Etiket: Sol Parti

  • 1 Mayıs öncesi İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

    1 Mayıs öncesi İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

    PİRHA- 1 Mayıs öncesi İzmir’de sabah saatlerinde birçok ev baskın düzenlendi. Aralarında üniversite öğrencileri, sendikacılar, SOL Parti, EMEP ve TİP üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    1 Mayıs öncesi yapılan ev baskınları ve gözaltılar İzmir’de de sıçradı.

    1 Mayıs’a bir gün kala İzmir’de sabah saatlerinde pek çok yere baskın düzenlendi.

    Aralarında üniversite öğrencileri, sendikacılar, EMEP, SOL Parti ve TİP üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanlar arasında Eğitim Sen İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir ve eşi Gülsen Candemir de yer alıyor. Candemir, gözaltı haberini kişisel X hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu.

    Ayrıca KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi Necat Sezginer’in de gözaltına alındığı öğrenildi.

    Gözaltıların gerekçesine ilişkin resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz’

    ‘Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz’

    PİRHA – Çok sayıda sol-sosyalist parti ve örgüt, ülke genelinde artan baskı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı. “Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz” denilen açıklamada “barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” vurgusu da öne çıktı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sol Parti, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Türkiye İşçi Partisi, artan gözaltı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı.

    “Baskı ve zorbalık sökmeyecek; ‘tek adam yönetimi’ tarihin çöplüğüne atılacaktır!” başlıklı yazılı açıklamada, muhalif kim varsa gözaltına alınıp soruşturma geçirdiğine vurgu yapıldı.

    İlgili metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye, iç ve dış politik gelişmeler ve ekonomide yaşanan tıkanıklık nedeniyle iyice köşeye sıkışan Erdoğan, Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler tarafından adım adım karanlık bir tünele doğru sürüklenmektedir.

    İktidarlarının devamını muhalefeti baskı ve zorbalıkla susturmakta gören saray rejimi kitle desteği eridikçe daha fazla otoriterleşiyor ve saldırganlaşıyor. Hukuksuzluk, adaletsizlik, yasa ve anayasa tanımazlık tek adam yönetiminde başat tutum haline gelmiş bulunmaktadır.

    Bu ortamda yargı erki muhalefeti hizaya getirmek ve ‘majestelerinin muhalefeti’ haline dönüştürmek üzere bir sopa gibi kullanılmakta; politikacılar, gazeteciler, belediye başkanları ve çalışanları, aydınlar, sanatçılar, sendikacılar velhasıl muhalif kim varsa gözaltına alınmakta uyduruk gerekçelerle tutuklanmaktadır.

    CHP kurultayından, İstanbul Barosu’na, belediye başkanlarından, politikacılara, gazetecilere, bilim ve sanat insanlarına soruşturmaların ardı arkası gelmemektedir. Öyle ki, 31 Mart Yerel Seçimleri sırasında oluşan ve normal bir seçim ittifakı olan ‘Kent uzlaşısı’ ve yine 2011 yılında kurulan ve Dernekler Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan platform olarak kurulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) kriminalize edilerek operasyonlara girişilmiştir. Şafak vakti onlarca ev terörle mücadele şubesi ekiplerince basılmış politikacılar, sanatçılar, gazeteciler, yazarlar ‘terörle mücadele kapsamında’ gözaltına alınmıştır. Aynı şekilde ESP üye ve taraftarı 34 kişi tutuklandı, kongresine gelen mesajlardan dolayı ESP’ye soruşturma açıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na konuştuklarından dolayı henüz kürsüdeyken soruşturma açılması yargının içinde bulunduğu garabeti göstermektedir.

    “ÇÖZÜMDEN NE ANLADIĞINI GÖSTERMEKTELER”

    Yapılan açıklamada kayyım kararları da eleştirilerek şöyle devam edildi:

    “Bu uygulama gelinen yerde yargı aracılığıyla bir ‘iktidar gaspı’na dönüşmüş bulunmaktadır. Yerel yönetimlerde halkın sandıkta vermediği yönetme yetkisi atanmış Kayyım aracılığıyla fiilen gasp edilmektedir. Kayyım siyasetinin son hedefi Van Büyükşehir Belediyesi ve Van halkı olmuştur.

    Tek adam yönetiminin bir yandan ‘İmralı süreci’ni ile görüşmeler yapıp bir yandan da Kürt halkının iradesini hiçe sayıp DEM Partili belediyelere Kayyım ataması, Kürt sorununun demokratik çözümü noktasındaki samimiyetsizliğini, çözümden ne anladığını göstermektedir.

    Demokratik hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda saray iktidarının yürütme erki de en az yargı erki kadar hızlı ve işlevseldir. Metal işçilerinin özgür iradeleriyle çıktıkları grevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklanırken; Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesinde patronların %30 zam dayatmaları karşısında meşru haklarını kullanarak fiilen greve çıkan ve taleplerini dile getiren tekstil işçileri karşılarında devletin kolluk güçlerini bulmuşlardır. Yetmemiş Gaziantep Valiliği 15 gün süreyle kentte eylem yasağı getirmiştir. İşçilerin valiliğin yasak kararını tanımayarak eylemlerini sürdürmeleri üzerine, sendikal haklar ayaklar altına alınarak BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklanmış ve bu yolla işçilerin birliği parçalanmak ve direnci kırılmak istenmiştir. Vali Kemal Çeber ‘önceliğimiz çarkların dönmesidir’ diyerek kimlerin valisi olduğunu göstermiştir.

    Fakat biz biliyoruz ki, bütün bu saldırganlığın arkasında bir avuç tuzu kuru dışında halk kitlelerinin açlık ve yoksullukla boğuştuğu, ekonomideki kriz ve istikrarsızlığın sürdüğü, dış politikada ‘yeni Osmanlıcı hayaller’in gerçeklerle bir kere daha yüzleşmek zorunda kaldığı vb. olgularla karakterize ülke gündeminin ağırlığı karşısında duyulan çaresizlik bulunmaktadır.

    Bu ortamda Erdoğan yönetimi Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler muhalefeti baskı ve zorbalıkla sindirmek suretiyle bir bakıma çaresizlikten bu yolla bir çare üretmeye yönelmiş görünmektedir.

    “TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEYE GÜÇLERİ YETMEYECEKTİR”

    Yerlerine Kayyım atanan ve bir bölümü tutuklanan belediye başkanlarına ve onları seçen halkımızla, hakları için mücadele eden işçi sınıfımızla, gerçekleri yazdıkları, dile getirdikleri için tutuklanan, soruşturmaya tabi tutulan gazeteciler, politikacılar, sendikacılar, sanat ve bilim insanlarıyla dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.

    Gözaltılar ve tutuklamalar son bulmalı; gözaltına alınan ve tutuklanan politikacılar, gazeteciler, bilim ve sanat insanları, belediye başkanları ve görevlileri derhal serbest bırakılmalı, soruşturmalar durdurulmalı ve belediye başkanları görevlerine iade edilmeleridir. İşçi sınıfının örgütlenme, serbest toplu pazarlık ve hak arama yollarının önündeki engeller kaldırılmalı, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır.

    İlan ederiz ki, ne yaparsa yapsın tek adam yönetimi ve arkasındaki güçler kendi çaresizliklerinde boğulmaktan kurtulamayacaktır. Tarihin akışını değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. Bizler kırıntılar halinde olsa da var olan demokratik hak ve özgürlükleri sonuna kadar savunmaktan ve gerçek bir demokrasi ve barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Ne kayyımları ne de işçi sınıfının hak aramasının önündeki yasakları tanımıyoruz.

    Siyasi parti ve örgütler olarak; ekmek, barış, özgürlük diyen tüm ilerici güçleri gittikçe gericileşen ve otoriterleşen tek adam yönetimine karşı gerçek bir demokrasi, barış ve demokratik bir Türkiye inşa etmek için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kurumlardan hükümete yeni müfredat tepkisi: Bu müfredatı derhal geri çekin!-VİDEO

    Kurumlardan hükümete yeni müfredat tepkisi: Bu müfredatı derhal geri çekin!-VİDEO

    PİRHA- “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredata karşı tepkiler gelmeye devam ediyor. Sendikalar, siyasi partiler, Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri konuya ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamayı okuyan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Ülkeyi yönetenlerin ve MEB’in eğitimin tüm bileşenleri, akademisyenleri, eğitim uzmanları, eğitim sendikaları, eğitim fakülteleri ile yan yana gelerek bir müfredat hazırlaması gerekirdi” dedi. Irmak, bu müfredatın bilime ve bilimsel gerçeklere savaş açtığını, laik eğitim ve laik yaşamı hedef aldığını kaydetti.

    video eklenecek…

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın onayladığı “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredata karşı, sendikalar, siyasi partiler, Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte yürütülecek ortak mücadele programı hakkında, Eğitim Sen Genel Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenlendi.

    Eğitim Sen, Halkevleri, KESK ve bağlı sendikalar, Laiklik Meclisi, Öğretmen Sendikası, EĞİT-DER, CHP, Alevi Kültür Dernekleri, DEM Parti, Alevi Bektaşi Federasyonu, Sol Parti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, EMEP, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, SYKP, VELİ-DER, İHD, ÖV–DER’in imzacısı olduğu açıklamayı, kurumlar adına Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak okudu.

    “HAZIRLIK SÜRESİNİN  10 YIL OLDUĞU AÇLANAN MÜFREDATA GÜN İÇİNDE GÖRÜŞ VE ÖNERİ İSTENDİ”

    26 Nisan 2024 tarihinde “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ismiyle kamuoyuna açıklanan müfredatın, dün Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından imzalandığını hatırlatan Kemal Irmak, “Bakanlık; kamuoyuna açıkladıkları müfredatla ilgili bir hafta süre vererek öneri, görüş ve eleştiriye açtığını ifade etmişti. Sürenin az olduğu eleştirilerine, ‘Süreyi %50 daha artırıyoruz’ diyerek (dalga geçer gibi) on güne çıkardığını açıkladı. Hazırlık süresinin 10 yıl olduğunu açıkladığı müfredata 10 gün içinde görüş ve öneri istiyordu.

