Etiket: soma

  • Soma Katliamı’nın 11. yılında 301 madenci anıldı: Unutturmayacağız!-VİDEO

    Soma Katliamı’nın 11. yılında 301 madenci anıldı: Unutturmayacağız!-VİDEO

    PİRHA- Soma’da, Mayıs 2014’te yaşanan maden katliamında hayatını kaybeden 301 emekçi için düzenlenen anmada katledilen işçiler için adalet arayışının süreceği vurgulandı. Anmada konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Soma davasında verilen kararlara tepki göstererek, “Yemin olsun, Soma davası yeniden görülecek. O tekmeyi atanlardan hesabın sorulacağı, emeğin ve mücadelenin kazanacağı günler yakındır” diye konuştu.

    Manisa’daki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri, 11 yıl önce Soma maden katliamında hayatını kaybeden 301 işçi için anma programı yaptı.

    Anmada, “Unutmadık, unutturmayacağız”, “Soma’yı asla unutma, 301 için ayağa” yazılı pankart ve “Soma için adalet”, “Balıkesir için adalet” yazılı dövizler açıldı. Anma programında sık sık “301’i unutma, unutturma”, “Soma’nın hesabı sorulacak” sloganları da atıldı.

    Anmaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP milletvekilleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, kentteki siyasi partilerin yanı sıra çevre illerden de çok sayıda kişi katıldı.

    “MÜCADELEYİ SÜRDÜRMEK VİCDAN BORCUDUR”

    Anmayı düzenleyen kurumlar adına ortak basın açıklamasını Avukat Can Çolak yaptı. Çolak, yargının vermiş olduğu kararların kamu vicdanını derinden yaraladığını vurgulayarak “Adaletin terazisi bir kez daha şaşmış, sorumlular hesap vermemiştir. Buna rağmen bizler bir daha böyle acıların yaşanmaması için mücadelemizi azimle sürdürmeye devam edeceğiz. Artık 12 Mayıs sadece bir tarih değil, toplumsal hafızamızda derin bir yara, yüreğimizde sönmeyen bir ateştir. 301 madencimizin hatırasını yaşatmak, geride bıraktıklarına sahip çıkmak bizler için bir vicdan borcudur” diye kaydetti.

    301 MADENCİNİN YAKINLARI: ACIMIZ AYNI!

    Anmada konuşan katledilen işçinin aileleri ise “adaletin yerini bulmadığını” dile getirerek, “Adalet yerini bulamayacak hiçbir zaman, çünkü temelden sarsıldı. 301 canımızı andıkça ilk gün ki gibi içimiz yanıyor. 11 yıl oldu hiç bir zaman unutmadık, acımız yine aynı. Onun için 13 Mayıs’ın gelmesini hiçbir zaman istemiyoruz. 13 Mayıs geldiği zaman aynı o günkü acıyı yaşıyoruz” diye belirtti.

    “UNUTTURMAK İSTEYENLERİN KARŞISINDA OLACAĞIZ”

    Bağımsız Maden İş Sendikası Başkanı Gökhay Çakır ise konuşmasında11 yıldır adalet için mücadele ettiklerini söyledi. Mücadelelerini kararlıkla devam ettireceklerini ifade eden Çakır, “Biz bu anmaları 20, 30 kişi ile yaptığımızı da biliyoruz. 301 kardeşlerimizle evde, kahvede, yer altında nefes aldık, nefes verdik. Bu kardeşlerimizi biz unutmayacağız ama unutturmak isteyenlerin de her zaman karşısında duracağız” şeklinde konuştu.

    “O TEKMEYİ ATANLARI UNUTMADIK”

    İzmir Maden Mühendisleri Odası Başkanı Aykut Aydemir ise dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın eski Özel Kalem Müdür Yardımcısı Yusuf Yerkel’in attığı tekmeyi hatırlatarak şunları kaydetti:

    “Bu düzen böyle gittiği müddetçe bu katliamlardan kurtulma şansımız yok. 11 yıldır 53 tane Soma yaşadık. Bu 53 Soma’yı yaşadığımızda kimseden ses çıkmadı. Bu iktidarın bir tane mevzuatı değişmedi. Bu yüzden buradan bir kez daha sesleniyoruz; o tekmeyi atanı da unutmadık, attıranı da unutmadık, unutmayacağız, hesabını soracağız.”

     CAN ATALAY VE SELÇUK KOZAĞAÇLI’NIN MESAJLARI OKUNDU

    Soma ailelerinin avukatları Selçuk Kozağaçlı ve Şerafettin Can Atalay’ın cezaevinden gönderdikleri mesajlar da anmada okundu. Avukatlar, gönderdikleri mesajlarda Soma maden katliamında katledilen işçiler için mücadelelerini sürdüreceklerini bildirdiler.

    ÖZGÜR ÖZEL: SOMA’YA ADALET GELMESİ LAZIM

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise konuşmasında kar için madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliğini riske atıldığına vurgu yaptı. Özel devamında şunları söyledi:

    “Mahkemede ilk başta adaletin peşinde bir hakim vardı. Karara geçmeden o hakimi İzmir’e yollayıp birilerine göre karar kuracak bir hakim getirdiler. O hakim maalesef gerçek apaçık ortadayken, bilinçli taksir suçlamasından hüküm verdi. O gün Yargıtay da ilgili daire de 5 hakim oybirliği ile o kararı bozdu. Dediler ki; ‘Sen olası kastı burada kullanmayacaksan nerede kullanacaksın?’ O gün ant içtik ‘Bu mahkeme bir daha görülecek’ diye. Türkiye işçi sınıfının, kar için canını vermemesi, daha büyük Soma’lar yaşanmaması için Soma’ya adalet gelmelidir” diye konuştu.

    “301 MADENCİNİN HESABI SORULACAK”

    Özel, konuşmasının devamında, “13 Mayısları matemden değil, kazanımların yıldönümüne dönüştürmek üzere büyük bir mücadeleyi hep birlikte veriyoruz. Kimse üzülmesin. Artık o tekmeyi atanlardan hesabın sorulacağı, o madenciyi yakanlardan hesabının sorulacağı, 301’in hesabının sorulacağı, artık emeğin ve mücadelenin kazanacağı günler yakındır. Hep birlikte başaracağız. Nice 13 Mayıs’larda mücadeleyi sürdürmek üzere, bir arada olmak üzere hepinizi saygıyla selamlıyorum. Hep buradayız, hep sizinle birlikte olacağız. Unutmadık, unutturmayacağız. Mücadeleyi başarana kadar, kazanana kadar sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından, katledilen işçiler için 3 dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. Ardından kitle, 301 işçinin mezarını ziyaret etmek için yürüyüşe geçti.

    PİRHA/MANİSA

     

     

  • Soma Katliamı’nın 11. yılı: Sorumlular hesap vermedi!

    Soma Katliamı’nın 11. yılı: Sorumlular hesap vermedi!

    PİRHA- Soma’da alınmayan önlemler yüzünden 301 işçinin yaşamını yitirdiği, 301 ailenin yüreğini yakan ve sorumluların cezasızlık politikası ile serbest bırakıldığı katliamın üzerinden 11 yıl geçti. 13 Mayıs 2014‘te Soma Kömürleri AŞ’ye ait Eynez Ocağı’nda 301 madencinin can verdiği, 700 işçinin yaralandığı ülke tarihinin en büyük işçi katliamı yaşandı.

     

    Uzun yıllar süren dava sürecinde patronun ihmalleri ve katliamın göz göre göre geldiği mahkeme tutanaklarına, bilirkişi raporlarına da yansıdı. Ailelerin yüreği soğumamışken dava sonucunda patrona ve diğer sorumlulara ödül gibi cezalar verildi. Yetmedi katliamın sorumluluğu mahkeme tarafından tescillenmiş olan patron Can Gürkan serbest bırakıldı. Kamu görevlilerin yargılanması engellendi, madenci ailelerinin avukatı ise tutuklandı. Geriye ise gözü yaşlı aileler, kadınlar, babasız büyüyen çocuklar kaldı.

    Soma Katliamı Davası’nın 11 Temmuz 2018 günü görülen karar duruşmasında Maden Patronu Sanık Can Gürkan’a, taksirle öldürme suçundan 15 yıl hapsine ve 3 yıl maden işletme işinden men edilmesine karar verildi.

    Sanıklar Genel Müdür Ramazan Doğru, Akın Çelik, İsmail Adalı, Ertan Ersoy, Memet Ali Günay Çelik, Yasin Kurnaz, Hilmi Kazık, Hilmi Karakoç, Hüseyin Alkan, Mehmet Erez, Haluk Evinç, Fuat Ünal Aydın, Murat Bodur hakkında ise 7 yıl ile 22 yıl arası hapis cezaları verildi.

    Dava daha sonra istinafa taşındı. İstinaf Mahkemesi Patron Can Gürkan’ın serbest bırakılmasına, maden işletmeme cezasının da kaldırılmasına karar verdi. Yani şu an dışarıda olan, 301 madencinin ölümünde sorumlu olduğu mahkemece tescillenmiş Can Gürkan istediği zaman bir maden işletebilecek.

    Soma’da 2006 yılına kadar Türkiye Kömür İşletmelerine ait olan ocak, 2006 yılında ihaleyle Park Teknik’e verildi. Ancak Park Teknik, 2009 yılında “İleride telafisi mümkün olmayan olayların çıkma ve yangın ihtimaline karşı” ihaleyi geri vermek istedi. Riskli olan ocağın ihalesini TKİ, Soma AŞ’ye verdi.

    Devlet şirkete ocağı rödovans sistemiyle, yani ne kadar kömür çıkarsa çıksın hepsini alma garantisiyle verdi. Maden Mühendisleri Odası kaza ile ilgili hazırladığı raporda 2009 yılında 230 bin ton olan üretimin bir yılda 10 kat arttırılarak 2.6 milyon tona çıkarıldığını açıkladı. Maliyet düşürüldü. Soma AŞ Patronu Alp Gürkan da katliamdan önce yaptığı bir açıklamada, “Özel sektörün çalışma tarzıyla” üretim maliyetlerini 140 dolardan 23.8 dolara indirdiklerini anlattı.

    MADENDE DAYIBAŞI SİSTEMİ

    İşçi sayısı ve üretimin armasına rağmen ocaktaki havalandırma kapasitesi ve şartlarında ise bir değişiklik olmadı, hatta koşullar daha da ağırlaştı. İşçilere “hadi hadi” denilerek üretim baskısı yapıldığı ortaya çıktı. Şirketin “dayıbaşı” yöntemiyle taşeron işçi çalıştırdığı ortaya çıktı. Sisteme göre işçi yasal olarak ana işverene bağlı gözüküyor, ama fiilen patronu “dayıbaşı” oluyor. İşçinin işe devam edip etmemesinden, alacağı prime kadar her şeye “dayıbaşı” karar veriyor. Dayıbaşları işçiye tokat atacak kadar, işçi üzerinde baskı kurabiliyor.

    İşe başlamadan önce işçilere yalnızca üç gün eğitim verildi. Bir kaza durumunda ne yapılacağı öğretilmedi. Yalnızca tehlike anında çıkışa yönelmeleri gerektiği söylendi. Bazı işçilere hiç eğitim verilmedi, sadece eğitim aldıklarına dair kağıt imzalatıldı.

