Etiket: şırnak

  • Nedim Oruç, haber takibi sırasında gözaltına alındı!

    Nedim Oruç, haber takibi sırasında gözaltına alındı!

    PİRHA- Şırnak’ın Cizre ilçesinde bulunan Nur Mahallesi’nde haber takibi yapan Gazeteci Nedim Oruç, gözaltına alındı.

    Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç, Şırnak’ın Cizre ilçesinde bulunan Nur Mahallesi’nde haber takip ederken darp edilerek gözaltına alındı.

    Oruç, hastane işlemleri sonrası gece yarısı Cizîr’de bulunan TEM Şube’ye götürüldü. Oruç, hakkında burada her hangi bir işlem yapılmadan Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    Oruç’un gözaltına alınmasına tepkiler yağdı.

    DİSK Basın-İş Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç’un tutuklanmasına ilişkin açıklama yaparak, şunlar ifade edildi:

    “Ajansa Welat muhabiri Nedim Oruç, dün akşam saatlerinde haber takibi sırasında polisler tarafından darp edilerek gözaltına alındı. Nedim Oruç, önceki günlerde de haber takibi yaptığı sırada hem darp edilmiş hem de haber takibi yapması engellenmişti.

    Basın emekçilerinin darp edilerek gözaltına alınmasını kınıyor, bu durumun aynı zamanda toplumun haber alma hakkına müdahale olduğunu bir kez daha ifade ediyoruz. Gazetecilerin gözaltına alınması da, toplumun haber alma hakkının engellenmesi de kabul edilemez. Gazeteci Nedim Oruç derhal serbest bırakılmalıdır!”

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Oruç’un gözaltına alınmasına dair görüntüleri “Meslektaşımızın haber takibi engellenerek gözaltına alınmasını kınıyor, Oruç’un derhal serbest bırakılmasını istiyoruz #gazeteciliksuçdeğildir” notu ile paylaştı.

    Çok sayıda gazeteci, siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri sanal medya hesaplarından paylaşım yaparak, Oruç’un gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Roboski Katliamının 14. yılı!

    Roboski Katliamının 14. yılı!

    PİRHA- Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, 28 Aralık 2011 gecesi TSK bombardımanında çoğu çocuk 34 kişinin katledilmesinin üzerinden 14 yıl geçti. Katliamın üzerinden geçen bu zamana karşı hala failler yargılanmadı, iktidar AYM ve AİHM eliyle katliamın üstünü örtmeye çalıştı. 

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 ile 22.24 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak sınırından geçen köylülere 4 bomba atıldı. Aralarında çocukların da olduğu 38 köylü ve en az 50 katır bulunuyordu. Bombardıman sonucu 34 kişi hayatını kaybetti.

    Ana akım medya, ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanan duyuruya kadar konuya yer vermedi.

    Ölenlerin bedeni yanık ve parçalanmış haldeydi. Köylüler kendi cenazelerini kendileri taşımak zorunda kaldı. Battaniyelere sarılmış cansız bedenler katırlarla kilometrelerce taşındı.

    Katliamın ardından çoğu AKP’li üyelerden oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, ‘Kasıt yok. Sivil idare ile askeri yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var’ denildi.

    TAKİPSİZLİK KARARI

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında Haziran 2013’te görevsizlik kararı vererek, dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı da, 7 Ocak 2013’teki gerekçeli kararında, “Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görevin gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldı” diyerek takipsizlik kararı verdi.

    Takipsizlik kararına ailelerin itirazı da 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Aileler, ‘Ölenler arasında PKK mensupları vardı’ diyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında suç duyurusunda bulundu.

    1108 avukat Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine yaşamını yitiren 34 kişinin yakını olan 281 kişi adına Ağustos 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yapıldı. AİHM, Roboski için yapılan başvuruyu ‘2 gün gecikti’ diyerek reddetti.

    Adalet arayışlarını sürdüren aileler, 11 Mayıs 2012’de katliamın 200. gününde ve 500. gününde askerin gaz bombalı, coplu saldırısına uğradılar. 500. gününde katliamın yapıldığı yere gittikleri için ‘sınır ihlali yaptıkları’ gerekçesiyle 110 kişiye 3 biner lira ceza kesildi. Uludere Sulh Ceza Mahkemesinde haklarında dava açıldı. Ancak mahkeme, ‘Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasının sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne müdahale edici olacaktır… Kolluk kuvvetleri, gösteri yürüyüşünü sınırlandırmak amacı ile değil, aksine vatandaşların güvenliklerini almak için görevlendirilmelidir’ diyerek aileler için beraat kararı verdi.

    AİLELER TAZMİNATI REDDETTİ

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, katliam sonrası ailelere tazminat vereceklerini açıkladı. Ailelerse “Kan parası değil, katillerin cezalandırılmasını istiyoruz” diyerek tazminatı reddetti.

    Aileler, Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneğini (ROBOSKİ-DER) kurdu. Katliamda kardeşi Serhat’ı kaybeden Veli Encü derneğin başkanlığına seçildi. Ancak dernek KHK ile kapatıldı.

    Katliamın ardından, Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesi Diclekent semtinde açılan Rojava Parkı’ndaki Roboskî anıtı parçalanarak kaldırıldı. Heykeltıraş Suat Yakut tarafından yapılan anıtta, 8 füze maketi, avuçlarını açmış ağıt yakan kadın heykeli etrafında katliamda yaşamını yitiren 34 kişinin isimlerinin yazılı olduğu mermerler bulunuyordu.

    Katliamda 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü 7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Şırnak Milletvekili seçildi.

    Encü hakkında, katliamdan sonra köye taziyeye gelen Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a linç girişiminde bulunduğu iddiasıyla ‘ağırlaştırılmış ömür boyu hapis’ istemiyle dava açıldı. Ferhat Encü’nün 2015 yılında milletvekili seçilmesinden sonra dosyası ayrılarak, yargılanması için Adalet Bakanlığına fezleke gönderildi. Encü’nün dokunulmazlığının kaldırılması ve başka bir soruşturmadan tutuklanması üzerine davalar yeniden birleştirildi.

    Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 4 Kasım 2017’de tutuklanarak cezaevine konulan ve hakkında 22 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Ferhat Encü’nün tahliyesine karar verildi. 15 Şubat 2017’de cezaevinden tahliye edilen Encü, iki gün sonra tahliyesine yapılan itiraz sonucunda yeniden tutuklandı. “5442 Sayılı İl İdaresi Kanuna aykırılık, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma ve terör örgütüne üye olma” suçlamalarından 4 yıl 7 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılan Encü, 2 yıllık yeniden tutukluluk süresinin sonunda 14 Haziran 2019 tarihinde tahliye edildi.

    TSK BOMBARDIMANINDA HAYATINI KAYBEDENLERİN İSİMLERİ ŞÖYLE:

    Karker Encü: 16 yaşındaydı.
    Seyithan Encü: 21 yaşındaydı.
    Nadir Alma: 26 yaşındaydı.
    Mehmet Ali Tosun: 24 yaşındaydı.
    Şervan Encü: 19 yaşındaydı.
    Nevzat Encü: 19 yaşındaydı.
    Osman Kaplan: 31 yaşındaydı.
    Özcan Uysal: 18 yaşındaydı.
    Selim Encü: 39 yaşındaydı.
    Vedat Encü: 18 yaşındaydı.
    Muhammet Encü:
    Mahsum Encü: 17 yaşındaydı.
    Bilal Encü: 16 yaşındaydı.
    Erkan Encü: 13 yaşındaydı.
    Hüsnü Encü: 20 yaşındaydı.
    Savaş Encü: 14 yaşındaydı.
    Cihan Encü: 19 yaşındaydı.
    Cemal Encü: 17 yaşındaydı.
    Serhat Encü: 15 yaşındaydı.
    Hamza Encü: 21 yaşındaydı.
    Celal Encü: 15 yaşındaydı.
    Şerafettin Encü: 18 yaşındaydı.
    Selam Encü: 22 yaşındaydı.
    Bedran Encü: 13 yaşındaydı.
    Fadıl Encü: 20 yaşındaydı.
    Hüseyin Encü: 20 yaşındaydı.
    Aslan Encü: 17 yaşındaydı.
    Şıvan Encü: 13 yaşındaydı.
    Orhan Encü: 21 yaşındaydı.
    Zeydan Encü: 25 yaşındaydı.
    Salih Encü: 16 yaşındaydı.
    Yüksel Ürek: 21 yaşındaydı.
    Adem Ant: 19 yaşındaydı.
    Salih Ürek: 18 yaşındaydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kürt dil kurumlarından ‘Kürtçe her yerde konuşulsun’ çağrısı

    Kürt dil kurumlarından ‘Kürtçe her yerde konuşulsun’ çağrısı

    PİRHA- Kürt dil kurumları, Şırnak Cizre’de açıkladıkları deklarasyonla seferberlik çağrısı yaptı. Kurumlar, “Kürt dili kırmızı çizgimizdir” diyerek, Kürt dilinin statüsü için seslerini her yerde yükselteceklerini vurguladı.