    Öncesinde 1000 kişiyle hazırlandığı, onlarca çalıştay yapıldığı ifade edilmiş, ancak bu kişilerin kimler olduğu, bu çalıştayların kimlerle ve nerede yapıldığı soruları hep yanıtsız bırakılmış, bu soruları yönelten kurumlar ‘Size tek tek açıklamak zorunda mıyım?’ diyerek savuşturulmuştur. Bakan Tekin ardından 67 bin 284 öneri ve görüş geldiğini ifade etti, ancak bu açıklamadan kısa bir süre sonra, müfredat Talim ve Terbiye Kurulu’undan geçerek Bakanlığın onayına sunuldu ve hemen ardından da imzalandı. Bu kadar çok öneri ve görüşü bu kadar kısa sürede nasıl değerlendirdikleri, bu görüş ve önerilerin neler olduğuna dair bütün sorular havada kaldı” dedi.

    “BİR ORTA OYUNU OYNADIKLARINI BU SÜREÇTE NET BİR ŞEKİLDE GÖRDÜK”

    Yangından mal kaçırırcasına çok hızlı bir süreç işletilendiğine vurgu yapan Irmak, “Her şeyin ne kadar kurgu olduğunu, yaptıkları bu tür faaliyetlerin ne kadar ciddiyetsiz ve formalite olduğunu, bir orta oyunu oynadıklarını bu süreçte net bir şekilde gördük. Oysa ülkenin eğitim müfredatı hazırlanıyor. Ülkeyi yönetenlerin ve MEB’in çok büyük bir ciddiyetle ve samimiyetle konuyu ele alması ve eğitimin tüm bileşenleri, akademisyenleri, eğitim uzmanları, eğitim sendikaları, eğitim fakülteleri ile yan yana gelerek bir müfredat hazırlaması gerekirdi.
    Diğer yandan, değişim gerekçeleri, ihtiyaç analizleri, eğitim programı hazırlama teknikleri, vb. adımların hiç biri yapılmamıştır. Daha da önemlisi pilot uygulamaya gerek kalmadan müfredatın hemen önümüzdeki eğitim-öğretim yılı içinde uygulamaya başlanacağı açıklanmıştır. Dikkatinizi çekmek istiyoruz, yangından mal kaçırırcasına çok hızlı bir süreç işletilmiştir” diye ekledi.

    “LAİK, DEMOKRATİK YAŞAMA TOPYEKÛN BİR MEYDAN OKUMA HEDEFLENMİŞTİR”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Bu sürecin bu kadar hızlı işletilmesinin sebepleri, aşağıda sıraladığımız müfredatın içine sindirilen sebeplerdir” diyerek şunları sıraladı:

    Bu müfredat:
    1. Bilime ve bilimsel gerçeklere savaş açtığı için,
    2. Laik eğitim ve laik yaşamı hedef aldığı için,
    3. Cumhuriyetin aydınlanmacı değerlerini ortadan kaldırdığı için,
    4. Cinsiyetçi olup, toplumsal cinsiyet eşitliğine yer vermediği için,
    5. Toplumsal, kültürel çeşitliği yok saydığı için,
    6. Eğitimi piyasaya açmak, kamusal eğitimi ortadan kaldırmaya yönelik hazırlandığı için,
    7. Öğrencileri belirsizliğe, umutsuzluğa ve geleceksizliğe sürüklediği için,
    8. Sınav odaklı eğitim sistemine devam ederek, öğrenci yeteneklerini beceriler üzerinden değil değerler üzerinden gerici bir yöntemle ölçmek için,
    9. Eğitimi bir bütün olarak dincileştirme ve bütün okulları imam hatip müfredatları ile eşleştirmek için,
    10. Birleştirici, bütünleştirici ortak yurttaş bilinci yerine, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı olduğu için.

    Ayrıştırma, kutuplaştırma, yok sayma, gericileştirme vb. yaklaşımlar ön plana çıkarılmış ve bu müfredatla, yukarıda sıralanan sebepler üzerinden laik demokratik yaşama topyekûn bir meydan okuma hedeflenmiştir.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Veli Saçılık’tan TİP, EMEP ve Sol Parti’ye sitem: Veli’yi desteklemek bu kadar mı zor?-VİDEO

    Veli Saçılık’tan TİP, EMEP ve Sol Parti’ye sitem: Veli’yi desteklemek bu kadar mı zor?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti’nin Bolu Belediye Eş Başkan Adayı Veli Saçılık, TİP’in kendisine destek sözü vermesinin ardından aday çıkarmasını eleştirdi. Aday çıkarmayan EMEP’in ise hala kendisine destek çağrısı yapmadığını ifade eden Saçılık, “Veli Saçılık ve Birsen Baş’ı desteklemek bu kadar zor mudur?” diye sordu.

    Kanun Hükmünde Kararname ile kamu görevinden ihraç edilen Sosyolog Veli Saçılık, DEM Parti Bolu Belediye Başkan Adayı. DEM Parti, TİP ve Sol Blok’un adayı olan Saçılık, PİRHA’ya yaptığı açıklamada “AKP’nin rantçısından, CHP’nin ırkçısından kurtulmak isteyen herkesin adayıyım” demişti.

    CAN TV’de Veli Haydar Güleç’in hazırlayıp sunduğu Can’dan Bakış programına konuk olan DEM Parti Bolu Belediye Eş Başkan Adayı Veli Saçılık, kendilerine destek sözü veren diğer sol partilerin aday çıkarma ve destek çağrısı yapmama sürecini anlattı.

    Saçılık, seçim çalışmaları için gittiği Bolu’da TİP’in aday çıkardığını öğrenmesi ile ilgili süreci, “TİP’in beni bizzat destekleyeceğini biliyordum. TİP’e gittiğimde ise ‘bizim kendi adayımız var’ dediler, şaşkınlık yaşadım” diyerek anlattı.

    “TİP’İN ADAY ÇIKARMAYACAĞI RESMİ GÖRÜŞMELERDE KARAR ALTINA ALINIYOR”

    Bolu Belediye Eş Başkan adayı olduğu süreçte, yerelde yapılan görüşmelerde TİP, EMEP, Sol Parti ve TKP’nin aday çıkarmama konusunda karar verdiğini aktaran Saçılık, “Seçim çalışmaları için buraya gelmeden Bolu yerelinde bir toplantı gerçekleşiyor. DEM Parti temsilci arkadaş yerelde diğer partilerin güçlü bir adayı olması durumunda destekleyeceklerini söylüyor. TİP, EMEP, Sol Parti ve TKP aday çıkartmayacaklarını söylüyor. DEM Parti temsilcisi arkadaş ise genel merkezin bir adayı olduğunu ve bu adayın da Veli Saçılık olacağını kendilerine iletiyor. DEM Parti ve TİP merkezi görüşmelerde TİP’in aday çıkarmayacağı resmi görüşmelerde karar altına alınmış” diye konuştu.

    “TİP’İN BOLU YERELİ, KÜRT MESELESİ ALGISIYLA ADAY ÇIKARMIŞ”

    Saçılık, TİP’in destek sözüne rağmen yereldeki TİP örgütünün aday çıkardığını yaptığı ziyarette öğrendiğini kaydederek, “DEM Parti bana Bolu Belediye Eş Başkan adayımız sensin dediğinde ise ‘yerelde hiçbir aday ile karşı karşıya gelmek istemem. Lütfen bunu garanti edin ve öyle aday olayım’ dedim. Burada netleştik ve sonrasında Bolu’ya geldim. Buradaki partileri ve kitle örgütlerini gezmeye başladım. Ben TİP’in beni bizzat destekleyeceğini biliyordum. TİP’e gittiğimde ise ‘bizim kendi adayımız var, aday çıkarttık’ dediler ve ben çok şaşırdım. TİP değil ama TİP’in Bolu yerelinde özellikle bir Kürt meselesi algısıyla ilişkili olsa gerek DEM Parti’yi desteklememe meselesinde bir gerginlik yaşanmış. Bu gerginlik sonrasında aday çıkarmışlar” diye aktardı.

    EMEP VE SOL PARTİ’YE SİTEM: VELİ’Yİ DESTEKLEMEK BU KADAR MO ZOR?

    Bolu’da aday çıkarmayan EMEP ve SOL Parti’ye kendisini destekleme çağrısı yapan Saçılık, bu çağrısının karşılık bulmamasına sitem etti. Saçılık, “Ardından benim Kemal Okuyan ile polemiklerimden sonra TKP (Türkiye Komünist Partisi) aday çıkarmış. Birde TKH (Türkiye Komünist Hareketi) aday çıkarmış. Bolu’da adayı olmayan EMEP’li arkadaşlara DEM Parti’ adayını destekleme çağrısında bulunun dedim. Onlarda ilginç bir biçimde buna yanaşmadılar. Yine sonrasında SOL Parti de bu çağrıya yanaşmadı. Kılıçdaroğlu’na, Ekrem İmamoğlu’na ve Ankara’da Mansur Yavaş gibi aşırı sağcıya oy verildi. Ya da Tanju Özcan’a burada bir dönem önce herkes oy vermiş. Kalkıp Veli Saçılık ve Birsen Baş’ı desteklemek bu kadar zor mudur? Olmamalı. Sol ile tartıştığımı söylüyorlar. Hayır tartışmıyoruz, bizler 6 ay önce birlikte seçime girdik, milletvekili seçtirdik. Bizlerin söyleyebileceği hiçbir söz, sol partilerin bu söylenmez diyebileceği bir şeyi söylemiyoruz. Kabul edilmez hiçbir şey söylemiyoruz, yerel demokrasi üzerinden konuşuyoruz” dedi.

    “KÜRT’E, ALEVİYE, SOSYALİSTE, DEVRİMCİYE KÖKLÜ DÜŞMANLIK VAR”

    “Zaten Bolu’da bir avuç demokrat, sol, sosyalist varken neyi paylaşamıyoruz?” diyen Veli Saçılık şöyle devam etti:

    “Bunları ısrarla söylememize rağmen şu ana kadar bir sonuç elde edemedik. Şaşırıp kalıyorum. Zaten Bolu’da bir avuç demokrat, sol, sosyalist varken neyi paylaşamıyoruz? Neden birbirimize karşı olan bir yerde duruyoruz? Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum. Bolu genelinde sosyalistlerin inisiyatif almada bir problemi var. Ayrıca Kürt halkı ile yan yana, omuz omuza olmak bir Alevinin, demokratın, devrimcinin, sosyalistin insanlık görevidir. Bu topraklarda Kürt düşmanlığından daha köklü olan şey Alevi düşmanlığıdır. Birde sosyalist ve devrimci düşmanlığıdır. Biz bütün bu düşmanlıkları üstümüze toplamış kişiler olarak birlikte hakaret edemezsek, hiçbir aday olmamasına Veli’yi destekliyoruz diyemiyor isek burada problem vardır.”

