Etiket: sivas anma

  • Antalya’da Madımak Katliamı’nın 33. yılında adalet çağrısı-VİDEO

    Antalya’da Madımak Katliamı’nın 33. yılında adalet çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Antalya Alevi birleşenleri, Emek ve Demokrasi Güçleri, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Attalos Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. PSAKD Antalya Şube Sekreteri Hatice Demir Aksoy’un okuduğu açıklamada, Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulanarak, “Sivas davası biz bitirmeden bitmez. Hesabını soracağız” denildi.

    Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve ozanı katliamın 33. yılında andı. Attalos Meydanı’nda yapılan anmada platform adına basın açıklamasını PSAKD Antalya Şube Sekreteri Hatice Demir Aksoy okudu.

    “MADIMAK’IN ATEŞİ 33 YILDIR SÖNMEDİ”

    Açıklamada, 2 Temmuz 1993’ün Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden biri olduğu belirtilerek, Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 kişinin acısının aradan geçen 33 yıla rağmen dinmediği ifade edildi.

    Madımak Katliamı’nın unutulmasının istenmesine rağmen bunun mümkün olmadığı belirtilen açıklamada, “Hesabı sorulmayan acı unutulmaz. Adalet sağlanıncaya kadar mücadelemiz sürecek” mesajı verildi.

    “ZAMANAŞIMINI VE CEZASIZLIĞI KABUL ETMİYORUZ”

    Açıklamada, Madımak Katliamı davasında verilen zamanaşımı kararına ve katliam sanıklarının tahliye edilmesine tepki gösterildi. Katliamın yalnızca bireysel faillerle sınırlı olmadığı, arkasındaki anlayış ve cezasızlık politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek, sorumluların yargı önüne çıkarılması istendi.

    “CEMEVLERİ ANAYASAL GÜVENCEYE KAVUŞMALI”

    Alevilerin inanç özgürlüğü alanında yaşadığı sorunlara da dikkat çekilen açıklamada, cemevlerinin hâlen ibadethane statüsüne kavuşturulmamasının eşit yurttaşlık ilkesine aykırı olduğu ifade edildi. Cemevlerinin yönetmeliklerle değil, anayasal güvenceyle ibadethane olarak tanınması gerektiği vurgulandı.

    “BARIŞIN VE ADALETİN MÜCADELESİNİ BÜYÜTECEĞİZ”

    Açıklamada, bölgede yaşanan savaşlar ve özellikle Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinilerek, emperyalist savaş politikalarına karşı barış mücadelesinin önemine dikkat çekildi.

    “33 Can, 33 Yıl” şiarıyla yürütülen anma etkinliklerinin yıl boyunca devam edeceği belirtilen açıklamada, Madımak Oteli’nin amasız ve fakatsız bir Utanç Müzesi‘ne dönüştürülmesi ve katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması talep edildi.

    Basın açıklaması, “2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır. Bu dava biz bitti demeden bitmez. Hesabını soracağız. Unutmadık, unutturmayacağız” sözleriyle sona erdi.

    PİRHA/ANTALYA

  • PSAKD: 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nin önünde olacağız, tüm canları bekliyoruz-VİDEO

    PSAKD: 2 Temmuz’da Madımak Oteli’nin önünde olacağız, tüm canları bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Genel Merkezi Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren canları anmak için gerçekleştirecekleri program takvimini açıkladı. PSAKD Örgütlenme Sekreteri Özgür Kaplan; “PSAKD olarak 2 Temmuz günü Sivas’ta Madımak Oteli’nin önünde olacağız. Tüm canları Sivas’a bekliyoruz. Ankara yerelinde tüm kurumlarımız bulundukları yerlerde anmalar gerçekleştirecekler” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi Mülkiyeliler Birliği’nde düzenlediği basın açıklamasıyla Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 2’si otel çalışanı olmak üzere 35 canı anmak için gerçekleştirecekleri program takvimini açıkladı.

    PSAKD Örgütlenme Sekreteri Özgür Kaplan’ın okuduğu açıklamada merkezi olarak 2 Temmuz günü Sivas’ta Madımak Oteli’nin önünde olacaklarını belirtilirken, Ankara yerelinde de her kurumun bulundukları yerlerde anmalar yapacağı açıklandı. Gerçekleştirilecek anmaların iki hafta süreceği ve anma kapsamında katliamı anlatan resim sergisinin de açılacağı duyuruldu.