    KATLİAMIN OLDUĞU GÜN 46 DERECEYDİ

    Katliamdan 4-5 ay önce U3 bölgesinde bir göçme yaşandı ve sıcaklık artışı başladı. Ocakta bariz bir şekilde sıcaklık artışı olduğunu söyleyen işçiler, bunu ilettiklerinde ‘Biz farkındayız’ denilerek terslendi. Sonradan bilirkişi raporlarında yer alan ifadelere göre, yer altındaki karbonmonoksit miktarını ölçen sensörler, faciayı aylar önceden haber verdi. 50 PPM’yi aşmaması gereken karbonmonoksit miktarı beş ay boyunca defalarca bu sınırı geçtiği ve hatta 500 PPM’ye kadar ulaştığı halde, sensörlerin uyarısına kulak asılmadı. Ayrıca oksijen miktarı da çok kez yüzde 19’un altına düşmesine rağmen maden boşaltılmadı. Gaz ölçümlerinden sorumlu teknik nezaretçiler 15 günde bir hazırladıkları onaylı deftere karbonmonoksit yükselişlerini geçirmedi. Öte yandan, madende 30 dereceyi aşmaması gereken kuru sıcaklık miktarı, faciadan önceki bir haftadan itibaren 46 dereceye kadar yükseldi. Katliamın olduğu gün de madendeki sıcaklık 46 dereceydi.

    GAZ MASKELERİ BOZUK ÇIKMIŞTI

    İşçileri zehirli gazlardan koruması gereken maskeler de bozuk çıkmıştı. Maskeler yıllarca denetimden geçmemişti. Ayrıca işçileri koruyabilmesi için de uygun değildi. Maden faciasında kıl payı ölümden kurtulan işçiler, ocağa duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi. İşçilerin buldukları testerelerle hava borularını kesip, bu sayede hayata tutunduklarını söyledi.

    SAYIŞTAY RAPORUNDA DEVLETE KÖMÜR DİYE TAŞ SATILDIĞI BELİRTİLMİŞTİ

    Sayıştay denetçilerinin hazırladığı denetim raporunda 2013 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri ve Türkiye Taş Kömürü Kurumunun faaliyetleri mercek altına almıştı. Raporun üç sayfalık bölümünde “Elbette ki tüvenan (ayrıştırılmamış) tipi kömür taş-kömür karışımıdır” dendi. Bu ifadeler Soma’daki madencilerin, “Biraz da taş basın. Eğer kömür yoksa taş mı yok. Taş yollayın derlerdi” sözleriyle örtüşüyor. Sayıştay raporuna göre Soma AŞ 2013 yılında devlete 2.3 milyon ton teslimat yaptı. Sayıştayın mercek altına aldığı 1 milyon 549 bin 311 ton karışım yıkamaya verildi. Bundan da sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebildi. Kalan 780 bin 520 ton çöpe gitti.

    SENDİKA YÖNETİCİLERİNİ PATRON SEÇİYORDU

    Soma Katliamı’nın ortaya çıkardığı gerçeklerden biri de işçilerin üyesi olduğu sendikanın yöneticilerinin, işçilerin değil patronun tarafında olmasıydı. Özellikle özel şirketlerde ve 6 binin üzerinde işçinin çalıştığı Soma Kömürleri AŞ’de işçiler ocaktan çıkarken şirket yetkililerinin ellerine verdiği zarfları sandığa atarak işverenlerin listesindeki delegeleri seçti. O delegeler de yine şirket yönetiminin belirlediği şube başkan ve yöneticilerine kongrede oy atarak şube yönetimini belirledi. Daha sonra ise Eski Şube Başkanı Tamer Küçükgencay da dahil işçilerin Soma’da istemediği 3 şube yöneticisi, Eski Genel Başkan Nurettin Akçul’un listesiyle genel merkez yöneticiliğine seçildi.

    DAVADA HEYET DEĞİŞTİ, İŞÇİ AİLELERİNİN AVUKATI TUTUKLANDI

    Soma’da 2014 yılında meydana gelen ve 301 işçinin yaşamını yitirdiği dava mart 2015’te mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle başladı.

    Daha önce olası kastla yargılanan (sanığın alacağı ceza ölen kişi sayısına çarpılır) sanıklar, katliamın “FETÖ” tarafından yapılan bir sabotaj olduğunu iddia etti. Sanıkların bu iddiası araştırılırken davayı yürüten ve soruşturmaya hakim olan mahkeme heyeti değişti ve savcı. Mahkeme başkanlığına Afşin Elbistan B Termik Santralinin Çöllolar kömür sahasında yaşanan ve 11 işçinin yaşamını yitirdiği, 9 işçinin cenazelerinin ise halen toprak altında olduğu iş cinayeti davasında, sanıklara sadece para cezası veren Hakim Salih Pehlivanoğlu atandı. Aynı zamanda davanın savcısı da değişti. Savcı mütalaasında, olayın ailelerin ve avukatların talebi olan olası kasta değil, bilinçli taksirle (Ölen kişi sayısına bakılmaksızın verilen, üst sınırı 22.5 yıl olan ceza) meydana geldiğini değerlendirdiğini söyledi.

    Dava sürerken işçi ailelerinin avukatı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı ise tutuklandı. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 12 yıl hapis cezasına çarptırılan ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın cezasını 10 yıl 15 ay olarak ‘düzelterek’ onadı. 

    Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın mal varlığına el koydu. Ancak Alp Gürkan adına kayıtlı 7 taşınmaz için 36 milyon 600 bin TL muhammen bedel tespiti yapıldığı, ancak satış öncesi Alp Gürkan’la imzalanan sulh sözleşmesi gereği satışların geri çekildiği belirtildi.

    Hükümet adına tüm açıklamaları olayın hemen ardından Soma’ya gelen dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yaptı. Taner Yıldız katliama özelleştirmenin davetiye çıkardığı yönündeki ifadelerle ilgili, hükümetin bu politikadan vazgeçmesinin doğru olmayacağını söyledi. Daha sonra da Soma yasası olarak bilinen düzenlemeyle maden patronlarına kıyaklar yapıldı. Düzenlemeye göre kömür madenlerinde yapılan maaş düzenlemeleri nedeniyle işletmelere devlet desteği geldi. Yer altı kömür işletmelerine asgari ücretin iki katı ödenmesi, çalışma sürelerinin kısalması ve yıllık izin gün sayısının artması nedeniyle oluşan maliyetler sebebiyle maden patronlarına destek verildi. İşçiler için ise 2 bin TL’lik maaş asgari ücretin iki katı oldu. Emeklilik yaşı 49 olacaktı, 50 olarak düzenlendi. Taşeron sistemi kaldırılmadı. Haftalık çalışma süresi sadece yer altında çalışan maden işçileri için 36 saat yapılırken, vardiya değişimi yer altında yapıldığı için çalışma saati fiilen yine 45 saatte bırakıldı.

    ERDOĞAN ‘SORUMLU KİM’ SORUSUNA ‘FITRAT’ DEMİŞTİ

    Katliamın ardından Soma’ya giden Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir gazeteci tarafından kendisine yöneltilen “Sorumluluk kime ait?” sorusuna, olay 2014’te yaşanmasına rağmen 1800’lü yıllarda meydana gelen madenci ölümlerini örnek göstererek yanıt vermişti. Erdoğan, “Bu ocakların bu noktada bu tür kazaları sürekli olan şeyler. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Soma’da iptal edilen taş ocağına bakanlıktan ikinci onay

    Soma’da iptal edilen taş ocağına bakanlıktan ikinci onay

    PİRHA- Soma ilçesinde daha önce mahkeme kararıyla iptal edilen kalker ocağı için ikinci kez “ÇED gerekli değil” kararı verildi.

    Manisa Soma ilçesi Dereköy Mahallesi’nde Selim Açıkgöz adına ruhsatlı kalker ocağı hakkında daha önce iptal edilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değil” kararına rağmen ikinci kez “ÇED gerekli değil” kararı verildi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2021’de verilen karar yurttaşların açtığı dava sonrasında 2022’de Manisa 2’inci İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. Buna rağmen Bakanlık yine aynı kararı verdi.

    İlk ruhsat alanında yine alanda Tarım ve Orman Bakanlığı 4’üncü Bölge Müdürlüğü’nün araştırmasına göre Dianthus somanus ve Erodium somanum isimli lokal endemik ve yeni keşfedilen endemik ve nesli tehlike altında bir bitki türü olana Tragopogon sp.nov. ve yine nesli tehlikede olan Paracaryum aucherii isimli başka bir bitki türünü barındırdığı tespit edildi.

    ORMANA KURULACAK

    İkinci kere “ÇED gerekli değil” kararı alınan kalker ocağından açık ocak işletme yöntemiyle yıllık 400 bin ton kalker elde edilmesi planlanırken, alanda inşa edilecek olan kırma-eleme tesisinde ise 380 bin ton malzeme işlenecek. 2038 hektar alanda kurulacak olan ocak sahasının 18,82’si ocak sahası olacak. Ocak sahası öte yandan İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planına göre “Orman Alanı” olarak işaretlendiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Fernas İşçilerinin direnişi zaferle sonuçlandı

    Fernas İşçilerinin direnişi zaferle sonuçlandı

    PİRHA-53 gün boyunca eylem yapan, yalınayak Ankara’ya yürüyen Fernas İşçilerinin mücadelesi sonuç verdi; talepleri kabul edildi.

    Manisa’nın Soma ilçesinde AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’na ait olan Fernas Madencilik’te çalışırken Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan madencilerle, şirket yetkilileri arasındaki görüşmelerde anlaşma sağlandı.

    Sosyal medya hesabından anlaşmayı duyuran Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, “Hep birlikte başardık! 53 gündür hak mücadelesi veren Fernas madencileri ve Fernas şirketi arasında yapılan görüşmeler neticesinde bu gece itibariyle uzlaşma sağlandı. Başta Bağımsız Maden İş Sendikası olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Fernas maden işçileri patronla görüşmek üzere Soma’ya doğru yola çıktı

    Fernas maden işçileri patronla görüşmek üzere Soma’ya doğru yola çıktı

    PİRHA- Fernas maden işçileri, firma yetkilileriyle görüşmek üzere Ankara’dan Soma’ya doğru yola çıktı.

    Manisa’nın Soma ilçesinde AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’na ait olan Fernas Madencilik’te çalışırken Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarılan madenciler, Ankara’ya taşıdıkları eylemlerinin 14’üncü gününde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in Ferhat Nasıroğlu ile yaptığı görüşme sonrası Soma’ya dönme kararı aldı.

    Madenciler, müzakere yolunun açıldığını ve Cuma günü Soma’da Fernas yetkilileri ile görüşüleceğinin kendilerine bildirilmesi sonrası Ankara’dan Soma’ya doğru yola çıktı.

    DEM Parti ve CHP milletvekilleri, Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Pir Sultan Abdal Derneği ve çok sayıda kişi, madencileri uğurladı.

    DAYANIŞMA GÖSTERENLERE TEŞEKKÜR

    Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, 53 gündür eylem yaptıklarını belirterek yarına kadar eylemlerine ara verdiklerini belirtti. Çakır, “Yarın 5 kişilik heyetimiz iş yerindeki patron vekilleri ile görüşecekler. Buradan sonuç ne çıkar onu bilemeyiz. Sonuca göre açıklamamızı yapacağız. Türkiye’deki bütün işçi sınıfına, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, kamuoyuna sonsuz teşekkür ederiz. Bu başarı bizim başarımız değil, Türkiye’nin başarısıdır” dedi.

    İşçiler, “Güle güle dostlar Soma’ya da bekleriz” sloganı attı.

    (HABER MERKEZİ)

  • 170 yazar, edebiyatçı ve sanatçıdan Fernas işçilerine destek: Fernas işçilerinin yanındayız

    170 yazar, edebiyatçı ve sanatçıdan Fernas işçilerine destek: Fernas işçilerinin yanındayız

    PİRHA- 170 yazar, sanatçı ve edebiyatçı, sendika üyesi olduktan sonra işten çıkarılan Fernas Madencilik işçilerine destek açıklaması yayımladı. Açıklamada, “Fernas işçilerinin yanındayız” denildi.

    Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan ve AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’nun sahibi olduğu Fernas Madencilik’te Bağımsız Maden İş Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları için işten çıkarılan işçiler ve madenciler Ankara yürüyüşü 4’üncü gününde.