    “HDP’NİN BİR ÖNCEKİ DÖNEM VEKİL ADAYI EMEP’Lİ”

    Mantıklı açıklamalar bekliyorum. EMEP’in, DEM Parti adayı Veli Saçılık’ı destekliyoruz demesi neden zor olsun ki. Kaldı ki bir önceki dönem HDP’nin Bolu Milletvekili adayı EMEP’li. Yerelde bir sorun var. Hiçbir sosyalist partinin, demokratın karşısında olmadım, karşısında sözde kurmam. Onlarla kavga etmek gibi bir niyetimiz yok. Şunda ısrar ediyorum; bir demokratın görevi ırkçı ile rantçı arasında bir demokratik aday çıkmış ise onu desteklemektir. Adayını çıkarmamış bir partinin, en yakınındaki destek çağrısı yapmasını bekliyorum. Bunu hep söyledim, söylemeye de devam edeceğim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Antalya’da ‘Deniz Gezmiş’ gözaltısı

    Antalya’da ‘Deniz Gezmiş’ gözaltısı

    PİRHA- Antalya’da aralarında sendika, parti ve dernek yöneticisi de olan 24 kişi “6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’in mektubunu okumak” suçlamasıyla gözaltına alındı.

    Antalya’da sabah saatlerinde Eğitim-sen Antalya Şube Başkanı ve KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Nurettin Sönmez’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Ayrıca Eğitim-Sen Yönetim Kurulu’ndan 4, Halkevleri, DİSK, Emekli Sen, EMEP, TİP ve Sol Parti’den 24 yönetici ve üyenin gözaltına alındığı belirtilirken, gözaltı nedeninin “6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’in mektubunu okumak” olarak açıklandı.

    PİRHA/ANTALYA

  • Sol Parti: Üyesi değiliz ama Emek ve Özgürlük İttifakı’yla dayanışmamızı sürdüreceğiz

    Sol Parti: Üyesi değiliz ama Emek ve Özgürlük İttifakı’yla dayanışmamızı sürdüreceğiz

    PİRHA- Sol Parti, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almayacaklarını ancak destek ve dayanışmalarını sürdüreceklerini açıkladı. 
    Seçime katılma yeterliliği bulunan partilerin yer alacağı protokollerin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) son teslim tarihi bugün.
    Sol Parti, seçimlerdeki tutumunu açıklayarak, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almayacaklarını duyurdu. Artı Gerçek’e konuşan Sol Parti Başkanlar Kurulu Üyesi İsmail Hakkı Tombul, seçimlere Sol Parti olarak gireceklerini belirtirken, ittifakla dayanışma vurgusu yaptı.
    SEÇİME SOL PARTİ OLARAK GİRİLECEK
    Tombul, deprem sonrasında ortaya çıkan siyasal iklim ve sol değerlerin toplumsal bilince çıkmasıyla birlikte sosyalist yapıların bir arada olmasının önemini vurguladı. Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği’nin seçimde işbirliği yapabilmesi konusunda HDP ile üç kez görüştüklerini söyleyen Tombul, ittifaka, seçime Sol Parti olarak gireceklerini belirttiklerini söyledi. Seçim işbirliğinin önemine dikkat çeken Tombul, “Bu seçim işbirliğinin isminin, her iki bloku temsil eden bir isim olması gerektiğini söyledik” diye belirtti.
    HDP İLE DAYANIŞMAYI SÜRDÜRMEK KARARLILIĞI 
    Tombul, dayanışmanın süreceğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
    “Emek ve Özgürlük İttifakının üyesi değiliz. Bu ittifakın kendi üyelerine yaptığı öneriler bizi bağlamıyor. Bunlar ittifak içi tartışmalardır. Bugün itibariyle seçim işbirliği arayışımıza bir karşılık bulamadık. Ama şunu söylemek gerekir ki biz seçim sürecinde ve seçimden sonra da HDP ve Emek ve Özgürlük İttifakı’yla dayanışma ve işbirliğini sürdürmekte kararlıyız. Seçime kendi kimliğimizle, Sosyalist Güç Birliği olarak giriyoruz.”
    Sol Parti’nin, önümüzdeki günlerde Emek ve Özgürlük İttifakı ile yapılan görüşmelerin yanı sıra seçimlerdeki tutumuna dair açıklama yapacağı öğrenildi.
    (HABER MERKEZİ)
  • CHP Lideri Kılıçdaroğlu, SOL Parti ile TİP’i ziyaret etti

    CHP Lideri Kılıçdaroğlu, SOL Parti ile TİP’i ziyaret etti

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün SOL Parti ile Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) ziyaret etti. 

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün SOL Parti ile Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) ziyaret etti.

    SOL Parti Genel Merkezi’ndeki görüşmede Kılıçdaroğlu‘na CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile CHP Genel Başkan Yardımcıları Muharrem Erkek ve Oğuz Kaan Salıcı da eşlik etti. CHP heyetini SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen karşıladı. Görüşmede İşleyen’in yanı sıra SOL Parti MYK Üyeleri Mehmet Soğancı, Dilara Kurtuluş ve Göksu Cengiz de yer aldı.

    “SOL PARTİ SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRECEK”

    SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen, ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, “Bizim için bu dayanışma ziyareti çok anlamlıydı” ifadesini kullandı.

    Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığı sorulan İşleyen, “Adaylık konusunu ele almadık. Sorumluluğumuzun farkındayız, SOL Parti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek. Halkın yararına hiçbir şey yapmayıp sadece bütün halka parmak sallayan, öfkeyle küfreden, tehdit eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Önümüzdeki süreçte bu kötülük iktidarına son verme mücadelesinde SOL Parti son derece nettir, sorumluluğumuzu bugüne kadar olduğu gibi yerine getireceğiz. Bu süreçte muhalefetin bir ortak adayının olmasını, bir ortak politikanın gelişmesini çok önemli buluyoruz. Biz bu sorumlulukla davranacağız. Eğer ülkede faşizm varsa yapılması gereken bellidir; bu iktidarı yenmektir. SOL Parti de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecek” dedi.

    TİP GENEL BAŞKANI BAŞ İLE MECLİS’TE GÖRÜŞTÜ

    Kılıçdaroğlu, SOL Parti ziyaretinin ardından ise Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile TBMM’de bir araya geldi. Görüşmede Kılıçdaroğlu’na, genel başkan yardımcıları Oğuz Kaan Salıcı ve Muharrem Erkek, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile CHP Grup Başkanvekili Engin Altay eşlik etti. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın heyetinde ise TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün ile TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık yer aldı. Basına kapalı gerçekleşen görüşme yaklaşık 40 dakika sürdü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çadır ve gıda satan Kızılay’ı protestoya polis engeli-VİDEO

    Çadır ve gıda satan Kızılay’ı protestoya polis engeli-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de Kızılay protestosu sonrası gözaltı operasyonuna karşı bir araya gelip açıklama yapmak isteyenler polis engeliyle karşılaştı. Engellemeyi protesto eden yurttaşlar, görevini yapmayan kurumlar hesap verene kadar seslerini yükselteceklerini dile getirdi.

    Kızılay’ın çadır ve gıda satışını protesto eden Sol Parti Mersin İl Örgütü ve Halkevleri Mersin İl Örgütü üyelerinin ev baskınlarıyla gözaltına alınmasına ilişkin yapılmak istenen basın açıklaması polis engeline takıldı.

    Özgür Çocuk Parkı polis tarafından ablukaya alınırken, kitle yasağı protesto etti. Kitle adına konuşan Halkevleri Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Çiğdem Serin, “Biz burada gerçekleri söylüyoruz, gerçekleri söylediğimiz için sesimizi kısamazsınız. Burada susturursunuz başka yerde konuşuruz, engelleyemeyeceksiniz. Bu halkın sesinizi kesemeyeceksiniz” dedi.

    İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir de, yasağı kabul etmeyeceklerini belirterek, görevini yapmayan kurumların sorumlularının protesto edilmesinin ve istifasının istenmesinin bir hak olduğunu söyledi.

    PİRHA/MERSİN

  • SOL Partili İşleyen: Antakya yok olmuş; insanların yardım çığlığını duyuyoruz!-VİDEO

    SOL Partili İşleyen: Antakya yok olmuş; insanların yardım çığlığını duyuyoruz!-VİDEO

    PİRHA-SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen, depremin etkilediği Hatay’da gözlemlerini “Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz. İnsanlar burada kendileri seferber olmuş durumda. Gönüllüler var. Ellerinde sadece kazma, kürek var. Yakınlarına ulaşmaya çabalıyorlar ama mümkün olmuyor. Görünüyor ki devlet dediğimiz şey burada çöküntüden başka bir şey değil” ifadeleriyle aktardı.

    Depremin etkilediği Hatay’da bulunan SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen izlenimlerini paylaştı. “Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz” diyen İşleyen, insanların dayanışmayla ayakta durmaya çalıştıklarını aktardı.

    “DEVLET DEDİĞİMİZ ŞEY ÇÖKÜNTÜDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”

    İşleyen şöyle konuştu:

    “Antakya’dayız. Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz. Her yıkıntının altından insanların yardım çığlığını duyuyoruz. Neredeyse her enkazın altından bu ses geliyor ama yardım edebilecek kimse yok. İnsanlar burada kendileri seferber olmuş durumda. Gönüllüler var. Ellerinde sadece kazma, kürek var. Yakınlarına ulaşmaya çabalıyorlar ama mümkün olmuyor. Görünüyor ki devlet dediğimiz şey burada çöküntüden başka bir şey değil. 20 yıllık saltanat insanların tepesine çöktü. Gördük ki devlet dediğimiz şey bir avuç haraminin banka hesapları ve onları koruyan sopadan başka bir şey değil. Eğer başka bir şey olsaydı insanların yardım çığlıklarına el uzatanlar olurdu. Burada ekmek, su, battaniye hiçbir şey yok. İnsanlar dayanışmayla ayakta durmaya çalışıyor. Bizler de bu dayanışmanın parçası olarak elimizden geldiğince yardımlarına koşuyoruz.

    PİRHA/HATAY

  • Fincancı’ya verilen cezaya tepki: Bu ceza yok hükmündedir, TTB susturulamaz!-VİDEO

    Fincancı’ya verilen cezaya tepki: Bu ceza yok hükmündedir, TTB susturulamaz!-VİDEO

    PİRHA-TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tahliye kararının ardından adliye önünde açıklama yapıldı.  TTB Merkez Konseyi İkinci Başkanı Ali İhsan Ökten tarafından yapılan açıklamada, “Bizlerin aklında ve vicdanında bu ceza yok hükmündedir. TTB’nin de ülkemizin de karanlığa teslim olmamasını sağlayacaktır. Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!” denildi.

    TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın ‘örgüt propagandası’ yaptığı iddiasıyla tutuklu yargılandığı davada mahkeme, Fincancı’yı 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırdı ve tahliyesine karar verdi. Kararın ardından İstanbul Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yapıldı.

    “BİZLERİN VİCDANINDA BU CEZA YOK HÜKMÜNDEDİR”

    TTB Merkez Konseyi adına açıklamayı okuyan ikinci başkan Ali İhsan Ökten, şunları kaydetti:

    “Dr. Şebnem Korur Fincancı serbest bırakıldı. Hiç yaşanmaması gereken bir süreç 2 buçuk aydan uzun bir sürenin ardından sonlandı. Demokratik hukuk devleti ve mesleki bağımsızlığa saygı ilkeleri hiçe sayılarak 26 Ekim 2022’de tutuklanan Merkez Konseyi Başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı bugün serbest bırakıldı.

    Dr. Nusret Fişek, Dr. Ata Soyer’lerden bu yana Türk Tabipleri Birliği geleneği toplumun sağlık hakkının ve hekimlik değerlerinin en önemli savunucusu olagelmiştir. Elbette iktidarlar böylesi bir faaliyeti cezasız bırakmamıştır. Görevdeki TTB Merkez Konseyi başkan ve üyeleri her daim soruşturmalar ve cezalandırmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya verilen hukuksuz cezayı da bu hekimlik yargılamalarının bir devamı olarak görüyoruz. Bizlerin aklında ve vicdanında bu ceza yok hükmündedir.

    “HEKİMLER SUSMAZ, TTB SUSTURULAMAZ”

    Bununla birlikte tutukluluğu bir cezalandırma yöntemi haline getiren mevcut iktidar çevreleri, tutukluluk süresi boyunca hedeflerinin aslında TTB’ye müdahale etmek olduğunu itiraf eder nitelikte demeçler vermiş, Şebnem Hoca hakkındaki soruşturma süreci, bu hedef için bir kaldıraca dönüştürülmeye çalışılmıştır. Dün de TTB Merkez Konseyi’nin görevden alınması için açılmış olan temelsiz bir davanın duruşması için Ankara Dışkapı Adliye’sinin önündeydik. Niyetinizi görüyoruz ve çok net ifade ediyoruz, başaramayacaksınız.

    TTB’ye yönelik, var olanı daha da vesayetçi hale getirmeyi hedefleyen anti-demokratik müdahale çabalarını reddediyoruz. Hekim örgütümüz, aramıza dönen merkez konseyi başkanımız Dr. Şebnem Korur Fincancı ile birlikte, meslek örgütümüzün tarihinden ve geleneklerinden aldığı güçle, ülkemizin önünde bulunan dönüm noktasında rolünü oynayacak; TTB’nin de ülkemizin de karanlığa teslim olmamasını sağlayacaktır. Hekimler susmaz, TTB susturulamaz!”

    Açıklamanın ardından Fincancı’nın tahliyesi için Bakırköy Kadın Cezaevi’ne geçildi.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkında tahliye kararı

  • Erdoğan adaylığını duyurdu; Muhalefet: Ekonomiyi çökertmekle anılan kişi işimize gelir

    Erdoğan adaylığını duyurdu; Muhalefet: Ekonomiyi çökertmekle anılan kişi işimize gelir

    PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeniden Cumhurbaşkanı olmak üzere adaylığını açıkladı. CHP, HDP, DEVA, EMEP ve Sol Parti, “Son kez aday olacak” vurgusunda bulundular. Peki muhalefet cumhurbaşkanı adayını ne zaman açıklayacak?

    Uzun zamandır 2023 Haziran Genel Seçimi’nde ittifakların kimi aday göstereceği tartışılıyordu. MHP Genel Başkanı Bahçeli, Kızılcahamam’da partililerle yaptığı kampta cumhurbaşkanlığı seçimini hatırlatıp, “Bizim cumhurbaşkanı adayımız nettir, o da Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır” demişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da İzmir’de gündeme dair konuşurken adaylığını ilan etti. Erdoğan, “Cumhur İttifakı’nın adayı Tayyip Erdoğan.” dedi.

    Konuya ilişkin ayrı ayrı muhalefet partilerinin yönetimindeki isimler ile konuştuk. 

    Erdoğan’ın kendi adaylığını ilan etmesi muhalefeti şaşırtmadı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları Erdoğan dışında birinin adaylığını öncesinden de beklemediklerini söyledi. Sebebinin ise; AKP’nin MYK’sından kabinesine kadar Erdoğan dışında kimsenin konuşamadığını ve herkesin işlevsiz kaldığını sonuç olarak orada da tek adam olduğunu belirtti.

    “Baştan beri Cumhurbaşkanlığı sistemine karşı çıkmamızın sebebi buydu. O bir tek şahıs. Ülkeyi de partisini de böyle yönetmek istiyor” diyen Hatimoğulları, bu açıklamayı aynı zamanda muhalefetin bütününe bir meydan okuma olarak yorumladı.

    “ERDOĞAN’IN MUHTEŞEM FİNALİ OLACAK”

    Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA) Genel Başkan Yardımcı ve Parti Sözcüsü İdris Şahin, Erdoğan için, “Ömrünün sonuna kadar o koltukta kalmak için mücadele edeceğini gayet iyi biliyoruz. O yüzden normal sandık sonuçları aleyhinde olmadığı müddetçe kendi iradesiyle aday olmama gibi bir durum asla olmaz” dedi.  Şahin, 2014 yılındaki ilk Cumhurbaşkanlığı seçiminin “Erdoğan’ın muhteşem finali” olabileceğini ancak onun bu sonu seçtiğini belirtti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç da, “İsmi Türkiye ekonomisini çökertmekle, yoksullukla anılan bir kişinin aday olması bizim işimize gelir.” dedi.

    Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise, yüksek enflasyon ve durdurulamayan faizlere dikkat çekti. Başka bir ismin çıkabileceğini düşünmediğini belirten Akdeniz, “Bu çöküş tablosunda tek isim Erdoğan olabilirdi zaten. Yine de Erdoğan’ın adaylığı iktidar bloğuna kazanma garantisi vermeyecektir” dedi.

    Cumhur İttifakı’nın kazanamayacağını ittifakın kendisinin de düşündüğünü belirten Akdeniz, bunun göstergesinin de ilk olarak seçim yasasını değiştirmeleri olduğunu hatırlattı. Akdeniz, “Erdoğan tek başına kazanabilecek olsaydı bunu yapmazlardı. İkincisi, sürekli muhalefeti hedef tahtasına koymazlardı. Üçüncüsü de OHAL koşulları yaratıp seçime gitmezlerdi.” dedi.

    Sol Parti Parti Meclis üyesi Alper Taş da, Erdoğan’ın siyasi kariyerini böylelikle mağlubiyet ile kapatacağını söyledi. 

    ÜÇÜNCÜ DEFA CUMHURBAŞKANI OLABİLİR Mİ?

    Erdoğan kanunda açıkça belirtildiği üzere üçüncü defa cumhurbaşkanı olamaz. Bundan ötürü, aday da olmaması gerekirdi. Kanunun içeriğinde buna istisna tanıyan noktalar var ki biri meclisin çoğunluğunda erken seçimin çıkmasıdır. Ankara kulisleri erken seçimi konuşuyor. Sorularımızı yanıtlayan siyasiler Erdoğan’ın bu seçeneği kullanacağını böylelikle Kasım’da erken seçime gidileceğini düşünüyorlar. Kaldı ki siyasilerin ortaklaştığı noktalardan biri de Erdoğan’ın kanunları tanımadığı oldu.
    Alper Taş, erken seçim olmadığı durumda “yeni sistemde ikinci defa cumhurbaşkanı olabilir” şeklinde kanunu yorumlayacaklarını düşünüyor. Zaten adaylığına değil siyaseten kazanmamasına karşılık verilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Ercüment Akdeniz ise, iktidarı ‘yargı tanımaz tek adam rejimi’ olarak nitelendirerek, “Gezi Davası’nda beraat edenleri yeniden yargılatan ve ağır cezalar veren bir atmosferdeyiz. Bununla daha öncesinde 2 milyon oyu mühürsüz olmasına rağmen sayan, 7 Haziran’da kaybedip iktidarı bırakmamış, ülkeyi kanlı bir kaosa sürükleyen siyasal yapı var. Dolayısıyla yasanın tanınmasını beklememek gerekir” şeklinde konuştu. Akdeniz, erken seçimin garanti olmadığını söyledi. 

    “GÜNDEMİ ERDOĞAN DEĞİL BİZ BELİRLERİZ”

    Akdeniz, esas olanın isimden önce nasıl bir program ile gidileceğini söyledi. Bu kapsamda partisi ve ilişkide oldukları hareketlerle bu konuda çalışıldığını aktardı. EMEP Genel Başkanı, “Tek adamın gitmesine ve rejiminin yıkılmasını hedef alan bir seçim platformu ile olmaz. Yerine ne geleceğini de konuşmak gerekir. Kürt sorununun çözümü ve inançların dışlanmadığı bir program üzerine çalışıyoruz.” dedi.

    Bu arada, HDP’nin ve oluşturulmaya çalışılan birliğin henüz kendi adayını açıklayıp açıklamayacağı belli değil. HDP Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, “Biz adayın şahsından ziyade hangi ilkeler etrafında cumhurbaşkanlığı düşünüldüğüne bakarız. Yeni cumhurbaşkanının ilkeleri ile ilgileniyoruz. Cumhurbaşkanlığı sistemi ile mücadelede yetkilerini kullanacak mı? İsim üzerinden yapılacak tartışma asıl tartışılması gerekenleri gözden kaçırtabilir.” dedi.

    Hatimoğulları da Cumhur ittifakı’nın “Biz açıkladık, Millet ittifakı da açıklasın” diyeceğini düşünüyor.

    Bahçeli de geçtiğimiz aylarda TBMM’de partisinin grup toplantısında konuşurken “Adayınızı açıklayın, boyunuzun ölçüsünü alalım” demişti.

    DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcı ve Parti Sözcüsü İdris Şahin, “6’lı masa, Erdoğan, adayınızı açıklayın, dedi diye hamle yapmaz. Biz kendi programımızı biliyoruz. Seçim günü açıklansın, 48 saat içerisinde adayımızı açıklarız.” dedi. Ancak tabandan ya da basınç yapmaya çalışabilecek kesimlerden eğer “Cumhur ittifakı açıkladı, siz de açıklayın” ısrarı gelirse cevaplarının net olduğunu söyledi ve Biz Cumhur İttifakı’nın kuyruğuna takılmayacak kadar güçlüyüz.” şeklinde konuştu.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç da aynı vurgularla seçim günü açıklanana kadar buna ihtiyaç duymadıklarını belirtti.

    Tülay Hatimoğulları da, Erdoğan’ın seçim öncesi 6’lı masanın adayını öğrenip o isme kaybettirmenin yol haritasını bulmak için de bunu yapabileceğini belirtiyor.

    Helin YILMAZ /PİRHA 

     

     

  • Turhal’ın Çaylı köyünde yapılmak istenen mermer ocağı nedeniyle keşif yapıldı

    Turhal’ın Çaylı köyünde yapılmak istenen mermer ocağı nedeniyle keşif yapıldı

    PİRHA-Tokat’ın Turhal ilçesinin en büyük Alevi köylerinden olan Çaylı’da köylüler yaşam alanlarına dönük mermer ocağı tehdidine karşı uzun zamandır direniyor. Mahkemelik olan mermer ocağı nedeniyle bilirkişiler tarafından bölgede keşif yapıldı.

    Turhal’ın en büyük Alevi köylerinden (önceden Belde idi) Çaylı köyü uzun zamandır mermer ocağı tehdidiyle karşı karşıya. Köy sınırları içerisinde 2003 yılında açılan bir mermer ocağı köylülerin yaşam alanlarını ve köyün tarım alanlarına zarar vermeye devam ederken, şimdi de yeni bir mermer ocağı tehdit saçıyor.

    “ÇED gerekli değil” denilerek açılan mermer ocağı mahkemelik oldu. Köy halkından kişilerin açtığı davaya muhtarlık ve İstanbul’da kurulu bulunan Çaylı Köyü Derneği de destek veriyor. 6 Haziran 2022 günü dava kapsamında mermer ocağı yapılmak istenen yerde keşif yapıldı. Keşifte bilir kişiler bölgeyi incelediler. Keşfe çok sayıda Çaylı köyü halkı katıldı.

    Keşifte Tokatlı olan ve Çaylı Köyünün bağlı olduğu Hubyar Ocağı evladı HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra CHP Turhal ilçe yöneticileri, SOL Parti il başkanı ve yönetimi de katıldılar.

    PİRHA / TOKAT

  • Gezi Davası’nda çıkan kararlar Adalet Nöbeti’nde protesto edildi-VİDEO

    Gezi Davası’nda çıkan kararlar Adalet Nöbeti’nde protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-Gezi Davası’nda çıkan karar bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbete mesaj yollayan Avukat Can Atalay, “Taksim Gezisi, farklı fikirlerin, dünya görüşlerinin çoğulcu bir ortamda yaşayabileceğinin kanıtıdır. Taksim Gezisi, ekmeği paylaşmanın tadını yeniden anımsatandır. Gezi bu toprakların eşitlik özgürlük adalet umududur” ifadelerini kullandı.

    Gezi Davası’nın dün görülen karar duruşmasında Osman Kavala hakkında ağırlaştırılmış müebbet cezası, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Can Atalay, Mine Özerden, Yiğit Ali Ekmekçi ile Tayfun Kahraman’a da 18’er yıl hapis cezası verilmişti.

    Gezi Davası’nda çıkan karar, bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen Adalet Nöbeti’nde protesto edildi. Nöbete Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Özgür Özel, İbrahim Kaboğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Oya Ersoy ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık‘ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti temsilcisi, yazar ve avukat katıldı.

    “DÜN BU ADLİYEDE FACİA YAŞANDI”

    Adalet Nöbeti’nde ilk olarak açıklama yapan Avukat Kemal Aytaç, “Dün bu adliyede facia yaşandı. Bir infaz bürosu infaz memurları aracılığıyla adına hukuk, yargı diyemeyeceğim bir kepazelik yaşadık. Bu cesareti nereden alıyorlar bunun cevabını vermek zor. Bu cellatlardan hesap soracağız. Yaptıkları yargılama değildir” diye konuştu. Dava sonuncu 18 yıl hapis cezası alan ve tutuklanan Avukat Can Atalay‘ın Silivri Hapishanesi’nden gönderdiği mesaj da nöbette okundu. Atalay‘ın mesajı şöyle:

    “Ülkenin gündemi açlık yoksulluk olması gerekirken, hiçbir hukuk kuralı tanımadan saçma sapan şeylerle meşgul ediyorlar. Biz İstanbul’un kent merkezinde son kalan müşterek, kamusal bir yeşil alanı, afet sonrası toplanma alanını savunduk. Polisin şiddetine karşı çıkan her bir insanımız kendi itirazını aldı geldi. Taksim Gezisi, farklı fikirlerin, dünya görüşlerinin çoğulcu bir ortamda yaşayabileceğinin kanıtıdır. Taksim Gezisi, ekmeği paylaşmanın tadını yeniden anımsatandır. Gezi bu toprakların eşitlik özgürlük adalet umududur. Gezi’nin toplumsal politik ya da hukuki bakiyesini ancak onurla taşırız. Gezi’yi savunduk, savunuyoruz, savunacağız. Adalet istiyoruz, insan, hava, toprak ve su için adalet. Hep birlikte mücadele edeceğiz ve hep birlikte kazanacağız.”

    “ÖFKEMİZ BÜYÜK AMA KARARLILIĞIMIZ DA BİR O KADAR YÜKSEK”

    CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel çıkan kararı “Öfkemiz büyük ancak kararlılığımız da bir o kadar yüksek” şeklinde değerlendirdi. Özel şunları söyledi:

    “Sözümüze değer verenlere bir tek şey söylüyorum: Bundan sonra nereye çağrılırsanız oraya gidin. Baroların, sivil toplum örgütlerinin barışçıl çağrılarına bedeninizle, zihniniz, yüreğinizle katkı verin. Karşımızdaki bu büyük kötücül aklı hiçbirimiz tek başına yenemeyiz ama hepimiz yeneriz. Gezi’yi hazmedemediği için Geziyi savunanları mahkum etmeye çalışıyor. Bu ülkenin bir diktatörden kurtuluşu ancak yine hepinizin hep birlikte omuz omuza vermesiyle olacak. Biz bu diktatörü hep beraber göndereceğiz. Buna söz veriyoruz.”

    “BU KARAR SARAYIN KARARIDIR”

    Pen Yazarlar Derneği Başkanı Zeynep Oral ise “Düşüncelerini korumak isteyen insanların gerçekleştirdiğimiz Gezi’nin suçunu eğer suçsa 20 kişiye bağlamak istemek yeryüzünün en kötü romanı, en kötü yazısı, en kötü makalesi, en kötü senaryosu ve bu tutmaz. Eğer bir ülkede bir kişi haksız yere hapisteyse bu ülkede hiç kimse özgür değildir” ifadelerini kullandı.

    HDP Milletvekili Oya Ersoy da verilen kararın siyasi olduğunu belirtirken, “Bu karar sarayın kararıdır. Egemenliği için, sarayın çıkarları için verilen bir karar. Sana kul olmayacağız” dedi.

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şunları söyledi: “Bu kararı veren hakimlerden, savcılardan tek tek adil bir şekilde hesap soracağız. Bu davanın iddianamesi Saray’da yazıldı, hükmü de Saray’da verildi. Burada sadece açıklandı.”

    “KAYBEDECEK BİR TEK GÜNÜMÜZ YOK”

    TİP Milletvekili Ahmet Şık ise şöyle konuştu:

    “Bu, iyiyle kötü arasındaki, savaş isteyenlerle barışı hakim kılmak isteyenler, demokrasi ve hukuk normlarının hakim olmasını isteyenlerle, hukuki pas pas ederiz diyenler, bir avuç sömürücünün milyonlarca insanın sömürmesine devam etmek isteyenlerle, siyahla beyaz arasındaki bir savaş. İnsanın hayatta durduğu yeri tüm hayatı boyunca tercihleri belirliyor. Bu tercihler haysiyet sahibi olup olmadığınıza iyi bir emare. Mevzu bir mafya ile mücadele ederken, o mafyanın tetikçiliğini üstlenmiş bir yargının tasarrufuyla olmayacağının bilerek bu işin siyasi ve politik olduğu bilinciyle hareket etmekten geçiyor. Mafyayla, mafyanın anladığı dilden mücadele edeceksiniz. Başka yolu yok. Kaybedecek bir tek günümüz yok. Zamanımız kalmadı.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • İstanbul Zamlar Geri Alınsın Koordinasyonu: Faturayı tekeller ödesin!

    İstanbul Zamlar Geri Alınsın Koordinasyonu: Faturayı tekeller ödesin!

    PİRHA-İstanbul Zamlar Geri Alınsın Koordinasyonu, Kadıköy’de bir araya gelerek yapılan zamları protesto etti. Koordinasyon adına yapılan ortak açıklamada “Başta enerji olmak üzere halkın hayatını giderek zorlaştıran zamlara karşı bir araya geldik. Biz bu zamları geri aldıracağız” denildi.

    Elektrik, doğalgaz, akaryakıt ve temel tüketim maddelerine yapılan zamları protesto etmek için Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya gelen İstanbul Zamlar Geri Alınsın Koordinasyonu basın açıklaması gerçekleştirdi. “Zamlar geri alınsın” pankartı açılan eylemde “Hükümet istifa”, “AKP mezara, halk iktidara”, “Saraya değil emekçiye bütçe” sloganları atıldı.

    Koordinasyon adına ortak açıklamayı ise Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER) Merkez Yürütme Kurulu üyesi Oya Erakıncı, Emek Partisi (EMEP) İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Sol Parti İstanbul İl Başkanı Leyla Koçüzüm ile HDP İstanbul Eş Başkanı İlknur Birol okudu.

