Etiket: sol

  • İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 50. yılı

    İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 50. yılı

    PİRHA-Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden İbrahim Kaypakkaya 50 yıl önce Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdi.

    68 Kuşağı’nın ve devrimci hareketin önderlerinden, “Ser verip sır vermeyen yiğit” olarak tarihe kazınan İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde işkence sonucu hayatını kaybedeli tam 50 yıl oldu. Kaypakkaya, bugün İstanbul Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde, Dersim’de ve Çorum’un Karakaya köyündeki mezarı başındaki törenlerle anılacak.

    Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile birlikte 68 Kuşağı’nın üç önderinden biri olan İbrahim Kaypakkaya devrimci fikirlerle İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi iken tanıştı. Çapa Fikir Kulübü’nün kurucuları arasında yer aldı ve başkanı oldu. 6’ncı Filo’ya karşı bildiri yayımladığı gerekçesiyle Kasım 1968’de okuldan atıldı. FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini savunan kesimde yer aldı.

    İşçi-Köylü gazetesinin İstanbul’daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı. Aydınlık içinde meydana gelen ayrışmada Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) kanadında yer aldı. 1972’de PDA ile yolları ayrılan Kaypakkaya, Perinçek ve çevresinin revizyonist, oportünist olduklarını ifade etti ve daha sonra TKP/ML TİKKO’yu kurdu.

    TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştığı Dersim’de mücadele ederken, 24 Ocak 1973’te Vartinik mezrasında bir köyde kaldıkları sırada etrafları kolluk kuvvetleri tarafından sarıldı. Kaypakkaya boynundan saçma kurşunlarıyla vuruldu. Beş gün kadar dağda yaralı saklanan Kaypakkaya, yiyeceğinin kalmaması üzerine indiği köyde Cafer Atan isimli bir öğretmenin ihbarı sonucu yakalandı. Yaralıyken kasıtlı olarak saatlerce yürütülmesinin sonucu olarak parmakları hissizleşti ve hastanede reddetmesine rağmen 20 Şubat 1973’te ayak parmakları kesildi.

    4 AY BOYUNCA SORGU

    Kaypakkaya dört ay boyunca süren sorgulaması sırasında defalarca işkenceye maruz bırakıldı. Mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, görgü tanıklarına göre 16 Mayıs 1973’te son bir kez sorguya götürüldü ve 18 Mayıs 1973’te yaşama veda etti. Ölüm sebebi ise kayıtlara ‘intihar’ olarak geçti. Oğlunu görmeye gelen babasına ertesi gün cansız bedeni teslim edildi.

    Babası Ali Kaypakkaya, daha sonra oğlunun cenazesini teslim almaya gittiği zaman yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

    “Oğlumun cenazesini aldım. Taşıması için bir hamal tuttum, ücreti 5 liraydı. Hamal sordu; ‘Bu nedir amca?’ ‘Oğlum’ dedim, ‘Solcu, öğrenci. İşkencede öldürüldü.’ Hamal ağladı, parayı da almadı. ‘Kalsın’ dedi.”

    Kaypakkaya’nın yazıları iki ciltlik ‘Bütün Yazılar’ adlı eserde toplandı. Yazar Nihat Behram Kaypakkaya için “Ser verip sır vermeyen bir yiğit” kitabını yazdı.

    Kaypakkaya, Türkiye’nin sosyalist düşünce dünyasına farklı ivme kazandırmış bir teorisyen olarak görüldü. En çok dikkati çeken, dönemin sosyalistlerinin büyük çoğunluğunun yer aldığı Millî Demokratik Devrim anlayışını savunan grupların görüşleriyle neredeyse taban tabana zıt duran bir Kemalizm karşıtlığıydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

    Emek Partisi Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, görevinden ve partisinden istifa etti

    PİRHA-Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz görevinden ve partisinden istifa etti.

    EMEP Genel Başkanı Akdeniz yaptığı açıklamada, “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur. İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük İttifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı” ifadelerine yer verdi.

    Akdeniz‘in açıklaması şöyle:

    “14 Mayıs seçimlerine giden süreçte parti merkezi içinde baş gösteren kimi tartışma, tutum ve eğilimler hem Genel Başkanlık ve parti görevlerimden hem de parti üyeliğinden istifa etme kararı vermeme neden olmuştur.

    İstifa kararımı açıklamayı bilerek geciktirdim ve 14 Mayıs seçimleri sonrasını bekledim. Çünkü hem Cumhurbaşkanı hem de milletvekili seçimlerinin aynı anda yapıldığı bir seçim sürecinde; parti, Emek Özgürlük ittifakı ve devrimci demokratik kamuoyu nezdinde bu gündemle anılmak olmazdı. Nitekim, bu süreçte var gücümüzle hep beraber çalıştık. Tek adam yönetiminin son bulması için kararlılıkla mücadele eden emekçi halkımızı ve demokrasi güçlerini selamlıyorum. Halkın parlamentoya gönderdiği ittifak vekillerini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

    Peki, istifayı gerektirecek ağırlıkta nasıl bir sorun yaşanmış olabilir? Herkesin merak ettiği husus, haklı olarak bu olacaktır. Konuyu çok uzatmadan açıklamaya çalışayım;

    Genel Yönetim Kurulu’nda, GYK toplantısında Emek Partisi’nin (EMEP) Yeşil Sol Parti listelerinden seçime katılma kararını savunan GYK üyeleri kürsüde ölçüsüz bir şekilde baskı altına alınmıştır. Yeşil Sol Parti listelerinden girme kararının alınması sonrasında ise, bazı Sekretarya üyeleri tarafından, demokratik şekilde alınan bir karar söz konusu olmasına rağmen ‘bu karar örgütlendi’ şeklinde bir suçlama ortaya atılmış, bu suçlama MYK toplantısında da dile getirilmiştir. Bu suçlamalar, partide kendisini GYK’nın ve MYK’nın üzerinde gören triumvir bir yapının eseri olup böyle bir yapıyla yol yürümek benim açımdan mümkün değildir.

    Milletvekili adaylarının belirlenmesi sürecine gelindiğinde ise parti içi demokrasiye aykırı müdahaleler farklı biçimlerde ortaya çıkmıştır. Parti merkezi nezdinde aday belirleme sürecine ilişkin prensiplerin henüz oluşmadığı esnada kendisini partiden üstün gören bu yapı, ‘örgüt/taban eğilimini alma faaliyeti’ adı altında, aday belirlenmesine ilişkin olarak henüz belirlenmemiş bazı prensipleri sanki parti merkezi nezdinde ortaklaşa belirlenmiş gibi örgüt tabanına sunmuştur. Buna göre;

    – Bazı yönetici ve üyelere, Genel Başkan’ın başka partiden aday olmaması yönünde bir parti kararı olduğu bildirilmiştir. Oysa ki ortada bu yönde herhangi bir parti kararı yoktur. Son parti kongresinde böyle bir karar alınmadığı gibi parti tüzüğünde de böyle bir düzenleme yoktur. Üstelik gerçekte var olmayan bu kararın konusu olan kişinin, yani Genel Başkan’ın da bu karardan haberi yoktur. Daha vahimi, DİSK Genel Başkanlarının genellikle Meclis’e aday gösterilmesi örneği, bu bilinmeyen tuhaf ‘karara’ gerekçe olarak gösterilmiştir. EMEP eski Genel Başkanlık görevinde bulunan yoldaşların adaylık, vekillik vb konularda ‘alınganlık gösterdikleri iddiası’ dahi örnek gösterilmiştir. Daha da ileri gidilerek, kimi üyelere ‘HDP bunu yarın önümüze koyar, EMEP’in başkanını biz belirledik der’ şeklinde garabetle melul izahatlar yapılmıştır.

