Etiket: siyasal islam

  • PSAKD: Suriye’de Alevi katliamını meşrulaştırmaya çalışanlara açık mektup

    PSAKD: Suriye’de Alevi katliamını meşrulaştırmaya çalışanlara açık mektup

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi, ‘Suriye’de Alevi katliamını meşrulaştırmaya çalışanlara açık mektup’ başlıklı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, ‘Siyasal Alevi’ kavramını kullananların gerçeği ters yüz ettiği, iddia edildiği gibi kimsenin Alevi İnancı üzerinden siyaset yapmadığı vurgulandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, ‘Suriye’de Alevi katliamını meşrulaştırmaya çalışanlara açık mektup’ başlıklı bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “HTŞ ve cihatçıların iktidara gelmesine sevinenlerin, Suriye’de ki Alevi katliamına karşı ses çıkaranlara karşı ortaya attığı ‘Siyasal Alevi’ söylemi üzerinden Alevilere dönük sosyal medya üzerinden yapılan saldırı, katliam çağrılarına karşı”, tüm kamuoyu ses vermeye çağrıldı.

    “KİMSE ALEVİ İNANCI ÜZERİNDEN SİYASET YAPMIYOR”

    Gerçeği ters yüz eden bir kavram ile karşı karşıya olunduğu belirtilen açıklamada, “Siyasal İslam diye bilinen akım dinin yani İslam’ın siyasete alet edilmesi üzerinden ortaya çıkmışken, ‘Siyasal Alevi’ kavramını kullananların içeriği tamamen Alevilerin siyasetle kurduğu ilişkiden ibarettir” denildi.

    Açıklamada, iddia edildiği gibi kimsenin Alevi İnancı üzerinden siyaset yapmadığı. Alevilerin eşit yurttaşlık, laiklik, zorunlu din dersi karşıtlığı, savaş karşıtlığı üzerinden yaptığı çağrıların siyasi olduğu ve insan hakları ile evrensel ilkeler temelinde kişi hak ve hürriyetine dair verilen mücadele olduğu vurgulandı.

    “SİZİN GİBİ OLMAYANLARIN ÖLDÜRÜLMESİNİ MEŞRU GÖRÜYORSUNUZ”

    Yapılan açıklamada şu ibarelere yer verildi:

    “Yavuz’un resimleriyle, İmam Gazalinin batıniler için yazdıkları ve Ebu Suud’dan paylaşımlar yapmak aslından sizlerin zihniyetini ortaya koymak için yeterlidir. Sizin gibi inanmayan ve yaşamayanların öldürülmesi, kadınlarının köle olarak alınması, mallarına el konulması sizler için meşru ve olması gereken, bunu Irak ve Suriye de İşid-El Kaide bağlantılı guruplardan deneyimlediniz.

    Aslında Aleviler üzerinden Cumhuriyetin ilkelerine saldırmaya, laikliğin kalmış olan biçimini de ortadan kaldırmaya çalıştığınızı biliyoruz, çünkü düşündüklerinizi ve inandıklarınızı yapacağınız bir ülke ancak laikliğin tamamen olmadığı bir ülke olabilir.

    “CUMHURİYET SAVCILARINI GÖREVE DAVET EDİYORUZ”

    Buradan bir kez daha sosyal medya üzerinden Alevilere kin kusan, halkı kin ve düşmanlığa sevk eden ve açıkça katliam çağrıları yapanlara karşı Alevileri birlik olmaya davet ederken, bu cumhuriyetin savunucusu olmaya yemin etmiş Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

    ‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

    PİRHA – Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, AKP’nin 22 yıllık süreçte eğitim alanını kendi istediği formata dönüştürdüğünü belirterek, iktidarın eğitimin laik, bilimsel içeriğini yok etmeyi amaçladığını kaydetti. Aytekin Aydoğan, “Çok üzgünüm ama okullardaki şu an son tablo zorunlu din dersinin de çok ötesine geçmiş durumda. Artık imam hatip olmayan bir ortaokul ya da lisede dahi çocuklar 8-12 saat arası din dersi alıyor” diye belirtti.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.

    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.

    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.

    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız, bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler ve veliler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini önceki dönem Eğitim Sen Genel Başkanlarından Feray Aytekin Aydoğan ile konuştuk.

    “EĞİTİMİN LAİK, BİLİMSEL İÇERİĞİNİ YOK ETMEYİ AMAÇLAYAN BİR MÜFREDAT”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: AKP 2002 yılında iktidara geldiği dönemden bugüne müfredatta çok sayıda değişiklik yaptı. Ancak bugüne kadar olan değişiklikler daha lokaldi. Örneğin 2018 yılını hatırlarsak, evrimin tamamen çıkartılıp cihatın girmesi şeklindeydi ve bu kesintisiz sürdürüldü. Bu müfredat tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde Milli Eğitim Bakanı, bu çalışmanın aslında çok uzun yıllardır devam ettiğini söylemişti. Uzun süredir de illerde çeşitli maarif müfettişlikleri, başkanlıkları kurularak, maarif buluşmaları, söyleşileri yapılıyordu. Bu platform yapılarına baktığımızda şunu görüyoruz; genelde AKP, STK adını verdiği tarikat yapıları ve çeşitli sermaye grupları ile bunu planladı. Diğer değişikliklerden farklı olarak daha önce lokal olan değişiklikler şu an bütünlüklü olarak bütün derslere; ilkokuldaki hayat bilgisi dersinden ortaöğretimde, lisede fizik, kimya dersine kadar bütün derslerin içeriğinin tekrar düzenlendiği bir değişiklik bu.

    Maarif modeli değişikliğine baktığımızda AKP’nin 2 temel hattını görüyoruz. Birinci temel hat, eğitimin tamamen laik, bilimsel içeriğinin yok edilmesi; aslında son kırıntılarının da bu müfredatla hedef alındığını görüyoruz. İkinci temel hedef de yine AKP’nin, eğitimdeki temel hat olan  parasız, kamusal eğitimi tamamen ortadan kaldırmak, hatta okulu ortadan kaldırmak olduğunu görüyoruz. Temel argümanları da şu; ‘köklerden geleceğe, yerli ve millilik’ ifadeleri ile laik, kamusal, zorunlu eğitimin yerli ve milli olmadığı, geleneği yansıtmadığı, batının dayattığı uygulamalar olduğu, tekrar köklere geriye dönüleceği vurguları var. Bunu tamamen siyasal İslam’ın kavramları üzerinden yapıyor. Örneğin bütün dersler ‘değerler’ adını verdikleri kavramlar üzerine inşa edilmiş durumda. Nedir peki bu değerler? Fıtrat, şükür, kanaat, kader, haram, helal, medevvet, ahilik gibi… Bunların hepsini bütün kitapların içeriklerinde görebiliyorsunuz. Bütün derslerin, bunların üzerinden yapılandırıldığı bir müfredat var. Bu müfredat da evrensel olan çocuğun üstün yararını esas alan; işte barış, kardeşlik, insan hakları, çocuk hakları, cumhuriyet; kağıt üzerinde yönetildiğimiz iddia edildiği ve artık meclisin işlevinin ortadan kaldırılmasıyla da açıkça gördüğümüz ama hala cumhuriyet ile yönetildiğimizi söylerken bu değerler arasında cumhuriyet vurgusu yok. O yüzden şu anda aslında Türkiye tarihinin en kapsamlı laik, kamusal, parasız eğitimin son kırıntılarını yok etmeyi amaçlayan bir müfredatla karşı karşıyayız.”

    16 SAAT DİN DERSİ DAYATMASI!

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Özellikle genel seçimlerden sonra bunu ne kadar hızlandırdıklarını net olarak gördük. 1980 Darbesi sonrası zorunlu din derslerine karşı mücadele ederken 4+4+4’le birlikte ‘seçmeli’ adı altında öğretmen ataması ve okul idaresi baskısı gibi çeşitli yöntemlerle imam hatip olmayan bir ortaokulda dahi 8 saate kadar uzanan fiili zorunlu din derslerinin hayata geçtiğini gördük. Genel seçimden sonra ortaöğretimde 16 saate kadar çıkan uygulamaları da gördük. Aşamalı bir şekilde mescitler okullara yerleştirilmişti, yine seçim sonrasında okul öncesinden itibaren mescidin zorunlu hale getirilmesini de gördük. Şu anda herhangi bir mahalleye ilişkin onlarca şu örneği sıralayabiliriz; mesela birçok mahallede imam hatip dışında çocukların gidebileceği bir ortaokul yok. Ayrıca meslek liselerinin arttırılması üzerinden bir okullaşma politikası izlediler. Yine liselerde çocuklar zaten belli bir dilime giremediklerinde zorunlu olarak imam hatipli oluyorlar. Çünkü gidebilecekleri okul yok.

