Etiket: smo

  • Dr. Kemal Sido, Suriye’deki Alevi katliamını anlattı: Yakılan evler, katledilmiş insanlar, açlık, susuzluk..-VİDEO

    Dr. Kemal Sido, Suriye’deki Alevi katliamını anlattı: Yakılan evler, katledilmiş insanlar, açlık, susuzluk..-VİDEO

    PİRHA- Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçler, IŞİD ve SMO’lu çetelerin Alevilere ve diğer inançlara yönelik soykırım saldırılarını yerinde inceleyen Dr. Kemal Sido, “Evler yakılmış, insanlar katledilmiş ve insanlar günlerce dışarıda kalarak açlık ve susuzluk çekmişler. Çok üzücü hikayalerdi” dedi. Sido, Alevilerin örgütlü olmadığı sürece katliamlarla karşı karşıya kalmaya devam edeceğine vurgu yaparak, Alevi örgütlerine bir komisyon kurarak bu suçları uluslararası mahkemeye taşımaları çağrısında bulundu.

    Suriye’de 61 yıllık Baas rejiminin çökmesinin ardından yönetimi Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün devralmasıyla birlikte Aleviler başta olmak üzere diğer etnik ve dini topluluklara karşı soykırım saldırıları devam ediyor. Özellikle Alevi nüfusunun fazla olduğu Lazkiye, Humus, Hama ve çevresindeki kentlerde yoğunlaşan şiddet vakaları ile işkenceler sebebiyle Aleviler yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalıyor. Darp, yaralanma, cinayet, kaçırılma, konutların basılıp yakılması, işkence gibi olaylarla karşı karşıya kalan Aleviler tüm bunların yanında açlık krizi ile boğuşuyor.

    6 Mart’ta başlayan saldırılardan  hemen sonra Nisan ayında Suriye’ye geçen ve katliamın yaşandığı sahil kentlerindeki durumu yerinde inceleyen Dr. Kemal Sido, izlenlerini PİRHA’ya aktardı.

    Sido, 61 yıllık Baas rejiminin ve Esad ailesinin Alevi kökenli olmalarına rağmen Alevileri baskıladığına, örgütlenmesine engel olduğuna işaret etti. Örgütsüz ve öz savunmasız bırakılan Alevilerin bu yüzden kolayca hedef olduğunu ifade eden Sido, katliamın yaşandığı yerlerde Alevilerin büyük sıkıntılar içerisinde olduğunu kaydetti.

    “HEM HAFIZ HEM BEŞAR ESAR DÖNEMİNDE ALEVİLERE BASKI UYGULANDI”

    PİRHA: Aleviler iktidarın bir parçasıdır propagandası özellikle Esad iktidarı düşüşünde sıkça dillendirildi, ardında da katliam başladı. Bu tesadüf olmayan durum bölgede nasıl hissedilmedi? Yada bu kadarını da yapmazlar mı denildi?

    Dr. Kemal Sido: Beşar Esad’ın ailesi Suriye’de Arap Alevisi olarak biliniyor. Esad ailesinin babası Hafız Esad ve Beşar Esad hiç birgün Alevi olduğunu söylemedi, sadece Arap milliyetçisi olduklarını söylemekle yetindiler. Hafız Esad 1970 yılında iktidara geldiğinde Sünniler gibi camide namaz kılıyordu. Her cuma bunu tekrarlıyordu. O yüzden Esad ailesi gerçekten Alevi bir aile diyemiyoruz, öyle bahsediyoruz.

    Hem Hafız hem de Beşar Esad Alevilerin pozisyonuna baskı uyguladı. Birçok tanıdığım Alevi öncüler yıllarca hapishanelerde kaldı, bir kısmı da öldürüldü. Alevilerin şeyhleri kalmadı. Buda Aleviler için kötü bir durumdu. Alevilerin ne örgütlenmesi, ne partisi ne de silahlı grupları vardı. Rejim düştüğünde ise radikal grupların Alevilerin bölgelerine saldırması, insanları öldürmesi ve kadınları kaçırması bu yüzden çok kolaydı. Alevilerin Suriye’deki genel durumu böyleydi.

    “CİHATÇI ÇETELER BÜTÜN BÖLGEDEKİ EVLERİ YAKMIŞTI”

    Siz Alevi bölgesine gittiniz ne gördünüz, izlenimlerinizi aktarır mısınız?

    Nisan ayında Suriye’de Dürzi bölgelerine ve Şam’a gittim. Alevilerin yaşadığı bölgelere de gitmek istedim, lakin birçok kişi durum sıkıntılı olduğu için gitmemi istemedi. Yine de gideceğimi söyledim. Arapça biliyordum. Tek başıma otobüse binerek sessizce kimseye söylemeden Humus’tan geçerek Tartus, Banyas, Ceble, Lazkiye, Kadmu, Şeyh Bedir, Musyaf’a gittim. Gözlerimde gördüm. Cihatçı çeteler bütün bölgelere dağıldığını ve birçok evin yandığını gördüm. Çok üzücü hikayeler anlattılar.

    GÜNLERCE DIŞARIDA AÇ VE SUSUZ KALMIŞLAR

    Şeyh Bedir köyünden Alevi bir kadın bahsetti; çetelerin saldırması sonrasında günlerce çocuklarıyla dışarıda kaldığını, yiyecek ve su olmadığını anlattı. Durumları çok zahmetli ve kötüydü. Çokça fotoğraf aldım. Onlara Almanya’ya döndüğümde Alevilerin sesi olacağıma dair çaba içerisinde olacağıma dair söz verdim.

    Kimse Alevilere yardım etmiyor. Alevi kurumlarından istediğim bu katliama sessiz kalmasınlar. Türkiye’de 15 milyon Alevi olduğu söyleniyor ve bu çetelere yardım eden Türk devletidir. Türkiye’deki Aleviler buna karşı seslerini yükseltmeli ve Suriye’de kardeşlerini yalnız bırakmamalı.

    “ALEVİLERİN ÖRGÜTLÜ YAPILARI OLMALI”

    HTŞ SMO ve IŞİD denkleminde Aleviler ne yapmalı, nasıl bir yol izlemeli?

    Alevilerin genel durumu iyi değil. Başta da bahsettiğim gibi şeyhleri, pirleri kalmamış, toplumsal yapıları kalmamış. Partileri ve örgütlü yapıları yok. Bu yüzden çetelerce katledilmeleri kolay oldu. Alevilerden İstenilen tek şey örgütlenmeleri, organizasyonlarını yapmaları. Silahlı grupları olmadığı sürece çeteler bir gece kolayca katliam yaparak, kadınları kaçırırlar. Ayrıca kendilerini korumak için Suriye Demokratik Güçleri, Dürziler, demokratik Sünniler iletişimleri olmalı. Merkezi bu Suriye değil federal bir Suriye istemeliler. Aleviler evlerinde, köylerinde, şehirlerinde kendilerini yönetmeli, kendi yerel asayiş güçleri (polis) olmalı.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI: ULUSLARARASI KOMİSYON KURULMALI VE SUÇLAR MAHKEMEYE TAŞINMALI