    – İl yöneticileri ve üyelerden adaylık için öneri alınırken, Genel Başkan’ın haberi olmaksızın, birçok yerde ‘Başarılı Genel Başkan + yanında 2 Milletvekili’ formülü, sanki parti merkezi tarafından önceden belirlenmiş bir prensipmiş gibi aktarılmıştır. “Genel Başkan zaten tanınıyor, vekil gibi çalışıyor” denmiştir. Parti merkezinin bilgisi ve önceden konuşulmuş gündemi olmaksızın yapılan bu söylemlerle, üyelerin sunacağı isim önerilerine, gerçekle bağdaşmayacak şekilde, dolaylı etki ve yönlendirme yapılmıştır. Böylesi yönlendirmelerin olmadığı illerde büyük çoğunluk Genel Başkan’ı önermiştir. Yönlendirmenin ve algı yönetiminin yapıldığı yerlerde de Genel Başkan yüksek oranla önerilmiştir ama şapkadan “Başarılı Başkan + 2 vekil” formülü çıkarılınca, üye ve yöneticiler Genel Başkan’ın dışında iki isim önerisi yapmışlardır. Bu durumun kendisi hem büyük bir çelişkiye hem de “triumvira”yı andıran yönetim şeklinin vahametine işarettir. Ayrıca kimi illerde tüm il yönetiminden, kimi illerde sadece sorumlu bir yöneticiden, kimi illerde ise üyelerden öneri alınması demokratik merkeziyetçilik ilkesinin çiğnendiğini göstermektedir.

    – 15 Nisan tarihli MYK toplantısında vekil adayı için tartışılan isimler konusunda özellikle not düştüğüm bir “şerh kararım” bulunmaktadır. Bu şerh, yalnızca ve yalnızca, iki vekil adayından birinin dahi işçi olmamasına dairdir. EMEP’in çeyrek asrı aşan mücadele tarihinde ve nihayet bugününde işçi kökenli Genel Başkan ve işçi milletvekili çıkaramaması üzücüdür, hepimizin sorumluluğundadır. 14 Mayıs seçimlerine doğru devrimci işçi partisi kimliği taşıyan bir parti olarak EMEP’in iki vekil çıkarma imkanı varken hala bunlardan birini bir işçiden veya işçi kökenli bir devrimciden yana tercih etmemesi benim açımdan kabul edilemez. Nitekim bu özelliği haiz çokça işçi yoldaşımız vardır. Ne yazık ki bu şerh kararım, tüm uyarılarıma rağmen, GYK üyelerine, il ilçe yöneticilerine ve üyelere ulaştırılmamıştır.

    – Aynı toplantıda, “Meclise şimdiki Genel Başkan gitmeyecekse, EMEP adına gidecek iki vekil arkadaştan biri mutlaka Genel Başkan olmalıdır. Gerekirse bunun için hızla olağanüstü genel kongre toplanmalıdır” şeklindeki önerim ve uyarım da dikkate alınmamıştır, bilgilendirme yapılırken bu uyarım yine yönetici ve üyelere ulaştırılmamıştır. Zira, önemli olan parlamentoya gidecek isimden ziyade, Meclis’te Genel Başkanlık’ın temsil edilmesidir. Meclis’te grubu bulunmayan bir partinin parlamentoda etkin olması için de bu tercih elzemdir. Ayrıca, ittifak bileşeni parti ve örgütlerin başkan, eş başkan ve sözcülerinin Meclis’teki hareket alanı için de vekillerden birinin Başkan olmasında mutlak fayda vardır. Dolayısıyla “Genel Başkan + 2 vekil” şeklinde bir formülün ortaya atılmasının hiçbir faydası ve işlevi yoktur. İsimler değil, parti bakımından kürsü ve temsiliyet önemlidir. Bununla birlikte, bizzat MYK üyelerimizi, yazılı olarak uyarmama rağmen; “Başkan + 2 vekil formülünü doğru bulmuyorum, örgüte böyle izah edilmesin” dememe, tersinin yapıldığı örnekler çokça görülmüştür.

    – “Genel Başkan tanınıyor, o milletvekili gibi” şeklindeki söylemler üyelerin masum duygularını istismar için de kullanılmıştır. Nitekim sözünü ettiğim triumvir yapı, ben seçim kampanyası dahilinde il mitinglerini dolaşırken, bilgim dahilinde olmadan kendince “sorunlu” kentleri dolaşmıştır ve aday yapılmadığım için tepki gösteren üye ve yöneticileri “ikna” turuna çıkmıştır. Bu ilginç faaliyetle ilgili ne öncesinde ne de sonrasında, sekreterya üyesi olan Genel Başkan’a, herhangi bir bilgi verilmemiştir. Daha vahimi bu görüşmelerde “Genel Başkan aslında görevinde çok başarılı ama biz kolektif çalışmaya daha uygun ve Meclis ortamından etkilenmeyecek arkadaşları önerdik” mealinde sözler sarf edilmiştir. Yani “başarılı” (!) bir Genel Başkan olarak benim kolektif çalışmaya daha uzak olduğum, Meclis ortamına girince olumsuz sapma ya da eğilimlerde bulunabileceğim üstü kapalı olarak ima edilmiştir. Bu hem şahsıma hem de EMEP’in Genel Başkanlık makamına hakarettir. Bu durumda istifa kararım sadece şahsi onuruma değil, Genel Başkanlık makamına da saygının bir ifadesidir.

    – Kimi yönetici ve üye yoldaşlardan adaylık tartışmalarına gelen itirazlara verilen ilginç gerekçelerden biri de “Genel Başkanlık aslında bizde yasal zorunluluk, dolayısıyla sembolik” şeklindeki cümledir. Elbette bu saptama da Genel Başkan’ın bilgisi dahilinde değildir. Birbiriyle tamamen çelişen bütün ifade ve izahatlar, aslında adaylık belirleme sürecinin nasıl bir oldu bittiye getirilmek istendiğini göstermektedir. Tel tel dökülen bu acelecilik ve acemilikle üzeri alelacele örtülmek istenen karambol duruma elbette izin vermem söz konusu olamazdı. Sadece, ülkedeki seçim sürecinin geçmesini ve 15 Mayıs’ı bekledim.

    Örnekler uzatılabilir ama uzatmak gerekmiyor.

    Kısa çerçevesini çizmeye çalıştığım bu tablo, sürece dair “parti kararlarının gerçekte nasıl “alındığının” tipik fotoğrafıdır. Ayrıca bu tabloda, “yoldaşın yoldaş için canını vermeye hazır olduğu” devrimci sosyalist bir parti geleneğinden “yoldaşın yoldaş arkasından iş çevirmeye başladığı” bir partiye geçişin dramatik hikayesi vardır. Lobicilik, kulisçilik sosyalist bir partide yer bulamaz, bulursa o parti devrimci olmaz. Çıkar ilişkilerine kapı aralayan inceltilmiş lobi organizasyonları yakın geçmiş ve geleceğin en büyük tehlikesidir. Sovyet partisi ve sovyet yönetiminin çöküşü bunun sayısız örnekleriyle doludur. Bununla asla uzlaşmayacağım, asla bir parçası olmayacağım. EMEP’in kuruluşundan bugüne gerek Emek Gençliği gerekse parti örgütlerinin birçok kademesinde görev aldım. Hiçbir zaman aklımda makam ya da koltuk olmadı. Bu mücadeleye milletvekili olmak için de katılmadım. Böylesi bir heves, her şeyden önce can vermiş yoldaşlara, onların ailelerine en büyük saygısızlık olurdu ve asla yüzlerine bakamazdım. Evet, o acılı ailelerin yüzlerine bakmak, ellerinden tutmak için bu istifa beyanını yazıyorum. Beni tanıyan yüzlerce, binlerce mücadele arkadaşım, halktan insanlar samimiyetimi teslim edeceklerdir. Bu istifa beyanıyla kendimi ortaya koyuyorum. Partinin tercihi ve değişimin gücü artık benim elimde değil. İstifa kararım partiye verilen bir zarar değil, tersine katkı olarak görülmeli. Elbette takdir partinin kongre delegelerine, GYK, MYK, MDK başta olmak üzere organlarına, üyelerine ve gençliğine aittir. Bir şey diyemem, bu saatten sonra da söylemem.

    Peki bundan sonra süreç nasıl işleyecek, ne olacak?