    Kürt dil ve kültür kurumları, Cizre’de Kürtçeye yönelik yapacakları çalışmalara ilişkin deklarasyonunu 17 Ağustos’ta açıkladı. Açıkladıkları deklarasyonla seferberlik ilan eden kurumlar, Kürtçenin toplumda yaygınlaşması için yapacakları çalışmaları kamuoyuyla paylaştı. Kurumlar, devletin Kürt diline yönelik inkar ve asimilasyon politikalarıyla birlikte son dönemlerde Kürt dil ve kültürüne yönelik ırkçı saldırılara cevap olmayı amaçlayan deklarasyonla siyasi parti, kurum, belediye ve halka çağrıda bulundu.

    Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, çağrıya katılan kurum temsilcileri, Kürtçeye dönük saldırılara cevap olacaklarını kaydetti.

    “KÜRT DİLİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Partisi) Dil ve Kültür Komisyonu Eş Sözcüsü Heval Dilbihar, asimilasyon politikaları ve saldırıların Kürt halkının dilini ve değerlerini ortadan kaldırmayı amaçladığını belirterek, buna karşı yayınladıkları deklarasyonla Kürt dili için mücadeleyi büyüteceklerini söyledi. Dilbihar, “Kürt dilinin korunmasını ve mücadelesini her yerde büyütmek amacındayız. Köylerde, mahallelerde, kurumlarda ve halk arasında Kürtçeyi yaygınlaştırmamız gerekiyor. Her Kürt evini Kürtçe dil okulu haline getirmelidir. Hedeflerimizden biri de Kürt dilinin eğitim statüsüne ve resmi dile kavuşmasıdır. Kürt dili kırmızı çizgimizdir. Bu nedenle Kürt dilinin statüsü için mücadelemizi yükselteceğiz” dedi.

    “SALDIRILARA CEVAP OLACAĞIZ”

    Arî Araştırma ve Kültür Derneği (ARİ-DER) eğitmenlerinden Şînda Ayazgül, saldırılara cevap olacaklarını belirterek, “Kürt diline ve kültürüne yönelik saldırılar, asimilasyon politikalarıyla bağlantılı bir şekilde devam ediyor. Dil millet olma ölçütümüzdür. Bu nedenle deklarasyonla toplumda ve kurumlarda kendi dilini kullanma konusunda bir farkındalık yaratmak istiyoruz. Bu nedenle Cizîr’de bir araya gelerek saldırılara karşı ortak seferberlik ilan ettik. Sonraki süreçlerde yapacağımız çalışmalarla asimilasyon politikalarına ve saldırılara karşı cevap olmayı amaçlıyoruz” diye konuştu.

    “KÜRTÇENİN SESİ HER YERDE YÜKSELECEK”

    Cizîr Birca Belek Dil ve Kültür Derneği Eş Başkanı Cahit Akıl, Kürt dil mücadelesini her yerde büyütmek için seferber olacaklarını vurgulayarak, “Yıllardır Kürt diline yönelik baskı ve yok etme politikaları devam ediyor. Fakat son dönemde Kürt dili ve kültürüne yönelik saldırıların düzeyi arttı. Bu saldırılara karşı koymak için Kürtçenin daha fazla konuşulması gerekiyor. Eğer Kürtçe yaşamın her alanında konuşulur ve mücadelesi verilirse asimilasyon politikaları ve bu saldırılar amacına ulaşamaz. Deklarasyon ile birlikte toplantı, panel, konferans gibi etkinliklerle Kürtçe konusunda farkındalık yaratacağız. Kürtçenin sesini her yerde yükselteceğiz” şeklinde konuştu.

    Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği (MED-DER) yöneticilerinden Berivan Duman ise hayata geçirecekleri projelerle Kürtçe konuşma bilincini oluşturmayı amaçladıklarını kaydederek “Mahalle mahalle, köy köy ve her alanda çalışmalar yaparak halkı bilinçlendireceğiz. Aynı zamanda parklarda çocuklar ve aileler ile bir araya gelerek Kürtçe etkinlikler yapacağız” diye belirtti.

    “DİLİNİZİ HER YERDE KONUŞUN”

    Ferat Dil ve Kültür Araştırmaları Derneği (Ferat-Der) yöneticilerinden Yusuf Bağırcı da şunları kaydetti:

    “Kürtçeye yönelik saldırılar yeni değil. Bu saldırılara cevap olmanın tek yolu her yerde Kürtçe konuşmak, Kürtçe öğrenmek ve Kürtçe yaşamaktır. Özellikle annelerin çocuklarıyla Kürtçe konuşması ve onlara Kürtçe öğretmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde Kürtçenin korunmasını sağlayabiliriz. Deklarasyon ile birlikte bu çerçevede çalışmalarımızı başlatıp mücadelemizi yükselteceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Şırnak’ta ‘Konuş, sen nerelisin’ diye soran yurttaşa soruşturma açıldı

    Şırnak’ta ‘Konuş, sen nerelisin’ diye soran yurttaşa soruşturma açıldı

    PİRHA-Şırnak’ta taşımalı askerlerin oy kullanmasına “Konuş, sen nerelisin?” sözleriyle tepki gösteren Süleyman Salğucak hakkında soruşturma açıldı.

    Şırnak’ta 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde Tümgeneral Ömer Keçecigil İlk ve Ortaokulu’nda oy kullanan taşımalı asker ve polislere “Konuş, sen nerelisin?” şeklinde tepki gösteren Süleyman Salğucak hakkında soruşturma açıldı. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, Salğucak hakkında “seçim kanununa muhalefet” ve “seçmenin oy kullanmasını engelleme” iddialarıyla soruşturma açtı.

    ‘TALİMAT ALDINIZ MI’ DİYE SORULDU

    Salğucak, soruşturma kapsamında İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifade verdi. Salğucak’a, “Konuş, sen nerelisin?” söylemi nedeniyle talimat alıp almadığı soruldu. Yine emniyet ifadesinde “Mahalli İdareler seçimlerinde oyunuzu nerede kullandınız?”, “Tuğgeneral Ömer Keçecigil Ortaokuluna kim tarafından kimlerle birlikte götürüldünüz?”, “Oy kullanmaya gelen sivil kıyafetli vatandaşların önüne geçerek ‘Konuş, sen nerelisin?’ şeklinde söylemlerde bulunma talimatı aldınız mı veya bu şekilde yönlendirildiniz mi?” ve “Sizinle birlikte orada bulunan kişilerin oy kullanmasını engellemeye yönelik eylemlerde bulunan kişiler kimlerdir?” şeklinde sorular yöneltildiği öğrenildi.

    “KÜFRETMEDİM, HAKARET ETMEDİM”

    Süleyman Salğucak ise daha önceki seçimlerde Ömer Keçecigil İlkokulu’nda oy kullandığını ancak son seçimlerde kaydının başka bir okula aldığını öğrendiğini söyledi. Bu durumu okulun önüne geldiği vakit öğrendiğini aktaran Salğucak, şunları söyledi:

    “Oy kullanacağım okula gideceğim esnada okulun 50 metre aşağısında otobüsten askerler indi. Tek sıra halinde oy kullanmaya gelen sivil şahısların asker olduğunu ve oy kullandığını anladım. Bu sebeple ‘Konuş, sen nerelisin’ diye sordum. Otobüslerin Şırnak plakası olmaması sebebiyle askerlerin oy kullanmaya il dışından geldiğini düşünerek söyledim. Oy kullanmaya gelenlere küfretmedim, hakaret etmedim, taş atmadım sadece sordum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Şırnak’ta kadını taciz eden uzman çavuş darp edildi

    Şırnak’ta kadını taciz eden uzman çavuş darp edildi

    PİRHA- Şırnak’ta sokakta bir kadını taciz eden uzman çavuş, yurttaşlar tarafından darp edildi. 

    Şırnak’ta akşam saatlerinde bir uzman çavuşun bir kadını taciz ettiği belirtildi. Edinilen bilgilere göre, Dicle Mahallesi’nde uzman çavuş bir kadını taciz etti. Tacize müdahale eden çevredeki yurttaşlar uzman çavuşu darp etti.

    Hastaneye kaldırılan uzman çavuşun durumunun kritik olduğu öğrenildi.

    Olay hakkında soruşturma başlatıldığını duyuran Şırnak Valiliği, 4 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Doğan’dan veri akışının durdurulmasına tepki: Başarısızlığınızı gizleyemezsiniz-VİDEO

    Doğan’dan veri akışının durdurulmasına tepki: Başarısızlığınızı gizleyemezsiniz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, seçim sonuçları gelmeye devam ederken konuya ilişkin açıklama yaptı. Doğan, “Kars’ta oy sayımı durdurulmuş durumda, Şırnak’ta veri akışı durdurulmuş gurumda. Şırnak İl Merkezimiz gazlandı. İl Merkezimiz gazlanıyor ve gözaltına alınıyoruz. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Başarısızlığınızı gizleyemezsiniz” diye konuştu.

    Seçim sonuçları gelmeye devam ederken Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Genel Merkezi’nde sonuçlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “ŞIRNAK İL MERKEZİMİZ GAZLANDI, ONLARCA GENÇ GÖZALTINA ALINDI”

    DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Partinin önde olduğu bazı illerde yayın akışının kesildiğini ve sandıkların yakılıp, açılmasının engellendiğini belirterek şunları söyledi:

    “Birkaç il ile ilgili buradan yetkililere sesleniyoruz; akışın durdurulması ne demek geçen seçimden biliyoruz. Bu şekilde başarısızlığınızı gizleyemezsiniz. Kars’ta oy sayımı durdurulmuş durumda, Şırnak’ta veri akışı durdurulmuş gurumda. Şırnak İl Merkezimiz gazlandı. İl Merkezimiz gazlanıyor ve gözaltına alınıyoruz. Ne yapmaya çalışıyorsunuz? Buradan tüm yetkilileri uyarıyoruz; kayyum seçmenlerle yapamadığınızı başka yollar ile yapmaya çalışmaktan vazgeçin. Lütfen oylarınızı koruyun, iradenize sahip çıkın. İl Merkezlerimizi gazlamak, onlarca gencimizi gözaltına almak beyhude çabalar. Zaferimizi engelleyemeyeceksiniz.”

    PİRHA/ANKARA

  • 980 haftadır haykırıyoruz: Hiçbir fail ve sorumlu cezalandırılmadı!

    980 haftadır haykırıyoruz: Hiçbir fail ve sorumlu cezalandırılmadı!

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 980’inci haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfillerle geldi. Okunan basın açıklamasında “Güçlükonak Katliamı için adalet” çağrısı yapıldı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

    Abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’nda buluşan Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları, eylemlerinin 980. haftasında basın açıklaması yaptı.

    Cumartesi Anneleri adına açıklamayı Maside Ocak okudu. Ocak’ın okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “GÜÇLÜKONAK KATLİAMI İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    980. haftamızda bizimle özdeşleşen Galatasaray Meydanı’na girişimizi engelleyen polis bariyerlerinin önündeyiz.

    980 haftadır haykırıyoruz: Yüzlerce insanın gözaltında kaybedildiği bu topraklarda hiçbir fail ve sorumlu cezalandırılmadı. İnkâr ve cezasızlık siyaseti, kayıplarımıza ve adalete ulaşmamızı imkânsız kıldı.

    Her cumartesi Galatasaray’dan bu söylediklerimizi doğrulayan kayıp dosyalarını kamuoyu ile paylaşıyor ve gerçeklerin toplumsal hafızada yer alması için mücadele ediyoruz.

    980. haftamızda, 28 yıl önce gözaltına alınan 11 kişinin bir minibüs içerisinde kurşunlanıp, yakılmasıyla sonuçlanan Güçlükonak Katliamı için adalet istiyoruz.

    Devletin resmi kayıtlarına da geçen Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu’nun raporuna göre; 1996 yılının 10-12 Ocak tarihleri arasında askerler, Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine baskın düzenledi. Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’u gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldü. Köylüler burada ağır işkence sonucunda öldürüldü.

    15 Ocak 1996 tarihinde de Koçyurdu köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltında tutulanları serbest bırakacaklarını, onları almak için tabura bir minibüs göndermelerini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi. Korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti.

    Tabura gelen korucular da öldürüldü ve daha önce öldürülen 6 köylü ile birlikte, 10 kişinin cansız bedenleri minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına da çuval geçirildi. Ramazan Nas’ın kullandığı minibüs jandarmanın kontrolünde yola çıktı. Yol askerler tarafından trafiğe kapatıldı.

    Minibüs bir noktaya gelince aracın içindeki jandarmalar inerek uzaklaştı. Ardından minibüs önce silahla tarandı. Atılan roketler sonucu minibüsün içindeki 10 kişinin bedeni kömür haline geldi. Kaçmaya çalışan sürücü de taranarak öldürüldü. Adeta kül olmuş bedenler, ailelere teslim edilmedi. Üzerinde kimliklendirme çalışması yapılmadan, dini vecibeler yerine getirilmeden güvenlik güçlerince toplu halde gömüldü.

    “BU KATLİAMI DEVLET GÜÇLERİ YAPMIŞTIR”

    Olayı araştırmak üzere, Barış İçin Bir Araya Çalışma Grubu bir heyetle olay yerine gitti. Heyetin ulaştığı bilgi ve tanıklıklar resmi açıklamalar ile tümüyle çelişiyordu.

    Heyet ulaştığı bütün bilgi, bulgu ve belgeler ışığında kamuoyuna, “Bu katliamı devlet güçleri yapmıştır” açıklamasında bulundu ve raporlarıyla birlikte Diyarbakır DGM, Olağanüstü Hâl Bölge Valiliği ve Genelkurmay’a başvurdu. Savcılıklara suç duyurusunda bulundu. Ancak yapılan tüm girişimler sonuçsuz kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınan davada ise Türkiye, etkin soruşturma yükümlülüğünü ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma haklarını ihlal ettiği için mahkûm oldu. (Başvuru no:33420/96 ve 36206/97)

    “ADALETİN SAĞLANMASI GÖREVİNİZİ YERİNE GETİRİN”

    980. haftamızda adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Dönemin Devlet Bakanı Adnan Ekmen ve dönemin Şırnak İl Jandarma Merkez Bölük Komutanı Yüzbaşı Özcan Tozlu’nun devlet bağlantısına işaret ettiği Güçlükonak Katliamı’nda yaşananlar konusunda sorumluluk almanızı talep ediyoruz. Bu katliamın detaylarını açığa çıkartarak, faillerin üzerindeki cezasızlığı sona erdirerek, adaletin sağlanması görevinizi yerine getirin. Kayıp yakınlarının adalet ve dürüstlük beklentilerine cevap vermek için gerekli adımları atın.

    Kaç yıl geçerse geçsin Güçlükonak Katliamında katledilen 11 insanımız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.

    “GALATASARAY MEYDANI BİZE AÇILSIN”

    Cumartesi Anneleri’nin 980’nci hafta eyleminde Güçlükonak Katliamı’nda yaşamını yitiren Ahmet Kaya’nın kızı Hayriye Kaya da söz aldı. Kaya şu konuşmayı yaptı:

    “Ben Ahmet Kaya’nın küçük kızıyım. 8 yaşındaydım, benim babam asker tarafından yakalandı. Biz babamızın arkasından ağladık, bizimle dalga geçtiler. Asla unutmuyoruz. Biz adaletin yerine gelmesini istiyoruz. Adalet yerini bulsun, Galatasaray Meydanı bize açılsın istiyoruz. Biz de Türkiye Devleti’nin vatandaşıyız, biz neden ezildik? Neden yetim kaldık? Ben 8 yaşında babasız kaldım. Okuyamadım. Yazık değil mi bize? Kimin ne hakkı vardı bize bunu yaşatmaya?”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK/ İSTANBUL

     

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • Taybet Ana’nın katledilmesinin 8. yılı; cansız bedeni 7 gün sokakta bekletilmişti

    Taybet Ana’nın katledilmesinin 8. yılı; cansız bedeni 7 gün sokakta bekletilmişti

    PİRHA- Toplumda Taybet Ana olarak bilinen Taybet İnan’ın sokağa çıkma yasağı gerekçesiyle keskin nişancı askerler tarafından vurularak katledilmesinin ve cansız bedeninin 7 gün boyunca sokak ortasında bekletilmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Aradan geçen yıllara rağmen konuya ilişkin adil bir yargılama olmadı.

    Şırnak’ın Silopi ilçesinde 14 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı gerekçesiyle Taybet İnan’ın katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından hazırlanan rapora göre, ilçede Temmuz 2015 ile Ekim 2016 tarihleri arasında ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve devlet güçlerinin saldırılarında, yaşları 11 ile 75 arasında değişen 68 kişi yaşamını yitirdi, 500’ü aşkın ev tahrip edildi.

    Gazi, Ümraniye, Sivas, Maraş, Suruç, Gar, Roboski, Dar Geçit ve daha nice katliamla bir türlü yüzleşme sağlanamadığı gibi Taybet Ana’nın katilleri de yargılanmadı. Aradan geçen 8 yıla rağmen Taybet İnan’ı 10 kurşunla katleden ve cenazesini 7 gün 7 gece sokak ortasında bekleten katiller, aramızda dolaşmaya devam ediyor.

    PİRHA/ŞIRNAK

  • İHD Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu: Çocuk intiharları yüzde 40 oranında arttı!

    İHD Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu: Çocuk intiharları yüzde 40 oranında arttı!

    PİRHA – İHD Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu, 2022 yılında yaşanan 4146 intihar vakasından 491’nin çocuk intiharı olduğuna işaret etti. Çocuk intiharlarının araştırılması gerektiğini belirten komisyon, çatışmalar ve ekonomik krizin, çocuklar üzerindeki etkilerine de vurgu yaptı.

    İHD Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu, “Çocuk intiharları araştırılsın” çağrısını yaparak yetkililere seslendi. 2022 yılında toplam 491 çocuğun intihar sonucu hayatını kaybettiğini aktaran Çocuk Hakları Komisyonu, süren çatışmalar ve ekonomik kriz nedeniyle çocuklarda umutsuzluk oluştuğuna vurgu yaptı.

    2022 YILINDA 491 ÇOCUK İNTİHARI!

    Yazılı yapılan açıklamada, sosyal destek ve güven ortamından yoksun kalan çocuklarda uyum sorunları ile intihar eğilimlerinin arttığı belirtilirken, şu ifadelere yer verildi:

    “Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan savaş ve çatışmalar en çok çocukları etkilemektedir. Bu savaş ve çatışmalarda en çok çocuklar ölmekte, yaralanmakta ve uzuv kaybı yaşamaktadır. Milyonlarca çocuk göç etmek zorunda kalmakta, mülteci, göçmen durumuna düşmektedir. Sağlıksız koşullarda, eğitimden ve sosyal güvenlikten yoksun yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Ortadoğu ve coğrafyamızda bitmeyen savaş ve çatışmalar nedeniyle çocuklar eşit ve adil bir yaşama erişme imkânı bulamamaktadır. Bugün halen Ukrayna’da, Irak’ta, Suriye’de, Rojava’da ve son olarak da Filistin/Gazze’de her gün onlarca çocuk bu savaş ve çatışma ortamlarında hayatlarını kaybetmektedir.

    “ÜLKELERİN EKONOMİLERİ SİLAHA VE SAVAŞ ARAÇLARINA HARCANMAKTA”

    Savaş ve çatışma ortamları toplumsal barışı ortadan kaldırdığı gibi, ekonomik ve sosyal yapıyı da bozmaktadır. Ülkelerin ekonomileri çocukların ve toplumun refahını artırmak için harcanmak yerine “güvenlik” gerekçesiyle silaha ve savaş araçlarına harcanmaktadır. Bu politikaların ısrarla uygulanması toplumsal dokuyu bozmakta, yoksulluk, işsizlik artmakta, daha az sağlık, daha az eğitim olarak topluma geri dönmektedir. Bitmeyen güvenlikçi politikalar toplumun tüm fertlerinde olduğu gibi çocuklarda da umutsuzluğa ve güvensizliğe yol açmaktadır.

    Coğrafyamızda 40 yılı aşkın bir süredir süren “düşük yoğunluklu” çatışma ortamı en çok çocukları etkilemiş, çocuklar köylerini, şehirlerini terk etmek zorunda kalmıştır. Köylerden kent merkezlerine göç eden aileler ve çocuklar ciddi adaptasyon sorunları yanında ekonomik ve sosyal sorunlarla da uğraşmak zorunda kalmıştır. Sosyal destek ve güven ortamından yoksun kalan çocuklarda uyum sorunları ile intihar eğilimlerinin de arttığı gözlenmektedir.

    TÜİK’in geçtiğimiz aylarda açıkladığı 2022 yılı toplam 4146 intihar vakalarının 81’i 15 yaş altı; 410’u da 15-19 yaş aralığındaki çocuklar olmak üzere 2022 yılında toplam 491 çocuğun intihar sonucu hayatını kaybettiğini göstermektedir. 2021 yılında ise 15 yaş altı 71; 15-19 yaş aralığında ise 377 çocuğun intihar ettiği açıklanmıştır.”

    “ÇOCUK VE GENÇ İNTİHARLARI ÜRKÜTÜCÜ BOYUTLARA ULAŞTI”

    İHD Merkezi Çocuk Hakları Komisyonu, yakın zamanda Şırnak’ta yaşanan intihar vakalarını da hatırlatarak şu ifadelere yer verdi:

    “Son bir hafta içerisinde Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 yaşındaki I.A adlı çocuğun evde intihar ederek hayatını kaybettiği basına yansıdı. Yine Cizre’de 16 yaşındaki Z.C ile 17 yaşındaki Z.C adlı iki kız kardeşin Dicle Nehrine atlayarak intihar girişiminde bulundukları 16 yaşındaki çocuğun kurtarılarak hastaneye kaldırıldığı, 17 yaşındaki çocuğun ise nehirde kaybolduğu ve halen bulunamadığı bilgisi kamuoyuna yansıdı.

    Son zamanlarda Türkiye’nin her yerinde çocuk ve genç intiharlarında artışın ürkütücü boyutlara ulaştığını maalesef büyük bir kaygı ile izliyoruz. Son iki yılda çocuk intiharlarının yüzde 40 oranında arttığı istatistiki verilerle ortaya konmaktadır. Bu verileri detaylı bir şekilde incelediğimizde bazı bölgelerde kız çocuğu intiharlarının daha fazla olduğu görülmektedir.

    Çocuk intiharlarının ekonomik, sosyal ve kültürel yapıların olumsuz etkileri nedeniyle gelişebileceği gibi, savaş ve çatışma ortamlarının yarattığı baskılar, kuşatılmışlık hissi, umutsuzluk ve değersizlik duygusundan kaynaklı olarak da gelişebilmektedir. Türkiye’de yaşanan çocuk intiharlarında büyük oranda ekonomik yoksulluk, erken yaşta zorla evlilikler, çocuk cinsel istismarı gibi nedenlerin de etkili olduğu bilinmektedir. Ayrıca Kürt illerinde yıllardır devam eden çatışma, yasaklar ve toplumsal gerilimin yarattığı güvensizlik ve umutsuzluğun da intiharlarda etkili olduğu bilinmektedir.

    Cizre’de yaşanan son çocuk intiharları başta olmak üzere tüm çocuk intiharları etkili bir şekilde soruşturulmalı, çocukları intihara sürükleyen ekonomik, sosyal ve psikolojik nedenler tespit edilerek çocukları güçlendirecek politikalara öncelik verilmelidir.

    Çocuk intiharları soruşturulsun. Çocuk haklarına dair sözleşme uygulansın.”

    PİRHA/ANKARA

  • Şırnak’ta gözaltına alınan 22 kişi serbest bırakıldı

    Şırnak’ta gözaltına alınan 22 kişi serbest bırakıldı

    PİRHA – Şırnak’ta ihbar olduğu iddiasıyla gözaltına alınan aralarında çocuklarında bulunduğu 22 kişi serbest bırakıldı.

    Şırnak’ın Silopi ile Cizre ilçelerinde 25 Kasım’da yapılan ev baskınlarında aralarında çocukların da olduğu 22 kişi “ihbar” olduğu iddiasıyla gözaltına alındı. Gözaltına alınan 22 kişi Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Bugün emniyetteki işlemleri tamamlanan 22 kişi adliyeye getirildi.

    Savcılıkta ifadesi alınan 17 kişi serbest bırakılırken, 5 kişi de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Darp edilerek gözaltına alınan gazeteciler, İnsan Hakları Derneği’ne başvurdu

    Darp edilerek gözaltına alınan gazeteciler, İnsan Hakları Derneği’ne başvurdu

    PİRHA-Şırnak’ta 25 Kasım eylemini takip ederken darp edilerek gözaltına alınan gazeteciler, İHD’ye başvuruda bulundu. Polis şiddetini çekmelerini istemedikleri için gözaltına alındıklarını söyleyen MA Muhabiri Zeynep Durgut, “Gözaltında da polislerin işkencesine, hakaretlerine maruz kaldık. Araç içerisinde saatlerce kelepçeli bir şekilde bekletildik. Yaşananları topluma duyurmaya devam edeceğiz” dedi.

    Şırnak’ta 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yapılan eylem sırasında darp edilerek gözaltına alınan ve teknik ekipmanları kırılan gazeteciler, İnsan Hakları Derneği (İHD) Şırnak Şubesi’ne başvurdu.

    Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri Zeynep Durgut ve Ömer Akın ile JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin, başvuru sonrası dernek binasında açıklama yaptı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Şırnak Milletvekili Nevroz Uysal Aslan ile İHD Şırnak Şube Eşbaşkanı Haşım Toğurlu da açıklamaya katıldı.

    “BİZİM ŞİDDETİ ÇEKMEMİZİ İSTEMEDİLER”

    Eylemci kadınlarla birlikte gözaltına alındıklarını söyleyen MA muhabiri Zeynep Durgut, “Polisler bizi tanımasına rağmen gözaltı yaptılar. Çünkü bizim şiddeti çekmemizi istemediler. Gözaltında da onların işkencesine, hakaretlerine maruz kaldık. Araç içerisinde saatlerce kelepçeli bir şekilde bekletildik. Yaşananları topluma duyurmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    “ŞİDDETE MARUZ KALDIK”

    JINNEWS muhabiri Rozerin Gültekin ise, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü’nde şiddete maruz kaldık. Gültekin, kadın olmaları ve özgür basın çalışanı olmaları nedeniyle şiddete maruz kaldık. İktidara yakın basın mensuplarına bir müdahale edilmezken, biz tehdit edilerek gözaltına alındık. Kadınlar da işkenceyle gözaltına alındı. Bu işkence görüntüleri biz gözaltına alındığımız için çekilmedi. Kameramı kırmak için şiddet uyguladılar. Bunun sonuncunda parmağımda çatlak oluştu” diye belirtti.

    “NE İŞKENCE NE DE TUTUKLAMA BİZLERİ YILDIRMAYACAK”

    MA muhabiri Ömer Akın ise şunları dile getirdi:

    “Gözaltına alındıkları gün Anadolu Ajansı ve iktidara yakın medya kuruluşlarının muhabirlerinin de olduğuna ancak onlara herhangi bir engelleme yapılmadı. 10-15 polis etrafımı sardı. Kameramı zorla benden alıp, tekme ve yumruklarla darp ettiler. Sesleri kendi kameralarına girsin diye ‘direnme’ diye bağırıp darp etmeye devam ediyorlardı. Bu esnada kameramın yere vurulduğunu gördüm. Daha sonra beni yüzüstü yere yatırıp sırtıma çıktılar. Ardından yerdeyken plastik kelepçeyle ters kelepçe yaptılar. Araca bindirildikten sonra polislerden biri küfür edip, ‘sana çekme demedik mi?’ dedi. ‘Darp yoktur’ raporu verildi. TEM polisi, ‘seni bir daha buralarda görsem daha çok döveriz’ diye tehdit etti. Gözaltına alındığım sırada çektiğim görüntülerin silinmesi için kameram polisler tarafından kırıldı. Emniyetteyken yanıma getirilen kameramı kontrol ettiğimde kameranın SD kart okuyucu bölümünün kırıldığını gördüm. Gözaltına alınmadan önce çektiğim görüntüleri yok etmeye çalıştıkları anlaşılıyor. Apê Musa’dan devir aldığımız gelenekle bugün de yarın da çalışmaya devam edeceğiz. Ne işkence ne tutuklama bizleri yıldırmayacak.”

    “SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

    İHD Şırnak Şube Eş Başkanı Haşim Toğurlu ise, “Başvuruların detayına baktığımız zaman kolluk kuvvetlerinin orantısız bir şekilde işkenceyle kendilerini gözaltına alındıklarını dile getirdiler. Buna ilişkin savcılığa suç duyurusunda bulunacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kız çocuklarının okula gidememe nedeni ‘karma eğitim’ değil var olan yoksulluk’

    ‘Kız çocuklarının okula gidememe nedeni ‘karma eğitim’ değil var olan yoksulluk’

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Milletvekili Ayşegül Doğan, kız çocuklarının okullaşma oranındaki azalmaya dikkat çekti. Doğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e “Kız çocukların eğitim hakkından yoksun bırakılmasının temel nedeni karma eğitim midir?” sorusunu yöneltti.

    Yeşil Sol Parti Şırnak Milletvekili Ayşegül Doğan, okullardaki kız öğrenci oranındaki azalmaya işaret etti. Doğan, kız çocuklarının okullaşma oranındaki azalmanın tek nedeninin karma eğitime dayandırılmasını eleştirerek konuyu meclis gündemine taşıdı.

    Ayşegül Doğan, velilerin çocuklarına beslenme çantası hazırlayamadıklarını belirterek en temel sorunlardan birisinin sağlıklı beslenme olduğunu vurguladı. Hayat pahalılığına vurgu yapan Doğan, velilerin özellikle kırtasiye ve okul malzemelerini almakta zorlandıklarını ifade etti.

    Ayşegül Doğan, ekonomik krizin çocukların okullaşmasında ciddi aksamalara yol açtığını, özellikle de kız çocukların eğitim hakkından mahrum kalmasına neden olduğunu vurguladı.

    Doğan, Milli Eğitim Bakanının okullaşma oranındaki azalmanın gerçekçi nedenlerini ortaya koymayıp, kız çocukların okula gitmeme nedenini “karma eğitim” olarak ifade etmesini de şu sözlerle eleştirdi:

    “TÜİK’in açıkladığı verilerde dahi, yılda 13 binden fazla ‘kız çocuğu’ aile baskısı nedeniyle evlendirilmektedir. Çocuk işçiliği ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri nedeniyle ‘çocuk evliliklerinin’ sayısı ise her geçen gün artmaktadır. Son 10 yılda evlendirilen kız çocuğu sayısı 300 bini aşkındır. Kız çocuklarının okula gitmeme nedeni, eğitimde fırsatların eşit sunulmaması, eğitim sisteminin sürekli yap poz şeklinde değiştirilmesi ile ailelerin yaşadığı ekonomik zorluklardır. Kız çocukların okula gidememe nedeni ‘karma eğitim’ değil var olan yoksulluk!

    Milli Eğitim Bakanlığı kız çocukları başta olmak üzere çocukların okullaşma oranını artırmak hedefinde ise velilerin sırtındaki ekonomik yükü ortadan kaldıracak planlama yapmalıdır. Okullarda bir öğün ücretsiz yemek, kırtasiye ve okul masraflarını karşılayacak planlar hayata geçirmelidir.

    Karma eğitim, erkek ve kızların her türlü eğitim çalışmasını birlikte yürütmeleri için uygun öğrenme ortamlarının oluşturulduğu, pedagojik açıdan çok yönlü özellikler içeren bir uygulamadır. O nedenle karma eğitimin kaldırılmasını tartışmaya açmak kabul edilemez. Umarım ki Bakanlık 2024 bütçesinde eğitimde fırsat eşitliğini artıracak çalışmalara yönelik harcama yapacaktır.”

    “TEK CİNSİYETE DAYALI BİR EĞİTİM SİSTEMİNİ SAVUNMAK YERİNE…”

    Ayşegül Doğan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yanıtlaması istemi ile şu soruları yöneltti:

    “Kız çocukların eğitim hakkından yoksun bırakılmasının temel nedeni karma eğitim midir?

    Artan yoksullaşma ve ekonomik kriz nedeniyle çocuklarını, özellikle kız çocuklarını okula gönderemeyen aile sayısı kaçtır? Bakanlık tarafından bunun tespiti için herhangi bir çalışma yapılmış mıdır?

    Bakanlığın, kız çocuklarının okullaşma oranını artırmak için herhangi bir çalışması var mı?

    2019-2023 yılları arasında ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerinde eğitimine ara veren, okulu bırakan kız/erkek öğrenci sayısı kaçtır? Öğrenciler, hangi nedenler ile eğitime ara vermiş, okulu bırakmıştır?

    Eğitimde yaşanan eşitsizliğin önlenmesi için Bakanlığınızca yürütülen bir çalışma mevcut mudur?

    Kız çocukların okullaşma oranı ile karma eğitim arasında bağ kurmak yerine, bu oranı artırmak için Bakanlık başka hangi projeler üzerinde çalışmaktadır?

    Yoksul aile çocuklarının okul ve beslenme giderlerinin, Bakanlığınız tarafından karşılanması ile ilgili bir çalışmanız var mı?

    Bakanlık tek cinsiyete dayalı bir eğitim sistemini savunmak yerine, sistemdeki sorunların çözümü için konunun tarafları ile bir araya gelerek projeler üretmeyi değerlendirecek mi?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Celal Fırat’tan Omerka Derneği’ne ziyaret

    Milletvekili Celal Fırat’tan Omerka Derneği’ne ziyaret

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Omerka Aşireti mensubu yurttaşlarla buluştu. Omerka Derneğindeki buluşmada konuşan Fırat, “Hazreti Ali’ye ‘Devletin dini ne olmalı diye?’ sormuşlar. ‘Adalet olmalı’ diyerek cevap vermiş. Şu an Türkiye’de maalesef adalet olmadığını hepimiz görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü, Zeytinburnu İlçe Eş Başkanları Nezir Erdemci ve Rahime Düştü ile birlikte Mardin ve Şırnak’a bağlı 28 köyün oluşturduğu Omerka Derneğini ziyaret etti.

    Yoğun ilginin oluştuğu buluşmada konuşan Milletvekili Celal Fırat, Malatyalı bir Kürt ve Alevi yurttaş olduğunu belirterek, uzun yıllardır hak mücadelesi yürüttüğünü söyledi.

    “HERKESİ DIŞLAYAN BİR ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Celal Fırat, Türkiye’deki koşulların, tüm toplumsal kesimleri baskıladığını vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “Konuşmama şöyle bir kelam ile başlamak istiyorum; bir Alevi Bektaşi dedesine cenazede ‘Baba erenler, şimdi bu tabutun önünde mi arkasında mı sağında mı solunda mı duralım?’ diye sormuşlar. Baba erenler ise ‘Tabutun içinde durmayın da neresinde durursanız durun’ demiş. Şu anda esasında hepimizin içinde olduğu dönem bu dönem. Gerçekten hepimiz çok büyük sorunlar yaşıyoruz. Türkiye’de herkesi ötekileştiren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Cumhuriyetin 1. yüzyılından bugüne kadar hep katliamlar yaşadık. Maalesef demokratik olmayan yasalar önümüze konulmuş durumda. Tamamen tek tipleştirme üzerinden özellikle 1921 anayasasından bahsedilir. O günden bugüne kadar da hep katliamlarla geçmiş. Şu 21 sene içerisinde AKP, mağduriyetler üzerinden siyaset yürüttü ama şu an herkesi ötekileştiren, kendi gibi düşünmeyen herkesi dışlayan bir zihniyetle karşı karşıyayız. Şu an binlerce arkadaşımız cezaevlerinde, on binlerce insan ise siyasi yasakları nedeniyle yurt dışından gelemiyorlar. Bu anlamıyla Hazreti Ali’ye ‘Devletin dini ne olmalı diye?’ sormuşlar. ‘Adalet olmalı’ diyerek cevap vermiş. Şu an Türkiye’de maalesef adalet olmadığını hepimiz görüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Polis, başından vurmuştu; AYM: Nihat Kazanhan’ın öldürülmesi yaşam hakkı ihlali

    Polis, başından vurmuştu; AYM: Nihat Kazanhan’ın öldürülmesi yaşam hakkı ihlali

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) polisler tarafından katledilen Nihat Kazanhan davasında emsal karar verdiğini belirten Şırnak Barosu Başkanı Rojhat Dilsiz, “Bu karar ‘hukuka ne kadar aykırı davranırsak da soruşturma geçirmeyeceğiz’ algısını bertaraf etmesi açısından önemlidir” ifadelerini kullandı.

    Şırnak’ın Cizre ilçesinde 14 Ocak 2015 günü polisler tarafından öldürülen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ın davasına ilişkin kararın gerekçesini açıklayan Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğini vurguladı. Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre kararda “Yaşam hakkının ihlal edildiği ve haksız tahrik indiriminin uygulanamayacağına ve bu durumun benzer ihlallerin önüne geçilmesi amacına matuf caydırıcılığı da engellediği sonucuna varmıştır” ifadeleri kullanıldı.

    “UZUNCA BİR SÜREDEN BERİ MÜCADELE VERDİK”

    Kazanhan ailesi avukatı ve Şırnak Barosu Başkanı Rojhat Dilsiz, AYM’nin gerekçeli kararını değerlendirdi.

    Dilsiz, 7 yıldır cezasızlık politikasına karşı mücadele verdiklerini belirtirken, “AYM’nin Kazanhan dosyası hakkında verdiği karar, başvuru sürecinde belirttiğimiz noktalara işaret etmesi açısından önemlidir. AYM’nin verdiği bu karar bizi bir açıdan mutlu etti. Benzer olayların önüne geçmek ve bu şekilde suç işlemesinin önüne geçebilmek için uzunca bir süreden beri mücadele verdik” dedi.

    AYM’nin Kazanhan kararının emsal teşkil ettiğini söyleyen Dilsiz, şöyle konuştu:

    “AYM, 12 yaşındaki bir çocuğun polis tarafından hedef gözetilerek öldürülmesine dair yerel mahkeme tarafından verilen kararın yanlış olduğunu ve haksız tahrik indiriminin uygulanamayacağını dile getirmiştir. AYM, hem soruşturma aşamasında hem de yargılama süresi boyunca suç ve ceza arasında orantılılık ilkesine uyularak ceza verilmesini talep etti. Yerel mahkeme ceza verirken haksız tahrik indiriminde bulunmuştu. İstinaf ve Yargıtay da cezayı onadı. AYM’nin, bizim değindiğimiz hususlara değinerek dosyayı yerel mahkemeye göndermesi ileride işlenebilecek benzer suçların önüne geçilmesi açısından önemlidir.”

    “AYM’NİN VERDİĞİ KARARLAR BAĞLAYICIDIR”

    Dilsiz, AYM’nin verdiği kararların bağlayıcı olduğunu da ifade ederken, şunları söyledi:

    “AYM ve AİHM’in verdiği kararlar bağlayıcıdır ve tartışılmazdır. Ancak AYM ve AİHM’in Demirtaş ve Kavala dosyaları hakkında verdiği kararlara yerel mahkemeler hukuka aykırı bir şekilde uymadı. Kazanhan dosyası için de yeniden yargılama süreci başlayacak. AYM’nin böyle önemli bir şekilde atıfta bulunduğu hususlar göz önüne alındığında yerel mahkemenin de AYM’nin verdiği karara uyacağını düşünüyoruz. Failin gerektiği cezayı alabilmesi için karar, ceza dairesine gidecek. AYM’nin verdiği bu karara karşı yerel mahkemenin direnme gibi bir tavrının olabileceğini düşünmüyoruz. Ancak bu ülkede son dönemlerde hukukun çoğu zaman katledildiğini ve yasalara uyulmadığını da görüyoruz. Yerel mahkeme AYM’nin kararını uygulamazsa buna karşı tüm kanuni yolları kullanacağız.”

    “AYM’NİN KARARI ÖNEMLİDİR”

    AYM’nin verdiği kararın birçok açıdan önemli olduğuna dikkat çeken Dilsiz, “AYM kararında kolluğu, ‘Her toplumsal olayda tahrik altında kaldığınızda cinayet mi işleyeceksiniz? Sizin böyle bir özgürlüğünüzün olması mümkün değildir’ deniliyor. AYM’nin atıfta bulunduğu bu hususlar caydırıcı olur. Çünkü şöyle bir algı var; ‘Biz ne yaparsak yapalım, toplumsal olaylarda ne kadar hukuka aykırı davranırsak davranalım, soruşturma geçirmeyeceğiz veya yapılan yargılamada cezasızlık politikasından kaynaklı hakkımızda tayin olacak ceza asgari halden verilecek’ algısı oluşuyor. Bu nedenle bu karar onlardaki bu algının bertaraf edilmesi için önemlidir” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    Nihat Kazanhan, 14 Ocak 2015 tarihinde Yafes mahallesinde evine yakın bir boş sahada bir grup çocukla birlikteyken özel hareket polisleri tarafından hedef alınarak katledilmişti. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “Herhangi bir şekilde emniyet görevlilerimizin kurşunlarıyla öldürülmesi söz konusu değil” açıklaması yapmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala ise, polisin silah kullanmadığı iddiasıyla olayı kapatmaya çalışmıştı.
    Ancak olaydan sonra ortaya çıkan görüntüler, Kazanhan’ın silahla başından vurulduğunu ortaya koydu. Görüntülerde, polisin eylemci gruba gaz bombası atarken, çocukların taşla karşılık verdiği, bu sırada Nihat Kazanhan’ın silah sesiyle birlikte yere düştüğü görülüyordu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Roboski Katliamı’nın 11. yılı; aileler hala adalet bekliyor!

    Roboski Katliamı’nın 11. yılı; aileler hala adalet bekliyor!

    PİRHA- Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde, 28 Aralık 2011 gecesi yaşanan TSK bombardımanında çoğu çocuk 34 kişi hayatını kaybetti. Erdoğan, katliam sonrası ailelere tazminat vereceklerini açıkladı. Aileler ise, “Kan parası değil, katillerin cezalandırılmasını istiyoruz” diyerek tazminatı reddetmişti. 

    Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011 gecesi saat 21.39 ile 22.24 arasında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından Irak sınırından geçen köylülere 4 bomba atıldı. Aralarında çocukların da olduğu 38 köylü ve en az 50 katır bulunuyordu. Bombardıman sonucu 34 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerin yarısından fazlası Encü ailesindendi.

    Katliam, gece boyunca ve sabah saatlerinde haber kanallarında yer almadı. Ana akım medya, ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesinde yayımlanan duyuruya kadar konuya yer vermedi.

    Ölenlerin bedeni yanık ve parçalanmış haldeydi. Köylüler kendi cenazelerini kendileri taşımak zorunda kaldı. Battaniyelere sarılmış cansız bedenler katırlarla kilometrelerce taşındı.

    Katliamın ardından çoğu AKP’li üyelerden oluşan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı raporda, ‘Kasıt yok. Sivil idare ile askeri yetkililer arasında koordinasyonsuzluk var’ denildi.

    TAKİPSİZLİK KARARI

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma kapsamında Haziran 2013’te görevsizlik kararı vererek, dosyayı Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına gönderdi. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı da, 7 Ocak 2013’teki gerekçeli kararında, “Gerek şüphelilerin gerekse olayda görev yapan diğer TSK personelinin, TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görevin gereklerini yerine getirdikleri, görev gereklerini yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri, dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldı” diyerek takipsizlik kararı verdi.

    Takipsizlik kararına ailelerin itirazı da 20 Haziran 2014 tarihinde reddedildi. Aileler, ‘Ölenler arasında PKK mensupları vardı’ diyen Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında suç duyurusunda bulundu.

    1108 avukat Anayasa Mahkemesine (AYM) başvurdu. İç hukuk yollarının tükenmesi üzerine yaşamını yitiren 34 kişinin yakını olan 281 kişi adına Ağustos 2016’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yapıldı. AİHM Roboski için yapılan başvuruyu ‘2 gün gecikti’ diyerek reddetti.

    Adalet arayışlarını sürdüren aileler, 11 Mayıs 2012’de katliamın 200. gününde ve 500. gününde askerin gaz bombalı, coplu saldırısına uğradılar. 500. gününde katliamın yapıldığı yere gittikleri için ‘sınır ihlali yaptıkları’ gerekçesiyle 110 kişiye 3 biner lira ceza kesildi. Uludere Sulh Ceza Mahkemesinde haklarında dava açıldı. Ancak mahkeme, ‘Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasının sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne müdahale edici olacaktır… Kolluk kuvvetleri, gösteri yürüyüşünü sınırlandırmak amacı ile değil, aksine vatandaşların güvenliklerini almak için görevlendirilmelidir’ diyerek aileler için beraat kararı verdi.

    AİLELER TAZMİNATI REDDETTİ

    Erdoğan, katliam sonrası ailelere tazminat vereceklerini açıkladı. Ailelerse “Kan parası değil, katillerin cezalandırılmasını istiyoruz” diyerek tazminatı reddetti.

    Aileler, Roboskî İçin Adalet Yeryüzü İçin Barış Derneğini (ROBOSKİ-DER) kurdu. Katliamda kardeşi Serhat’ı kaybeden Veli Encü derneğin başkanlığına seçildi. Ancak dernek KHK ile kapatıldı.

    Katliamın ardından, Diyarbakır’ın merkez Kayapınar ilçesi Diclekent semtinde açılan Rojava Parkı’ndaki Roboskî anıtı parçalanarak kaldırıldı. Heykeltıraş Suat Yakut tarafından yapılan anıtta, 8 füze maketi, avuçlarını açmış ağıt yakan kadın heykeli etrafında katliamda yaşamını yitiren 34 kişinin isimlerinin yazılı olduğu mermerler bulunuyordu.

    Katliamda 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü 7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Şırnak Milletvekili seçildi.

    Encü hakkında, katliamdan sonra köye taziyeye gelen Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’a linç girişiminde bulunduğu iddiasıyla ‘ağırlaştırılmış ömür boyu hapis’ istemiyle dava açıldı. Ferhat Encü’nün 2015 yılında milletvekili seçilmesinden sonra dosyası ayrılarak, yargılanması için Adalet Bakanlığına fezleke gönderildi. Encü’nün dokunulmazlığının kaldırılması ve başka bir soruşturmadan tutuklanması üzerine davalar yeniden birleştirildi.

    Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 4 Kasım 2017’de tutuklanarak cezaevine konulan ve hakkında 22 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan Ferhat Encü’nün tahliyesine karar verildi. 15 Şubat 2017’de cezaevinden tahliye edilen Encü, iki gün sonra tahliyesine yapılan itiraz sonucunda yeniden tutuklandı. “5442 Sayılı İl İdaresi Kanuna aykırılık, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme, bunların hareketlerine katılma ve terör örgütüne üye olma” suçlamalarından 4 yıl 7 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılan Encü, 2 yıllık yeniden tutukluluk süresinin sonunda 14 Haziran 2019 tarihinde tahliye edildi.

    BOMBARDIMANDA HAYATINI KAYBEDENLERİN İSİMLERİ ŞÖYLE:

    Karker Encü: 16 yaşındaydı.
    Seyithan Encü: 21 yaşındaydı.
    Nadir Alma: 26 yaşındaydı.
    Mehmet Ali Tosun: 24 yaşındaydı.
    Şervan Encü: 19 yaşındaydı.
    Nevzat Encü: 19 yaşındaydı.
    Osman Kaplan: 31 yaşındaydı.
    Özcan Uysal: 18 yaşındaydı.
    Selim Encü: 39 yaşındaydı.
    Vedat Encü: 18 yaşındaydı.
    Muhammet Encü:
    Mahsum Encü: 17 yaşındaydı.
    Bilal Encü: 16 yaşındaydı.
    Erkan Encü: 13 yaşındaydı.
    Hüsnü Encü: 20 yaşındaydı.
    Savaş Encü: 14 yaşındaydı.
    Cihan Encü: 19 yaşındaydı.
    Cemal Encü: 17 yaşındaydı.
    Serhat Encü: 15 yaşındaydı.
    Hamza Encü: 21 yaşındaydı.
    Celal Encü: 15 yaşındaydı.
    Şerafettin Encü: 18 yaşındaydı.
    Selam Encü: 22 yaşındaydı.
    Bedran Encü: 13 yaşındaydı.
    Fadıl Encü: 20 yaşındaydı.
    Hüseyin Encü: 20 yaşındaydı.
    Aslan Encü: 17 yaşındaydı.
    Şıvan Encü: 13 yaşındaydı.
    Orhan Encü: 21 yaşındaydı.
    Zeydan Encü: 25 yaşındaydı.
    Salih Encü: 16 yaşındaydı.
    Yüksel Ürek: 21 yaşındaydı.
    Adem Ant: 19 yaşındaydı.
    Salih Ürek: 18 yaşındaydı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cudi’de halk tecride, savaşa ve talana tepki gösterdi

    Cudi’de halk tecride, savaşa ve talana tepki gösterdi

    Şırnak’ta askerlerin tazyikli su ve gaz bombalı müdahalesine rağmen halk, Cudi Dağı’nda süren orman kıyımına tepki gösterdi. 

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Tevgera Jinên Azad (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi öncülüğünde binlerce kişi Şırnak’ta bulunan Cudi Dağı’na yürümek için Milga Şantiye alanında bir araya geldi. Sıcak havaya rağmen buluşan binler, uzun bir süre ekolojik tahribata tepki gösterdi. Halaya duran kitle, sık sık savaşa ve talana karşı slogan attı.

    Bütün yolları onlarca zırhlı araçla abluka altına alan askerler, yürüyüşe izin verilmeyeceğini belirtti. Ancak halk, yürüyüşte ısrarcı oldu. Uzun bir süre yapılan görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine askerler, tazyikli su ve gaz bombaları ile halka müdahale etti.

    “BURADAYIZ”

    Cudi, Lice, Dersim ve Bingöl’de yaşanan orman yangınları ve kesimlerine tepki gösteren  DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk,  şunları dile getirdi: “Ağaçları kesiyorlar. Amaç Kürt halkının bitirilmesiydi. Kürt halkının yaşadığı coğrafyayı bitirmekti. Bugün bundan kaynaklı Botan’a geldik. Yürüyüş gerçekleştirmek istedik. Siz her ne kadar ‘sizi yok edeceğiz’ deseniz de biz de burada olduğumuzu söylüyoruz. Tarihte bizi bitiremediniz. Bundan sonra da mümkün değil.

    Bu saldırılara karşı sonuç alamazsınız. Bizim yolumuz özgürlük yoludur. Kestiğiniz ağaçların yerine yüzlerce ağaç dikeceğiz. Cudi’yi 90’larda yaktınız. Ancak zamanla yeniden yeşerdi. Botan’da Şırnak’ta bugüne kadar geri adım atmadık. Bundan sonra da geri adım atmayız.”

    “YASAKLAR MEŞRU DEĞİL”

    HDP Ekoloji Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez, saldırılara rağmen yürüyüşü gerçekleştirdiklerini ifade ederek, “Türkiye büyük bir ekolojik ve demokratik alanlara yönelik saldırılar altında. Demokratik zemindeki bütün siyasi partilere, ekoloji mücadelesi veren hareketlere, gençlere ve kadınlara saldırılar var. Bu saldırılar altında özellikle ekolojik alanda Türkiye’nin batısındaki rantçı ve talancı, soyguncu sistemin doğayı talan ederken uyguladığı stratejiye, Kürdistan coğrafyasında devletin temel siyasetinin takipçisi olan bugünkü siyasal iktidar, savaş ve işgal politikalarına dönük güvenlik gerekçesiyle doğayı yok etmeye çalışıyor” dedi.

    “SAVAŞ POLİTKALARINA TAVIR ALINMALI”

    Bölgede yeni bir insansızlaştırma operasyonu gerçekleştirildiğini kaydeden Sönmez, “Biz özellikle Türkiye’nin batısında bu konuda duyarsızlık içerisinde olan bütün kurumsal kesimleri harekete geçirmek için buraya geldik. Ancak yine terörize edildik, iktidarın yoğun saldırılarıyla karşılaştık. Yasakların hiçbiri meşru değildir. Biz HDP olarak sokakta ve parlamentoda hem Cudi’yi hem Kaz Dağları’nı hem Bingöl’ü hem Artvin’i birlikte savunmaya, bunun için birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Bugün bu alanlarda yaşanan saldırıları durdurabilmek, ekolojik tahribatı sona erdirmenin yolu aynı zamanda savaş politikalarına karşı tavır almaktan geçiyor. Türkiye’nin batısındaki bütün demokrasi güçlerine bir kez daha buradan çağrıda bulunuyoruz. Bugün antikapitalist mücadeleyi yükseltmek istiyorsak, onun küresel kapitalizmin neo-liberal politikalarının Türkiye’de sona erdirilmesini istiyorsak, Kürdistan coğrafyasında mücadeleyi ortaklaştırmadan bunu gerçekleştiremeyiz. O nedenle biz burada bunun sesi olmaya çalıştık: Bunun için buraya gelen bütün dostları tebrik ediyorum” diye konuştu.

     

     

  • Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Ülkenin dört bir yanında doğa katliamı yaşanıyor-VİDEO

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu: Ülkenin dört bir yanında doğa katliamı yaşanıyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Hozat’ta ve Şırnak’ta yaşanan ağaç kesimine tepki göstermek için basın toplantısı gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Uzun zamandır ülkenin dört bir yanında ağaç katliamı yaşanıyor, yaşanan ağaç katliamlarının bir an önce son verilmesini istiyoruz” denildi.

    Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Hozat’ta ve Şırnak’ta yaşanan ağaç kesimine tepki göstermek için basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın toplantısında platform adına açıklamayı yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi yaptı.

    “HOZAT’TA VE ŞIRNAK’TA AYLARDIR AĞAÇ KATLİAMI YAPILIYOR”

    Uzun zamandır ülkenin dört bir yanında doğa katliamı yaşandığını belirten Çelebi, “Bugün ormanlarımız sermayeye peşkeş çekiliyor, Hozat bölgesinde on binlerce ağaç kesilerek kömür haline getirilip satılıyor. Hozat’ta ve Şırnak’ta ağaç katliamı aylardır devam etmekte. Yaşanan doğa katliamına karşı sesimizi duyurmak ve halkımızı doğamızın talanına karşı duyarlı olmaya çağırıyoruz. Hozat’ta yaşanan ağaç katliamına ilişkin önümüzdeki süreçte eylem planımız olacak. Şırnak’ta yaşanan ağaç katliamının durdurulması için 17 Eylül’de Cizre’de ekolojistler seslerini yükseltecek. Bizde Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak yaşanan ağaç katliamlarının bir an önce son verilmesini istiyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘İnsanın, sınırın, hayatın ve acının eşiğidir Roboski katliamı!’

    ‘İnsanın, sınırın, hayatın ve acının eşiğidir Roboski katliamı!’

    PİRHA – Roboski Katliamı 127. Ay basın açıklamasında bir kez daha “Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla” denildi.

    Şırnak’ın Uludere ilçesinde sınır ticareti yapan 19’u çocuk 34 sivilin katledildiği Roboski Katliamı’nın üzerinden 10 yıl geçti ancak sorumlular halen yargılanmadı.

    Roboski İçin Adalet Girişimi, katliamın aydınlatılması için İHD Ankara Şube önünde bir kez daha basın açıklaması yaptı. Grup adına açıklamayı okuyan Tanju Gündüzalp, “Zaman acının yükünü hafifletmiyor, yara hala ilk günkü gibi kanıyor” diyerek adalet arayışının sürdüğünü ifade etti. 34 sivilin katledildiği yargılama dosyasının kapatılmaya çalışıldığını söyleyen Gündüzalp, “Adalet, adaletsizliğin olduğu yerden yükselir” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “10 yıldır herkes sus-pus, adalet yok, cezasızlık zırhı sisi daha da arttırıyor, hukuk zaten kayıp. Roboski, -halkın yaşama kültürü hiçe sayılarak- siyasilerce çizilmiş sınırların ‘90’larda, burada kendi köylerinde yaşarken işkenceye uğrayıp kendi topraklarından göç etmiş ve güneye geçmiş’ akrabalarıyla alışveriş yaparak geçimini sağlayan insanlarımızın yaşamını yok eden bir vicdansızlığın sembolü ve devlet dersinde bir katliamdır.

    Devlet; Roboski Katliamı’ndan, çözüm sürecine, bölgede yaşanan katliamlardan bugüne, adalet için adım atmadı, sorumluları yine cezasızlıkla savundu ve korudu. Yargı; ezilenlerden, katledilenlerden, mağdurlardan değil, egemenlerden ve sistemden yana oldu. Roboski ve tüm katliamların ardından gelişen adaletsizlik ve cezasızlığı bitirebilmemizin yolu; bir araya gelme, mücadele, unutturmama ve halklar için kurgulanmış bir sistemle mümkün. Savaşların, katliamların ve çözümü aramayan siyasetin varlığı; açlık, ekonomik kaos, pahalılık, savaş, doğruları aramayan, gerçekliğini yitirmiş adalet ve hukuk, insan odaklı olmayan siyaset ve yıkım olarak yaşantılarımızda sürmeye devam ediyor. Cinayet ve katliamlara ortamı sağlayan sistem değişince adalete ulaşmak mümkün olacaktır. Sınırlara inatla karşı çıkmanın ve barışın yolu da Roboski için Adalet’tir. Tarihin, zamanın, insanın, sınırın, ağacın, suyun, canlının, hayatın ve acının eşiğidir Roboski Katliamı.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLENMİŞTİR”

    Roboski’de bir katliam yapılmıştır ve insanlığa karşı bir suç işlenmiştir. Temsilcisi olarak seçtiği yönetenler ve onların yöneticileri eliyle, halkımızın kendi ödediği vergilerle bir insanlık suçu işlenmiş durumda. Sorumlular mutlaka ortaya çıkacaktır. Her toplumun hafızası vardır, saklama ve inkâr yoluna gidilse de bu hafıza barış ve adaleti talep ediyor. Katliamlar ve soykırımlar tarihsel süreçten gelen devamlılıkla sürekli tekrarlanıyor. Geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak isteyenler, devlet tarafından ayrıca cezalandırılıyor. Geçmişle yüzleşmeden gelecek inşa edilemez, adaletli bir düzen kurulamaz. Yaşadıklarımızın aslı; devlet, cezasızlık, savaş, adaletin olmayışıdır. Hiçbir katliamın zaman aşımı yoktur. Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir. Silaha/savaşa değil barışa ayrılmalıdır devlet bütçesi.

    Biz, adalet arayışının, bir arada ve barış içerisinde yaşamanın tarafıyız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına, özgürce bir araya geleceğimiz, adaleti sağlayıp ve sistemin kendi cezasızlığını bitireceğimiz güne kadar yataklarımızda rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da.

    Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda ‘Barış ve Adalet’in yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cinsel taciz faili öğretmen başka okulda görevlendirildi

    Cinsel taciz faili öğretmen başka okulda görevlendirildi

    Uludere’de bir çocuğa cinsel tacizde bulunan Ömer K. isimli öğretmen, şikayetlere rağmen başka bir okulda görevlendirildi.  

    Şırnak’ın Uludere ilçesinde Ömer K. isimli öğretmenin, 16 yaşındaki bir öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu öğrenildi. Uludere’deki bir ilköğretim okulunda yaşanan olay, öğrencinin şikayeti üzerine ortaya çıktı. 21 Mart’ta öğretmenin cinsel tacizine maruz kalan öğrenci, okul yönetimine şikayette bulundu.

    Baskılar nedeniyle öğrencinin 28 Mart’ta şikayetini geri çektiği öğrenildi. Hakkında işlem yapılmayan cinsel taciz failinin, ilçede bulunan farklı bir köy okuluna gönderildiği belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)