    Şu anda güncel olarak Suriyede durum nedir? Ne yapılmak isteniyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Suriye’deki Aleviler Almanya’dan Amerika’ya, Balkanlar’dan Türkiye’ye kadar ilişkilerini güçlendirmeli. Almanya’da Alevi inancının mensup parlamenterler var. Şimdiye kadar büyük işler yapmadılar, şimdiden sonra yapmalılar. Suriye’de ne olduğunu bilmeleri gerekiyor. Suriye hükümetinin Alevilere karşı işlediği suçlar saklanıyor. 1500 insanın öldürüldüğü söyleniyor fakat bana göre öldürülen Alevilerin sayısı çok daha fazla. İslami rejim olan Şam hükümeti Alevilerin öldürülmesine dair karar vermiş durumda. Uluslararası bir komisyonun oluşmasını talep etmeliyiz. Bu komisyon bir araştırma yaparak Şam hükümeti ve Colani’nin işlediği suçları mahkemeye taşımalı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Suriye’de 2 Alevi kadın kaçırıldı, 1 kadın katledildi

    Suriye’de 2 Alevi kadın kaçırıldı, 1 kadın katledildi

    PİRHA- Suriye’deki cihadist çetelerce 2 Alevi kadının kaçırıldığı ve bir kadının ise işkenceyle katledildiği bildirildi. Son 3 gün içerisinde kaçırılan 2 kadının akıbeti bilinmiyor.

    HTŞ’ye başlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından Suriye’de Alevilere yapılan katliamlar günden güne artıyor. Alevi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlar bir savaş suçu olarak devam ediyor. 8 Aralık’tan bu yana kaçırılan çok sayıda kadından haber alınamıyor.

    Son 3 gün içerisinde Lazkiye ve Tartus’ta kaçırılan Atab Selim ve Basmala Samer Ahmed Omar isimli 2 kadından haber alınamazken, kaçırılan bir diğer kadının ise işkence edilerek katledildiği bilgisi kamuoyu ile paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü’den 24 Nisan’daki buluşmaya çağrı-VİDEO

    Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü’den 24 Nisan’daki buluşmaya çağrı-VİDEO

    PİRHA- 24 Nisan’da Alevi kadınlar öncülüğünde Samandağ’da gerçekleşecek buluşmaya dair çağrıda bulunan Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü, “Tüm kadınları, demokratik toplum mücadelesi verenleri, sol-sosyalistleri, insan hakları savunucularını ve tüm halkları Samandağ’da sesimize ses olmaya, mücadelemizde yer almaya çağırıyoruz” dedi. 

    Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı oluşturulan ‘Suriye İçin Kadın İnisiyatifi’ 24 Nisan’da Hatay Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemi gerçekleştirecek. Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan Samandağ PTT Şubesi önünde bir araya gelerek, Hızır Türbesi’ne kadar yapılacak yürüyüş ardından insan zinciri oluşturacak.

    Antakya Kadınlar Birlikte Güçlü, 24 Nisan’a gerçekleşecek buluşma öncesinde yaptığı açıklamada HTŞ’nin Suriye’de Alevileri katlederek yurtlarından kovmaya çalıştığını ve topyekûn bir yok oluşu hedeflediğini belirterek, “Bir halk, bir inanç, bir kültür; bütün hafızasıyla birlikte silinmek isteniyor” dedi.

    Kadınlar adına açıklamayı okuyan Hülya Kavuk okudu.

    “KADINLARIN YAŞADIKLARI, ERKEK VE DEVLET ŞİDDETİNİN SOMUT HALİDİR”

    Suriye’deki Alevi katliamına karşı dünya kamuoyunun sessizliğini eleştiren Hülya Kavuk, “Biz bu suskunluğu biliyoruz. Maraş’ta, Sivas’ta, Dersim’de susanları da, seyredenleri de unutmadık! Halepçe’den Şengal’e, Roboski’den bugüne kadar bu coğrafyada yaşatılan kıyımın tanıklarıyız. Emperyalist ülkelerin, bir yüzyıl daha Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme planları; halkların katli, sürgünü ve kamplarda yaşatılması pahasına devam ediyor. Mezopotamya’yı ve Ortadoğu’yu kanla yeniden dizayn ediyorlar. Erkek egemen sistemin öznesi erkekler, savaşlarda kadınlara ve kız çocuklarına karşı her türlü cinsel saldırıyı hak ve meşru görüyor. Kadınlar, savaşta ve militarist ortamda tarafların işgal alanı olarak kabul ediliyor; toplu cinsel saldırılara maruz kalıyor. Bosna Hersekli kadınların, Ezidi kadınların, Arap Alevi kadınların, Kürt kadınların yaşadıkları; erkek egemen sistemin, militarizmle daha da güçlendirilmiş erkek ve devlet şiddetinin somut halidir” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN YOK OLUŞU HEDEFLENİYOR”

    Suriye halklarının 2011’den bu yana büyük bir savaşın mağduru olduğunu hatırlatan Hülya Kavuk,  “8 Aralık 2024’te BAAS rejimi, yerini DAİŞ’in ardılı cihatçı-selefi HTŞ’ye bıraktı. Bu selefi cihatçılar; ABD, Batılı ülkeler ve Türkiye’nin desteğiyle, kanlı elleri yıkanarak ve kravat takılarak iktidar koltuklarına oturtuldular. Tüm bunlar olurken, selefi cihatçılar Suriye’de ‘katli vacip’ fetvalarıyla Alevi soykırımını sürdürdü. Kadınlar kaçırılıyor; akademisyen Raşha El Ali’nin cesedi elleri kesilmiş halde bir ağaca asılı bulundu. Suriye’de Alevilere yönelik insanlık dışı bir vahşet, tüm dünyanın gözleri önünde sürdü, hâlâ da sürüyor. Alevilik inancına düşman olan HTŞ, Suriye’de Alevileri katlederek ve yurtlarından kovmaya çalışarak, topyekûn bir yok oluşu hedefliyor. Bir halk, bir inanç, bir kültür; bütün hafızasıyla birlikte silinmek isteniyor” diye belirtti.

    “SESİMİZE SES OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Suriye’de yaşanan katliama dur demek için 150’ye kadın örgütünün 24 Nisan’da Samandağ’da olacağını belirten Hülya Kavuk, “Biz kadınlar başından beri bu saldırılara sessiz kalmadık, kalmayacağız! Katledilen canların, susturulan feryatların, kaçırılan kadınların sesi olmak için 24 Nisan’da Samandağ’dayız! Bu nedenle; tüm kadınları, demokratik toplum mücadelesi verenleri, sol-sosyalistleri, insan hakları savunucularını ve tüm halkları Samandağ’da sesimize ses olmaya, mücadelemizde yer almaya çağırıyoruz!” çağrısında bulundu.

    PİRHA/HATAY

  • Diyarbakır Barosu, HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamına karşı BM ve UCM’ye başvurdu

    Diyarbakır Barosu, HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamına karşı BM ve UCM’ye başvurdu

    PİRHA- Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi, HTŞ, SMO ve IŞİD’in Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik dönük saldırılarına dair BM Güvenlik Konseyi ve UCM’ye başvuruda bulunarak, saldırıların cezasız bırakılmamasını istedi.

    Diyarbakır Barosu İnsan Hakları Merkezi, Şam’da yönetimi ele geçiren Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) tarafından denetimindeki kıyı kentlerinde Aleviler ile farklı inanç, kimlik ve diğer azınlıklara yönelik HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve SMO tarafından gerçekleştirilen katliamlara ilişkin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne 18 Mart’ta başvuruda bulundu.