    Kaplan, 1 Temmuz’da Dikmen’de ise katliama ilişkin tiyatroların oynandığı, deyişlerin söylendiği, semahların dönüleceği büyük bir anma gerçekleştirileceğini ve gecesinde Ankara’dan otobüslere binilerek Sivas’a gidileceğini aktardı.

    Yapılan açıklama öncesinde Sivas Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    “DEVLET KATLİAMA GÖZ YUMDU”

    Saygı duruşunun ardından ‘Karanlığa karşı aydınlığı, zulme karşı adaleti, zorbalığa karşı özgürlüğü’ savunmak için 2 Temmuz’da alanlarda olacağız’ diyerek açıklamasına başlayan Kaplan şunları dile getirdi:

    “Bundan tam 28 yıl önce Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında Sivas’a giden 33 canımız gerici ve katil bir güruh tarafından yakılarak vahşice katledildiler. Bu katliam, devlet güçlerinin göz yummaları ve ötesinde yönlendirmeleriyle, son derece planlı ve organize bir çalışmanın sonucunda gerçekleştirildi. Katliamın öncesinde gerici ve şeriatçı örgütler haftalarca nefret ve düşmanlık içeren bildiriler dağıtıp ‘kıyam’ çağrılarıyla Sivas’a gelecek olan aydınlarımızı ve canlarımızı hedef gösterdiler. Sivas Belediyesi tarafından katliamdan birkaç gün önce Madımak Otelinin etrafına, şehrin hiçbir yerinde çalışma olmamasına rağmen, kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı. Dönemin Sivas belediye başkanı katliam sırasında bu güruha dönük; “Bir defa şöyle bir Fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el Fatiha diyelim” ve “Gazanız mübarek olsun” gibi provokatif ve kışkırtıcı söylemlerle ateşe benzin dökenlerden biri oldu.

    Katliamdan hemen önce Madımak Otelinin önünde bekleyen askerler ise bu katil güruha herhangi bir şekilde müdahale etmeden, karanlık bir talimatla otelin önünden ayrılarak, otel içindeki canlarımızı kaderleriyle baş başa bıraktılar. Bu şekilde katliamın önündeki son engel de aşılmış oldu. Şehirde o gün binlerce kişiden oluşan bir güruh tekbirlerle ve katliam çağrılarıyla otelin önünde toplanırken, en ufak olaylarda bile yüzlerce polisle hemen müdahale eden emniyet güçleri hiç ortalıkta görünmediler. Göstermelik olarak gelen birkaç polis ise olayları seyretmekle yetindi. Hatta polislerden bazıları açıkça katliamcılarla birlikte hareket etmekten çekinmediler. Egemenlerin sesi yandaş basın yayın organları ise sistematik olarak katilleri aklayıp neredeyse katledilen canlarımızı suçlu gösteren aşağılık yayınlar yaptılar.”

    “KATİLLER CEZALANDIRILMAK YERİNE ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Katliamın yaşandığı gün devlet yetkililerinin şeriatçı güruhun toplanmasını ve kalabalıklaşmasını saatlerce seyrettiğini belirten Kaplan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu insanlık düşmanı katiller kan ve intikam sloganlarıyla katliam için harekete geçerlerken hiçbir devlet gücü onlara müdahale etmek için bir hamlede bulunmadı. Müdahale etmek bir yana bu katiller planlı bir şekilde teşvik edilip yönlendirildiler. Katliamcı güruh önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezine saldırdı. Ancak orada bulunan canların direnişiyle püskürtüldüler. Gerici katil güruh nefret saçarak, gerici sloganlar ve tekbirler eşliğinde otele yönelip güvenlik güçlerinin gözleri önünde bu barbarca katliamı gerçekleştirdiler.

