Etiket: sosyalizm

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviliğin, sosyalist öğretiye katacağı çok şey var-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviliğin, sosyalist öğretiye katacağı çok şey var-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış süreciyle birlikte “büyük bir seferberlik ile toplumcu sosyalizmin örgütlenmesi gerekir” yorumunu yaptı. Rojava deneyiminin önemine işaret eden Koçyiğit, “Alevilerin, toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde ciddi bir öncü olacaklarını, bunu en hızlı toplumsallaştırabilecek inanç grubu olduğunu” ifade etti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken sol-sosyalist hareketlerin, yeni döneme dair politik tartışmaları da sürüyor.

    Halkların Demokratik Kongresi tarafından 8-9 Kasım’da yapılan ‘Sosyalizm Yeniden’ konferansında da ‘devlet, sınıf, demokrasi ve sosyalizm’ kavramları üzerinde tartışmalar yürütüldü. Konferansın konuşmacılarından birisi de Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’ti. ‘Devlet ve demokrasi’ kavramları üzerinde geniş bir sunum yapan Koçyiğit, konferansın hemen ardından PİRHA’ya konuştu.

    Abdullah Öcalan’ın, yeni bir sistem önerdiğinin altını çizen Koçyiğit, “Sayın Öcalan, ‘Komünler birliği’ ya da toplumun öz örgütlenmesi üzerinde durup, toplumun, meclislerle örgütlenerek demokratik toplumcu bir sosyalizmi inşa etmesini ifade ediyor” dedi. DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit, mevcut süreçte komün tartışmasının önemli bir yerde durduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sonuçta sosyalist dünyanın, Marksizmin bir deneyimi var. Reel sosyalizmin açığa çıkardığı sonuçlar var ve bunların en nihayetinde bize kattıkları var. Sonuçta her deneyimden bir sonuç çıkarmak ve bu sonuçlar üzerinden yeniyi inşa etmek, ‘daha iyisini nasıl kurabiliriz’ tartışmasını birlikte yürütmek gibi de sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. O anlamıyla 21. yüzyılı kapitalizmin artık ezel ve ebet olduğu, artık tam yerleşik bir ilişki ya da yönetim biçimi olduğunu, devletin aslında asla aşılamaz gerçek kalıcı bir forum olduğuna dair çokça yaklaşımlar dinliyoruz. Ama biz en azından alternatif okumalarımızda da yine birçok dünya deneyiminden de şunu biliyoruz ki aslında bütün bunlar değiştirilebilir. Bu anlamıyla var olanı eleştirirken neyi örgütlememiz gerektiğine dair aslında birazcık ortak kolektif tartışmalar yürütmeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz.”

    “TOPLUMU SEFERBER ETMEK GEREKİR”

    Gülistan Koçyiğit, Barış ve Demokratik Toplum Süreci tartışmalarıyla birlikte Rojava’da yaşanan gelişmelerin de önemine değindi. Demokrasinin inşası için toplumu seferber etmek gerektiğini söyleyen Koçyiğit, şunları aktardı:

    “Yanı başımızda Rojava deneyimi var. Rojava deneyimi sonuçta kapitalist, modernist sistemin içerisinde gerçekleşti ve Ortadoğu gibi bir coğrafyada kök salmaya çalışıyor ve birçok dünya halkına da şu anda ilham kaynağı olmuş durumda. Rojava’ya iyi bakmak, sosyalizmle olan ilişkisini iyi çözümlemek, toplumsal ilişkileri biçimleme, toplumu yeniden ele alma ve örgütleme biçimine yakından bakmaya ihtiyacımız var. Çünkü en nihayetinde kapitalizm bize ‘ben sonsuza kadar varım, benim dışımda bir yaşam formu yok, bana mecbursunuz’ gibi bir anlayışı dikte etmeye çalışıyor. Bunun dışına çıkmak ve sosyalist deneyimleri gözden geçirerek aynı zamanda yeni demokratik toplumcu bir sosyalizmin örgütlenmesi için toplumu seferber etmek gerekir. Bunun toplumsal, ideolojik ayaklarını kurmak gibi bir görevle karşı karşıyayız.”

    SOSYALİST ÖĞRETİNİN ALEVİLİKTEN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİ VAR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde Alevi toplumunun misyonuna da değindi. “Alevilerin, sosyalist örgütlenmede öncü olabileceklerini” söyleyen Koçyiğit, şu cümlelerle devam etti:

    “Sonuçta biz Aleviler ‘Rıza Şehri’ne inanıyoruz. Alevi öğretisinin kendisi eşitlikçi, özgürlükçü, 72 millete bir nazarla bakan bir öğretiden geliyor. O anlamıyla sosyalizm tahayyülüne en yakın toplum, inanç olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Aslında o inancın öğretisinin, geniş zeminde buluşması ve toplumsallaşması gibi bir ihtiyacımız var. Ne yazık ki bugün Alevi toplumu da kendi öğretisi ile buluşmaktan, öğretisini yaşamaktan uzaklaşmış durumda. İşte bu kapitalizmin, modernizmin, kent hayatının yarattığı büyük bir tahribat var. Oysa ki biz biliyoruz, yaşadığımız coğrafyadaki ocak sisteminin kendisi, büyük bir toplumsal örgütlenmeydi aynı zamanda. Yani Alevilik aslında bunca zaman sözlü bir şekilde bugünlere geldiyse eğer o toplumsal örgütlenme sayesinde geldi. O anlamıyla bence sosyalist öğretinin Alevilikten öğrenecek çok şeyi var. Aleviliğin sosyalist öğretiye katacağı çok şey var. Ama aynı zamanda Alevilerin sosyalist, demokratik, toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde ciddi bir şekilde öncü olacaklarını, bu konuda belki de bunu en hızlı toplumsallaştırabilecek inanç grubu olduğunu da ifade etmek isterim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Dersim’de duvarlara ırkçı yazılamalar yapıldı-VİDEO

    Dersim’de duvarlara ırkçı yazılamalar yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de sokak duvarlarındaki sosyalizm içerikli yazılamalar karalanarak yerlerine ırkçı içerikte yazılamalar yapıldı.

    Dersim Merkez’de Mameki Parkı’ndan Gola Çeto ziyaretine gidilen yolda bulunan duvarlara Nazi sembolü olan gamalı haç çizilerek T.S.T imzası atıldı. Duvarlara “Kahrolsun Sosyalizm”, “Yaşasın Faşizm”, “Çok Yaşa Türk Irkı” gibi yazılamaların yapıldığı görüldü.

    PİRHA/DERSİM

  • BDSP’den baskılara tepki: Sosyalizm mücadelesini büyütme çabamıza engel olamayacaklar

    BDSP’den baskılara tepki: Sosyalizm mücadelesini büyütme çabamıza engel olamayacaklar

    PİRHA- Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), üyelerine yönelik polis baskısı nedeniyle basın açıklaması yaptı. Platform adına konuşan Hasan Akman, terör demagojisi ile devrimci güçlerin özel hedef haline getirildiğini söyledi. 

    Polis baskısına maruz kaldıklarını ifade eden BDSP üyeleri, İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Platform adına konuşan Hasan Akman, devrimcilerin baskı ve zorbalıkla sindirilmeye çalışıldığını ifade ederek, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından baskıların arttığını da söyledi.

    TACİZ, TEHDİT, AJANLAŞTIRMA!

    Hasan Akman, terör demagojisi ile devrimci güçlerin özel hedef haline getirildiğini söyleyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Özellikle Ankara’da sermaye devletinin polisi bu çerçevede burjuva hukukunu da ayaklar altına alarak her türlü pervasızlığı sergiliyor. Yapılmak istenen eylemlerde uygulanan devlet terörüne, ilerici-devrimci faaliyete yönelik her türlü engelleme girişimine yine ilerici-devrimci kurumlara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklama saldırıları eşlik ediyor. Bununla birlikte kurumlarımız taciz ediliyor, dostlarımız baskı ve tehditlerle ilerici-devrimci fikirlerden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.

    BDSP olarak Ankara polisinin bu pervasız saldırıları ile bugüne kadar sayısız kez karşı karşıya kaldık. Sistematik olarak hayata geçirdikleri saldırılarla sürekli olarak faaliyetimize yönelik engelleme girişimlerinde bulundular. Yeri geldi eylemlerde yoldaşlarımızı özel hedef haline getirdiler, kemiklerini kırdılar, yeri geldi sözde yargı kurumunu da harekete geçirerek yoldaşlarımızı tutsak ettiler. Son bir yıldır ise sistematik bir şekilde yoldaşlarımıza ve faaliyetimize yönelik yeni bir saldırı hesabı içinde olduklarını görüyoruz. Yoldaşlarımızın içinde faaliyet yürüttükleri kurumlara yönelik tacizlerin yanı sıra bu kurumlara gelip giden, faaliyetlerimize ve etkinliklerimize katılan dostlarımız da baskı ve tehditlerle yıldırılmaya çalışılıyor. Hatta yer yer kimi örneklerde gördüğümüz üzere ajanlaştırılmaya çalışılıyor.”

    “TERÖRİST ARIYORLARSA AYNAYA BAKABİLİRLER”

    Hasan Akman, üyelerinin telefon üzerinden belirli aralıklarla taciz edildiğini aktarırken, yaşananlara dair şu bilgileri de paylaştı:

    “Haklarında hiçbir yargı kararı olmayan yoldaşlarımız, terörist olarak lanse edilerek yoldaşlarımızla teması sürdürmeleri durumunda kendilerine de “terörist” muamelesi yapılacağı söyleniyor. Kendilerini etkinliklere kimin/kimlerin davet ettiği sorgulanarak, yoldaşlarımıza yönelik yeni bir saldırının hazırlıkları yapılıyor. Hatta bir kısmına “işbirliği” teklif edilerek ajanlaştırılmak isteniyor.

    Biz gerçekleştirilen basın açıklamalarında bile hangi cümlenin kurulup hangisinin kurulamayacağına karışma cüretini kendinde bulan Ankara polisinin bu hukuksuz ve pervasız uygulamalarına şaşırmıyoruz. Ama buradan şunu söylemek istiyoruz: Eğer terörist arıyorlarsa aynaya bakabilirler. İnsanları tehdit ve zorbalıkla ilerici-devrimci düşüncelerden, mücadeleden koparabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Onların baskı ve tehditleri bize ne kadar haklı ve onurlu bir çabanın içinde olduğumuzu gösteriyor. Ve ne yaparlarsa yapsınlar sosyalist fikirlerin yayılmasına, sosyalizm mücadelesini büyütme çabamıza engel olamayacaklar.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Genel Merkezi: Ser verip sır vermeyen yiğit önder seni unutmayacağız!

    PSAKD Genel Merkezi: Ser verip sır vermeyen yiğit önder seni unutmayacağız!

    PİRHA-Devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 50. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımlayan PSAKD Genel Merkezi, “Doksan gün maruz kaldığı insanlık dışı işkencelere direnip, ser verip sır vermeyen yiğit önder, seni asla unutmayacağız” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, “Faşizmin zindanlarında ser verip sır vermeyen İbrahim Kaypakkaya’yı saygıyla anıyoruz” başlıklı yazılı bir açıklama yayımladı.

    Açıklamada, Yoksul Türkiye emekçi halklarının gelecek özgür yarınlara olan inanç ve umudunu, patron ağaya korku salan çelikten iradeni saygıyla selamlıyoruz. Devrin daim olsun ve ışığın hiç sönmesin. Kahrolsun emperyalizm, yaşasın tam bağımsız, laik ve demokratik Türkiye” denildi.

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Katledilişinin 50. yılında ser verip sır vermeyen devrimci önder İbrahim Kaypakkaya’yı anıyor onun şahsında yitirdiğimiz Haki Karer ve dörtler başta olmak üzere yaşamını halkın haklı davasına adayan, hak ve hakikat mücadelesinde gözünü kırpmadan ölümsüzleşen halkın yürekli evlatlarını saygı ve özlemle anıyoruz. Hepimizi insanlığımızdan utandıran işkencelerin ve vahşiliğin karşısında destansı direnişin zindanı olan Diyarbakır Cezaevi’nden İbrahim, dörtler ve sayamadığımız nicesinin yaşamı ağıt olarak dilden dile aktarılıyor. Unutmayacağız, unutturmayacağız.

    Pir Sultan Abdal’dan, Şah Kalender Çelebi’ye, Seyit Nesimi’den Şeyh Bedrettin ve yoldaşlarına, Deniz’den Mahir’e uzanan hak ve hakikat mücadelesinin en önemli önderlerinden biridir İbrahim Kaypakkaya. Dünyayı ve özelinde ülkemizi saran 68 gençlik hareketi ile başlayan ve devam eden yolda İbrahim’in ulusal sorundan, sosyo-ekonomik yapıya ilişkin Türkiye devrimine ilişkin belirlemeleri ve tahlilleri onu egemenler nezdinde “çok tehlikeli” kılmıştı.

    O yaşamı uğruna görüş ve düşüncelerini saklamamış, her koşul ve durumda davasına sahip çıkmıştır. “Türkiye’nin geleceği çelikten yoğruluyor; belki biz olmayacağız ama bu çelik aldığı suyu unutmayacak” sözüyle geleceğe yani bugünlere olan inancını daha o günden ifade etmiştir.

    Doksan gün maruz kaldığı insanlık dışı işkencelere direnip, ser verip sır vermeyen yiğit önder, seni asla unutmayacağız. Yoksul Türkiye emekçi halklarının gelecek özgür yarınlara olan inanç ve umudunu, patron ağaya korku salan çelikten iradeni saygıyla selamlıyoruz. Devrin daim olsun ve ışığın hiç sönmesin. Kahrolsun emperyalizm, yaşasın tam bağımsız, laik ve demokratik Türkiye.”

    PİRHA/ANKARA

  • İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 50. yılı

    İbrahim Kaypakkaya’nın katledilişinin 50. yılı

    PİRHA-Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden İbrahim Kaypakkaya 50 yıl önce Diyarbakır Cezaevi’nde gördüğü işkence sonucu yaşamını yitirdi.

    68 Kuşağı’nın ve devrimci hareketin önderlerinden, “Ser verip sır vermeyen yiğit” olarak tarihe kazınan İbrahim Kaypakkaya 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Cezaevi’nde işkence sonucu hayatını kaybedeli tam 50 yıl oldu. Kaypakkaya, bugün İstanbul Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde, Dersim’de ve Çorum’un Karakaya köyündeki mezarı başındaki törenlerle anılacak.

    Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile birlikte 68 Kuşağı’nın üç önderinden biri olan İbrahim Kaypakkaya devrimci fikirlerle İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü öğrencisi iken tanıştı. Çapa Fikir Kulübü’nün kurucuları arasında yer aldı ve başkanı oldu. 6’ncı Filo’ya karşı bildiri yayımladığı gerekçesiyle Kasım 1968’de okuldan atıldı. FKF ve TİP içinde ortaya çıkan ayrışmada Milli Demokratik Devrim (MDD) tezini savunan kesimde yer aldı.

    İşçi-Köylü gazetesinin İstanbul’daki bürosunda çalışan Kaypakkaya, Aydınlık ve Türk Solu dergilerine yazılar yazdı. Aydınlık içinde meydana gelen ayrışmada Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) kanadında yer aldı. 1972’de PDA ile yolları ayrılan Kaypakkaya, Perinçek ve çevresinin revizyonist, oportünist olduklarını ifade etti ve daha sonra TKP/ML TİKKO’yu kurdu.

    TKP/ML faaliyetlerinin yoğunlaştığı Dersim’de mücadele ederken, 24 Ocak 1973’te Vartinik mezrasında bir köyde kaldıkları sırada etrafları kolluk kuvvetleri tarafından sarıldı. Kaypakkaya boynundan saçma kurşunlarıyla vuruldu. Beş gün kadar dağda yaralı saklanan Kaypakkaya, yiyeceğinin kalmaması üzerine indiği köyde Cafer Atan isimli bir öğretmenin ihbarı sonucu yakalandı. Yaralıyken kasıtlı olarak saatlerce yürütülmesinin sonucu olarak parmakları hissizleşti ve hastanede reddetmesine rağmen 20 Şubat 1973’te ayak parmakları kesildi.

    4 AY BOYUNCA SORGU

    Kaypakkaya dört ay boyunca süren sorgulaması sırasında defalarca işkenceye maruz bırakıldı. Mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, görgü tanıklarına göre 16 Mayıs 1973’te son bir kez sorguya götürüldü ve 18 Mayıs 1973’te yaşama veda etti. Ölüm sebebi ise kayıtlara ‘intihar’ olarak geçti. Oğlunu görmeye gelen babasına ertesi gün cansız bedeni teslim edildi.

    Babası Ali Kaypakkaya, daha sonra oğlunun cenazesini teslim almaya gittiği zaman yaşadıklarını şöyle anlatmıştı:

    “Oğlumun cenazesini aldım. Taşıması için bir hamal tuttum, ücreti 5 liraydı. Hamal sordu; ‘Bu nedir amca?’ ‘Oğlum’ dedim, ‘Solcu, öğrenci. İşkencede öldürüldü.’ Hamal ağladı, parayı da almadı. ‘Kalsın’ dedi.”

    Kaypakkaya’nın yazıları iki ciltlik ‘Bütün Yazılar’ adlı eserde toplandı. Yazar Nihat Behram Kaypakkaya için “Ser verip sır vermeyen bir yiğit” kitabını yazdı.

    Kaypakkaya, Türkiye’nin sosyalist düşünce dünyasına farklı ivme kazandırmış bir teorisyen olarak görüldü. En çok dikkati çeken, dönemin sosyalistlerinin büyük çoğunluğunun yer aldığı Millî Demokratik Devrim anlayışını savunan grupların görüşleriyle neredeyse taban tabana zıt duran bir Kemalizm karşıtlığıydı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Metin Yeğin imzalı ‘Grev’ filmi 29 Ekim’de vizyona girecek

    Metin Yeğin imzalı ‘Grev’ filmi 29 Ekim’de vizyona girecek

    PİRHA-Belgeselci- Yazar Metin Yeğin’in, Osmanlı İmparatorluğu’nda ipek işçiliği yapan kadınların direnişini anlatan ‘Grev’ isimli filmi 29 Ekim’de vizyona girecek.

    1910 yılının Osmanlı İmparatorluğu’nda, Bursa ilinde ipek işçiliği yapan kadın işçilerin kötü çalışma koşulları ve sömürüye karşı birlikte gösterdikleri direnişi işleyen filmde La Casa de Papel dizisinde Lizbon karakterini canlandıran Itziar Ituño Martínez de yer alıyor.

    Senaristliğini ve yönetmenliğini Metin Yeğin’in üstlendiği filmde ayrıca Pelin Batu, Tansel Öngel, Nihan Aker, Orhan Alkaya, Murat Çidamlı gibi isimler de bulunuyor. Filmin sanat yönetmeni ise ödüllü sanat yönetmeni Mustafa Ziya Ülkenciler.

    Çekimleri pandemiden önce Türkiye ve İspanya’da tamamlanan filmin konusu ise şöyle:

    “Yıl 1910 Bursa. Osmanlı imparatorluğu borç içinde kıvranırken, ipek işçileri kadınlar çok güç koşullarda çalışıyorlardı. Avrupa sermayesi sadece bu ipekleri kuşanmakla kalmıyor, aynı zamanda imparatorluktan alacaklarını da bu kadınların sırtından tahsil ediyordu. Bütün bunlara karşı, yaşanmış gerçek bir direnişin, kadınlarının direnişinin öyküsüdür ‘Grev’. Aynı zamanda, ne bu sömürü ne de bu karşı çıkış, sadece Bursa ile de sınırlı değildir, İngiltere’den Türkiye’ye, İspanya’ya kadar uzanır.

    Dünyanın en ünlü oyuncularıyla da bizi buluşturan, zamanın, aşkın ve hayatın gerçek sokaklarında bir seyahattir ‘Grev’.”

    (HABER MERKEZİ)