    Milli Eğitim Bakanı göreve başladıktan kısa bir süre sonra ‘karma eğitimi kaldıracağız’ demişti. Aslında karma eğitimi büyük oranda AKP 22 yılda kaldırdı. Öncelikle imam hatiplerde ayırabiliyorsa binaları ayırdı, ayıramıyorsa aynı bina içerisinde sınıf ve koridorları ayırdı. 2018 yılında ortaöğretim kurumları yönetmeliğinde bir değişiklik yaptılar ve liselerde karma eğitimin tamamen kaldırılmasını yönetmelik eliyle düzenlediler. Örneğin kamuoyunda çeşitli müdürlerin ‘karma eğitime izin vermeyeceğim’ dediği haberler yer alıyor. Ancak bu münferit değil, bu cesareti zaten yasalardan alıyorlardı. Şimdi müfredat değişikliği ile birlikte şunu görüyoruz; hem karma eğitimi tartışmaya açıyorlar hem karma eğitimle birlikte zorunlu eğitimi de tartışmaya açıyorlar. Örneğin müfredatta ‘değerler’ adı altında vurgulardan biri ahilik ve fütüvvet. Ahiliği siyasi İslam’ın tarihine dayandırıyorlar. ‘Usta-kalfa-çırak ilişkisi, patron-işçi ilişkisi bizim geçmişimizde var’ diyorlar. Usta, patronun, sana iş öğreten, ekmek verendir. O yüzden fütüvvetle de ‘koşulsuz itaat’ diyor. O yüzden ‘koşulsuz itaat edeceksin’ diyor. Yani bu vurgularla dini, emeğin sömürüsüne, laik eğitim karşıtlığında bir rıza aygıtı haline getiriyor. Devamında da ‘laik eğitim nasıl yerli ve milli değil ise zorunlu eğitim de yerli ve milli değil. 4+4+4 sistemini tekrar değiştireceğiz’ diyorlar. Aslında bunun altında yatan okulu ortadan kaldırmaktır. Ayrıca ‘zorunlu eğitimi de ortadan kaldıracağız’ diyorlar. Bunun da karma, laik eğitiminin dayatması olduğunu söylüyorlar. MESEM’lerle zaten bunun çok net örneğini gördük. Büyük bir aldatmaca olarak çocukları bir gün okulda gösteriyorlar. Kaldı ki bir günde eğitim öğretim gerçekleştiği anlamına gelmez. Diğer günler ise çocukları çalıştırıyorlar ve şimdi ‘4 yeni okul modeli, mesleki ve teknik eğitim politika belgesi’ diyorlar. Müfredat eliyle ‘Ahilik, Fütüvvet’ gibi vurguları değerler altına koyarak ailelere, çocukları okul dışına çıkmanın erken yaşta çocuk işçi olmanın bir rıza aygıtı olarak kullanıyorlar.

    “NEDEN EĞİTİM DEĞİL DE MAARİF?”

    Müfredatla birlikte hayata geçirdikleri politikalarla şu anda temel amaç bir yandan laik ve bilimsel eğitimi tamamen ortadan kaldırmak, parası olanın parası yettiği kadar eğitime ulaşması, özel okullaşma oranını arttırmak ve fiilen devlet okullarını paralı hale getirmek ki OECD raporunda bile devlet okulları için ‘Türkiye Anayasasında parasız ifadesi vardır ama fiili uygulama olarak yarı özeldir’ diyor. Bir yandan da çocuk işçiliğini olabildiğince yaygınlaştırmak, yani yoksulun, emekçinin çocuklarını tamamen eğitimden koparmak ve bunun için de dini, temel araç olarak kullanmak ve bunu bir rıza aygıtı haline getirmek, eğitimi de tamamen paralı yapmak istiyorlar. Müfredat aslında bütün bu kapsamlı saldırıyı en net şekilde hayata geçiren bir program. Zaten isminin içinde yer alan ifadelerde bile bunu görüyoruz. Örneğin neden eğitim değil de maarif? Raporlarında ‘artık eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye geçişin zamanı’ diyorlar. Peki niye ‘Yeni Türkiye yüzyılı’ deniliyor? Hepimiz biliyoruz, bir siyasi partinin sloganı bu. Bütün dünyanın her yerinde müfredatlarda çocuğun üstün yararı esas alınırken bu müfredat bir siyasi partinin, Cumhur İttifakının çıkarını ve bekasını esas alıyor.”

    “LAİK VE KAMUSAL EĞİTİM MÜCADELESİ AYRILMAZ”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Aslında eğitimi konuşurken o ülkenin geleceğini konuşuyoruz aynı zamanda. Eğitim, toplumun tamamını kapsayan bir alan, o yüzden bütün bu toprakları ilgilendiriyor. Ancak biz bu konuda bütün demokratik örgütler olarak kendimize de oku çevirmek gerektiğini düşünüyorum. 22 yılda örneğin muhalefette çok uzun bir süre ‘laik eğitim’ demek sakıncalı bir ifade olarak görüldü. Laik eğitim demek ‘baskıcı uygulamalar, eskiye dönüş, kafatasçılık’ demek gibi suçlamalarla maalesef karşılaştık. Bunlar sebebiyle de en geniş birleşik mücadele hattını oluşturamadık. Birlikte hangi politik zeminde ortaklaşacağımız konusunda bir araya gelemedik. Şu an ise bu yıkımı hepimiz yaşıyoruz. Örneğin Aladağ bunun çok net bir fotoğrafıydı. Önce köy okullarını kapattılar. Eğitimin en temel ilkesi erişilebilir olmasıydı. En yoksul köydeki okulları kapattılar, sonra en yakın ilçelerdeki kamu yurtlarını kapattılar ve o alanları tarikatlara, sermaye gruplarına verdiler. Aladağ’da çocukları neden kaybettik? Yoksulluktan ve çaresizlikten kaynaklı çocuklar, tarikatlara mecbur bırakıldı. Böylesi onlarca acı yaşamışken laik eğitimi hala tartışıyor olmamız gerçekten akıl dışı bir durum.

    Şimdi herkes çocukların eğitimini parayla satın almak zorunda kalıyor. Özel ile kamu okulları arasındaki eşitsizliği hepimiz yaşıyoruz. Özetle neden bu kadar büyük yıkım ve saldırı olmasına rağmen güçlü bir şekilde sürekli eğitimi gündem yapmayı ve buna ilişkin en geniş cephe olmayı başaramadık? Çünkü laik ve kamusal eğitim mücadelesi ayrılmaz bir mücadeleydi. AKP, tam da bunu bildiği için hem laik ve bilimsel eğitimden hem de kamusal eğitimi hedef alarak saldırdı. Bütünlüklü bir şekilde saldırdılar ama biz bunu bütünlüklü bir şekilde gören ve tutum alan bir yerden hareket edemedik.”

    “BÜTÜN DERSLER DİNİ BİR İÇERİK KAZANMIŞ DURUMDA”

    – Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Çok üzgünüm ama okullardaki şu an son tablo zorunlu din dersinin çok ötesine geçmiş bir tablo. 2000’li yıllarda öğretmenliğe başladım ve o günden bugüne zorunlu din derslerinin kaldırılması temel taleplerimiz arasındaydı. Ancak 2012 yılında 4+4+4 sistemle birlikte ‘seçmeli dersler’ adı altında çok sayıda din dersi de fiilen zorunlu hale getirildi. Çok sayıdaki branştan atama yapılmayarak, ilk 3 sırada sürekli din öğretmeni atayarak zorunlu hale getirildi. Okul idarecilerinin özellikle mülakatla belirlenmesi, AKP’nin belirlediği kişilerin sadece okul idaresi olabilmesi ile bu hayata geçirilebildi. Şu an imam hatip olmayan bir ortaokul ya da lisede dahi çocuklar 8-12 saat arası din dersi alıyor. Şu an müfredat değişikliği ile zaten bütün derslerin içerikleri siyasal İslam’ın hedeflediği bir içerikle biçimlendirilmiş durumda.

    “‘TÜRK SOSYAL HAYATINDA AİLE’ DERSİ İSLAM HUKUKUNA GÖRE KANUNLARI SIRALIYOR”

    Örneğin ‘adabı muaşeret’ diye bir ders var şu an. Normalde bu dersi temel gündelik bir takım görgü kuralları içeriği diye düşünürüz ancak bu dersin içeriğinde yemeye hangi duayla başlanacağı, bittikten sonra hangi dua ile sonlandırılacağı veya peygamberlerin yemek sırasında hangi davranışları yaptıkları anlatılıyor. Veya ‘Türk sosyal hayatında aile’ diye bir ders var, örneğin Medeni Kanun yerine İslam hukukuna göre kanunları sıralıyor. Kadınların çalışma hayatının olmasını aileye suç, tehdit olarak gösteriyor bu ders. ‘Kültür ve Medeniyetimiz’ isimli bir ders var ve bu derste Alevilere, kadınlara hakaret eden, laikliği hedef alan Nurettin Topçular, Necip Fazıl Kısakürek Sezai Karakoç var. Yani artık 80 darbesi sonrasındaki zorunlu din dersi tabii ki kaldırılmalı ve her zaman mücadelemizin ana taleplerinden biri olacak ama şu an geldiğimiz tablo itibari ile hem seçmeli dersler hem de müfredatla birlikte bütün dersler dini bir içerik kazanmış durumda.

    “ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ DE KAYBETMEK ÜZEREYİZ”

    – Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, bütün muhalefet güçlerinin, yeterli tepkiyi bugüne kadar ortaya koyamamasının temel nedeni laik, kamusal, parasız eğitim ilkesinde birleşememek olduğunu düşünüyorum. AKP 22 yıldır kesintisiz bir şekilde bu iki hattı hedef alıp bütünlüklü saldırdı ama bütün muhalefet odakları bu saldırıya karşı ortak ilkelerde bir araya gelemediğimiz için bütünlüklü bir cephe kuramadık. Hayat hepimizi öyle bir noktaya getirdi ki tartıştığımız tüm başlıklarla birlikte parasız, kamusal, laik, bilimsel eğitimi de çocuklarımızın bugünü ve geleceğini de kaybetmek üzereyiz.