    170 yazar, edebiyatçı ve sanatçı da Fernas Madenciliği müzakere ve çözüm için sorumluk almaya çağıran bir açıklama yayımladı.

    “ÇÖZÜM İÇİN SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Sanatçıların işçileri destekleyen açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Fernas Madencilik işçileri, Soma’dan Ankara’ya yürüyor. Hayatları için, kölelik ve ölüm koşullarına, işten atılmalara karşı, yeni Soma faciaları yaşanmasın diye yürüyorlar. Fernas işçileri: İşçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmasını, düşük maaşların Soma ortalamasına çekilmesini, sendikal haklarının sağlanmasını istiyorlar. Talepler bu kadar basit ve net, bu denli hayati. Anayasal haklarını kullanan, ücret artışı ve sendikalaşma için direnen işçilere reva görülen şiddeti bu ülkenin yurttaşları-yazarları olarak utanç ve endişe içinde izliyoruz. Fernas işçilerinin yanındayız. İktidarı, işçilerin demokratik hakların kullanması engellemekten vazgeçmeye, Fernas Madencilik sahiplerini müzakere ve çözüm için sorumluluk almaya çağırıyoruz.”

    İMZACI İSİMLER

    A.Kadir Paksoy, A.Uğur Olgar, Abdullah Aren Çelik, Abdurrahman Ohtaroğlu, Abdurrahman Türkmen, Abdulkadir Budak, Abidin Parıltı, Adil Okay, Adnan Özyalçıner, Afşin Kum, Ahmet Güneş, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Algan Sezgintüredi, Ali Erkan Güneri, Ali Şeker, Aliye Özlü, Arif Berberoğlu, Arlin Çiçekçi, Arzu Cura Altunbulak, Ayfer Tunç, Ayşe Övür, Ayşe Sarısayın, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Şahin, Bahtiyar Kaymak, Barış İnce, Başak Canda, Başar Yılmaz, Bayram Sarı, Bedia Ceylan Güzelce, Belgin Bıyıkoğlu, Beyda Yıldız, Bilal Kayabay, Birgül Oğuz, Buket Uzuner, Burhan Sönmez, Bülent Akay Bülent Güldal, Bülent Tekin, C. Hakkı Zariç, Cem Erdeveciler, Çiğdem Koç, Çoşkun Özbucak, Cuma Boynukara, Defne Suman, Deniz Durukan, Dilruba Nuray Erenler, Edip Yeşil, Emre Caner, Emre Dursun, Emrullah Alp, Eray Canberk, Erdal Dalgıç, Erdal Yıldırım, Erdoğan Aydın, Esat Şenyuva, Ezgi Tanergenç, Faruk Güçlü, Fatih Gezer, Fatma Gülara Işık Tuğcu, Fatma Şahin Gündoğan, Feyza Hepçilingirler, Figen Şakacı, Gaye Boralıoğlu, Gonca Özmen, Gönül Kıvılcım, Gülayşe Koçak, Gündüz Vassaf, Güney Özkılınç, Gürel Sürücü, Halil İbrahim Özcan, Halil Özçelik, Hatice Eroğlu Akdoğan, Hatice Kaya, Haydar Ergülen, Hayrettin Geçkin, Hıdır Murat Doğan, Hüseyin Duygu, İ. Uğur Toprak, İsmail Güzelsoy, Işık Demirtaş, Kadir Akın, Kamil Tekin Sürek, Zeynep Oral, Kazım Güçlü, Korhan Atay, Lal Laleş, Latife Tekin, Levent Karataş, Leyla Şahin, Mahsun Doğan, Mehmet Ali Güner, Mehmet Ataman, Mehmet Bilal Dede, Mehmet Dağ, Mehmet Dağıstanlı, Mehmet Kılıç, Mehmet Özceylan, Mehmet Öztürk, Mehmet Said Aydın, Mehmet Şirin Bulga, Melike İlgün, Menekşe Toprak, Merih Atak, Metin Fındıkçı, Mihrap Aydın, Murat Gülsoy, Murat Özyaşar, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Güçlü, Mustafa Köz, Müge İplikçi, Müren Beykan, Nahit Kayabaşı, Nail Uyar, Nazmi Bayrı, Necdet Arslan, Nesimi Aday, Neslihan Önderoğlu, Nurhan Suerdem, Orhan Pamuk, Ömer Asaf Tosun, Ömer Faruk, Ömer Türkeş, Özer Akdemir, Özge Doğar, Özgün Enver Bulut, Özkan Mert, Özlem Akıncı, Polat Özlüoğlu, Rabia Çelik Çadırcı, Recai Şeyhoğlu, Rıdvan Hatun, Salih Öztürk, Selcan Peksan, Sema Kaygusuz, Semra Bülgin, Semrin Şahin, Serpil Gündüz, Sezai Sarıoğlu, Sibel Oral, Suavi Suzan Kuyumcu, Süleyman Yağız, Şafak Pala, Şenel Gökçe, Şerif Temurtaş, Tahir Şilkan, Tahsin Şimşek, Tahşin Şimşek, Tarık Günersel, Taylan Özbay, Tomris Özden, Tozan Alkan, Turgay Fişekçi, Turgay Kantürk, Turgut Çeviker, Tülin Dursun, Umay Umay, Utkun Büyükaşık, Vecdi Erbay, Vedat Yazıcı, Veli Bayrak, Yasemin Özek, Yavuz Ekinci, Yekta Kopan, Zeynep Oral, Zülfü Livaneli.

    (HABER MERKEZİ)

  • Soma’da direnen maden işçilerine müdahale-VİDEO

    Soma’da direnen maden işçilerine müdahale-VİDEO

    PİRHA- Manisa’nın Soma ilçesinde Fernas Madencilik önünde 24 gündür direnen 4 işçi ile Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır darp edilerek gözaltına alındı. 

    Manisa’nın Soma ilçesinde bulunan ve AKP Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’na ait Fernas Madencilik isimli şirkette çalışırken, Bağımsız Maden İş Sendikası’na (Bağımsız Maden İş) üye oldukları için işten çıkarılan 7 işçinin direnişi 24’üncü gününde devam ediyor.

    İşçilerin maden önünde yaptığı oturma eylemine kolluk güçleri tarafından müdahale edildi. İşçiler, müdahaleye ve işçileri tekmeledikten sonra karşısına geçip “oh” diyen polise tepki göstererek, “301’den sonra bizi yine tekmelediniz. Yer altında ölmedik buraya ölmeye geldik. Korkmuyoruz” dedi.

    Müdahale sonrası polis, Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve 4 işçiyi darp ederek gözaltına aldı. Gözaltına alınan 5 kişinin jandarma karakoluna götürüldüğü öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Soma’da madencilerin direnişi sürüyor: Gözaltına alınan madencilere avukat yasağı-VİDEO

    Soma’da madencilerin direnişi sürüyor: Gözaltına alınan madencilere avukat yasağı-VİDEO

    PİRHA- Soma’da işten çıkarılan madencilere destek için yürüdükleri sırada gözaltına alınan sendika yöneticisi ve madencilere avukat yasağı getirildi. Avukat Mert Batur, “Kendileriyle avukat görüşü dahi yapılmasına izin verilmiyor. Bunun savcı talimatıyla yapıldığı söylendi. Asla geri adım atmayacağız” dedi.

    Manisa’nın Soma ilçesinde Fernas Madencilik’te çalışırken Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’na üye olduktan sonra işten çıkarılan işçilerin maden önündeki eylemi 6’ncı gününde devam ediyor. İşçilerin bir kısmı maden önünde nöbetteyken, bir kısmı da Soma Millet Bahçesi’nde bekliyor. Millet Bahçesi’ne “Fernas patronu Ferhat Nasıroğlu mecliste yasa yapıyor, iş yerinde yasa çiğniyor” pankartı asıldı.

    HALA GÖZALTINDALAR

    Dün gözaltına alınan Bağımsız Maden İş Genel Başkanı Gökay Çakır, sendikanın Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu ve 2 maden işçisi ise halen gözaltındayken, madenci yakını Reyhan Topuz ise dün ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

    “SOMA HALKI ARKAMIZDA”

    Konuya ilişkin açıklama yapan sendika avukatı Mert Batur, gözaltındakilerin durumunu sormak için ilçe emniyetine ve adliyeye gittiklerini aktardı. Batur, “Kendileriyle avukat görüşü dahi yapılmasına izin verilmiyor. Bunun savcı talimatıyla yapıldığı söylendi. Adliyeye gittiğimizde savcının kendisi yoktu. Adliye güvenliğine ‘madencileri ve sendika avukatlarını adliyeye dahi sokmayın’ diye talimat verildiğini öğrendik. Herhangi bir karar olmaksızın telefonlarına el konuldu ve gözaltı süresinin uzatılabileceğine dair bilgi yayılmış durumda. Öncelikle savcı beyi uyarıyoruz; bizi sınamasın. Biz bu eylemde yola çıkarken sonuç ne olursa olsun kazanacağız diye yola çıktık. Biz burada 3-5 tane madenci değiliz, bütün Soma halkı arkamızda” dedi.

    “ASLA GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Batur, “Bu onları da suçlu konumuna getirecek. Bu emirleri nihayetinde verdiğini bildiğimiz Ferhat Nasıroğlu, sen bir vekil olarak mecliste oturuyorsun, Anayasayı, TCK’yı çiğnedin. Şimdi de burada talimat verebildiğin, savcı ve kolluk eliyle ailelerin karşısına dikiliyorsun. Sana bu hakkı vermiyoruz. Sana yenilmeyeceğimizi ve bütün haklarımızı alana kadar mücadelede olduğumuzu söylüyoruz. Buradan barolara ve milletvekilerine de sesleniyoruz. Burada, mecliste oturan bir vekil tarafından hukuk çiğnendi. Arkadaşlarımızın 24 saat içinde, yani 16.00’de serbest bırakılması gerekir. Eğer serbest bırakılmazlarsa olabilecek her şeyin sorumluluğunun bu çağrıya yanıt vermeyen yetkililerde olduğunu bilsinler. Asla geri adım atmayacağız” diye ekledi.

    “HAKKIMIZI İSTİYORUZ”

    Gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan Reyhan Topuz ise eşinin Fernas Madencilik’te çalıştığını ve uzun zamandır sorun yaşadığını aktardı. Topuz şunları söyledi:

    “Fernas’ta sosyal hakların geri gelmesini, diğer maden işletmeleri ile aynı olmasını istiyoruz. Biz aslında çok şey istemiyoruz, hakkımızı istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Fernas Madencilik önünde madenciler haklarını arıyor: Açıklamaya jandarma engeli-VİDEO

    Fernas Madencilik önünde madenciler haklarını arıyor: Açıklamaya jandarma engeli-VİDEO

    PİRHA-Fernas Grup’a ait maden işletmesinde sendikalaşan 7 işçinin işten çıkarılmasının ardından madenciler direnişe geçti. Madenci ailelerinin katılımıyla şirket önünde yapılmak istenilen basın açıklamasına jandarma engel oldu.

    Manisa Soma’da Fernas Madencilik önünde 6 gündür; 7 kişinin sendikal sebeplerle işten atılmasına karşı, işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması ve hakların iyileştirilmesi için eylem yapılmakta. Eylemin ilk gününde 70 madenci gözaltına alınmıştı.

    Bugün madenci ailelerinin ve dostlarının katılımıyla şirket önünde açıklama yapmak için duyuru yapıldı. Aileler engellenerek, maden yoluna çıkan bütün yollar kolluk tarafından kesildi. Jandarma, maden yolunda olan köylülerin evlerine gitmelerine de müsaade etmiyor.

    PİRHA/MANİSA

  • CHP Genel Başkanı Özel’den Kobane davası açıklaması: Adalet bekliyoruz!

    CHP Genel Başkanı Özel’den Kobane davası açıklaması: Adalet bekliyoruz!

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel, karar açıklanması beklenen Kobanê davasını takip edeceklerini söyleyerek “Adalet bekliyoruz” dedi. Özel, Tasarruf Genelgesi için de Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulundu.

    Partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in gündeminde eczacılardan hemşirelere, engellilerden çiftçilere, polislerde ataması yapılmayan öğretmenlere birçok meslek grubunun yaşadığı sorunlar vardı.

    Soma maden katliamının yıldönümü hakkında, yargılama sürecindeki hukuksuzluğa dikkat çeken Özel, işçilere sendikalaşma çağrısı yaptı. Özel, “Soma’dan beri 649 madenci daha öldü ama kimsenin haberi bile olmadı. Soma’dan beri 2 Soma daha oldu. Burada mesaj Türkiye işçi sınıfına, örgütlenin, örgütlenin, örgütlenin” dedi.

    Kamuda Tasarruf Genelgesi’nin Cumhurbaşkanlığı harcamalarının da kapsamasını olumlu bulduklarını dile getiren Özel, Numan Kurtulmuş’a başkanlık divanını toplayıp TBMM için de tasarruf genelgesi hazırlama çağrısı yaptı. Özel, belediyelere yatırım sınırı ve kamuya atama kısıtlaması maddelerine tepki gösterdi, “Bu numaraları yemeyiz” dedi.

    Perşembe günü karar açıklanması beklenen Kobanê Davasını takip edeceklerini belirten Özel, “Adalet çıkmasını bekliyoruz. Hukuka uyulması temennimizdir” dedi.

    Özel 18 Mayıs’ta Saraçhane’de atanmayan öğretmenler ve müfredat değişikliği hakkında yapacakları buluşmaya da çağrıda bulundu.

    ‘SOMA’DAN BU YANA 2 SOMA DAHA OLDU, KİMSENİN HABERİ OLMADI’

    Özel’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

    “Soma için unutursak yüreğimiz kurusun” dedik. İlk duruşmada 4 kilometre kuyruk vardı, son duruşmada salonda 200 kişiydik.

    Sonuçta hepimizin yüreğini kanatan bir karar alındı, Yargıtay kararı 5-0 bozdu. Karar 5 ay bekledi. Yargıtay’ın 5 üyesinden 3’ünü değiştirdiler. Yeni gelenler bir önceki kararı 3-2 bozdu. Ölen işçi başına 5 gün yatanlar çıktılar dolaştılar, dün de küstahlık yaptılar. ‘Soma demeyin, biz orayı unuttuk’ dedi.

    Dün Soma’da tarihin en büyük kalabalığı vardı. Dün oradaki anneler ilk kez ‘Biz adaletin geleceğine inandık’ dediler. Getireceğiz and olsun. Soma’dan beri 649 madenci daha öldü ama kimsenin haberi bile olmadı. Soma’dan beri 2 Soma daha oldu. Burada mesaj Türkiye işçi sınıfına, örgütlenin, örgütlenin, örgütlenin. Bütün işçileri sarı sendikalarına değil, mücadele sendikalarına üye olmaya davet ediyorum.

    ‘ECZACILARIN SORUNLARINI DİLE GETİRMEYE DEVAM EDECEĞİM’

    Eczacılar çok kutsal bir mesleği büyük zorluklarla yapıyorlar. Gece gündüz çalışıyorlar. Odaları, birlikleri kamu yararını her şeyden çok gözetiyorlar, kendi sorunlarından çok hastaların sorunlarını dile getiriyorlar. Sorunlarını biliyorum, dile getirmeye devam edeceğiz. Eczacılarla ve mesleğimle gurur duyuyorum.

    TÜİK verilerine göre ülkemizin sağlık harcamalarına ayırdığı para yüzde 3,7. Bunun da en düşüğü ilaca ayrılıyor. Doktor ilaç yazıyor, 130 liralık ilacın 55’ini devlet, 75’ini hasta ödüyor. Yerli ilaç kullanımı geriliyor, yabancı ilaç kullanımı artıyor.

    SMA hastası çocuklar vicdanımızda yara. Ama asıl sorun Türkiye’nin bir yetim ilaç politikası olmamasıdır. SMA hastası ana baba tek başına bırakılıyor. O ilaç sürümü olmadığı için 100 milyon liradır. Bir bütçe yapacaksınız. Bu alanda kim para kazanıyorsa bir kumbara yapılacak. Bu ülkede kimin yetim ilaca ihtiyacı olursa o ilacı parasız alacak.

    ÇİFTÇİ SAYISI 10 YILDA YÜZDE 55 AZALDI

    Milletin efendilerinin Çiftçiler Günü’nü kutluyorum. Genç Cumhuriyet ülkemizi buğdaydan un, pancardan şeker, pamuktan tekstil üreten fabrikalarla donattı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında topraksız köylü topraklandırıldı. İkinci Dünya Savaşı’nda bile bunlar yapılırken bu bilimsel yürüyüş sekteye uğratıldı. Bugün ağır bir gıda ve tarım kriziyle karşı karşıyayız. AK Parti döneminde 2 Trakya’yı kaybettik. Çiftçi ektikçe zarar eder durumda. SGK verilerine göre kayıtlı çiftçi sayısı 10 yılda yüzde 55 azaldı. Artık genç çiftçi yok, yaş ortalaması 58. TÜİK Nisan gıda enflasyonunu yüzde 68 olarak açıkladı. OECD ortalaması yüzde 5,5. Türkiye en kötü 4. sırada. Bu konuda kapsamlı bir hazırlığımız var.

    Sadece CHP belediyeleri geçtiğimiz dönemde tohumu, gübreyi ücretsiz verip buğdayı satın alıp Halk Ekmek fabrikalarında halka ekmek yaptılar, sütü alıp çocuklara süt dağıttılar.

    Biz engellileri 1 gün hatırlamak istemiyoruz. Dezavantajlı bir grup olmaktan çıkarmak için yeni bir kamusal düzenleme öneriyoruz.

    KURTULMUŞ’A ÇAĞRI: MİLLETİN VEKİLLERİ TASARRUFUN DIŞINDA KALMASIN

    Dün kamuda tasarruf genelgesi yayınlandı. 10. genelgeydi. 1 olumlu fark var; o da sarayın Cumhurbaşkanlığı harcamalarının genelge dışında tutulmamış olması. Bir tek Meclis dışında tutulmuş, o da normal. Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulunuyorum; Meclis’e tasarruf et deme yetkisi yürütmede değildir, kendi genelgemizi hazırlamayız. Başkanlık divanı toplansın, milletin vekilleri tasarrufun dışında kalmasındalar.

    Genelge “Yüzde 15 yatırım harcamalarından tasarruf yapacağız” diyor. Kendi tasarruflarımızla yarattığımız bütçeyi kullanıp yatırım yapmamıza engel olursanız biz arada yokuz. Benim başkanlarım hiçbir çelmeye izin vermeyecek, veren olursa hesaplaşırız.

    İkinci olarak, ’emekli olan kadar çalışan atanacak’ deniyor. Yani işsize ‘Ben parayı KKM’ye verdim, 5’li çeteye verdim, sana para yok’ deniyor. Bundan önce kimse bunların genelgelerine uymadı, başta kendileri. Kemeri garibana sıktırıp parayı 5’li çetelere veriyor. Ben kamunun israfa son vermesine sonuna kadar destek oluyorum. Ama emekliye, memura zam isteyince ‘tasarruf yapıyoruz’ diyecekler. Bu numaraları yemeyiz.

    Koca genelgede umudumu artıran bir madde var; vergide adalet. Zurnanın zırt dediği yer burası. En pahalı kotralarla gezenlerden traktöre mazot alanlardan daha az vergi alıyorlar. Vergi az kazanandan az, çok kazanandan çok, kazanmayandan hiç alınmaz. Bizde kazanan kazanmayan herkesten yüzde 65 vergi alınıyor. ‘Vergide adaleti’ ilk kez söylediler destekliyoruz.

    ‘KOBANÊ DAVASINDAN ADALET ÇIKMASINI BEKLİYORUZ’

    Kobanê Davası’nı güçlü bir heyetle takip edeceğiz. Adalet çıkmasını bekliyoruz. Hukuka uyulması temennimizdir. Kararın kurulmasında AİHM ve anayasa kararlarının bağlayıcılığın göz önüne alınmasını bekliyoruz.

    18 MAYIS’TA SARAÇHANE’DEYİZ

    18 Mayıs saat 13.00’te İstanbul’da Saraçhane Meydanı’nda olacağız. Yıllar önce Ecevit’e ‘Madem atamayacaktın bu çocukları neden okuttun diyenlere’ sesleneceğiz. 1 milyon öğretmen atama bekliyor. ‘Mülakatı kaldırıyoruz’ dediler vazgeçtiler. Dur demezsek çocuklarımız sadece mülakat değil, müfredat mağduru olacak.”

    (HABER MERKEZİ)

  • TMMOB Ankara İKK: İş cinayetlerinin asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    TMMOB Ankara İKK: İş cinayetlerinin asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    PİRHA – TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu(İKK), İş Cinayetleri İle Mücadele Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hükümetin sorumluluklarına dikkat çekti. İş cinayetleri ve meslek hastalıklarının tamamen önlenebilir olduğunu belirten TMMOB, “İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının asıl nedeni teknik değil, politiktir!” vurgusunu yaptı.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu, İş Cinayetleri İle Mücadele Günü sebebiyle açıklama yaptı. “İş cinayetleri kaza değildir” vurgusunun yapıldığı yazılı açıklamada, işveren kesimin ihmallerine vurgu yapıldı.

    Siyasal hükümetin, iş cinayetleri konusunda kayıtsız kaldığına değinen TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, şu açıklamayı paylaştı:

    “3 Mart 1992 tarihinde Zonguldak Kozlu’da kömür ocağında meydana gelen ve 263 emekçinin hayatını kaybettiği grizu patlamasının üzerinden 32 yıl geçti.

    Yine madenlerde, inşaatlarda, tarımda, ormanda, kimya sanayiinde, taşımacılıkta, tersanelerde, ticaret ve büro işyerlerinde iş cinayetlerini, işçi ölümlerini, katliamları konuşuyoruz.

    Ne yazık ki, insana, emekçiye, doğaya düşman olan düzen, emekçi ve doğa katliamı sürüyor.

    Özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, kuralsızlaştırma, denetimsizleştirme politikaları, çalışma, çalışma saatlerinin uzatılması/mesai saatlerinin uzatılması, çalışma ortamının düzensizliği, gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması, etkin bir denetim sisteminin kurulmaması sonucunda meydana gelen ölümler, meslek hastalıkları, sakat kalma her geçen gün artıyor.

    Sermaye sınıfının temsilcisi siyasi iktidar, her iş cinayetinin ardından; ‘kader, fıtrat, kader planı, acı çekmeden güzel öldüler, bu mesleğin kaderinde var’ şeklinde açıklama yapmayı uygun gördü. Çünkü ölenler ne kendi evlatlarıydı ne de yakınıydı. Onların insan ve insan emeğine karşı kayıtsız tutumları iş cinayetlerini her geçen gün artırıyor.

    Analar, babalar kendilerinden önce evlatlarını toprağa koyuyor, binlerce çocuk yetim kalıyor, kadınlar hayat arkadaşlarını kaybediyor…

    İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerini maliyet olarak gören işverenler, iş cinayetlerini kader diye dayatanlar, uyguladığı politikalarla ihmalkar davranan iktidar/siyasi irade bu cinayetlerin sorumlusudur.”