    EMEP Parti Tüzüğü’nün 32. maddesi şu şekildedir: “Genel başkanlığın herhangi bir nedenle boşalması halinde, genel kongre toplanıncaya kadar GYK, Partiyi temsil yetkisini, kendi içinden seçeceği bir üyeye tevdi eder. En geç 45 gün içinde genel kongreyi toplantıya çağırır.” İstifamın akabinde süreç bu şekilde ilerleyecektir. Dolayısıyla olağanüstü parti kongresi, 28 Mayıs’ta yapılacak ikinci tur Başkanlık seçimlerinin çok sonrasına kalacak ve iki seçim arasında partiyi yormayacaktır. Parti üyeliğinden istifa ettiğim için benim olağanüstü kongreye katılmam söz konusu değildir.

    Partilerde esas birlik program birliğidir. Fakat bu yeterli değildir. Çünkü devrimci özünü yitirmiş pratik, devrimci teori ve programı teslim alıyor ve içini boşaltıyorsa orada gönüllü bir birliğin kalmayacağı benim açımdan açıktır. “Kol kırılır yen içinde kalır” çıtası çoktan ve fazlasıyla aşılmıştır. Gelinen yerde parti merkez yönetiminde duygu, gönül, vicdan, irade ve güven birliğini kaybetmiş bulunuyoruz. Bana bugüne kadar yoldaşlık etmiş olan ve bugün hala partide samimi olarak mücadele eden genç ve yaşlı yüzlerce mücadele arkadaşımı elbette bunun dışında tutuyor, her birine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

    Alıngan değilim, istifa kararını da bir anlık öfke ile almadım. 15 Mayıs’a kadar var gücümle çalıştım. Fakat kökleriyle parti merkezine yerleşmeye başlayan böylesi triumvirlik bir yapının gölgesi altında, benim için bir kurul toplantısına daha katılmak hem faydasız hem de katlanılmazdır. Bu yüzden bilinçli bir tercih olarak istifa gerekçemi hem parti kamuoyunun hem de demokratik kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

    Türkiye’nin geleceğinde emek, demokrasi, özgürlük ve halk güçlerinin birliğine her zaman olduğu gibi değer vereceğim. Harcında bir kum tanesi olursam ne mutlu bana. Sosyalizm, kalbimizi her daim ışıtan bir güneş bizim. Umutsuzluğa yer yok, tek adam düzeni son bulacak. İşçi sınıfını, emekçi halkımızı, bütün devrimci, demokratik parti ve örgütleri selamlıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahsin Akpınar: Mecliste sol güçlü olmalı, Alevilerin muhakkak adayları olmalıdır-VİDEO

    Tahsin Akpınar: Mecliste sol güçlü olmalı, Alevilerin muhakkak adayları olmalıdır-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, seçimlerde Alevi toplumun hak ve talepleri ile mecliste olması gerektiğini söyleyerek, “Mecliste solun güçlü olması gerekiyor, güçlü sol içinde Alevilerin muhakkak adayları olmalıdır. Sadece bireysel sorunlarımızın değil, ülkemizin toplumsal sorunları için de mücadele etmelidir” dedi.

    14 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimler ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı’ olarak milat alınırken, Alevi toplumu ise bu ikinci yüzyılda hak, talep ve eşit yurttaş olma mücadelesini görünür kılmak istiyor.

    Ülkede demokrasi, adaletin inşası ile tüm ezilenlerin sorunun çözüme kavuşacağını söyleyen Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkanı Tahsin Akpınar, böyle tarihi dönemde Alevilerin sokağa çıkarak örgütlü gücü ile bu sürecin öncüsü olması çağrısında bulundu.

    “SON 20 YILDA ALEVİ TOPLUMU DEVLETTE İŞE ALINMIYOR”

    Son 20 yıllık iktidar sürecinde Alevi toplumuna yönelik ayrımcı politikaların çok daha katmerleştiğini söyleyen Akpınar, “Öncelikle Alevilerin eşit yurttaşlık sorunları vardı. Alevi yurttaşlar devlet kurumlarında belki tam hak ettiğini alamıyordu ama en azından Alevi çocukları devlet kurumlarında işe girebiliyordu. Ama son 20 yılda Alevi çocuklarımız devlet tarafından işe alınmıyor. Çünkü bugünkü hükümet gerçekten bu ülkenin tüm ayarlarını bozdu ve kendine göre bir düzen kurdu. Toplumu köleleştirdi, fakirleştirdi ve öyle bir duruma geldi ki kazanamayacağı noktaya gelince de bu ülkede şeriatı savunan, kadına haksızlığı hak gören bir anlayışla iş birliği yaparak yeniden iktidara gelmeye çalışıyor” dedi.

    “ALEVİLER HAK ETTİĞİ YERİ ALMALI”

    Akpınar, ülkedeki yıkımın önüne geçecek bir iradenin iktidara gelmesi ve bu irade içerisinde Alevi toplumunun hak ettiği yeri alması gerektiğini ifade ederek, “Öncelikle Türkiye’deki yıkımın önüne geçecek yeni bir iradenin iktidara gelmesi gerekir. Şimdi Aleviler ne yapmalı? Bu siyasi süreçte öncelikle Aleviler cesaretli siyaset yapsınlar. Bizim kurumlardan giden insanlarımızın bizim sorunlarımızı mecliste dile getirmesi lazım. Meclisi o kadar takip ediyoruz Kemal Bülbül dışında bizim asıl sorunlarımızı mecliste dile getiren milletvekillerimize şimdiye kadar çok rastlamadık. Belki evrensel hukuk açısından, adalet açısından fikirlerini ifade eden birçok milletvekili var ama birebir Alevi sorunları üzerinde mecliste düşüncelerini paylaşan milletvekillerine rastlamadık” diye konuştu.

    “GÜÇLÜ SOL İÇİNDE MUHAKKAK ALEVİ ADAYLAR OLMALI”

    Ülkedeki güçlü sol içerisinde Alevilerin de muhakkak kendi temsiliyetiyle adayları olması gerektiğini belirten Akpınar şöyle devam etti:

    “Cemevi olarak cemevimizin kapısı elbette herkese açıktır ama bizim yüreğimiz sola açıktır. Onun için Türkiye’de solun yeniden güçlü olması gerekir. Belki bugünkü altılı masanın veya Cumhurbaşkanı Kılıçdaroğlu’nun kazanmasını yürekten istiyoruz ama hepimiz de biliyoruz bizim asıl sorunumuzu çözecek olan bugün bu ülkede soldan bakan insanlardır. Onun için mecliste solun güçlü olması gerekiyor. Güçlü sol içinde Alevilerin muhakkak adayları olmalıdır. Alevi toplumu bu adaylarına sahip çıkmalı, destek vermelidir. Bizim sadece bireysel sorunlarımızın değil, ülkemizin toplumsal sorunları üzerinde mücadele etmelidir. Bu da en başta adalet olmalıdır, demokrasi olmalıdır, eşit yurttaşlık olmalıdır, ezilen kadınların hakları olmalıdır. Eğer bu ülkede demokrasi hâkim kılınırsa, adalet yeniden inşa edilirse, bu ülkede ezilenlerin sorunlarını çözüleceğine inanıyorum. Onun için Alevi toplumun oturup seyretmekten ziyade işin içinde olması lazım, güç vermesi lazım, çalışması lazım, sandıklara sahip çıkması lazım. Seçimden sonra da örgütlü gücümüzde hak ettiğimizin karşılığını almamız lazım. Mücadele eden siyasi partilere de hissettirmemiz lazım. Elbette Alevi toplumu emek eksenli olsun, doğa, hayvan hakları olsun, her alanda emek veren bir toplum. Belki en az emeği kendi inancımız açısından vermişizdir.
    Ama şunu da bilmeliyiz ki bizim inancımız çağa, aydınlığa, emeğe, doğaya, kadına hepsini bütünleştiren güzelliği paylaşan bir inanç biçimidir. Toplumu aydınlığa çağdaşlığa taşıyan bir inanç biçimidir. Onun için emek ekseniyle, devrimci niteliklerle bizim güç birliğimiz ülkemiz için çok önemlidir. Bizim en önem verdiğimiz bu ülkede tam olarak karşılığını bulmadığı laiklik. Hak ettiği laikliği yaşamayan bir ülkeyiz, dilerim bu ülke hak ettiği bir laikliği yaşar. Adımız Cumhuriyet ama ne laikliği tam yaşayabildik ne de demokrasimizi geliştirebildik. Onun için sonuna kadar mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Akademisyenleri “Alevi, aşırı sol” şeklinde fişleyen eski rektöre soruşturma açılmadı

    Akademisyenleri “Alevi, aşırı sol” şeklinde fişleyen eski rektöre soruşturma açılmadı

    PİRHA-Adnan Menderes Üniversitesi’ndeki akademisyenleri 2014-2019 yılları arasında “Alevi, aşırı sol, İslam ve AK Parti karşıtı, içki alemlerinin vazgeçilmezi” şeklinde fişleyen eski rektör Cavit Bircan hakkında “Şikayet yok” denilerek soruşturma açılmadığı öğrenildi. CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama, suçunu işlediği ortada olan, bilim yapılması gereken üniversitede fişleme yapan bu şahıs adeta korunuyor” dedi.

