibi cezaları var. Bunlar uygulanırsa hiçbir şekilde haber alamam, göremem kızımı” şeklinde konuştu.

    “HAK ARAMAK SUÇ OLMUŞ”

    Kızının talepleri arasında kitap ve dergi kısıtlamalarının kaldırılması, sohbet hakkının genelgeye uygun olarak uygulanması ve hasta mahpusların serbest bırakılmasının da bulunduğunu aktaran anne Balaç, son olarak duyarlı tüm kesimlere şu çağrıyı yaptı:

    “Sibel sesinin duyurulması için ölüm orucuna başladı.  Ben evladımı ne zorluklarla büyüttüm. İnsan artık hakkını arayamayacak mı? Hak aramak suç olmuş. Evladımı nasıl kurtarabilirim bilmiyorum. Ben bir evladımı kaybettim bu evladımı da kaybetmek istemiyorum. Ben her zaman evladımın arkasındayım. Haksız yere bir insan bu kadar içeride tutulmaz. Evladıma bir şey olmadan sesini duysunlar. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere sesleniyorum, yalvarıyorum. Kızımın sesini duyun, onu serbest bırakın. Bir anne olarak daha ne yapmam gerekiyorsa yaparım. Lütfen kızımın sesini duyun artık.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

     

     

     

  • Kobanî Davasına AKP’liler de ilgi gösterdi!

    Kobanî Davasına AKP’liler de ilgi gösterdi!

    PİRHA-22’si tutuklu 108 HDP’linin yargılandığı Kobanî Davası’nın 9’ncu duruşması 2’nci gününde Sincan Cezaevi Kampüsü duruşma salonunda görüldü. Duruşmaya AKP’lilerin de katılması dikkat çekti. HDP MYK üyesi Bülent Parmaksız, yaptığı savunmada “Toplumsal kurtuluş dediğimiz şey ancak üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla olur. Bizim derdimiz birlikte üretmek, paylaşmak. Asıl özgürlük o vakit olacak” dedi

     

    IŞİD’in Kobanî saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te yapılan protesto eylemleri gerekçe gösterilerek aralarında önceki dönem HDP eş genel başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin de bulunduğu 22’si tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobanî Davası’nın 9’ncu duruşması 2’nci gününde Sincan Cezaevi Kampüsü duruşma salonunda görüldü.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davanın duruşmasına HDP milletvekilleri, MYK üyeleri, Ankara İl Örgütünden üye ve yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda avukat katıldı.

    Sincan Cezaevinde olan Ayla Akat Ata ile Kandıra 1 Nolu Cezaevinde tutulan Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ ve Gülser Yıldırım ile Meryem Adıbelli duruşmaya mazeret bildirerek katılmadı.
    Sincan Cezaevi’nde tutulan siyasetçiler duruşma salonunda hazır bulunurken, farklı cezaevlerindeki siyasetçiler ise SEGBİS aracılığıyla duruşmaya bağlandı.

    AKP’LİLER KOBANÎ DAVASINA İLGİ GÖSTERDİ!

    Duruşmaya AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Şanverdi’nin de katılması dikkat çekti. Duruşma salonunda bulunan AKP’lilerin duruşma esnasında salondan görüntü alması ve siyasetçilerin fotoğrafını çekmesi dikkat çekti. Görüntü alan AKP’liler, polis tarafından uyarıldı.

    Kimlik tespitiyle başlayan duruşma, dün esasa ilişkin savunmasına başlayan önceki dönem HDP MYK üyesi Bülent Parmaksız’ın savunmasıyla devam etti.

    Bülent Parmaksız, davanın özetini “IŞİD denilen barbar Kobanî’ye saldırıyor, biz de buna karşı Kobanî’ye destek mesajı yayınladık. Biz de bunun için yargılanıyoruz. Tarih bu yargıyı başka türlü yazacak” sözleriyle ifade etti.

    Parmaksız, “Kimlik siyasetine karşı değilim” dediği savunmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Kürtler yapabilir, kadınlar ve Aleviler de yapabilir, bunu destekliyorum. Aborjinler ve yerli Amerikalılar gibi dünyanın çeşitli yerlerinde bu tür mücadeleler var, bunları da destekliyorum. Benim itirazım bu mücadeleleri sınıf mücadelesinden kopuk olarak yürütmek noktasında. Emek mücadelesi ile birleşmeli. Sosyalistler genişlikten yanadır. Eğer bu mücadeleler emek siyasetiyle birleşmezse sonuç alınamaz. Toplumsal kurtuluş dediğimiz şey ancak üretim araçlarının kamulaştırılmasıyla olur. Bizim derdimiz birlikte üretmek, paylaşmak. Asıl özgürlük o vakit olacak.”
    Parmaksız’ın savunmasının ardından duruşmaya 3 Şubat’a kadar ara verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta tutuklu Hakan Kanat’a, ameliyat sonrası yatak dahi verilmedi!

    Hasta tutuklu Hakan Kanat’a, ameliyat sonrası yatak dahi verilmedi!

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 383. Hafta basın açıklamasında tutuklu Hakan Kanat’ın durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada Kanat’ın Tiroid ameliyatı sonrasında yaşadığı mağduriyete vurgu yapılarak “Hakan Kanat 6 günlük ameliyatlı haliyle ve dikişleri bile alınmadan Sincan 3 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiş ve karantina odasına konulmuştur. İlk gün ilaçları, kahvaltısı verilmemiş; koğuşta yatak olmadığı ve pislik içinde olmasından dolayı büyük mağduriyet yaşamıştır. hijyenik olmayan koşullarda iyileşebilmesi mümkün değildir ” denildi.

     

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 383. Hafta basın açıklamasında bir kez daha cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çekti. İHD Ankara Şube binası önünde yapılan açıklamayı Sevil Turgut okudu. Turgut, ağır hasta mahpusların, tedavi edilemeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edildiklerini ifade etti.

    İLAÇLARI DAHİ VERİLMEDİ!

    383. Hafta basın açıklamasında Sincan 3 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan kanser hastası Hakan Kanat’ın durumuna dikkat çekildi. Kırşehir’de tutuklanıp cezaevine konulan Hakan Kanat’ın yakın zamanda boğazında şişlikler oluşmaya başladığını söyleyen Sevil Turgut, şu açıklamayı yaptı:

    “Hakan Kanat, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesine 2021 Eylül ayında sevk edilmiş, biyopsi yapılmış ve 24 Eylül’de 2021’de Troid Kanseri teşhisi konulmuştur. Teşhis konulmasının ardından 20 Ekim’de Sincan Ceza İnfaz Kurumuna tedavi amaçlı olarak sevk edilmiş ve 21 Ekim’de Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümünde 6 saat süren bir ameliyat geçirmiştir.

    Hakan Kanat, ameliyattan 2 saat sonra kan kustuğu için boğazına atılan 60 dikişin 35’inin patlamasından dolayı tekrar dikiş atılmıştır. Eşinin verdiği bilgilere göre; görmesine ve refakatçi olmasına izin verilmemesi, hiçbir şey yapamaması ve kalacak yerinin de olmamasından dolayı memleketine geri dönmek zorunda kalmıştır.

    Hakan Kanat ameliyat edilmesinden 3 gün sonra ve boğazında 60 dikişiyle hastanenin hasta mahkum koğuşuna götürülmüş ve orada fenalaşmış, doktor çağırılmış ve adeta ölümden dönmüştür. Mahkum koğuşunda da 5 gün kalmıştır. Tümörün lenf bezlerine ve tükürük bezlerine yayıldığı için onlar da alınmış ve metastaz yapma riski de bulunmaktadır. Hakan Kanat 6 günlük ameliyatlı haliyle ve dikişleri bile alınmadan Sincan 3 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiş ve karantina odasına konulmuştur. İlk gün ilaçları, kahvaltısı verilmemiş; koğuşta yatak, bardak, tabak, kaşık ve sıcak suyun olmadığı ve koğuşun pislik içinde olmasından dolayı için ameliyatlı haliyle temizlemeye çalışmıştır. Dilekçe yazarak yatak, tabak, yemek ve ilaç istemiş; tek başına çaresiz ağrı içinde aç susuz kalmış ve kanser hastası olmasına rağmen bunları yaşamak zorunda bırakılmıştır. 7 Aralık’ta ailesi ile açık görüş hakları olmasına rağmen Hakan Kanat’a Covid-19 için ikinci aşının yapılmadığı için görüş haklarının olmadığı ailesine söylenmiş ve görüş yaptırılmamıştır.

    Avukat ile yapılan son görüşmede atom tedavisi yapılacağından dolayı Ankara Şehir Hastanesine götürülüyormuş ancak bu kadar ağır durumda olmasına rağmen ambulans tipi araçla değil tabutluk olarak tabir edilen tekli ring araçlarıyla sevk ediliyor. Sevklerde; yemek, su ve tuvalet ihtiyaçları giderilmiyor ve akşama kadar bu sağlıksız araç içinde bekletilmekteler. Hastalıktan kaynaklı olarak diyet yemeği doktor tarafından yazılmış, idareye söylemesine rağmen bu diyet ihtiyacı karşılanmadan 2 gün boyunca normal yemek verilmiştir. Hijyene ihtiyacı var ancak bulunduğu ortamda bunu karşılayamıyor.

    Hakan Kanat’ın ağır seyreden kanser hastalığı nedeniyle hijyen koşullarının sağlanabildiği, yeterli beslenmesi ve psikolojik olarak da kendisini iyi hissedeceği bir ortamda tedavisinin yapılması gerekmektedir. Ancak tekli ring araçlarıyla sevk edildiği, beslenmenin yetersiz olduğu, hijyenik olmayan koşullarda iyileşebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir an önce tahliye edilerek yaşam hakkının korunması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Figen Yüksekdağ: Zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz, Aysel Tuğluk’a dönük baskıya son verilmeli!

    Figen Yüksekdağ: Zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz, Aysel Tuğluk’a dönük baskıya son verilmeli!

    PİRHA-Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve HDP MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i siyasetçi 108 kişi hakkında açılan Kobanî Davası’nın 8. duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü. Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ, yaptığı konuşmada Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekerek “Ölüm burnumuzun ucunda, zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz. Bu kötü muamele ve işkence politikasının vebali çok ağırdır. Tuğluk üzerinde uygulanan zorla mahkemeye çıkarma, üzerinde baskı uygulama tavrına kesinlikle son verilmesi gerekiyor” dedi.

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş ve MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 21’i siyasetçi ile 108 kişi hakkında açılan Kobanî Davası’nın 8. duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor.

    Duruşmada söz alan önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, mevcut  koşulların savunma yapmak için uygun olmadığını belirterek “Bizi tek sıra haline getiremezsiniz. Biz bu duruşmaya çıkıyorsak kendimize ve halkımıza olan saygımızı koruyabilmek, kendi sorumluluğumuzun gereği olduğu için çıkıyoruz” diye konuştu.

    “ÇOK AÇIK BİR CİNAYETTİR”

    Yüksekdağ, bulunduğu cezaevinde yaşamını yitiren Garibe Gezer’i de anarak şu konuşmayı yaptı:

    “Garibe Gezer’in ölümü Türkiye’deki yargı ve cezaevi sisteminin insanlık dışılığının çok somut çok açık ve güncel resmidir. Son bir hafta içerisinde cezaevlerinden çıkan 4 cenaze, biri intihar olmak üzere diğerleri hasta mahpuslardır. Türkiye’deki yargı sisteminin, cezaevi sisteminin geldiği insanlık dışı noktayı kelimelerle tarif etmekte zorlandığımızın kanıtıdır. Çok açık bir cinayettir, katliamdır bunu belirtmek istiyorum.”

    “BU DAVA ÖLDÜREMEDİKLERİNİ SÜRÜNDÜRME DAVASIDIR”

    “Bu dava öldüremediklerini süründürme davasıdır. Bu dava içerisinde yer alan insanları da öldürmeye çalışıyorlar. Daha 2 saat önce Ahmet Türk’ü getirdiniz. Hasta yatağından kaldırdınız, zorla mahkemeye getirildi Ahmet Türk. Savcı kendisine verilen talimatı çiğniyor, tehdit ediyor. Zorla getirilsin, tutuklama baskısı kuruluyor, hasta yatağından insanlar getiriliyor buraya. Aysel Tuğluk hakkında zorla getirme tehditi yolladınız bize. Aynı tehditi hala sürdürüyorsunuz. Bütün bu ölümlerin vebali ve sorumluluğu iktidardadır. Demek ki üstleniyorsunuz, ‘oldu eyvallah’ diyerek üstleniyorsunuz. Cezaevinde yaşanan ölümlerin sorumlusu iktidar ve onun gölgesinde olan sizlersiniz.

    Biz bu koşullarda nasıl savunma yapalım? ‘Susma hakkı’ diyorsunuz, tehdit üstüne tehdit, biz bu tehditlere pabuç bıraksaydık burada olmazdık. İsterseniz bu talimatları yerine getiririz ama bizi tek sıra haline getiremezsiniz. Biz bu duruşmaya çıkıyorsak kendimize ve halkımıza olan saygımızı koruyabilmek, kendi sorumluluğumuzun gereği olduğu için çıkıyoruz.”

    “GARİBİN AHI İNDİRİR ŞAHI”

    “Garibin ahı indirir şahı. Dikkat edin şahınız da inecek padişahınız da inecek. Bugünler geçecek, hepsi o tırmandıkları tepeden, saraylardan inecekler. Bu halkın ahı da vebali de bırakmayacak, asla unutmayacağız. HSK üyesi oğlu uyuşturucu dosyasında adı geçti diye istifa etti ve davayı kapattılar. IŞİD’liler elini kolunu sallaya sallaya geziyor, IŞİD’li sanıklar göstermelik olarak gözaltına alınıyor, ön kapıdan giriyor, arka kapıdan bırakılıyor. Kırmızı bültenle aranan biri mahkemeye çıkarıldı, adli kontrolle serbest bırakıldı. Uyuşturucu, kara para ticareti, mafya, derin siyaset içinde almış başını yürümüş ve bu siyasi iktidar yargıyı kullanarak saltanatını sürdürüyor ve kendini güçlendirmeye çalışıyor.

    Hala çözülemeyen onlarca  sorun var, çözüm bekliyor. Son duruşma yapıldı aradan bir hafta geçti bu bir haftalık duruşma içerisinde bize o duruşmanın tutanağı bile gelmedi, bir önceki duruşmanın tutanağı gelmedi, ciddiyet bunun neresinde?

    Bu dava öyle bir dava değil. Mahkeme salonunda gördüğünüz her bir insan, sadece vekiller değil, MYK üyeleri, siyasetçiler hepsi seçilmiştir. Bu dava da siyasi bir intikam davasıdır. Tarafınızın altını çizmişsiniz. IŞİD yargılamaları için Türkiye’de örnek veremiyorsunuz, çünkü Türkiye’de bir tane IŞİD ana davası yok. Teker teker alınıyorlar, gözden ırak duruşmalar görünüyor, ön kapıdan giriyorlar birkaç ay sonra arka kapıdan çıkıyorlar. Bir tane bile IŞİD davası yok. Olmadığı için Fransa’dan örnek veriyorsunuz.”

    “ÖLÜM BURNUMUZUN UCUNDA”

    “Gerçek dışı dayatmalara son vermeniz gerekiyor. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere sağlık sorunları olan duruşmaya çıkma koşulları olmayan arkadaşlarımız üzerindeki zorlamalara kötü muameleye son verilmesi gerekiyor. Ölüm burnumuzun ucunda, zulüm yanıbaşımızda yaşıyoruz ve yaşayacağız. Umudumuzu direncimizi asla eskitmeyeceğiz. Ama bu uygulamaların, kötü muamele ve işkence politikasının vebali çok ağırdır. Tuğluk üzerinde uygulanan zorla mahkemeye çıkarma, üzerinde baskı uygulama tavrına kesinlikle son verilmesi gerekiyor. Hep söyledik yine söylüyoruz, nasıl arkadan dolanma gibi bir tavrımız olmadı olmaz, arkadaşımızın sağlık sorunları hakkında eksik söyledik, çok eksik söyledik fazla söylemedik. Ama bu duruşumuzun asla zorlanmaması gerekiyor. Tahammülümüz yok buna.”

    “AYSEL’İN BAŞINA GELEBİLECEK HER ŞEYDEN SİZ SORUMLUSUNUZ”

    Figen Yüksekdağ’dan sonra söz alan, yerine kayyım atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gültan Kışanak “Geçecek bunlar eninde sonunda geçecek. Mazlumun ahı kalmayacak bizler de burada onurlu mücadelede yürüyüşün bir parçası olmaya çalışıyoruz” dedi.