    Artık bu ilkede bir araya gelmek zorundayız. Birleşik mücadele cephesini oluşturmak zorundayız. Her durumda birbirimizin çaresi biziz. Artık bunu hep birlikte başarmak zorundayız.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO
    -‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

  • İslamcı vakfın, PSAKD çadır kentinde çocuklara dini kitapçık vermesi tepki çekti-VİDEO

    İslamcı vakfın, PSAKD çadır kentinde çocuklara dini kitapçık vermesi tepki çekti-VİDEO

    PİRHA- Bir islamcı vakfın elemanları, Adıyaman’da bulunan PSAKD Zülfikar Yılmaz Çadır Kenti’ne giderek depremzede çocuklara Said-i Nursi’nin “Zelzele Hakkında” başlıklı kitapçığını dağıttı. Duruma tepki gösteren Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu, “Bu kitapçık asimile etmeye yönelik. Alevi çocuklarına misyonerlik yapıyorsunuz. Size fırsat vermeyeceğiz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından depremde yaşamını yitiren Adıyaman Şube Başkanı Zülfikar Yılmaz adına kurulan çadır kentine İslamcı bir vakıftan gelen kişiler depremzedelere Said-i Nursi’nin “Zelzele Hakkın” başlıklı kitapçığını dağıttı.

    “ÇOCUKLARIMIZI ASİMİLE ETMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Çadır kentte bulunan Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Sekreteri Sevim Yalıncakoğlu yaşananlara tepki gösterdi. Dağıtılan kitapçığın asimilasyon amaçlı olduğunu belirten Yalıncakoğlu, şunları söyledi:

    “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) Adıyaman Cumhuriyet Mahallesi’nde oluşturduğu bir çadır kent burası. Buraya yardım kuruluşları gelip yardımlarını bırakıyor. Az öncede Şüheda Vakfı isimli siyasal islamcı bir grup geldi. Çocuklara iyi niyetli görünüp, oyuncak dağıttılar. Ama beraberinde bir kitapçık verdiler. Bu kitapçık asimile etmeye yönelik. Eğer gerçekten yüreğiniz temizse buradaki insanların ihtiyacı olanları dağıtırsanız başımız üzerine ama siz beraberinde Alevi çocuklarına misyonerlik yapıyorsunuz. Bu yüzdendir ki biz de buradayız ve size fırsat vermeyeceğiz. Çocuklarımızı asimile etmenize izin vermeyeceğiz.

    Burası bir Alevi kurumunun oluşturduğu bir çadır kent. Buradan erzak alan insanlara, “Sen kimsin? İnancın, ırkın ne?” diye sormuyoruz. Alevilik propagandası da yapmıyoruz. Çünkü burası tamamen insancıl bir alan. Burası felakete uğramış, yoksul kalmış, her şeyini kaybetmiş insanların bulunduğu bir alan. Burayı fırsata çevirmenize izin veremeyiz. Burada sadece insanlık faaliyetine ihtiyaç var. Hani hep diyorsunuz ya “Siyaset yapmayın” diye. İşte siyaseti siz yapıyorsunuz. Ama biz size izin vermeyeceğiz.”

    PİRHA/ADIYAMAN 

     

     

     

  • Türkiye’de devlet okullarının sayısı azalırken, cami sayısı arttı

    Türkiye’de devlet okullarının sayısı azalırken, cami sayısı arttı

    PİRHA-Türkiye’deki cami sayısı 89 bin 817’ye ulaşırken, devlet okulu sayısı ise 54 bin 715’te kaldı. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılan okulların ardından devlet okullarının sayısı 2021 yılında bin 95 azalırken, cami sayısında ise 372 artış yaşandı.

    BirGün Gazetesi’nde yer alan habere göre Türkiye’deki cami sayısı 89 bin 817’ye ulaşırken, devlet okulu sayısı ise 54 bin 715’te kaldı. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılan okulların ardından devlet okullarının sayısı 2021 yılında bin 95 azalırken, cami sayısında ise 372 artış yaşandı.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) 2020-2021 eğitim öğretim yılına ilişkin örgün eğitim istatistikleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın din istatistiklerinin karşılaştırıldığı haberde dikkat çekici sonuçlar ortaya çıktı. İhtiyaç olup olmadığı sorgulanmaksızın hemen her mahalleye birden fazla inşa edilen camiler ile Türkiye’deki toplam cami sayısı 90 bine yaklaşırken, artan okul ihtiyacına rağmen devlet okullarının toplam sayısı 54 bin 715’te kaldı.

    EN ÇOK İSTANBUL’DA, EN AZ DERSİM’DE

    MEB’in 2020-2021 eğitim öğretim yılı verilerine göre devlet okulları toplamının 5 bin 232’sini okul öncesi eğitim kurumları, 22 bin 527’sini ilkokullar, 16 bin 681’ini ortaokullar, 9 bin 180’ini de liseler oluşturdu. Ülkedeki toplam özel okul sayısı ise 13 bin 501 olarak kaydedildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın verilerine göre ise Aralık 2021 tarihi itibarıyla Türkiye’deki cami sayısı 89 bin 817 oldu. En fazla cami bulunan şehir 3 bin 555 ile İstanbul olurken, onu 3 bin 199 cami ile Ankara, bin 920 cami ile İzmir, 2 bin 306 cami ile Antalya ve bin 789 cami ile Bursa takip etti. Dersim’in ise 89 cami ile Türkiye’de en az sayıda caminin bulunduğu kent olduğu belirtildi.

    CAMİ SAYISI ARTTI, OKUL SAYISI AZALDI

    Türkiye’deki cami sayısı 2020-2021 döneminde bir önceki döneme göre 372 artırılırken, okul sayısında ise düşüş gözlemlendi. Çoğunun depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılan okulların ardından devlet okulu sayısı 2020-2021 döneminde bir önceki döneme göre bin 95 azaldı.

    (HABER MERKEZİ) 

  • PSAKD: Din dersine karşı başlatılan imza kampanyasına aktif destek vereceğiz

    PSAKD: Din dersine karşı başlatılan imza kampanyasına aktif destek vereceğiz

    PİRHA-PSAKD Genel Merkezi yayımladığı yazılı bir açıklama ile 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilme kararına karşı Aleviler öncülüğünde demokrasi güçleri tarafından başlatılan imza kampanyasına aktif destek verme kararı aldıklarını duyurdu. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 22-23 Ocak’ta yapılan danışma kurulunda 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilme kararına karşı Alevilerin öncülüğünde demokrasi güçleri tarafından 28 Aralık’ta başlatılan imza kampanyasına aktif olarak destek vereceklerini duyurdu.

    PSAKD yayımladığı açıklamada konuya ilişkin “AKP’nin 20 yıldır yürüttüğü Alevi politikası bize gösteriyor ki asimilasyon süreci bu kez din dersleri ile anaokullarında yaşatılmaya başlanacak. Biz Alevilerin, hak mücadelesindeki en önemli gündemi bu olmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “PSAKD, IRKÇILIK VE GERİCİLİĞE KARŞI 34 YILDIR MÜCADELESİNİ SÜRDÜRÜYOR”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Pir Sultan Abdal örgütlülüğü, her türden ırkçılığa ve gericiliğe karşı 34 yıldan bu yana kurumsal olarak mücadelesini sürdürmektedir. Örgüt tarihimiz, dinci ve ırkçı faşizme, siyasal İslam’a ve asimilasyona karşı verdiğimiz kesintisiz mücadele ile doludur. Bu mücadele süreci ise istisnasız on binlerce üyemizin onurudur.

    Bugün de değişen bir durum yok. Zira siyasal İslam partisi AKP, okullarda zorla din dersini dayatmaya ısrarla devam ederken, Aleviliğin kuşaklara aktarılması önünde çok büyük tehdit olan bu adımı, anaokulu çocuklarına kadar taşımaya hazırlanıyor.

    Kabinesinde tek Alevi bakan olmayan, Alevilerin devletin kolluk güçlerinde ve üst düzey yönetiminde olmasına asla izin vermeyen, sınavlarda yüksek not alsa dahi mülakatlarında eleyen, Madımak katili Ahmet Turan Kılıç’ı affeden AKP’nin, Antep’te cemevi açılışı yapması Alevilere yönelik iki yüzlü politikanın en net göstergesidir. AKP’nin 20 yıldır yürüttüğü Alevi politikası bize gösteriyor ki asimilasyon süreci bu kez din dersleri ile anaokullarında yaşatılmaya başlanacak.

    “ASIL HEDEF DİYANET’İN KAPATILMASIDIR”

    Biz Alevilerin hak mücadelesindeki en önemli gündemi bu olmalıdır. Pir Sultan örgütlülüğü olarak biliyoruz ki; bütün bu politikaların uygulayıcısı olan Diyanet İşleri Başkanlığı, ülkemizde gericiliğin ve kötülüğün merkezlerinin başında gelmektedir. Bu bağlamda PSAKD’nin asıl hedefi Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılmasıdır. Bilindiği gibi aralık ayı başlarında toplanan Millî Eğitim Şurası, okul öncesi eğitim dönemindeki 4-6 yaş arası çocuklar için zorunlu din dersi eğitimini tavsiye eden bir kararı bildirmişti.

    PSAKD’nin 22-23 Ocak’ta yapılan danışma kurulunda, Alevi kurumlarının ve demokrasi güçlerinin bu karara tepki olarak ortaklaşa düzenlediği imza kampanyasına, tüm şubelerimiz ile aktif olarak destek verme kararı alınmıştır!”

    PİRHA/ ANKARA

  • PSAKD Danışma Kurulu toplantısı ikinci gününde devam ediyor-VİDEO

    PSAKD Danışma Kurulu toplantısı ikinci gününde devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Genel Merkezi’nin 16’ıncısını gerçekleştirdiği Danışma Kurulu toplantısının ikinci gününde konuşan PSAKD Genel Sekreteri Özgür Kaplan, “PSAKD gericiliğe karşı 34 yıllık önemli bir mevzidir. Olası bir iktidar değişikliğinde, devletleşen siyasal İslam’ın iktidardan en azından fiziki olarak uzaklaşması ihtimaline karşı örgütümüzü nasıl hazırlayacağımızı, ne yapacağımızı tartışıyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Merkezi’nin bu yıl 16’ıncısı düzenlenen Danışma Kurulu toplantısı ikinci gününde devam ediyor.

    Antalya’nın Muratpaşa ilçesinde gerçekleştirilen toplantının ikinci gününde tartışılan gündem başlıkları ise şöyle: “AKP sonrası Alevilerin alması gereken pozisyon. AKP sonrası devlet ile ilişkiler. Diyanet ve siyaset ilişkileri. Aleviler ve devlet ilişkileri. Yeni süreçte nasıl bir tüzük hazırlamalıyız?”

    “PSAKD, GERİCİLİĞE KARŞI 34 YILLIK ÖNEMLİ BİR MEVZİ”

    PSAKD Genel Sekreteri Özgür Kaplan, 16’ıncısı yapılan Danışma Kurulu toplantısına 44 şubenin katıldığını, hava muhalefeti nedeniyle doğu bölgelerindeki birçok şubenin ise katılamadığını aktardı.

    PSAKD örgütünün 34 yaşında olduğunu vurgulayan Kaplan, “PSAKD gericilikle mücadele konusunda ülkedeki Aleviler, Alevi olmayanlar, devrimci, demokratlar açısından çok önemli bir mevzi. Siyasal İslam, şeriat ve ırkçı faşizme karşı PSAKD ciddi bir örgütlenmedir. Örgütü geleceğe hazırlama konusunda bir üst başlık koyduk. Arkadaşlarla bunu tartışıyoruz.

    Olası bir iktidar değişikliğinde, devletleşen siyasal İslam’ın iktidardan en azından fiziki olarak uzaklaşması ihtimaline karşı örgütümüzü nasıl hazırlayacağımızı, ne yapacağımızı tartışıyoruz. Örgütün gençlerle, siyasetlerle olan bağlarını tartışıyoruz. AKP’nin cemevleri ile girdiği diyaloglar var. Bizim şubelerle görüşmüyorlar. Ama başka Alevi kurumlarıyla rüşvet vererek görüşüyorlar. Samimiyetsizdirler. Kesinlikle inanmıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AKP SONRASI DEVRİM Mİ OLACAK? HAYIR!”

    PSAKD Ankara Mamak Şubesi Kadın Meclisi’nden Ezgi Türkyılmaz ise ikinci günün öne çıkan gündem başlıklarına ilişkin bir konuşma yaptı. AKP sonrası cemevlerinin durumu ve belediyeler ile ilişkisinin günümüze göre hız kazanacağını söyleyen Türkyılmaz, “Anahtarı bizde olmayan hiçbir mekan bizim değildir. Cemevleri yasal statüye kavuşmak zorundadır.

    AKP sonrası devrim mi olacak? Herkes eşitlenecek mi? Elbette hayır. Aleviler olarak ilkelerimizi ve örgütlü yapımızı bozmadan yolumuza devam edeceğiz. Kişisel çıkarları örgüt çıkarları üzerinde olanlar çıkarsa, çıksın gitsin zaten. AKP öncesi, AKP sonrası bizler için milat mı olacak? Elbette hayır. Aleviler tüm ezilen, yok sayılan, ötekileştirilenlerle sermaye karşısında dik durmaya, dayanışmaya devam edeceğiz. Eşit yurttaşlık hakkımızı elde edene kadar mücadelemize devam edeceğiz. AKP gidince ertesi gün eşit yurttaş mı olacağız? AKP gidince zorunlu din dersleri mi kaldırılacak? AKP gidince Diyanet kapatılacak mı? Cevaplar elbette ‘hayır’.

    Laiklik olmaz ise olmazımızdır. Milli Eğitim Şurâsı’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklara din eğitimi verilme kararı alındı. Cemaat evlerinin durumu ortadadır. Geleceğe dindar ve kindar kadrolar yetiştirilmektedir” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN / ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    > PSAKD Genel Merkezi’nin 16’ncı Danışma Kurulu Antalya’da başladı
    > Gani Kaplan: Danışma kurulunda Alevi örgütlenmesinin geleceğini tartışacağız

  • PSAKD Genel Merkezi: Siyasal İslamcılar işi gücü bırakıp Alevi düşmanlığı yapıyorlar

    PSAKD Genel Merkezi: Siyasal İslamcılar işi gücü bırakıp Alevi düşmanlığı yapıyorlar

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, bir televizyon kanalında yapılan programda Alevileri, Alevi inancını ve cemevini hedef alıp hakaretler yağdıran siyasal islamcı şahıslara tepki gösterdi. PSAKD açıklamasında, “Siyasal İslamcılar ne zaman Alevilikten konuşsa, mutlaka hakaret, inkar ve ötekileştirici bir dil kullanır. Tüm varlığını bizim yok olmamıza bağlayanlar doğaldır ki, işi gücü bırakıp Alevi düşmanlığı yapıyorlar” ifadelerini kullandı. 

    Bir televizyon kanalında AKP’li Mehmet Metiner ve bir siyasal islamcı şahsın, Alevi inancına ve cemevine hakaret etmesine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi’nden tepki geldi.

    “Bizim ibadethanemizi ispatlamaya ihtiyacımız yok, ama sizin insanlığınızı ispatlama mecburiyetiniz var” diyen PSAKD, “Alevilerin ibadethanesine “uydurma ad” demek milyonlarca insanın binlerce yıllık tarihini inkar etmektir. Alevilerin ibadethanesi olan Cemevleri aynı zamanda bilim yuvasıdır, orada sorgusuz sualsiz eşitlik kuralı vardır. İktidarın yarattığı karanlık iklimden beslenen, vicdan, akıl, saygı gibi kavramlardan bihaber olanlar insanî dilden, eşitlikten, bilimsellikten de bihaberdirler” ifadelerini kullandı.

    PSAKD açıklamasına şöyle devam etti:

    “Siyasal İslamcılar ne zaman Alevilikten konuşsa, mutlaka hakaret, inkar ve ötekileştirici bir dil kullanır. Tüm varlığını bizim yok olmamıza bağlayanlar doğaldır ki, işi gücü bırakıp Alevi düşmanlığı yapıyorlar. Ülkeyi yönetenlerin akıl ikizi olan bu güruh, açlıktan, işsizlikten, yoksulluktan hiç bahsetmezler. Onların tek amacı vardır, “Aleviliği nasıl asimile ederiz”.
    Daha dün cemaat yurdunda gencecik bir insanın boğazı kesilmedi mi? Daha dün cemaat yurdunda Enes Kara intihar etmedi mi? Bunlar hakkında tek söz etmeyenler bizim ibadethanemiz hakkında hakaret diliyle ahkâm kesiyorlar.

    “BİİZ TARİF ETMEDEN ÖNCE TANIMAYI ÖĞRENECEKSİNİZ”

    Artık Yeter !
    Bu topraklarda yaşayan kadim halklar, sizin gibi insanlıktan nasibini almamışlar yüzden tarifsiz acılar yaşadı ve yaşıyor. Ama biz Aleviler size rağmen 73 millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Camide ibadet eden de, kilisede, havrada ya da istediği herhangi bir mekanda ibadet eden halklar da bizim kardeşlerimizdir. Ne bizim ne de bir başka inancın ibadethanesini tarif etmek kimsenin haddi değildir.
    Bizi tarif etmeden önce “tanımayı” öğreneceksiniz.

    PİRHA/ ANKARA

  • AKD’nin yeni Genel Başkanı’ndan Doğan Demir’e tam destek

    AKD’nin yeni Genel Başkanı’ndan Doğan Demir’e tam destek

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri’nin yeni Genel Başkanı İsmet Kurt, Doğan Demir’in Davutoğlu’nun kurduğu partiye kurucu olarak katılmasının ardından yazılı bir açıklama yaptı. Kurt, “Alevi bir kişinin siyasal İslamcı bir partide ne işi var yorumunu yapmak yerine, siyasal islamcı bir partinin Alevi inancına sahip bir kişiyi neden kurucu olarak görevlendirir” anlayışının değerlendirilmesi gerekmektedir” önerisinde bulundu. 

    Doğan Demir’in Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu partiye katılmasının ardından Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) yeni Genel Başkanı  İsmet Kurt oldu.

    Doğan Demir, 11 Aralık günü genel başkanlık görevinden istifa etmişti. 15 Aralık’ta toplanan Genel Yönetim Kurulu Doğan Demir’in istifasını kabul edip yeniden görev paylaşımı yaptı.

    Buna göre;

    İsmet Kurt Genel Başkan,
    Ali Özveren Genel Sekreter,
    Hasan Çözükçe Genel Sayman,
    Aysun Gökçe, Adil Ateş, Hasan Engin, Seher Şengüllü Yılmaz, Mehmet Şahin, Feryat Bakan Genel Başkan Yardımcıları,
    Rıza Tanrıverdi, Ali Bedir, Kemal Soysüren, Hüseyin Çam, Kazım Kılıç, Ali Aktaş, Hasan Mansuroğlu, Serap Alev Selçuk, Hüseyin Görer, Yaşar Aydın, Yasin Koçak ve Hüseyin Gökçe Bölge sorumluları.

    Yazılı bir açıklama yapan AKD’nin yeni Genel Başkanı İsmet Kurt, Doğan Demir’in Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi’ne katılmasıyla birlikte AKD’nin Demir üzerinden yıpratılmaya çalışıldığını iddia etti.

    “DOĞAN DEMİR’İN FARKLI SİYASİ OLUŞUMLARDA GÖREV ALMASI OLAĞAN”

    İsmet Kurt, “Alevi Kültür Derneklerini kendi ideolojik yapılarına payanda edemeyen, derneğimizin yaptığı birleştirici çalışmalarını hazmedemeyen bazı çevrelerin eleştiri sınırlarını aşan yazılı ve görsel basında, sosyal medyada mesnetsiz haberler ve yorumlar yaptıklarını görüyoruz” dedi.

    Doğan Demir’in herkes gibi siyasi alanda faaliyet yapma hakkına sahip olduğunu belirten Kurt, Alevilerin farklı siyasi oluşumlarda görev almasının olağan olduğunu savundu.

    “SİYASAL İSLAMCI PARTİ BİR ALEVİYİ NEDEN KURUCU OLARAK GÖREVLENDİRİR?” 

    İsmet Kurt yazılı açıklamasına şöyle devam etti:

    “Yapılan yorum ve haberlerde Ahmet Davutoğlu başkanlığında kurulan bir partinin siyasal islamcı olarak adlandırılarak, “Alevi bir kişinin siyasal İslamcı bir partide ne işi var yorumunu yapmak yerine, siyasal islamcı bir partinin Alevi inancına sahip bir kişiyi neden kurucu olarak görevlendirir” anlayışının değerlendirilmesi gerekmektedir.
    Yetmiş iki millete aynı nazarda bakmayı düstur kabul eden Alevi inancını savunduğunu söyleyip, kendisi için sınırsız özgürlük isteyenlerin durup aynaya bakması ve başkalarının iradesine saygı duyması Alevi edep ve erkanının gereğidir.”

    “DOĞAN DEMİR SİYASİ TERCİHİNİ YAPARAK GÖREV ÜSTLENDİ”

    Alevi Dernekleri üyeleri ve yöneticilerinin hak bildiği yolda tek başına kalsa da yürümeye devam edeceğini belirten Kurt, “Doğan Demir kendi siyasi tercihini yaparak bir görev üstlenmiştir. Kendi siyasi anlayışına uymadığı için Doğan Demir’i siyasi linç etmeye veya derneğimizi yıpratmak amacıyla seviyesizce yorum yapan, çalışmalarımızı provake eden çevrelere izin vermeyeceğimizi birlik ve bütünlüğümüzü koruyacağımızı, sorunlarımızı karşılıklı konuşarak çözmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Davutoğlu’nun partisine katılan Doğan Demir, PİRHA’nın sorularını yanıtladı

    Davutoğlu’nun partisine katılan Doğan Demir, PİRHA’nın sorularını yanıtladı

    PİRHA- AKP’den yakın bir zamanda istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu yeni partiye üye olan ve kuruculuğunda yer alan Doğan Demir, Alevi toplumunun eleştirilerini ve tepkilerini göze alarak gitmiş. Tepkileri normal karşıladığını söyleyen Demir, siyasal islamcı olarak bilinen Davutoğlu’nun demokrat ve laik olduğuna epey inanmış. Davutoğlu’nun, başbakanlığı döneminde yaşananlardan dolayı da özeleştiri yapacağını iddia ediyor. 

    AKP’den istifa eden eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yeni partisinin kurucularından bir olan Doğan Demir, bu akşam saatlerinde Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Alevi Bektaşi Federasyonu’ndaki (ABF) görevlerinden istifa ettiğini açıkladı.

    İstifa açıklamasının hemen öncesinde sorularımızı yönelttiğimiz Doğan Demir, Davutoğlu’nun partisine geçmesinden dolayı Alevi toplumunun tepkisinin normal olduğunu çünkü alışık olunan bir durum olmadığını söyledi.

    “Toplum bizi eleştirecek, bu doğaldır. İnsanların kendisine göre bir yapısı var. Doğaldır. Normal karşılıyorum” diyen Demir, Alevi toplumunun tüm tepkisine rağmen Davutoğlu’nun partisinde yer almaktan son derece memnun ve yeni partisine şimdiden sımsıkı bağlanmış.

    Doğan Demir’e Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisi’nde neden kurucu olduğunu, bu partiden beklentilerini sorduk. İşte Demir’in sorularımıza verdiği yanıtlar:

    PİRHA- Daha önce görüştüğümüzde “Şu an Davutoğlu’nun partisine katılmayı düşünmüyorum. Henüz karar vermedim” demiştiniz. Sonra nasıl karar verdiniz? Üçüncü bir görüşme mi oldu?

    DOĞAN DEMİR- Evet bir daha görüştük. O görüşmeden sonra ben geniş kapsamlı bir üye görüşmesi yaptım. Görüşmem gereken birçok insanla bunları paylaştım. Tabii çok bir şey söylemeye gerek yok. Sıcağı sıcağına insanlar elbette tepki gösterecektir. Elbette haklı eleştiri yapacaklar ama yakın zamanda benim buraya neden gittiğimi, neler yapabileceğimi, dönüşüm olarak nasıl bir çalışma yapabileceğimi  gördükten sonra herkes benim haklı olduğumu görecektir.

    Bu partiye neden girdiniz ve nasıl karar aldınız? GYK (Genel Yönetim Kurulu) kararı var mı, tek başınıza mı karar verdiniz? Size karşı çıkanlar olmadı mı?

    Bu basına yansıdığı zaman şube başkanları, bütün Alevi örgüt başkanları, yöneticilerle konuştum. Böyle bir davetin olduğunu, bu davetin neden yapıldığını, İyi Parti Türkiye’de kurulduğu zaman insanların nasıl karşı çıktığını, sonrasında ittifaklarla nereye geldiğini, nasıl bir noktaya geldiğini detaylı bir şekilde analiz yaparak bütün örgütlerimize gönderdik.

    “Bütün örgütlerimiz” derken hangileri?

    Alevi Bektaşi Federasyonu’ndan tutun da -orada da yöneticiyim biliyorsunuz – Pazartesi istifa edeceğim hepsinden. Siyaset yapan ağabeylerimiz, yoldaşlarımız, yol arkadaşlarımız GYK arkadaşlarımızın hepsiyle şube arkadaşlarımın büyük bir kısmıyla bu konuyu konuştum. “Böyle bir davet var, böyle bir çalışma var, karar aşamasındayım, daha karar vermedim ama son bir kez daha görüşeceğiz karar verebilirim. Bu konuyla ilgili bilginiz olsun” diye hemen hemen herkesle paylaştım. Son 2 gün kala da topladım Ankara’ya. Sayın Davutoğlu aradı. Doğan bey, “Biz perşembe günü partiyi kuruyoruz, Cuma günü lansmanını yapacağız, ona göre kararınız nedir? Ne yapalım? Senden haber bekliyoruz” dediğinde ben hemen bir gün sonra GYK’deki bütün arkadaşlarımı Ankara’ya çağırdım. Haklı olarak GYK’daki birçok arkadaşım da bu süreçte kurumu bırakmamam gerektiğini, burada kalmamın daha doğru olacağını söyledi. Ben de arkadaşlarla bu konuda uzun süren dört beş saatlik bir toplantıdan sonra “Arkadaşlar ben tekrardan bir görüşeceğim, nasıl bir karar vereceğimle ilgili size de bilgi vereceğim” dedim. Daha sonra bir görüşme yaptık. bütün GYK üyesi arkadaşlarıma, “Ben partinin kurucuları arasında yer alacağım, bilginiz olsun” dedim.  Birkaç gün içerisinde de zaten o gün öyle bir karar çıkabilir diye ben yetkileri mi genel sekreterimize vermiştim GYK kararıyla.

     Genel sekreter kim?

    Genel sekreterimiz Aysun Gökçe. Yönetim kurulu arkadaşlarıma ben böyle bir şeyde bulundum. Çünkü bu süreçte yarın olası bir parti kurulum aşamasında ikinci kez bir araya gelemeyebiliriz. Dolayısıyla acil bir şekilde bu görevi, vekaleti Aysun Gökçe’ye verelim. O devam etsin. Parti kuruluş aşamasına girdikten sonra, Parti kurulduktan sonra 1-2 gün sonra bir araya geliriz. Ben istifa ederim. Kendi içinizde bir arkadaşımızı seçersiniz, yolunuza devam edersiniz, diye bir karar almıştık zaten.

    Peki GYK’nın hepsi size onay verdi mi?

     Hepsi onay verdi dersem yanlış olur. GYK’den 21 arkadaşımızın 19’u katılmıştı. 18 ya da 19’du.

    Kaçı onay verdi size?

    Büyük bir çoğunluğu gitmemem konusunda birleşti. Ben daha detaylı anlattıktan sonra, arkadaşlarım bana “Sayın başkanım bu kararı tamamen sana bırakıyoruz. Alacağın her karara saygı duyarız” demişlerdi ve ben onlardan bu şeyi aldıktan sonra böyle bir şeye karar verdim. GYK üyesi arkadaşlarım topu bana attılar. “Sen kendin karar ver, alacağın karara saygı duyarız” demişlerdi. Biz öyle bir karar aldık zaten.

    “ALEVİ TOPLUMUNA VERDİĞİM HİZMETİN DEVAMI OLARAK BURADAYIM” 

    Böyle bir kararı çabucak mı aldınız yoksa düşündünüz mü? Kararsız kaldığınız noktalar oldu mu?

    Ben uzun zamandan beridir yaklaşık 1-1,5 aydır bu görüşmelerin yapıldığı günden beri bir şekilde -Gidersem ne olur gitmezsem ne olur- diye kendim bu konuda çok düşündüm. En azından ne yapabileceğim konusunda müzakere ettim. Dolayısıyla burada yeni bir soluk, yeni bir parti kuruluyor, kurucu üye olacağız. Orada geçmişte herkesin hatası, eksiği olabilir ama çok iyi bir kadro var, ben o kadroyu da gördükten sonra karar verdim. Bu kadro çok özel bir kadro, her kesimden bir kadro var, Parti programı çok iyi, tüzük çok iyi ve gelecek süreçte illa bir partide olacağız. Kendi toplumumuza hizmet edeceğiz, diye bir partide olmanın da anlamı olmadığı kanısına vardığım için burada siyaset yapma gereği duydum. Benim buradaki amacım tek başıma ya da bireysel bir çıkar sağlamak asla değil, tamamen yıllardan beridir 10-11 yıldır Alevi kurumlarına verdiğim hizmetin devamı olarak kendi toplumuma burada ne verebilirim, nasıl katkı sunabilirim noktasında karar aldım. Bu nedenle Sayın Davutoğlu’nun kurduğu partiye “Evet” dedim ve birlikte dün Partiyi kurduk. Bugün de hayırlısıyla yolumuza devam ediyoruz.

    Peki sizden başka Alevi var mı bu partide? Varsa kim bunlar?

    İki arkadaşımız daha var. Dinçer Türkmen diye bir arkadaşımız var İstanbul’dan. Zeynep hanım diye bir arkadaşımız var ama soyadını şu an anımsayamıyorum, sağlık sektöründen emekli bir ablamız.

    Herhangi bir kurumla ilişkileri var mı?

    Dinçer beyin var. Eskiden Bağcılar Cemevi başkanlığını yapmış. Ben de yeni tanıyorum.

    Davutoğlu’nun partisi için yeni bir soluk dediniz ama Davutoğlu 17 yıllık AKP iktidarında Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık yaptı. Sonra görevden alındı Cumhurbaşkanı tarafından. 17 yıl içindeki olan bitenden elbetteki Davutoğlu da sorumlu. Alevi kamuoyunun büyük tepki göstermesinin nedenlerinden bir tanesi de Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde büyük katliamlar yapıldı IŞİD tarafından. O bu katliamların ardından “Oyumuz arttı” demişti. Ayrıca Suriye’deki savaşta sorumluluğu var. IŞİD’i destekleyen açıklamaları var. IŞİD barbarlarına “Öfkeli çocuklar” dediği vakit Suriye’de Aleviler katlediliyordu. Şimdi Davutoğlu’nun geçmişine baktığımızda, bu partiye katılırken bütün bunları düşündünüz mü, göz önüne aldınız mı? 

    Alevi Kültür Dernekleri gibi bir örgütün genel başkanlığını yapıp yıllarca Alevi örgütüne hizmet etmiş ve bu konuda çok bedel ödemiş bir adamın bunları düşünmemek gibi bir şansı var mı? Elbette ki düşündüm. 1-1,5 ay boyunca bunların tamamını düşündüm, müzakere ettim. Kurum başkanlarımızla konuştum. Elbette ki herkesin bir eksiği aksaklığı var. Ben bunları çok samimi bir şekilde sayın Davutoğlu’na da söyledim. “Sayın Başkanım böyle bir parti kurma çalışmamız var ama geldiniz, birlikte yol alalım dediniz eyvallah, ama geçmişteki yapılan çalışmalar, eksiklikler, hatalar, söylemleriniz… Bunlar bizim toplum tarafından çok sert karşılanan şeyler… Bunlarla ilgili bir özeleştiriniz olacak mı? Bunlarla ilgili kamuoyuna bir açıklama yapacak mısınız? Biz gelirken nasıl gelelim” diye sordum.

    Davutoğlu ne dedi peki?

    Sayın Davutoğlu’nun söylediği şey şu: Sayın başkanım elbette eksiklerimiz vardır, yanlış konuşuyor olabiliriz. Ben bununla ilgili çok sıkıntı çekilecekse mutlaka çıkar kamuoyunda, basında eksik bir şey yaptıysam, yanlış bir şey söylediysem hem özeleştirimi yaparım hem gereken ne varsa kamuoyu ile paylaşırım” diye bir söylemi oldu.

    “DAVUTOĞLU’NUN ÖZELEŞTİRİ VERECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUM”

    Davutoğlu, 17 yıllık bir AKP iktidarının içinde yer aldı ve o politikalardan elbette ki sorumlu. Türkiye’deki olup bitenlerden “Ben sorumsuzum” deyip sadece bir özür dileme ile bunun ortadan kalkacağını mı düşünüyor?

    Ben eminim yakın zamanda -önümüzdeki hafta perşembe günü görev dağılımı yapılacak mevcut kurucular kurulu kendi arasında seçim yapacak. Genel Başkan daha seçilmedi. Genel Başkan ve İcra Kurulu MYK’si seçildikten sonra, daha doğrusu Davutoğlu ve kurmay heyeti biraz yol aldıktan sonra mutlaka bu özeleştiri, geçmişle ilgili kamuoyu ile paylaşacak bir çok şeyinin ne olduğunu tahmin ediyorum. Sadece bu yaşananlar değil, AK Parti içerisinde de verdiği mücadelede neler yaşadığını, ne yapmaya çalıştığını ya da nasıl engellendiğini, nereden geldiğini mutlaka kamuoyuyla paylaşacaktır. Tabii onun ne paylaşacağını, ben onun adına buradan konuşmam çok doğru da olmaz. Ama orada bir açıklama yapacağını tahmin ediyorum.

    SİYASAL İSLAMCI PARTİDE NE YAPACAKSINIZ?

    Bu yeni kurulan parti bir sağ parti. Dolayısıyla Davutoğlu da siyasal islamcı bir şahsiyet. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan çok farklı düşüncelere sahip olduğunu düşünmüyor Alevi toplumu. Siyasal İslamcı bir partide ne yapacaksınız? Yani rahat edebilecek misiniz?

    Şöyle bir şey söyleyeyim siyasal islamcı diyorsunuz ya. Türkiye’de artık bana göre bu son Cumhurbaşkanlığı seçim sistemi ile alakalı baktığınız, geldiğimiz noktada, artık bu işin sağı solu kalmadığını, biraz daha düzgün insanların vatansever insanların, toplumsal uzlaşı isteyen insanların, birlikte mücadele etmesi gereken insanların, daha çok mücadele edebileceklerine inanıyorum. Ben Davutoğlu’nun kurduğu partinin içerisinde sağcıların çok olduğunu biliyorum ama bu partiyi sağcı bir parti veya solcu bir parti diye tanımlanmaktan ziyade partinin ne yapabileceği, programında, tüzüğünde ne var. Mesela bugün yaptığı konuşma çok özel bir konuşmaydı, çok önemli bir konuşmaydı, sosyal-demokrat partilerde olması gereken bir parti programı hazırlandı. Sayın Davutoğlu bugün çok net bir şekilde hep eşit yurttaşlıkla ilgili, ayrımcılıkla ilgili, inanç özgürlüğü ile ilgili, laiklik ile ilgili Atatürk ve cumhuriyetle ilgili bütün söylemlerine çok net tavır koyup herkesin istediği, içinde Ermeni’nin Süryani’nin, Yahudi’nin, bizlerin, bütün toplum katmanlarının içinde olduğu bir oluşum var, bir parti kurulumu var. Ben, burayı götürüp bir yere bağlamanın çok doğru olduğuna inanmıyorum. En azından ben Doğan Demir olarak inandığım ilkelerden asla taviz vermeyeceğim.  Yaşamım, inancım gereği inandığım ilkelerden asla taviz vermeyeceğim. Yaşamım, inancım gereği ne gerekiyorsa kendi toplumum adına, kendi adıma ya da mazlum halklar adına ne gerekiyorsa onun mücadelesini vereceğimi sonuna kadar kendimden çok emin olduğum için biliyorum

    “DAVUTOĞLU’NUN DEMOKRAT VE LAİK OLDUĞUNA İNANIYORUM”

    Davutoğlu Başbakanlık görevinden alınmasaydı devam edecekti AKP içinde. Şu anki politikaların birebir sorumlusu olacaktı. Bunu nasıl değerlendireceksiniz? Yani değişmiş olabilir mi Başbakanlık görevinden alınınca, AKP den istifa edince? Bu kadar kısa sürede değişmiş olabilir mi sizce?

    Davutoğlu Başbakan iken birkaç sefer yaptığımız görüşmelerde Alevilerle ilgili samimiyetini gördüğüm -7 Kasım seçimlerinde ilk kez AK Parti hükümetinin seçim bildirgesinde, Alevilerin talepleri ile ilgili çalışma yapan ve samimiyetini oradan gösteren bir başbakan gördüm. Mutlaka eksiklikleri olabilir, mutlaka bizim sevmediğimiz toplumun karşı durduğu şeyler olabilir ama onun adına burada açıklama yapmayı çok doğru bulmuyorum.

    Siz Davutoğlu’nun demokrat ve laik olduğuna mı inanıyorsunuz?

    Evet, ben inanıyorum. Ben inanmasam bu kadroda yer almazdım.

    AKP’nin programına baktığınız zaman belki de “En demokrat parti” dersiniz ama uygulamada AKP’yi hiç böyle görmedik. Çalıştaylar yapıldı, Davutoğlu da vardı çalıştaylar döneminde ama bir adım ileri gidilmedi. Davutoğlu’nun şu ana kadar Alevilerin taleplerine, sorunlarına hakim olması gerekiyor aslında. Ancak hala sıfırdan başlıyormuş gibi hareket edince Alevi toplumunun tepkisini çekiyor. Bu konuda ne dersiniz?

    Bizim arkadaşlarımızın, tepki gösteren canlarımızın çok bilgi sahibi olmamasından kaynaklı. Ben Sayın Davutoğlu ile son 1,5 aydır yaptığımız 3 ya da 4 sefer yaptığım görüşmelerde, bu konuda çok samimi davrandığını ve Alevilerin talepleri ile Kürtlerin talepleri, azınlıklarla ilgili neler yapılabileceği konusunda çok perspektifli çok sade düşünen ve bu konuda kesin kararlı bir görüntü gördüm. Ben Davutoğlu’nun bu süreçte asla yanlış bir şey yapacağına inanmıyorum. Tam tersi bugün o parti programında da açıkladığı nedenlerden dolayı mutlaka sahip çıkacağını düşünüyorum ki AK Parti içerisinde siyaset yapan hiç kimsenin buna Sayın Davutoğlu başta olmak üzere Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dahilinde hiçbir şey yapamayacağını, yapmadığını en azından kamuoyundan hepimiz çok net biliyoruz. Dolayısıyla şimdi AK Parti’de Tayyip Erdoğan gibi bir liderin yanında neler yapabilirliğini tartışmak yerine, -onun eksiklerini zaten hepimiz görüyoruz- bugün yeni bir parti kuruluyor ve bu partiyi kendisi kuruyor, kendi kadrosu ile geliyor, kafasındaki yeni programla, yeni projelerle, yeni insanlarla kadrolarla yol alıyor. Ben bu konuda çok umutluyum. Eminim ki biz bu kadroyu bildiğimden dolayı söylüyorum, çok şey yapacağız ve Türkiye’nin önünü açacağız. Toplumsal uzlaşı noktasında, Türkiye’de tek adam rejimi noktasında, demokrasi adına, insan hakları ve özgürlükler adına, ayrımcılık adına bu ülkede diğer siyasi partilerle de en kısa sürede seçim döneminde ittifaklar yapılarak en azından Türkiye’yi yeniden inşa edebilecek bir alana getireceğimize emin olmasaydım ben bu partide yer almazdım.

    DAVUTOĞLU GEÇMİŞİNDEN BAĞIMSIZ DEĞERLENDİRİLEBİLİR Mİ?

    Davutoğlu iktidardayken, başbakanken, dışişleri bakanıyken neden bunları uygulamaya geçirmedi? Davutoğlu devam etseydi farklı bir şey mi olacaktı?

    Akp’nin politikaları noktasında benim bir şey söylemeye hakkım yok. Zaten biz bu politikaları eleştiriyoruz. Geçmişe dönük Davutoğlu adına bir şey söyleyemem. Bir gün bir araya gelirsiniz ve sorularınızı sorarsınız.

    Davutoğlu geçmişinden bağımsız düşünülebilinir mi, değerlendirilebilir mi?   

    Ben uzun yıllar CHP’de siyaset yaptım. CHP’deki siyasi bakışım başka, Alevi kurumlarına girdiğim zaman farklıdır. İnanç ağırlıklı bir örgüttesin. Bugün geldik Davutoğlu’nun kurduğu bir partide mücadele ediyoruz. Mutlaka insanların duruşuyla ve gittiği yerle ilgili bir alacağı vardır.

    Peki diğer kurucu olan Aleviler de sizin gibi mi düşünüyor?

    Evet. Arkadaşlarımla bu süreçte tanıştık. Daha önce tanımıyordum. Onlar da bu konuda benim gibi düşünüyorlar. Çok fazla da sohbet etme şansım olmadı ama bir iki sefer bir araya geldik.

    Siz ve diğer iki kişiden başka teklif götürülen Alevi oldu mu? 

    Çok bilmiyorum. Ancak birkaç kişiye gittiğini söylemişti sayın Davutoğlu. Fakat kime gittiğini sormadım.

    Şu anki kurum genel başkanlarından mı söz ediyorsunuz?

    Kurum genel başkanlarına mı, kime gittiğini çok bilmiyorum. Bunu söylememde çok doğru olmaz. İsim olarak bilmediğim için. Sayın Davutoğlu ile yaptığımız ilk görüşmede benim mutlaka bu kadroda olmam gerektiğini, benim dışımda da “8-10 arkadaşımızın bu kadroda olmasını çok istiyorum” dedi.

    “DAVUTOĞLU’NUN SİYASAL İSLAM ANLAYIŞINA SAHİP ÇIKMAYACAĞINA İNANIYORUM”

    Siz gerçekten Davutoğlu’nun değiştiğine inanıyor musunuz?

    Benim şüphem yok. AKP döneminde siyasi konjonktürden kaynaklı nasıl davrandığını, az çok gözlemliyoruz. Eksiklikleri hataları mutlaka vardır. Sayın Davutoğlu’nun da devletin sadece bir anlayışa, bir inanca yani siyasal islam anlayışına sahip çıkamayacağını, orayı beslemeyip, oradan nemalanmayacağını taahhüt ediyorum ve bundan sonra da bütün inançlara eşit mesafede bakacak, herkesi kucaklayan, herkesin inancını özgürce yaşayacağı alan yaratmamız gerektiği konusunda çok net tavır koydu.

    Aleviler çok hoşnutsuz, toplumun büyük bir kesimi mutsuz. İşte KHK’lerle binlerce insan işinden atılmış, Diyanet eğitimin içine iyice girmiş vaziyette, her gün protokoller imzalanıyor, her yere imamlar atanıyor. Yani bu konularda Davutoğlu ne düşünüyor? Davutoğlu hangi garantileri veriyor? AKP’den farklı bir politika izleyecek mi? Bunu görüyor musunuz?  

    Bu konuda eminim. Görmeseydim bu harekette yer almazdım.

    Alevilere hangi vaatleri veriyor?

    Alevilerle ilgili bütün hak ihlallerinin ortadan kaldırılacağına ilişkin taahhüdü var ve ben bunu birlikte gerçekleştireceğimize sonuna kadar inanıyorum.

    Mesela zorunlu din dersinden Alevi çocukları muaf olacak mı? Mahkeme kararlarını uygulayacak mı? Cemevlerine ibadethane statüsünü tanıyacak mı?

    Mutlaka veriyor. Bunların hepsini konuştuk. Kesinlikle cemevlerinin statü sorununun bir an önce çözülmesi gerekiyor. Alevi çocuklarının eğitim-öğretimde ayrımcılığa maruz tutulması konusunda neyse yapılması gerekiyor. Okullardaki eğitim sisteminden tutun da cemevlerinin statüsüne kadar önümüzdeki günlerde bizim vereceğimiz mücadele. Partiye biz boşuna mı girdik? Bu partide mücadele ederken mutlaka Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması belki çok zordur ama Alevilerin hakkı ve hukuku olan, Alevilerin vergilerinden alınıp Diyanet’e verilen kısmıyla ilgili biz mutlaka mücadele ederiz.

    Peki siz bu partiye Doğan Demir olarak mı, Alevi kimliğinizle mi, genel başkan olarak mı katıldınız?

    Sonuçta ben Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanıyım. Parti açıklanmadan önce görevimi genel sekretere bırakmış bir insanım. Dolayısıyla hem Doğan Demir’im hem Alevi kurumlarında yıllarca emek vermiş birisiyim. Bunların hepsi mutlaka orada öngörecektir. Ben Alevi kurum başkanıyken bile her platformda söylediğim çok özel bir şey var; biz hiçbir zaman Alevi toplumunu temsil etmiyoruz, bulunduğumuz Alevi kurumlarını temsil ediyoruz. Kendi toplumuna yıllardır verdiğim o hizmetle birlikte toplumsal mücadeleyi nasıl verebilirim, toplum için neler yapabilirim, ülkem için neler yapabilirimin mücadelesini vereceğim. Çok netim o konuda.

    “GYK’DEKİ ARKADAŞLARIMIN HEPSİ BİLİYOR”

    AKD ve ABF’deki görevinizden partiye katılmadan önce istifa etseydiniz daha iyi olmaz mıydı? 

    Bir gün önce ya da bir gün sonra istifa etmenin çok iyi ya da kötü tarafının olduğunu düşünmüyorum.

    Etik olarak…

    Çok etik davrandığımı düşünüyorum. GYK’de alınmış bir karar yoktu. GYK’deki arkadaşlarımın hepsi biliyor. Sadece böyle bir düşüncemin olduğunu GYK’deki arkadaşlarla paylaştıktan sonra karar vereceğimi, son bir kez sayın Davutoğlu ile görüşüp karar vereceğimi arkadaşlarımla paylaştım. GYK’den sonra karar verdiğim itibariyle de arkadaşlar bir iki gün içerisinde mutlaka tekrar GYK toplantısı yapıp görevi devredeceğimi söyledim. Bundan daha etik bir şey yoktur. Görevi devrettikten sonra ne zaman isterlerse onların emrinde olurum. AKD’ye 11 yılını vermiş birisiyim. 7 yıldır genel başkanlık yapıyorum. Kurumumu evimden, çoluk çocuğumdan çok zaman ayırdım. Emek verip katkı sundum. Eksik aksak tarafları olabilir. Örgütümün hakkını hiçbir zaman ödeyemem. İleriki süreçte mücadele edeceğiz.

    Bazen girdiğiniz partiye ve oradaki insanlara benzeyebilirsiniz. Siyasal İslamcı bir partide Alevilikten sıyrılabileceğinizi, dönüşebileceğinizi düşünüyor musunuz? Ve bundan korkuyor musunuz?

    Benim hayatımda korku diye bir şey yoktur. Aldığım kararların arkasında duran ve sonuna kadar mücadele eden ve bedel ödeyen biriyim. Hiçbir kaygım, korkum yoktur. Tam tersine eski Doğan Demir olarak yoluma devam edeceğim.

    Alevi toplumu tarafından eleştiriliyorsunuz. İktidarın bazı şahsiyetlerine yakınlığınızla biliniyorsunuz. Şimdi de Davutoğlu meselesi çıktı.

    Benim, iktidarın hiçbir kesimiyle, bir bakanla bir Ak parti yöneticisiyle ne kadar yakınlığım varsa bir CHP’liyle o kadardır. 30 yıllık CHP üyesiydim. Bir hafta öncesinde istifa ettim. Dolaysıyla hiç kimseye ne yakın ne de uzak oldum. Herkese eşit mesafede durdum. Devasa bir kurumun genel başkanlığını yaptım. Bir bakanı aramak hükümete yakın olmak değildir. Ya da birisiyle istişare yapmak, Türkiye’deki sorunları masaya yatırmak, oluşabilecek sıkıntıları çözmek adına, benimkisi tamamen kurumsal görüşmelerdir. Bunu dışarıda zaman zaman bu örgütlerde bizi sevmeyen arkadaşlarımız var. Onlar bunu çok dile getirdiler. Ama öyle olmadığını en azından AKD örgütü ve beni bilen, tanıyan herkes bunu net bir şekilde gördü.

    Alevi toplumu çok acı çekmiş. Özellikle bu sağ ve siyasal islamcı zihniyetten çok çekti. Alevi nefretinin yoğun olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Alevi toplumunun bunu kabullenmesi kolay değil. Bunları göz önüne alıyor ve değerlendiriyor musunuz?

    Mutlaka değerlendiriyorum. Dönüşmeye değil dönüştürmeye gidiyorum.

    Başarabilir misiniz?

    Başaracağım. En azından Türkiye’nin talepleri, toplumsal beklentileri karşılayacağımıza, birlikte yol alacağımıza ve başaracağımıza eminim.

    “BEN RAHAT BİR ADAMIM”

    Kurucular kurulunda yer almanızın ardından “Alevi kurumları adına gidilmemeli, kendisine Alevi diyorsa bu yapıda yer almamalı” gibi çeşitli tepkiler geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bunlar kendi eleştirileri. Ben rahat bir adamım. Bir partinin arka bahçesi değiliz. Bir partiye mahkumda değiliz. Tek bir partide siyaset yapacak diye bir kural yok. Bunlar sığ, marjinal ve ideolojik  düşünen arkadaşlarımızın dile getirdiği şeyler. Saygı duyarım, onların görüşüdür ama ben öyle bir görüşte değilim.

    İŞİD gibi bir barbar örgüte “ öfkeli çocuklar” diyen bir Davutoğlu var.

    Sayın Davutoğlu bununla ilgili bir özeleştiri yapacaktır. Yapacağına eminim.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 16 ders kitabında siyasal İslamcı müfredata geçilmiş, şehitlik vurgusu çok

    16 ders kitabında siyasal İslamcı müfredata geçilmiş, şehitlik vurgusu çok

    16 ders kitabı incelenerek yapılan araştırmaya göre yenilenen kitaplarda seküler ögeler daha az yer alıyor.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2017-2018 eğitim öğretim yılından itibaren 1, 5 ve 9’uncu sınıflarda müfredat değişikliğine gitmesinin ardından kitaplar da yenilenmişti.

    DW Türkçe’nin haberine göre akademisyenler Canan Aratemur Çimen ve Sezen Bayhan’ın ‘Değişen Ders Kitaplarında Sekülerizm ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ başlıklı araştırması sekülerizm ve toplumsal cinsiyet konusunda yeni kitaplarda olumsuz ve sorunlu içerikler bulunduğunu ortaya koydu.

    16 KİTAP İNCELENDİ

    Araştırma için ilköğretim ve ortaöğretim okullarında okutulan 16 Türkçe, hayat bilgisi, sosyal bilgiler, tarih ve din kültürü ve ahlak bilgisi kitabı ve bu kitapların 2016 baskıları karşılaştırıldı. Araştırmaya göre yenilenen 9’uncu sınıf tarih ders kitaplarında toplumsal cinsiyet eşitliği içeriğinin tamamı ve seküler ögelerin çoğunluğu çıkarıldı.

    2016 ve 2017 yılı 5’inci sınıf sosyal bilgiler ders kitapları karşılaştırıldığında, yeni kitapta kadınların meslek sahibi olarak gösterildiği görseller azaldı. 2016 kitabının meslek tanıtım bölümünde kadınlar mühendis, veteriner gibi farklı meslek alanlarında görselleştirirken 2017’de bu görseller yok.

    2016 ve 2017 yılı 1’nci sınıf Türkçe kitaplarında kadınların çalışma yaşamında gösterildiği görseller sınırlı yer alıyor.

    2016’da yayınlanan 9’uncu sınıf tarih ders kitabında kadınları otorite ve siyasi güç sahibi olarak temsil eden içeriklerin çoğu, 2017 kitabından çıkarılmış.

    Örnekler:

    – 2016 basımında Hititler’de kraliçenin yüksek statüsünü anlatan uzun bir bölüm varken, 2017’de kadının varlığına dair muğlak cümleler bulunuyor. Söz konusu kitapta, ‘hatun’ kelimesinden bahsedilirken hatunun kadın ya da hükümdar eşi olduğu belirtilmeden, “Türk devletlerinde hatunlar söz sahibiydi. Aralarında devlet siyasetine yön verenler vardı” ifadesi bulunuyor.

    – 2016 basımında Hz. Muhammed’in kadın haklarına verdiği önem,”Siz kadınları tanrının emaneti olarak aldınız. Sizin kadınlar üzerine hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır” cümleleriyle yer alırken, kitabın 2017 basımında, “Siz kadınları tanrının emaneti olarak aldınız ve onların namusunu Allah’ın emri ile helal kıldınız” ifadesi göze çarpıyor.

    Ayrımcı ve eşitsizlikleri artırıcı bir söylem

    Bayhan ve Aratemur, yeni kitaplarda daha ayrımcı ve eşitsizlikleri artırıcı bir söylem kullanıldığına dikkat çekti.

    Bayhan, en çok ‘namus’ kelimesinin geri gelmesine ve kadın konulu içeriklerin neredeyse tamamen çıkarılmasına şaşırmış: “Siyasal İslamcı müfredata geçildiğini düşünüyorum. Yeni bir tarih yazılıyor ve yenilenen müfredat iktidarın kadınla derdi olduğunu gösteriyor.”

    Aratemur, dinin toplumsal hayatın düzenleyicisi olma meselesinin işlendiğine işaret ederek, 2017 din kültürü ve ahlak bilgisi kitabında 2016’dan farklı olarak dinin hayatın her alanında etkin olması gereken bir öğreti olarak yer aldığını söylüyor.

    Örnek:

    Yenilenen 9’uncu sınıf din kültürü ve ahlak bilgisi kikabının ‘Dinin İnsan Hayatındaki Yeri ve Önemi’ bölümünde, “İnsanın inanma ihtiyacını karşılayarak fıtratına uygun yaşamasını sağlayan din, getirdiği kurallarla sosyal hayatı düzenler. Dinin sosyal düzenin oluşmasında önemli bir rolü bulunmaktadır”deniyor.

    ‘Yeni bir ulus söylemi ve milli kimlik’

    Aratemur ayrıca, şehitlik konulu içerik artışından da bahsetti: “Şehit olma vurgusu çok var. Bütün hikâyeler Kurtuluş Savaşı ve 15 Temmuz darbe girişimi üzerine kurulu. 15 Temmuz anlatısı yeni bir ulus söylemi ve milli kimlik inşa etme aracına hizmet diyor.”

    Örnek: 2017 yılı 9’uncu sınıf tarih kitabında, “Haçlı Seferleri’nden Moğol İstilası’na dek milletimiz kanının son damlasına kadar mücadele etmeyi mukaddes bir görev bilmiştir. Ülkemize yönelik saldırılar sadece sınırlarımız dışından gelmemiştir. Milletimizin 15 Temmuz gecesinde ortaya koyduğu kahramanlık öyküsünün gelecek nesillere aktarılması çok önemlidir” ifadeleri var. (HABER MERKEZİ)