    BirGün Gazetesi’nden Hüseyin Şimşek’in haberine göre Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde 2014 ile 2019 yılları arasında akademisyenleri “Alevi, aşırı sol, İslam ve AK Parti karşıtı, mason, rotaryen lions kulübü üyesi, içki alemlerinin vazgeçilmezi, kafası kırık, şifozren” ifadeleriyle fişleyen eski rektör Cavit Bircan hakkında “Şikayet yok” denilerek soruşturma açılmadı.

    CHP’Lİ BÜLBÜL KONUYU MECLİSE TAŞIDI

    Aydın Emniyet Müdürlüğü’nün fişlemeyi tespit etmesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül konuyu Meclis gündemine taşıdı. Bülbül, Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer’in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, Bircan hakkında başlatılan FETÖ soruşturmasını da hatırlatarak; fişleme sonrasında Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) devreye girip girmediğini sordu.

    YÖK: BİRCAN HAKKINDA HERHANGİ BİR ŞİKAYET OLMADIĞINDAN İŞLEM YAPILMAMIŞTIR

    Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, YÖK’ün soruya ilişkin yanıtını Bülbül’e gönderdi. YÖK Başkanvekili Safa Kapıcıoğlu imzalı yanıtta, “Konuya ilişkin olarak Prof. Dr. Cavit Bircan hakkında kurulumuza herhangi bir şikayette bulunulmadığından adı geçen hakkında işlem tesis edilmemiştir” ifadeleri yer aldı.

    “HALKIN BİR KESİMİNİ ALENEN AŞAĞILAYAN BU ŞAHIS ADETA KORUNUYOR”

    Kendisine gönderilen yanıta tepki gösteren Bülbül, “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılama, suçunu işlediği ortada olan, bilim yapılması gereken üniversitede fişleme yapan bu şahıs adeta korunuyor. İddialar bu kadar vahimken ve suç bu kadar açıkken hakkında inceleme açılmasının hala şikayete bakılması bir akıl tutulmasıdır. Onlarca akademisyen, bilim insanı bu ülkede tek bir gecede kürsülerinden edilirken cezaevine atılırken hangi şikayete bakıldı?” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    >ADÜ eski rektörü Bircan, akademisyenleri ‘Alevi, solcu’ diye fişlemiş

  • SOL Parti’den İstanbul mitingine çağrı: İktidara son verecek ortak mücadeleyi yürütmeliyiz-VİDEO

    SOL Parti’den İstanbul mitingine çağrı: İktidara son verecek ortak mücadeleyi yürütmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-SOL Parti’nin 21 Kasım’da İstanbul Kartal’daki ‘Devrimci Demokratik Cumhuriyet’ mitingine çağrıda bulunan Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen, “Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü iktidar bu ülkeyi teslim alamadıysa, kendi karanlık rejimini istediği biçimde hayata geçiremediyse bunun bir nedeni var; tüm zorbalıklara rağmen sokaklarını terk etmeyen, direnen insanlardır. Kadınlardır, geleceği çalınan gençlerdir, Tekel işçileridir, Gezi’yi dolduran milyonlardır” dedi.

    SOL Parti, ülke genelinde “Devrimci Demokratik Cumhuriyet” mitinglerine devam ediyor. Son olarak 21 Kasım Pazar günü İstanbul Kartal Meydanı’nda bir araya gelecek olan SOL Parti, miting öncesi basın mensupları ile buluşma gerçekleştirdi. Taksim’de düzenlenen toplantıya Başkanlar Kurulu Üyeleri İlknur Başer ile Önder İşleyen, MYK üyesi Deniz Demirdöğen ve İstanbul İl başkanı Leyla Koç Üzüm katılırken; ülkenin birçok noktasında gerçekleştirilen mitingler, gündemdeki konular ve solda birlik-ittifak tartışmalarına dair değerlendirmeler yapıldı.

    “DEVRİMCİ BİR MUHALEFETİ YARATACAĞIZ”

    SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi İlknur Başer, derinleşen ekonomik krize değindi. AKP iktidarının sona ereceğini söyleyen Başer, muhalefet güçlerine ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Devrimci Demokratik Cumhuriyet mitinglerine ilişkin konuşan SOL Parti Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen ise “Bu mitingle mücadeleyi memleketin her bir köşesine yaymak üzere yeni bir seferberlik başlatacağız. Siyaseti bir gösteri oyununa dönüştürdüler. Bir fasit dairenin içine toplanıp bir iletişim ve gösteriden ibaret bir siyaset anlayışı yerine biz tam da hayatın, tabiatın ve insanın içinde; onların iradesiyle ve inisiyatifiyle yeni bir siyaset zeminini kurmak için mücadele ediyoruz. AKP iktidarına direnen kadınların, gençlerin, işçilerin, emekçilerin siyasetin öznesi ve ülkenin kurucu gücü olacağı devrimci bir siyaseti, devrimci bir muhalefeti sokak sokak, meydan meydan yaratacağız” ifadelerini kullandı.

    “21. YÜZYILIN TÜRKİYE’SİNDE AÇLIK, KITLIK VAR”

    “Bahçeli’den başka destekçisi kalmayan AKP’nin ülkeyi 20 yılın sonunda getirdiği nokta büyük bir çöküş” diyen İşleyen, Türk Lirası’nın günden güne değer kaybettiğini söyledi. İşleyen, şöyle konuştu:

    “Bugün de giderayak bu çöküşü büyütüyor, adeta ‘benden sonrası tufan’ diyerek hep birlikte son vurgunlarını yapıyorlar. Geceyi akaryakıt kuyruklarıyla tamamlayıp her sabaha cebimizdeki paranın biraz daha değer kaybettiği günlere başlıyoruz. Şeker bulunamıyor, gıda kotaları var. Bakın Erdoğan, kimi zaman gençlere ‘siz bilmezsiniz’ diye seslendiği ne varsa 20 yılda bu ülkedeki insanlara, gençlere yaşattılar. 21. yüzyılın Türkiye’sinde açlık var, kıtlık var, yokluk var.

    Bu iktidar ülkenin tepesinde bir dakika daha durmamalı, her bir saniye yeni bir felaket demektir. Seçimleri bekleyelim ve seçim anında her şeyi değiştireceğiz diye toplumu pasifize ederek, seçim ricacısı olunarak bir şey başarılamaz. Önümüzdeki süreçte seçim de dahil, eğer bir şey isteniyorsa bu kazanılmak zorunda. ‘Bu iktidar nasıl olsa değişecek’ diyen, bekleyen bir yaklaşımla bu ülkeyi kurtaramayız. Bu iktidarı seçime mecbur etmenin yolu da artık örgütlü mücadeleden geçiyor. Önümüzdeki dönemin temel siyaseti bu tek adam rejimine son vermektir. Tüm muhalefetin dayanışma içinde, diyalog içinde hareket etmesine ihtiyaç var. Bu bir memleket meselesidir. Bir partinin, hareketin, birilerinin çıkarının ötesinde memleketin çıkarıdır.

    Tüm muhalefeti, emek örgütlerini, demokrasi güçlerini örgütlü toplumsal seferberliğe, mücadeleye çağırıyoruz. Türkiye tarihinin gördüğü en güçlü iktidar bu ülkeyi teslim alamadıysa, kendi karanlık rejimini istediği biçimde hayata geçiremediyse bunun bir nedeni var; tüm zorbalıklara rağmen sokaklarını terk etmeyen, direnen insanlardır. Kadınlardır, geleceği çalınan gençlerdir, Tekel işçileridir, Gezi’yi dolduran milyonlardır.”

    “İKTİDARA SON VERECEK MÜCADELEYİ OMUZ OMUZA YÜRÜTMELİYİZ”

    İşleyen son olarak gündemdeki ‘sol ittifak’ tartışmalarına da değinerek, şunları söyledi:

    “Önümüzdeki süreçte bizim nasıl bir siyaset izleyeceğimiz yönünde sorular da soruluyor. Bu pek de bilinmeyen bir şey olmamalı. Hareketimiz, sadece bugün değil 2010 referandumundaki hayır mücadelesinde, sonrasında ve bugüne kadar bu gerici rejimin inşasına karşı tüm gücüyle mücadele etti. Muhalefet içinde AKP rejimine destek olan kesimleri de uyararak böyle bir birleşik mücadelenin örgütlenmesi noktasındaki sorumluluklarını yerine getirdi. Bugün de öyle yapmaya devam ediyoruz. O yüzden de önümüzdeki dönemde ülkemizi tek adam rejiminden kurtarmak için tüm muhalefetle bir dayanışma içinde olmakla birlikte öte yandan da sosyalist solun güçlenmesi yönündeki çabalarımızı yoğunlaştıracağız.

    Ülkemizin geleceğinin gerici bir restorasyon projesine teslim edilmesine ve solun da bu eksende dizayn edilmesine karşı sosyalist solun güçlenmesinin ülkemizin geleceği bakımından çok hayati olduğunu bilerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz tüm muhalefeti ayrım noktalarımıza da saygılı şekilde dayanışmayla birlikte sorumlu davranmaya çağırıyoruz.

    Memleketin geleceğinin yerine kendi küçük çıkarlarını koyan pazarlıkçı anlayışların içinde bizim yerimiz yok. Bugün şartları oluşmamış bir seçim ve ittifak tartışmasını doğru bulmayız, bugün öncelikle sol siyaset zeminin güçlendirilmesini öncelikli görüyoruz. EMEP, TKP ve TKH ile süren görüşmelerimizi de böyle anlamak gerekir.

    Önümüzdeki dönem bizim için ikili bir görev vardır. Birincisi tüm muhalefet içinde diyalog içinde bu iktidara son verecek bir mücadeleyi omuz omuza yürütmek. Bir diğer taraftan da sosyalist solun bağımsız bir güç olarak halkın içinde güçlenmesini gerçekleştirmek ve Türkiye’nin önüne gerçek bir sol seçeneği koymak.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Polisin gözünü çıkardığı Sarıkaya, yeniden bilirkişi incelemesi istedi

    Polisin gözünü çıkardığı Sarıkaya, yeniden bilirkişi incelemesi istedi

    PİRHA- Gezi eylemleri sırasında yaralanan ve bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya mevcut dosyada, 9 ayrı savcının değiştiğini ve 2 kez de faili meçhule götürülmek istendiğine dikkat çekerek dosyasındaki mevcut rapor ve görüntülerin bilirkişi tarafından yeniden incelenmesi talebinde bulundu.

    2013 yılında Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz kapsülü nedeniyle yaralanan ve gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın dosyasında ilerleme kaydedilemezken, Sarıkaya, dosyanın peşini bırakmıyor.

    Sarıkaya, dosyanın tozlu raflara gitmemesi için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeni bir başvuru yaparak bilirkişi incelemesi istedi. Savcılığa verilen dilekçede, yıllardır herhangi bir ilerleme kaydedilemediği vurgulandı.

    Verilen dilekçede olayın “basit yaralama” olmadığı, “öldürme kastı” ile atılan plastik mermi sonucu bir yaralanma olduğu belirtilirken, buna rağmen şimdiye dek Emniyet birimleri tarafından etkili ve sonuç alıcı bir soruşturma yapılmadığı ifade edildi. Savcılığa verilen dosyada atış yapan personelin tespit edilmemesi halinde, bölgede bulunan tüm polislerin tespiti ve dosyaya sunulması da yer aldı.

    SOL’a konuşan Erdal Sarıkaya, şunları belirtti;

    “Dosya için 3. kez inceleme yapılacak. En net rapor savcı Mehmet Selim Kiraz döneminde Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanmıştı ancak bu rapora rağmen belirlenen 5 polis ve 2 emniyet amiri hakında hiç bir işlem yapılmadan diğer 6 savcı tarafından hukuk hiçe sayılarak “ek kovuşturmaya gerek yok” kararı alındı. Dosya faili meçhul bürodan geri dönünce, belgeler üzerinde inceleme yapma teknik yeterliliği olan ODTÜ, İTÜ gibi üniversitelere gönderilmesini talep etmemize rağmen, savcı konuyu Adalet Bakanlığı’nda ‘zabıt katibi’ olarak görev yapan birine yönlendirdi. Teknik açıdan yeterliliği tartışmalı bu kişinin görüntüler üzerinde ne kadar sağlıklı inceleme yapacağını, kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • AP seçimlerinde merkez sağ ve sol  ilk kez çoğunluğu kaybetti

    AP seçimlerinde merkez sağ ve sol ilk kez çoğunluğu kaybetti

    Avrupa Parlamentosu seçimlerinde merkez sağ ve merkez sol partiler en büyük kayıpları yaşayan partiler olurken Liberaller, Yeşiller ve aşırı sağcılar ise sandalye sayılarını artırdı. Muhafazakâr partilerin oluşturduğu Avrupa Halk Partisi (PPE), oy kaybına rağmen 751 sandalyeden 178’ini kazanarak en güçlü grup oldu.

    Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, birliğin yasama organı olan Avrupa Parlamentosu (AP) üyelerini belirlemek üzere 23-26 Mayıs arası sandığa gitti. Beş yılda bir yapılan seçimler için 28 ülkede sandık kuruldu. Seçime katılım yüzde 50.95 ile 1994’ten beri en yüksek seviyesine ulaştı.

    Henüz kesinleşmeyen sonuçlara göre, seçimler beklendiği üzere AP’de merkez sağ ve merkez sol partilerin büyük darbe yediği bir tablo ortaya çıkardı.

    Kıta çapında merkez sağ ve merkez sol partiler en büyük kayıpları yaşayan partiler oldu. Liberaller, Yeşiller ve aşırı sağcılar ise sandalye sayılarını artırdı.

     42 SANDALYE KAYBINA RAĞMEN SANDIKTAN BİRİNCİ ÇIKTI

    İlk sonuçlara göre, Parlamentodaki en büyük grup olan Avrupa Halk Partisi (PPE) 179 sandalyenin sahibi oldu. Bu sonuç 2014 seçimlerine göre 42 sandalye kaybedildiğini gösteriyor.

    Benzer şekilde Avrupa Sosyalistler ve Demokratlar Grubu (S&D) da 150’de kaldı. Sosyal Demokratlar 2014 seçimlerinde 191 sandalye kazanmıştı.

    Bugüne kadar merkez sağ partilerin üye olduğu Avrupa Halk Partisi (EPP) ve merkez sol partilerin üye olduğu Sosyalistler ve Demokratlar grubunun (SD) sandalyeleri AP’de çoğunluğu sağlamaya yetiyordu. Fakat artık grup sırasıyla 179 ve 150 vekil ile 751 sandalyeli Avrupa Parlamentosu’nda çoğunluğa sahip olmayacak.

    Parlamentoda sandalyesini en fazla artıran grup ise, Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) oldu. ALDE sandalye sayısını 40 artırarak 107 sandalye ile AP’nin en büyük üçüncü grubu oldu.