    Başvuruda, UCM Savcılığınca resen soruşturma açılmasını talep eden baro, insanlığa karşı işlenen suçların mahkemeye sevkini istedi. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi’nden, saldırı altındaki bölgelerde yaşayan sivillerin korunması için gerekli tedbirlerin alınması talep edildi.

    UCM’YE YAPILAN BAŞVURU: ETNİK TEMİZLİK NİTELİĞİ TAŞIYOR

    UCM’ye yapılan başvuruda yaşananları özetleyen baro, HTŞ’nin denetimindeki bölgelerde Aleviler başta olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlık mensubu sivillerin mal varlıklarına el konulduğu, dini ve kültürel mirasların yok edildiğine dikkat çekti. Başvuruda, “Bölgedeki yerel gazetecilerin aktardığı bilgiler, katliamlarda rolü olan örgüt, grup ve şahıslar tarafından işlenen suçların sistematik ve geniş çaplı olduğunu kanıtlamaktadır. Tanık ifadeleri ise, saldırıların belirli mezhepsel grupları hedef aldığını ve etnik temizlik niteliği taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır” denildi.

    Başvuruda talepler ise şöyle sıralandı:

    “*Suriye’de başta Aleviler olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlık sivillere yönelik işlenen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları hakkında acil soruşturma başlatılmasını,

    *UCM’ ye taraf devletlerin vatandaşlarının bu suçlara katılımının tespit edilerek, ilgili kişilere yönelik uluslararası yakalama kararları çıkarılmasını,

    *Katliamlarda rolü olan örgüt, grup ve şahısların faaliyetlerinin mercek altına alınması ve bu suçları işleyenlerin tespit edilerek adalet önüne çıkarılmasını,

    *Saldırılardan etkilenen sivillerin korunmasına yönelik uluslararası tedbirlerin alınması,

    *Bu kapsamda, Birleşmiş Milletlerin ve uluslararası toplumun devreye girerek insani yardım koridorlarının oluşturulması, güvenli bölgelerin tesis edilmesi, sivillerin tahliye edilmesi için uluslararası izleme mekanizmalarının devreye sokulması ve saldırılardan sorumlu gruplara yönelik ekonomik ve diplomatik yaptırımlar uygulanmasını,

    *Ayrıca, bölgeye uluslararası gözlemcilerin gönderilerek insan hakları ihlallerinin belgelenmesi ve sorumluların cezalandırılması için etkin adımlar atılmasını talep ederiz.”

    BM’YE BAŞVURU: ALEVİLER VE FARKLI KİMLİKLERE YÖNELİK ACİL TEDBİR ALINMALI

    BM Güvenlik Konseyi’ne yapılan başvuruda da yine yaşananlara dair kimi delillere yer verildi. BM’den de şu taleplerde bulunuldu:

    *Suriye’de Başta Aleviler olmak üzere farklı inanç, kimlik ve diğer azınlık sivillere yönelik işlenen insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarının önlenmesi için acil tedbirler alınması,

    *BM Güvenlik Konseyi’nin, UCM’ ye sevk mekanizmasını çalıştırarak suçlara ilişkin soruşturma başlatmasını sağlaması,

    *Bölgede sivillerin korunması için güvenli bölgeler oluşturulması ve insani yardım koridorlarının açılması,

    *İnsan hakları ihlallerinin belgelenmesi için bağımsız BM gözlemcilerinin bölgeye gönderilmesi,

    *Saldırıları gerçekleştiren örgütlere yönelik ekonomik ve diplomatik yaptırımların uygulanması,

    *Uluslararası toplumun bu ağır insan hakları ihlallerine karşı harekete geçmesi gerektiğini hatırlatarak, BM Güvenlik Konseyi’ni etkin önlemler almaya davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu: Suriye’de Alevi kadınların sesi olmalıyız-VİDEO

    DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu: Suriye’de Alevi kadınların sesi olmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Suriye’yi yöneten HTŞ ve SMO güçlerinin Alevi kadınlara yönelik soykırım saldırılarını kınayan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Bu insanlık suçuna karşı biz kadınlar hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da hem de tüm dünyada Alevi kadınların sesi olmalıyız, bu sesi herkese ulaştırmamız gerekiyor” diye konuştu.

    Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.

    DEM Parti Diyarbakır Milletvekili ve aynı zamanda DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Suriye’de yaşanan gelişmelere ve Alevi Katliamı’na dair PİRHA’ya konuştu.

    Suriye’de oluşacak rejimin demokratik bir rejim olması gerektiğini ifade eden Türkoğlu, demokratik Suriye’nin inşasında kadınların irade olarak bu süreçlere dahil olabilmesinin önemli olduğuna vurgu yaptı.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SOYKIRIM POLİTİKASI DEVREYE KONULDU”

    HTŞ’nin tekçi zihniyet kodlarıyla yeni bir rejim inşa etmek isteğini söyleyen Halide Türkoğlu, akabinde Aleviler ve diğer farklı kimliklere yönelik saldırıların geliştirildiğini belirtti. Türkoğlu, “DEM Parti Kadın Meclisi olarak bizlerde Suriye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. HTŞ’nin yönetime gelmesiyle birlikte yönetim tartışmaları başladı ve tekçi bir zihniyet inşa edilmeye çalışılıyor. Bunu inşa ederken ne yazık ki Alevilere, farklı kimlik ve inançlara yönelik saldırılar da aynı koldan ilerliyor. HTŞ’ye bağlı güçlerin sivillere yönelik katliamları, Alevi kadınlara yönelik soykırım politikaları devreye koyduğunu görmek gerekiyor” dedi.

    DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, Suriye’de oluşacak rejimin ilk günden itibaren demokratik bir rejim olması gerektiğini, Suriye’deki kadim halkların her birinin temsiliyetinin, irade olmasının ve bu süreçlere kadınların dahil olabilmesinin önemine dikkat çekerek, Suriye’deki kadın örgütlerinin çağrısı da bu yönde olduğunu vurguladı.

    HTŞ yönetiminin tam tersini kendinden önceki yönetim gibi yani ulus-devlet aklının tekçi kodlarıyla saldırılarını soykırım politikasına götüren bir süreci de başlattığının altını çizen Türkoğlu, “Suriye’de yaşayan her bir kadınla dayanışma içerisinde olduğumuzu, kadınlara yönelik şiddeti kabul etmediğimizi, soykırım politikalarını reddettiğimizi ve mücadele edeceğimizi belirtiyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİ KADINLARIN SESİ OLMALIYIZ”

    Demokratikleşmeyen bir Suriye’de herkesin soykırım tehdidiyle karşı karşıya kalması anlamına geldiğine dikkat çeken Halide Türkoğlu, ülkede ve dünyadaki kadın örgütlerinin Alevi kadınların sesi olması çağrısında bulunarak şunları ifade etti:

    “Orada yaşanan her gelişme bugün Türkiye’deki Kürt kadınları da etkiyen gelişmeler. halkların, inançların, kimliklerin irade olabildiği bir Rojava modeli de var. Ancak karşısındaki rejim tamda bu modelin karşısına duran ama aslında pratiğiyle birlikte halkları, kadınları tehdit olarak gören bir rejim anlayışı var. O anlamıyla da Suriye’de halklar da, kadınlar da bu rejime karşı kimliğini, temel haklarını savunduğu haklı bir mücadele yürütüyor. Bunun üzerinde HTŞ’nin bir şiddet rejimi olarak örgütlenmesinden ziyade bu şiddet rejimine karşı birlikte mücadele etmek lazım. Türkiye’de demokratik mücadeleyi nasıl ki hep birlikte yürütmeye, Alevi kadınlarla birlikte bu mücadele hattını büyütmeye çalışıyorsak Suriye’de Kürtler, Aleviler, Dürziler, Süryaniler, Çerkesler her biri kimlikleri, inançlarıyla özne olduğunu bir demokratik Suriye için herkesin mücadele etmesi lazım. Demokratikleşmeyen bir Suriye aslında herkesin soykırım ile karşı karşıya kalması demektir. Şiddet sarmalının artması demektir. HTŞ’ye bağlı güçlerin uyguladığı şiddet politikalarını kabul etmiyoruz, kınıyoruz, İnsanlık suçu işleniyor. Bu insanlık suçuna karşı biz kadınlar hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da hem de tüm dünyada Alevi kadınların sesi olmalıyız, bu sesi herkese ulaştırmamız gerekiyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Kadın Meclisi: Kaçırılan Alevi kadınlara sessizliğine çığlık olalım!

    DAD Kadın Meclisi: Kaçırılan Alevi kadınlara sessizliğine çığlık olalım!

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Suriye’deki cihadist çetelerce kaçırılan Alevi kadınlarının akıbetine dair çağrıda bulunarak, “Alevi kadınlara, kadın örgütlerine, çağrımızdır; en kısa zamanda bir araya gelip kız kardeşlerimize, canlarımıza ses olalım” dedi.

    Suriye’de HTŞ, IŞİD ve SMO’lu çetelerin Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırılarında yine çok sayıda kişi gözaltına alınmış durumda. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca çok sayıda kadının çeteler tarafından kaçırıldığı belirtiliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, kaçırılan Alevi kadınların durumuna ilişkin yazılı açıklama yaparak, kadınların akıbetine ilişkin ses çıkarılması çağrısında bulundu.

    “ALEVİ HALKLAR SOYKIRIM İLE KARŞI KARŞIYA”

    Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “8 Aralık 2024 tarihinde HTŞ’nin Suriye’de yönetimi devralmasından bu yana dinmeyen bir feryat var; Suriye’de Aleviler gün be gün katlediliyor! Köyler boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Alevi halklar HTŞ bünyesinde toplanan tekfirci-cihatçı örgütlerin soykırım yönelimleri ile her an karşı karşıya. İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin( SOHR) kayıt altına alınmış bilgilerine göre on binleri aşan ölümler, 150.000 ile ifade edilen kayıp, 250.000 insan yerinden edilmiş.

    ALEVİ KADINLARA SES OLALIM

    Vahşice katledilen insanların yanında, kadınların karşı karşıya kaldığı vahşeti anlatmaya yürek yetmiyor. Tacize uğrayıp uzuvları kesiliyor, kaçırılıyorlar. Tıpkı Şengal’de kaçırılan Ezidi kadınları gibi. Suriye’de inşa edilmeye çalışılan rejim kadın düşmanı bir rejimdir. Akademisyen Rasha Al Ali’nin kaçırılıp elleri kesilmiş halde asılı bulunan bedeni adeta Alevi kadınların akıbetini ilan eden nitelikteydi. Yakında Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için de köle pazarlarına tanıklık edebiliriz. Bu konuda dünya devletlerinin, Avrupa parlamentosunun, İnsan Hakları Örgütlerinin çıkardıkları cılız sesler bu çığlığa denk düşmüyor. Alevi kadınlara, kadın örgütlerine, çağrımızdır; en kısa zamanda bir araya gelip kız kardeşlerimize, canlarımıza ses olalım.

    Sessizliğe çığlık olalım. Katliama, zulme karşı ortak tavır alalım. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Suriye’deki Alevi köylerinin yollarını kapatıldı: Yeni bir katliam hazırlığı mı yapılıyor?

    Suriye’deki Alevi köylerinin yollarını kapatıldı: Yeni bir katliam hazırlığı mı yapılıyor?

    PİRHA- Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçler, IŞİD ve SMO’lu çeteler Alevilerin yaşadığı bölgelerde soykırım saldırılarına devam ediyor. Son gelen görüntülerde Lazkiye ve Ceble’deki Alevi köyleri ve kasabalarına giden yolların kapatıldığı görüldü. Halk yeni bir katliamın yapılacağından endişe ediyor. 

    Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçler ile birlikte IŞİD ve Türkiye destekli SMO çetelerinin 6 Mart’tan bu yana Alevilere yönelik başlattığı soykırım saldırıları devam ediyor. Alevilerin yaşadığı bölgelerde kötü muamele, hakaret, darp, kaçırma ve infazlarla birlikte bir soykırım yaşanıyor.

    ALEVİ KÖYLERİNE GİDEN YOLLAR KAPATILDI

    Son çekilen fotoğraflarda HTŞ’nin Alevi köy ve kasabalarına açılan yolları iş makineleriyle yardımıyla kapattığı görülüyor. Yerel kaynakların aktardığı bilgilerde bütün Lazkiye ve Ceble’nin giriş ve çıkışları kapatılarak bölgeye yoğun bir HTŞ gücü sevk edildiği kaydedildi. Barikatların kurulduğu Tartus ve Dreykist’te kent girişlerinde ayrıca gece boyu kurşun ve ses topları duyulduğu ve tüm bu önlemlerin halk içerisinde yeni bir katliamın hazırlığı olabileceği endişesini oluşturduğuna dikkat çekiliyor.

    100’ÜN ÜZERİNDE ALEVİ KADIN KAÇIRILDI

    Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırılarında yine çok sayıda kişi gözaltına alınmış durumda. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca 100’ün üzerinde kadının çeteler tarafından kaçırıldığı biliniyor.

    Akdeniz kıyısında Alevi nüfusun yoğun yaşadığı “sahil” denilen bölgede bulunan Tartus ve diğer bölgelerinden sanal medyaya düşen videolarda HTŞ güçlerinin Alevileri hakaretler eşliğinde gözaltına aldıkları, tekmeledikleri hatta infaz ettikleri görüldü.

    CEBLE’YE ASKERİ YIĞINAK YAPILDI

    Yine Alevilerin yoğun yaşadığı Ceble şehrinde sanal medyaya düşen görüntülerde yüzlerce ağır silahlı HTŞ’linin sokaklarda yürüyerek şehri kontrol altına almaya çalıştığı görülüyor. Yerel kaynaklar Alevilerin soykırım saldırılarına karşı bölgeden çıkmak istemesine engel olmak için şehrin her yerine barikatlar ve askeri kontrol noktaları kurulduğunu aktardı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mustafa Can: Katliama karşı topyekün bir Alevi direnişini örgütlemek gerek!-VİDEO

    Mustafa Can: Katliama karşı topyekün bir Alevi direnişini örgütlemek gerek!-VİDEO

    PİRHA – Topçu Baba Derneği’nin yönetim kurulu üyesi Mustafa Can, Suriye’de devam eden Alevi katliamına dair konuştu. Suriye’deki siyasal iktidarın, AKP iktidarının “iz düşümü” olduğunu söyleyen Can, “Katliama karşı topyekün bir Alevi direnişini örgütlemek gerekir” diye de belirtti.

    Uzun dönem Alevi Bektaşi Federasyonu merkez yürütme kurulu üyeliği yapan Mustafa Can, aynı zamanda Kırklareli Topçu Baba Bektaşi Dergahının da kurucu başkanı. Halen Topçu Baba Derneği’nin yönetim kurulu üyesi olan Mustafa Can, Suriye’de HTŞ ve Türkiye’nin de desteklediği SMO gibi gruplar tarafından yapılan Alevi katliamlarına dikkat çekti.

    “Suriye’de bir proje adım adım uygulanıyor”

    “Suriye’deki gelişmeleri, Türkiye’deki gelişmelerden ayrı tutmamak doğru değil” yorumuyla konuşmasına başlayan Mustafa Can, sürece bütünlüklü bakmak gerektiğinin altını çizdi. Suriye’nin parçalanma politikasının uygulamaya konulduğunu söyleyen Mustafa Can, PİRHA için şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Uzun yıllardan beri sürekli bir ağaca bakıyoruz. Halbuki bir adım çekilip ormana bakmak gerekir. Suriye’deki gelişmeleri tek başına Suriye olarak değerlendirilemez. Uzun yıllardan beri Ortadoğu’da bir Ortadoğu BOP Projesi’nden söz ediliyor ve sayın cumhurbaşkanımız da ‘ben bu projenin eş başkanıyım’ diyerek daha düne kadar kendisini öne çıkartıyordu. Bu proje aslında Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilme politikasıdır. Dolayısıyla Saddam’ın düşürülmesinden tutun da Esad’ın düşürülmesi ve Suriye’nin parçalanmasına kadarki süreç aslında BOP Projesi’nin parçasıdır. Proje içerisinde bir asli unsurlar bir de figüranlar var. Cumhurbaşkanımız geçmişte ‘ben bu projenin eş başkanıyım’ diyordu, biz o zaman da aynı şeyi söylüyorduk; aslında bu projenin asıl sahibi Amerika Birleşik Devletleri ve onun Ortadoğu’daki uzantısı olan İsrail’dir. Bu projenin başka unsurlarından bir tanesi de sayın cumhurbaşkanıdır. AKP Hükümeti de bu projenin çok önemli bir figüranıdır. Dolayısıyla şu anda Suriye’de bir proje adım adım uygulanıyor. Aslında Suriye’nin parçalanma politikası uygulanıyor.

    “ŞERİATÇI BİR DEVLET OLUŞTURMA PROJESİ”

    ‘Colani’ diye birisi, kırmızı bültenle bütün dünya tarafından terörist olarak aranıyordu, şu anda Suriye’de kendisini cumhurbaşkanı ilan etti! Suriye’de cumhurbaşkanı seçimi falan da olmadı. Sayıları parmakla gösterilebilecek kadar az olan bir grup, Coloni’yi cumhurbaşkanı ilan etti. Yani Suriye’deki halklar tarafından seçilmedi. Peki Coloni şu anda ne yapıyor? Bence Coloni şu anda bir geçiş sürecini örgütlemeye çalışıyor. Geçiş süreci ne demek? Bu cihatçı gruplar, orada şeriatçı bir devlet oluşturma projesinin peşindeler.”

    “TÜRKİYE, ALEVİ KATLİAMINI GÖRMEZDEN GELİYOR”

    Mustafa Can, “Bu projenin bir ayağı da çok açıktır ki Türkiye’dir” diyerek değerlendirmelerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Yani cihatçı örgütlenmenin hamisi Türkiye’dir. Eğer orada bir cihat örgütlenmesi gerçekleştirilirse bunun Türkiye’ye yansımaması da düşünülemez. Orada Alevilere yönelik katliamları, Türkiye’deki siyasal iktidara baktığımda ne kadar yumuşatmaya çalışıp görmezden geldiklerini görebiliyorum. Bugünkü siyasal iktidar açısından baktığımızda durum çok açık; oradaki Alevilerin mutlaka derdest edilmesi ve süreçten uzaklaştırılması gerekiyor. Bu katliam olabilir, başka yerlere sürgün olabilir… Çünkü oradaki siyasal iktidar, bizim Türkiye’deki AKP iktidarının iz düşümü. Zaten AKP’nin de kafasında bütün farklılıkların bir arada yaşayabileceği, demokratik, laik bir cumhuriyet, seküler bir devlet söz konusu değil. Orada bir İslam devletinin hayata geçirilmesi söz konusu.”

    TOPYEKÜN ALEVİ DİRENİŞİNİ ÖRGÜTLEMEK GEREK”

    Mustafa Can, Alevi katliamına karşı Türkiye’deki karşı duruşu da değerlendirerek şöyle devam etti:

    “Biz Aleviler olarak ne yapıyoruz? Asıl problemin büyüğünün bizde olduğunu düşünüyorum. Suriye’de çok ciddi bir Alevi katliamı yaşanırken biz halen birkaç kelam etmenin ötesinde bir şey yapmıyoruz. ‘Aleviler barışı konuşuyor’ gibi birtakım toplantılar oldu ama bu yetmez. Katliama karşı topyekün bir Alevi direnişini örgütlemek gerekir. Alevi örgütlerinin yan yana gelerek, ‘ben insanım’ diyen, sol tarafında halen insanlık olan ve dünyada var olan bütün katliamları lanetleyen insanlar olarak Suriye’deki Alevi katliamını da lanetlemeliyiz.”

    “İBRET VERİCİ BİR DURUM”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Yeşilkent Şube Başkanı Aslan Uzun’un tutuklanmasına işaret ederek konuşmasına devam eden Mustafa Can, “Bugün geldiğimiz nokta ortada. Türkiye’de demokrasi, hukuk yok. Türkiye’de üstünlerin hukuku var. Nitekim bugün Aslan Uzun, Suriye’deki Alevi katliamını protesto etmek için bir dilekçe verdi ve bunun karşılığında tutuklandı. Suçu ise ‘halkı düşmanlığa teşvik etme’! Düşünebiliyor musunuz, bütün dünyanın gözü önünde bir Alevi katliamı yaşanıyor, hala vicdanını kaybetmemiş bir takım insan ‘Suriye’de bir katliam var, bu engellenmeli’ diye gidip adliyeye dilekçe verme talebinde bulunuyor ama bu dilekçeyi veren kişi tutuklanıyor! Dolayısıyla geldiğimiz noktayı göstermesi açısından ibret verici bir durum.

    O zaman ne yapmak gerekir? Çok açık söylüyorum; pazartesi gününden başlayarak, bütün Aleviler, katliamı lanetleyen insanlar olarak ki bu insanlardan birisi ben olacağım, aynı dilekçeyi alıp adliyeye gideceğim ve ‘Suriye’de bir Alevi katliamı var. Bu katliama ‘dur’ denilmeli’ diyerek dilekçeyi vereceğim. Tutuklamak istiyorlarsa beni de tutuklasınlar, başım gözüm üstüne.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Gazeteci Ali Ammar: Alevilere ve Kürtlere yönelik bir intikam hareketi yürütülüyor!

    Gazeteci Ali Ammar: Alevilere ve Kürtlere yönelik bir intikam hareketi yürütülüyor!

    PİRHA- Suriye’deki gelişmeleri sahadan takip eden Gazeteci Ali Ammar, hem Alevilere hem de Kürtlere yönelik bir intikam hareketi yürütüldüğünü ifade ederek, SDG heyeti ile yaptığı görüşmeleri paylaştı. Ammar, “Bölgedeki asayiş güçlerinin Alevilerden oluşması, yine bölgede vali benzeri yönetim hususların Alevilerden oluşması ve bu şekilde Alevilerle diyalog yöntemiyle sorunların çözülmesi ve taleplerinin dikkate alınması üzerine bir vurguda bulunulmuş” dedi.

    Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) liderliğindeki grupların ülke yönetimi uluslarasın güçlerin desteğiyle ele geçirmesinin ardından Suriye’de özellikle Alevi ve Hıristiyanların yoğun yaşadığı Lazkiye ve Tartus başta ÖSO, HTŞ olmak üzere farklı grupların soykırım saldırıları sürüyor.

    27 Aralık’ta başlayan saldırılar 6 Mart itibariyle topyekün soykırım saldırısı halini aldı. Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi. Çok sayıda kişi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi.

    Suriye’deki gelişmeleri sahadan takip eden Gazeteci Ali Ammar ile HTŞ’nin ülke yönetimini ele geçirmesi, SMO’nun Kürtlere, HTŞ’ye bağlı guruplar veTürkiye destekli Süleyman Şah ve Hamza Tümenleri’nin Alevilere yönelik soykırım saldırılarındaki rolü, HTŞ ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki görüşmelerde Alevilere yönelik saldırıların durdurulması şartı ve diplomatik girişimleri konuştuk.

    “SMO KÜRTLERE, HTŞ ŞAM’A YÖNELDİ”

    PİRHA: HTŞ’ye bağlı guruplar veTürkiye destekli Süleyman Şah ve Hamza Tümenleri, Lazkiye, Tartus bölgelerinde Arap Alevilere saldırıyor. Bölgedeki katliamı yakından takip eden biri olarak son durum nedir? Ne amaçlanıyor?

    ALİ Ammar: 27 Kasım’la birlikte Suriye yeni bir döneme girmiş oldu. Esad rejimi direnmeden Suriye’ye cihadist güçlere bir nevi devretti. Çünkü Esad ordusu harekete geçen cihadist güçler karşısında herhangi bir direniş sergilemedi. 27 Kasım’da İdlib, Afrin, Bab, Cerablus bölgeleri yıllardır Türkiye’nin beslediği, güçlendirdiği bir bölge. Yıllardır Türkiye’nin kontrolünde olan bölgede onlarca cihadist kendisini örgütleyip büyüttü. Hemen hemen hepsi El-Kaide çıkışlı sırasıyla El Nusra, IŞİD ve HTŞ tarzında evrim uğramış örgütler. HTŞ bünyesinde örgütlenen yaklaşık 16 örgüt var. Bunlar daha çok İdlib merkezli hareket ediyorlardı.

    Birde Türkiye’nin örgütlediği, bu örgütlerle aynı kafa yapısına sahip paramiliter güçler var. Fakat Türkiye eğit-donat projesi kapsamında yıllardır Suriye’de Kürtlere karşı kullanıyordu. Bunlarda 26’dan fazla gruptan oluşuyor. SMO bünyesi altında örgütlenmiş gruplar. Bunlar iki yönlü harekete geçtiler. HTŞ ilkin Halep, Hama, Humus ve Şam eksenli bir hareket gerçekleştirdi. SMO ise yönünü Kürtlere vererek Minbic, Tişrin, Karakozak ve Kobane hattına doğru harekete geçti. Ve Esad rejimi uluslararası güçlerin desteğiyle ortadan kaldırıldı.

    “ŞAM, ULUSLARARASI GÜÇLERCE PLANLI OLARAK HTŞ’YE DEVREDİLDİ”

    Esad ülkesini terk ettikten sonra ordusu da herhangi bir direniş sergilemedi. Esasen bu bize şunu gösteriyor; uzun zamandır sahadan gelişmeleri takip ediyorum. Anladığım ABD, Rusya, İngiltere, İsrail ve İran arasında yapılan bir anlaşma çerçevesinde Esad rejimi yalnız bırakıldı, terk edildi ve yıkımla yüz yüze kaldı. Planlı, programlı olarak Şam HTŞ’ye devredildi. Yıllardır Rusya’nın kontrolünde ve Amerika ile de ilişkisi olan Ahmed El Abde grubu ilkin Şam’ı ele geçirdi. Ardından ise Colani’nin başında olduğu bu cihadist güçlere devrettiler.

    “ALEVİLER ÖZ SAVUNMA BİRİKİMİNDEN YOKSUNDULAR”

    Bu cihadist güçler esasen DAİŞ artığı olan güçler. Bunların kafa yapısında aslında iki temel düşman var; bunun biri Aleviler diğeri ise Kürtler. Hiçbir farklılığa yaşam hakkı tanımıyorlar. Dürziler yıllardır Özerk Yönetimin yani QSD deneyiminden ortaya çıkan sonuçla bir nebze de olsa örgütlenmiştiler. Hem öz savunma hem de öz yönetim yapısına sahiptiler. Aynı zamanda Kürtlerin de 14 yıllık bir özerk yönetim deneyimi ile kendilerini örgütlemiştiler. Ve Minbic, Tişrin ve Karakozak hattında bir direniş sergilediler. Fakat Aleviler yıllardır bu bahsettiğimiz öz yönetim ve öz savunma birikiminden yoksundular. Ve temel hedef olarak bir şekilde yalnızca ortada kaldılar diyebilirim.

    ALEVİLER VE KÜRTLERE YÖNELİK İNTİKAM HAREKETİ 

    Yani hem Alevilere hem de Kürtlere yönelik bir intikam hareketi yürütülüyor. Kürtler DAİŞ ile mücadele edip savaştılar. Bu temelde yıllarca büyük bedel ödediler. Türkiye’nin desteklediği SMO bünyesinde örgütlenen güçlerin tümü Kürtlere yönelmeye çalıştılar. Fakat Tişrin ve Karakozak’ta yürütülen direniş bu saldırıları büyük oranda kırdı.

    SMO’YA BAĞLI GÜÇLER BİR GECEDE ALEVİ BÖLGELERİNE GÖNDERİLDİ

    Kürt bölgelerinde ilerleme kaydedemeyen SMO’ya bağlı güçlerin sonrasında Alevilerin yaşadığı bölgeleri mi kaydırıldı? 

    SMO’ya bağlı güçler çok tuhaf bir şekilde bir gecede hepsi Alevilerin bulunduğu bölgeye yani sahil hattınki Lazkiye ve Tartus’a gönderildiler. Peki neden Lazkiye ve Tartus’a gönderildiler? Esad rejimi devrildikten sonra bu cihadist güçler Alevilere yönelik bir intikam hareketi başlatmıştılar. Birçok katliama imza attılar. Her yerden Alevilere saldırarak kaçırıyorlar ve alıkoyuyorlardı. Yine mülklerinden ediyorlardı. Bu açıdan Aleviler yıllardır tehlike altındaydı. Birazda Esad ailesinin Alevi olmasından kaynaklı Alevilere yönelik bir intikam hareketi başlattılar. Ve bundan 1 hafta önce Aleviler bu saldırılara karşı Hama, Humus, Tartus ve Lazkiye’de sokağa çıkarak protesto gösterileri sergilediler.

    Aynı gece Suriye’de bulunan ve Türkiye’nin desteklediği 25 binden bahsedilen cihadist güçler ağır silahlarla saldırı girişimi başlattılar.

    8-10 BİN ARASI ALEVİ SİVİL KATLEDİLDİ

    Bu saldırı neticesinde şu ana kadar aldığımız bilgiler dahilinde SOHR’un 2 bine yakın, FOX News ve uluslararası kuruluşların belirttiğine göre ise 4 binin üzerinde, yine bölgeden aldığımız bilgilere göre de 8-10 bin arası 2 yaşından 90 yaşına kadar kanaat önderlerinin de içinde olduğu sivil Alevi yurttaşlar acımasızca katledildi.

    KIRMIZI ŞART: ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILARIN DURDURULMASI

    SDG ve HTŞ arasındaki antlaşmanın yapıldığı gün Alevi katliamı devam ediyordu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Saldırıların başladığı ilk günden itibaren Özerk Yönetim ve bir çok kurum, siyasi parti ve özerk yönetimin tüm il ve ilçelerinde protesto gösterileri gerçekleştirildi. Kobanê’den Hesekê’ye, Raqqa ve Qamişlo’ya kadar binlerce insan sokağa çıkıp bu saldırıların durdurulması çağrısında bulundu. Esad rejiminin devrilmesinden sonra Özerk Yönetim bu açıdan ta ilk günden itibaren saldırıların durdurulması için büyük çaba sarf ediyor. Suriye’deki bütün azınlıklara dönük saldırıların durdurulmasını bir ön şart olarak ortaya koyuyordu. Bu en son görüşmede de böylesi bir girişim oldu. Colani’ni görüşmesi öncesinde yoğun bir görüşme trafiği vardı ve bu basına da yansıdı. Görüşme trafiğinin tümünde de kırmızı şart olarak bir an önce saldırıların durdurulması talep ediliyordu.

    SALDIRILAR LOKAL HAL ALDI VE HALEN DEVAM EDİYOR

    Bir nebze de olsa Colani tarafından bu saldırıdan durdurulacağı, sorumluların yargılanacağı dair sözler veriliyordu. Bu basına da deklare edilmişti. Fakat saldırılar hala tam anlamıyla durmuş değil. İlk günkü gibi topyekün olmasa da lokal saldırılar var ve halen devam ediyor. Ki eğer saldırılar artar ve devam ederse QSD ve Özerk Yönetimin de (ki kendilerinden aldığımız bilgi bu yönlü) Şam hükümetine yönelik farklı bir tutumun içerisine gireceğini biliyoruz.

    İLK MADDE ÖZERK YÖNETİMİN DAYATMASIYLA ORTAYA ÇIKTI

    8 başlıkta bir metin imzalandı. Bu 8 başlığa dair komisyonların oluşturulması, bir yıllık bir süre içerisinde bu mutabakat üzerinden anlaşmanın yürürlüğe girmesi için çalışma yürütülmesi kararı alındı. İlk madde Özerk Yönetimin dayatması ve tutumuyla ortaya çıktı. Suriye topraklarındaki bütün inanç ve halkların yaşam hakkının garantiye alınması, tüm yönetim kademelerinde yer alması ve kimliklerinin tanımasına dönüktü. Bu Alevileri, Dürzileri, Hristiyanları, Türkmenleri, Çerkesleri, Ermenileri, Ezidileri ve Süryanileri de kapsıyor. Anlaşmanın tamamı Özerk Yönetimin talebi doğrultusunda oluşmuş bir mutabakat değil. Karşılıklı iki tarafın uzlaşmaya vardığı bir mutabakat.

    BM, ARAP BİRLİĞİ VE ULUSLARARASI GÜÇLER HTŞ’Yİ DESTEKLİYOR; BUNU ORTAYA KOYALIM

    Bizi ilgilendiren ise ilk madde. Uluslararası ve bölgesel güçler bu anlaşmayı destekleyen açıklamalar yaptılar. Anlaşma Suriye’de yaşayan halklar açısından tarihi bir öneme sahip. Esas süreç bundan sonra başlıyor. Bunu da masada ve sahada hani sokakta gelişecek mücadele belirleyecek.  Karşımızdaki zihniyet cihadist ve kendi dışında hiç kimseyi kabul etmeyen bir zihniyet. HTŞ, uluslararası güçler, Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği tarafından destekleniyor, bunu açıkça ortaya koyalım. Esas kritik nokta burası.

    SALDIRILARIN BAŞLADIĞI GECE TÜRKİYE BÖLGEYE GÜÇ VE CEPHANE TAŞIDI

    SNHR’ye göre, Alevi sivillerin katledilmesinin çoğundan sorumlu olan iki grup Ebu Amşa (Süleyman Şah) ve Hamza Tümenleri ve her ikisi de daha önce Türkiye destekli SMO Ordusu’na bağlı. Sizde bu yönlü bir bilgi mevcut mu?

    Saldırıların başladığı ilk gece hem Türkiye’nin kontrolünde olan Cerablus, Bab, Azaz, Afrin ve Minbic’te cihadist güçler hızlıca Lazkiye ve Tartus’a taşındı. Ebu Amşa ve Hamza Tümenleri büyük bir Alevi katliamı için bölgeye taşındı. 6 günlük saldırının tamamında bu güçler yer aldılar.

    ESAS SALDIRGAN GÜÇ TÜRKİYE’NİN DESTEKLEDİĞİ SÜLEYMAN ŞAH VE HAMZA TÜMENLERİ

    Colani, Özerk Yönetim ile yaptığı görüşmede kontrol altına alamadığı güçlerin olduğunu söyledi. Burada Süleyman Şah ve Hamza Tümenine vurgu yapıyor. Aynı zamanda The Guardian çok önemli bir habere imza attı bu konuda. Esas saldırgan gücün Türkiye’nin desteklediği Süleyman Şah ve Hamza Tümenlerinin olduğunu söyledi.

    Dikkat edersiniz bölgenin tamamı saldırılar karşısında durdu. Colani dahi mecburiyetten izah getirme durumunda kaldı. Bir heyet kuruldu ve sorumlu görülenlerin bir kısmının gözaltına alındığını biliyoruz. Türkiye ve medyası bu saldırıların arkasında durdu, ‘Esad artığı’ diyerek katliama meşru zemin oluşturdu.

    ÖZERK YÖNETİMİN TALEBİ: ASAYİŞ ALEVİLERDEN OLUŞMALI

    Kimi gazeteciler, Mazlum Kobani- Colani görüşmesinde Alevilerin yaşadığı bölgelerde SDG’nin içinde yer aldığı bir güvenlik biriminin görev alması ve asayişin Alevilerden oluşmasını üzerine özelikle konuşulduğu bilgisini geçti. Böyle bir gelişme söz konusu mudur?

    Mazlum Kobani ve Colani arasındaki görüşmede Alevilere yönelik saldırı özellikle ele alındı. Görüşmeye giden heyet üyelerinden bu net bilgiyi aldım. Saldırıların durdurularak faillerin yargılanması ve bölgedeki yeni oluşumda bölgede yaşayanların iradesinin esas alınması üzerine vurgu yapılıyor. Bölgedeki asayiş güçlerinin Alevilerden oluşması, yine bölgede vali benzeri yönetim hususların Alevilerden oluşması ve bu şekilde Alevilerle diyalog yöntemiyle sorunların çözülmesi ve taleplerinin dikkate alınması üzerine bir vurguda bulunulmuş. Saldırıların durdurulmamasında farklı bir pozisyona gireceklerini belirtmişler.

    ÖZERK YÖNETİMİN İL VE İLÇELERİNDE ALEVİLERE YÖNELİK KATLİAM PROTESTOLARI

    Şimdi de QSD ve Özerk Yönetim bölgedeki gelişmeleri yakinen takip ediyor. Yakinen takip etmekten de öte aslında pratik faaliyet de yürütüyor. Kobanê, Hesekê, Derîk, Girke Lekê’de yani Rojava’nın il ve ilçelerinde binlerce insan sokağa çıktı, protesto eylemi gerçekleştirildi. Tabi eylemlerin Özerk Yönetim’den bağımsız gerçekleşmesi mümkün değil. Özerk Yönetim Alevilere yönelik katliamın durdurulması ve taleplerinin kabul edilmesi için diplomatik çalışma yürütüyor hem de sahada protestolarla bir duyarlılık yaratmaya çalışıyor. Görüştüğüm Özerk Yönetim temsilcileri ve QSD komutanları şu an büyük bir hassasiyetle sahil bölgesinde yaşananları takip ederek, pratik faaliyet halindeler. Bölgedeki Alevi öncüleri kontak kurup bir çözüm geliştirmeye bulmaya çalışıyorlar.

    (HABER MERKEZİ)

  • BM’den Suriye’deki Alevi katliamına dair rapor: İnfazlar mezhep temelli olarak gerçekleştirildi!

    BM’den Suriye’deki Alevi katliamına dair rapor: İnfazlar mezhep temelli olarak gerçekleştirildi!

    PİRHA- BM İnsan Hakları Ofisi, Lazkiye, Hama ve Tartus’ta yaptığı incelemeleri raporlaştırdı. Raporda, belgelenen vakaların çoğunun yargısız infaz olduğuna dikkat çekilerek, “Bu infazların Tartus, Lazkiye ve Hama vilayetlerinde mezhep temelli olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Kimliği belirsiz silahlı kişiler, bakanlık yetkililerinin güvenlik güçlerini desteklediği iddia edilen silahlı grupların üyeleri ve eski hükümetle bağlantılı unsurlar tarafından gerçekleştirildiği bildirilmektedir” denildi.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevileri hedef aldığı saldırılarda 3000’e yakın sivil katledildi. Çok sayıda kişi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi.

    Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Ofisi, Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun katliamına dair ilk raporunu paylaştı.

    BM İnsan Hakları Ofisi şu ana kadar 111 sivilin öldürüldüğünü belgelediklerini, doğrulama süreci devam ettiğini ve öldürülen gerçek insan sayısının önemli ölçüde daha yüksek olduğuna inanıldığını aktardı.

    Açıklanan raporda şu değerlendirmeler yer aldı:

    “Belgelenen vakaların çoğu yargısız infazdır. Bu infazların Tartus, Lazkiye ve Hama vilayetlerinde mezhep temelli olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır – kimliği belirsiz silahlı kişiler, bakanlık yetkililerinin güvenlik güçlerini desteklediği iddia edilen silahlı grupların üyeleri ve eski hükümetle bağlantılı unsurlar tarafından gerçekleştirildiği bildirilmektedir.

    Son derece rahatsız edici bazı vakalarda, kadınlar, çocuklar ve çatışmaya girmemiş bireyler de dahil olmak üzere tüm aileler öldürülmüş, özellikle Alevi şehir ve köyleri hedef alınmıştır. Ofisimiz tarafından toplanan birçok tanıklığa göre, failler evlere baskın düzenleyerek sakinlere Alevi mi yoksa Sünni mi olduklarını sorduktan sonra onları öldürmeye ya da bağışlamaya başladılar. Hayatta kalan bazı kişiler, birçok erkeğin ailelerinin önünde vurularak öldürüldüğünü anlattı.

    6 ve 7 Mart tarihleri arasında, eski hükümetin güvenlik güçlerine bağlı olduğu bildirilen silahlı kişiler de Lazkiye, Tartus ve Baniyas’taki çeşitli hastanelere baskın düzenledi. Bu kişiler, geçici yönetimin güvenlik güçleri ve onlara bağlı silahlı gruplarla çatıştı. Bunun sonucunda aralarında hastalar, doktorlar ve tıp öğrencilerinin de bulunduğu onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve hastanelerde hasar meydana geldiği bildirildi.

    Son günlerde kaydedilen diğer ihlaller ve suiistimaller arasında, çoğunlukla sahadaki kaotik durumdan yararlandığı anlaşılan kimliği belirsiz kişiler tarafından evlerin ve dükkanların yaygın bir şekilde yağmalanması yer almaktadır. Çok sayıda sivil evlerini terk ederek kırsal bölgelere kaçarken, bir kısmının da bölgede Rus güçleri tarafından kontrol edilen bir hava üssüne sığındığı bildirildi. Bekçi yetkililer 10 Mart’ta kıyı bölgelerindeki güvenlik operasyonlarının sona erdiğini duyurdu. Ancak aralıklı çatışmalar rapor edilmeye devam etmektedir.

    İhlal ve suiistimallere ilişkin belgelenmiş anlatım ve görüntülerimiz var. Ancak, çevrimiçi ve çevrimdışı olarak artan nefret söylemi ve bağlamından koparılmış görüntüler de dahil olmak üzere yanlış bilgilerin yaygın bir şekilde yayılması da halk arasındaki korkuyu daha da arttırarak gerilimi körükledi.

    Nefret söylemi ve yanlış bilgilendirmedeki ciddi artışın, Suriye toplumundaki gerilimi daha da alevlendirme ve sosyal uyuma zarar verme riski taşımasından endişe duyuyoruz.”

    BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk tüm bu suçlar için hesap verebilirlik çağrısında bulunmaktadır. Geçici yetkililer tarafından bağımsız bir soruşturma komitesinin kurulduğunun açıklanmasını memnuniyetle karşılayan Türk, yetkililere yürütülen soruşturmaların hızlı, kapsamlı, bağımsız ve tarafsız olmasını sağlamaları çağrısında bulunur. İhlallerden sorumlu olduğu tespit edilen herkes, mensubiyetlerine bakılmaksızın, uluslararası hukuk normları ve standartları doğrultusunda hesap vermelidir. Mağdurlar ve aileleri hakikat, adalet ve tazminat hakkına sahiptir.

    Bu tür üzücü ihlal ve istismarların tekrarlanmaması için, silahlı grupların incelenmesi ve Suriye’nin askeri yapılarına entegre edilmesi sürecinin, ülkenin uluslararası insan hakları ve insani hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle uyumlu olması ve Suriye’de geçmişte veya yakın zamanda meydana gelen insan hakları ihlallerine karışan herkesin sorumluluğunun tam olarak ele alınması zorunludur.”

    (HABER MERKEZİ)