    Açıkça görüldüğü gibi Sivas Madımak Oteli Katliamı egemenlerin organize ettiği ve gerici katil güruhun tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliamdı. Katliamdan sonra bu katliamda yer alan gerici katil güruh içinden sadece çok küçük bir grup hakkında dava açıldı. Uzun süren yargılamalar sonunda bu katillerin çoğu ya hiç ceza almadılar ya da küçük cezalarla kurtuldular. Hiçbir sağlık sorunu olmayan, katliamda başı çekenlerden biri olduğu kanıtlanan ve mahkemede hiçbir pişmanlık belirtmeyen Ahmet Turan Kılıç tamamen haksız ve hukuksuz bir kararla affedildi. Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı ise hiç bulun(a)madı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı. Bir kısmı da arama kararlarına rağmen hiçbir engelle karşılaşmadan rahatça yurtdışına çıktılar. Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zamanaşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı ise bu karar için “hayırlı olsun” dedi. Halen yurtdışında yaşayan katillerin iadesi için hiçbir çaba gösterilmedi. Tam tersine bu katillerin iade edilmemeleri için bilerek yanıltıcı ve yanlış bilgiler verildi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler.”

    “AKP İKTİDARI İZLEDİĞİ POLİTİKALARLA ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINA GETİRMİŞTİR”

    Bugün ise AKP iktidarının sadece Alevilere değil diğer tüm ilerici-demokrat-muhalif toplum kesimlerine karşı baskı ve sindirme politikalarını aralıksız olarak sürdürdüğünü söyleyen Kaplan şunları ifade etti:

    “AKP Gezi direnişinden beri ülkeyi süreklileştirilmiş bir ‘Olağanüstü Hal’ rejimiyle yönetmeye çalışmaktadır. Çünkü AKP iktidarı izlediği politikalarla ülkeyi uçurumun eşiğine getirmiştir. Bu yüzden artık rıza üreterek iktidarını sürdürme şansı kalmadığından dolayı ülkede ağır bir baskı rejimi kurmuştur. Bu süreçte çıkarılan KHK’larla yüzbinlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur. Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlar AKP iktidarının saldırgan politikalarının hedefi olmuşlardır.

    AKP iktidarı Kürt sorununu bir demokratikleşme sorunu olarak değil, bir güvenlik sorunu olarak gören inkârcı, baskıcı ve tek tipçi bir anlayışla hareket etmeye devam etmektedir. Bu politikalar nedeniyle birçok insanımız hayatlarını kaybetti. Roboski’de sivil yurttaşlarımız uçaklardan atılan bombalarla acımasızca katledildiler. Savaşa karşı barışı savunan 103 canımızı Ankara Garı önünde gerçekleştirilen bombalı saldırıda yitirdik. Yine Suruç’ta barışı ve kardeşliği savunmak isteyen 33 sosyalist genç hunharca gerçekleştirilen bir bombalı saldırıda hayatlarını kaybettiler. Diyarbakır, Antep başta olmak üzere onlarca insanımız benzer şekillerde gerçekleştirilen bombalı saldırılarla katledildiler.”

    “AKP İKTİDARI HALK DESTEĞİNİ KAYBETTİKÇE SALDIRGANLAŞIYOR”

    AKP’nin kurduğu yeni düzenin farklılıklara izin vermediğini de söyleyen Kaplan; “Çoğulcu yapıyı yok etmeye çalışan tekçi bir anlayışla hareket edilmektedir. Bu çerçevede AKP iktidarı kendisinden olmayan herkesi düşman kabul etmekte ve terörle ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Toplum üzerinde inşa edilen bu tekçi iktidar ilişkisine karşı güçlü bir demokrasi mücadelesi verilmesi kaçınılmazdır. AKP iktidarı halk desteğini hızla kaybetmektedir. Bu gerçeği gören AKP iktidarı daha da saldırganlaşmaktadır. Bugün toplumun çeşitli görüşlerden muhalif kesimlerinin hiçbir can ve mal güvenliği kalmamıştır. Devleti ‘ele geçirmeyi’ başaran AKP iktidarı halkın bütün kesimlerini kontrolüne almakta başarısız olmuştur. Bu da iktidarı iyice saldırganlaştırmıştır.
    Belli bir yandaş kesimin zenginleştirilmesini esas alan rant ve talan politikalarından kaynaklı olarak büyüyen ekonomik kriz, işçi ve emekçiler başta olmak üzere geniş toplum kesimlerini her geçen gün daha da yoksullaştırmaktadır. İnsanlarımız yaşanan bu ekonomik krizin üstüne gelen Covid-19 salgınıyla birlikte büyük bir yoksullukla yüz yüze kalmışlardır. Dünyanın birçok ülkesi salgından olumsuz olarak etkilenen vatandaşları için büyük yardım paketleri hazırlarken AKP iktidarı yurttaşlarımızı kaderleriyle baş başa bırakmıştır. AKP iktidarı ‘lebalep’ kongreler yaparken esnafın dükkânlarını virüs gerekçesiyle açmalarına izin verilmemiştir. Bu süreçte birçok yurttaşımız iflas etmiş,  açlıkla yüz yüze gelmiş ve sefalet koşullarına mahkûm edilmiştir” diye konuştu.

    “TOPLUMSAL VE SİYASAL YAŞAM GERİCİLEŞTİRİLİYOR”

    Yurttaşlara yardım için kullanılması gereken kamu kaynaklarının bir avuç yandaşın çıkarı doğrultusunda kullanıldığını vurgulayan Kaplan açıklamasına şu şekilde devam etti:

    “İktidarın etrafına kümelenen ve ülke kaynaklarını sömüren rant çetelerinin kendi içlerindeki kavgaları bütün dünyanın önünde ortalığa saçılmıştır. İktidarın mafya ve rant çeteleri ile olan ve devletin en üst kademelerine kadar ulaşan kirli ilişkilerin ifşa edilmesi ülkenin içine düştüğü karanlığı ve yozlaşmışlığı net bir şekilde göstermektedir. Halkın yaşadığı ağır kriz için hiçbir çözümü olmayan, kirli ve yoz ilişkileri her gün ortalığa saçılan mevcut siyasal iktidar, halk desteğini hızla yitirdiği için tehditle ve baskıyla toplumu sindirerek egemenliğini devam ettirmeye çalışmaktadır.

    Toplumsal ve siyasal yaşamın gericileştirilmesi süreci AKP iktidarı eliyle hızla devam ediyor. Pandemi fırsatçılığıyla insanlarımızın yaşam tarzına müdahale ediliyor. İçki satışları kanuni hiçbir dayanak olmamasına rağmen fiili güç kullanılarak yasaklanıyor. Milyonlarca insanın ekmek kazandığı müzik  sektörünü çökertmek için sistematik bir çaba gösteriliyor. Müzik, bar ve lokanta sektöründe çalışan yüzlerce insanımız iktidarın bu baskıcı politikalarından kaynaklı olarak çaresiz kalarak intihar ettiler.”

    “ALEVİLER ÜZERİNDEKİ BİN YILLIK ASİMİLASYON VE YOK ETME POLİTİKALARI DEVAM EDİYOR”

    Devletin artık şeklen kalmış olan sınırlı laik niteliğinin bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışıldığını ifade eden Kaplan; “Eğitimde akıl, bilim, eleştiri ve sorgulamanın yerine kör inançlara ve akıldışı dogmalara dayalı siyasal İslamcı, gerici bir anlayış getiriliyor. Çocuklarımız eğitimin çeşitli kademelerinde sürekli taciz ve tecavüzle anılan gerici vakıflara teslim ediliyor. Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon ve yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle devam ettirilmektedir. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi köylerine zorla cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının üzeri devlet tarafından örtülüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor” şeklinde konuştu.

    “SİVAS’TAKİ ZİHNİYET İSTANBUL SÖZLEŞMESİN’NDEN ÇEKİLEN ZİHNİYETTİR”

    AKP İktidarının ötekileştirici ve inkarcı söylemlerinin yaşamın her alanında sürmekte olduğunu da sözlerine ekleyen Kaplan şunları kaydetti:

    “Bu gün çok daha net görüyoruz ki, o gün Madımak otelini kuşatan zihniyet, mafyalaşarak ülkeyi kuşatmış durumdadır. Bu nefret ve ötekileştirici söylemlerin bir sonucu olarak HDP İzmir il örgütüne yapılan saldırı sonucunda Deniz Poyraz katledilmiştir. Yine Akp iktidarı kadının özgürleşmesine karşı açık ve aleni bir tavır içindedir. Buna verilecek en somut ve belirgin örneklerden biri de, kamuoyunda  ‘İstanbul sözleşmesi’ olarak bilinen ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ olan sözleşmeden çekilmiştir. Bu zaten hayatın birçok alanında şiddete ve haksızlığa maruz kalan kadınların daha da savunmasız kalmaları anlamına geliyor.”

    “GELİN 2 TEMMUZ’DA ACILARIMIZI ORTAKLAŞTIRALIM”

    Aleviler, demokratlar, laikler, devrimciler, yurtseverler olarak asla karanlığa teslim olmayacaklarının altını çizen Kaplan son olarak şunları aktardı:

    “2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan tüm toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliamdır. O yüzden ezilen, ötekileştirilen ve yok sayılan tüm canlarımızı karanlığa karşı aydınlığı, zulme karşı adaleti, zorbalığa karşı özgürlüğü savunmak için alanlara çağırıyoruz. Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tekçi anlayışa, faşizme, ırkçılığa, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı laikliği, özgürlüğü, eşitliği, adaleti, barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunarak katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım. Gelin 2 Temmuz’da acılarımızı ortaklaştıralım. Gelin hep birlikte dayanışmayı ve mücadeleyi büyütelim.

    Bütün halkımızı bir daha böyle acıları ve katliamları yaşamamak için Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızı, Önderimiz Pir Sultan Abdal’ın ‘Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan’ şiarıyla 2 Temmuz 2021 Cuma günü salgına karşı fiziksel mesafeyi koruyarak anmaya davet ediyoruz.”

    “KATLİAMI UNUTANLARIN YÜREKLERİ KURUSUN”

    Kaplan’ın ardından Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Murat Gündüz’ün babası Mehmet Gündüz söz alarak; “28 senedir maalesef ki acımız devam ediyor. Bu acı hepimizin acısıdır. Unutmuyoruz, unutturmuyoruz ve unutanlarında yürekleri kurusun diyorum. 28 yıldır böyle bir acıyı tüm canlarla paylaşıyoruz. Ve birlikte bu yolda yürüyoruz, yürümeye de devam edeceğiz. Birlikte yürümeye devam etmek zorundayız. Çünkü karanlık güçleri püskürtmemiz lazım. Bu güçler her zaman üzerimizde baskı uyguluyorlar. 33 güzel insanı saygıyla anıyorum ve 33 insanımızın anısına elimizden geldiği kadar sahip çıkacağız ve bu konuda mücadele edeceğiz. Yaşayan insanlarımız için, torunlarımız, çocuklarımız için ışık tutmaya gayret göstereceğiz. Giden maalesef geri gelmiyor. Ama hala yeni katliamlar yapmaya devam ediyorlar.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Devlet; Koçgiri, Dersim ve Sivas olmak üzere bütün Alevi katliamları ile yüzleşmelidir’-VİDEO

    ‘Devlet; Koçgiri, Dersim ve Sivas olmak üzere bütün Alevi katliamları ile yüzleşmelidir’-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri çerağlar, deyişler ve lokmalarla andı. Anmada bir açıklama yapan DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık, devletin tüm Alevi katliamlarıyla yüzleşmesi gerektiğini ifade etti. 

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 2 Temmuz 2993’te Sivas’ta Madımak Katliamı’nda  yaşamını yitirenleri çerağlar, deyişler ve lokmalarla andı.

    Anma etkinliğinde açılış konuşmasını ADA Ankara Şube Sekreteri Mustafa Karabudak yaptı. Anmada, Sivas katliamında yaşamını yitiren 33 can için önce çerağlar yakıldı, ardından Sivas ve tüm şehitler için saygı duruşunda bulunuldu.

    DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Murat Işık yaptığı açıklamada, Alevilere karşı bir çok insanlık suçu işlendiğini belirterek, “Bu insanlık suçlarının halkalarından biri olan Sivas Katliamı’nın 25. yıldönümündeyiz. Bu vesileyle bir kez daha şehitlerimizin huzurunda dardayız” dedi.

    Işık şunları kaydetti:

    “2 Temmuz; Sivas’ta hakikat ve özgürlük arayışında bulunan Reya Heq Alevilerine karşı, tekçi ulus devlet anlayışının Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı’dan devraldığı sistematik katliam politikalarının devamı niteliğindedir. Bilindiği gibi 90’lı yıllarda yaşanan gelişmeler bölgedeki Reya Heq Alevi mensuplarını da etkilemiş, hali hazırdaki duruşlarını sorgulayarak dayatılan manipülasyonları ret etmelerine, bu ret edişle beraber kendi tarihsel toplumsal hakikatleriyle yeniden buluşmalarına, konumlanmalarına yol açmıştır.

    “ALEVİ HALKLAR SOLUKSUZ BIRAKILDI”

    Alevi halklar tüm sürek ve etnik bileşenleriyle beraber sistematik bir şiddet sarmalında soluksuz bırakılırken; bölgedeki şiddet politikaları doruk noktasına varmış, Rèya Heq Alevi mensupları topraklarından sürgün edilmiş, köyleri, kutsal mekânları yakılmış, yıkılmış, Hakk’ın varlığının en büyük delili olan dilleri yasaklanmış, gençleri zindanlara doldurulmuş, devletin bütün zor ve ideolojik aygıtları Kürtlere karşı topyekûn bir savaş konsepti halinde harekete geçirilmiştir. Tekçi zihniyetin oluşturduğu ittifak, bu “savaş konsepti” dâhilinde Sivas’ta katliamlar zincirine bir yenisini ekledi. İttihatçı gelenek ile Emevi İslam anlayışının işbirliğiyle Rèya Heq Alevi toplumsallığı kültürel ve fiziki olarak bir kez daha çarmıha gerildi. Bu yönelim ve sonuçları, süreklilik arz eden sistematik şiddet politikalarının halkalarından sadece biriydi.”

    “ALEVİLİĞE YER YOKTU”

    “Osmanlı ve öncesinde Hak Yol süreklerine “din dışı” denilip katliamlar meşrulaştırılırdı. Ulus devlet sürecinde ise Cumhuriyet, Türk İslam sentezi denen ideolojik bir temel üzerine inşa edildi” diyen Murat Işık, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Yüzyıllarca Osmanlının tazyiki altında olan Hak Yol sürekleri, modernist bir söylemle ortaya çıkan Cumhuriyet süreciyle bir şeylerin değişebileceği umuduna kapılmış, yeni rejimin özellikle Laiklik vurgusuna önem vermiş ve beklenti içine girmişlerdir. İlerici, laik, devrimci olarak propaganda edilen yeni oluşum Alevi halklarda yanılgıya yol açmış, bu ideolojik etkilenme ve yanılgı asimilasyona kapıyı iyice aralamış, Alevi halkları karakterize eden düşünsel gelenekten/öğretiden bir kopuşa sürüklemiştir.

    Bu yanılgı Alevileri Cumhuriyet modernitesinin saldırılarına daha bir açık hale getirmiştir. Çünkü yeni rejim 1924 anayasası ile kendine yeni bir din oluşturmuş, “makul” vatandaşın tanımını yapmıştı; Türkçe konuşan, Türk olan, Hanifi içtihatına göre yaşayan vatandaşlardan oluşan homojen bir toplum! Bu tanımın içinde Aleviliğe yer yoktu.”

    Işık, “Doksanlarda cumhuriyetin Tekçi muhtevası Maraş, Adıyaman, Malatya, Erzincan, Elazığ ve Sivas’ta yoğun bir şekilde tartışmaya açılmıştı. Sivas katliamıyla hedeflenen amaç ise bu tartışmalarının önüne geçmek, Alevilerin İttihatçı/Kemalist düşünsel manipülasyonu aşarak kendi tarihsel-toplumsal gerçeklikleriyle buluşmasını engellemekti. Olayı sadece bir mezhep tartışmasına indirgemek katliamın gerçek sahipleri tarafından hakikati karartma amacıyla yaratılan bir manipülasyondan ibaretti. Katliamdan sonra Aleviler ve demokratik kamuoyu manipüle edilmiş, başta mahkeme süreçleri olmak üzere; yapılan etkinliklerin çoğunda, Aleviliği yok sayan, kültürel ve fiziki soykırıma uğratan bir rejimi sorgulamaktansa, olay “Alevi/Sünni, ilerici/gerici, cumhuriyetçi /cumhuriyet karşıtları, laik/şeriatçı” karşıtlığına indirgenmiştir” ifadelerini kullandı.

    Sivas katliamıyla beraber, Alevilerin ufkunun sınırlanarak Reya Heq-Alevi toplumsallığını bütün yönleriyle bilince çıkarıp kavramalarını, meseleyi ve sorunları bütünlüklü bir şekilde görmelerinin ve ele almalarının engellendiğini belirten Işık, şöyle devam etti:

    “Rèya Heq /Alevi Yolunun Kemaleti tüm hakikati kapsar.

    Bu manada iktidara bulaşmayıp toplumsal ahlakı esas alan Zerdüşt peygamberin “erdemli insan” arayışı, Musa’nın “on emri”, İsa’nın ” Hak söz sevgidir” ilkesi, Muhammed Mustafa’nın ” komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturu ortak hakikatimizdir.

    Devlet, Rèya Heq /Alevilere yönelik zihniyeti ve siyaset anlayışı ile hesaplaşmalı, ayrıştırmaya ve ötekileştirmeye yönelik bütün uygulamaları ile yüzleşmelidir. Bu manada başta Koçgiri, Dersim ve Sivas olmak üzere bütün Alevi katliamları ile yüzleşmelidir.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI UYGULANMAMALI”

    Her ne sebeple olursa olsun Sivas katliamını yapanlar açığa çıkarılıp yargılanmalı, devlet korumasına alınmamalı, yapılan zulüm insanlığa karşı işlenmiş suçlar kategorisine alınarak zaman aşımı uygulanmamalıdır.

    Sorunlarımız ortak vatanda ve rıza toplumu paradigması ile çözümlenebilir sorunlardır. Yeter ki nefis iktidarları ” farklılıklar hakkın emri rızasıdır” hakikatini kabul edecek kemalete ersinler.

    Dünden bu güne Hakk derken düşen, çerağ olup karanlıkları dağıtarak yüreklerimizi mekan tutan cümle şehitlerimizin huzurunda dara duruyor, zulümatın zalimlerini lanetliyor, Sivas’ta uyandırdığınız çerağ her zaman yolumuzu aydınlatan bir ışık olacak diyoruz diyerek konuşmasını tamamladı.

    Daha sonra; Sivas Katliamı’nda kardeşini yitiren ve kendisini öldü diye hastane morguna kaldırılan daha sonra hayata dönen Madımak katliamından kurtulanlardan Serdar Doğan yaptığı konuşmada şunları söylemişti: Bu ülkede cumhuriyet babanın malı mı diye sorsalar evet babamın malı diyecek tek adam Erdal İnönü’dür. İkinci adamın oğluydu evet babası Cumhuriyeti kuranların içindeydi sonra cumhurbaşkanı oldu ülkeyi yönetti. Devlet önce kendi evlatlarını yer. On senede bir darbeler yapılır. Darbeler dönemi geçti artık 3 senede 5 senede bir yeni katliamlarla birilerinin hep gazı alındı.

    92’lerde yükselen Alevi hareketi artık kurumsallaşan örgütlenen Alevi hareketi şubeler açmış Banaz etkinliği çok güçlü geçmiş, Sivas’a binlerce insan gelmiş ve çok etkili bir eylem olacak ve Türkiye’nin birçok yerinde PSAKD şubeleri açılacak bu coşkuya bina yen.

    “SİVAS MADIMAK’TA BEDEL ÖDEDİK”

    Devlette bizim gördüğümüzü bizden önce görebiliyor. Bundan sonra örgütlenmene izin vermeyeceği çok aşikâr bir şeydi. Bunun da bedelini biz 93 yılında Sivas’ta Madımak’ta ödedik.

    Kulaklarıyla duydu o çığlıkları dışardaki sloganları ne babasının kurduğu Cumhuriyete sahip çıkabildi ne de bizlere sahip çıkabildi. İşin daha kötüsü hükümette kalmaya devam etti. Bazen konuşuyoruz Somadan sonra Taner Yıldız Enerji Bakanlığı’ndan istifa etmiyor diye. Sivas Katliamı’ndan sonra istifa eden bir tane SHP milletvekili yok. Bakanlık yapmaya Milletvekilliği yapmaya devam ettiler.”

    Zakir Sedar Çelebi’nin deyiş ve duazlarının ardından lokmalar gelen canlara pay edildi. 2 Temmuz anmasına katılım oldukça yoğundu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Aleviler Sivas anması için cemevi önünde toplanmaya başladı-video güncellendi

    Aleviler Sivas anması için cemevi önünde toplanmaya başladı-video güncellendi

    PİRHA -Madımak katliamının 24 yılında yapılacak olan anma için Sivas’a gelen Aleviler HBVAKV Cemevi önünde ellerinde dövizlerle ve sloganlar atarak toplanmaya başladı.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 24 yılında yapılacak anma için Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’nın bir çok kentinden Sivas’a gelen Alevi yurttaşlar, Hacı Bektaşı Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi Cemevi önünde toplanmaya başladılar.

    Anmaya katılmak için Sivas’a gelen yurttaşları taşıyan araçlar şehrin girişinde durdurularak araçta bulunanların GBT kontrollerinin yapılmasının ardından, cemevine ulaşmaya çalışan yurttaşlar polisin kurduğu üç ayrı aranma noktasından aranarak geçtikten sonra her yıl olduğu gibi bu yıl da toplanma alanı olan cemevinin önünde toplanmaya başladılar.

     

    Cemevi önünde toplanan ellerinde “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” “Sivas’ı Unutma” “Sivas için adalet” yazılı, Sivas’ta yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının olduğu dövizleri taşıyan yurttaşlar sık sık “Sivas’ı unutma unutturma”, “Direne direne kazanacağız”, “Faşizme karşı omuz omuza”, sloganlarını atıyorlar.

    Cemevinde her yıl olduğu gibi bu yıl da Sivas’a gelen yurttaşlar için kahvaltı hazırlanmış. Burada kahvaltılarını yapan yurttaşlar anma programının başlama saatini bekliyor.

     

  • ‘Çorum ve Sivas katliamlarında yitirdiğimiz canlarımızı kitlesel olarak anmalıyız’-VİDEO

    ‘Çorum ve Sivas katliamlarında yitirdiğimiz canlarımızı kitlesel olarak anmalıyız’-VİDEO

    PİRHA–2 Temmuz Pazar günü Sivas’ta ve 3 Temmuz Pazartesi günü Çorum’da yapılacak olan anmalar ile ilgili açıklama yapan PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Mahmut Yapıcı, “Bu yıl yapılacak olan anmalar OHAL vesilesiyle daha da önem kazanıyor. O yüzden kitlesel bir şekilde Sivas’ta ve Çorum’da olmak gerekiyor” dedi.

    Haberin Videosu

     Bu yıl yapılacak olan Sivas ve Çorum katliamları protestoları ve canları anmaların OHAL’in uygulamasının olduğu bir süreçte yapılması sebebiyle yapılacak anmaların önemi artarken, Türkiye genelinde Alevi kurumları başta olmak üzere bir çok sivil toplum kuruluşu temsilcileri bu yıl yapılacak olan Sivas ve Çorum anması vesilesiyle açıklamalar yaparak katılım çağrısında bulunuyor. Adıyaman’da da PSAKD Adıyaman Şube Başkanı Mahmut Yapıcı PİRHA’ya açıklamalarda bulunarak katılım çağrısı yaptı.

    “OHAL’İN UYGULANDIĞI BİR SÜREÇTE ANMALAR ÖNEMLİDİR” 

    “Alevi yurttaşlar tarih boyunca birçok katliama maruz kalmış, çok büyük zararlar görmüş ve travmalar yaşamıştır” diyen Yapıcı, şunları söyledi:

    “Aleviler hiçbir zaman nefretin dilini kullanarak bir intikam çabası içinde olmamış. Tarih boyunca yapılan birçok katliama rağmen hoşgörülü bir şekilde davranarak sürekli barışın, kardeşliğin ve eşit yurttaşlığın bu topraklarda yaşanması için bir çaba içerisinde olmuştur. OHAL’in uygulandığı bir süreçte Sivas’ta ve Çorum’da yapılacak olan anmalar ayrı bir önem kazanmıştır. Bu nokta başta Aleviler olmak üzere bütün Türkiye halkları yapılacak olan bu anmalara kitlesel bir şekilde katılarak Sivas’ta ve Çorum’da yitirdiği canlarını anmak için orada olmalıdır” dedi.

    “ADIYAMAN’DAN KİTLESEL KATILIM SAĞLAYACAĞIZ”

    Alevi nüfusunun yoğun olduğu Adıyaman’dan kitlesel bir katılım sağlayacaklarını ifade eden Yapıcı, “Bizler de Adıyaman’da PSAKD öncülüğünde yaptığımız çalışmaları tamamladık. Yapılacak anmalara katılmak için Pazar günü Sivas’ta olacağız. Anmalara katılmak isteyen canlar Karapınar mahallesinde bulunan dernek binamıza gelerek isimlerini yazdırabilir” ifadelerini kullandı.

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN