Etiket: siverek

  • Dr. Azad Günderci: Şiddet bir bulaşıcı duygu gibi yayılıyor; gençler bu yükü taşıyamıyor-VİDEO

    Dr. Azad Günderci: Şiddet bir bulaşıcı duygu gibi yayılıyor; gençler bu yükü taşıyamıyor-VİDEO

    PİRHA- Siverek ve Maraş’ta okullarda yaşanan sarsıcı şiddet olayları, Türkiye’de “taklit şiddeti” ve “ergen radikalleşmesi” tartışmalarını alevlendirdi. Psikiyatr Uzman Doktor Azad Günderci, yaşananların münferit birer istisna değil, toplumsal öfkenin sinyali olduğu uyarısında bulundu: “Şiddet bir bulaşıcı duygu gibi yayılıyor; en zayıf halka olan gençler bu yükü taşıyamıyor.”

    Türkiye, son aylarda daha önce ancak yurt dışı örneklerinde görmeye alışık olduğu “okul katliamı” girişimleriyle sarsılıyor. Önce Siverek’te, hemen ardından Maraş’ta meydana gelen ve failleri çocuk yaşta olan bu saldırılar, toplumsal ruh sağlığına dair ciddi soru işaretlerini beraberinde getirdi. Psikiyatr Uzman Doktor Azad Günderci, bu karanlık tabloyu besleyen faktörleri ve çözüm yollarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “WERTHER ETKİSİ: ŞİDDET NASIL BULAŞIR?”

    Siverek ve Maraş olaylarının ardı ardına gelmesini toplumsal bir “bulaşma” olarak nitelendiren Uzman Doktor Azad Günderci, literatürdeki Werther Etkisi’ne dikkat çekti. Günderci, şiddetin taklit edilme sürecini şöyle açıkladı:

    “Literatürde ‘Genç Werther’in Acıları’ kitabı sonrası artan intiharlarla tanımlanan bu etki, bugün şiddet vakalarında karşımıza çıkıyor. Bir olay yaşandığında bu olay anlatıldıkça ve detaylandırıldıkça, zihninde benzer senaryolar kuran bireyler için ‘hazır bir yol haritasına’ dönüşüyor. Bu olaylar okulda meydana geldiği için, eğitim kurumları artık güvenli alan olmaktan çıkıp kaygı üreten merkezler haline geliyor. Bu da çocuklarda okul fobisi, anksiyete ve motivasyon kaybı gibi travmatik sonuçlar doğuruyor.”

    DİJİTAL YALNIZLIK VE “KUTSANAN ŞİDDET” GRUPLARI

    Maraş’taki 14 yaşındaki failin babasının silahlarını kullanması ve iyi derecede yabancı dil bilmesi gibi detaylar, “modern ergenlik” ve dijital radikalleşme tehlikesini de gündeme getirdi. Günderci, dijital dünyanın ergenler üzerindeki etkisini şu sözlerle değerlendirdi:

    “Ergenlikte duyguları kontrol eden ön beyin henüz gelişimini tamamlamamışken, dürtüsel sistem çok güçlüdür. Pandemi sonrası artan dijital bağımlılık, gençleri sadece sosyal medyaya değil, şiddet içerikli video oyunlarına ve karanlık gruplara yöneltti. Özellikle İngilizce bilen gençler, yurt dışı kaynaklı ‘şiddeti kutsayan’ veya temel alan çetelerle temas kurabiliyor. Yalnızlık ve dışlanmışlık hissi yaşayan bir ergen için bu gruplar sahte bir aidiyet alanı sunuyor.”

    MEDYAYA ÇAĞRI: FAİLİ DEĞİL, MAĞDURU KONUŞUN

    Haberlerin sunum dilinin potansiyel failler için bir “davet” niteliği taşıyabileceğini belirten Günderci, medyaya yönelik bir eleştiri ve öneri seti sundu:

    “Failin ismini, kullandığı silahları, hobilerini ve motivasyonunu detaylandırmak onu bir kahramana dönüştürebilir. Kendi varoluş çığlığını duyurmak isteyen bir genç için bu durum, ‘Ben de yaparsam benim de ismim bu kadar konuşulur’ düşüncesini tetikliyor. Medya, faili ön plana çıkarıp dramatize etmek yerine, hikayeyi mağdurlar üzerinden anlatmalı. Aksi halde bu yayınlar, şiddet planlayanlar için hazır birer senaryo hizmeti görüyor.”

    “TÜRKİYE’DE FAY HATTI GENÇLERDEN GEÇİYOR”

    Toplumdaki genel şiddet sarmalının ve tahammülsüzlüğün bir yansıması olarak bu olayların “beklenebilir” olduğunu ifade eden Günderci, Türkiye’nin ruh sağlığı tablosunun alarm verdiğini vurguladı:

    “Şiddet sadece okullarda değil; trafikte, stadyumlarda ve evlerin içinde zaten vardı. Toplumu bir fay hattı olarak düşünürsek, bu hattın en zayıf ve kırılgan noktası maalesef gençlerdir. Ekonomik kriz, işsizlik, politik dilin sertliği ve silaha erişimin kolaylığı bu fay hattını zorluyor. Dünya ruh sağlığı raporlarında Türkiye’nin üst sıralarda olması bir tesadüf değil.”

    ÇÖZÜM ÖNERİLERİ: SEVGİ TEMELLİ OTORİTE VE KORUYUCU RUH SAĞLIĞI

    Doktor Azad Günderci, sadece olaylar olduktan sonra konuşmanın yetersiz olduğunu belirterek, devletin ve ailelerin atması gereken adımları şöyle sıraladı:

    Önleyici Politikalar: Okullarda riskli bireyler sadece akademik değil, ruhsal olarak da takip edilmeli ve destek sistemleri kurulmalı.

    Silahlanma Denetimi: Toplumdaki kontrolsüz silahlanmaya karşı acil ve katı uygulamalar hayata geçirilmeli.

    Aile İçi Bağlar: Dijital bağımlılığın panzehiri derin duygusal bağlardır. Aileler, disiplini “sevgi temelli” bir otoriteyle kurmalı; ne tamamen sınırsız ne de aşırı otoriter olmalı.

    Hizmete Erişim: Ruh sağlığı hizmetlerine ulaşım kolaylaştırılmalı ve psikiyatrik yardıma yönelik toplumsal damgalanma (stigmatizasyon) ile mücadele edilmeli.

    Günderci, son olarak bir sağlık çalışanı olarak sorumluluklarının farkında olduklarını ve bu toplumsal nabzın uzmanlar tarafından daha fazla dikkate alınması gerektiğini belirterek, “Bu bir süreç ve bu süreci ancak bilimsel ve önleyici yaklaşımlarla durdurabiliriz” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • İskenderun Eğitim-Sen’den okul saldırılarına tepki: Bir çocuktan katil yaratan bir sistem var! – VİDEO

    İskenderun Eğitim-Sen’den okul saldırılarına tepki: Bir çocuktan katil yaratan bir sistem var! – VİDEO

    PİRHA – Siverek ve Maraş’ta okullara yönelik gerçekleştirilen şiddet eylemleri üzerine konuşan Eğitim-Sen İskenderun Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, okulların şiddetin hedefi haline gelmesinin politik bir tercih olduğunu vurguladı. “Sorumlular hesap vermeli” diyen eğitimciler, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya çağırdı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İskenderun Şubesi, son dönemde Siverek ve Maraş’ta eğitim kurumlarına ve öğrencilere yönelik artan saldırıları değerlendirdi. PİRHA’ya konuşan Şube Başkanı Mustafa Ünsal ve Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin, şiddetin sadece güvenlik zaafiyeti değil, toplumsal bir çürümenin sonucu olduğuna dikkat çekti.

    “ASIL OLAN BİLİMSEL VE KAMUSAL EĞİTİMİ GÜÇLENDİRMEKTİR”

    Eğitimin içeriğinin şiddeti beslediğini ve okulların savunmasız bırakıldığını belirten Mustafa Ünsal, saldırganların çocuk olduğuna vurgu yaparak sistem eleştirisinde bulundu. Ünsal, şunları kaydetti:

    “Biz Eğitim-Sen olarak yıllardır okullarda bir güvenlik sorunu olduğunu ve bu güvenlik sorununun siyasî iktidar tarafından, bakanlık tarafından giderilmesi gerektiğini, öncelikli olarak her okula bir güvenlik görevlisi verilmesi gerektiğini, kadrolu bir güvenlik görevlisi istihdamının olması gerektiğini söyledik. Tabii sadece güvenlik tedbirleriyle yürünecek bir yol değil. Güvenlik tedbirleri bir yere kadar. Şu anki süreci belki engelleme noktasında bir çalışma yürütülebilir ama asıl olan eğitimin içeriğinde yapılabilecek değişikliklerle, yani bilimsel ve kamusal eğitimi güçlendirerek yapılabileceğini düşünüyoruz. Nihayetinde katil de olsalar bugün o katliamları yapanların hepsi birer çocuk. Yani anayasamızdaki karşılığıyla söyleyecek olursak ‘18 yaşına kadar herkes bir çocuktur’ diyor anayasa. Katliamları yapanlara bakıyorsunuz, 18 yaşından küçük çocuklar ve kendi aralarında mı örgütlendiler yoksa kendileri bireysel olarak mı yaptılar?! Tabii bunlar Yapılacak incelemeler sonucunda ortaya çıkacak ama bizim gördüğümüz nokta şu; bir çocuktan bir katil yaratan bir sistem var ortada.”

    “MAFYA DİZİLERİ SONLANDIRILMALI”

    Siyasetteki kutuplaştırıcı dilin ve medya içeriklerinin çocukları şiddete ittiğini belirten Ünsal, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Yıllardır üstüne basa basa söylememize rağmen özellikle televizyon kanallarında oynayan mafya dizilerinin; onlarca, yüzlerce kişinin kesildiği, öldürüldüğü ve bunların çocuklara izletildiği bir ortamda bu tedbirleri almanın çok fazla gerçekçi olduğunu düşünmüyoruz. Öncelikli olarak bütün televizyon kanallarında mafya dizilerinin bir an evvel sonlandırılmasını ve bu dizilerin yayından kaldırılmasını talep ediyoruz. Daha sonra eğitimin içeriğine sevgi ve barışın dilinin yerleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Siyasî iktidarın ve siyasetçilerin, özellikle siyasetçilerin çatışma kültüründen, ayrıştırıcı dilden, ötekileştirici tavırlardan uzak durması gerektiğini, okullarda çocukların ırk, din, dil, mezhep bakımından ayrıştırılmaması gerektiğini, herkesin sevgi diliyle birbirine bağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Ve bu konuda da sendika olarak yıllardır söylemlerimiz ve bakanlıktan taleplerimiz var.”

    “YOKSULLUK VE KUTUPLAŞMA ŞİDDETİ BESLİYOR”

    Şube Kadın Sekreteri Meryem Çolak Keskin ise şiddetin toplumsal boyutuna ve iktidarın sorumluluğuna işaret etti. Okullardaki şiddetin “münferit” birer olay gibi gösterilmesine tepki gösteren Keskin, şu ifadeleri kullandı:

    “Şiddet birdenbire, kendiliğinden ortaya çıkmaz. Bunun elbette ki sebepleri var. Bizim ülkemizde de yoksulluktan bahsetmeden, güvencesizlikten bahsetmeden, siyasî iktidarın sürekli olarak kullanmış olduğu kutuplaştırıcı dilden bahsetmeden şiddetin gerekçelerini ortaya koymak çok da mümkün değil açıkçası. Biz şiddeti sadece kendini kaybetmiş bir insanın münferit bir olaymış gibi gerçekleştirdiği bir eylem olarak ele alınmasına karşı çıkıyoruz. Yani şiddet olayı tüm toplumsal boyutlarıyla ele alınması gereken bir olaydır. Sadece bu olayda değil, bundan önceki olaylarda da defalarca kez alanlara çıktık, defalarca kez bakanlığa seslendik ve okullarda gereken tedbirlerin alınması gerektiğini söyledik. Maalesef ki sözlerimiz yankılanıp bize geri döndü. Herhangi bir tedbir alındığını görmedik. Baş sorumlu kimdir derseniz, elbette ki Milli Eğitim Bakanlığı ve Bakan Yusuf Tekin’dir. Biz sorumluları bir an önce bu sorumluluklarının gereğini yerine getirmeye ve istifaya davet ediyoruz.”

    “ÖĞRETMENLER, TALEPLERİNİN KARŞILANACAĞINA İNANMIYOR”

    Okulların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmadığını hatırlatan Keskin, eğitim emekçileri arasındaki umutsuzluğa ve toplumsal dayanışmanın önemine değinerek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bugün baktığımız zaman okullara temizlik görevlisi dahi vermeyen, okullarda çocukların yemek yemesini bile çok gören bir anlayıştan bahsedebiliriz. Dolayısıyla da okullara güvenlik görevlilerinin verilmesi gibi bir şeyi ne kadar çok dillendirirsek dillendirelim; öğretmen camiası da, diğer arkadaşlar da bunun gerçekleşebileceğine inanmıyorlar. Yani biz bir şeyleri talep ediyoruz ama öğretmen camiası diyor ki ‘bunu yapmayacaklar’. Bu taleplerin gerçekleşmeyeceğini düşünmemiz gerçekten çok üzücü. Bir an önce sorumluların sorumlulukları gereği istifa etmeleri gerekir. Şiddet olayı sadece öğretmenlerin meselesi değil. Zaten Maraş’taki olayda da, Siverek’teki olayda da gördüğünüz gibi çocuklarımız yaralandı, hayatını kaybetti. Bizler yalnızca öğretmen olarak değil, veli olarak da, öğrenci olarak da hepimize düşen sorumluluklar var. Hepimiz bu sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Sadece eğitim sendikalarının değil, toplumun her kesiminin, tüm sivil toplum örgütlerinin bu konuda gereken duyarlılığı göstermesi, gereken tepkiyi göstermesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • KESK Dersim’den tepki: Gençleri katilleştiren bu düzeni kabul etmiyoruz-VİDEO

    KESK Dersim’den tepki: Gençleri katilleştiren bu düzeni kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Urfa Siverek’in ardından Maraş’taki bir ortaokulda 9 kişinin yaşamını yitirdiği silahlı saldırı, Dersim’de büyük bir protestoyla karşılandı. Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyen KESK bileşenleri, eğitimde can güvenliğinin kalmadığını vurgulayarak “Yaşam Nöbeti” ve iş bırakma eylemlerini 17 Nisan’a kadar uzattıklarını duyurdu.

    Şanlıurfa Siverek’teki okul saldırısının üzerinden henüz 24 saat geçmeden Kahramanmaraş Ayser Çalık Ortaokulu’ndan gelen katliam haberi, tüm ülkede olduğu gibi Dersim’de de kaygı yarattı. KESK Dersim Şubeler Platformu öncülüğünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na kadar sloganlarla yürüyerek eğitimde artan şiddet iklimine “Yeter artık!” dedi.

    “9 CANIMIZI KAYBETTİK, ÇOCUKLARIMIZIN HAYATI BU KADAR UCUZ DEĞİL”

    Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan basın açıklamasını KESK Dersim Şubeler Platformu adına SES Şube Başkanı Serap Kahraman okudu. Maraş’taki saldırıda 1 öğretmen ve 8 öğrencinin yaşamını yitirdiğini hatırlatan Kahraman, “Artık yalnızca taziye dileme ve üzüntülerimizi paylaşmanın çok ötesindeyiz. Çocuklarımızın ve eğitim emekçilerinin hayatı bu kadar ucuz değildir! Can güvenliğinin olmadığı bir ortamda eğitim yapılamayacağı gün gibi ortadadır” ifadelerini kullandı.

    MESELE SADECE GÜVENLİK ZAFİYETİ DEĞİL, ŞİDDET İKLİMİDİR”

    Saldırganın okula çok sayıda silahla girebilmesinin büyük bir zafiyet olduğunu belirten Kahraman, şiddetin yapısal nedenlerine dikkat çekti: “Medyada, siyasette ve bürokraside meşrulaştırılan kutuplaştırıcı dil; eğitim emekçilerini hedef gösteren ve itibarsızlaştıran söylemler bu iklimi beslemektedir. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, öğretmenleri açık hedef haline getirmiştir. Televizyonlardan sosyal hayata yayılan bu şiddet iklimi ve toplumsal çürüme hali, artık doğrudan çocuklarımızı hedef almaktadır.”

    “CEZASIZLIK DÜZENİ OKULLARA SİRAYET ETTİ”

    Toplumun her alanında şiddetin körüklendiğini ifade eden Kahraman, hukuk sistemindeki aksaklıkların okullara yansımasını şu sözlerle eleştirdi: “Üniversitelerde palalarla saldırı gerçekleştirenleri aynı gün serbest bırakan, cezasızlığı hakim kılan bu düzen; bugün okullarımıza kadar sirayet etmiştir. Okullar ideolojik yönlendirmelerin değil, bilimsel ve güvenli öğrenmenin alanı olmalıdır. Şiddeti besleyen politikalar derhal terk edilmelidir.”

    “İŞ BIRAKMA VE YAŞAM NÖBETİ 17 NİSAN’A UZATILDI

    KESK Dersim Şubeler Platformu, yaşanan katliamlar karşısında demokratik tepkilerini büyüteceklerini belirterek şu kararları açıkladı:

    Eğitim alanındaki güvenlik zafiyetleri derhal giderilmelidir.

    Kamusal, eşit, bilimsel, anadilinde ve laik eğitim hayata geçirilmelidir.

    Bağlı sendikamız EĞİTİM SEN’in başlattığı “Yaşam Nöbeti” ve iş bırakma eylemleri 17 Nisan’a kadar uzatılmıştır.

    Basın açıklamasının ardından kitle meydanda oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylem sırasında kurulan “Serbest Kürsü”de söz alan eğitimciler, veliler ve kurum temsilcileri, okullardaki savunmasızlığa ve gençliğin sürüklendiği umutsuzluğa dair konuşmalar yaptı. Konuşmalarda, kaybedilen canların hesabının sorulacağı ve okulların şiddetten arındırılması için mücadelenin süreceği vurgulandı.

    PİRHA/DERSİM

  • Kayıp Hüseyin Taşkaya dosyasında polis ve Bucak Aşiretine işaret edildi!-VİDEO

    Kayıp Hüseyin Taşkaya dosyasında polis ve Bucak Aşiretine işaret edildi!-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak için bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda buluştu. 1028. hafta eyleminde, 31 yıldır akıbetine ulaşılamayan Hüseyin Taşkaya dosyası gündeme getirildi. Yargı makamlarına seslenen yurttaşlar, yaptıkları basın açıklamasında “Gerçeği ortaya çıkarmak, suçtan sorumlu kişi ve kuruluşları tespit etmek ve cezalandırmak sizlerin görevidir” dedi.

    Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, 1028. hafta eylemi için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Annelerinin eylem adresi olan Galatasaray Meydanı bu hafta da polis bariyerleriyle kapatıldı.

    POLİS VE BUCAK AŞİRETİ İŞBİRLİĞİ!

    10 kişiyle sınırlı tutulan eylemde, basın açıklamasını Taşkaya ailesi adına Ayşe Taşkaya okudu. Doksanlı yıllarda devlet ve paramiliter örgütlerin yakınlığına vurgu yapılan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “31 yıldır soruyoruz: Hüseyin Taşkaya nerede?

    Devletler, insan haklarını koruma, bu haklara saygı duyulmasını sağlama ve hakların hayata geçirildiği bir ortamı temin etmekle yükümlüdür. Ancak Türkiye’de devlet, yurttaşa karşı hukuki ve siyasi yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmektedir. İktidarlar, hesap verebilen, hukukun üstünlüğünü esas alan yönetimler yerine kendi otoritelerini güçlendiren bir anlayışı benimsemektedir. Bunun sonucunda ise hak ihlaline uğrayanlar, inkar ve cezasızlık politikalarıyla karşı karşıya kalmaktadır.

    1028. Haftamızda, bu politikaların bir sonucu olarak 31 yıldır akıbeti karanlıkta bırakılan ve failleri cezasızlıkla korunan Hüseyin Taşkaya dosyasını bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya, Siverek’te yaşıyor ve müteahhitlik yapıyordu. 90’lı yıllarda, tamamen Bucak Aşireti’nin hakimiyetinde olan Siverek’te ağır hak ihlalleri yaşanıyordu. Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan 13.08.1997 tarihli Susurluk Raporu’nda, güvenlik güçlerinin bölgedeki operasyonları tamamen Bucak Aşireti’ne devretme eğiliminde olduğu ve aşiretin silahlı mensuplarının ‘devlet içinde devlet’ görünümünde oldukları belirtilmişti.

    Yaşanan ihlalleri eleştiren Hüseyin Taşkaya, hem güvenlik güçlerinin hem de Bucak Aşireti’nin hedefi haline geldi. Baskı ve tehditlerin yoğunlaşması üzerine ailesini İstanbul’a taşıdı. Kendisi de işlerini toparlamak amacıyla amcasının evinde kalmaya başladı. 6 Aralık 1993 tarihinde, amcasının Siverek / Bağlar Mahallesi’ndeki evine 30 araçlık bir konvoyla gelen askerler, polisler ve Bucak aşiretine mensup korucular, Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına aldı. Onu askeri araca bindirerek götürdü.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI KAYITLARA GEÇİRİLMEDİ”

    Ailesi, Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa ve valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer gözaltından kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polise teslim edildiğini iddia etti. Emniyet ise ‘Bizde yok, Sedat Bucak’a sorun’ diyerek sorumluluktan kaçındı. Dönemin DYP milletvekili, aşiret reisi ve korucubaşı Sedat Bucak, ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.’ dedi. Ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı, olayın soruşturulması ve suçluların cezalandırılması yönündeki görevini yerine getirmedi. Hüseyin Taşkaya’nın akrabalarının ve bütün mahallelinin tanıklığında gözaltına alınmasını ‘ailenin soyut iddiası’ olarak değerlendirdi ve dosya, takipsizlik kararı verilerek kapatıldı.

    Gözaltında kaybedilişinin 31. yılında bir kez daha hatırlatıyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltına alındığı kayıtlara geçirilmedi. Bugüne kadar akıbeti ve nerede olduğu konusunda hiçbir bilgi verilmedi. Taşkaya’yı kaybedenlere suçlarını gizleme, izlerini örtme ve sorumluluktan kaçma imkanı tanındı.

    1028. Haftamızda bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili gerçeği ortaya çıkarmak, suçtan sorumlu kişi ve kuruluşları tespit etmek ve cezalandırmak sizlerin görevidir. Bu görevinizi yerine getirin.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Hüseyin Taşkaya ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, polis barikatının kaldırılmasını isteyerek, “Devletin arşivlerini bir an önce açmasını istiyoruz” dedi.

    Yurttaşlar, okunan basın metni ardından ellerindeki karanfilleri, polis bariyerlerinin ardına bıraktı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: 30 yıldır soruyoruz; Hüseyin Taşkaya nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 30 yıldır soruyoruz; Hüseyin Taşkaya nerede?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri eylemlerinin 975’inci haftasında Galatasaray Meydanı’na kayıplarının fotoğrafları ve karanfilleri ile geldi. 700. haftada işkenceyle gözaltına alınan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak yıllar sonra yeniden meydana gelerek kayıp yakınları ile tüm kayıplar için meydana karanfiller bıraktı. Eyleme Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sánchez Amor da katıldı.

    Cumartesi Anneleri, 1995 yılından bu yana gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor. 700. haftada gözaltına alınmaları ile başlayan ve 5 yıldan uzun bir süre boyunca süren müdahalelerin ardından abluka altında tutulan Galatasaray Meydanı’na gelen Cumartesi Anneleri Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu. 700, haftada işkenceyle gözaltına alınan Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak yıllar sonra yeniden meydana gelerek karanfil bıraktı. Eyleme Avrupa Parlamentosu Türkiye Daimi Raportörü Nacho Sánchez Amor da katıldı.

    3 haftadır 10 kişinin katılımıyla sınırlanan eylemde bu hafta da katılımcı sayısı aynıydı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Van Milletvekili Pervin Buldan ise geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya verdiği soru önergesinde “Toplantı ve yürüyüş yapma hakkı anayasayla güvence altına alınmasına ve AYM’nin bu yöndeki hükmüne rağmen Cumartesi Annelerinin açıklamalarına katılımın 10 kişi ile sınırlandırılmasındaki temel amaç ve bunun kanuni dayanağı nedir? Cumartesi annelerinin gerçekleştirecekleri toplantı ve açıklamalara 11’inci kişi olarak katılmamın önünde herhangi bir yasal engel bulunmakta mıdır?” diye sormuştu.

    “ADALET ISRARIMIZ SÜRECEK”

    975 Haftada yapılan açıklamayı Cumartesi Anneleri adına Sebla Arcan okudu. Arcan’ın okuduğu metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra varlığı inkâr edilen ve kendilerinden bir daha haber alınamayan insanların aileleri ve insan hakları savunucuları olarak, “Kayıpların bulunması ve adaletin sağlanması” talebimizi kamuoyu ile paylaşmak üzere buradayız.
    Buradayız, çünkü iktidarların unutturmaya çalıştıklarını hatırlamak, geçmişle yüzleşmenin, demokratikleşmenin, hukuka ve insan haklarına yönelmenin önemli bir parçasıdır. Bizim unutmama ısrarımız aynı zamanda hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayanan demokratik bir devlet talebidir.
    975. haftamızda bir kez daha devleti yönetenlere sesleniyoruz: hakikati bilme ve adalete ulaşma hakkımızı ihlal etmeye son verin; kayıplarımızın akıbetlerini açığa çıkartacak, adaleti sağlayacak etkili soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin.”

    “HÜSEYİN TAŞKAYA İÇİN ADALET İSTEMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 975. haftasında gözaltında kaybedilen ve 30 yıldır akıbeti karanlıkta bırakılan Hüseyin Taşkaya için adalet istedi.
    42 yaşındaki 4 çocuk babası Hüseyin Taşkaya’nın, Siverek’te yaşadığını ve müteahhitlik yaptığını belirten Arcan, şunları ifade etti:

    “6 Aralık 1993 tarihinde amcasının Siverek / Bağlar Mahallesi’ndeki evine 30 araçlık bir konvoyla gelen asker, polis ve Bucak aşiretine mensup korucular Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına aldı. Gözaltını engellemek isteyen akrabaları ağır biçimde darp edildi. Taşkaya askeri araca bindirilerek götürüldü.
    Ailesi Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa, valiliğe başvurdu. Ancak tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı. Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini açığa çıkartacak etkin bir soruşturma yürütülmedi. Akrabalarının ve tüm mahallenin tanıklığında gözaltına alınmış olmasına rağmen, savcılık konuya ilişkin suç duyurusunu ailenin soyut iddiası olarak değerlendirdi ve dosyada takipsizlik kararı verdi. Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti karanlıkta bırakıldı, failleri cezasızlıkla korundu. Ailesi dört kuşaktır Hüseyin Taşkaya’yı aramayı sürdürüyor.
    975. haftamızda adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: gözaltında kaybetme suçunun devam eden ihlal niteliği taşıdığını dikkate alın. Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini açığa çıkartacak ve faillerin yargılanmalarını sağlayacak etkinlikte bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Taşkaya için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YAKINLARIMIZI ARADIĞIMIZ TEK YER GALATASARAY MEYDANI

    Eylemde Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif  Taşkaya da konuştu. 1992 yılından bu yana babalarının akıbetini sorduklarını belirterek, “Bu alanda gözlatında kaybedilen yakınlarımızı akıbetini soruyorduk, mücadelemizi veriyorduk. 700’üncü haftadan bu yana gözaltında kaybedilenlerin yakınlarına kapatıldı. İşkenceyle, gözaltıyla bizi mücadelemiz engellenmeye çalışıldı. Babamızı, yakınlarımızı aradığımız tek yer Galatasaray Meydanı. Bu alanın açılmasını talep ediyoruz. Kaybedilen yakınlarımızın akıbetini ve kaybedenlerin yargılanmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    Dilan Şimşek- Devrim Fındık / İSTANBUL

  • Siverek’te sandık muhtarın evine kuruldu

    Siverek’te sandık muhtarın evine kuruldu

    PİRHA-  Siverek’e bağlı Kavaklıdere köyündeki 1364 numaralı sandığın, köyde okul ve muhtarlık binası bulunmaması sebebiyle köy muhtarının evine kurulduğunu aktarıldı. 

    Urfa’nın Siverek İlçesi’ne bağlı Kavaklıdere köyünde sandığın köy muhtarının evine kurulduğu ve köylülere oy kullandırılmadığı iddiaları üzerine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır köye gittiklerini, köyde muhtarlık binası olmaması sebebiyle sandığın muhtarın evine kurulduğunu CHP müşahitlerinin de sandıkta görevli olduğunu belirterek herhangi bir usülsüzlük tespit etmediklerini ifade etti.

    Başarır, Twitter hesabından “Türkiye’nin gündeminde olan Şanlıurfa Siverek Kavaklıdere Köyü 1364 numaralı sandığın başındayız. Köyde oy kullanacak başka bir yer olmaması nedeniyle sandık muhtarın evinin önüne kurulmuş. Biz, tutanağımızı tuttuk, bir gözlemci yerleştirdik ve sandık güvenliğini sağladık” notuyla video paylaştı.

    Videoya buradan ulaşabilirsiniz.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cumartesi Anneleri 1993’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 1993’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 923. Hafta eyleminde 6 Aralık 1993’te gözaltına alınan ve bir daha akıbetine ulaşılamayan Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın adalet arayışı sürüyor. 923. Haftada Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı için alınan yasak kararı sebebiyle eylemlerini online yaptı.

    Bu haftaki eylemde 6 Aralık 1993’te Siverek’te gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan 42 yaşındaki Hüseyin Taşkaya’nın akıbetine dikkat çekildi.

    Hüseyin Taşkaya’nın gelini Ayşe Taşkaya’nın okuduğu basın açıklamasında yargı mekanizmasının işletilmediğine vurgu yapıldı.

    “ADALET SİSTEMİNİN TERAZİSİ BOZUK”

    Ayşe Taşkaya, Adalet Bakanına seslenerek “Tanıklara, delillere, mahkeme kayıtlarına, AİHM kararlarına, Meclis raporlarına rağmen failleri cezasız bırakılan kayıp dosyaları adalet terazinizin neresinde?” diye sordu. Taşkaya, “923 haftadır söyledik, söylemeye devam edeceğiz” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Adalet, hukukun doğru şekilde uygulanmasını gerektiriyor ise, adalet, haklının hakkını alabilmesi ise, yaşadık biliyoruz; bizim için hukuk yok, adalet yok. Bize yaşatılan zulmü görmezden gelen, bizi bekleyişin belirsizliğine hapsetmek isteyen adalet sisteminin terazisi bozuk.”

    “MAHALLE HALKININ TANIKLIĞINDA GÖZALTINA ALINDI”

    Ayşe Takaya, Hüseyin Taşkaya’nın Siverek’te müteahhitlik yaptığını ve güvenlik güçleri ile Bucak Aşiretinin hedefi haline geldiğini de belirtti. Hüseyin Taşkaya’nın uğradığı hak ihlalleri nedeniyle ailesini İstanbul’a taşıdığı bilgisini veren Ayşe Taşkaya, Hüseyin Taşkaya’nın ise Siverek’te yaşamaya devam ettiğini belirtti.

    6 Aralık 1993’te Bağlar Mahallesi’ndeki evine 30 araçlık bir konvoyla gelen asker, polis ve Bucak aşiretine mensup korucuların, Hüseyin Taşkaya’yı gözaltına aldığını belirten Ayşe Taşkaya, şöyle devam etti:

    “Askeri araca bindirerek götürdüler. Ailesi, Hüseyin Taşkaya’yı sormak için jandarmaya, emniyete, savcılığa, valiliğe başvurdu. Askeri yetkililer, gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra Taşkaya’nın polisler tarafından götürüldüğünü söyledi. Emniyet ise, ‘bizde yok Sedat Bucak’a sorun’ dedi. DYP milletvekili, aşiret reisi- korucubaşı Sedat Bucak ‘Bizim ekip almış fakat devlete teslim etmiş; bundan sonra haberimiz yoktur, devlet biliyor.’ dedi. Ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, Hüseyin Taşkaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı kaçırmayı aydınlatmadı. Hüseyin Taşkaya’nın akrabalarının ve bütün mahallelinin tanıklığında gözaltına alınmasını ailenin soyut iddiası olarak değerlendirdi ve takibata yer olmadığı gerekçesiyle dosyada takipsizlik kararı verdi. Taşkaya’yı kaybedenlere suçlarının üstünü örtme ve sorumluluktan kaçma imkanı verildi. Geçtiğimiz Temmuz ayı ortalarında Urfa’nın Hilvan ilçesi Tutumlu Köyünde bulunan çok sayıda kafatası ve kemik parçaları Urfa’da kaybedilenlerin yakınlarını yeniden harekete geçirdi. Taşkaya Ailesi de İHD Urfa Şubesi ve Urfalı kayıp yakınlarıyla beraber 25 Temmuz 2022 tarihinde Hilvan Cumhuriyet Başsavcılığına başvurdu. DNA incelemesi yapılarak bulunan kemiklerin kimlik tespitinin yapılmasını istedi.

    Taşkaya’nın kaybedilmesine dair gerçeğin ortaya çıkarılması savcı ve mahkemelerin görevidir. Kaç yıl geçerse geçsin; Hüseyin Taşkaya için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 224 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Siverek’te 4 yakınını kaybeden Yekbun İzol: Adalet istiyorum, sesimi duyun

    Siverek’te 4 yakınını kaybeden Yekbun İzol: Adalet istiyorum, sesimi duyun

    PİRHA – Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde geçen yıl silahlı saldırıda anne babası ile 4 yakınını kaybeden Yekbun İzol, sosyal medya hesabından ailesine yaşatılanlara tepki göstererek “Bende ailem gibi katledilmek istemiyorum. Hakkım elimden alınsın istemiyorum. Ben adalet istiyorum, sesimi duyun” dedi.

    Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde geçen yıl silahlı saldırıda anne, babası ile 4 yakınını kaybeden Yekbun İzol, sosyal medyadan yaptığı çağrıda adalet istedi.

    İzol Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Her şeyi en başından anlatacağım bilin.. bilin ki kadın başımıza nasıl bir haksızlıkla mücadele etmeye çalıştık yıllarca, 17 yıldır nasıl ayakta durmaya çalıştık” diyerek yaşanılanları #SiverektekiKatliamaSesVer etiketiyle paylaştı.

    Yekbun İzol Twitter’daki paylaşımın ardından sosyal medya kullanıcıları yaşanan duruma sessiz kalmadı. İzol’a destek veren sosyal medya kullanıcıları faillerin hala dışarıda olmasına ve geride kalan aile üyelerine yaşatılanlara karşı, “O anları çektiği videoyu izlediğimi hatırlıyorum.. İnsanın gözünün önünde ailesinin katledildiğini izlemek nasıl bir şeydir, aklım almıyor.. Adalet yerini bulsun, suçlular “her kim olursa olsun” cezasını çekmeli” paylaşımında bulunarak yaşanan adaletsizliğe tepki gösterdiler.

     

    (HABER MERKEZİ)

  • Maske üreten fabrikada koronavirüs çıktı

    Maske üreten fabrikada koronavirüs çıktı

    Siverek’te maske üretimi yapan bir tekstil fabrikasında bir işçi koronavirüse yakalandı. Yapılan testin pozitif çıkmasının ardından 65 işçinin çalıştığı fabrikada üretime ara verilriken, işçiler karantina altına alındı.

    Cumhuriyet’in haberine göre; Urfa’nın Siverek ilçesinde faaliyet gösteren ve son zamanlarda maske üretimi yapan bir tekstil fabrikasında çalışan bir işçi yüksek ateş ve öksürük şikayetiyle hastaneye başvurdu. İşçi, burada yapılan yeni tip korona virüs (Covid-19) testi pozitif çıkınca tedaviye alındı.

    İlçe Hıfzıssıhha Kurulu da toplanarak, pozitif vaka görülen fabrikada üretime ara verilerek çalışanların karantinaya alınmasını kararlaştırdı.

    Kararın ardından fabrikada çalışan 65 kişi, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı pansiyonlarda karantinaya alındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • IŞİD’e destek veren Karadavi’nin kitapları okullarda

    IŞİD’e destek veren Karadavi’nin kitapları okullarda

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) dini vakıf ve derneklerle yaptığı işbirliğine devam ediyor. Bakanlığın, Nur Cemaati’ne yakınlığıyla bilinen Siverek Öğrenci Derneği’nin ortaokul ve lise öğrencileri için bilgi yarışması düzenleme talebine onay verdiği öğrenildi.

    BirGün’ün haberine göre, MEB’den 2019 yılında aldığı izin kapsamında, “Uygun görülen yer ve zamanda” öğrencilere yönelik manevi içerikli seminerler düzenleyebilen Siverek Öğrenci Derneği için okulların kapısı bir kez daha açıldı.

    KUDÜS KONULU BİLGİ YARIŞMASI

    Siverek Milli Eğitim Müdürlüğü’nün onayıyla ortaokul ve lise öğrencilerinin katılacağı Kudüs konulu bilgi yarışması düzenleyecek dernek, projenin amacını, “Gençlerin kültürel değerlerini tanımasını sağlamak”, “Öğrencilerin kültürel değerlerini tanımasını sağlamak” ve “Kudüs sorununa karşı toplumsal duyarlılık oluşturmak” olarak açıkladı.

    Yarışma için öğrencilere iki kaynak kitap önerildi. Dernek, yarışmaya ortaokul kategorisinden girecek öğrencilerin, Feride Semir’in yazarı olduğu, “Kudüs’te Bir Gül” kitabından sorumlu olacağını bildirdi. Lise kategorisindeki öğrencilere ise Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf el-Karadavi’nin, “Her Müslümanın Ortak Davası Kudüs” kitabı önerildi.

    BAŞVURU OKUL MÜDÜRLERİNE VE DİN ÖĞRETMENLERİNE

    Dernek, yarışmaya başvurmak isteyen öğrencilere okul müdürleri ve din kültürü öğretmenlerini adres gösterdi. Yarışmada dereceye girecek öğrencilerin dizüstü bilgisayar, çeyrek altın ve kol saati ile ödüllendirileceği belirtildi.

    SINAVLAR İLKOKULLARDA

    Küçük yaştaki öğrencilere yönelik düzenlediği harem selamlık etkinliklerle bilinen derneğin 18-19 Nisan tarihlerinde düzenleyeceği yarışma için üç okul belirlendi. Yarışma, Urfa’nın Siverek ilçesindeki Gazipaşa İlkokulu, Halit Gülpınar İlkokulu ve Yavuz Selim İlkokulu’nda yapılacak.

    KARADAVİ KİMDİR?

    Mısırlı bir din adamı olan ve aynı zamanda Katar vatandaşlığı da bulunan Dünya Müslüman Âlimler Birliği Başkanı Yusuf el- Karadavi, pek çok siyasal İslamcı akım tarafından ‘kanaat önderi’ olarak kabul ediliyor. Karadavi, 2014 yılında IŞİD’in Irak kenti olan Musul’u ele geçirmesini ‘Sünni Devrimi’ olarak nitelendirmişti. İran’ı da “düşman” olarak tanımlayan ve ‘beddua’ çağrısında bulunan Karadavi, bombalı intihar saldırılarını meşru gören fetvalarıyla da biliniyor.

     

  • ADFE Başkanı Celal Fırat: Bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratılmalı

    ADFE Başkanı Celal Fırat: Bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratılmalı

    PİRHA – Urfa’da okullara mescit formunun gönderilmesine tepki gösteren Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, “Sadece Alevilerin değil diğer inançlardan olan çocukları da hedef alan bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratıp, halkların özgürce eğitim gördüğü bir sistem hep beraber yaratmalıyız” dedi. 

    Urfa Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okullara mescit formu gönderdi. Gönderilen formda okullarda mescit olup olmadığı varsa büyüklüğü soruldu.

    Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürü Nuri Kapanoğlu’nunimzasının bulunduğı formda okullara mescit yapmayı planladığnı kaydeden Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Celal Fırat, asimilasyona uğratmayan bir eğitim sistemi istediklerini kaydetti.

    Öğrencilerin sınavlarda ter dökerken okulların hızla gericileştiğini belirten Fırat, dün LGS sınavının yapıldığını hatırlatarak trajik bir durum olduğuna dikkat çekti. Fırat, “Ülkenin eğitimi gerilere gitmeye devam ederken, küçücük çocuklar sınav yarışlarına girmişken, duyduğumuz bu haber eğitim sistemin ne kadar gerileştiğinin bir göstergesi adeta” dedi.

    “OKULLARDA  CEMEVİ İLE MESCİT ARASINDA FARK YOK”

    Alevilerin eğitimde laikliği savunduğunu söyleyen Celal Fırat, okullarda mescit yapılmasına sert tepki göstererek konuşmasını şöyle sürdürdü;

    “Biz Aleviler başından beri eğitimde laikliği savunduk. Bundan yıllar önce zorunlu din derslerine karşı çıkarken, şimdi karşımıza daha derin bir sorun olarak okullara yapılan mescitler çıktı. Bu mescitlerin yanı sıra bir proje lisesinin içinde açılan cemevine de aynı şekilde karşı çıkmalıyız. Çünkü okula cemevi yapmak ile mescit yapmak arasında bir fark yoktur. Biz okullarda cemevi olmasını savunursak, mescitleri meşrulaştırmış oluruz. Asıl olan kendinden olmayan herkesi asimile etmeye çalışan bu eğitim sistemine karşı çıkmaktır. Her şeyden önemlisi eğitim sistemin gelişmiş ve bilimsel olabilmesi için tüm kesimlerin bu mücadeleyi kucaklaması gerekiyor.

    Sadece Alevilerin değil diğer inançlardan olan çocukları da hedef alan bu eğitim sistemi bir an önce revizeye uğratıp, halkların özgürce eğitim gördüğü bir sistem hep beraber yaratmalıyız.” (HABER MERKEZİ)

  • Okullara mescit formu

    Okullara mescit formu

    Urfa Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okullara yazı göndererek mescit yapılacak alan olup olmadığını sordu.

    Şanlıurfa Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü okullara mescit formu gönderdi. Gönderilen formda okullarda mescit olup olmadığı, varsa büyüklüğü soruldu.

    Okullara gönderilen yazıda “Mesleki ve teknik okullarımızın dikkatine İl Milli Eğitim Müdürlüğünün 30.05.2019 tarih ve 16:19 saatli e-mailinde belirtilen tablonun doldurularak en geç 31.05.2019 Cuma Günü saat 10:30’a kadar e-mailde belirtilen dinogretimi63@meb.gov.tr e posta adresine doğrudan gönderilmesi hususunu rica ederim” dendi.

    Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürü Nuri Kapanoğlu imzasıyla gönderilen formda Okul Bilgileri, öğrenci sayıları, Mescid (Var/Yok), Mescit Yok İse Mescid Yapılabilecek Alanın m2, Mescid Var İse Alanı(m2), Mescid Var İse Fiziki Durumu gibi sorular yer aldı.

  • Bir mahalle sandığa gitmedi: Yıllardır hizmet almadık

    Bir mahalle sandığa gitmedi: Yıllardır hizmet almadık

    Urfa’nın Siverek ilçesine bağlı Çağa Mahallesi sakinleri hizmet alamadıkları için seçimleri boykot ederek sandığa gitmedi.

    Urfa’nın Siverek ilçesine 20 kilometre uzaklıktaki, 184 seçmeni bulunan Çağa Mahallesi sakinleri sandığa gitmedi. Mahallelerine hizmet gelmediğini ifade eden mahalle sakinleri, yerel seçimler için oy kullanmadı.

    HİZMET ALAMADIKLARINI BELİRTEREK BOYKOT ETTİLER

    Seçmenin oy kullanmadığı mahallede sandık görevlileri ise mahalle sakinlerinin oy kullanmasını bekledi. Yılardır hizmet alamadıklarını ve bu nedenle oy kullanmama kararı aldıklarını belirten mahalle sakini Necmi Güldiken, “Mahallemizde yollarımız yapılmadı, çamur içinde yaşıyoruz. Su sıkıntımız yine çözülmedi. Bu nedenlerden dolayı mahalle sakinleri olarak sandığa gitmiyoruz” dedi.