    Garibe Gezer’in kendileriyle aynı cezaevinde yaşamını yitirdiğine dikkat çeken Kışanak “Biz bundan haberdar olamadık. Ta ki akşam saatlerinde Meclis’te arkadaşlarımız dile getirene kadar. Hepimiz sarsıldık. Garibe boyun eğmedi, zulme boyun eğmedi. Biz bu zulmün tanığıyız. Bir kadın böylesine geleneksel yöntemlerin bu kadar yüksek olduğu bir yerde çıkıp tacize, tecavüze uğradım dediyse ve bir şey yapılmamışsa başta iktidar, Adalet Bakanlığı, savcı, cezaevi idaresi herkes bundan sorumludur” dedi.

    Kışanak özetle şunları söyledi:

    “Kadınların çığlıkları duyulmadı. Kadın bunu söylemişse bir yerde bir şey vardır, bir saldırı vardır. Bizi koştur koştur bu duruşma salonlarına çağırıyorsunuz ya keşke Garibe’yi de çağırıp sorsaydınız. Ama bunu yapmadınız. Bir kere bile Garibe Gezer ifadeye çağrılmadı.

    Bu ülkede bir insan ‘dur’ ihtarına uymadığı için öldürülür mü? Biz hukuku, adaleti korumaya çalışıyoruz, kendimizi değil. Devletin can güvenliği altında olduğu söylenen bir kadın böylesine bir şey yaşamış ve beyanı bile alınmamış. Orası suç yeri. Süngerli oda suç yeri. Bana süngerli odada bunu yaptılar dedi ama Kandıra Cezaevinin süngerli odası gıcır gıcır yeniden yapıldı ve işlenmeye devam ediyor. Hasta tutsaklar cezaevlerinden tabutlarla çıkıyor bizler de birer tabutun içinde yaşamaya çalışıyoruz. Cezaevleri tabutluktur, bir işkence mekanıdır. Yanı başında bir insan ölüyor ve sen bundan haberdar olamıyorsan bu bir tecrittir ve cezaevlerinin suç mekanı olduğunun göstergesidir.

    Bu dava dosyasındaki her bir belge kumpastır, iftiradır. Bunları ifşa etmek de bizim görevimizdir ve yapacağız. Aysel’i hastaneye gittikten sonra tek başına bir hücrede karantinaya aldılar. Aysel’i tek başına bir odada karantinaya almak Aysel’i ölüme terk etmektir. Başına gelebilecek her şeyden siz sorumlusunuz. Demokrasinin, hukukun yeniden tesis edilmesi için gerçeklerin haykırıldığı bir yer haline getireceğiz. Hakikati haykıranlar olarak bu mahkemede sözümüzü söyleyeceğiz. Garibe’nin aramızdan ayrılıp sonsuzluğa yolculuğu hepimizin canını yaktı ama ben kadınların bu zulme direnişle cevap vereceğine gönülden inanıyorum.”

    Mahkeme heyeti duruşmaya yarına kadar ara verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Kobani davası yarına ertelendi

    Kobani davası yarına ertelendi

    PİRHA- 6-8 Ekim 2014’te düzenlenen eylemlere ilişkin açılan ve aralarında eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da bulunduğu 108 kişinin yargılandığı Kobani davasına yarına kadar ara verildi. Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek.

    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te düzenlenen protesto eylemleri nedeniyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem Eş Genel Başkanları, MYK üyeleri ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 108 isim hakkında açılan davanın 4. duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

    Siyasetçilerin savunmalarını yaptığı ve avukatlarının da usule dair itirazlarda bulunduğu duruşmaya yarına kadar ara verildi. Duruşma yarın saat 10:00’da devam edecek.

    GAZETECİLER DURUŞMAYA ALINMADI

    Duruşma öncesi Sincan Cezaevi yolu polis barikatlarıyla kapatıldı. Cezaevine görüşe gelenler ise yoğun güvenlik önlemleri altında içeri alındı. Kobani davası için gelen tutuklu yakınları, izleyici ve gazeteciler mahkeme başkanın talimatı olduğu ileri sürülerek içeri alınmadı. Duruşmaya sadece avukatlar, milletvekilleri ve tutuksuz yargılananlar alındı. Yapılan görüşmeler sonrasında gazeteciler ve izlemek isteyenler de içeri alındı.

    TUTUKLU SİYASETÇİLER DURUŞMAYA SEGBİS’LE KATILDI

    Duruşma salonuna Sincan Cezaevi’nde kalan tutuklu siyasetçiler, Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Selahattin Demirtaş ve Kandıra Cezaevi’nde bulunan Figen Yüksekdağ ve diğer siyasetçiler Ses ve Görüntü Bilişim Sistemiyle (SEGBİS) katıldı.

    Önceki duruşmalarda tahliye olan yerine kayyum atanan Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, eski milletvekili İbrahim Binici, HDP eski MYK üyeleri Berfin Özgü Köse ve Cihan Erdal da salonda hazır bulundu. Tutuklu yargılanan siyasetçilerden Aysel Tuğluk’un mazeret bildirerek duruşmaya katılmadı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın yanı sıra çok sayıda HDP’li milletvekili de duruşmayı izledi.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI VE MİT DAVAYA MÜDAHİL OLMAK İSTEDİ

    İçişleri Bakanlığı ve MİT’in davaya müdahillik talebinde bulunmasıyla duruşma başladı. Devlet kurumlarının katılma talebine ise avukatlar usule aykırı diyerek itiraz etti.

    Ardından yargılanan isimlerin ve avukatlarının savunmalarına geçildi. Yargılanan isimler ve sanıklar Kobani davasının bir kumpas davası olduğunu vurgulayarak suçlamaları kabul etmedi.

    SAVCI TÜM TALEPLERİN REDDEDİLMESİNİ İSTEDİ

    Sonrasında mahkeme heyetinin mütalaa için söz verdiği iddia makamı, avukatların bulundukları tüm talepler ile bazı sanıkların duruşmalardan vareste tutulma taleplerinin reddedilmesi yönünde mütalaa verdi.

    DURUŞMAYA YARINA KADAR ARA VERİLDİ

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Can Memiş’in öğrenim nedeniyle, sanık Altan Tan ve İbrahim Binici’nin ise savunmalarının alınmış olmasına ve eski milletvekili olmalarının yanı sıra yaşlarını nazara alarak duruşmalardan vareste tutulmasına karar verdi.

    Bir kısım sanık müdafilerinin duruşma öncesi cezaevinde yaşadıkları sıkıntıların giderilmesi için cezaevi yönetimine ve Sincan Emniyet Müdürlüğü’ne daha dikkatli davranılması için ayrı ayrı müzakere yazılmasına karar verildi. Mahkeme heyeti son olarak, sanıklardan Meryem Adıbelli’nin Kürtçe savunma yapacak olmasından ötürü salonda tercüman hazır bulundurulmasına karar vererek duruşmayı yarın saat 10.00’a erteledi.

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’nin ‘Adalet Nöbeti’ne polis müdahalesi-VİDEO

    HDP’nin ‘Adalet Nöbeti’ne polis müdahalesi-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin Ömer Faruk Gergerlioğlu için, Sincan Cezaevi önünde başlattığı ‘Adalet Nöbeti’ne polis müdahale edip haber takibi yapan Artı TV kameramanı Nazım Fayık’ı gözaltına aldı. Sosyal medya üzerinden de, “#GergerlioğluBırakılsın” hashtagi ile kampanya başlatıldı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında hak ihlali kararı verdiği ancak geçen süreye karşın tahliye edilmeyen Ömer Faruk Gergerlioğlu için Sincan Cezaevi önünde ‘Adalet Nöbeti’ başlattı.

    Nöbete izin vermeyen polis, Salih Gergerlioğlu ve gazetecilere müdahale ederken, milletvekillerinin nöbet eylemi devam ediyor.

    “#GergerlioğluBırakılsın”

    HDP, aynı zamanda “#GergerlioğluBırakılsın” hashtagi ile kampanya başlattı.

    HDP tarafından yapılan paylaşımda, ”Halkın vekili #GergerlioğluBırakılsın düşman hukuku son bulsun” ifadelerinin yer aldığı mesajda şunlar dile getirildi:

    “Partimize, vekillerimize, halkımıza uygulanan düşman hukukunu tanımıyoruz. Gergerlioğlu ve rehin tutulan arkadaşlarımız çıkacak, halkın iradesini temsil etmeye devam edecek. Rehin tutulan siyasiler, arkadaşlarımız çıkacak, irademizi temsil etmeye devam edecek. Kanunsuz dayanaksız esir aldığınız vekilerimiz bir an önce bırakılsın. Halkın iradesini gasp ederek sonuç alabileceğini düşünen iktidar, milyonların direnişi ile yenilecek ve tarihin kara sayfalarına işlenecek. Vekillerimizi, siyasetçilerimizi derhal serbest bırakın.”

    (HABER MERKEZİ)