    “YIL 2022 ISPARTA’DA BİR KİŞİ DONARAK ÖLDÜ”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Enerjide yaşanan bir soygundur. Bu soygun hikayesi özelleştirme politikalarıyla başladı. Önce Türkiye Elektrik Kurumu kamu iktisadi teşekkülü olmaktan çıkarıldı. Sonra elektrik üretiminde özel sektör boy göstermeye başladı. Kurdukları konsorsiyumlarla bir avuç şirket; Cengiz, Kolin, Limak, Sabancı, Zorlu, Aksa, Çalık… Hepsi çok tanıdık! Nerede bir emek sömürüsü var nerede bir doğa yağması var altından bu şirketler çıkıyor. Bu şirketler emekçinin ürettiği zenginliği ve ülkemizin varlıklarını talan eden hırsız şirketler. Bu şirketler halkın parasıyla servetlerine servet katarken, işlerini yapmadıkları için Isparta’da halk günlerce soğukta, karanlıkta kaldı. Yıl 2022; Isparta’da bir kişi donarak öldü.

    “BU ZAMLARI GERİ ALDIRACAĞIZ”

    Bizler; İstanbul’da siyasi partilerden demokratik kitle örgütlerine, kadın örgütlerinden ekoloji örgütlerine, dayanışma meclislerinden derneklere geniş bir bileşenle başta enerji olmak üzere halkın hayatını giderek zorlaştıran zamlara karşı bir araya geldik. Biz bu zamları geri aldıracağız.

    Taleplerimizi buradan bir kez daha yineliyoruz, zamlar geri alınsın, faturayı tekeller ödesin! Temel tüketimde vergiler kaldırılsın. Her haneye 230 kilovata kadar bedava elektrik sağlansın. Enerji dağıtım ve üretimi kamusal olarak sağlansın, şirketlere el konulsun ve halkın denetimine açık halkın yararına planlansın. Yoksuldan alıp zengine veriyorlar. Biz bu zamları geri aldıracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Malatya’da elektrik faturalarına tepki

    Malatya’da elektrik faturalarına tepki

    Malatya’da Sol Parti zamlar sonrası artan elektrik faturalarına tepki göstermek için elektrik dağıtım şirketi önünde basın açıklaması yaptı.

    Sol Parti İl Başkanı Ali Amanat tarafından tarafından yapılan açıklamada, enerji üretim ve dağıtımın özelleştirilmesi sonrasında elektrik faturalarının üç katına çıktığı belirtilerek zamların geri çekilmesi çağrısında bulunuldu.

    “ÖZELLEŞTİRME İLE FATURALAR ÜÇ KATINA ÇIKTI”

    Amanat, tek adam rejiminin yarattığı güvensizlik, kuralsızlık, belirsizlik ve keyfiliğin krizi daha de derinleştirdiğini vurgulayarak, “Erdoğan’ın fantastik tezleri, TÜİK’in sahte verileri, bir NAS bir ÇİN modeli derken ülkemiz felaketten felakete sürüklendi. Üç ayda dövizi de faizi de enflasyonu da yükseltip yeni zam ve vergilerle halkı soydular. Elektrik faturalarımız zamlarla iki üç katına çıktı. Bu zamların tek nedeni enerji üretim ve dağıtımın özelleştirilmiş olmasıdır. Sadece tükettiğimiz elektriğin parasını değil; şirketlere haraç kesiyorlar! Şirketleri zengin etmek için garibanın, yoksulun, emekçinin cebindeki üç kuruşu çalıyorlar! Bu faturalar ödenmez; bu faturaları ödetmeye kalkmak bu karda kışta milyonlarca insanı elektriksiz bırakmak demektir. Geçen yıl 5 milyon ailenin elektriğinin kesildiği düşünülürse bu yıl bu sayı katlanarak artacaktır. Bu büyük eziyete son verilmeli, zamlar geri çekilmelidir” dedi.

    “BU BİR SOYGUNDUR”

    Elektrik dağıtım şirketinin fazladan elde ettiği gelirler ile KYK borçlarının tamamının 10 kere ödeneceğini belirten Amanat, “Dağıtım şirketlerinin bir ayda toplam abonelerden elde ettiği gelir 2021`de 19,7 milyar lira iken, 2022`de 42,2 milyar liraya çıkacak. Yani özel şirkeler her ay 22,5 milyar lira fazladan gelir elde ederken, aylık gelirleri de yüzde 114 artmış olacak. Yani son zamlarla birlikte toplamda yıllık 270 milyar ilave gelir elde etmiş olacaklar Bir aylık karları ile bu memleketin gençlerinin sırtında bir yüke dönüşen KYK borçlarının tamamı 10 kere ödenir. Bir sonraki ayda ise 4 milyon öğrenciye yurt imkanı sağlanabilir. Bu bir soygundur” diye konuştu.

    “ÇÖZÜM KAMULAŞTIRMADA, HALKA AİT OLANA GERİ ALALIM”

    Özeleştirme ile ülkenin tüm kamu birikimlerinin haraç mezat satıldığını ifade eden Amanat, son olarak şunları belirtti:

    “Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden bu piyasa düzeni devam ettirilerek, şirket egemenliği korunarak çıkılamaz. Enerji şirketleri kamulaştırılmadan, bunun mücadelesi gerçekleştirilmeden bu zamlar geri alınamaz! Türkiye’nin krizden çıkışı için acil bir kamucu dönüşüm gerçekleştirilmelidir. Yerli-yabancı sermayeye peşkeş çekilen, halka ait tüm varlıklar yeniden kamulaştırılmalıdır. Ekonomiden siyasete eğitimden sağlık sistemine kadar her alanda kamucu/toplumcu bir anlayışın egemen kılınarak, özelleştirmelerle yağmalanan yandaş sermayeye peşkeş çekilen kamu malları yeniden kamuya iade edilmelidir. Eğitim ve sağlık her düzeyde parasız olmalı, özel eğitim kurumları ve hastaneler kamulaştırılmalıdır. Tüm halkımızı bu mücadeleyi birlikte sürdürmeye; halka ait olan her şeyi geri almak için birleşmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/MALATYA

  • SOL Parti’den İstanbul mitingine çağrı: İktidara son verecek ortak mücadeleyi yürütmeliyiz-VİDEO

    SOL Parti’den İstanbul mitingine çağrı: İktidara son verecek ortak mücadeleyi yürütmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-SOL Parti’nin 21 Kasım’da İstanbul Kartal’daki ‘Devrimci Demokratik Cumhuriyet’ mitingine çağrıda bulunan Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen, “Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü iktidar bu ülkeyi teslim alamadıysa, kendi karanlık rejimini istediği biçimde hayata geçiremediyse bunun bir nedeni var; tüm zorbalıklara rağmen sokaklarını terk etmeyen, direnen insanlardır. Kadınlardır, geleceği çalınan gençlerdir, Tekel işçileridir, Gezi’yi dolduran milyonlardır” dedi.

    SOL Parti, ülke genelinde “Devrimci Demokratik Cumhuriyet” mitinglerine devam ediyor. Son olarak 21 Kasım Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelecek olan SOL Parti, miting öncesi basın mensupları ile buluşma gerçekleştirdi. Taksim’de düzenlenen toplantıya Başkanlar Kurulu Üyeleri İlknur Başer ile Önder İşleyen, MYK üyesi Deniz Demirdöğen ve İstanbul İl başkanı Leyla Koç Üzüm katılırken; ülkenin birçok noktasında gerçekleştirilen mitingler, gündemdeki konular ve solda birlik-ittifak tartışmalarına dair değerlendirmeler yapıldı.

    “DEVRİMCİ BİR MUHALEFETİ YARATACAĞIZ”

    SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer, derinleşen ekonomik krize değindi. AKP iktidarının sona ereceğini söyleyen Başer, muhalefet güçlerine ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Devrimci Demokratik Cumhuriyet mitinglerine ilişkin konuşan SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen ise “Bu mitingle mücadeleyi memleketin her bir köşesine yaymak üzere yeni bir seferberlik başlatacağız. Siyaseti bir gösteri oyununa dönüştürdüler. Bir fasit dairenin içine toplanıp bir iletişim ve gösteriden ibaret bir siyaset anlayışı yerine biz tam da hayatın, tabiatın ve insanın içinde; onların iradesiyle ve inisiyatifiyle yeni bir siyaset zeminini kurmak için mücadele ediyoruz. AKP iktidarına direnen kadınların, gençlerin, işçilerin, emekçilerin siyasetin öznesi ve ülkenin kurucu gücü olacağı devrimci bir siyaseti, devrimci bir muhalefeti sokak sokak, meydan meydan yaratacağız” ifadelerini kullandı.

    “21. YÜZYILIN TÜRKİYE’SİNDE AÇLIK, KITLIK VAR”

    “Bahçeli’den başka destekçisi kalmayan AKP’nin ülkeyi 20 yılın sonunda getirdiği nokta büyük bir çöküş” diyen İşleyen, Türk Lirası’nın günden güne değer kaybettiğini söyledi. İşleyen, şöyle konuştu:

    “Bugün de giderayak bu çöküşü büyütüyor, adeta ‘benden sonrası tufan’ diyerek hep birlikte son vurgunlarını yapıyorlar. Geceyi akaryakıt kuyruklarıyla tamamlayıp her sabaha cebimizdeki paranın biraz daha değer kaybettiği günlere başlıyoruz. Şeker bulunamıyor, gıda kotaları var. Bakın Erdoğan, kimi zaman gençlere ‘siz bilmezsiniz’ diye seslendiği ne varsa 20 yılda bu ülkedeki insanlara, gençlere yaşattılar. 21. yüzyılın Türkiye’sinde açlık var, kıtlık var, yokluk var.

    Bu iktidar ülkenin tepesinde bir dakika daha durmamalı, her bir saniye yeni bir felaket demektir. Seçimleri bekleyelim ve seçim anında her şeyi değiştireceğiz diye toplumu pasifize ederek, seçim ricacısı olunarak bir şey başarılamaz. Önümüzdeki süreçte seçim de dahil, eğer bir şey isteniyorsa bu kazanılmak zorunda. ‘Bu iktidar nasıl olsa değişecek’ diyen, bekleyen bir yaklaşımla bu ülkeyi kurtaramayız. Bu iktidarı seçime mecbur etmenin yolu da artık örgütlü mücadeleden geçiyor. Önümüzdeki dönemin temel siyaseti bu tek adam rejimine son vermektir. Tüm muhalefetin dayanışma içinde, diyalog içinde hareket etmesine ihtiyaç var. Bu bir memleket meselesidir. Bir partinin, hareketin, birilerinin çıkarının ötesinde memleketin çıkarıdır.

