Etiket: söyleşi

  • 25. Evvel Temmuz Festivali kadın etkinlikleriyle devam etti

    25. Evvel Temmuz Festivali kadın etkinlikleriyle devam etti

    PİRHA- Hatay’da bu yıl 25. düzenlenen Geleneksel Evvel Temmuz Kültür ve Sanat Festivali’nin Samandağ ayağı, hafta sonu Tomruksuyu Mahallesi’nde başladı. Samandağ merkezinde başlayan festival programı, kadın emeği ve dayanışmasını merkeze alan etkinliklerle devam etti.

    Çeyrek asrı geride bırakan Evvel Temmuz Festivali, Samandağ, Serinyol ve Defne’de Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği ile Samandağ Kalkındırma Derneği’nin öncülüğünde düzenleniyor. Samandağ’daki etkinliklerde kadın dayanışması güçlü biçimde kendini gösterdi.

    “AİLE YILI DEĞİL, MÜCADELE YILI” SÖYLEŞİSİ YAPILDI

    Samandağ Sveydiye Yerleşkesi’nde düzenlenen ilk etkinlikte, “Bu Kalabalığı Hatırla: Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu Kampanyaları” adlı belgesel gösteriminin ardından bir söyleşi gerçekleştirildi. Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Özlem Şen ve Cinsiyet Eşitliği İzleme Derneği’nden Emel Memiş’in konuşmacı olduğu söyleşide, “Aile Yılı Değil, Mücadele Yılı” teması çerçevesinde kadınların medeni haklar için verdikleri mücadele gündeme taşındı.

    DAYANIŞMA SOFRASI, MÜZİK VE UMUT DOLU KADIN ŞENLİĞİ

    Etkinlikler, akşam saatlerinde yine Sveydiye Yerleşkesi’nde düzenlenen Kadın Şenliği ile devam etti. Kurulan ortak sofrada hep birlikte dayanışma yemeği yenildi. Ardından sahneye çıkan Rihen Müzik Topluluğu, Darbuka Ekibi, Işıl Çivi ve Sevinç Koçak, kadınlara coşkulu bir gece yaşattı.

    “KADINLAR EMEKLERİNİ VE UMUTLARINI BİR ARAYA GETİRDİ”

    Kadın Şenliği’nin açılış konuşmasını Hatay Deprem Dayanışma Derneği’nden Cansel Aslan yaptı. Aslan, çeyrek asrı bulan festivalin aynı zamanda direnişin de bayramı olduğu ifade ederek, “Çeyrek asırlık Evvel Temmuz’u karşılamak için bir aradayız. Hepinize umut dolu, yürekten bir merhaba diyoruz. Biz kadınlar, bir araya geldiğimizde hayatı yeniden kurarız. Dayanışmayı sadece kelimelerde değil; atölyelerde, sokaklarda, sofralarda ve üretimin içinde yaşatırız. Bu şenliğe öncülük eden biz kadınlar, emeğimizi ve umutlarımızı bir araya getirdik. Neşemizle, kahkahamızla, şarkılarımızla bu akşamı hep birlikte yoğuracağız. Evvel Temmuz, 4 bin yıllık bir gelenek; bu topraklarda yaşayanların hasat zamanı, bereketin ve emeğin bayramıdır. 80’li yıllarda yasaklara rağmen başlatılan bu gelenek bugün 25. kez kutlanıyorsa, bu aynı zamanda direnişin de bayramıdır” diye belirti.

    “ŞİDDET, AYRIMCILIK VE ÖTEKİLEŞTİRMEYE KARŞI MÜCADELE”

    Aslan konuşmasına şöyle devam ett:

    “Deprem sonrası kurduğumuz Mara El Sanatları Atölyesi, Kollektif Gezici Mutfak ve El İşi Kurslarıyla dayanışmayı ördük. Rimmen Kadın Kooperatifi’ni kurduk. Adımızı bereketin simgesi nar’dan aldık. Tıpkı nar taneleri gibi birleşerek hem yaşamlarımızı yeniden kuruyor, hem de şiddet, ayrımcılık ve ötekileştirmeye karşı mücadele ediyoruz.

    ‘Me rıhna, nehna hon’ – Gitmedik, buradayız! dedik. Bugün de buradayız, üretmeye, paylaşmaya, çoğaltmaya devam edeceğiz. Her sene daha büyük bir coşkuyla bir arada olmayı temenni ediyoruz. Hoş geldiniz!”

    PİRHA/HATAY

  • İngiltere Cemevinde, ‘Franz K. Aşıkları Burhan Sönmez & Semiha Durak’ söyleşisi gerçekleşti-VİDEO

    İngiltere Cemevinde, ‘Franz K. Aşıkları Burhan Sönmez & Semiha Durak’ söyleşisi gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde ‘Franz K. Aşıkları Burhan Sönmez & Semiha Durak’ başlıklı söyleşi gerçekleşti.

    İngiltere Alevi Külüt Merkezi ve Cemevi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen söyleşiye çokça kişi katıldı.

    Söyleşinin açılışında ölüm yıldönümleri olan Nazım Hikmet ve Ahmet Arif’in kendi seslerinden birer şiir dinletildi

    Sevgi Sarıtaş’ın ‘Kuzey’, Rengin Akgün’ün ‘Masumlar’, Gül Ülgen’in ‘İstanbul İstanbul’, Fergül Yücel’in ‘Labirent’ ve Hatice Demir Kaya’nın ‘Taş ve Gölge’ kitabını tanıttığını ve kitaplarla ilgili özet bilgi verdiği söyleşi öncesinde ise Sevim Sönmez bir ön konuşma yaptı.

    Kitap tanıtımları sonrasında Semiha Durak moderetörlüğünde Burhan Sönmez ile söyleşiye geçildi. Verimli sohbetin geliştiği söyleşi de ayrıca  Ahmet Arif’in ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ adlı şiiri kendi sesinden dinletildi.

    BURHAN SÖNMEZ KİMDİR?

    Haymana’da doğdu. İlk ve orta eğitimini Polatlı’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra bir süre avukatlık yaptı. Çeşitli gazete ve dergilerde kültür ve siyaset üzerine yazılar yazdı. Uzun yıllar yurt dışında (Britanya) kaldı.

    Burhan Sönmez altı romanın yazarı ve PEN International’ın başkanıdır. Hughes Hall College ve Trinity College, Cambridge Üniversitesi’nde kıdemli üyedir. Romanları elli iki dile çevrildi ve EBRD Edebiyat Ödülü ve Vaclav Havel Kütüphanesi Ödülü de dahil olmak üzere uluslararası ödüller aldı. Türkiye’de doğdu, Türkçe ve Kürtçe konuşarak büyüdü. Siyasi nedenlerle İngiltere’ye gitmeden ve orada sürgünde yaşamadan önce İstanbul’da avukatlık yaptı. Şimdiyse İstanbul ve Cambridge arasında yaşıyor. Inge Feltrinelli Ödülü ve Cenevre Uluslararası Film Festivali gibi birçok etkinliğin jürisinde yer aldı. La Repubblica, Der Spiegel, Die Zeit ve The Guardian gibi basın kuruluşları için yazılar yazdı. William Blake’in Cennet ve Cehennemin Evliliği adlı şiir kitabını Türkçeye çevirdi. Bir önceki romanı Taş ve Gölge, 2024 Dublin Literary Award Uzun Listesinde yer aldı. Türkçe yazdığı beş romanın ardından Franz K. Âşıkları, yazarın anadili olan Kürtçe yazdığı ilk roman.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

     

  • Maraş Katliamı’nı anlatan ‘3. Gurbet’ belgeseli İzmir’de gösterildi- VİDEO

    Maraş Katliamı’nı anlatan ‘3. Gurbet’ belgeseli İzmir’de gösterildi- VİDEO

    PİRHA- Bornova Cemevinde, Maraş Katliamı tanığı kadınların anlatımına yer verilen ‘3. Gurbet’ isimli belgeselin gösteriminde konuşan Yönetmen Mediha Güzelgün, “Bu acılar sadece küçük bir anma, haber yada sanal medya ile kalmamalıydı. O yüzden festival filmi şeklinde bir belgesel çektim” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi, Maraş Katliamı’na ilişkin belgesel film gösterimi ve söyleşi gerçekleştirdi. Etkinlikte ilk olarak, Yönetmen Mediha Güzelgün’ün Maraş Katliamı tanığı kadınların anlatımına yer verdiği 3. Gurbet isimli belgesel gösterimine yer verildi.

    Belgesel film gösteriminden sonra katliamda Hakk’a yürüyenler için çerağ uyandırılarak saygı duruşunda bulunuldu.

    Ayrıca yönetmen Mediha Güzelgün’e plaket takdim edilmesinden sonra söyleşiye geçildi.

    “BU TRAVMAYI ANLATMAM LAZIMDI”

    Belgesel filmin ortaya çıkışına dair bilgi paylaşan Mediha Güzelgün, “Ailemin oturduğu Yörükselim Mahallesinde kadınlar ‘keşke bir kamera olsaydı da bizim acılarımızı, çektiklerimizi çekseydi’ diyordu. Bundan dolayı başladım. Bu travmayı anlatmam lazımdı. Bunu sadece Alevilere göstermememiz gerekiyordu. Bu acılar sadece küçük bir anma, haber yada sanal medya ile kalmamalıydı. O yüzden festival filmi şeklinde bir belgesel çektim. Çekimler iki yıl sürdü ve üstüne üstlük deprem oldu. Çekimler zordu, çoğunu ağlamakla yarım bıraktım. Devam eden bir yas var’ diye konuştu.

    “KATLİAM PLANLI DEVREYE KONULDU VE DEVAM EDİYOR”

    Maraş Katliamına dair konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm ise katliamın geliştiği ekonomik, politik ve siyasal ortama değindi. Katliamın tüm yönlerinin ve sonuçlarının planlı bir şekilde uygulamaya konulduğu söyleyen Gülüm, “Maraş’ta yapılanlar Alevilere yönelik bir katliam ama sadece Alevileri katletmek için yapılan birşey değildi. Sınıfsal bir kimlikten siyasal bir savaşa döndürülendir Maraş. Bir plan var ve bu plan uygulanıyor. Bu keyfi bir şey değildir, planlıdır. Alevilerin bunlarla yüzleşmesi lazım. Maraş’ta sermaye birikimi var ve Alevileri ortadan kaldırmaya bu da etki ediyor. Katlediyorlar ve sonrasında göç ettiriyorlar. Maraşlılar sonrasında devlet eliyle Avrupa’ya gönderiyorlar. Sağ kalanların önemli bir kısmına Avrupa’nın yolunu gösterdiler. İnsan düştüğü yerden kalkar. Maraş’ a Maraşlıları götüremedikten sonra ayağa kalkmak çok zordur. Maraşlılar artık Maraş’ı kendi yurtları olarak görmüyorlar. Bence katliamın hala devam ediyor ve Alevilik katlediliyor. Toplumu yönetmek için kendilerinin ideolojik politik hamlelerine yönelik toplum yaratmak istiyor. Ortadoğu’da ve Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik çok kritik bir durum var bunun yansıması çok farklı olabilir” diye belirtti.

    Söyleşi soru cevap ile son buldu.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • ‘İktidar Kürt sorununu çözmek isteseydi, Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atamazdı’-VİDEO

    ‘İktidar Kürt sorununu çözmek isteseydi, Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atamazdı’-VİDEO

    PİRHA-AKP-MHP iktidarının Kürt sorununa ilişkin başlattığı sürecin gerçeği yansıtmadığını belirten EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “İktidarın Kürt sorununu çözmeyeceğini ve çözme iradesini de göstermeyeceklerini çok net bir şekilde ifade edebiliriz. Neden çözmezler çünkü bir taraftan Abdullah Öcalan Meclis’te konuşma yapsın, umut hakkından faydalansın diyeceksiniz ama diğer yandan da Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atayacaksınız” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, AKP-MHP iktidarının Kürt sorununa ilişkin başlattığı sürece ilişkin söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ve EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin gerçekleştirildiği salona ‘Son gelişmeler ne anlatıyor, Çözüm süreci mi muhalefeti çözme süreci mi?’ pankartı asıldı.

    “İKTİDAR, HİÇBİR SOMUT ADIM ATMADAN SÜRECİ SÜRDÜRMEYE ÇALIŞIYOR”

    Açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Meclis’in açılmasıyla birlikte Devlet Bahçeli’nin DEM Partililer ile el sıkmasıyla başlayan süreç hiçbir somut adım atılmadan bu süreç iktidar tarafından sürdürülmeye devam ettiriliyor. Daha önce Hakkâri’ye atanan kayyım bu sefer de Esenyurt, Mardin, Batman ve Halfeti Belediyelerine atandı” diye belirtti.

    “AKP-MHP İKTİDARI, KÜRT SORUNUNU ÇÖZEMEZ”

    Kürt sorununun Türkiye’de yaşayan halkların ortak iradesi ve ortak mücadelesiyle çözüleceğini belirten EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “Kürt sorununu çözmemek için direnen bir iktidar anlayışı vardı. Ancak eğer siz sorunu çözemezseniz sorun bir şekilde sizi çözer. AKP-MHP iktidarının Kürt sorununu çözmeyeceğini ve çözme iradesini de göstermeyeceklerini çok net bir şekilde ifade edebiliriz. Neden çözmezler çünkü bir taraftan Abdullah Öcalan Meclis’te konuşma yapsın, umut hakkından faydalansın diyeceksiniz ama operasyonlarınızı kesintisiz bir şekilde sürdüreceksiniz. Kürt halkının iradesiyle seçilmiş belediyelere kayyum atayacaksınız” dedi.

    “İKTİDAR, KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEME ÜZERİNE ÇALIŞMA YAPIYOR”

    Ülkenin sorunlarını çözemeyen bir iktidarla karşı karşıya olduklarını ifade eden Seyit Aslan, “AKP-MHP iktidarı aslında Kürt sorununu çözmeme üzerine bir çalışma yapıyor, bir müzakereden bahsetmiyorlar. İktidar ‘Eğer uzattığımız eli tutmazlarsa, bu eli yeniden havada bırakırlarsa en şiddetli araçlarımızla yeniden saldıracağız’ diyen ifadeler kullanıldı ve arkasından hemen kayyum kararları geldi. Tek adam iktidarına karşı bir halk muhalefeti giderek birleştiği bir süreci yaşadık. O zaman bu güçleri bölmek, parçalamak gerekir diyerek bugün cumhur ittifakının amaçladığı plan da budur. Bir taraftan Kürt sorununu çözüyormuş gibi yapmak ama diğer taraftan da kendi karşısında olan bütün güçleri ayırmadan parçalayarak yeniden kendi iktidarının ömrünü uzatacağı ve kendi anayasasını yapacağı bir siyasi iklimi hedefliyor” diye konuştu.

    Söyleşi, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • “Sosyalizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı” -VİDEO

    “Sosyalizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı” -VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak GADEV Kitap Fuarı’nda düzenlenen söyleşide önemli açıklamalarda bulundu. Bayrak, tarih boyunca Aleviliğe dair arşivlerin gizlendiğini belirterek “Devlet aklı, gizli planda gerçeği söyler ancak açık planda gerçeği gizler. Bugün açık plandan Alevilik eritilmek için bir çaba gösteriliyor” dedi. Bayrak, “Sosyalizmin, komünizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı” sözlerini de ekledi.

    Garip Dede Dergahı Vakfı Kitap Fuarı’nın son gününde Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak’ın katıldığı bir söyleşi gerçekleştirildi. Dergah bahçesinde yapılan söyleşinin moderatörlüğünü Can TV Yayın Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin yaptı. Söyleşide, “İç Toroslarda Hakikatçi Alevilik ve Alevilere dair devlet arşivi” konuları ele alındı.

    Veli Büyükşahin söyleşinin sunumunda; “Sistemin ötekilerine dair devlet arşivleri topluma kapalı. Ancak Mehmet Bayrak, o arşivlerin izini sürdü ve açığa çıkardı. Yani gerçeğin açığa çıkarılması konusunda Bayrak’ın çalışmaları çok kıymetli” diye belirtti.
    Söyleşi, Veli Büyükşahin’in, Mehmet Bayrak’a “Arşivler neden Alevilere kapalı? Siz bu arşivlere nasıl ulaştınız?” sorusuyla başladı.

    “AVRUPA KÜTÜPHANELERİNDE DÜNYAM BÜYÜDÜ”

    Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak, konuşmasına, “Hiçbir zaman klasik bir sol, Kürt, Alevi yazar olmadım. Başta, tüm ezilen kimliklere sahip çıkıp bu doğrultuda yazılar yazdım” sözleriyle başladı. Bayrak, Türkoloji eğitimi aldığına işaret ederek konuşmasına şöyle devam etti:
    “Üniversitede bize ilk Alevi şair olarak Yunus Emre’yi öğrettiler. Ancak Yunus’a gelmeden önce çok sayıda Yaresan Kürt Alevi şair olduğunu ise araştırmalarımızla öğrendik.

    Resmi ideolojiye karşı bilgileri sorgularken özellikle devletin gizli dünyasına girebilmek ve batı kültürünü de taramak çok önemli.
    1994’te zorunlu yurtdışına çıktım. 15 yılım kütüphanelerde geçti. Eğer o süreç olmasaydı yeni belge ve bulgulara ulaşamazdım. Orada dünyam büyüdü. Osmanlı arşivini trenlerle çöp olarak Avrupa’ya satan aklın bize bir şey vermesi pek mümkün değil.
    Devlet aklı, gizli planda gerçeği söyler ancak açık planda gerçeği gizler. Açık planda da Alevilik eritilmek için bir çabaya girilmiş. 1826’da bir padişah, emir vererek yüzlerce Alevi dergah ve tekkesini kapatıyor. Ancak diğer bir yandan Osmanlı, Bektaşiliği bir köprü görevi görerek Hristiyanlığı bu anlayışla saraya yaklaştırdı. Ama bugün bu kapalı olan dergahların müsebbibi bir Osmanlı padişahıdır.
    Lozan Anlaşması imzalandıktan sonra Türk İslam kavramı ortaya konulur. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla birlikte İslam’ın kimi uzantıları da kapatılır. Bugün Hacı Bektaş Dergahı’nda Alevi ibadeti yapılamaz. Dergaha Nakşibendiler atandı ve halen Aleviler bunun mücadelesini veriyorlar. Bugün ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin cemevleri konusunda almış olduğu bir karar var. Bu önemli ve kıymetli bir karardır.”

    “SOSYALİZM DEDİKLERİ İŞTE BİZİM ALEVİLİK”

    Mehmet Bayrak, Alevilik konusunda İç Torosların zenginliğine de değindi. Özellikle Kürt Alevi coğrafyasına işaret eden Bayrak, şöyle devam etti:

    “Maraş, Sivas, Adıyaman, Malatya ve Kayseri’nin bir bölümünü kapsayan havza, bugün okunan eserlerin, türkülerin yüzde 25’ini kapsıyor. Bu bölge çok büyük zenginlik taşıyor. Bugün Aleviliği İslam içerisinde eritmek için değişik ayak oyunları oynanıyor. Marx ve Engels, “Bizim sosyalizm kaynağımız, eski ütopik şahsiyetlerdir” diyor. İşte sosyalizm dedikleri bizim Alevilik dediğimiz inanç. Sosyalizmin, komünizmin adı yokken bizim hakikatçi Alevilik anlayışımız vardı. Bu anlayış, toplumcu bir dünya görüşüdür. Kadını aşağılayan o sakat düşüncülere karşı yöreden birçok isim de çıkmıştır. Afe Ana da okuma yazma bilmeden kadın kimliğine dair çok kıymetli sözler üretmiştir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Servet Demir: Hiç kimseyi dışlamadan, Alevi dünyasının birleştirilmesi gerek-VİDEO

    Servet Demir: Hiç kimseyi dışlamadan, Alevi dünyasının birleştirilmesi gerek-VİDEO

    PİRHA – Alevi aktivist Servet Demir, Garip Dede Dergahı Vakfı Kitap Fuarı’nın konuğu oldu. Yapılan söyleşide Demir, Alevi örgütlenmesi için “yeni bir model” vurgusunu yaparak, “Modern Alevi hareketinin başarısı sağlanmış oldu ancak çok parçalı örgütlülüğü ortadan kaldırmak gerekiyor. Alevi davasına hizmet eden bir siyasi kültür geliştirmek gerekiyor” dedi.

    Garip Dede Dergahı Vakfı’nın düzenlediği kitap fuarının son gününde halkın ilgisi bir hayli yüksek oldu. Çok sayıda yazar ve şair okuyucularla buluştu, kitaplarını imzaladı. Dört günlük fuarın final programında Alevi örgütlenmesinde uzun yıllar mücadele yürüten Servet Demir ile söyleşi yapıldı. Dergah bahçesinde yapılan söyleşide Servet Demir, “Alevi hareketinin dünü ve bugünü” başlığını değerlendirdi. Aleviliğin, doğa ve insan arasında bir uyum sergileyip daima barışçı olduğunu vurgulayan Demir, şunları dile getirdi:
    “Bunlara karşılık 2. Mahmut döneminde Alevilere katliam dayatıldı. Osmanlı’nın yıkılmasıyla birlikte cumhuriyete büyük destek veriliyor. Ancak tekçiliğe dayanan bir model inşa etmeye çalıştılar. 1921’de Koçgiri, 1938 Dersim, yakın zamanda Maraş, Sivas katliamları da yapıldı. Rumlara, Ermenilere, Kürtlere yönelik asimilasyon dayatıldı. Aleviler ise kendilerini hep ifade etmeye çalıştı. Özellikle 1993 Madımak Katliamı’ndan sonra, büyük kentlere akın eden toplum, sendikalar ve sol hareketler içerisinde yer almaya başladı fakat bu süreç, devletin asimilasyon politikalarına karşı yeterli olgunluğa ulaşamadı. Aleviliği ciddiye almadılar. Alevi topluluğunu kendi içerisinde hapsetmeye çalıştılar. İşte bu ortamda Alevi toplumu, Sivas Katliamı sonrasında yeniden kendini örgütlemeye başladı. Bu süreçte ciddi sıkıntılar da yaşandı.
    Bunlara karşılık Avrupa’da 350 kentte cemevi var ve üniversitelerde kürsüler oluşturulup devletler Aleviliği tanır oldu. Fakat bugünkü devlet bunu görmemezlikten gelip asimilasyoncu çizgilerini devam ettirdi. Özellikle Kürt Alevi bölgelerinde Türkleştirme hedefi devam ediyor.
    Bugün Garip Dede Dergahı ise ciddi bir yere geldi. Bu da Alevi örgütlenmesinin başarısı oldu. Bu örgütlenmeler, devleti sıkıştıran bir hal aldı. Birçok cemevi yapıldı, modern Alevi hareketinin başarısı sağlanmış oldu. Ancak çok parçalı örgütlülüğü ortadan kaldırmak gerekiyor. Alevi davasına hizmet eden bir siyasi kültür geliştirmek gerekiyor. Bunu, Alevi toplumunun kirpili politikası olarak ifade ediyorum. Çevre, kadın hareketleriyle birlikte dahi birleşip demokrasi mücadelesi yürütülmeli. Hiç kimseyi dışlamadan, Alevi dünyasının birleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yeniden Alevi değerlerini billurlaştıran bir çalışma gerçekleştirilmeli. Irkçılığı dışlayan, faşizme karşı duran ortak bir akılla hareket edilmeli.”

    Servet Demir, konuşmasının sonunda Garip Dede Dergahı yönetimine teşekkürlerini sunarak “Bu kadar çok değerli yazar ve çizeri biraraya getirip okuyucu ile buluşturmak çok kıymetli. Bu fuar, hafızamızın yenilenmesine de aracı oldu” diye belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • BEKSAV’da ‘Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze’ söyleşisi yapılacak

    BEKSAV’da ‘Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze’ söyleşisi yapılacak

    PİRHA – Sosyalist Kadın Meclisleri tarafından 13 Temmuz’da BEKSAV’da “Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze” söyleşisi gerçekleştirilecek.

    Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), “Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze” başlığıyla 13 Temmuz Cumartesi saat 18.00’de Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı’nda (BEKSAV) söyleşi gerçekleştirecek.

    Söyleşiye, Kobane kumpas davasında uzun süre tutuklu bulunan ve yakın zamanda tahliye edilen Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Semiha Şahin konuşmacı olarak katılacak.

    SKM’nin sosyal medya hesabından yapılan duyuruda, “#SuruçtanBugüne, 33’lerin baktığı yerden konuşup, tartışmak için tüm kadınları söyleşimize bekliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ziya Halis’in mücadele hayatı okurlarla buluştu-VİDEO

    Ziya Halis’in mücadele hayatı okurlarla buluştu-VİDEO

    PİRHA- Siyasetçi Ziya Halis’in, Prof Dr. Şükrü Aslan ile beraber kaleme aldığı kitabın imza günü ve tanıtımı İstanbul’da Taksim Hill Otel’de yapıldı.

    Siyasetçi Ziya Halis’in, Prof Dr. Şükrü Aslan ile beraber yazdığı ‘Mücadele Dolu Yıllarım’ isimli kitabı Taksim Hill Otel’de gerçekleşen imza günüyle okurlarla buluştu.

    “HATIRALAR BAZEN BİNLERCE SAYFA RESMİ BELGEDEN DAHA KIYMETLİ DETAYLAR İÇEREBİLİR”

    Kitap tanıtım etkinliğinde konuşan Prof Dr. Şükrü Aslan, şunları dile getirdi:

    “Benim en çok ilgi duyduğum kitaplar anı kitapları. Bu çalışmaları çok kıymetli buluyorum. Aslında çoğu kez resmi metinlerde göremediğimiz detayları hatırlarda görebiliyoruz. Bilhassa yakın tarihle ilgilenen, çeşitli kimlik gruplarının tarihleri ile ilgilenenler için hatıralar muazzam bir araştırma kaynağı. Son yıllarda akademik çalışmalarda da çok önemli araştırma malzemeleri haline geldi. Okuduğum hatırdaki bir ifade beni çok etkilemişti. O ifadeyi hiçbir resmi belgede bulamadım. Ahmet Cemil Akıncı diye bir subay Dersim’de görev yapmış hatıralarını yazmış. Bu hatıraların bir kısmı da Dersim’de yaptığı görevle ilgiliydi. Diyor ki subay “Ben birliğimle birlikte Merzifon‘dan Dersim denilen bölgeye gönderildim. Dağ, taş, tepe operasyonlar yaptık. Oluk oluk kan aktı” diyor. Bu ifade tamamen ona ait. “Oluk oluk kan aktı. Çok şükür ki birliğimdeki hiçbir askerin burnu bile kanamadan biz tekrar Merzifon‘a döndük.” diyor. Bu öyle çarpıcı bir cümleydi ki beni altüst etmişti. Hatıralar bazen binlerce sayfa resmi belgeden bile daha kıymetli detaylar içerebilir. Ziya Halis’in bu kitabı her şeyden önce bu açıdan çok değerli. Ben Madımak Hafıza Merkezi Projesi’nin sözlü tarih kısmında görev yaptım. Bu koordinasyon kapsamında 93’e tanıklık edenleri dinleme fırsatım oldu. ziya bey de onlardan birisi oldu sağ olsun. Bu dinlemelerden sonra Madımak’ı yeterince bilmediğimi fark ettim. Bazen okumalar o yüzden yeterli olmuyor. Hatıratın kendisi ya da sözlü anlatımın kendisi muazzam bir bilgilendirme işlevi görebiliyor.”

    “TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMEYE İHTİYACI VAR”

    Etkinliğin devamında Ziya Halis, anılarına ve siyasi hayatına dair şu paylaşımlarda bulundu:

    “Yaşadıklarımı yazmadan bu dünyayı terk etmeyi bir eksiklik olarak değerlendirdim. Ben tarihe bir not bırakmak, gelecek kuşakların bunu eğer isterlerse okumalarını görmelerini ve değerlendirmelerini sağlamak için bu kitabı ortaya çıkardım. Çocukluğumdan başlayarak aklım yettiğinden itibaren doğdum, yaşadığım köyden başlayarak bir yolculuğa çıktım. İleriki yıllarda Teknik Elemanlar Derneği başkanlığı gibi toplumun ve demokratik kitle örgütlerinin sorunlarıyla ilgilenen bir sürecin içinde oldum. 12 Eylül Darbesi olduğunda milliyetçi cephe hükümetlerinde Sivas’ta çok büyük bir terör havası esiyordu. Özellikle ötekileştirilmiş toplum kesimlerine dönük bu milliyetçi cephe hükümetlerinin geniş baskısını yaşadık. Biz Türkiye’deki demokrasi mücadelesi veren kesimler olarak hep bir adım ileri gittik ama iki adım geri geldik. Geldiğimiz nokta şu anda daha baskıcı daha otoriter bir yönetimin altında ezim ezim eziliyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmeye ihtiyacı var.”

    Etkinlik okurların soru ve görüşlerini paylaşmasının ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avustralya’da Abdal Musa Cemi yürütülecek

    Avustralya’da Abdal Musa Cemi yürütülecek

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Mehmet Turan Dede’nin katılımıyla Abdal Musa Cemi yürütecek. Cem öncesinde Hallac-ı Mansur ve Dandenong Cemevlerinde ayrıca söyleşi gerçekleşecek.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun (AFA) öncülüğünde 20-21 ve 27 Nisan tarihlerinde Mehmet Turan Dede’nin katılımıyla Abdal Musa Cemi yürütülecek.

    20 Nisan tarihinde Avustralya Alevi Toplum Konseyi ile birlikte saat 19.00’da Hallac-ı Mansur Cemevi’nde ve 21 Nisan tarihinde ise Dandenong Cemevi’nde saat 15.00’te söyleşi gerçekleşecek.

    Geleneksel Abdal Musa Cemi, 27 Nisan tarihinde saat 19.00’da gerçekleşecek. Cemi, Şah Ahmet Sultan Ocağı’ndan Mehmet Turan Dede yürütecek.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Yazar Farqini: Sistem bir dili yasakladığında o dilin geçmişini ve kültürünü yok eder-VİDEO

    Yazar Farqini: Sistem bir dili yasakladığında o dilin geçmişini ve kültürünü yok eder-VİDEO

    PİRHA-Antalya’da Eğitim-Sen’in düzenlediği etkinlikte konuşan Yazar Zana Farqini, ana dilin önemine vurgu yaparak, “Dil dediğimiz kültür dediğimiz aynı zamanda bir insanlık mirası. Sistem bir dili yasakladığında aynı zamanda onun geçmişini, kültürünü yok eder. 3 kuşak sonra o dili konuşamayanlar egemen dile kendisini mensup görerek, o egemen ulusal millete ait hisseder” dedi. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim -Sen) tarafından “21 Şubat Uluslararası Ana Dili Günü” kapsamında Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği’nde panel gerçekleştirildi. Kürt yazar, çevirmen ve dilbilimci Zana Farqini‘nin konuşmacı olduğu panelde moderatörlüğü Güneş Adsız yaptı.

    “PAKİSTANDA ANA DİL YÜRÜYÜŞÜNDE YAŞAMINI YİTİREN ÖĞRENCİLERİN ARRDINDAN 21 ŞUBAT İLAN EDİLDİ”

    Yazar Zana Farqini, Hindistan’dan ayrılarak 1947’de kurulan Pakistan devletinin Doğu Pakistan eyaletinde (şimdiki Bangladeş) Bengal üniversiteli öğrencilerin ana dilleri için yaptıkları yürüyüşte Pakistan polisi silah kullanarak yüzlerce öğrenciyi öldürdüğünü hatırlatarak, “O öğrenciler aynı zamanda Bengal hareketinin üyeleriydi. Unesco bugünü ilan ederken aynı zamanda o günü hatırlamak ve o günü dünya Ana Dil Günü olarak kutlamayı kendine görev olarak addetti. İnsanların ana dillerini eğitimde, öğretimde ve kamusal alanda kullanmalarını teşvik etmek, halkta da farkındalığı yaratmak amacıyla buna özellikle vurgu yaptı” dedi.

    “YASAKLI DİLLER EĞİTİM VE KAMUSAL ALANIN DIŞINA İTİLMİŞ DİLLERDİR”

    UNESCO tarafından dikkat çekilen dillerin genellikle ya yasaklı diller ya kamusal alanın dışına itilmiş diller olduğunu belirten Farqini, “Birçok haktan mahrum olan diller için özellikle 21 Şubat’ı Ana Dil Günü ilan etti. Birleşmiş Milletler’e üye ülkelere görev ve sorumluluklarını hatırlatmak amacıyla bugüne özellikle vurgu yapılıyor. Dil dediğimiz kültür dediğimiz aynı zamanda bir insanlık mirası. Bir dilin oluşması, bir kültürün oluşması, kolay  oluşmuyor. Bir dil binlerce yılda oluşur” diye belirtti.