    YEŞİLLER SANDALYE SAYISINI ARTTIRDI

    Sandalye sayısını 20 artırarak 70’e çıkaran Yeşiller dördüncü, 12 sandalye kaybederek 58’e gerileyen Avrupa Muhafazakar ve Reformcular İttifakı (ECR) beşinci parti oldu. İngiltere ve Polonya’daki muhafazakar partilerin en büyük üyeleri arasında yer aldığı ECR’ye bir dönem Türkiye’den AKP de üyeydi.

    Aşırı sağcı Uluslar ve Özgürlükler Avrupası (ENF) da 37 olan vekil sayısını 58’e yükseltti. Aşırı sağın en büyük zaferi, birinci sırayı aldıkları Fransa ve İtalya’dan geldi.

    Aşırı sağcı, popülist ve AB karşıtı partilerin üye olduğu Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Avrupası grubu da sandalye sayısını üç artırarak 56’e çıkardı. İngiltere’de Brexit Partisi ve İtalya’da Beş Yıldız Hareketi, bu gruptaki vekillerin çoğunu oluşturuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Bülbül: Irkçı, gerici, inkarcı tutuma karşı mücadele etmeliyiz-VİDEO

    HDP’li Bülbül: Irkçı, gerici, inkarcı tutuma karşı mücadele etmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Yerel seçimlere ilişkin konuşan HDP Antalya Milletvekilli Kemal Bülbül, “Muaviye soylu iktidara bir ders vermezsek iş daha kötüye gidecek. Onun için solu bir araya getirelim.” dedi.

    HDP Antalya Milletvekili Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Kemal Bülbül, “Aleviler olarak bizim yeniden tarihimize bakmamız, yeniden aklımızı bilincimizi, siyasal anlayışımızı güncellemememiz gerekir” dedi.

    Bülbül, cemevinde, dernekte siyaset olmaz demenin en büyük siyasetçilik olduğunu söyledi.

    “Cemevinde de dernekte de siyaset olur. Biz Pir Sultan’ın torunuyuz. Pir Sultan Abdalım ey dede Himmet, kendine cevretme aleme rahmet, İstanbul şehrinde ol sahip devlet, tacı, tahtı ile yıkılmalıdır diyordu Pir Sultan” diyen Bülbül sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz bugün güncelleyebiliriz bunu. Burada siyaset yapmayın diyorlar nerede yapalım? Gidip sadece sandığa oy atın. Siyaset öbürleri yapıyor. Her gün ev, tarikat toplantısı yapıyorlar, mukaveleler yapıyorlar, evlere kutular dağıtıyorlar, her türlü örgütlenmeyi yapıyorlar, bize siyaset yasak. Siyaseti olmayanın kişiliği olmaz. Siyasetimiz de olacak, bilincimiz de.”

    “SOLU BİR ARAYA HALK GETİRİR”

    Bülbül, tüm bunlara karşı yerel seçimlere giderken solun, sosyal demokratların, sosyalistlerin, devrimcilerin, Kürtlerin, kadınların, üniversite öğrencilerinin, emek örgütlerinin bir araya gelmesi gerektiğine vurgu yaptı.

    Bülbül, “Yerel seçimde bu maviye soylu iktidara bir ders vermeksek iş daha kötüye gidecek. Bunu halk yapar. Halk solu bir araya getirmek, demokratları, devrimcileri, sosyalistleri bir araya getirmek gibi bir yükümlülükle karşı karşıya Hüseyin’i bir görevidir.” dedi.

    “IRÇI, GERİCİ VE İNKARCI TUTUMA KARŞI OLMAK, HÜSEYNİ DURUŞ”

    Bülbül sözlerine şöyle devam etti:

    “Bugün karşı karşıya olduğumuz bu ırkçı, gerici, inkârcı ve dolandırıcı sisteme karşı mücadele etmek Hüseyin’i bir duruştur. Buna karşı pasif davranmak ise ne yazık ki, ne günah ki, ne ayıp ki, yola da Hüseyni’ne de hakikatte de hakka aykırıdır. Kabul edemeyiz, kabul etmiyoruz. O nedenle herkes komşu, ev bark, çoluk çocuk, eş dost birbirimizi irşat etmek, birbirimizi uyarmak, birbirimizi ikna etmek, birbirimizi yönlendirmek durumundayız.”

    “MÜCADELE, MÜCADELE, MÜCADELE”

    Bülbül, “Çocuklarımız bizden hesap soracak. Bu Muaviye soylular sokakta kadın katlederken, yurtlarda çocuklara tecavüz edilirken ya da ‘Berkin Elvan katledildiğinde Ali İsmail linç edildiğinde neredeydiniz, niye sessiz kaldınız’ diyecekler” şeklindeki sözlerini mücadele vurgusu ile tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • Kuzeni yazdı: Yüreği hala devrimdeydi, hiç bir zaman Devletin Alevisi olmadı

    Kuzeni yazdı: Yüreği hala devrimdeydi, hiç bir zaman Devletin Alevisi olmadı

    PİRHA- 30 Eylül’de Manisa Turgutlu’da Çepnidere Cemevi’nde Aşure lokması sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu dedenin sol yanını, devrimciliğini kuzeni Mustafa (Papur) Keskin yazdı. Keskin, Piroğlu için “Yüreği, bilinci hala solda, sosyalizmde, devrimdeydi. Alevilikle bu düşüncelerini içiçe geçirmiş, sentezlemişti” dedi.  

    Mustafa (Papur) Keskin, avrupaforum.org adlı internet sitesinde, 30 Eylül’de Hakka yürüyen Pir Bektaş Piroğlu’nu yazdı.

    Piroğlu’nun kuzeni olduğunu belirten Keskin, Bektaş dedeye Bekto diye hitap ederek, “Bekto tahminen 1937-1938 yılı Antep’in Nizip ilçesi, Köseler Köyü doğumlu. Üç kız bir oğlan, toplam dört kardeşlerdi. Babamla Bekto’nun babası Ali Dede amca çocukları. Kendisi ile ben de teyze çocukları oluruz. Yani kuzendik. Evlerimiz bitişikti” dedi.

    Bektaş Piroğlu’nun kendi yörelerinin ilk devrimcilerinden olduğunu belirten Keskin, Bektaş Piroğlu’nun  1965’lerde Dev-Genç’le, TİP’le başladığı mücadelesine, Dev-Genç ayrışmasının ardından Denizlerin kurduğu THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) saflarında sürdürdüğünü yazdı.

    12 Mart Askeri Darbesi sonrasında yaşadıkları bir anısını şöyle anlatıyor:

    “12 Mart Askeri Darbesi olunca bizim köye 4-5 cemse askeri araç geldi. Askerler köyde birilerini arıyordu. Ben daha o zaman ortaokul öğrencisiyim. Bir baktım bizim Bekto köyün dışına doğru kaçıyor. Arazilerimizi birbirine yakın olduğundan karşılaştık, “ne oluyor” diye sordum. “Köyü asker bastı, beni gördüğünü kimseye söyleme” dedi ve koşmaya devam etti. Askerlerin olduğu yere doğru gittim, bana bir şey sorarlarsa ne söyleyeceğimi kafamda planladım ama bana bir şey sormadılar.”

    “HEM DEDELİK YAPIYORLAR HEM ÖRGÜTLÜ DEVRİMCİLİK”

    “12 Mart’ın ardından köy halkının yararlanması için Sarı Dede’nin evinde bir kütüphane oluşturduk. Sarı Dede Bekto’nun kayını olur. Daha sonraları Mihri Belli’yle birlikte Türkiye Emekçi Partisini kurdular. Bekto da THKO içerisinde. Gerek Bekto, gerekse de Sarı Dede hem dedelik yapıyorlar, hem de solun başarılı olabilmesi için örgütlü devrimcilik yapıyorlar. Biz ise henüz örgütlü durumda değiliz” diyen Mustafa (Papur) Keskin şöyle devam ediyor:

    “BEKTO, ESRARCI GENÇLERİ MÜCADELENİN İÇİNE ÇEKMEYE ÇABALIYORDU”

    “Bizim köyün solculuğa ilk meyledenleri köyün esrarcı gençleriydi. Bekto’yla, Sarı Dede bunların arasından köylüler tarafından sevilen, sözüne mert olanlarını toparlayıp örgütlü mücadelenin içerisine çekmeye çabalıyorlardı.
    Bizler katılacak devrimci örgüt arayışındayken Bekto bizlere Teslim Töre’nin köye geleceği haberini verdi. 1975 yılıydı sanırım. Teslim köye geldiğinde okuyanımız okulu bıraktı, esrarcısı esrarını, hepimiz Bekto’nun evinde toplandık. Konuşmaların sonunda hepimiz THKO/MB’ye (Mücadele Birliği’ne) katılma kararı aldık. Gençlerin çoğu üye ve aday üye oldu.”