    “9 BİN ÖLÜM GİZLENMİŞTİR”

    13 Şubat’ta Erzincan İliç’teki altın madeni işletmesinde yaşanan ölümlere de dikkat çekilerek “ağır metallerin toprağa ve suya karışması ve bir çevre katliamının yaşanması da söz konusu” denildi. Madenler konusunda “Yıllardır, rutin değişmiyor” diyen TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, her gün 5 emekçinin, iş cinayetleri nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Açıklamanın devamında iş kazalarındaki oranlara dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ya göre, meslek hastalıklarına bağlı ölümler, iş cinayetlerinin 6 katından fazladır. SGK’nin 2022 verilerine göre, ülkemizde 589.000 iş kazası meydana gelmiş, 953 meslek hastalığı tespit edilmiştir. İş kazalarından kayıt altına alınabilen ölüm sayısı bin 517 iken meslek hastalıkları kaynaklı ölüm sayısı ise 8’dir. Bu sayılar gösteriyor ki; Ülkemizde yılda en az 200-300 bin meslek hastalığı ve meslek hastalıklarından kaynaklanan 9 bin ölüm gizlenmiştir.

    İş cinayetlerinde her yaştan emekçi yaşamını kaybetmektedir. Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında 1 gün okulda, 4 gün işyerinde ‘eğitim’ de olan “öğrenci” lerinde işyerlerinde yaşamını kaybettiği haberlerine rastlamaktayız. Arda Tonbul, Ulaş Dumlu, Zekai Dikici, Ömer Çakar, Ömer Girgin, Murat Can Eryılmaz’ Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adı altında çalıştırılırken işyerlerinde ölüme gönderilen çocuklardan bazıları… Açıkça ifade ediyoruz; MESEM bir eğitim projesi değildir, tamamen denetim dışı bırakılan ucuz çocuk işçilik projesidir.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, işçi katliamlarını, doğa katliamlarını sadece seyrediyor. Önlemek gibi bir kaygıları çabaları olmadığı gibi yaptıkları uygulamalarla deyim yerindeyse teşvik ediyorlar. Aynı şekilde Milli Eğitim Bakanlığı da çocuk ölümlerini seyretmeye devam ediyor.

     “YENİ CİNAYETLER YAŞANMAMASI İÇİN”

    2012 yılında T.B.M.M ‘de kabul edilen ve büyük iddialarla yürürlüğe konulan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hiçbir sorunu çözmemiş, sadece işçi sağlığı ve güvenliğini piyasalaştırmıştır. İşçi sağlığı ve güvenliği Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) olarak adlandırılan ticari kuruluşlara havale edilmiş, OSGB’ler de ücret karşılığı hizmet verdikleri işyerlerini hoşnut tutmanın çabasındadırlar.

    Son yıllardaki seçimler nedeniyle seçim öncesi sermayeyi rahatsız etmemek için seçimler öncesi denetim yaptırılmamaktadır. Son olarak 31 Mart yerel seçimleri öncesi denetimler tamamen durdurulmuş durumdadır. Denetlenen işyerlerinde yürürlükte olan iş mevzuatı nedeniyle idari işlem uygulanmamakta yalnızca süre verilmektedir. İş cinayetleri sonrası, işverenler caydırıcı ceza ile karşılaşmamakta mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları günah keçisi ilan edilmektedir. Güvenlik ve yargı makamları genellikle işveren/işveren vekili olmayan iş güvenliği uzmanları, ölen ve ölemeyen çalışanlar ölümlerin sorumlusuymuş gibi davranmaktadırlar.

    Ölmek değil, yaşamak istiyoruz!

    İş sağlığı ve iş güvenliği değil, işçi sağlığı ve iş güvenliği öncelikli olmalıdır.

    Bu ölümler kaza değil resmen cinayettir.

    İş cinayetleri ve meslek hastalıkları tamamen önlenebilir.

    İş cinayetlerinin, meslek hastalıklarının asıl nedeni teknik değil, politiktir!

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğinin sağlanması için Devlet ve İşverenler Yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

    Ölümleri önlemeyen, görmeyen bir sistemi yok edip her şeyi sil baştan yeniden kurgulamak düzenlemek ve yeni bir sistem kurmak gerekir.

    Artık yeter diyoruz.

    Son sözümüz de kendimize…

    Bu ölümleri ancak ve ancak işçiler, emekçiler, sendikalar, meslek örgütlerinin birlikteliği ve örgütlü mücadelesi önleyebilir. Yeni cinayetler yaşanmaması için hiçbir iş cinayetini unutmayacağız!

    Sorumluları, affetmeyeceğiz! Ve mutlaka bizlerden çalınan yaşamların ve emek sömürüsünün hesabını soracağız!”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti’den İliç raporu: Büyük bir ekokırım cinayeti yaşandı, sorumlu hükümet

    DEM Parti’den İliç raporu: Büyük bir ekokırım cinayeti yaşandı, sorumlu hükümet

    PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Erzincan’da yaşanan maden faciasına ilişkin rapor açıkladı. “İliç, adeta Türkiye’nin Çernobil’i olmuştur” denilen raporda, ilgili şirket ve bakanlığın ihmallerine vurgu yapıldı.

    DEM Parti, 9 kişinin yaşamını yitirdiği İliç maden faciasına ilişkin raporunu açıkladı. Yaşananlar sonrasında hava, su ve toprağın ciddi oranda kirlendiğine vurgu yapıldı.

    Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü İbrahim Akın ile Emek Komisyonu Eş Sözcüsü Sevtap Akdağ Karahalı, DEM Parti Genel Merkez binasında konuya ilişkin basın toplantısı düzenledi. Erzincan’ın İliç ilçesinde meydana gelen maden faciasına ilişkin “Ekokırım cinayeti” diyen DEM Partili yetkililer, şu açıklamayı yaptı:

    “Siyanür dağının kopmasıyla meydana gelen facianın üzerinden 4 gün geçmesine karşın, milyonlarca ton siyanürlü çamurun altında kalan 9 maden emekçisine bugün halâ ulaşılamamış durumda.

    İliç’te gerçekleşen şey, işleneceğini herkesin bildiği ama önlemek için kimsenin hiç bir şey yapmadığı bir cinayet öyküsüdür. Toprağı, havayı, suyu kirleterek zehirli atıkları geniş bir coğrafyaya yayan bu facia, aynı zamanda göz göre göre işlenmiş bir iş cinayetidir.

    Facianın üzerinden iki gün geçtiği halde 9 maden emekçisinden ancak 6’sının adı açıklanabilmişti. Göçük altında kalan tüm emekçilerin isimleri ise felaketten sonraki üçüncü günün sonunda ancak öğrenilebildi. Enerji Bakanının itirafı ile söylemek gerekirse 9 maden emekçisi, 400 bin kamyon toprağın altında bırakıldı.

    Bu duruma, bir günde veya birkaç ayda gelinmediğini hepimiz biliyoruz. Adım adım inşa edilen doğa ve insan düşmanı bir sömürü rejiminin bu coğrafyaya ve bu coğrafyada yaşamakta olan insanlara neler yaşatabildiğinin acı ama ne yazık ki tek olmayan bir örneği ile karşı karşıyayız.

    “ZİNCİRLEME BİR SÖMÜRÜ VE CİNAYET SİSTEMİ”

    Çöpler Madeni’nin bulunduğu bölgeye baktığımızda bu madenin mera, tarım arazisi ve orman bölgesi üzerinde kurulmuş olduğunu görüyoruz. Köylülerin, tarla vasfı taşıyan alanlara bir kulübe bile yapmasına izin vermeyen devlet, onlarca tarlanın üzerinde devasa bir maden tesisi kurulmasına onay vermiş. Normal koşullarda bir ağacın dahi kesilmesine izin vermemesi gereken devlet, ormanlık bir alanın ortasında milyonlarca metreküp kapasiteli bir zehir havuzu açılmasına izin vermiş. Böylece o alanlarda yaşayan köylüler adım adım ve sistematik olarak topraklarından koparılmış, bölgede tarımsal üretim durmuş ve tarımsal üretimin sona ermesiyle işsiz kalan bölge halkı da büyük şirketlerin ölüm saçan madenlerinde kölelik koşullarında çalışmak zorunda bırakılan ücretli kölelere dönüştürülmüştür. İnsanların yaşadıkları alana yabancılaştırıldığı zincirleme bir sömürü ve cinayet sistemi ile karşı karşıyayız.

    Facianın meydana geldiği Çöpler Altın Madeni’ndeki istihdamda taşeron sisteminin kullanıldığını, 2400 civarında işçinin 8’er saatlik 3 vardiya şeklinde çalıştırıldığını şirketin kendisi açıklamıştır. Yani burada, 24 saat boyunca hiç durmadan devam eden, bir doğa katliamı ve sömürü düzeni kurulmuştur. Bugün halâ siyanür çamuru altında olan maden emekçilerinin, asgari ücrete yakın bir ücret karşılığında ve can güvenliği sağlanmadan çalıştırıldıkları ifade edilmektedir.

    “BİZDEN ÇALDIKLARIYLA KENDİLERİNE SERVET YARATIYORLAR”

    Sermaye sahipleri, çöreklendikleri bölgelerde çaresizleştirdikleri yoksul insanların bu çaresizliğini kullanarak onları ucuz iş gücüne dönüştürmekte ve sadaka verir gibi birkaç kuruma yaptıkları sözde bağışlarla da toplumsal meşruiyet sağlama çabasındadırlar. Oysa hepimiz biliyoruz ki bu şirketler bağış, hibe vs. adı vererek dağıttıkları paraları devletten aldıkları sermaye desteği ile fazlasıyla finanse etmektedirler. Anagold Şirketinin bir kalemde silinen 7,2 milyon dolarlık vergi borcu, hepimizin ve Çöpler faciasında hayatını kaybeden insanların cebinden çıkmıştır. Bizden çaldıklarıyla kendilerine servet yaratıyorlar ve o serveti kullanarak hayatlarımızı yok ediyorlar.

    Devlet, halkın cebinden çıkan vergilerle büyük holdingleri finanse ediyor, bu holdingler yoksul insanların bulunduğu bölgelerdeki tarım topraklarına, meralara, ormanlık alanlara çörekleniyor ve o bölgeyi yaşanamaz hale getirdikten sonra kendi toprağına yabancılaşmış insanları madenlerde ücretli köle haline getiriyor.

    İliç faciası, bu madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yetersiz kaldığının, alındığı söylenen önlemlerin sadece kâğıt üzerinde olduğunun kanıtıdır. Maden atıklarıyla oluşan siyanür dağının bulunduğu yamaçlarda çatlakların oluştuğu bizzat madende çalışan işçiler tarafından fotoğraflanmış ve faciadan önce maden işletmesine bildirilmiş olmasına karşın ne önleyici tedbir alınmış ne de maden emekçilerinin can güvenliği sağlanmıştır. Bu çatlakları fotoğraflayan ve şirkete bildiren işçinin de zehirli toprağın altında kalanlardan biri olduğunu öğrendik.

    Enerji Bakanının ibretlik açıklamalarına göre arama kurtarma çalışmalarına katılan AFAD ekiplerinin zarar görmemesi için uğraşılıyormuş. Bu itirafı, maden şirketinin hangi koşullarda işçi çalıştırıldığını göstermesi bakımından dikkatle not alıyoruz. Kurtarma faaliyetleri için AFAD ekiplerinin bile sokulmadığı bir alanda işçiler 24 saat esasına göre çalıştırılabiliyor.

    “SADECE İLİÇ VE ÇEVRESİ ZEHİRLENMEDİ”

    Bu madenin yarattığı facia ile sadece İliç ve çevresi zehirlenmedi. Tonlarca siyanür hem toprağa sızdı, hem sulara hem de havaya karıştı. Şu an Erzincan çevresinden başlayıp, Basra Körfezine kadar devam eden Fırat Havzası, büyük bir ekokırım cinayetinin yaşandığı yer haline gelmiştir. Siyanür çok zehirlidir ve çok kolay buharlaşır. Madenden yayılan zehir şu an bölgenin üzerindeki bulutlara kadar ulaşmış durumdadır. Uzun yıllar boyunca temizlenmesi mümkün olmayan bir hava, su ve toprak kirlenmesi ile karşı karşıyayız. İşte bu yüzden İliç, adeta Türkiye’nin Çernobil”i olmuştur.

    Bunu yapan yerli ve yabancı şirketler bir ahtapot gibi hareket ediyor. Dışarıdan baktığınızda bunlar, birbirinden farklıymış gibi görünüyor ama aslında ortak bir gövdede birleşen bir ahtapotun değişik kolları bunlar.

    İliç’teki facia, birçok diğer suçu da açığa çıkarmış oldu. 2008 yılında ‘ÇED Olumlu’ raporu ile faaliyetine başlayan maden şirketi, maden sahasını o günden bu yana üç kat büyüttü. Her seferinde ya ‘ÇED Olumlu’ ya da ‘ÇED Gerekli Değil’ raporu ile işlerini yürütmesi sırasında hiçbir yasal engele takılmadı. Belli ki çok yukarılarda, çok hatırlı kişilerce koruyup kollanıyorlardı. Öyle olmasa, bugün yüzbinlerce metrekare alanı, Fırat ırmağını ve büyük bir coğrafyayı zehir çamuru altında bırakan bir madenin İliç ilçesine 850 metre, Çöpler ve Sabırlı köylerine 250 metre ve Fırat Irmağı’na 350 metre mesafede bulunan ve altın elde edilmesi sırasında çok sayıda zehirli kimyasal kullanan bir işletmenin Çevresel Etki Değerlendirmesi’nden olumlu rapor alabilmesi mümkün olmazdı.

    Şimdilerde İstanbul’dan twit atarak “toprak kayması” sonucu oluşan felaketle ilgili “üzüntülerini” ifade eden ve timsah gözyaşları döken Murat Kurum, 2021’de “burada toprak kayması olmaz” diyerek ÇED OLUMLU kararını onaylayan kişidir. Kalplerinde vicdan yok, onu biliyoruz ama bunların yüzü de kızarmıyor. Utanma duygusundan da mahrumlar.

    Halkın, insanın ve doğanın yararına olan her şeye karşı öfkeli ve sert olan bu iktidarın çok iyi becerdiği işler de var. Şirketler ne istiyorsa hemen yerine getirmek, şirketlerin milyonlarca dolar tutarındaki vergi borcunu bir kalemde silmek, şirketlerin yaptığı iş yasalara uymadığında hemen onların ihtiyacı doğrultusunda torba torba yasa çıkarmak bu iktidarın çok becerikli olduğu işler.

    “TÜM CAN KAYIPLARININ SORUMLUSU HÜKÜMETTİR”

    Geçtiğimiz günlerde Meclis gündemine getirilen Maden Yasası değişikliği teklifi AKP iktidarının bu konuda ne yapmak istediğinin örneklerinden biri. Maden Yasası 2004’ten bugüne kadar tam 22 defa değişti. İktidar, bugün yaptığı yasayı birkaç ay sonra “bu olmamış” diye yeniden değiştiriyor. Aslında bu değişikliklerle denetimsizliğin, cezasızlığın ve talanın önünü açıyorlar. İliç’te yaşanana benzer başka felaketlere yasal zemin hazırlıyorlar. Açık ve net olarak söyleyelim: Olan ve benzeri olacak tüm doğa katliamlarının, tüm can kayıplarının sorumlusu bugün hükümet koltuklarında oturan bir avuç tuzu kuru iktidar elitidir.

    AKP iktidarı, sermayenin çıkarlarını korumak, bir avuç zenginin kazancına kazanç katmak için bugüne kadar nasıl canla başla çalıştıysa bundan sonra da aynısını yapacak. Çünkü ne toprağın, ne havanın, ne suyun kirlenmesi, ne de insanların zehir soluyup zehirli çamur altında boğulması bu iktidarın zerre kadar umurunda değil. Umurlarında olsaydı 301 emekçinin yaşamını yitirdiği Soma maden cinayetinin ardından Soma sokaklarında madencileri ve yakınlarını tekmeleyen, sonra da “ayağım incindi” diyen bir kişiyi konsolosluk ataşesi olarak atamazlardı.

    Öte yandan, kimyasal atıkların biriktirildiği havuzların bulunduğu yerlerin çoğu aynı zamanda aktif fay hattı üzerinde bulunuyor. En küçük bir sarsıntıda bölgede yıkım olmasa bile bir deprem yıkımından daha büyük zararlar verecek kimyasal kirlenmeler meydana gelebilir. Çünkü böylesi bir kirlenme toprağı, suyu, havayı yani tüm ekosistemi zehirleyebilecek niteliktedir.

    Devlet, insanların güvenli, sağlıklı ve yaşanabilir bir çevrede hayatını sürdürme koşullarını oluşturmak zorundadır.

    Devlet, kölelik koşullarında hayati tehlike altında çalışan insanları bu kölelik düzeninden kurtarmak, onların insani standartlarda iş bulabilecekleri, insani standartlarda gelir elde edebilecekleri bir çalışma düzenini kurmak zorundadır.

    Yapılması gereken çok şey var ama İliç özelinde ilk olarak şunlardan işe başlanabilir:

    İliç’teki faciaya neden olan maden şirketinin ruhsatı iptal edilmelidir. İliç’teki maden derhal kapatılmalıdır. İliç ekokırım cinayetinin tüm sıralı sorumluları sebep oldukları yıkımın hesabını vermelidir.

    Tüm madencilik faaliyetlerinde başta siyanür olmak üzere zehirli atıkların oluşmasına yol açacak kimyasalların kullanılması yasaklanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hakları için Ankara’daydılar; Bağımsız Maden İş Sendikası Başkanı ve işçi hayatını kaybetti

    Hakları için Ankara’daydılar; Bağımsız Maden İş Sendikası Başkanı ve işçi hayatını kaybetti

    PİRHA- İktidarın verdiği sözlerini yerine getirmediği için Ankara’da bulunan ve jandarmanın barikatıyla karşılan Bağımsız Maden İş Sendikası Başkanı Tahir Çetin ve madenci Ali Faik İnter, Ankara’dan dönerken geçirdikleri trafik kazası sonucu hayatını kaybetti.

    Tazminat hakları için günlerdir Ankara’da mücadele eden Uyar Madencilik işçilerinin, Ankara’dan dönüş yolunda kaza geçirdiği, Bağımsız Maden İş Sendikası Başkanı Tahir Çetin ile madenci Ali Faik İnter‘in, kazada hayatını kaybettiği belirtildi.

    Dün PİRHA’ya konuşan işçiler “Günlerdir betonun üzerinde soğukta yatıyoruz. Tüm yasal haklarımızı ve tazminatlarımızın ödenmesini istiyoruz. Biz kararlıyız, hakkımızı almak için geldik geri dönmeyeceğiz. Bunu da böyle bilsinler” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • 301 madenci Soma’da anıldı: Unutmadık unutturmayacağız!

    301 madenci Soma’da anıldı: Unutmadık unutturmayacağız!

    Soma’da 301 madenciyi anan Bağımsız Maden-Sen, “Mücadele daha yeni başlıyor. 301’i unutmadık unutturmayacağız” dedi.

    Bağımsız Maden-Sen, Soma’da yaşamını yitiren 301 madenciyi yaptığı basın açıklamasıyla andı. Soma Beşyol Madenci Anıtı önünde yapılan eylemde “301’i unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı.

    Basın açıklamasını okuyan Bağımsız Maden-Sen Genel Sekreteri Resul Demir, “301 madenci kardeşimiz daha çok üretim, daha çok kar, daha çok sömürü için kurulmuş siyaset, sermaye, sarı sendika ilişkiler ağı tarafından Soma’da katledileli 7 yıl oldu. Ülke tarihinin en büyük iş cinayeti sonrası ‘bu işin fıtratında var’ diyen dönemin başbakanı ve madenciyi yerlerde tekmeleyen Yusuf Yerkel’i de unutmadık” dedi.

    “KATİLLERE ÖDÜL GİBİ CEZALAR VERİLDİ”

    Yargıdaki sermaye, siyaset vesayeti ile hâkimler ve savcıların yerlerinin değiştirildiğini, katillere ödül gibi cezalar verildiğini kaydeden Demir, “301 maden işçisinin öldüğü, 162 işçinin yaralandığı Soma katliamı davasında Yargıtay’ın son kararıyla salıverilen sanıklar, ölen her işçi için sadece sekiz gün cezaevinde kaldı” diye belirtti.

    Ülkeyi yönetenlerin salgın koşullarında da işçilerin haklarını gasp etmeye devam ettiğini vurgulayan Demir, “Salgın bahanesiyle patronlara milyarlarca liralık destek verilirken yine patronların kâr hanelerini büyütmek için kısa çalışma, ücretsiz izin, telafi çalışması adı altında işçilerin ücretleri, hakları ortadan kaldırılıyor ya da işsizlik fonunda dar günleri için biriken paraları patronlara aktarıyorlar” ifadelerini kullandı.

    “301’İ UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!”

    “Adalet mücadelesi işte bunun için var” diyen Demir konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “13 Mayıs’tan sonra o yüzden iki Soma var diyoruz. Birincisi rantiyenin, patronların, siyasetin, sarı sendikanın Soma’sı. Diğeri kaybettiği canları için mücadele eden 301 ailelerinin, termiğin zehirlemesine, tarım arazilerinin sermayece yağmasına itiraz edip mücadeleye tutuşanların ve patron, siyaset, sarı sendika tezgahına başkaldıran insanca yaşam, insanca çalışma koşullarını bizzat kendi güçleriyle yaratmak için sendikalarını kuran maden işçilerinin Soma’sı. İki Soma varsa iki Türkiye vardır; patronların, egemenlerin Türkiye’siyle, işçilerin emekçilerin Türkiye’si… Unutulmasın ‘katlettik yanımıza kar kaldı’ denilmesin! ‘Gasp ettik’, ‘bizim oldu’ denilmesin! Not alıyor işçiler, emekçiler. Mücadele daha yeni başlıyor. 301’i unutmadık unutturmayacağız!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Soma Katliamı’nın 7. yılı: Yüreği yanık 301 aile adalet bekliyor

    Soma Katliamı’nın 7. yılı: Yüreği yanık 301 aile adalet bekliyor

    Soma’da alınmayan önlemler yüzünden 301 işçinin yaşamını yitirdiği, 301 ailenin yüreğini yakan ve sorumluların cezasızlık politikası ile serbest bırakıldığı katliamın üzerinden 7 yıl geçti. 13 Mayıs 2014‘te Soma Kömürleri AŞ’ye ait Eynez Ocağı’nda 301 madencinin can verdiği, 700 işçinin yaralandığı ülke tarihinin en büyük işçi katliamı yaşandı.

    Uzun yıllar süren dava sürecinde patronun ihmalleri ve katliamın göz göre göre geldiği mahkeme tutanaklarına, bilirkişi raporlarına da yansıdı. Ailelerin yüreği soğumamışken dava sonucunda patrona ve diğer sorumlulara ödül gibi cezalar verildi. Yetmedi katliamın sorumluluğu mahkeme tarafından tescillenmiş olan patron Can Gürkan serbest bırakıldı. Kamu görevlilerin yargılanması engellendi, madenci ailelerinin avukatı ise tutuklandı. Geriye ise gözü yaşlı aileler, kadınlar, babasız büyüyen çocuklar kaldı.

    Soma Katliamı davasının 11 Temmuz 2018 günü görülen karar duruşmasında Maden Patronu Sanık Can Gürkan’a, taksirle öldürme suçundan 15 yıl hapsine ve 3 yıl maden işletme işinden men edilmesine karar verildi.

    Sanıklar Genel Müdür Ramazan Doğru, Akın Çelik, İsmail Adalı, Ertan Ersoy, Memet Ali Günay Çelik, Yasin Kurnaz, Hilmi Kazık, Hilmi Karakoç, Hüseyin Alkan, Mehmet Erez, Haluk Evinç, Fuat Ünal Aydın, Murat Bodur hakkında ise 7 yıl ile 22 yıl arası hapis cezaları verildi.

    Dava daha sonra istinafa taşındı. İstinaf Mahkemesi Patron Can Gürkan’ın serbest bırakılmasına, maden işletmeme cezasının da kaldırılmasına karar verdi. Yani şu an dışarıda olan, 301 madencinin ölümünde sorumlu olduğu mahkemece tescillenmiş Can Gürkan istediği zaman bir maden işletebilecek.

    OCAĞIN RİSKLİ OLDUĞU BELLİYDİ

    Soma’da 2006 yılına kadar Türkiye Kömür İşletmelerine ait olan ocak, 2006 yılında ihaleyle Park Teknik’e verildi. Ancak Park Teknik, 2009 yılında “İleride telafisi mümkün olmayan olayların çıkma ve yangın ihtimaline karşı” ihaleyi geri vermek istedi. Riskli olan ocağın ihalesini TKİ, Soma AŞ’ye verdi.

    Devlet şirkete ocağı rödovans sistemiyle, yani ne kadar kömür çıkarsa çıksın hepsini alma garantisiyle verdi. Maden Mühendisleri Odası kaza ile ilgili hazırladığı raporda 2009 yılında 230 bin ton olan üretimin bir yılda 10 kat arttırılarak 2.6 milyon tona çıkarıldığını açıkladı. Maliyet düşürüldü. Soma AŞ Patronu Alp Gürkan da katliamdan önce yaptığı bir açıklamada, “Özel sektörün çalışma tarzıyla” üretim maliyetlerini 140 dolardan 23.8 dolara indirdiklerini anlattı. Katliamın ardından “özel sektörün” çalışma tarzı da ortaya saçıldı.

    MADENDE DAYIBAŞI SİSTEMİ

    İşçi sayısı ve üretimin armasına rağmen ocaktaki havalandırma kapasitesi ve şartlarında ise bir değişiklik olmadı, hatta koşullar daha da ağırlaştı. İşçilere “hadi hadi” denilerek üretim baskısı yapıldığı ortaya çıktı. Şirketin “dayıbaşı” yöntemiyle taşeron işçi çalıştırdığı ortaya çıktı. Sisteme göre işçi yasal olarak ana işverene bağlı gözüküyor, ama fiilen patronu “dayıbaşı” oluyor. İşçinin işe devam edip etmemesinden, alacağı prime kadar her şeye “dayıbaşı” karar veriyor. Dayıbaşları işçiye tokat atacak kadar, işçi üzerinde baskı kurabiliyor.

    EĞİTİMLER 3 GÜN

    İşe başlamadan önce işçilere yalnızca üç gün eğitim verildi. Bir kaza durumunda ne yapılacağı öğretilmedi. Yalnızca tehlike anında çıkışa yönelmeleri gerektiği söylendi. Bazı işçilere hiç eğitim verilmedi, sadece eğitim aldıklarına dair kağıt imzalatıldı.

    KATLİAMIN OLDUĞU GÜN 46 DERECEYDİ

    Katliamdan 4-5 ay önce U3 bölgesinde bir göçme yaşandı ve sıcaklık artışı başladı. Ocakta bariz bir şekilde sıcaklık artışı olduğunu söyleyen işçiler, bunu ilettiklerinde ‘Biz farkındayız’ denilerek terslendi. Sonradan bilirkişi raporlarında yer alan ifadelere göre, yer altındaki karbonmonoksit miktarını ölçen sensörler, faciayı aylar önceden haber verdi. 50 PPM’yi aşmaması gereken karbonmonoksit miktarı beş ay boyunca defalarca bu sınırı geçtiği ve hatta 500 PPM’ye kadar ulaştığı halde, sensörlerin uyarısına kulak asılmadı. Ayrıca oksijen miktarı da çok kez yüzde 19’un altına düşmesine rağmen maden boşaltılmadı. Gaz ölçümlerinden sorumlu teknik nezaretçiler 15 günde bir hazırladıkları onaylı deftere karbonmonoksit yükselişlerini geçirmedi. Öte yandan, madende 30 dereceyi aşmaması gereken kuru sıcaklık miktarı, faciadan önceki bir haftadan itibaren 46 dereceye kadar yükseldi. Katliamın olduğu gün de madendeki sıcaklık 46 dereceydi.

    GAZ MASKELERİ KÜFLÜ ÇIKTI

    İşçileri zehirli gazlardan koruması gereken maskeler de bozuk çıkmıştı. Maskeler yıllarca denetimden geçmemişti. Ayrıca işçileri koruyabilmesi için de uygun değildi. Maden faciasında kıl payı ölümden kurtulan işçiler, ocağa duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi. İşçilerin buldukları testerelerle hava borularını kesip, bu sayede hayata tutunduklarını söyledi.

    DEVLETE KÖMÜR DİYE TAŞ SATMIŞLAR

    Sayıştay denetçilerinin hazırladığı denetim raporunda 2013 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri ve Türkiye Taş Kömürü Kurumunun faaliyetleri mercek altına almıştı. Raporun üç sayfalık bölümünde “Elbette ki tüvenan (ayrıştırılmamış) tipi kömür taş-kömür karışımıdır” dendi. Bu ifadeler Soma’daki madencilerin, “Biraz da taş basın. Eğer kömür yoksa taş mı yok. Taş yollayın derlerdi” sözleriyle örtüşüyor. Sayıştay raporuna göre Soma AŞ 2013 yılında devlete 2.3 milyon ton teslimat yaptı. Sayıştayın mercek altına aldığı 1 milyon 549 bin 311 ton karışım yıkamaya verildi. Bundan da sadece 768 bin 791 ton temiz kömür elde edilebildi. Kalan 780 bin 520 ton çöpe gitti.

    SENDİKA YÖNETİCİLERİNİ PATRON SEÇİYORDU

    Soma Katliamı’nın ortaya çıkardığı gerçeklerden biri de işçilerin üyesi olduğu sendikanın yöneticilerinin, işçilerin değil patronun tarafında olmasıydı. Özellikle özel şirketlerde ve 6 binin üzerinde işçinin çalıştığı Soma Kömürleri AŞ’de işçiler ocaktan çıkarken şirket yetkililerinin ellerine verdiği zarfları sandığa atarak işverenlerin listesindeki delegeleri seçti. O delegeler de yine şirket yönetiminin belirlediği şube başkan ve yöneticilerine kongrede oy atarak şube yönetimini belirledi. Daha sonra ise Eski Şube Başkanı Tamer Küçükgencay da dahil işçilerin Soma’da istemediği 3 şube yöneticisi, Eski Genel Başkan Nurettin Akçul’un listesiyle genel merkez yöneticiliğine seçildi.

    ERDOĞAN’IN MÜŞAVİRİNDEN MADENCİYE TEKME

    Katliamdan iki gün sonra, katliamı protesto etmek için yürüyen, aralarında avukatların da bulunduğu yaklaşık 5 bin Somalıya polis saldırdı. Cengiz Topel Meydanı’nda toplanan kalabalık, “Hükümet istifa” sloganları atarak Beşyol kavşağındaki Madenci Heykeli’ne yürüyüşe geçti. Somalılara polis saldırdı, 7 kişi gözaltına alındı. Aynı günlerde Soma’ya ziyareti sırasında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik halk tepkisi ve Müşaviri Yusuf Yerkel’in bir madenciyi tekmelemesi hafızalara kazındı.

    DAVADA HEYET DEĞİŞTİ, İŞÇİ AİLELERİNİN AVUKATI TUTUKLANDI

    Soma’da 2014 yılında meydana gelen ve 301 işçinin yaşamını yitirdiği dava mart 2015’te mahkemenin iddianameyi kabul etmesiyle başladı.

    Daha önce olası kastla yargılanan (sanığın alacağı ceza ölen kişi sayısına çarpılır) sanıklar, katliamın “FETÖ” tarafından yapılan bir sabotaj olduğunu iddia etti. Sanıkların bu iddiası araştırılırken davayı yürüten ve soruşturmaya hakim olan mahkeme heyeti değişti ve savcı. Mahkeme başkanlığına Afşin Elbistan B Termik Santralinin Çöllolar kömür sahasında yaşanan ve 11 işçinin yaşamını yitirdiği, 9 işçinin cenazelerinin ise halen toprak altında olduğu iş cinayeti davasında, sanıklara sadece para cezası veren Hakim Salih Pehlivanoğlu atandı. Aynı zamanda davanın savcısı da değişti. Savcı mütalaasında, olayın ailelerin ve avukatların talebi olan olası kasta değil, bilinçli taksirle (Ölen kişi sayısına bakılmaksızın verilen, üst sınırı 22.5 yıl olan ceza) meydana geldiğini değerlendirdiğini söyledi.

    Dava sürerken işçi ailelerinin avukatı Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı ise tutuklandı.

    ÖNCE EL KONULDU, SONRA VAZGEÇİLDİ

    Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF), Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın mal varlığına el koydu. Ancak Alp Gürkan adına kayıtlı 7 taşınmaz için 36 milyon 600 bin TL muhammen bedel tespiti yapıldığı, ancak satış öncesi Alp Gürkan’la imzalanan sulh sözleşmesi gereği satışların geri çekildiği bildirildi.

    MADEN PATRONLARINA YENİ KIYAKLAR

    Hükümet adına tüm açıklamaları olayın hemen ardından Soma’ya gelen dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız yaptı. Taner Yıldız katliama özelleştirmenin davetiye çıkardığı yönündeki ifadelerle ilgili, Hükümetin bu politikadan vazgeçmesinin doğru olmayacağını söyledi. Daha sonra da Soma yasası olarak bilinen düzenlemeyle maden patronlarına kıyaklar yapıldı. Düzenlemeye göre kömür madenlerinde yapılan maaş düzenlemeleri nedeniyle işletmelere devlet desteği geldi. Yer altı kömür işletmelerine asgari ücretin iki katı ödenmesi, çalışma sürelerinin kısalması ve yıllık izin gün sayısının artması nedeniyle oluşan maliyetler sebebiyle maden patronlarına destek verildi. İşçiler için ise 2 bin TL’lik maaş asgari ücretin iki katı oldu. Emeklilik yaşı 49 olacaktı, 50 olarak düzenlendi. Taşeron sistemi kaldırılmadı. Haftalık çalışma süresi sadece yer altında çalışan maden işçileri için 36 saat yapılırken, vardiya değişimi yer altında yapıldığı için çalışma saati fiilen yine 45 saatte bırakıldı.

    ERDOĞAN ‘SORUMLU KİM’ SORUSUNA ‘FITRAT’ DEMİŞTİ

    Katliamın ardından Soma’ya giden Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bir gazeteci tarafından kendisine yöneltilen “Sorumluluk kime ait?” sorusuna, olay 2014’te yaşanmasına rağmen 1800’lü yıllarda meydana gelen madenci ölümlerini örnek göstererek yanıt vermişti. Erdoğan, “Bu ocakların bu noktada bu tür kazaları sürekli olan şeyler. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok” demişti.

    İŞÇİLER AKP MİTİNGLERİNE TAŞINDI

    Dava sürecinde maden işçilerinin zorla AKP mitinglerine götürüldüğü de ortaya çıktı. Sanıklardan Ramazan Doğru, sorulan bir soru üzerine “2011’deki seçimlerden önce Tayyip Bey’in Manisa’da mitingi vardı. 2011’de yeni bir maden sahasının açılması için ihale talebimiz vardı. Bu süreçte, biz 3 bin işçiyle AK Parti’nin Manisa’da yaptığı mitinge katıldık” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Soma Davası başladı-VİDEO

    Soma Davası başladı-VİDEO

    Soma Katliamı yargılanması Yargıtay’ın kararı bozması üzerine yeniden başladı. Duruşma öncesi madenci aileleri adalet talebini yineleyerek, “Tekmelediniz, sonra ise seçim yatırımı yapmak için bir özür dilettirdiniz. O tekmenin acısını bizim yüreğimizden sökecek olan kuru bir özür müydü?” diye sordu.

    Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te meydana gelen patlamayla 301 maden işçisinin yaşamını yitirmesinin ardından “olası kasıtla adam öldürme” suçuyla yargılanan işverenlerin davası Yargıtay’ın kararı bozması üzerine yeniden başladı.

    Duruşma öncesi madenci aileleri, Akhisar İstasyon Meydanı önünde bir araya gelerek yürüyüş düzenledi.

    Duruşma öncesi yapılan ve HDP İzmir Milletvekilleri Serpil Kemalbay ve Murat Çepni, eski milletvekili Melda Onur, CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel ve CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, sendika temsilcilerinin de katıldığı açıklamayı, Soma 301 Madenciler Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı İsmail Çolak okudu.

    “O TEKMENİN ACISINI BİZİM YÜREĞİMİZDEN SÖKECEK OLAN KURU BİR ÖZÜR MÜYDÜ?”

    Çolak, katliamın üzerinden geçen 7 yıla rağmen acılarının ilk günkü kadar taze olduğunu vurgulayarak, “Tekmelediniz, sonra ise seçim yatırımı yapmak için bir özür dilettirdiniz. O tekmenin acısını bizim yüreğimizden sökecek olan kuru bir özür müydü? Mahkeme salonlarında verdiğiniz kararlarla, HSK önüne evlatlarımızın toprağını götürürken bizlere biber gazı sıkarak yüreklerimize o tekmeyi her gün attınız. Avukatlarımıza şiddet gösterilmesine göz yumarak, dava karar aşamasına gelmişken, hakimi değiştirerek tekmelediniz.  ‘İnfaz yasası’ adı altında 6 gün biçtiğiniz cezayı bile çok görüp bu kararı bozdunuz. Evlatlarımızın katillerini çıkararak attınız her gün o tekmeyi” dedi.

    “ADALETİ BU ÜLKEDE HERKES İÇİN ARAMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Adalet sadece sermaye sınıfına ya da nüfuz sahibi olan insanlara olmamalıdır” diyen Çolak, adaleti bu ülkede herkes için aramaya devam edeceklerini söyledi.

    Açıklama ardından aileler duruşmanın görüleceği salona geçti. Yoğun güvenlik önlemleri altında aileler duruşma salonuna alınırken, gazetecilerin telefonları kapatıldı.

    Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada sanık Can Gürkan ve avukatı duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşma mahkeme başkanı tarafından yargılamanın başından bu yana verilen kararların okunmasıyla devam etti. Mahkeme başkanı Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin verdiği kararı okuması ardından duruşma avukatların savunmasıyla devam edecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘2. Emek ve İnat Hatırası’ ödüllerinin sahipleri belli oldu

    ‘2. Emek ve İnat Hatırası’ ödüllerinin sahipleri belli oldu

    PİRHA-Pusula Sahaf tarafından verilen ‘2. Emek ve İnat Hatırası’ ödüllerinin sahipleri belli oldu.

    21 Aralık 2020’de iki yaşını dolduracak olan Pusula Sahaf, emek, demokrasi ve barış mücadelesiyle birlikte kültür, edebiyat ve yayın alanındaki çabaların unutulmasını önlemek adına ‘Emek ve İnat Hatırası’ ödülünün ikincisi veriyor.

    Ödülün bu yılki sahipleri arasında Samsun’un Bafra ilçesinde 2015’ten bu yana yayınlanan, yazı işleri müdürlüğünü Celal Karaca’nın yaptığı Edebiyat Nöbeti Dergisi bulunuyor.

    Ayrıca Soma maden işçileri katliamından sonra sürdürülen çalışmalar sonunda 2018’de kurulan Bağımsız Maden İşçileri Sendikası da ödüle layık görülenler arasında oldu.

    316 adet kitap yayınlayıp muhalif duruşu sebebiyle hakkında onlarca dava açılıp para cezasına çarptırılan Pencere Yayınları ve onun sahibi Muzaffer Erdoğdu da ödül alanlar arasında yer aldı.

    Pusula Sahaf adına yazılı yapılan açıklamada salgın koşulları nedeniyle ödül töreninin ileri bir tarihte yapılacağı duyuruldu.

    ‘Emek ve İnat Hatırası’ ödüllerinin ilki, Dersim Yayınları sahibi Şükran Yılmaz ile Devrek’te yayınlanan ‘Şehir’ dergisi sorumlusu İbrahim Tığ’a verilmişti.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Maden işçileri hakları için Ankara’ya yürüyecek

    Maden işçileri hakları için Ankara’ya yürüyecek

    PİRHA – Manisa’da bulunan Uyar Madencilik işçileri, yaşanmakta olan ayrımcılık, ötekileştirme ve mevcut soruna yönelik bir çözüm bulunmazsa 12 Ekim’de Soma ve Ermenek maden işçileri olarak Ankara’ya yürüyeceklerini duyurdu.

    Manisa’da Uyar maden işçileri 8 yıldır tazminatlarının verilmediğini belirterek ödemelerin yapılmaması durumunda 12 Ekim’de Ankara’ya yürüyeceklerini duyurdu. Soma ilçesinde bulunan hükümet konağının önünde eylem yapan işçiler, 8 yıldır hak ettikleri tazminatlarının ödenmesini talep etti. Eylemde, açıklamayı Bağımsız Maden İş Örgütlenme Sekreteri Başaran Aksu okudu.

    “MAĞDUR EDİLMİŞ MADENCİLERİN TÜM HAKLARININ ALINMASI İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Uyar işçilerinin yıllardır haklarını alamadığını belirten Aksu, buna müsaade etmeyeceklerini söyledi. 5 Ekim 2019 tarihinde Soma’da tazminat mağduru 3 bin 500 maden işçisinin hakları için yola çıktıklarını hatırlatan Aksu, maden işçilerinin mücadelesi sonrasında önce Eynez Ocağı’nda çalışan işçilere, TKİ tarafından ödemelerin yapılmasını sağladıklarını aktardı. Rödovanslı sahalarda çalıştırılıp işten atılıp, iş kazası geçirip tazminatları ödenmeyen maden işçilerinin tazminat ödemelerinin yapılmasıyla ilgili yetkililerle görüşmelerin devam ettiğini ifade eden Aksu, bu süreç içerisinde tazminatların ödenmesi için TBMM’den çıkan yasanın eksik de olsa sorunları çözdüğünü söyledi. Uyar, Ermenek ve diğer rödovanslı ve şahıs ruhsatlı maden ocaklarında mağdur edilmiş madencilerin tüm haklarının alınması için mücadele etmeye devam edeceklerini sözlerine ekleyen Aksu, çıkan yasanın Uyarı da kapsamasının devletin ve Türkiye Kömür İşletmesi tarafından sağlanabileceğini hatırlattı.

    DAYANIŞMAYA ÇAĞRISI

    8 yıldır haklarının ödenmesi için bekleyen Uyar işçilerinin ve mağdur edilmiş tüm maden işçilerinin tazminat ödemelerinin ayrım yapılmadan, gerekirse yasal düzenlemeler yapılarak, gerekirse bir kararname ile ödenerek sorunun çözüme kavuşturulmasını talep edildi. Aksu, yaşanmakta olan ayrımcılık, ötekileştirme ve soruna yönelik bir çözüm bulunmazsa 12 Ekim’de Soma ve Ermenek maden işçilerinin Ankara’ya yürüyüş yapacaklarını duyurdu. Aksu, son olarak kamuoyunu, emekten yana olduğunu söyleyen tüm siyasi partileri ve demokratik kitle örgütlerini hakları için mücadele eden madencilerle dayanışmaya çağırdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da Soma protestosuna polis müdahalesi

    Ankara’da Soma protestosuna polis müdahalesi

    PİRHA-Ankara’da Madenciler Anıtı önünde, 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı’nı protesto etmek isteyen emek ve demokrasi güçlerine polis müdahale ederek bir çok kişiyi gözaltına aldı. 

    Ankara’da emek ve demokrasi güçlerinin, Olgunlar Sokak Madenciler Anıtı önünde yapmak istediği Soma Katliamı’nı protesto eylemine polis müdahale etti. Eyleme katılanlardan gözaltına alınanlar olduğu belirtiliyor.

    Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Zeynep Tan
    Şamil Parlak
    Abdulmelik Yalçın
    Zarife (Alınteri)
    Sibel (AKA-DER)
    Fulya Demir (BDSP)
    Roza (HDK)
    Nursel (AKA-DER)

    PİRHA/ANKARA

  • AYM’den Soma kararı: Müfettişlerin yargılanmaması yaşam hakkı ihlali

    AYM’den Soma kararı: Müfettişlerin yargılanmaması yaşam hakkı ihlali

    AYM, Soma Katliamı’nda yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin kamu görevlilerinin yargılanması için yaptığı başvuruda soruşturma izni verilmemesi kararını kaldırdı. Bu kararla müfettişlerin yargılanmalarının önü açılmış oldu.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), 301 işçinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı’nda yaşamını yitiren işçilerin ailelerinin kamu görevlilerinin yargılanması için yaptığı başvuruyu karar bağladı. AYM kararında, kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin soruşturma izni verilmemesi kararını kaldırdı.

    Soma Katliamı’nda yakınlarını kaybeden Abdülkadir Yılmaz, Elif Yılmaz, Gülşen Ejdar, Hacer Yılmaz, Katriye Yılmaz, Nagihan Yılmaz, Onur Yılmaz, Ahmet Akdağ, Merafet Akdağ, Nurcan Akdağ ve Yiğit Ahmet Akdağ; Soma Katliamı için yürütülen ceza soruşturması kapsamında kamu görevlisi olan bazı şüpheliler hakkında soruşturma izni verilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin AYM’ye başvuruda bulundu.

    “YARGILANMAMALARI YAŞAM HAKKININ İHLALİNE NEDEN OLABİLİR”

    AYM kararında, “Kamu makamlarının muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan kusurlarının bulunduğu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar dahi bireylerin hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması yaşama hakkının ihlaline neden olabilir” değerlendirmesi yapıldı.

    Kararda şu ifadeler kullanıldı:

    “Başvurucuların yakınlarının ölümü ile sonuçlanan olaya ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporunda olayın meydana geldiği maden ocağında iş sağlığı ve güvenliği konusunda ne gibi eksiklikler bulunulduğu ve sözü edilen hususların olayın vuku bulmasına katkısı teknik yönden açıklandıktan sonra anılan eksiklik ve mevzuata aykırılıkların yapılan denetimler sırasında tespit edilmemesi nedeniyle 2010 yılından olay tarihine kadar olayın meydana geldiği, maden ocağını denetleyen Çalışma Bakanlığı iş müfettişlerinin de olaydan sorumlu olduğu belirtilmiştir. Ceza Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda da Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan bilirkişi raporundaki kusur değerlendirmelerinin yerinde olduğu ifade edilmiştir.”

    YAŞAM HAKKI İHLAL EDİLDİ

    AYM kararında şu ifadeler kullanıldı:

    “Bu sebeple kamu görevlilerinin bilirkişi raporları ile tespit edilen ihmallerin ceza hukuku sorumluluğu doğurup doğurmadığı, bu ihmaller ile ortaya çıkan netice arasında ceza hukuku anlamında bir illiyet bağı bulunup bulunmadığı konusundaki değerlendirmelerin soruşturma makamlarınca yapılmasına müsaade edilmeden adli sürecin sona erdirilmesi etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmamıştır. Bireylerin hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması yaşama hakkının ihlaline neden olabilir.”

    Yüksek Mahkeme başvuruya ilişkin, ‘Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edildiğine’ ve ‘Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine’ karar verdi.