    Tüm muhalefeti, emek örgütlerini, demokrasi güçlerini örgütlü toplumsal seferberliğe, mücadeleye çağırıyoruz. Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü iktidar bu ülkeyi teslim alamadıysa, kendi karanlık rejimini istediği biçimde hayata geçiremediyse bunun bir nedeni var; tüm zorbalıklara rağmen sokaklarını terk etmeyen, direnen insanlardır. Kadınlardır, geleceği çalınan gençlerdir, Tekel işçileridir, Gezi’yi dolduran milyonlardır.”

    “İKTİDARA SON VERECEK MÜCADELEYİ OMUZ OMUZA YÜRÜTMELİYİZ”

    İşleyen son olarak gündemdeki ‘sol ittifak’ tartışmalarına da değinerek, şunları söyledi:

    “Önümüzdeki süreçte bizim nasıl bir siyaset izleyeceğimiz yönünde sorular da soruluyor. Bu pek de bilinmeyen bir şey olmamalı. Hareketimiz, sadece bugün değil 2010 referandumundaki hayır mücadelesinde, sonrasında ve bugüne kadar bu gerici rejimin inşasına karşı tüm gücüyle mücadele etti. Muhalefet içinde AKP rejimine destek olan kesimleri de uyararak böyle bir birleşik mücadelenin örgütlenmesi noktasındaki sorumluluklarını yerine getirdi. Bugün de öyle yapmaya devam ediyoruz. O yüzden de önümüzdeki dönemde ülkemizi tek adam rejiminden kurtarmak için tüm muhalefetle bir dayanışma içinde olmakla birlikte öte yandan da sosyalist solun güçlenmesi yönündeki çabalarımızı yoğunlaştıracağız.

    Ülkemizin geleceğinin gerici bir restorasyon projesine teslim edilmesine ve solun da bu eksende dizayn edilmesine karşı sosyalist solun güçlenmesinin ülkemizin geleceği bakımından çok hayati olduğunu bilerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz tüm muhalefeti ayrım noktalarımıza da saygılı şekilde dayanışmayla birlikte sorumlu davranmaya çağırıyoruz.

    Memleketin geleceğinin yerine kendi küçük çıkarlarını koyan pazarlıkçı anlayışların içinde bizim yerimiz yok. Bugün şartları oluşmamış bir seçim ve ittifak tartışmasını doğru bulmayız, bugün öncelikle sol siyaset zeminin güçlendirilmesini öncelikli görüyoruz. EMEP, TKP ve TKH ile süren görüşmelerimizi de böyle anlamak gerekir.

    Önümüzdeki dönem bizim için ikili bir görev vardır. Birincisi tüm muhalefet içinde diyalog içinde bu iktidara son verecek bir mücadeleyi omuz omuza yürütmek. Bir diğer taraftan da sosyalist solun bağımsız bir güç olarak halkın içinde güçlenmesini gerçekleştirmek ve Türkiye’nin önüne gerçek bir sol seçeneği koymak.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Almanya seçimlerinde geçici resmi sonuçlar açıklandı, SPD zaferini ilan etti

    Almanya seçimlerinde geçici resmi sonuçlar açıklandı, SPD zaferini ilan etti

    PİRHA-Almanya’da seçimler güç dengelerini değiştirdi. Sosyal Demokrat Parti (SPD) yüzde 25,7 ile birinci parti olurken, Hristiyan Birlik partileri tarihi bir düşüşle yüzde 24,1’e geriledi. Sol Parti ise baraj sınırında.

    Almanya’da meclis seçimlerini geçici resmi sonuçlara göre Sosyal Demokrat Parti (SPD) kazandı. Yıllardır süren düşüş eğilimini tersine çevirmeyi başaran SPD oy oranını yüzde 25,7’ye yükseltti. Parti, 2017 seçimlerinde yüzde 20,5’lik oy oranıyla tarihinin en kötü sonucunu almıştı.

    Angela Merkel başbakanlığında 16 yıldır iktidarda olan Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik (CDU/CSU) ise yüzde 24,1 ile tarihinin en düşük oy oranını kaydetti. Birlik partilerinin 2013 seçimlerinde yüzde 41,5 olan oy oranı 2017’de yüzde 32,9’a gerilemişti.

    REKOR MİLLETVEKİLİ SAYISI

    Seçim sonuçları, Federal Meclis’teki güç dengelerini de önemli ölçüde değiştirdi. Geçici resmi sonuçlara göre SPD’nin sandalye sayısı 2017 seçimlerine göre 53 artarak 206’ya yükseldi. CDU/CSU 246 sandalyeden 196’ya düşerken Yeşiller 67 olan sandalye sayısını 118’e yükseltti. FDP 80 olan sandalye sayısını 92’ye yükseltti, Sol Parti 69 sandalyeden 39’a geriledi. AfD ise meclise 83 milletvekili ile girecek. Ülkenin kuzeyindeki Schleswig-Holstein eyaletinde Danimarkalı azınlığın partisi olan ve yüzde 5’lik barajdan muaf bulunan Schleswig Seçmenler Birliği ise mecliste bir milletvekili ile temsil edilecek.

    Yeni Federal Meclis’te milletvekili sayısı da yeni bir rekor kıracak. Geçici resmi sonuçlara göre meclisteki milletvekili sayısı 709’dan 735’e yükselecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutal: İktidarın görevi, kamu kaynaklarını yurttaşlara eşit olarak dağıtmaktır-VİDEO

    Tutal: İktidarın görevi, kamu kaynaklarını yurttaşlara eşit olarak dağıtmaktır-VİDEO

    PİRHA- Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Genel Başkanı Sinan Tutal, koronavirüs salgınına karşı iktidarın yapması gerekenleri yapmayıp, yapmaması gerekenleri yaptığını söyledi. Tutal, “Devlet yardım toplamaz, yardım eder. İktidarın görevi kamu kaynaklarını yurttaşlara eşit olarak dağıtmaktır ve bu salgından az hasarla atlatılması için elinden geleni yapmaktır” dedi.      

    Koronavirüs salgınında vaka sayısı dünyada 1 milyonu aşarken, Türkiye’de de her geçen gün artış gösteriyor. İktidar salgına karşı yurttaşa “Evde kal” çağrısı yaparken, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından maddi yardım kampanyası başlatıldı.

    Başlatılan kampanyaya tepki gösteren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Genel Başkanı Sinan Tutal, “Evde kal” denmesine rağmen evde kalamayacak milyonlarca insan olduğuna dikkat çekti. Tutal, “Dünyanın diğer devletleri çalışanlarına “Evde kal” derken bunun şartlarını sağlıyorlar, onları işten çıkarmıyorlar ve ücretli izne çıkarıyorlar. Sosyal devlet olmanın gereklerinden bir tanesi budur. Onlar vatandaşlardan IBAN numarası istiyorlar, bizimkiler ise vatandaşa IBAN numarası veriyorlar. Tam bir acizlik, tükenmişlik ve işler acısı bir durum” dedi.

    “SARAYIN MASRAFLARINA BAKIN”

    Tutal, iktidara seslenerek, şunları ifade etti:

    “Bu şekilde para toplamanın hiçbir inandırıcılığı ve güvenilirliği yoktur. Çünkü bu iktidar daha önce değişik vesilelerle toplamış olduğu paranın hesabını verememektedir, Elazığ, Malatya depreminde ve Beşiktaş patlamasında olduğu gibi. Kaynak mı arıyorsunuz? Bütçeden en çok payı alan bir Milli Savunma Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçelerine bakın. Bunların bütçesinin önemli bir bölümünü sağlık sektörüne, virüs ile mücadeleye ayırabilirsiniz. Geçiş garantili köprü, otoyol ihaleleri verilen yandaş mücahitler vergilendirilmelidir. Tam bir israf içinde olan sarayın harcamalarına bakın, uçak alımlarına bakın, örtülü ödeneğe bakın.”

    “İNFAZDA EŞİTLİK VE HERKES İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    İktidarın, İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere CHP’li belediyelerin bağış kampanyasını “paralel devlet olmaz” diyerek engellediğini söyleyen Tutal, şunları belirtti:

    “Belediyelerin yardım kampanyası yapması, paralel devlet kuruluyor gerekçesiyle engellenmemelidir. Hepimiz biliyoruz nasıl geçmişte Tayyip Erdoğan belediye başkanı iken, Bosna savaşına yardım için para toplamışsa, Kadir Topbaş “Gazze’ye hayat olalım” diye yardım kampanyası yapmışsa, muhalif belediyelerin de bu tür kampanyalar yapmasının önünde engeller ortadan kaldırılmalıdır. Devlet yardım toplamaz, yardım eder. İktidarın görevi kamu kaynaklarını yurttaşlara eşit olarak dağıtmaktır ve bu salgından az hasarla atlatılması için elinden geleni yapmaktır. İktidar yapılmaması gerekenleri yapma konusunda bir uzmanlık alanı geliştirdi. Bunlardan bir tanesi de cezaevlerinde yapmayı düşündüğü infaz yasası. Cezaevlerindeki bu insanlar insani olmayan koşullarda uzun süredir yaşıyorlar. Hem kalabalık koğuşlar var, hem de hijyen olmayan koşullar var. Cezaevlerinde kalanların sağlık ve yaşam hakkı devletin güvencesi altında olmalıdır. Siyasi mahkûmlar, gazeteciler, öğrenciler, sırf AKP’ye muhalifler diye yeni çıkarılacak infaz yasası ile cezaevlerinde tutulmamalı ve ayrımcılık yapılmamalıdır. Diğer insanlar salıverilirken böyle bir şey yapılması vicdanları yaralar, toplumsal adalet kavramını zedeler. İnfazda da eşitlik, cezaevlerinde bulunan herkes için de adalet istiyoruz. Siyasi suçlar indirim kapsamı dışında tutulmamalıdır. Yaşlılar, hasta olanlar, çocuklar ve çocuklu kadınlar serbest bırakılmalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Malatya’da siyasi parti ve STK’lerden hükümete ‘acil önlem alın’ çağrısı

    Malatya’da siyasi parti ve STK’lerden hükümete ‘acil önlem alın’ çağrısı

    PİRHA- Malatya’da faaliyet yürüten bazı siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, dernekler ve inanç grupları ortak bir açıklama yaparak, iktidar ve devletin acil olarak sokağa çıkma yasağı da dahil olmak üzere etkili önlemler alması gerektiğini talep ettiler.

    Aralarında HDP, CHP, EMEP, ESP, İHD, TMMOB, PSAK,BELEDİYE İŞ, BTS, BES, ÇGD, EĞİTİM SEN, EĞİTİM İŞ, ADD, EŞİT YURTTAŞLIK DER, SES, SOL PATİ ve ZEYNEL ABİDİN VAKFI’nın da bulunduğu kurumlar, “Sosyal izolasyon istiyoruz!“ başlığı altında bildiri yayınladılar.

    “SAĞLIKÇILARA ÖZEL SERVİS SAĞLANMALI”

    Bildiride, “Tüm dünya ile birlikte ülkemiz de alışık olmadığımız zor zamanlardan geçmektedir. Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve neredeyse tüm dünya devletlerinde görülen (Covid-19) koronavirüsün Türkiye’de de görülmesi ile birlikte tedbirler üst seviyeye çıkarılmalıydı, ancak görünen o ki geç kalınmış. En kötüsüde salgın hızla yayılmaktadır. Salgının yayılmasını önlemek, hem bireysel, hem de toplumsal sorumluluğumuzdur. Toplumun bir kesimini izole edip, bir kesimini de iş yaşamına devam ettirmenin çözüm olmadığı artık anlaşılmıştır.
    İçlerinde yaşlılar, engelli bireyler, azınlıklar, yerli halklar, mülteciler, sığınmacılar, göçmenler, evsizler ve yoksulların da bulunduğu Covid-19 virüsüne karşı özellikle savunmasız olanlara ayrıca özen gösterilmesi acil ve ivedi talebimizdir. En kısa zamanda sağlıkçılara özel servis sağlanılmalı, sağlıkçıların hepsine test uygulanması en kısa zamanda yapılmalıdır“ denildi.

    Bildiride, gündemdeki yargı paketinin de bir an evvel, demokratik usuller göz önünde bulundurularak yasallaşması ve cezaevlerinin doluluk oranı gibi önemli risk faktörlerinin azaltılması gerektiğine vurgu yaparak, iktidarı ve yönetenleri göreve çağıran imzacı kurumlar, acil olarak yapılması gerekenleri sekiz maddelik bir açıklamayla kamuoyuna duyurdular:

    Maddeler şöyle:

    1-27 Mart 2020 tarihinde açıklanan 7 maddelik yeni önlemler paketinin tek başına yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Bu gün geldiğimiz noktada geniş, yaygın ve etkin bir sokağa çıkma yasağı ve karantina hemen uygulanmalıdır. Artık sorun “Evde kal” aşamasından “Evde tut” aşamasına gelmiştir. İktidarı bir an önce bu önlemleri almaya çağırıyoruz!

    2- Zaruri ihtiyaçlar dışındaki üretim faaliyetleri durdurulmalı, toplum hareketliliği asgari düzeye indirilmelidir. Kamu emekçilerine, işçilere ücretli izin verilmelidir. Serbest meslek sahipleri ve esnafın gelir kayıpları telafi edilmeli, geliri olmayan yoksul ailelere mutlaka sosyal ve nakdi yardımlar yapılıp, toplumsal izolasyon sağlanmalıdır.

    3- Salgın boyunca elektrik, su, doğalgaz ve internete erişim ücretsiz olmalıdır. Elektirik ve doğalgaz dağıtım hizmetleri kamulaşmalıdır.
    Belediye hizmetlerinin aksamaması için belediyelere merkezi bütçeden kaynak aktarılmalıdır.

    4- İşten çıkarma salgın süresince yasaklanmalıdır. Çalışanlar ücretli izinli sayılmalıdır. Bu izinler “mücbir sebep” sayılmalı ve yıllık ücretli izinde mahsup edilmemelidir.
    Kapanan işletmelerin çalışanlarınının ücretleri tam veya tama yakın bir şekilde ödenmelidir.

    5- Sağlık hizmetleri kamu ve özel ayrımı olmadan, tamamen ücretsiz olmalı, sağlık kurumlarına kaynak aktarılmalı, gerekiyorsa tüm sağlık kurumları kamulaşmalıdır.
    Sağlık emekçilerinin sağlığı için tüm gerekli önlemler alınmalıdır. Sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirmek için kaynaklar seferber edilmelidir.
    KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile işine son verilmiş sağlık emekçileri derhal işlerine iade edilmelidir.

    6- Tarımsal üretimin sürdürülmesi sağlanmalıdır. Bunun için çiftçilerin kooperatif ve bankalara olan borçları ertelenip, faizleri silinmelidir. Üretimi sürdürecek başta mazot desteği olmak üzere çiftçilere ekonomik destek verilmelidir.

    7- Covid-19 testleri yaygınlaştırılmalı, bütün sağlık kuruluşları test yapar hale getirilmeli, salgının yaygın olduğu yerleşim yerleri kamuoyuna duyurulmalı, bu yerleşim yerlerine özel izolasyon uygulanmalıdır.

    8- Cezaevleri, askeri kışlalar virüsün yayılması durumunda en riskli alanlardır. Özellikle cezaevlerinde virüsün yayılma hızı dikkate alınarak kitlesel ölümlerin olması kaçınılmazdır.

    Abidin ÇETİN/MALATYA

  • 18 kurum uyarıyor: Hapishanelerde ve askeri kışlalarda kitlesel ölümler kaçınılmaz olacak

    18 kurum uyarıyor: Hapishanelerde ve askeri kışlalarda kitlesel ölümler kaçınılmaz olacak

    PİRHA – 18 parti, sendika, dernek ve vakıf; iktidarı cezaevleri, sokağa çıkma yasağı ve karantina konusunda uyardı.

    Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle bir çok mahallenin karantinaya alındığı Malatya’da aralarında siyasi parti, sendika, vakıf ve derneklerin de bulunduğu 18 oluşum, salgına karşı yapılması gerekenlere ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Hızla yayılan salgına karşı geç kalındığı belirtilerek, toplumun bir kesiminin izole edilip, bir kesiminin iş yaşamına devam ettirmenin çözüm olmadığı vurgulanan açıklamada, salgına karşı savunmasız olan yaşlı, engelli bireyler, azınlıklar, yerli halklar, mülteciler, göçmenler, evsizler ve yoksulların özen gösterilmesi gerektiği belirtildi.

    “KİTLESEL ÖLÜMLER KAÇINILMAZ”

    Hapishaneler ve askeri kışlaların virüsün yayılması durumunda en riskli alanlar olduğuna dikkat çekilen açıklamada, özellikle hapishanelerde virüsün yayılma hızı dikkate alındığında kitlesel ölümlerin kaçınılmaz olacağı uyarısıda bulunuldu.

    Bu nedenle gündemdeki yargı paketinin bir an evvel, demokratik usuller göz önünde bulundurularak, sivil toplum örgütlerinin de talepleri doğrultusunda yasalaşması ve hapishanelerin doluluk oranı gibi önemli risk faktörlerinin azaltılmasının talep edildiği açıklamada, tüm sağlık çalışanlarına en kısa zamanda test yapılması istendi.

    “EVDE KAL AŞAMASI EVDE TUT AŞAMASINA GELMİŞTİR”

    SES, Belediye İş, BTS, BES, Eğitim Sen, Eğitim İş, İHD, TMMOB, CHP, HDP, Sol Parti, EMEP, ESP, PSAKD, Eşit Yurttaşlık Der, ADD, ÇGD ve Zeynel Abidin Vakfı’nın imzasıyla yayımlanan açıklamada şu talepler ve uyarılar yer aldı:

    • 27 Mart 2020 tarihinde açıklanan 7 maddelik yeni önlemler paketinin tek başına yeterli olmadığı anlaşılmıştır. Bu gün geldiğimiz noktada geniş, yaygın ve etkin bir sokağa çıkma yasağı ve karantina hemen uygulanmalıdır. Artık sorun ‘Evde kal’ aşamasından ‘Evde tut’ aşamasına gelmiştir. İktidarı bir an önce bu önlemleri almaya çağırıyoruz!
    • Zaruri ihtiyaçlar dışındaki üretim faaliyetleri durdurulmalı, toplum hareketliliği asgari düzeye indirilmelidir. Kamu emekçilerine, işçilere ücretli izin verilmelidir. Serbest meslek sahipleri ve esnafın gelir kayıpları telafi edilmeli, geliri olmayan yoksul ailelere mutlaka sosyal ve nakdi yardımlar yapılıp, toplumsal izolasyon sağlanmalıdır.
    • Salgın boyunca elektrik, su, doğalgaz ve internete erişim ücretsiz olmalıdır. Elektrik ve doğalgaz dağıtım hizmetleri kamulaşmalıdır. Belediye hizmetlerinin aksamaması için belediyelere merkezi bütçeden kaynak aktarılmalıdır.
    • İşten çıkarma salgın süresince yasaklanmalıdır. Çalışanlar ücretli izinli sayılmalıdır. Bu izinler ‘mücbir sebep’ sayılmalı ve yıllık ücretli izinde mahsup edilmemelidir. Kapanan işletmelerin çalışanlarının ücretleri tam veya tama yakın bir şekilde ödenmelidir.
    • Sağlık hizmetleri kamu ve özel ayrımı olmadan, tamamen ücretsiz olmalı, sağlık kurumlarına kaynak aktarılmalı, gerekiyorsa tüm sağlık kurumları kamulaşmalıdır.
    • Sağlık emekçilerinin sağlığı için tüm gerekli önlemler alınmalıdır. Sağlık çalışanlarının çalışma koşullarını iyileştirmek için kaynaklar seferber edilmelidir. KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile işine son verilmiş sağlık emekçileri derhal işlerine iade edilmelidir.
    • Tarımsal üretimin sürdürülmesi sağlanmalıdır. Bunun için çiftçilerin kooperatif ve bankalara olan borçları ertelenip, faizleri silinmelidir. Üretimi sürdürecek başta mazot desteği olmak üzere çiftçilere ekonomik destek verilmelidir.
    • Covid-19 testleri yaygınlaştırılmalı, bütün sağlık kuruluşları test yapar hale getirilmeli, salgının yaygın olduğu yerleşim yerleri kamuoyuna duyurulmalı, bu yerleşim yerlerine özel izolasyon uygulanmalıdır.
    • Cezaevleri, askeri kışlalar virüsün yayılması durumunda en riskli alanlardır. Özellikle cezaevlerinde virüsün yayılma hızı dikkate alınarak kitlesel ölümlerin olması kaçınılmazdır. Bu sebeple gündemdeki yargı paketinin bir an evvel, demokratik usuller göz önünde bulundurularak, sivil toplum örgütlerinin de talepleri doğrultusunda yasalaşması ve cezaevlerinin doluluk oranı gibi önemli risk faktörleri azaltılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)