Etiket: sincan

  • Prof. Dr. Beyza Üstün: Hukuk ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın

    Prof. Dr. Beyza Üstün: Hukuk ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında yargılanan Prof. Dr. Beyza Üstün, yaptığı savunmada “Kapitalizm ve patriyarkaya karşı siyaset yaparken, özgürlüğümüzü elimizden almak ile tehdit etmeyin. Hukukun ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın” diye konuştu.

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobanî Davasının 29’uncu duruşmasının birinci oturumu, Sincan Kapalı Cezaevi Kampüsü’nde görüldü.

    Duruşmaya Sincan’da tutuklu olan siyasetçiler Sebahat Tuncel, Ayla Akat Ata, Nazmi Gür ve Günay Kubilay’ın yanı sıra diğer tutuklu siyasetçiler ile tutuksuz yargılanan Prof. Dr. Beyza Üstün ve izleyiciler de katıldı. Duruşmayı Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Heval Bozdağ ve Özgül Saki de izledi.

    “IŞİD’İN SALDIRILARINI ÖNLEMEYE ÇALIŞIYORDUK”

    Tutuksuz yargılanan siyasetçi Prof. Dr. Beyza Üstün yaptığı savunmaya, İddia makamının mütalaasını “bir senaryo” sözleriyle eleştirerek “Biz neden buradayız?” diye sordu. Üstün, konuşmasının devamında “Bunu size anlatacağım; kurgu tehlikeli bir şeydir. Gerçek olmayan kurgunun hayatları nasıl yok ettiğini anlatayım. Bu dava ve ardından açılan HDP kapatma davası halkların iradesine müdahaledir” diye konuştu.

    Beyza Üstün, savunmasında şunları söyledi:

    “Ben örgütlü bir insanım ve bir iradem var. Kimse bize diktede bulunamaz. Biz kadınlar, erkek egemen sisteme karşı mücadele ediyoruz. Biz bunu sadece siyasette değil, evimizde, partimizin içinde de yapıyoruz. Siyasetimiz gereği talimat almayız. Bu siyasi komplo, çok ürkütücü. Bu sadece bizim ile ilgili olmayacak, Türkiye siyasetine de etkisi olacak. Eğer bu bir karara dönüşürse, HDP kriminalize edilecek. Bu davaya delil olarak gösterilen dayanışma tweeti var. Dayanışma ile şiddete çağrı arasında ciddi fark vardır. Biz İŞİD saldırılarını önlemeye çalışıyorduk

    6 Ekim’de bir şey olmadı. İktidar, süreci yönetemedi ve 7 Ekim’de ölümler yaşanmaya başladı. Savcı bey sadece 37 kişiyi dosyaya almış. Bunun nedenini bilmiyoruz. Bir gün öğreniriz belki. HDP’nin attığı tweetin azmettirme ile bir ilgisi yok. AKP ve MHP’li siyasetçilerin HDP’li siyasetçilere yönelik söylemlerinin ardından Demirtaş’a ilişkin ‘idam’ sloganları atıldı. Bu sloganlar ve AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ifadeleri dosyaya alınmalıdır. Devlet destekli organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in Barış Akademisyenlerine dönük ‘Oluk oluk kanlarını akıtacağız’ sözleridir azmettirmektir. Bu söylemler, geri alamayacağımız sonuçlar yaratır. Bunlardan biri Deniz Poyraz’dır.

    “ÜLKEYE DEMOKRASİ GELSİN DİYE ÇABALIYORUZ”

    HDP olarak savaşı önlemek için çabalıyoruz. Ben ve arkadaşlarım halklara silah doğrultulduğunda ‘bu suça ortak olmayacağız’ dedik. Yıllarca bu ülkede sorumluluk aldık. Ülkemizde savaş istemediğimizi söyledik. Siyasi iktidar da ‘Öyle mi? Benim kararlarıma mı karşı çıkıyorsunuz?’ dedi. Savaşı değil, savaşı önlemek için barışı istiyoruz. Eşit ve özgür yaşam için bir aradayız. Hepimiz farklı farklı düzlemden geliyoruz. Hepimiz farklı deneyimlerden geliyoruz ancak birlikte karar veriyoruz. Amacımız sadece barışın yaşanmasıdır. Kürt halkının sorunlarının demokratik olarak çözümü, kadınlara, çocuklara olan şiddet ve istismarı engellemek, işçilerin güvencesizliğine karşı haklarının kazanmasını savunuyoruz. Biz katliamlara karşı siyaset yapıyoruz. Bu ülkeye demokrasi gelsin diye çabalıyoruz. Burada verilecek herhangi bir karar yaşama son derece etkide bulunacak.

    “KATLİAMLARI ÖNLEMEYE ÇALIŞTIK”

    HDP olarak halklar ile birlikte katliamları önlemeye çalıştık ancak başaramadık. Çünkü hala çocuklar ölüyor. Bu katliamları yapanlar ise tatil yapıyor. Halkların, çocukların, kadınların ölmediği ve özgür bir ortamda yaşadığı bir ortamda yaşamak istiyoruz. Barışı, insanca yaşam hakkını, Kürt sorunun demokratik çözümünü esas aldığı için HDP’de buluştuk. Meclis’te hem feministler vardır hem de Kürt Özgürlük Hareketi’nden gelenler vardır. Ekolojik mücadeleyi sürdürürken Marksist, eko-sosyalistler, eko-feministler de var. Biz son derece çoğulcuyuz. Yıllarca mücadele edenler olarak ortaklaşıyoruz, birlikte hareket ediyoruz. Ancak bize talimat verildiğini söyleniyor. Biz birbirimize talimat veremiyoruz. Başkası nasıl talimat verecek.

    “BU DAVAYI SONLANDIRIN”

    Demokrasiyi güçlendirmek hepimizin sorumluluğudur. Doğayı, bir arada eşit ve özgür yaşamı koruma konusunda kararlıyım. Kapitalizm ve patriyarkaya karşı siyaset yaparken, özgürlüğümüzü elimizden almak ile tehdit etmeyin. HDP’nin politikalarını ortadan kaldırmak için siyasi iktidarın yaptığı saldırıları meşrulaştırmayın. Vereceğiniz karar sadece ben ve siyasetçiler ile ilgili olmayacak. Kararınız aynı zamanda sizin geleceğiniz ile ilgili olacak. Hukukun ve bilimin ilkelerine aykırı olan bu davayı sonlandırın.”

    Mahkeme heyeti, avukatların beyanlarının ardından duruşmayı 15 Ağustos’a erteledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Mimarların verdiği hukuk savaşı sonucu Zir Vadisi talandan kurtuldu

    Mimarların verdiği hukuk savaşı sonucu Zir Vadisi talandan kurtuldu

    PİRHA – Yargı, Mimarlar Odasının başvurusu üzerine Zir Vadisi’nin SİT alanının düşürülmesine ilişkin istinaf talebini reddetti

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, arkeolojik ve doğal SİT alanı olan Zir Vadisi’nin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı ilan edilerek yok edilmesini yargıya taşımıştı. Yargı ise Zir Vadisi’nin SİT alanının düşürülmesi kararını iptal etmişti.

    Çevre Şehircilik Bakanlığı ve Ankara Valiliği, kararı istinafa taşıdı. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi, kurumların istinaf talebini reddetti. Böylece doğa harikası Zir Vadisi kesin olarak kurtuldu.

    BİRİNCİ DERECE DOĞAL VE ARKEOLOJİK SİT ALANI İLAN EDİLMELİDİR”

    Konuya ilişkin açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin arkeolojik ve doğal SİT alanı olan Zir Vadisi’nin sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanı ilan edilerek yok edilmesine karşı verdiği hukuk mücadelemiz zaferle sonuçlanmıştı. Doğa harikası Zir Vadisi’nin arkeolojik, biyolojik, jeolojik ve arkeolojik değerleri de yargı kararı gerekçesinde ortaya konmuştu. Zir Vadisi’nin tartışmasız korunması gerekmektedir. Bundan sonra yapılması gereken Zir Vadisi’nin birinci derece doğal ve arkeolojik SİT alanı ilan edilmesidir” diye konuştu.

    “YÜKSEK SEVİYEDE KORUNMAYA İHTİYAÇ DUYULAN BİR ALANDIR”

    Tezcan Karakuş Candan, Ankara’da vadiler üzerinde sürdürülen rant kararlarının peşini bırakmayacaklarını belirterek sözlerine şöyle devam etti:

    “Zir Vadisi yüksek seviyede korunmaya ihtiyaç duyulan bir alandır. Zir Vadisi Sincan- Yenikent yerleşkesine 5 km uzaklıkta Ermeni mezarlığının da bulunduğu, ‘Istanoz’ yerleşkesi olarak geçen önemli tarihi eserlerin bulunduğu bir alandır, çok kültürlülüğümüz de tehdit altındadır. Vadideki madencilik faaliyetleri de tümüyle yasaklanmalıdır. Zir Vadisi, ayrıca, çok sayıda bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapması nedeniyle, civardaki tahrip edilmiş alanlarda yer alamayan yaban hayatı ve bitkiler için bir biyoçeşitlilik sığınağı özelliğindedir. Vadi civarındaki yerleşimlerin gün geçtikçe artması, yapılmış olan yollar ve madencilik faaliyetleri, vadinin habitat bütünlüğünü ve kalitesini tehdit etmektedir. Zir Vadisi’nin korunması büyük önem taşımaktadır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, bilim ve teknikten aldığımız güçle doğal ve kültürel varlıklarımız ile çok kültürlülüğümüzü savunmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobanî Davasında konuşan Demirtaş: İddianame halen bana ulaşmadı!

    Kobanî Davasında konuşan Demirtaş: İddianame halen bana ulaşmadı!

    PİRHA-Kobanî Davasında savunma yapan Selahattin Demirtaş, “Hukuk tarihinde ilk yaşanıyor” diyerek “Mahkeme salonunda AKP-MHP, HDP’yi yargılamaya cüret ediyor. Bu davada gerçekte hakim ve savcı yoktur. Hakim koltuğunda Erdoğan, Bahçeli ve Soylu oturuyor; savcı koltuğunda ise yandaş medya ve trol ordusu var” ifadelerini kullandı.

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile MYK üyeleri başta olmak üzere 28’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanî Davası Sincan Cezaevi Adliyesi’nde görülmeye devam ediyor.

    Davanın 2. duruşmasında ilk söz alan Selahattin Demirtaş “Siyasetin kirlendiği, yolsuzlukların ayyuka çıktığı bir dönemde burada oluşumuz politik yargılamanın en bariz göstergesi” diyerek usule ilişkin itirazlarını dile getirdi.

    “ASIL KOBANÎ DAVASI AÇILDIĞINDA SANIK BİZ OLMAYACAĞIZ”

    Selahattin Demirtaş, daha önce reddi hakim taleplerinin yazılı olarak iletildiğini de vurgulayarak şu savunmayı yaptı:

    “Kamuoyunda adlandırıldığı şekli şekliyle bu dava Kobanî Davası değildir. Bu davanın adı da içeriği de esası da HDP’ye yönelik kumpas davasıdır. HDP’ye yönelik bir siyasi intikam davasıdır. Günün birinde Kobanî Davası da açılacak ve gerçek sorumlular, sokakları provoke eden devlet ve hükümet yetkilileri, vali, kaymakam, emniyet müdürleri katliamı yapan yaptıran gerçek sorumlular ortaya çıkarılacaktır mutlaka. Ancak herkes emin olsun ki o gün sanık sandalyesinde oturanlar biz olmayacağız. Bize bu kumpası kuranlar başta olmak üzere asıl sorumlular yargılanacak ve tüm gerçekler ancak o zaman ortaya çıkacaktır.”

    “BU KUMPASIN NEDENLERİNİ ORTAYA KOYACAĞIZ”

    “Şimdi bütün kamuoyu şunu bilmeli ve emin olmalıdır ki bu salonda sanık sıfatıyla bulunan tek bir kişi bile Kobanî olaylarından sorumlu değildir, aksine Kobanî olaylarının en büyük mağduru HDP ve HDP’lilerdir. Bize bu kumpasın kurulmasının nedenlerini davanın ilerleyen aşamalarında tüm çıplaklığıyla ortaya koyacağız. Ancak şimdi şunu tekrar belirteyim; kumpasın temel hedeflerinden biri HDP’yi tasfiye etmek suretiyle Cumhur İttifakına seçim kazandırmak, diğeri de IŞİD’in Kobanî’de yenilmiş olmasının üzüntüsü ve öfkesiyle HDP’den intikam almaktır. Yoksa bu dava hakikat arayışı veya adaletin tecellisi için açılmış bir hukuki dava değildir. Davanın kendisi hedefleri ve amacı tamamıyla siyasidir. Hukukla uzaktan yakından alakası yoktur. Davanın esasına geçildiğinde bunları tüm delilleriyle elbette ortaya koyacağız.”

    “HAKİM KOLTUĞUNDA ERDOĞAN, BAHÇELİ VE SOYLU OTURUYOR”

    “Türkiye’de bugüne kadar çok sayıda siyasi dava görüldü. Birçok kumpas davasına da tanıklık ettim ancak sanırım dünya hukuk tarihinde ilk defa bir mahkeme salonunda bir parti yani AKP-MHP bir başka partiyi yani HDP’yi yargılamaya cüret ediyor. Bu davada gerçekte hakim ve savcı yoktur. Hakim koltuğunda Erdoğan, Bahçeli ve Soylu oturuyor; savcı koltuğunda ise yandaş medya ve trol ordusu var.”

    “DAVA BOYUNCA KİMİN KİMİ YARGILAYACAĞINI GÖRECEĞİZ”

    “Partiler birbirleriyle meclislerde, meydanlarda, sandıkta mücadele eder. En faşist düzenlerde bile cübbe giyip mahkeme salonlarında kendini doğrudan yargı yerine koyarak başka bir partiyi yargılamaya cüret edemezler. Ancak AKP-MHP pervasızlıkta, hukuksuzlukta sınırları bir hayli aştığından bugün mahkemede kendilerini hakim, savcı ilan ederek HDP’yi yargılamaya yelteniyorlar. Bu dava boyunca kimin kimi yargıladığını göreceğiz. Biz halkın iradesini bu kumpas yargılamalarda asla ezdirmeyeceğiz. AKP-MHP faşizmine de halk sandıkta gerekli cevabı verince esas sorumluların ve gerçek suçluların bağımsız yargı önüne çıkması, kumpasların parçası olan herkesin hukuk önünde hesap vermesi için elimizden geleni mutlaka yapacak, hukuki ve siyasi mücadelemizi sürdüreceğiz. Merak etmeyin diyorum tüm Türkiye toplumuna. Merak etmeyin devran dönüyor.”

    “İDDİANAME BANA ŞU ANA KADAR TEBLİĞ EDİLMİŞ DEĞİL”

    “İddianame ve ekleri bana şu ana kadar tebliğ edilmiş değil. İddianame cezaevi yönetimine tebliğ edilmiş bir CD halinde ve CD’yi hafta içi mesai saatleri dahilinde belli saatler içinde inceleyebileceğim cezaevi yönetimi tarafından karar altına alınmıştır.

    İddianame 30 Aralık 2020 tarihinde mahkemenize Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iletildi. 31 Aralık resmi tatil Türkiye’de, mahkemeniz çalışmamış. 1 Ocak resmi tatil, mahkemeniz çalışmamış;  2 Ocak resmi tatil, 3 Ocak resmi tatil, mahkemeniz çalışmamış. 4-5-6 Ocak’ta mahkemeniz çalışmış 3 iş günü. Bu 3 iş gününün de mesai saatleri içerisinde tam gün duruşma yapıyorsunuz. Başka bir davanın duruşmalarını yapıyorsunuz. Yani gün içerisinde başka bir dosyada duruşma salonunda yargılama yapıyor heyetiniz. Yani 3 gün boyunca iddianameyi incelemiş ve bu 3 gün içerisinde de mesai saatleri dahilinde yargılama yapmış heyetiniz. Hangi iddianameden söz ediyoruz. 3 bin 530 sayfalık iddianame.

    Mahkeme heyeti 3 gün içerisinde bu kadar kapsamlı dosyayı nasıl hazırladı, burada şaibe var.”

    “ERDOĞAN’IN TALİMATININ GEREĞİNİ YAPIYORSUNUZ”

    CMK’dan kaynaklı bir sürü hakkım var. Ama Recep Tayyip Erdoğan daha AİHM kararı açıklanmadan 40 gün önce diyor ki varsa -ona göre yok da- velev ki varsa diyor Demirtaş gibi bir teröristin hakkını koruyacak değiliz. Bizim yargımız da diyor bunun gereğini yapacaktır. Bizim yargımız dediği kim, sizsiniz! İşte iddianame elinize ulaştığı günden itibaren bu talimatın gereğini yapıyorsunuz.”

    “ÖNÜNÜZDEKİ DOSYADA AİHM KARARI HALEN YOK!”

    “Peki, AİHM’i bu kadar önemsemişsiniz, yazmışsınız birçok yerde ama çok ilginç değil mi halen resmi olarak AİHM Kararı dosyanızda yok. Siz nereden alıp okudunuz, bilmiyorum. Dosyada olmayan bir şeyi mahkeme heyeti okuyabilir mi? Tutanağa geçebilir mi? Geçemez. AİHM kararının resmi çevirisi mahkeme heyetiniz tarafından bir müzakereyle Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığından henüz istenmemiştir, dosyada yoktur. Ama buna dair 10 defa ara karar sunmuştur mahkemeniz dosyada olmayan bir karara dair. Çeviri yapmıştır sözde ama halen dosyada karar yok. Nereden okudunuz? A Haberden mi dinlediniz, ATV’den mi bilmiyorum. Sosyal medyadan mı baktınız, bilmiyorum. Çünkü yargılama dosyaya ilişkin olur. Hakimin önündeki dosyayla bağlıdır. Önünüzdeki dosyada AİHM kararı halen yoktur, siz AİHM kararına nasıl atıf yapabildiniz? Bu da ayrı bir muamma.

    AİHM kararını değerlendirdiniz tamam, tutuklamayla ilgili kısım bizi bağlamaz dediniz. Orada bariz bir kasti işlem yaptınız, kasti yok saydınız ama başvurucunun yani benim Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması bizi ilgilendirmez dediniz tamam. Oraya da geleceğim ayrıca. Peki, AİHM Büyük Daire kararında sadece benim tahliyeme mi hükmediyor, karar veriyor. Hayır 5 ihlalden söz ediyor. En hafif yaptırım benim tahliyemdir. Karardaki en hafif yaptırım odur. ‘Sonuç itibariyle tahliye etmeniz lazım derhal’ diyor. Ağır ihlaldir diyor. Haksız tutuklama, siyasi amaçla tutuklama diyor. Uzun tutukluluk, siyasi amaçla tutukluluk diyor. AİHS 10. madde yani ifade özgürlüğü ihlali, seçme seçilme hakkının ihlali ve siyasi saiklerle diyor. Peki, diyelim tutuklama ve serbest bırakma sizi bağlamıyor, diğer ihlallerde mi sizi bağlamıyor? Yani şunu hiç düşünmedi mi heyetiniz ya? ‘Biz bu AİHM kararını alalım bir dosyaya koyalım arkadaş, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarihinin en ağır ihlal kararı verildi diyor dairede ve bu başvurucu bizim dosyamızın sanığı Selahattin Demirtaş. Şu kararı bir alalım dosyaya koyalım, okuyalım. Çok ağır ihlal kararları var.–ki ben iddialardan söz etmiyorum, kesinleşmiş karardan söz ediyorum, çünkü siyasi amaçla tutuklamışsınız’ diyor AİHM-Ya bizim dosyamızın sanığı var” demediniz mi?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kobanî Davası duruşmasında ‘128 milyar dolar nerede?’ sorusu!

    Kobanî Davası duruşmasında ‘128 milyar dolar nerede?’ sorusu!

    PİRHA-HDP’li 28’i tutuklu 108 kişi hakkında yürütülen Kobanî Davasının duruşması sürüyor. Avukatların reddi hakim talebinin karşılık bulmamasının ardından salondakiler mahkeme heyetini alkışlarla protesto etti. O esnada Selahattin Demirtaş “128 Milyar dolar nerede?” yazılı bir kağıdı SEGBİS kamerasına uzattı.

    HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile MYK Üyeleri başta olmak üzere 28’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobanî Davasına verilen aranın ardından devam ediliyor.

    İddianamenin okunması aşamasına geçilen Kobanî Davasında söz alan Avukat Mesut Beştaş, “Bu dosyaya konu olayların ortaya çıkarılması için biz avukatları olarak çok istekliyiz. Ancak dosyanın kapsamında olan olayların gerçekliğinin ortaya çıkarılması karşısında birçok bariyerin olduğunu görüyoruz. Nitekim olayların açıklığa kavuşturulması yöntemleri ifade edilmiş ama bugüne kadar adım atılmamıştır” dedi.

    Beştaş, savunma hakkının engellendiğini dile getirerek, “Sizinle görüşmek için istekte bulunduk. Bu görüşmenin asıl amacı olayın açıklığa kavuşturulmasında müdafi, müdahil, iddia makamı ve mahkemenin hukuk temelinde iş birliği yapmasına yönelikti. Ancak sabahtan bu duruşmaya girerken, bir kısım avukatın içeriye bile girmelerine izin verilmedi. Bununla birlikte hiçbir müdafiye bu dosyaya dair fikrini söylemesine izin verilmedi. Bu çerçevede sayın mahkemenizin şu ana kadar ki yaklaşımlarının bizim arzuladığımız ölçekte olmadığını, adil yargılama hususundaki endişelerimizi artırdığını söylemek isterim” dedi.

    “ADİL YARGILAMA ORTADAN KALDIRILDI”

    İddianameye geçilmeden önce dosyaya ilişkin itirazları da dile getiren Avukat Mesut Beştaş, şöyle devam etti:

    “Bunlar da birinci derece sorumlu olarak sizin ve aynı zamanda usulün uygulanması hakkında ilgililerin söz hakkının tanınmamasıydı. Bir diğer şey bizim tarafımıza iddianamenin tebliğ edildiği tutanağa geçildi. Biz isterdik ki yapılan her işlem, hukuka hakkaniyete hizmet edecek her cümle tutanağa doğru geçsin. Ancak bunu da görmedik. Mevcut tebliğ edildiği söylenen 3 bin 600 küsur sayfada bu iddianameye konu edilemeyecek birçok husus mevcut.

    Bu olaylarla ilgili açılmış birçok dava var. Gerek soruşturma aşamasında gerekse şu an yürüttüğümüz kovuşturma aşamasında, adil yargılama koşullarını ortadan kaldıran uygulamalarla karşı karşıyayız. En fazla da müvekkillerimiz bu uygulamalarla karşı karşıya. Hiçbir müdafi, yargılananlardan daha fazla bu dosyayla ilgili bilgi sahibi olamaz. Bu uygulamaları ifade etmek için biz müvekkilimiz Selahattin Demirtaş’ın söz almak istediğini biliyoruz. Bu nedenle bir kısmı belki de hakimin reddini de kapsayacak şekilde gerekçelerini sunması için müvekkile söz verilmesini talep ediyoruz.”

    YÜKSEKDAĞ, DEMİRTAŞ VE TUNCEL’İN KONUŞMASI TALEP EDİLDİ

    Tutuklu siyasetçi Sebahat Tuncel’in avukatı Cemile Turnalı Balsak da müvekkilinin itiraz ve taleplerinin dinlenmesini istedi. Balsak, “Tutumunuza dair itirazlarımız var. Bunları tabii akış içerisinde ifade etmeye çalışacağız. Tutuk incelemesi yaptığınız zamanki tutumunuz ile şimdiki tutumunuz aynı değil. O günkü tutumunuzun dışında bir tutumla karşı karşıyayız. Bugün tanımadığımız, bilmediğimiz ve hakikaten nezaket sınırlarının eşiğini öngöremediğimiz bir tutumla karşı karşıyayız. Bu tutumun yargılamaya katkı sunması mümkün değil. Bu şekilde sizin başkan sıfatıyla bu heyete başkanlık etmenizin bir anlamı olmayacaktır. Müvekkilimiz Sebahat Tuncel’in de itirazları olacak; Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’dan sonra kendisi de bahsettiğim çerçevede itirazlarını mahkemede sunmak istiyor. Söz verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Avukatların taleplerinden sonra iddia makamı mütalaa sundu. Savcılık, “Taleplerin reddine, gelinen aşamada iddianamelerin okunması ile usul hükümlerinin devamına” karar verilmesini istedi. Mahkeme heyeti de “Usule uygun olmadığından taleplerin reddine” karar vererek, “bir kısım sanık vekillerinin Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Sebahat Tuncel’e söz verilmesi talebini belirttikleri reddi hakim talebinin yazılı olarak yapılabileceğine” oy birliği ile karar verdi.

    Avukatlar reddi hakim talebinde bulunacaklarını ve bunun gerekçelerini de sıralayacaklarını ifade ederek söz istedi. Mahkeme bu yönlü talepleri oy birliği ile reddetti. Ardından iddianame okunmaya başlandı. Salondakiler iddianame okunurken sıralara vurarak ve alkışlayarak protesto etti. Bu esnada bazı avukatlar, salonu terk ederek yaşananları protesto etti. Bu esnada Selahattin Demirtaş “128 milyar dolar nerede” yazılı bir kağıdı SEGBİS kamerasına gösterdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yüksel Eylemcisi Acun Karadağ tahliye oldu

    Yüksel Eylemcisi Acun Karadağ tahliye oldu

    PİRHA-KHK ile ihraç edilmeleri ardından protesto gösterileri yapmaları sebebiyle tutuklanan Yüksel eylemcilerinin davasında Acun Karadağ tahliye edilirken, üç kişinin tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildikten sonra Ankara’nın Yüksel Caddesi’nde “İşimizi geri istiyoruz” eylemi yapan ve 22 Ağustos 2020’de tutuklanan Acun Karadağ, Alev Şahin, Nazan Bozkurt, Mehmet Dersulu, Armağan Özbaş ve Mahmut Konuk’un ikinci duruşması Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.

    Tutuklu Alev Şahin savunmasında, bir gece yarısı KHK ile ihraç edildiğini aktararak, aynı gece işi için eylem yapacağını ve direnmeye karar verdiğini belirtti. Şahin, “Geceden sabaha kimden talimat alabilirim?” diye sorarak şöyle devam etti:

    Kendi işim için direnirken işi ve ekmeği için direnen başka pek çok emekçi ile dayanışma gösterdim. Ve onlar da benim direnişimi ziyaret ettiler. Direnişimizin sesini duyurmak için kullandığımız araçlar suç unsuru gibi gösteriliyor.

    Dosyaya suç delili gibi sunulan tapeler, evimden alınan eşyalar aslında benim hayatımda işim için direnmekten ve işi için direnenlerle gösterdiğim dayanışmadan başka bir şey olmadığını ortaya koymaktadır.”

    “ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ BIRAKILDIK”

    Gözaltına alındığında “Abla” lakaplı bir kadın polisin işkencesine maruz kaldığını anlatan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunun için ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ sloganı attım, savcı işkenceye uğramamı sorgulayacağına bunu suç unsuru gibi dosyamıza koydu. Dün de bu duruşma için Kayseri’den Sincan 3 No’lu L Tipi Hapishanesi’ne getirildiğimizde çıplak aramaya maruz bırakıldık.”

    “İŞKENCE GÖRDÜK”

    Tutuklu sanıklardan Acun Karadağ ise savunmasında şunları söyledi:

    “ ‘Tekli ringle gelmek istemiyorum’ şeklinde dilekçe vermeme rağmen tekli ringle getirildim. Dün Sincan 3 No’lu L Tipi Hapishanesi’nde çıplak arama işkencesine tabi tutulduk.

    Direnişimizin masum hak arama eylemi olmaktan çıktığını söylüyor iddianame. Hak arama eylemi özü itibariyle masumdur. Ne zaman masum olmaktan çıkmış olabilir bir hak arama eylemi?

    Defalarca gözaltına alındık, işkence gördük. Kesilen para cezaları iptal edildi, açılan davalardan beraat ettik. Gördüğümüz işkencelere ilişkin davalar açılacak mı polislere? İçişleri Bakanı bu dosyayla işte bu suçlarını bastırıyor.”

    Avukat savunmaları ardından mütalaasını açıklayan iddia makamı, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.

    KARADAĞ’A TAHLİYE

    Mahkeme, tutuklu sanıklardan Acun Karadağ’ın tahliyesine, Alev Şahin, Mehmet Dersulu ve Nazan Bozkurt’un tutukluluk halinin devamına karar verdi.

    Davanın bir sonraki duruşması 5 Nisan tarihine ertelendi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sincan’daki Hızır Cemi’nde gözaltı ve tutuklamalar kınandı – VİDEO

    Sincan’daki Hızır Cemi’nde gözaltı ve tutuklamalar kınandı – VİDEO

    PİRHA- PSAKD Sincan Şubesi’ndeki Hızır Cemi’nde gözaltı ve tutuklamalara dikkat çekildi.

    Ankara Sincan Atatürk Düşünce Derneği’nde gerçekleşen Hızır Cemi’ni PSAKD Yenimahalle Şubesi dedelerinden Cemal Şahin, Hasan Şenlendi, Eren Mete, Durak Kaykıl ve Zakir Abbas Koluaçık ile İbrahim Özer yürüttü. Geniş katılımın olduğu cemde Dede Şahin’in çerağı yakıp, gülbeng okumasının ardından Zakir Abbas Koluaçık’ın deyişleriyle 12 hizmet oluşturuldu. Dede Cemal Şahin, Hızır’ın Alevi toplumundaki önemini anlatırken, PSAKD’ye yönelik artarak devam eden gözaltı ve tutuklamalara da dikkat çekti.

    Semahların dönüldüğü cemde lokma gülbenginin okunması ardından yakılan çerağlar sırlandırılıp, lokmalar gelen canlara pay edildi.

    (HABER MERKEZİ/ANKARA)

  • Açlık grevindeki Gülmen ve Özakça’ya yemek kokulu işkence

    Açlık grevindeki Gülmen ve Özakça’ya yemek kokulu işkence

    Açlık grevinin 145. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, zorla götürüldükleri Sincan Cezaevi İnfaz Kampusu Hastanesi’nde tutulmaya devam ediyor.  

    Tutuklu eğitimci Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) talebiyle götürüldükleri Numune Hastanesi’nin raporu doğrultusunda zorla kaldırıldıkları Sincan İnfaz Kampusu Hastanesi’nde kalmaya devam ediyor.

    Gülmen ile Özakça, AİHM’ni isteğiyle götürüldükleri Numune Hastanesi’nin Sağlık Kurulu Raporu’nda “Mevcut bulgulara göre hayati tehlike arz eder. Hayatını yalnız başına idame ettiremez” tespiti yer almasına rağmen refakat eden kimse olmadan yalnız kalmaya devam ediyor.

    Cumhuriyet’te yer alan habere göre, ikisi de ayrı ayrı 20 metrekare büyüklüğünde, havalandırma bahçesi bulunmayan, pencereleri tel ve mazgallı hastane odalarında kalan Gülmen ile Özakça’nın, gürültü çıkaran bir fanın yakınında kaldıkları için sürekli uğultu çektikleri söylendi.

    Gülmen ile Özakça’nın odalarının hastane mutfağına yakın olduğu ve bu yüzden sürekli yemek kokusu çekmekten rahatsız olduğu da belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)