    “BEKTO’NUN EVİ 3 ODALI ÇAMURLA SIVALI DAMDI”

    Bektaş Piroğlu’nun evinin üç odalı bir yer damı olduğunu belirten Keskin, “Odalardan birinde yatak ve yiyecekleri, diğerinde öküz ve inekleri, üçüncüsü ise sobanın da kurulduğu oturma odası. O zamanlar daha köylerde beton ev yok, Bekto’nunki de topraktan. Evlerin içi ya beyaz toprakla ya da çamurla sıvanırdı. Toprağa öküz-inek dışkısı katılır, su ile sıva çamuru yapılırdı” diyerek şunları anlatıyor:

    “Fato (Bekto’nun eşi) evi çamurla sıvamıştı. Bizim toplantıların çoğu Bekto’nun evinde olurdu. Kış olunca Bekto’nun evinin duvarları yeşermeye başlardı, Bektaş da, “duvara çiçek mi ektiniz” deyip takılırdı Fato’ya.
    Bir gün yine Bekto’nun evinde Teslim Töre, Ergun Adaklı’nın da olduğu bir grupla sohbet ediyorduk. Teslim “Yoldaşlar, biz mitingler için ‘Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar her şey emeğin olmalı’ şeklinde bir slogan düşündük, ne dersiniz” diye söze girdi. Uzunca bir tartışmanın ardından sloganda önemli bir değişiklik yapmayı başarmıştık. Sloganın sonu “olmalı” biçiminde değil, “olacak” şeklinde bitmeliydi. Ve Bekto’nun Nizip’in Köseler köyündeki üç gözlü toprak damından Antep’in, Adana’nın, İstanbul’un, İzmir’in, Ankara’nın işçi semtlerine, yoksul mahallerine, eylem meydanlarına dek yayıldı.”

    “KOMÜN ÇALIŞMASINDA BEKTO’NUN EMEĞİ ÇOKTU”

    Köyde komün kurmaya karar verdiklerini yazan Keskin o günleri şöyle anlatıyor:

    “Sovyetlerdeki Solhoz ve Kolhozları örnek alarak köyde komün kurmaya karar verdik. Bekto, Mulla, Mehmet Ayık, İsmail Ayık, İsmail Çelik, Mustafa Çelik ve ben ilk komünü başlatanlardık. Komün çalışmamamız aksak-topal da olsa 1980’lere kadar sürdü. Küçücük köy yerinde komün üye sayımız 150-200’lere kadar ulaştı. Kadınlı erkekli eğitim çalışması grupları oluşturduk. Bütün bu çalışmalarda Bekto’nun emeği çok büyüktü.

    “BEKTO 12 EYLÜL DARBESİ SONRASI MAHPUSLUKTAN KÖYE GERİ GELDİ”

    “12 Eylül Darbesi sonrası 1980-1991 yılları arasında bu yörelerde kaçak yaşamak zorunda kalmıştım. Bekto Birinci Şube işkenceleri ve mahpusluktan sonra köye geri geldi. Kaçak olduğumuzdan bizim güneşimiz aydı, geceleri doğardı. İlişkilerimiz dibe vurmuştu. Her gün köylere yapılan operasyonlar, baskılar, gözaltılar, tutuklamalar etkili olmuş, ezici çoğunluk selam veremez hale gelmişti. Yalnızlık hissi büyüktü. Böylesi bir dönemde Bekto’yla bir randevu yapmayı başardık ve dağda buluştuk” diyen Keskin, devamında şunları ekliyor:

    “Bekto durumu kabul etmedi ve cesaretle “yarın evde buluşacağız” dedi. Kabul ettim. İllegal olarak İstanbul’dan getirdiğim Komünist dergilerinden bir tanesini Bekto için yanıma aldım ve gece Bekto’ların evin yolunu tuttum. Yedik, içtik sohbet ettik ve gün ışımaya yaklaşırken ben ayaklandım. Güneş doğmadan saklandığım deliğe ulaşmalıydım. Bekto yoldaş bırakmak istemedi, evde saklanmamı istedi ancak örgütlülüğün devamını sağlayabilmek için yakalanmamam gerekiyordu. Bekto yoldaş yanıma bir yiyecek çıkını hazırladı. Kendisine takıldım, bilsem iki dergi getirirdim sana diye. O zaman bir somun ekmek, bir lokma yemek bulabilmek komünist dergisine ulaşmaktan daha zahmetli ve zordu. Hele ekmeğin yanında bir demli çay ve demli bir sohbet bulabilmek ise hayal gibiydi.

    “KOBANE’DE IŞİD KARANLIĞINA DİRENENLERE SELAMI EKSİK ETMEDİ” 

    Bekto’yla gizli buluşmalarımız partili bir ilişki olmasa da 1990’lara kadar sürdü. 90’ların sonunda Bektaş’a Avrupa’ya çıkma kararımı bildirdim, “Deyzeoğlu benim Mustafa’yı da alamaz mısın yanına“ oldu cevabı. Bekto’nun oğlu Mustafa’yı da yanıma alıp Yunanistan üzeri Almanya’ya geldim. Sonraki süreçte görüşmelerimiz azalsa da ilişkimiz hiç bitmedi. Almanya’ya geldiğinde misafirim oldu. Dedelik hizmeti ön planda olsa da solculuk vazifelerini de hiçbir zaman unutmadı. Yıllar sonra ilk kez memlekete gittiğimde de oturup uzun uzun konuştuk Bektaş’la. Yüreği, bilinci hala solda, sosyalizmde, devrimdeydi. Alevilikle bu düşüncelerini içiçe geçirmiş, sentezlemişti. Son süreçte örgütlü olarak değilse bile HDP’yi destekledi. Kobane’de IŞİD karanlığına direnenlere selamı eksik etmedi. Bekto’nun bu dik duruşu zaman içinde ona karşı oluşmuş kimi kırgınlıklarımı da sildi attı açıkçası. Neden kırıldın derseniz o da Bekto’yla benim aramda kalsın…

    “BEKTO SOLCU OLMADAN ÖNCE DEDELİK YAPIYORDU”

    Mustafa (Papur) Keskin, Bektaş Piroğlu’nun solcu olmadan önce dedelik yapmaya başladığını belirterek, “Solla, sosyalizmle tanışınca da dedelik ve solculuğu ustaca sentezledi kendinde. 90’lı yıllarda Alevi örgütlenmelerinin ortaya çıkmasında aktif olarak yer aldı ve sonrasında daha çok bu kurumlarda var oldu. Ama hiçbir zaman devletin Alevisi olmadı.

    Bekto yoldaş hem dede hem de her daim gönlü solda bir talipti. Senin iyilikten, doğruluktan, dürüstlükten, dayanışmadan yana sesini devam ettireceğiz Deyzeoğlu. Hoşça kal Bekto Dede yoldaş…

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Veli Saçılık’tan yeni tarz örgütlülük çağrısı: Buyrun tartışalım-VİDEO

    Veli Saçılık’tan yeni tarz örgütlülük çağrısı: Buyrun tartışalım-VİDEO

    PİRHA-  Sosyolog Veli Saçılık, seçimlerin ardından CHP’li olmadığı halde CHP’ye, HDP’li olmadığı halde HDP’ye oy veren ve kendini sağ ve muhafazakar olarak tanımlayan bir kesimin olduğunu vurguladı. Saçılık, “Biz bu milyonları örgütleyecek yeni tipte bir örgüt, yeni tipte bir arayış içerisinde olmalıyız. Genel bir kitle hareketini kucaklayacak ve mevcut ezberi bozabilecek yeni bir tarzın gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde sol ve sosyalist harekete, “buyurun tartışalım” diyorum” çağrısı yaptı.   

    24 Haziran seçimlerinde HDP Ankara 3. Bölge Milletvekili adayı olan Sosyolog Veli Saçılık, seçim sonrası gelişmeleri PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Ben seçim sonuçlarından umutsuzluk çıkaran kişilerden değilim” diyen Saçılık, “Çünkü alanda ve genel çalışmalardan şunu gördüm; sol söyleme ve insanların adaletsizliğe karşı büyük bir öfkesi var. Kendi bölgemden aldığımız 70 bin oyu da ben çok önemsiyorum. Bu anlamda bir kesimi Kürt oyları, aynı zamanda muhalif sol oylar. Ankara’nın toplamında 222 bin oy almış olmamız, Ankara gibi sağcı bir yerde, büyük bir sol potansiyelin ve muhalif potansiyelin olduğunu gösterir. Bizim seçimden beklediğimiz şey AKP’yi geriletecek bir formüldü” diye konuştu.

    “ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ İÇİN MÜCADELEYİ SÜRDÜRMELİYİZ”

    Seçimlerin ardından sistemin Cumhuriyet’ten Meşrutiyet’e geçtiğini belirten Saçılık, “Beklentimiz HDP’nin barajı aşmasıydı ki aştı, İnce’nin %30 gibi bir oy almasıydı ki aldı ama esasında gördük ki Sadet Partisi ve İyi Parti’nin öyle anlatıldığı gibi olmadığını ve sağ seçmenin yine MHP ve AKP etrafında toparlandığını gördük.
    Burada çıkarılacak olan şey mevcut umudu yürütmektir. Şu anda AKP Cumhuriyet’ten Meşrutiyet’e geçmiş, ya da Meşruti Cumhuriyet diyebileceğimiz bir sisteme geçmiş durumda. Biz özgürlük ve demokrasi için mücadelemizi sürdürmeliyiz. Şu anda AKP’nin önünde duran tek sorun HDP’nin barajı aşmış olması ve HDP’nin muhalefet etme gücünü yok etmeye yönelecektir” dedi.

    “DEMOKRASİDE SANDIK HER ŞEY DEĞİLDİR”

    Saçılık CHP’nin siyaset yapma potansiyelini, HDP’nin de mevcut demokratik mücadeleye öncülük etme potansiyelini ortaya çıkarmak gerektiğine vurgu yaparak, “Bu anlamda da hep söylüyoruz umutsuzluğa yer yok. AKP bir krizin geldiğini görerek seçime gitti ve bu seçimi onun için gündeme getirdi. Ve şu anda bütün güçleri ve bütün iktidarı tek elde toplamış durumda. Bundan yararlanarak toplumsal muhalefeti sindirmeye çalışacak. Bizim görevimiz ise sindirmeye çalışanlara karşı sinmeden cesaretle ortaya çıkmaktır, muhalefet etmektir” ifadelerini kullandı.

    “Biz biliyoruz ki demokraside sandık her şey değildir. Esası sokaktır, esası insanların iradesidir” diyen Saçılık, “Dolaysıyla biz sokakta bu potansiyeli gördük. Ve ben şunu söylüyorum: Bize oy veren Ankara’daki 222 bin, Türkiye genelinde 6 milyon insanın gücünü arkamızda hissettiğimizde, AKP çok daha zayıf kalacaktır. Yine CHP kendi sorunlarını çözüp, sağa yönelmek yerine sol muhalefet yapmaya çalıştığında bunun toplumda bir karşılığı olacaktır. Dolayısıyla bütün devrimci, demokratların bu seçim sonuçlarından umutsuzluk değil, umut çıkarması gerektiğini, neticede sermayenin ve Amerika’nın AKP’yi seçtiğini bunun da bizim ve emekçilerin çıkarlarına ters olduğunu bilerek, bir karşı mücadele başlatma zamanıdır” çağrısını yaptı.

     “AKP KENDİNE BİAT ETMEYENİ AÇ KALMAKLA KARŞI KARŞIYA BIRAKTI”

    “Türkiye’de sol ve sosyalist hareketin taktiksel olarak hatalar yaptığı olmuştur” eleştirisini yapan Saçılık, “Esası şudur: AKP özellikle sol kırıma girişmiştir ve Türkiye’deki sol örgütleri, sol muhalefeti tasfiye etme anlamında çok önemli yol almıştır. Dolayısıyla bizim ne yaptığımız değil de, bize ne yaptırılmadığı önemli. Çünkü bizim cüssemiz küçük olmasına rağmen binlerce arkadaşımız şu anda cezaevinde, yurt dışında ve firari durumunda yaşıyor.
    AKP bütün sıkışmışlığını aslında işçilere öncülük edecek düşünceyi tasfiyeye adamıştı ve bunu belli ölçüde başardı. Bugün çıkmaz diye yaşadığımız şey aslında bu” diye konuştu.

    AKP’nin bir korku imparatorluğu inşa ettiğini kaydeden Saçılık, şunları söyledi:

    “Bugün KHK’ler ile iş güvencesini ortadan kaldırdı, sendikaları etkisizleştirdi ve kamuda çalışan memurları AKP’nin militanı durumuna getirdi. Aslında beni işten atmış olmakla, aynı zamanda milyonlara bir korku vermiş oldu ve bu korku üzerinden de bir korku imparatorluğunu inşa etti.
    Şimdi benim gibi birkaç karşı duranlar hariç, ne yazık ki bizim sendikalarımız gerekli tepkiyi vermedi. Şu anda 50 bin açıktan atama var. AKP 50 bin kişiyi, kendi militanını devlete atamış durumda. Bunun ötesinde sözlü sınav ve benzeri gibi şeyler söyleyerek belediyelerde çöp işinde bile çalışamaz duruma getiriyor. Bir belediye işçisi diyor ki: Kadro verdiler işimden attılar. Sebebi güvenlik soruşturması. Ben kamyonun arkasında çöp topluyordum.

    Yani ülkeye ne kadar zararlı olabilir ki çöp toplarken. AKP bugün kendinden olmayan, kendine biat etmeyen herkesi aç kalmakla karşı karşıya bıraktı.

    “MİLYONLARIN ÖFKESİNİ TOPARLAYABİLECEK İRADEMİZ VAR”

    Biz burada milyonların öfkesini toparlayabilecek bir iradeye sahibiz. Ben bu gücü kendimizde görüyorum.
    AKP % 1’in partisidir. OHAL’ i kullanarak, “Bütün sendikalara ve grevlere müdahale ediyoruz daha ne istiyorsunuz” diyen ve aynı zamanda asgari ücretle ilişkili “gözünüze, dizinize dursun” diyen bir anlayıştır. AKP sermayenin temsilcisidir.
    Ne yazık ki milyonlar şu anda yanlış bir bilinçle yönetiliyorlar.”

    Kitlelere seslerini duyuracak aygıtları yaratmak gerektiğini söyleyen Saçılık, solun geleneksel tarzda mücadele yöntemlerini seçtiğini, yeni örgütlülükler yaratmak gerektiğini dile getirdi.

    “BUYRUN TARTIŞALIM”

    Seçimlerin ardından CHP’li olmadığı halde CHP’ye, HDP’li olmadığı halde HDP’ye oy veren ve kendini sağ ve muhafazakar olarak tanımlayan bir kesimin olduğuna vurgu yapan Saçılık, “Biz bu milyonları örgütleyecek yeni tipte bir örgüt, yeni tipte bir arayış içerisinde olmalıyız diye düşünüyorum. Bu devletli bir kafayla olmaz, bu sadece ideolojik bir angajmanla olmaz. Genel bir kitle hareketini kucaklayacak ve mevcut ezberi bozabilecek yeni bir tarzın gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun içinde sol ve sosyalist harekete, “buyurun tartışalım” diyorum” çağrısı yaptı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA