Etiket: şişli

  • ‘Kent Uzlaşısı Operasyonu’ adı altında gözaltına alınan 10 kişi mahkeme kararıyla tutuklandı

    ‘Kent Uzlaşısı Operasyonu’ adı altında gözaltına alınan 10 kişi mahkeme kararıyla tutuklandı

    PİRHA-İstanbul’daki CHP’li belediyelere dönük 11 Şubat’ta yapılan operasyonlarla gözaltına alınan 10 kişiye tutuklama kararı verildi.

    İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alınan Kartal ve Ataşehir Belediye Başkan Yardımcıları, Üsküdar, Sancaktepe, Fatih, Tuzla, Adalar, Şişli ve Beyoğlu Belediye Meclis Üyeleri ile Beyoğlu Belediyesi ile irtibatlı olduğu belirlenen İ.P’nin emniyetin ardından adliyeye gönderilmişti.

    ‘Kent uzlaşısı operasyonu’ olarak bilinen dosya kapsamında gözaltına alınan şüpheliler, sağlık kontrolünden geçirildikten sonra Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi.

    Çağlayan Adliyesi’ndeki görülen kararın ardından 10 kişinin tutuklanması kararı verildi.

     

    PİRHA/İSTANBUL

  • Şişli’de kadınlar el emeği pazarında kendi ürettiklerini satıyor- VİDEO

    Şişli’de kadınlar el emeği pazarında kendi ürettiklerini satıyor- VİDEO

    PİRHA- Şişli’de kadınlar el emeği pazarında bir araya geldi. Pazarda kendi ördükleri el işlerini, takıları ve süs eşyalarını satan kadınlar pahalılıktan şikayetçi. Kadınlar, son bir yılda ip, boncuk ve el işi malzemelerine gelen yüksek zamlar nedeniyle satışlarının zorlaştığını ifade ettiler.

     Şişli Feriköy pazar alanında haftanın çeşitli günlerinde farklı ürünlerin satışı için pazarlar kuruluyor. Meyve sebzenin yanı sıra antika ve ikinci el ürünler bu alanda satışa sunuluyor. Salı günleri ise pazar alanı kadınların ‘el emeği göz nuru’ dedikleri ürünleriyle doluyor. Binbir emekle işlenen örgüler, çantalar, takılar ve süs eşyaları alıcılarla buluşuyor.

    Hobilerini gelire dönüştürmek isteyen kadınlar pahalılıktan dert yandı. İp, boncuk el işi malzemelerine gelen büyük zamlar hem maliyeti arttırdı, hem de satışları düşürdü.

    Mikrofon uzattığımız kadınlardan Bilgi Canbakış, “30 TL’ye aldığımız lif ipi 50 TL oldu. Bugün yaptığımız ürünün bir hafta sonra ipini almaya gittiğimizde aynı fiyata alamıyoruz. Malum markete de gittiğimizde pazara da gittiğimizde fiyatlar hep değişiyor” dedi.

    Canbakış, şöyle devam etti:

    “Kendimize, aslında bir nevi hem ev bütçesine katkıda bulunmak hem kendimizi böyle daha özgür, daha rahat hissetmek için. Bizim de bir şeyler yaptığımızı, ev kadınlarının da boş durmadığını göstermeye çalışıyoruz. Kendi emeklerimiz de burada satıldığı zaman mutlu oluyoruz. Biz insanların buraya gelmesini, biz ev hanımlarına destek olmalarını istiyoruz. Alışveriş yapmasalar bile en azından bir gelsinler, görsünler, fikir edinsinler, kendileri de bir şeyler yapsınlar. Boş durmak güzel değil. Evde iş yapmak da güzel ama gelip kendi ürününü yapıp burada satmak, kazancını, emeğinin karşılığını almak çok güzel. Onun için biz de herkesten bize destek olmalarını istiyoruz. Özellikle belediyelerden destek istiyoruz.”

    El emeği pazarı esnaflarından bir başka kadın ise fiyat artışlarını eleştirerek, “Ben başladığımda boncuklar 10 TL’ydi, şu anda 50 TL. Ancak gramını düşürerek alabiliyoruz. 50 gram alıyorduk şu anda 30 grama düşürüp alabiliyoruz. Eşim emekli ben değilim. Şu anda emekli maaşıyla hiçbir şey yapılmıyor. Çok zor günler yaşıyoruz. dedi.

    “ÇÖPE ATACAĞIMIZ ÜRÜNLERİN BİLE ÇOK GÜZEL HALE GELEBİLECEĞİNİ GÖSTERMEK İSTİYORUM”

    Emek pazarında yaptıklarının satış amaçlı ama daha çok sosyalleşmek amaçlı olduğunu söyleyen bir kadın esnaf ise, “Feriköy pazarındayız. Cam altları ve takılarla geri dönüşüm yapıyorum arkadaşımla. Eski olan ürünleri, eski takıları, eski çerçeveleri, eski olan her şeyi yeniye çeviriyorum para harcamadan, bütçemizi çok zorlamadan, çünkü sonuçta emekliyim. Bunları dönüştürerek satışa sunuyorum. Bunların hepsi 80’ler, 90’lardan kalma çerçeveler. Bunları değiştiriyoruz, boyuyoruz ve cam boyası gibi pahalı ürünleri de almadan boyuyoruz elimizde ne var ise. Takılarda da eski taşları, eski boncukları bozarak, kırarak ya da kırıkları da değiştirerek, bu hale getiriyoruz. Sonuçta bütçemizi zorlamadan bir değişim içindeyiz. Bütün arkadaşlarımız burada bir şeyler yapmaya çalışıyor. Herkesi Feriköy Emek Pazarı’na bekliyoruz. Emeklilerin sosyalleşmesini istiyorum ve bu şekilde zaten bütçelerine katkıda bulunurken, çöpe atacağımız ürünlerin bile çok güzel bir hale gelebileceğini de göstermek istiyorum. Param yok, ben bunu alamıyorum demek yerine elindekilerden bir şeyler çıkarabileceklerini herkese tavsiye ediyorum” diye konuştu.

    “İPLERE SÜREKLİ ZAM GELİYOR”

    İplere ayda dört-beş kere zam olduğunu belirten bir diğer esnaf ise, “Bu da bizi zorluyor. Alıcıyı da zorluyor. Otomatikman onlara da yansıyor. Hobi diye başladık ama gelire döndü. Her ikisi birden oldu şu anda. Maalesef fiyatlar böyle olduğu müddetçe alım gücü düşüyor. Düştüğü için de bizlere de yansıyor. Müşteriler gelsin diye bekliyoruz” dedi.

    “BİRBİRİMİZİN ELİNİ TUTARAK BU PAZARA ÇIKTIK”

    “Biz burada hem birbirimizi tanımak hem dost, hem arkadaş, hem kardeş, birbirimizin elini tutarak bu pazara çıktık” diyen kadın da, şunları kaydetti:

    “Kendi ürettiklerimiz, kendi emeklerimiz. Yani tek eksiğimiz müşteri olmaması ve tanıtım yapılmaması. Sizler bizi duydunuz, geldiniz, teşekkür ederim. Emeklerimizi sergiliyoruz. Amacımız onları sergileyip satış yapabilmek. Başka bir şeyimiz yok. Ben başladığımda boncuklar 10 liraydı. Şu anda 50 lira ve gramını düşürerek. Bu da biz 50 gram diye alıyorduk. Şu anda 30 grama düştü. Fiyatlarımız çok yüksek değil, piyasaya göre gerçekten ucuz ve biz zaten ucuz şeyleri, kendi emeğimiz olan ürünleri satıyoruz. Eşim emekli. Ben değilim. Şimdiki emekli maaşıyla ne yapılır? Hiçbir şey yapılmıyor. Hayat çünkü o kadar uçmuş gitmiş ki biz gerçekten zor günler yaşıyoruz. Çok zor günler. Hem yoksulluk hem yoksunluk ikisi de var. Bugünleri inşallah daha güzel ümitlerle atlatabiliriz. Tek dileğimiz bu.”

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

  • ‘Rezerv alan’ ilan edilen yere 72 katlı rezidans planı

    ‘Rezerv alan’ ilan edilen yere 72 katlı rezidans planı

    PİRHA – İkinci kez rezerv alan ilan edilen Şişli Merkez Mahallesi’ne 72 katlı bir rezidans ve alışveriş merkezi planlanıyor. Mahalleliler “Şişli’nin rezidansa değil deprem toplanma alanına ihtiyacı var” pankartı astı.

    Şişli Merkez Mahallesi’nde 10619 ada 3 parselde bulunan bir arazi, 2021’in Ocak ayında rezerv alan olarak ilan edildi. İktidara yakınlığıyla bilinen Taşyapı İnşaat, Çevre Şehircilik ve İklim Bakanlığı’ndan aldığı izinle burada 72 katlı bir rezidans ve alışveriş merkezi yapmaya hazırlanıyor.

    Cumhuriyet’ten Cengiz Karagöz’ün haberine göre, itirazlar sonucunda İstanbul 8. İdare Mahkemesi bakanlığın bu kararını iptal etti. Konuya ilişkin hazırlanan bilirkişi raporunda ise söz konusu arazinin yeni bir yerleşim alanı olarak kullanılamayacağı, davaya konu işlemin şehircilik ilkelerine, kamu yararına ve afet riski altındaki alanların dönüştürülmesini de kapsayan 6306 sayılı Kanun’a uygun olmadığı sonucuna varıldığı ifade edildi. Arazi 8 Ağustos 2022’de ikinci kez rezerv yapı alanı ilan edildi. Şişlililer ise söz konusu projeye tepkili. İlçede yaşayanlar, “Şişli’nin rezidansa değil deprem toplanma alanına ihtiyacı var” yazılı pankartları ilçenin pek çok noktasına astı.

    “BU PROJE OTOPARK SORUNUNU DA PERÇİNLEYECEK”

    Şişli Kent Konseyi Genel Sekreteri Nevin Kaplan, söz konusu araziye yapılması planlanan rezidansın Şişli’yi hem çevresel hem de kültürel nedenlerle olumsuz etkileyeceğini ifade etti.
    Söz konusu arazinin geçici deprem toplanma merkezi yapılmasını talep ettiklerini aktaran Kaplan, şunları kaydetti:

    “Ülkemizde 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerden 10 kent olumsuz etkilendi. Binlerce bina yıkıldı, 50 bini aşkın yurttaşımız da yaşamını yitirdi. İlçemizde nüfusa kayıtlı 276 bin 528 kişi var. İstanbul’da yaşanabilecek depremde ilçemizde bulunan yoğun ve eski yapı stoğu, açık alan yetersizliği ve ilçemizin gündüz yaklaşık 3 milyon kişiye ev sahipliği yapmasını da göz önünde bulundurursak afet anında risk taşımayan güvenli alanlar olarak belirlenen toplanma alanlarının ilçemizde yetersiz kaldığı ve bu alanın geçici barınma alanı olarak belirlenmesi talebimizi yetkililere ilettik. Bu proje trafiği artıracağı gibi otopark sorununu da perçinleyecek.”

    Şişli Kent Konseyi öncülüğünde birçok kişi dün Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek söz konusu projenin olumsuz yönlerini tartıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi örgütleri Şişli’de polis şiddetini protesto etti; savcıları göreve çağırdı-VİDEO

    Alevi örgütleri Şişli’de polis şiddetini protesto etti; savcıları göreve çağırdı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Adliyesi önünde polis şiddetine uğrayan ve ters kelepçeyle gözaltına alınan Alevi kurumları yöneticileri ve Alevi yurttaşlar, Şişli’de basın açıklaması yaptı. Dün gözaltına alınanlardan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yaptığı açıklamada, polisin, sınırlarını ve yetkisini aşarak Alevi kurum yöneticilerine hukuksuz bir şekilde ters kelepçe yöntemiyle kötü muamele uygulayarak suç işlediğini belirtti. Erçe, savcıları göreve çağırarak, yetkililerin açıklama yapmasını istedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in duruşması dün görüldü. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    Çağlayan Adliyesi önünde davayı takip eden ve basına bilgi vermek isteyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, PSAKD Örgütlenme Sekreteri Ezgi Türkyılmaz, AKD Sultangazi Pirsultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Gazi Şehitleri Şube Başkanı Ferhat Aktaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam, PSAKD Kartal Şube Başkanı Ali Yürümez, ABF Yöneticisi Alaattin Türkoğlu, Gazi Şehitleri Şube Yöneticisi Hüseyin Ördek polis tarafından ters kelepçe takılarak gözaltına alınmıştı.

    Söz konusu polis şiddetini protesto etmek için Alevi kurumları temsilcileri ve Alevi yurttaşlar İstanbul Şişli’de Cevahir AVM önünde bir araya geldi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumları adına yaptığı basın açıklamasında, polisin, sınırlarını ve yetkisini aşarak Alevi kurum yöneticilerine hukuksuz bir şekilde ters kelepçe yöntemiyle kötü muamele uygulayarak suç işlediğini belirtti. Erçe, “Bu durum ülkemizin içinde bulunduğu utanç verici durumu fazlasıyla açıklamaktadır. Bunun sorumluları hukuk önünde derhal hesap vermelidir. Savcıları ve konuyla ilgili tüm yetkililerin gerekli açıklamaları yapmalarını bekliyoruz” dedi.

    “POLİS SINIRLARINI AŞTI, SUÇ İŞLEDİ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Dernekler Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu, Britanya Alevi Federasyonu, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı, Demokratik Alevi Dernekleri, Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi adına yap ortak yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

    “Türkiye’de gün geçmiyor ki yeni bir hukuksuzlukla yüz yüze gelmeyelim. Hemen hemen her gün hak mücadelesi yürüten farklı kesimlere yönelik iktidarın baskı, şiddet, gözaltı ve tutuklamaları yaşanmaktadır. Biz Alevi yurttaş ve kurumları da bundan fazlasıyla nasibimizi almaktayız.
    Bunun son örneklerinden birisi de dün yaşandı. PSAKD Sarıyer Şube Başkanımız Beyhan Gün ve Şube Yöneticisi Şimal Deniz’in yargılandığı dava sonrası, Çağlayan adliyesi önünde basına bilgi vermek isteyen PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurum temsilcileri, Cemevi başkanları ve aileler, önce ablukaya alındı, sonrasında şiddet kullanılarak ters kelepçe ile gözaltına alındılar.
    Basına açıklama ve düşünceyi ifade etmek, Türkiye’nin hem taraf olduğu uluslararası sözleşmelere hem de anayasaya göre tartışılmaz bir haktır. Polis, sınırlarını ve yetkisini aşarak, bu hakkın kullanımını engellemiş ve Alevi kurum yöneticilerine hukuksuz bir şekilde ters kelepçe yöntemiyle kötü muamele uygulayarak suç işlemiştir. Bu durum ülkemizin içinde bulunduğu utanç verici durumu fazlasıyla açıklamaktadır. Bunun sorumluları hukuk önünde derhal hesap vermelidir. Savcıları ve konuyla ilgili tüm yetkililerin gerekli açıklamaları yapmalarını bekliyoruz.

    “GÖZALTILARLA KORKUTULMAK İSTENİYORUZ”

    İktidarın, tüm toplumu zapturapt altına aldığı bu dönemde, Madımak Katliam Davası’nın zaman aşımına uğratılması, katillerinin serbest bırakılması, okullarda ÇEDES ve benzeri protokol ve projelerle eğitimin gittikçe dinselleştirilmesi, Kültür bakanlığı marifetiyle yürütülen asimilasyon ve toplumumuzu parçalama girişimlerinin olmasının boşuna olmadığını biliyoruz. Tüm bunlara karşı İzmir’deki “Laik Eğitim, Laik Yaşam ve Eşit Yurttaşlık” mitingi ve aralıksız devam eden hak mücadelemizin devamında bu göz altılarla korkutulmak isteniyoruz. Korkup geri duracağımızı düşünenlere, tarihimize bakmalarını salık veririz. Biz Alevi kurumlarının bu faşist uygulamalara ve gericiliğe karşı en önde durmaya devam edeceğimizin bilinmesini isteriz. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır diyenlerdeniz. Zalime boyun eğmeyen Hüseyni duruşun temsilcileriyiz.

    “BİZ ASİ VE ASİL PİRLERİMİZİN TORUNLARIYIZ”

    Şu bilinmelidir ki;

    Biz Aleviler asi ve asil dedelerimizin, pirlerimizin torunlarıyız. Bizler Hallac-ı Mansurların, Pirimiz Pir Sultan Abdalların torunlarıyız. Bizler, Menekşe-Koray’larla, Asım Bezirci’lerle, Berkin’ler, Ali İsmail Korkmaz’larla aynı soydanız. Bize yakışmaz İmam Hüseyin’in biat etmediği Emevi zihniyetine biat etmek. Bize yakışmaz Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın boyun eğmediği Hınzır Paşalara boyun eğmek. Bize yakışmaz ölümü gülümseyerek karşılayan dostlarımızın gülüşünü yere düşürmek.

    Pirimiz Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi bir olmak, iri ve diri olmamızın ön şartıdır. Bizler, Alevi, Sünni ve her türlü inanç, Kürt, Türk, Ermeni ve her etnik kimlik, kadın, emek ve çevre düşmanlığı yapmayan her kurum ve Can’la yan yana olmak, bir arada durmak zorundayız.

    “TÜRKİYE KARANLIĞA GİDİYOR”

    Türkiye mevcut iktidarın yeni uygulamalarıyla her gün biraz daha karanlığa doğru hızla gitmektedir. Bu durumdan hemen hemen herkes payını fazlasıyla almaktadır. Hak hukuk, düşünce, örgütlenme ve inanç özgürlüğü, insanca yaşam hakkı herkesin sorunudur. Bu sorunların sadece Alevilerin sorunu olmadığını biliyoruz.
    İktidar, yaşanan derin ekonomik krizi, yoksulluğu, işsizliği ve açlığı gizlemek, üstünü örtmek için toplumun belli kesimlerini tevekküle ve şükür etmeye yönlendirirken, buna karşı çıkan demokrasi güçlerini de baskı ve şiddetle susturmaya çalışmaktadır.

    “TÜM GÜÇLERİ MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    Biz aşağıda imzası bulunan Alevi kurumları, demokrasiden, barıştan, özgürlüklerden, laiklikten, adil paylaşımdan, hukuktan ve adaletten yana olan tüm güçleri birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Çünkü biliyoruz ki iktidar, her farklı kesimi tek başına zapturapt altına alarak, yalnızlaştırmakta ve etkisizleştirmektedir. Ülkemizin, açlığa, adaletsizliğe, hukuksuzluğa, tekçiliğe ve hayatın tüm alanlarının dinselleştirilmesine asla rızamız yoktur.
    Dün Çağlayan adliyesi önünde, tamamen hukuksuz bir şekilde ters kelepçe uygulamak suretiyle gözaltı uygulaması yapan İstanbul Emniyeti Güvenlik Şube görevlileri için suç duyurusunda bulunacağımızı ve Bundan sonra Alevilere yönelik hiçbir hak ihlalini, zorbalığı Divana bırakmayacağımızı buradan sizler aracılığı ile kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz. Biz Aleviler, Ulu divanı bu dünyada kuracağız.

    Ya hep beraber olacağız ya da iktidarın zulmü altında ezileceğiz
    O yüzden diyoruz ki gelin canlar bir olalım, zulme karşı birlikte mücadele edelim
    Biz Aleviler hiçbir zaman zulme boyun eğmedik, eğilmedik, eğilmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Erçe: Polis hıncını gösterdi; bu bir gözdağı, karşılıksız bırakmayacağız!-VİDEO

    > Gözaltına alınan Alevi kurum temsilcileri serbest bırakıldı-VİDEO

    > Çağlayan Adliyesi önünde Alevilere ters kelepçeli gözaltı-VİDEO

    > Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in tutukluluklarının devamına karar verildi
    > Alevilerin gözaltına alınmasına tepkiler yükseliyor
    > Aleviler, İstanbul emniyeti önünde: Baskılara boyun eğmeyeceğiz 

  • Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında İstanbul’da anılacak

    Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında İstanbul’da anılacak

    PİRHA-Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında 2 Nisan 2023 günü İstanbul’da gerçekleştirilecek etkinlik ile anılacak. 

    Sinemanın ‘Çirkin Kral’ı Yılmaz Güney doğumunun 86. yılında İstanbul’da düzenlenecek bir etkinlik ile anılacak. Güney dergisi tarafından 2 Nisan 2023 günü Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan etkinlikte Güney Dergisi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Tuncay Özkaradeniz, Fatoş Güney, Yazar Temel Demirer, Agos Gazetesi’nden Pakrat Estukyan konuşma yapacak.

    Sanatçılar Devrim Kavallı ile Barış da etkinlikte yer alacak diğer isimler olacak. Program kapsamında Yılmaz Güney belgesel gösterimi yapılacak. Etkinliğin sunuculuğunu ise Güney dergisinden Burcu Özkaradeniz ve Gazeteci Yazar Halil Yeni üstlenecek.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Okmeydanı Cemevi’nde çocuklar için 29 Ocak’ta sihirbaz gösterisi yapılacak

    Okmeydanı Cemevi’nde çocuklar için 29 Ocak’ta sihirbaz gösterisi yapılacak

    PİRHA-Okulların yarı yıl tatiline girmesiyle beraber çocuklar için 29 Ocak Pazar günü sihirbaz gösterisi yapılacağını duyuran Okmeydanı Cemevi, “Bu sene sevgili Özgür Kapmaz canımızın Sihirbaz Gösterisi ile çocuklarımızı, yarınlarımızı mutlu etmek, güldürmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Okmeydanı Cemevi, “Sömestr tatilinde, hadi çocuklar eğlenmeye” başlığıyla 29 Ocak Pazar günü sihirbaz gösterisi yapılacağını duyurdu. Özgür Kapmaz tarafından yapılacak olan gösteri saat 15.00’te başlayacak. Okmeydanı Cemevi tarafından yapılan paylaşımda şu ifadeler kullanıldı:

    “Her sene okulların yarı yıl tatili sonrası Okmeydanı Cemevi Gençlik Komisyonumuzun yaptığı eğlence etkinliklerinde bu sene sevgili Özgür Kapmaz canımızın Sihirbaz Gösterisi ile çocuklarımızı, yarınlarımızı mutlu etmek, güldürmek istiyoruz. 29 Ocak Pazar günü Saat 15.00’da tüm çocuklarımızı Okmeydanı Cemevimizin konferans salonuna bekliyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Hrant’ın kanı Dersim dağlarından, Maraş’tan, Sivas’tan sızan kanla buluşacak’-VİDEO

    ‘Hrant’ın kanı Dersim dağlarından, Maraş’tan, Sivas’tan sızan kanla buluşacak’-VİDEO

    PİRHA-AGOS Gazetesi kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 16. yılında vurulduğu yerde anıldı. Bu yılki konuşmayı yönetmen Emin Alper yaparken, “Hrant’ın kanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının bindirildikleri takadan, Sabahattin Ali’nin kırık gözlük camından, Musa Anter’in ak saçlarının arasından, 1915’te Anadolu’nun her karış toprağından, 38’de Dersim dağlarından, 55’te İstanbul’un kırık vitrin camlarından, Maraş’tan ve Sivas’tan sızan kanla buluşacak” dedi. 

    AGOS Gazetesi kurucusu ve genel yayın yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 16. yılında vurulduğu yerde anıldı.

    Eski Agos bürosu önündeki anmaya Rakel Dink ve Hrant Dink’in ailesinin yanısıra siyasetçiler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, Cumartesi Anneleri, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Hüda Kaya, Filiz Kerestecioğlu, Sezai Temelli, Saruhan Oluç, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ünal Çeviköz, Turan Aydoğan, TİP milletvekili Ahmet Şık, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Uğur Mumcu’nun kızı Özge Mumcu da katıldı.

    Saat 15.00’te saygı duruşunun ardından Hrant Dink’in “Su çatlağını buldu” konuşması hep birlikte dinlendi. Toplanan kalabalık “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant”, “Hepimiz Hrantız, hepimiz Ermeniyiz”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez” sloganları attı. Bu yılki konuşmayı ise yönetmen Emin Alper okudu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “HRANT’IN KANI DERSİM DAĞLARINDAN, MARAŞ’TAN, SİVAS’TAN SIZAN KANLA BULUŞACAK”

    “Bugün tam 16 sene oldu. Yine içimiz buruk, yine adaletin tam manasıyla tecelli etmediğine inanarak ve o katilleri yaratan karanlığın hiç dağılmadığını, belki de daha da koyulaştığını bilerek, yine burada, onun gövdesinin ebedî olarak sessizce uzanıp kaldığı kaldırımda toplandık.

    Hrant Dink’in katledilişinin üzerinden tam 16 sene geçti. Osmanbey kaldırımlarında yatan dostumuzun yarasından hâlâ kan sızıyor. İçe doğru birbirine dönmüş iki ayağının arasından incecik akan kan, kendine bir yol arıyor. Gündelik telaşları içinde koşturan bir insan kalabalığının arasından, ardından ağlayan öfkeli dostlarının yanından, adalet arayışına duvar olmuş mahkeme kapılarının altından, nefret ve hınç dolu kışkırtıcıların akşamları huzur içinde döndükleri evlerinin önünden, Kamp Armen’in yıkıntıları arasından, doğduğu Malatya’ya, Anadolu topraklarında kendine bir yol arıyor.

    Bu incecik sızıntı kendi yolunu bulacak. Hrant’ın kanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının bindirildikleri takadan, Sabahattin Ali’nin kırık gözlük camından, Musa Anter’in ak saçlarının arasından, 1915’te Anadolu’nun her karış toprağından, 38’de Dersim dağlarından, 55’te İstanbul’un kırık vitrin camlarından, Maraş’tan ve Sivas’tan sızan kanla buluşacak. Yıllardır bu topraklarda sadece Ermeni, Rum, Kürt ve Alevi olduğu için, azınlık olduğu için katledilen masumların, sadece eşitlik ve kardeşlik istediği için öldürülen aydınların kanı birbirine kavuşuyor ve kendine akacak bir yol arıyor.

    Bu yolları görenler “Ne çok kan akmış” diyorlar. Oysa onların sayısı ne kadar azdı. Sayıları azdı ama kanları çok aktı. Çünkü az olmak bu topraklarda zulüm görmek için hep yeterli bir nedendi. Az olan, sadece az olduğu için çoğunluğun gazabını üzerine çekti. Azınlıkta olan, çoğunlukta olana “Çoksun, güçlüsün ve kendini haklı sanıyorsun, ama beni hâlâ kendine benzetemedin” dedi “ve ben var olduğum sürece hükümranlığın tam ve kusursuz olamayacak”… İşte bu yüzden, çoğunluk azınlıktan nefret etti. Onu görünmez kılmak, susturmak, sürmek, kaçırmak, bütünüyle yok etmek istedi.

    “MUKTEDİRLER ORGANİZE ETTİ, YÖNLENDİRDİ”

    Çoğunluk, başına gelen felaketlerden kendisinin sorumlu tutulmasından hiç hoşlanmadı. Çoğunluğun yanlış yapması mümkün olmadığından, onun başına gelen felaketlerin sebebi hep azınlıkta olandı. Azınlık, tehdit demekti. Düşmanların gizli ya da açık ortağıydı. Onlar kuyrukluydu, onların kestiği et yenmezdi, onlardan hastalık bulaşırdı, çocuklarımızı kaçıranlar, birlik ve beraberliğimize kastedenler, ülkemizi dışarıya şikâyet edenler, toprağımızda gözü olanlar, bölücüler, ajanlar, hainler ve işbirlikçilerdi onlar.

    Çoğunluk azınlığı ortadan kaldırmak istedi, çünkü azınlık korunmasızdı. İnsanlık gerçek hedefine yöneltemediği hınç, kıskançlık, öfke ve nefretini en savunmasız olana yöneltmeyi severdi. Savunmasız olana yönelik şiddet kazançlıydı, çünkü faillerin bu işin sonunda zarar görme ihtimali zayıftı. İnsan patronuna, kendisine hükmeden iktidara, onu ezen güçlüye, hayatın zorluklarına ve felaketlere karşı ne kadar sessiz, kaderci ve korkaksa günah keçisi ilan ettiği azınlığa karşı o kadar gaddardı. Çünkü içten içe biliyordu ki korunmasız bir azınlığa yönelen şiddet cezasız kalacaktı. Ve muktedirler… Onlar da sırf aşağıdakilerin öfkesi kendilerine yönelmesin diye çoğunluğu hayalî düşmanlara karşı kışkırttı. Muktedirler organize etti, yönlendirdi, cesaretlendirdi ve faillere cezasız kalacaklarının sözünü verdi.

    Bu hikâye sadece bu topraklara özgü değil insanlığa mahsus bir hikâyeydi. Yıkımlar, trajediler, sürgünler, göçler, katliamlar ve soykırımlar dünyanın hemen her coğrafyasında modern tarihin her döneminde tekrar tekrar sahnelendi. Çoğunluk azınlıktan nefret etti. Ama en çok da azınlık adına konuşanlardan; bir parya gibi değil, eşit ve özgür birer vatandaş gibi yaşama hakkını talep edenlerden, kendilerine karşı işlenen suçları faillerinin suratlarına karşı teker teker sayıp dökmekten çekinmeyenlerden nefret etti. İşte Hrant Dink de tarihin o uslanmaz elebaşlarından biriydi. Ona tahammül etmeleri mümkün değildi, çünkü o kışkırtıcı olmadan dürüst konuşabilen, düşmanlaşmadan düşmanlığı yeren, kavgacı olmadan tavizsiz olmayı başarabilen, cesur olmak dışında bir varoluş bilmediği için cesur olan, bağırmadan sarsan, ulaştığı her yüreği titreten bir sesti. O sadece Ermeniler adına değil tüm ezilmişler ve sessizleştirilmişler adına mücadele veren bir sosyalistti. Krikor Zohrab’ların soyundan geliyordu o. Bu sese tahammül etmeleri mümkün değildi. Ve çoğunluğun hassasiyetleri adına suç işleyenler, onu el birliğiyle, 16 yıl önce, burada katletti.

    “İNSANLIĞIN HİKAYESİ BÖYLE BİTMEK ZORUNDA DEĞİL”

    İnsanlığın hikâyesi böyle başladı ve böyle süregeldi ama asla böyle bitmek zorunda değil. Bu hikâyeyi değiştirebiliriz ve değiştirmek zorundayız. Eğer adalet arıyorsak, Hrant’ı öldürenlerin, sadece tetikçilerin değil azmettiricilerin, sadece azmettiricilerin değil kışkırtıcıların, hedef gösterenlerin, düşmanlık ve nefret aşılayanların cezalandırılmasını istiyorsak; yalnız Hrant’ın değil bu topraklarda katledilmiş binlerce masumun kanı hâlâ aramızda dolaşıyorsa, bu hikâyeyi değiştirmek zorundayız. Bu hikâyeyi yeniden yazmak için bir araya gelmek, çoğunluğun ve iktidarın şiddetine karşı omuz omuza, dayanışma içinde yan yana durmak zorundayız. Çünkü dayanışma içindeki insan savunmasız değildir. Kocası ya da sevgilisi tarafından hunharca öldürülen kadın yalnız değilse, lince uğrayan Kürt ya da Suriyeli, katledilen Ermeni, ayrımcılığa maruz kalan Roman, istediği hayatı istediği gibi yaşama hakkı elinden alınan LGBTİ bireyler yalnız değilse, o zaman savunmasız da değiliz. Birimize ve hepimize yönelecek şiddetin hesabını sormaya hazırız.

    İnsanlığın hikâyesi değişmek zorunda ve onu biz değiştireceğiz. Önce dayanışarak ve yan yana durarak, sonra da çoğunluğa seslenerek. Ona “Sen bizsiz değil, bizimle birlikte mutlusun” diyerek. Biz sana nefret duyan ötekin değil, seni çoğaltan zenginliğiz. Nefretin sadece bizi değil, seni de bitiriyor. Güçlünün zayıfı ezdiği, insan onurunun ayaklar altına alındığı, sömürü ve ayrımcılığa dayalı bu sistemi biz kurmadık ama onu hep birlikte alaşağı edebiliriz. Karşında düşman değil dost var. Her sabah uyandığında karşında kardeşini göreceksin. Sırtını ona yaslayacak ve acıdan, kandan, sömürüden beslenen muktedirlere, kendi çarkları dönsün diye düşmanlaştıranlara, koltuklarını korumak için masum insanları birbirine karşı kışkırtanlara “Dur” diyeceksin. Birlikte yaşamak, nefreti bu toprakların dibine gömmek imkânsız değil.

    “FAŞİZME İNAT, KARDEŞİMSİN HRANT”

    Osmanbey kaldırımlarından Hozat’a, Hozat’tan Sasun’a, Sasun’dan Van’a, Diyarbakır’a uzanan kan yolları, ufuklar boyu uzanıp gidiyor. Gün gelecek, bu yolların köşebaşlarına anıtlar dikeceğiz. Her bir kurbanın hikâyesini öğrenip, hepsi için ayrı ayrı yas tutacağız. İnsanlığın hikâyesini böyle değiştireceğiz. Çünkü biz Hrant’ın arkadaşlarıyız ve ona bir söz verdik. Bu söz, hep birlikte eşit, insanca ve özgürce yaşama sözü. O sözü bugün kendimize bir kez daha hatırlatmak için buradayız. Hep bir ağızdan “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant” demek için buradayız. Yarın nasıl hep bir ağızdan kadın, Alevi, Kürt, gey ye da trans olacaksak, bugün de övünçle, gururla ve inatla hepimiz “Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz” diye haykırmak için buradayız. Tarih yazan kalemleri katillerin elinden almak, kardeşliğin hikâyesini birlikte yazmak için buradayız.

    O hâlde bir kez daha, yeniden ve hep bir ağızdan: “Faşizme inat, kardeşimsin Hrant.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • TÖP ‘Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet’ başlıklı sempozyum gerçekleştirecek

    TÖP ‘Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet’ başlıklı sempozyum gerçekleştirecek

    PİRHA-Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla 7 Ocak Cumartesi günü İstanbul Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde sempozyum gerçekleştirecek.

    Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla 7 Ocak günü İstanbul Şişli’de sempozyum düzenleyeceğini duyurdu. Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde saat 10.00’da başlayacak olan etkinlikte, Ali Ergin Demirhan “Cumhuriyet ve Devrim”, Ayşegül Devecioğlu “Demokratik Anayasa Hazırlık ve Katılım Süreçleri”, Erdoğan Aydın “Türkiye Cumhuriyeti Niçin Demokratikleşemedi?”, Hakan Öztürk “Bir Kademe Olarak Demokratik Cumhuriyet”, Hakkı Özdal “Sınıf Savaşının Bir Zemini Demokrasi ve Diktatörlük”, Levent Köker “Demokratik Cumhuriyet İçin Nasıl Bir Anayasa?”, Mert Büyükkarabacak “Demokrasiyi Sınıf Mücadelesi Ekseninde Düşünmek”, Mustafa Durmuş “Emekten Yana Bir Geçiş Ekonomisi Önerisi: Demokratik Katılımcı Ekonomi”, Nuray Sancar “Halkın Cumhuriyeti, Halk Demokrasisi”, Oğuzhan Kayserilioğlu “Demokratik Cumhuriyetin Güncelliği”, Perihan Koca “Güncel Bir Olasılık Olarak Demokratik Cumhuriyet”, Rıza Türmen “Demokratik Bir Anayasanın Temel İlkeleri”, Şebnem Oğuz “AKP’li Yıllarda Siyasal Rejimin Dönüşümü”, Tayyip Temel “Kürt Sorununun Tarihsel Çözümü Bağlamında Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla sunum gerçekleştirecekler.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hüseyin Mat: Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı-VİDEO

    Hüseyin Mat: Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik tarafından gerçekleştirilen Savaşa Karşı Hayat Konferansı’nda konuşan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı. Karşıya baktığımızda şeriatçı, gerici, faşist olarak nitelendirdiğimiz devlet ideolojisini görüyoruz, biliyoruz. Ama aynı mahallede mücadele ettiğimiz kesimlerin de Alevileri hala tam olarak anladıklarını düşünmüyorum. Kemalist rejimden çok çektik. Siyasal İslam’dan da çok çekiyoruz. Acılarımız katmerleşerek devam ediyor” dedi.

    Savaşa Karşı Hayat Konferansı, Demokrasi İçin Birlik’in çağrısıyla İstanbul Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde düzenlendi. AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat da konferansın son konuşmacısı olarak sunumunu yaptı.

    “TÜRKİYE, MİLLİYETÇİ, GÜVENLİKÇİ SÖYLEME TESLİM OLDU”

    “Fay hatlarını etkisizleştirmek” başlıklı bir sunum yapan Diyarbakır/Sosyopolitik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, “2013-2015 barış süreci, kamuoyu önünde yarı-açık şekilde işlese de sivil toplumun katılımı söz konusu değildi. Bu süreçte devleti oluşturan güçler (Ergenekon, Fettullahçı Yapı vb.) arasında kimi çözülmelerin yaşandığına da tanık olduk. 2015’ten bugüne Türkiye, inisiyatifini yer yer kaybetti; milliyetçi, güvenlikçi söyleme teslim oldu. Kürt halkı, 1990’lardaki algıdan bambaşka bir yere geldi. Bağımsızlık ile sorun çözülür diyenler %3’ten %12’ye yükseldi. Eşit yurttaşlık artık en güçlü çözüm değil” diye konuştu.

    “MÜLTECİLİK BİR HAKTIR”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri “Savaş, göç ve mültecilik” başlıklı sunumunda şu ifadeleri kullandı:

    “Bu sorunların ilave tedbirler ile çözülemeyeceği ortada. Bütün ülkeler mültecilerin sınırlarından içeriye girmesi konusunda kesinlikle kapalı sınır politikası ama mültecilerin ülkelerinden çıkması konusunda açık sınır politikası izliyor. Türkiye mültecileri kabul etti ama hemen ardından Avrupa ile pazarlığa girişti. Mültecileri akın akın Edirne’ye gönderdi ve dünyaya mesaj verdi. Mültecilik bir hak. Geri itme denilen bir kavram var. Bunu yalnız Türkiye değil Yunanistan da mültecileri Türkiye’ye geri iterek yapıyor. Türkiye, Suriye sınırını kapattığından bu yana sınırda 500 kişi öldürüldü. Diğer taraftan mülteciler Van üzerinden ülkeye giriş yapmaya çalışıyorlar. Burada her gün geri itme uygulamasından dolayı pek çok hak ihlali yaşanmakta. Bütün dünyada sınırların güçlendirildiğini görüyoruz. Yabancılara ayrımcı politikaların uygulandığı söz konusu.

    “TÜRKİYE, DÜNYADAKİ EN BÜYÜK 12. SİLAH İHRACATÇISI”

    “Mermi değil ekmek” başlıklı sunum yapan Dr. Mert Büyükkarabacak ise şunları kaydetti:

    “Savaş sermaye açısından yaşam, işçiler açısından yıkım üretmekte, yoksulluğu derinleştirmektedir. Türkiye işçi sınıfının Türkiye tarihinde en çok yoksullaşması, 2015 ve sonrasındaki momenttir. 2023 bütçesi, “Savaş makinası” olarak adlandırılabilir. 203 bütçesi, savaş makinesinin finansmanını sağlıyor. Milli gelirin 1/4’ü olması beklenen bütçenin %10’u savaş harcamalarına ayrılmış durumda. 2023 bütçesinden savaşa, sosyal yardımların iki katı bütçe ayrılıyor. 2023 bütçesi bu nedenle de savaş makinasının finansmanıdır. 2023 bütçe harcamalarının yaklaşık %10’u savaş harcamaları için ayrılmış durumda. Bu büyüklük Türkiye’nin bir savaş makinesi beslediğini açıkça ortaya koyuyor. Türkiye dünyanın en çok savunma ve silahlanma harcaması yapan 16. ülkesi. Türkiye, %0.9’luk payı ile dünyadaki en büyük 12. silah ihracatçısı haline gelmiştir. Savaş politikaları işçi sınıfını her gün daha da yoksullaştırmakta. Milli gelirden işçilerin aldığı pay, yani reel ücretler, son üç yılda %3.8, son bir yılda ise %8.8 geriledi.”

    “EKOLOJİ MÜCADELESİ ANTİ-MİLİTER OLMALIDIR”

    “Savaşların Hayatımıza Yansımaları” başlıklı panelde Sevtap Akdağ moderatör; Ayhan Çelik, Abdülmecit Yılmaz, Şükran Kablan Yeşil, Atalay Göçer ile Özgül Saki de konuşmacı olarak yer aldı.

    İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Ayhan Çelik, konuşmasında “Ekolojik mücadele ile savaş karşıtlığı arasında çok önemli bir kesişim var. Savaş bütün varlıkları yok ediyor. Ülke olarak düşündüğümüzde Pentagon, ürettiği toplam emisyon ile dünyada 47. sırada yer alıyor. Ekoloji mücadelesi anti-militer, enternasyonal karakterde olmalıdır. Dünyada çok önemli gelişmeler var. Doğanın kendi haklarının olması öne çıkartılıyor. İklim adaleti kavramı var. Doğaya karşı sürdürülen her türlü adaletsizliğe karşı önemli bir kavram. Sur’da yaşayan insanlar tarımla uğraşıyorlardı, insanlar Sur’dan gitmek zorunda kalınca Hevsel Bahçeleri de boş kaldı ve endüstriyel tarıma açıldı” ifadelerini kullandı.

    “SAVAŞLAR İNSANLIĞA YIKIM GETİRİYOR”

    Engelsiz Bileşenler Federasyonu’ndan Abdülmecit Yılmaz, “Savaş koşullarında o savaşları çıkartanlar hep ölüm sayısının öne çıkartarak övünüyorlar, bakın kaç kişiyi öldürdük diye fakat bu savaşlarda yaralana ve engelli kalan vatandaşların rakamlarını açıklamıyorlar. Türkiye’de çeşitli açıklamalarla engelle verisi açıklanıyor fakat Savaş sonrası kaç engelli olduğu verisi açıklanmıyor. Savaş yokken haklarını özgürce kullanamayan engelli bireyleri savaşta kimse hatırlamıyor. Savaş kayıplarında kaç insanın engelli kaldığında dair bir veri yok.  Mayınlar meselesi; kırsal kesimde devlet tarafından yerleştirilen mayınlar nedeniyle insan hayatları mahvolabilir. Elimizde bu konuda sağlıklı veriler yok. Savaşlar insanlığa sadece yıkım getiriyor.”

    “CUMHURİYET’İN BİRİNCİ YÜZ YILINDA BAŞIMIZA GELMEYEN KALMADI

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise “Fay hatlarını etkisizleştirmek” başlıklı bir sunum yaptı. Konuşmasına Alevilerin Almanya’nın Berlin Eyaleti’nde kamu tüzel kişiliği kazandığını duyurarak başlayan Mat, şunları söyledi:

    “Dün Berlin Eyaleti onayıyla kamu tüzel kişiliği kazandık. Burada ne kadar asimilasyona, katliamlara maruz kalsak da Almanya’da Alevilerin mücadelesiyle haklarımıza kavuştuk. Bu tabi Alman devletinin bir lütfu değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de Anayasasında din ve vicdan özgürlüğü vardır ama bir türlü işletilememiştir bu. Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı. Karşıya baktığımızda şeriatçı, gerici, faşist olarak nitelendirdiğimiz devlet ideolojisini görüyoruz, biliyoruz. Ama aynı mahallede mücadele ettiğimiz kesimlerin de Alevileri hala tam olarak anladıklarını düşünmüyorum. Kemalist rejimden çok çektik. Siyasal İslam’dan da çok çekiyoruz. Acılarımız katmerleşerek devam ediyor.

    “ALEVİLER AÇISINDAN EN KUTSAL OLAN YAŞAM HAKKIDIR”

    Sol, sosyalist mücadelede Alevilerin katkısı çoktur. Gezi direnişinde hayatını kaybedenlerin çoğunun Alevi olduğuna veya sokağa çıkanların büyük kısmının Alevi olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye’de eğer biraz demokrasi kırıntısı kalmışsa bunun en önemli nedenlerinden biri Anadolu’daki Aleviliktir. Biz yalnız Alevilerin hak mücadelesini değil Kürtlerin özgürlük mücadelesini de, HES’lere karşı doğa mücadelesini de, madenlerde ölen işçilerin de mücadelesini veriyoruz. Kendi aramızda da artık bazı şeyleri açıkça konuşmak gerekiyor. Türkiye’nin kurtuluşu Türkiye halklarının kendi ellerindedir. Aleviler açısından en kutsal şey yaşam hakkıdır. Bizim nazarımızda hiçbir tanrı, peygamber, vatan, millet, bayrağın kıymeti yoktur. Kutsal olan yaşamdır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ayışığı Ekin Sanat Derneği, Çizgili Özgür Sergisi düzenleyecek

    Ayışığı Ekin Sanat Derneği, Çizgili Özgür Sergisi düzenleyecek

    PİRHA-Ayışığı Ekin Sanat Derneği, tutuklular ile dayanışmak amacıyla 22 Ekim-19 Kasım tarihlerinde Çizgili Özgür Sergisi düzenleyecek. 

    Ayışığı Ekin Sanat Derneği, tutuklular ile dayanışmak amacıyla onların hazırladıklarıyla bir sergi düzenleyecek.

    22 Ekim-19 Kasım tarihleri arasında Çizgili Özgür Sergi adıyla yapılacak olan etkinlikte kolaj atölyesi, film gösterimi ile kitap söyleşisi ve imza günü de gerçekleştirilecek. Sergi, derneğin İstanbul Şişli’deki binasında yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ayfer Düzdaş’ın “Arguvan Klamları” albümünün tanıtım konseri Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde-VİDEO

    Ayfer Düzdaş’ın “Arguvan Klamları” albümünün tanıtım konseri Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde-VİDEO

    PİRHA- Ayfer Düzdaş’ın, Arguvan yöresinden derlediği eserlerden oluşan Kürtçe “Arguvan Klamları” albümünün tanıtım konseri bugün Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde yapılacak.

    Halk müziği sanatçısı Ayfer Düzdaş’ın Malatya-Arguvan yöresinden derlediği eserlerden oluşan Kürtçe “Arguvan Klamları’ albümünün tanıtım konseri bugün saat 19.00’da Şişli Cemil Candaş Kültür Merkezi’nde yapılacak.

    Halk arasında “Arguvan Türküleri’’, “Arguvan Ağzı” , “Arguvan Havası”, ‘’Kilomên Ârxawûn’’ olarak bilinen halk şarkılarının, daha çok Kürtçe olanlarını derleyen Düzdaş, bu kılamları, Caner Yılmaz’ın aranjörlüğünde icra edecek.

    Düzdaş, 2012-2014 yıllarında Malatya’nın Arguvan, Yazıhan, Kürecik, Hekimhan ilçeleri ve köylerinde yaptığı Kürtçe derlemeleri uzun bir çalışmadan sonra bölümler halinde dinleyiciyle buluşturacak. Derleme çalışmalarını yaparken; il ve ilçe merkezlerinin yanı sıra 15’ten fazla köy ziyaretinde bulunan Düzdaş, 18 kaynak kişiden, yöreye ait 90’ın üzerinde Kürtçe eser kayıt altına aldı. Düzdaş bu çalışmasıyla kaybolmakla yüz yüze kalan Arguvan klamlarını birer kültürel değer olarak gün yüzüne çıkarıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu: Gücümüz beynimizde, onların ise tetikte-VİDEO

    Musa Anter Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu: Gücümüz beynimizde, onların ise tetikte-VİDEO

    PİRHA– 29. Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri sahiplerini buldu.

    Yeni Yaşam Gazetesi tarafından bu yıl 29’uncusu düzenlenen Musa Anter ve Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen tören ile sahiplerini buldu. Bu yıl yarışmada, “Türkçe Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf (haber fotoğrafı)”, “Karikatür” ve Gurbetelli Ersöz anısına “Kadın Haberciliği” olmak üzere beş ayrı dalda ödül verildi.

    Törene ilgi bir hayli yoğun oldu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, HDP Milletvekilleri Sezai Temelli, Tayyip Temel, Rıdvan Turan, Züleyha Gülüm, EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Akın Birdal, HDP İstanbul İl Eş Başkanları İlknur Birol, Ferhat Encü, DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Ali Şeker, CHP İstanbul İl Örgütü, CAN TV, PİRHA ve emek camiasından birçok isim de törene katılanlar arasındaydı.

    “ÖZGÜR BASIN BÜYÜK BEDELLER ÖDEMEYE DEVAM EDİYOR”

    Saygı duruşu ile başlayan törende sahneye ilk olarak HDP Mersin Milletvekili Rıdvan Turan çıktı. Turan, Musa Anter davasının zamanaşımına uğratılmasını eleştirerek şu konuşmayı yaptı:

    “Anter davası asla divana kalmayacak. Sorumlulardan hesap sorulana kadar bu dava kapanmayacak. Özgür basın büyük bedeller ödedi ve ödemeye devam ediyor. Gerçekleri yazmak her şeyden zor. Alanda haber toplayan, devlet şiddetine maruz kalan gazeteciler çok daha fazla konuşmayı hak ediyorlar. Onlar olmasaydı gerçekleri öğrenme mücadelemiz yarım kalacaktı. İyi ki gerçekleri açığa çıkarmak için mücadele ediyorlar.”

    BU ÜLKENİN ADI ‘FAİLİ BELLİ CİNAYETLER ÜLKESİ’ OLARAK KALDI”

    Gecede konuşma yapan isimlerden birisi de HDP Eş Genel Balkanı Pervin Buldan oldu, “Bu ülkenin adı ‘faili belli cinayetler ülkesi’ olarak kaldı” diyen Buldan şu mesajları verdi:

    “Musa Anter’i anlatmak, beş dakikaya sığdırmak mümkün değil. Onun mücadelesini, duruşunu, bilge kişiliğini ifade etmek kolay değil. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen onun ardılları, arkasında bıraktığı milyonlar her gün Musa amcanın arkasından mücadele etmeye devam ettiler. Onun bıraktığı kalemi hiçbir zaman yere düşürmediler. Apê Musa’nın kalemi her zaman hakikatleri açığa çıkarmak için yazdı, fotoğraf makinesi halka gerçekleri ulaştırmak için fotoğraf çekti. Onun ardından, bu 30 yılda milyonlarca insan fotoğraf çekti, yazı yazdı.
    Musa Anter gibilerden hep korktular. O yüzden bu ülkede binlerce faili belli cinayet işlendi. Bu faili meçhul ya da belli faili belli cinayetleri hiçbir zaman açığa çıkarmadılar. Tetiği çekenleri ve bu işin arkasında olanları yargılamadılar, sorgulamadılar, cezalandırmadılar. Aksine tetiği çekenleri ödüllendirdiler, emri verenleri kahraman ilan ettiler. O yüzden bu ülkenin adı ‘faili belli cinayetler ülkesi’ olarak kaldı.
    Ama bizler Apê Musa’nın çocukları, torunları, yoldaşları, mücadele arkadaşları olarak onun failleri yargılanana kadar bunun hesabını sormaya devam edeceğiz. 21 Eylül’de Ankara’da Apê Musa’nın davası zaman aşımına uğradı. Peki, biz kapandı demeden bu defter kapanır mı, biz bitti demeden bu defter kapanır mı? Buradan Apê Musa’ya söz veriyoruz: Senin bize bıraktığın miras, bize bıraktığın güç, bize verdiğin mücadele aşkı o davanın kapanmasına asla izin vermeyecek.
    Musa Anter Kürtler için şunu söylerdi: ‘Kürtler öldürüldükçe tükenmeyecekler’. Buradan söz veriyoruz Apê Musa’ya; Kürtler öldürüldükçe tükenmeyecek.”

    BİLSİNLER Kİ BU DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Buldan’ın ardından konuşmasını yapan Yeni Yaşam Gazetesi’nden Reyhan Hacıoğlu ise “Baskının arttığı böyle dönemlerde bir araya gelmek çok önemli. Bizler hakikat için bedel ödeyenleriz. Kadın düşmanlarının, cezaevlerini işkencehanelere çevirenlerin karşısında olduk. Ape Musa’nın davasını zaman aşımına uğratanlar bilsinler ki bu davanın peşini bırakmayacağız. Adalet sağlanana kadar takipçisi olacağız” şeklinde konuştu.

    Dicle Fırat Gazeteciler Platformu Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu ise “Ape Musa ile birlikte hakikat mücadelesinde yitirdiğimiz gazetecileri anıyoruz. Ape Musa’nın ardından 29 yıldır gazeteciler her türlü baskıya rağmen gerçekleri yazmaya devam ediyor. Diyarbakır’daki arkadaşlarımızın tutuklanmasının üzerinden 3 ay geçti. Hala iddianame hazır değil. Bizler Ape Musa’nın ardıllarıyız. Tutuklamaya rağmen mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    “GÜCÜMÜZ BEYNİMİZDE, ONLARIN İSE TETİKTE”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter de dava sürecini eleştirerek “Musa Anter davası kolay kolay düşmez. Gücümüz beynimizde, onların ise tetikte. Zaman aşımını hiç kimse kabul etmiyor. Türkiye hukuku bizim hukukumuz değil artık. Öyle bir zaman yaşıyoruz ki; o kadar çok gazeteci arkadaşımızı kaybettik. Genç arkadaşlarımıza nasıl kıyılıyor? Bunlar gerçekleri yazmak istiyorlar. Basın şehitlerinin önünde saygıyla eğiliyorum” ifadelerini kullandı.

    Konuşmalar ardından Sanatçı Feryal Önal kısa bir müzik dinletisi yaptı.

    “HALKININ YAŞADIĞI BASKININ TANIĞIYDI”

    Gecede tutuklu gazeteci Serdar Altan’ın cezaevinden gönderdiği mesaj da okundu. Altan, kaleme aldığı mesajda şunları ifade etti:

    “Ape Musa, halkının yaşadığı baskının tanığıydı. Eli kanlı katiller aldı aramızdan. Torunları mücadeleyi sürdürüyor. Bizler bu sistemin ötekileriyiz. Ama davacıyız bu zorba düzenden. Baskı ve zorla yıldırılmaya çalışıldı. Dört duvar arasında susturulmaya çalışıldı. Büroları bombalandı. Onlarca Kürt gazeteci doğruları yazıyor diye katledildi. Her vuruşta daha da keskinleşti kalemi. Daha çok yazdı, anlattı. Yalanın perdesini yırttı adeta. Bugün dört duvar arasında olabiliriz ama hala sürüyor mücadele. Aranızda olmayı çok isterdik. Gönlümüz sizinle. Bağlılığımız şehitlerimize. Anılarını kendimize rehber ediniyoruz. Devran böyle gitmez. Mazlumun ahını alan zalimin sonu yakındır. Güzel ülkemizde özgürlüğün türküsünü söyleyeceğiz.”

    TÜRKÇE HABER ÖDÜLÜ GERİ ÇEKİLDİ

    Konuşmalar ve müzik dinletisi ardından ödüller sahiplerine takdim edildi.

    Candan Yıldız, Faruk Eren, Fatih Polat, Tuğrul Eryılmaz, İbrahim Varlı ve Hüseyin Aykol’un jüri üyesi olduğu “Türkçe Haber Dalı”nda birincilik ödülü Bianet’ten Evrim Kepenek’in “Beylikdüzü’nde 2 yaşındaki çocuğa istismar iddiası” başlıklı haberine verilmiş fakat daha sonra jüri tarafından yapılan açıklama ile ödülün geri çekildiği kaydedilmişti. Türkçe Haber Jürisi açıklamasında, “İsmi verilmeyen bir doktor beyanı ve acil servis raporunun varlığına ilişkin dip not eşliğinde yapılan haberle ilgili karar verme sürecinde ‘detaylı değerlendirme ihmalini’ kabul etmektedir. Jüri, özetlenen sürecin ardından bu yıl Türkçe Haber Dalında ‘birincilik’ ödülü verilmemesini kararlaştırmıştır” ifadelerini kullanmıştı.

    Jüri Özel Ödülü için ise 3 haber ödüle değer görüldü. Evrensel’den Murat Uysal’ın “Yenisahra’da ne oldu? | Yangın için her şey hazırdı, kibriti çocuklara çaktırdılar”, Kaos GL’den Yıldız Tar’ın “Mira’yı öldüren katil, arabasını çalıp arkadaşlarıyla düğüne gitmiş” ve Mezopotamya Ajansı’ndan Semra Turan ve Tolga Güney’in “Aydın Cezaevi’nde şüpheli ölüm: İntihar mı cinayet mi?” başlıklı haberleri Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

    “ONLARIN YOLUNDA YÜRÜYORUZ”

    Ödül alan Gazeteci Semra Turan yaptığı konuşmada “Üstü örtülmeye çalışılan bir cinayetin haberini arkadaşım Tolga ile haberleştirdik. Ödül veren jüri üyelerine teşekkür ederim. Ülkede çok büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Bu da ondan birisiydi. Direnen tüm tutuklulara ödülümü adamak istiyorum. İyi ki bu ülkede Ape Musa, Gurbetteli Ersöz, Hrant Dink, Metin Göktepe var oldular. İyi ki onların mirasını devraldık. Onların yolunda yürüyoruz” dedi.

    Ödüle layık görülen bir diğer isim Tolga Güney ise “Musa Anter anısına ödül almak çok gurur verici. Cezaevlerinde ve sokaklarda çok büyük hak ihlalleri var. Ödülümü hak ihlallerine ve ekolojik talana ışık tutan ve tutuklanan arkadaşlarıma ithaf ediyorum” dedi.

    KÜRTÇE HABER ÖDÜLÜ SAHİBİNİ BULDU

    Leyla Ayaz, Kadri Esen, Suna Tunç, Beritan Zagros, Ramazan Ölçen’in yer aldığı Kürtçe Haber Dalı Jürisi, Denge Amerika’da çalışan Ömer Faruk Baran’ın “Manaya bilibendê û çend sirên ‘Kurdish Mashup 2019’” başlıklı haberini birinciliğe layık gördü. Kürtçe Haber Dalı Jüri Özel Ödülü’ne ise JINNEWS’ten Medya Üren’in “Girêdayî êrişa nîjadperest a li Qazakistanê agahiyên nu!” başlıklı haberi değer görüldü.

    FOTOĞRAF ÖDÜLÜ ‘BİR TORBANIN AĞIRLIĞI’NA VERİLDİ

    Ramazan Öztürk, Özcan Yaman, Nezahat Doğan, Refik Tekin ve Çetin Altun’un yer aldığı Fotoğraf Jürisi, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde 2 Aralık 2015’te ilan edilen sokağa çıkma yasağı sırasında yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden Hakan Arslan’ın cenazesini, 7 yıl sonra bir torba içinde alan babası Ali Rıza Arslan’ın çekilen fotoğrafını birincilik ödülüne layık gördü. Mezopotamya Ajansı’ndan Eylem Akdağ’ın “Bir Torbanın Ağırlığı” başlıklı fotoğrafına ödül verildi. Jüri Özel Ödülü ise Evrensel’den “Benim Yuvam Gitti” adlı fotoğraf layık görüldü.

    KADIN HABERCİLİĞİ ÖDÜLÜ SAFİYE ALAĞAŞ’IN

    Ceren Sözeri, Bircan Değirmenci, Elif Akgül, Pınar Ural ve Habibe Eren’in yer aldığı Gurbetelli Ersöz Kadın Haberciliği Jürisi, birincilik ödülünü JINNEWS Yazı işleri Müdürü Safiye Alağaş’ın, Cizre’de 8 Nisan’da polis Enes A.’nın, S.S. adlı kadına cinsel saldırıda bulunarak intihara sürüklediği “Polis tecavüz etti, savcı, doktor ve polis üstünü örtmek istedi” başlıklı haberine verdi. Diyarbakır’da gazetecilere yönelik yapılan operasyon kapsamında 16 meslektaşıyla birlikte tutuklanan Alağaş şu an, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

    KARİKATÜR ÖDÜLÜ İKİ ESER ARASINDA PAYLAŞTIRILDI

    İmam Cici, Sefer Selvi ve Aslı Alpar’ın yer aldığı karikatür Jürisi, birincilik ödülünü iki eser arasında paylaştırdı. Ödül Özgür Evran’ın “Atlaslı” karikatürü ile Murat İpek’in “Gül açmış ceset” torbalı karikatürüne verildi. Halil İbrahim Çoban’ın cezaevi duvarına cesetlerle atılmış çentikli karikatürü ise Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

    TUTUKLU ANNELERİNE ONUR ÖDÜLÜ

    Hasta ve infazı yakılan tutukluların serbest bırakılması ve cezaevlerindeki tecride son verilmesi talebiyle nöbet başlatan anneler ise Onur Ödülü’ne layık görüldü. Annelere ödüllerini HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan verdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Zorunlu askerliğini yaparken öldürülen Sevag Şahin Balıkçı mezarı başında anıldı-VİDEO

    Zorunlu askerliğini yaparken öldürülen Sevag Şahin Balıkçı mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Zorunlu askerliğini yaptığı Batman’da Ermeni soykırımının 96. yıl dönümünde öldürülen Sevag Şahin Balıkçı Şişli Ermeni Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Sevag’ın babası Garbis Balıkçı’da bu sabah hayatını kaybetti. Anmada konuşan HDP Milletvekili Garo Paylan, “Ermeni soykırımı büyük bir suçtu ama belki ondan daha büyük bir suç ise 107 yıllık inkârdır. Bizler susarsak soykırımcı zihniyet suç işlemeye devam eder” dedi.

    Ermeni soykırımının 96. yıl dönümünde zorunlu askerlik görevini yaptığı Batman’da 24 Nisan 2011 günü başka bir asker tarafından öldürülen Sevag Şahin Balıkçı, ölümünün 11. yılında İstanbul Şişli Ermeni Mezarlığı’ndaki kabri başında anıldı. Sevag’ın babası Garbis Balıkçı ise oğlunun ölüm yıl dönümünde bu sabah ikamet ettiği İstanbul Kınalıada’daki evinde hayatını kaybetti. Mezar başındaki anmaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Rakel Dink, Arat Dink de katılırken, Paylan dini ayinin ardından bir konuşma da yaptı.

    “SOYKIRIMDAN DAHA BÜYÜK BİR SUÇ İSE 107 YILLIK İNKÂRDIR”

    “Bugün Ermeni halkının yas günü” diyerek konuşmasına başlayan Paylan, soykırım ile 107 yıldır yüzleşilmediğini söyledi. Paylan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bundan tam 107 yıl önce bugün dönemin cuntasının emriyle 250’den fazla Ermeni aydın, siyasetçi, yazar evlerinden gözaltına alınarak, Ankara ve Çankırı Ayaş’a sürüldüler ve katledildiler. Bu Ermeni halkının büyük felaketinin, soykırımının başlangıç günüydü. O günden sonra çıkarılan sürgün yasasıyla Ermeni halkı köylerinden, kasabalarından, illerinden sürüldüler. Büyük çoğunluğu daha şehrin dışına varamadan katledildi. Bu bir soykırımdı. Maalesef 107 yıldır bu büyük suçla yüzleşilmedi.

    Ermeni soykırımı büyük bir suçtu ama belki ondan daha büyük bir suç ise 107 yıllık inkârdır. Cezasız kalan suçlar tekrarlar. Canımız Hrant Dink’i aldılar aramızdan. Bundan 11 yıl öncede canımız kardeşimiz Sevag Balıkçı’yı askerlik görevini yaparken, ırkçı bir cinayetle aramızdan aldılar. Onu öldüren tetikçi miydi? Hayır değil. Bir zihniyetti. Rakel Dink’in de dediği gibi bebeklerden katil yaratan zihniyetti o tetiği çektiren.”

    “SUSARSAK SOYKIRIMCI ZİHNİYET SUÇ İŞLEMEYE DEVAM EDER”

    Paylan, 24 Nisan Platformu’nun bu akşam Beşiktaş’ta yapmayı planladığı açıklamanın İstanbul Valiliği tarafından yasaklanmasına da değinirken; “Maalesef ülkemiz yeni bir karanlık iklime girmiştir. Pek çok suçu, günahı konuşabilen bir Türkiye’den yeniden konuşamayan, susan bir Türkiye’ye doğru gidiyoruz. Geçmişlerimizi anamayan bir Türkiye’ye doğru gidiyoruz. Bu akşamki anmamızda valilik kararıyla yasaklandı. Yeniden susmamızı istiyorlar. Ama emin olun bizler susarsak soykırımcı zihniyet suç işlemeye devam eder. Susmak hiçbirimizi iyi bir yere götürmez. Tam tersine konuşmak, yüzleşmek, adaletle buluşmaya ihtiyacımız var.

    Susmayalım, konuşalım, yüzleşelim, helalleşelim, barışalım. Aksi takdirde kötülük her yanı saracak. Bu sabah büyük bir acı haber daha aldık. Sevag’ın babası Garbis Balıkçı 11 yıldır yüreğindeki bu sabah artık daha fazla katlanamayarak yenildi. Bu sabah Garbis Balıkçı’yı kaybettik. 11 yıldır adalet bekliyordu. Adaletten uzak olduğumuz noktada Garbis Balıkçı’yı da bir 24 Nisan günü kaybetmiş olduk” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Mıgırdiç Margosyan Şişli Ermeni Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı-VİDEO

    Mıgırdiç Margosyan Şişli Ermeni Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı-VİDEO

    PİRHA-84 yaşında hayatını kaybeden Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan, Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde yapılan törenin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı. 

    Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan, bugün Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde yapılan törenin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.

    Karaciğerle bağlantılı sağlık sorunları nedeniyle bir süredir Maltepe Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gören Margosyan 2 Nisan Cumartesi günü 84 yaşında hayatını kaybetti. Margosyan için, bugün Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’nde saat 14.00’te tören düzenlendi.

    Törenin ardından Margosyan Şişli Ermeni Mezarlığı’nda defnedildi. Kumkapıda’da düzenlenen törene Margosyan’ın ailesi, yakınları ve sevenleri, HDP Milletvekilleri Garo Paylan ile Züleyha GülümCHP’li Milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin TanrıkuluTuran Aydoğan, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara OdabaşıAdalar Belediye BaşkanıErdem Gül, Gürbüz Çapangazeteciler Oral Çalışlar, Fatih Polat, Ayşe Şahin, yazar Ender İmrek, Yıldız Ramazanoğluyazar Şeyhmus Dikenyazar Murad Mıhçı katıldı.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğluiş insanı Osman Kavala da cenazeye çelenk gönderdi. Şişli Ermeni Mezarlığı’na defnedilen Margosyan’ın mezarının üzerine Diyarbakır’dan getirilen toprak serpildi.

    MIGIRDİÇ MARGOSYAN KİMDİR?

    Mıgırdiç Margosyan, 23 Aralık 1938’de Diyarbakır’da, Hançepek Mahallesi’nde (Gavur Mahallesi) doğdu. Eğitimini Süleyman Nazif İlkokulu, Ziya Gökalp Ortaokulu, daha sonra İstanbul’daki Bezciyan Ortaokulu ve Getronagan Lisesi’nde sürdürdü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi.

    1966-1972 yılları arasında Üsküdar Selamsız’daki Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde müdürlüğün yanı sıra felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyatı öğretmenliği yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü.

    Marmara Gazetesi’nde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir bölümü ‘Mer Ayt Goğmerı’ (Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi (1984) ve bu kitabıyla 1988’de, Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Edebiyat Ödülü’nü aldı. Aras Yayıncılık tarafından basılan ‘Gâvur Mahallesi’ (1992), ‘Söyle Margos Nerelisen?’ (1995) ve ‘Biletimiz İstanbul’a Kesildi’ (1998) adlı Türkçe kitaplarını, 1999’da ikinci Ermenice kitabı ‘Dikrisi Aperen’ izledi. Türkçe kaleme aldığı ‘Tespih Taneleri’ (2006) adlı anı-romanı büyük ilgiyle karşılandı. Evrensel, Agos ve Yeni Yaşam gazetelerinde yazdığı yazılar, ‘Kirveme Mektuplar’, ‘Çengelliiğne’, ‘Zurna ve Kürdan’ isimleriyle kitaplaştırıldı. Yazarın, dünyanın yaratılış hikayesini mizahi bir üslupla ele aldığı son kitabı ‘Tanrı’nın Seyir Defteri’ ise 2016’da yayımlandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Berkin Elvan katledilişinin 8. yılında anılıyor

    Berkin Elvan katledilişinin 8. yılında anılıyor

    PİRHA-Polisin attığı gaz fişeğiyle yaralanan ve kaldırıldığı hastanede 9 ay komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan, katledilişinin 8.  yılında Şişli Feriköy Mezarlığı’ndaki mezarı başında saat 14.30’da anılacak.

    Gezi Direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu yaralanan ve 9 ay komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014 günü hayatını kaybeden Berkin Elvan katledilişinin sekizinci yılında anılıyor. Elvan ailesi her yıl olduğu gibi bu yıl da çocuklarının Şişli Feriköy Mezarlığı’ndaki mezarı başında törenle anacak.

    Berkin Elvan gaz fişeğiyle vurulduğu sırada on dört, yaşamını yitirdiğinde 15 yaşındaydı.

    Davanın ilk duruşması, Berkin Elvan’ın ölümünden tam 3 buçuk yıl sonra 6 Nisan 2017’de, İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Karar duruşmasında mahkeme heyeti sanık polis Fatih Dalgalı’nın kasten öldürme suçunun sabit olduğuna hüküm vererek, müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Mahkeme heyeti daha sonra indirim uygulayarak sanık polisin 16 yıl 8 ay hapisle cezalandırılmasına hükmetti. Tutuklama kararı vermeyen heyet, sanık polis için yurt dışına çıkış yasağı getirdi. Sanık Fatih Dalgalı, görevine devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fatma Girik hayatını kaybetti

    Fatma Girik hayatını kaybetti

    PİRHA-Türkiye sinemasının yıldızlarından Fatma Girik, tedavi gördüğü İstanbul’da 79 yaşında yaşamını yitirdi.

    Türkiye sinemasının yıldızlarından Fatma Girik tedavi gördüğü İstanbul’daki hastanede 79 yaşında hayatını kaybetti.

    Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin, Girik’in yaşamını yitirdiğini Twitter hesabından paylaşırken, “Yeşilçam’ın ve Şişlimizin büyük değeri, ilçe başkanlığı yaptığım dönemde birlikte çalışmaktan onur duyduğum eski Şişli Belediye Başkanımız sevgili Fatma Girik’i kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim” ifadelerini kullandı.

    Muğla’nın Bodrum ilçesinde yaşayan Fatma Girik, yaklaşık altı ay önce tedavi için İstanbul’a gitmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ressam Türkan Taybara resimlerini sanatseverler ile buluşturacak

    Ressam Türkan Taybara resimlerini sanatseverler ile buluşturacak

    PİRHA-Ressam Türkan Taybara, 3-7 Kasım tarihlerinde düzenlenecek olan İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda sanatseverler ile buluşacak. Dört gün sürecek olan fuar kapsamında Taybara, resimlerini sergileyecek.

    Dersimli ressam Türkan Taybara, resimlerini İstanbul Sanat ve Antika Fuarı’nda sanatseverler ile buluşturacak. İstanbul Kongre Merkezi Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda 3 Kasım Çarşamba günü başlayacak ve dört gün sürecek olan fuar, 7 Kasım Pazar günü sona erecek.

    Fuara ilk kez katılacağını belirten Taybara, sanatseverleri resim sergisine davet etti.

    PİRHA / İSTANBUL

  • HDK’den ‘Türkiye’de kayyum rejimi’ paneli!

    HDK’den ‘Türkiye’de kayyum rejimi’ paneli!

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Türkiye’de başta Belediyeler olmak üzere tüm kurumlara dayatılan Kayyum Rejimine karşı “Türkiye’de Kayyum Rejimi Ve Kendini Yönetme Hakkı” başlıklı panel düzenleyecek.

    Halkların Demokratik Kongresi, Belediyeler ve kurumlara atanan kayyumlara ilişkin “Türkiye’de Kayyum Rejimi Ve Kendini Yönetme Hakkı” başlığı ile panel / forum düzenleyecek.

    19 Eylül Pazar saat 10.00 – 18.00 arasında yapılacak panel Nazım Hikmet Kültür Merkezi – Şişli/İstanbul adresinde izlenebilecek.

    Panelde Yazar Bekir Ağırdır “Türkiye’de kayyum rejimi ve siyasal arka plan” başlığı hakkında konuşacak.

    “Yerel yönetimlerde kayyum rejimi” konusunu ise CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tuncer Bakırhan yorumlayacak. Panelde ayrıca Ecem Güler, Erol Köroğlu, Av. Sezin Uçar ve Gazeteci İrfan Aktan da konuşmacı olarak yer alacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demokrasi Konferansı: Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var!-VİDEO

    Demokrasi Konferansı: Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var!-VİDEO

    PİRHA-Haziran ayında düzenlenecek olan ‘Büyük Demokrasi Konferansı’ öncesinde, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi Abidin Dino salonunda Demokrasi Konferansı düzenlendi. Konferansta, kadın, emek, ekoloji, çocuk LGBT+ hakları, eşit yurttaşlık ve barış, anadilde yaşam gibi birçok konu tartışıldı.

    Demokrasi Konferansı’nda emekçiler, hukukçular, sanatçılar, çocuk hakları savunucuları, esnaf, KHK’lılar, ekoloji mücadelesi verenler, sağlık emekçileri, LGBTİ+ toplumu, gençler, akademi, ekonomistler, kadınlar, eğitim emekçileri, engelliler, halklar ve inançlar ile mülteciler seslendi.

    Konferansta yapılan açıklamada, ülkenin dört bir yanında hukuksuzluklara karşı mücadele edenlerin umutlarının ve dirençlerinin tükendiği vurgulanarak “Seslerimizi ve mücadelelerimizi ortaklaştırma amacıyla çıktığımız yolculuğun en heyecan verici noktasındayız. Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var diyenler, karanlığa pabuç bırakmayanlar seslerini yükseltiyor” denildi.

    “DİĞER TOPLUMSAL KESİMLER GİBİ İŞÇİ SINIFI DA YOKSULLAŞIYOR”

    Demokrasi Konferansı’nda seslerini yükseltenler şöyle:

    Emekçiler: Çözülmesi için yıllardır mücadele ettiğimiz sorunlarımız, pandemi süreciyle birlikte çoğalıyor. İşsizlik kitlesel hale gelirken, diğer toplumsal kesimler gibi işçi sınıfı da yoksullaşıyor; öte yandan her hak arayışımız şiddetle bastırılmaya çalışılıyor; örgütlenme girişimlerimiz engelleniyor. Güvencesiz ve geleceksiz bir yaşam dayatılmak isteniyor. Üretici köylülere yoksulluk ve topraksızlık dayatılırken, tarım işçileri önemli sorunlarla karşı karşıya.

    Hukukçular: Yargı tarafsızlığının ve bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı, yargının siyasi muhalifleri ve toplumsal mücadeleleri sindirmek için siyasi iktidar tarafından bir sopa olarak kullanıldığı; savunma hakkının kullanılamaz hale getirildiği, avukatların soruşturma, gözaltı ve cezaevleri ile susturulmak istendiği, baroların bölünerek ve soruşturmalara uğratılarak hedef alındığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, bir gece ansızın uluslararası sözleşmelerin rafa kaldırıldığı bir tabloyu artık görmek istemiyoruz.

    “YÜKSEK PERDEDEN SESLER ÜRETMENİN ZAMANI GELMİŞTİR”

    Sanatçılar: Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi sanatçılar bu topraklarda da yüzyıllar boyu bin türlü baskıya, tehdide, haksızlığa uğradı, çoğu zaman alenen yok edilmek istendi ve buna rağmen çok renkli ve direngen bir geleneği her dönemin içinden çıkarmayı ve o dönemi tarif etmeyi başardı. Başka türlü bir dünyanın mümkün olduğuna inananlarımızın umudu taşırcasına fısıltı olarak söyledikleri, her yerden yükselen bir mırıltı halini almaya başladı. Diyoruz ki, belki de artık bu mırıltıları alıp yüksek perdeden sesler üretmenin zamanı gelmiştir.

    Çocuk Hakları Savunucuları: Giderek derinleşen eşitsizlik ve adaletsizlik; yoksulluk, ayrımcılık ve şiddet olarak çocuklara yansımaya devam ediyor. Çocuk işçiliği, çocuk cinayetleri, çocuk istismarı ve ihmali gibi pek çok hak ihlali giderek artıyor, ağırlaşıyor. Çocuk işçiler, mülteci çocuklar, özel gereksinimli çocuklar, LGBTİQ+ çocuklar, çocuk mahpuslar, anneleriyle birlikte hapishanede tutulan çocuklar… Haklarından yoksun bırakılan tüm çocuklar için ve çocuklarla birlikte eşit, adil bir yaşam mücadelemizi sürdürürken, Demokrasi Konferansı’nı taleplerimizi görünür kılma ve sesimizi çoğaltma ihtiyacımızın bir karşılığı olarak görüyoruz.

    “HELALLEŞMEYECEĞİZ”

    Esnaf: Helâlleşmeyeceğiz. Ülkemiz esnafı iktidarın kutuplaştırıcı, bölücü ve adaletli olmayan yaklaşımlarıyla iflas, intihar ve tasfiyeyle karşı karşıya. Diğer emekçi kesimlerle birlikte çok ağır bedeller ödeyen esnaf ufak birikimlerini de kaybederek yoksul emekçi sınıflara eklemlenmişlerdir. Biz de demokrasi konferansının bir parçasıyız.

    KHK’lılar: Demokrasi Konferansının bir parçasıyız. 20 Temmuz sivil darbesinin ardından kamu emekçilerine yönelik tarihin en büyük saldırılarından biri olan KHK’larla 140 bin kamu emekçisi ihraç edildi. KHK’larla başta çalışma olmak üzere en insani ve en temel haklarımız elimizden alındı. İş güvencemiz hiçe sayıldı ve bir gece yarısı kamusal ve kazanılmış tüm haklarımız gasp edildi. KHK’lar hukuksuzdur, adaletsizdir, keyfidir, belirsizdir, yargısız infazdır, sistematik ve ağır işkencedir, sivil ölüme mahkûm edilmektir.

    “EKOLOJİ MÜCADELESİ ARTIK VARLIK YOKLUK MÜCADELESİDİR”

    Ekoloji mücadelesi verenler: Ekoloji Mücadelesi artık varlık yokluk mücadelesidir. Kendi yasalarını bile hiçe sayan, mahkemeleri talandan sonra biten, lehte karar verse bile yürütmenin kararları uygulanmadığı bir sistemle karşı karşıyayız. Kanal İstanbul gibi mega projeler iklim kriziyle birlikte tüm canlı yaşamı yok oluşa sürüklerken, Tarım, orman, su ve tüm habitatlar kapitalist bir kuşatma altındayken Direniş ve mücadele sesleri de yükseliyor.

    Sağlık emekçileri: Pandemi süresince Sağlıktan tasarruf politikaları hastalıklar ve ölümler getirirken, aynı dönemde antidemokratik totaliter rejim uygulamaları, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, geleceksizlik ve esaretler yaratmıştır. Tek adam rejiminin Türkiye gerçeği budur. Tarih boyunca salgınlar nedeniyle büyük yıkımlar yaşayan insanlık, Covid 19 salgını süresince uygulanan acımasız neoliberal politikalar nedeniyle bir kez daha yıkıma uğramış ve yıkımlar devam etmektedir.

    “LGBTİ+ TOPLUMUNUN ÖZGÜRLÜKLERİ AĞIR SALDIRI ALTINDA”

    LGBTİ+ toplumu: LGBTİ+ toplumunun, hem toplumsal hem siyasal hakları, hem de bireysel hak ve özgürlükleri ağır saldırı altında. Özellikle Covid-19 salgınının LGBTİ+ toplumunu, diğer kesimlerden daha çok daha fazla etkilediği, ev içi şiddete daha çok maruz hale geldikleri malumun ilanı. Siyasilerden ve üst düzey bürokratlardan gelen ve nefret saldırılarını cesaretlendiren açıklamalar ise kamusal alandaki LGBTİ+ görünürlüğüne yönelik saldırıları artırdı ve LGBTİ+ varoluşu de facto kriminalize edildi.

    “GELECEĞİMİZE DAİR BİZİM DE SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ VAR”

    Gençler: Bizler, her geçen gün daha da yoksullaşan, işsizliğe, geleceksizliğe mahkum edilen gençleriz. Eğitimin sermaye birikim alanına dönüştürülme süreci bir çoğumuzu okurken güvencesiz ve esnek çalışmaya zorladı. Pandemi gerekçe gösterilerek kamusal alanlar tasfiye edilirken gençliğin enerjisi de dört duvar arasına hapsedilmeye çalışılıyor. “Geleceğimize dair bizim de söyleyecek sözümüz var!’’ demeye, gençliğin taleplerini, enerjisini ve coşkusunu diğer toplumsal dinamiklerle birlikte Büyük Demokrasi Konferansı’na taşımaya davet ediyoruz.

    “BİR ÜNİVERSİTE ÖZERK VE ÖZGÜR DEĞİL”

    Akademi: Günümüz Türkiye’sinde üniversitenin kendi değişiminin öznesi olmak bir yana, dışardan dayatılan değişmelere (müdahalelere) bile direnme gücü bulunmamaktadır. Bu durum, üniversitenin tam bir kısır döngü içine saplanıp kaldığını göstermektedir: Bir üniversite olması gerektiği gibi özerk ve özgür değil, bu yüzden üretken ve yaratıcı değildir. Üniversite, üretken ve yaratıcı olamadığı için de özgür düşüncenin ve özerk kurumsallaşmanın önündeki engelleri kaldırıp demokrasiyi ve toplumsal/kültürel ortamı yeşertecek gücü bulamamaktadır.

    “EKONOMİK DEMOKRASİ PROGRAMININ ROLÜ BÜYÜK”

    Ekonomistler: Bugün ekonomide yaşanan yıkım, geniş emekçi kesimlerin iktidara açık bir biçimde sırtını dönmesine yol açıyor. İktidara sırtını dönen emekçi kesimlerin kararsızlık çemberinden çıkarılarak demokrasi mücadelesine kazanılabilmesinde ise eşitlikçi, yeniden paylaşımcı ve güvencesizlikle mücadeleyi merkeze alan; şirketleri, finansal oyunları ve kârlarını değil insanı ve doğayı önceleyen bir ekonomik demokrasi programının rolü büyük olacaktır.

    “ERKEK ŞİDDETİ, İKTİDARIN SÖYLEM VE POLİTİKALARIYLA BİRLİKTE MEŞRULAŞTIRILIYOR”

    Kadınlar: Erkek şiddeti, iktidarın söylem ve politikaları ile meşrulaştırılıyor. Muhafazakar aileyi kurumsallaşma hamleleri ile kadınlar şiddet döngüsü içine hapsedilmek isteniyor. İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun gibi kadınların yasal hakları saldırı altında. Pandemi süreciyle işsizlik, yoksulluk daha da ağırlaşırken esnek, güvencesiz çalışma koşulları kadınlara daha fazla dayatılıyor. Evin yükü kadınların omzuna bindirilirken, devletin sunması gereken hizmetlerin piyasalaştırılmasının ceremesini en çok kadınlar çekiyor. Kadınların sözünün, deneyimlerinin ve mücadele birikimlerinin toplumun farklı direniş odaklarını yan yana getirmeyi hedefleyen Demokrasi Konferansında hak ettiği yeri alması için biz de varız. Yalnızca taleplerimizle değil, kurucu bir güç olarak konferansın bütününde siyasi irade olmanın zeminini yaratmak istiyoruz.

    Eğitim emekçileri: COVID-19 salgını, eğitimin, doğanın sürdürülebilirliğini merkeze koyan ekolojik politik mücadelenin bir parçası olması gerektiğini ortaya koymuştur, ki bu mücadele anti-kapitalist nitelikler taşır. Eğitim bileşenlerinin onurlu, yaşamdan, doğadan ve emekten yana, kamusal, bilimsel, parasız, laik, cinsiyet eşitliğini sağlayan, demokratik ve anadilinde eğitimi yaşama geçiren varoluşlar olarak Demokrasi Kurultayı’na güç vermelerini bekliyoruz.

    Engelliler: Engelli nüfus ile engelli olmayan nüfus arasında keskin eşitsizlikler ve uçurumlar vardır. Engellilerin eğitime erişimi %8 oranındadır. İstihdamda bu oran %10 dolayındadır. Engelliler, genel nüfusun %12’sini oluşturmasına karşılık, ulusal gelirin sadece 10.000/28’İ engelliler için harcanmaktadır. Kamu kullanım alanları, toplu taşım araçları, hizmetler, ürünler, çevre ve web siteleri büyük oranda engellilerin erişimine uygun değildir. Engelliler, karar alma süreçlerinde ve organlarında hak ettikleri ölçüde temsil edilmemektedir.

    “FARKLILIKLARIMIZ ZENGİNLİĞİMİZDİR”

    Halklar ve İnançlar: Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Biz tüm farklılıklarımızla, birlikte, kardeşçe yaşayabiliriz. Ayrımcılığa, asimilasyon politikalarına ve nefret söylemlerine karşı birlikte mücadele ettiğimiz gibi, anadillerimizde eğitim görerek, laik bir ülkede inançlarımızı kardeşçe yaşayabiliriz. Birbirimizi tanıyarak ve anlayarak; çok dilli, çok kültürlü, onurlu ve özgür bir toplumu var edebiliriz.

    Mülteciler:  Bugün var olan dünya düzeninin kaçınılmaz sonucu olarak milyonlarca insan, savaşların, ekonomik ve ekolojik krizin yarattığı yıkım sebebiyle ya kendi ülkesinde ya da sınırların ötesinde yerinden edilmekte, yine on binlercesi insanca bir yaşama kavuşma umuduyla çıktıkları göç yollarında hayatlarını kaybetmektedir. Menzile erişebilenler için ise sınırsız sömürü, baskı, şiddet ve ayrımcılık hayatlarının rutini haline gelmektedir.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Bomonti’de mescit ve yurt yapımına protesto

    Bomonti’de mescit ve yurt yapımına protesto

    PİRHA-Bomonti Hepimizin İnsiyatifi ile Doğa İçin Sanat Platformu, Bomonti bira fabrikasının yıkılıp yerine mescit ve yurt yapılmasını protesto etti.

    Doğa için Sanat Platformu ile Bomonti Hepimizin İnsiyatifi, İstanbul’da etkinlik düzenleyerek Bomonti bira fabrikasındaki yıkımı tekrar gündeme getirdi.

    “Bomonti hatıralarda kalmasın” diyen yurttaşlar, bira fabrikasının yıkımı ardından söz konusu alana Menzil Vakfı eliyle dernek, otopark, yurt, mescit yapılacağını aktardı.

    “Şişli sakinleri olarak oranın yeşil alan ve deprem toplanma alanı olmasını istiyoruz” diyen yurttaşlar, hazırladıkları dövizlerle durumu protesto etti.

    Yıkım alanının önünde buluşan yurttaşlar, “Bomonti hatıralarda kalmasın” diyerek yeni inşa sürecinde bölge halkının görüşlerinin alınması gerektiğini söyledi.

    (HABER MERKEZİ)