    “DİL BİR İLETİŞİM ARACI OLMAKLA BİRLİKTE AİDİYETİN TEMEL UNUSURUDUR”

    Dilin sadece bir iletişim aracı olmadığına vurgu yapan Yazar Zana Farqini, şunları ifade etti:

    “İletişim araçlarından en önemli olanı ve başta geleni değil. Aynı zamanda bir aidiyeti oluşturan temel ögedir. Bir ulusu ulus yapan etmenlerin başında dil gelmektedir. Dil, her ne kadar kültürel bir öge ise de aslında o kültürel ögeyi günümüze taşıyan, yeniden üreten ve geleceğe aktaran da en temel etmendir. Sistem bir dili yasakladığında aynı zamanda onun geçmişini, kültürünü yok eder. 3 kuşak sonra o dili konuşamayanlar egemen dile kendisini mensup görerek, o egemen ulusal millete ait hisseder.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • İHD İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta Ana Dili söyleşisi yapılacak

    İHD İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta Ana Dili söyleşisi yapılacak

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta saat 18.00-21.00 saatleri arasında ‘Ana Dili’ söyleşisi gerçekleştirilecek. 

    “Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Genel Kurulu, 1999 yılında aldığı bir kararla 21 Şubat’ı “Uluslararası Ana Dili Günü” olarak kabul etmiş ve ilk kez 2000 yılında, dünya çapında kültürel çeşitliliği ve çok dilliliği desteklemek amacıyla “Dünya Ana Dili Günü” kutlanmaya başlamıştır.

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu. 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü, Türkiye’de özellikle ana dili Kürtçe, Arapça, Lazca, Ermenice, Hemşince, Çerkezce, Çeçence, Süryanice gibi dillerden olan milyonlarca çocuğun kendi ana dillerinden koparıldığı ortamda kutlanmakta.

    İHD’DE SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRİLECEK

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde 21 Şubat’ta ‘Ana Dili’ söyleşisi gerçekleştirilecek. 18.00-21.00 saatleri arasında yapılacak söyleşide Kürt Araştırmaları Derneği Eş Başkanı Remziye Alparslan, Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Estukyan, Kürtçe öğretmeni Mutlu Can, Araştırmacı-Yazar Hüseyin Ayrılmaz konuşmacı olarak katılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ahmet Şık: Türkiye’de toplumsal muhalefet eksikliği var-VİDEO

    Ahmet Şık: Türkiye’de toplumsal muhalefet eksikliği var-VİDEO

    PİRHA- ‘Rejimin krizi derinleşirken ne yapmalı, nasıl yapmalı’ konulu söyleşide konuşan TİP Milletvekili Ahmet Şık Türkiye’de eşitliğin, barışın ve adaletin olmasını isteyen insanların düşüncesini yansıtan yapıların bir arada durması gerektiğini söyleyerek, “Türkiye’de gerçekten ciddi bir muhalefet eksikliği var. Bunun sadece parlamentoda bulunan partilerin eksikliği değil aynı zamanda toplumsal muhalefetin de eksikliği var” dedi.

    Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 6. gününde devam etti. 84 yayınevinin katıldığı etkinlik 20 Temmuz’a kadar devam edecek.

    Munzur Kitap Günleri’nin 6. Gününde Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık ve Gazeteci İbrahim Varlı’nın katılımıyla ‘Rejimin krizi derinleşirken ne yapmalı, nasıl yapmalı’ konulu söyleşi gerçekleştirildi.

    “SOKAĞI CANLI TUTMALIYIZ”

    Türkiye’de eşitliğin, barışın ve adaletin olmasını isteyen insanların düşüncesini yansıtan yapıların bir arada durması gerektiğini söyleyen Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, “Türkiye’de ciddi bir muhalefet eksikliği var. Bu sadece parlamentoda bulunan siyasi partilerin eksikliği değil aynı zamanda toplumsal muhalefetin de eksikliği var. Bu ülkede şu anda yapılacak tek şey sokağı canlı tutmak. Toplumsal muhalefetin bir arada durup kendisini bir güç merkezi olarak gösterdiği bir harekete ihtiyacımız var” dedi.

    “21. YÜZYIL HALK AYAKLANMALARININ ÇAĞI OLACAK”

    Millet İttifakından beklentisi olmadığını söyleyen Gazeteci İbrahim Varlı da, “Millet İttifakının dışında Demokrasi İttifakının da umut ve heyecan yaratamadı. Başka türlü bir yöntem bulmak lazım kitlelerde heyecan uyandıracak. Bir araya gelinmesi görünürde iyi gözüküyor ama arkası doldurulması gerekiyor. 21. yüzyıl halk ayaklanmalarının çağı olacak dünyanın birçok yerinde bu eylemleri göreceğiz. Dünyada savaş ortamı devam ettikçe bunun sonuçlarının yansımalarını yakın zamanda dünyanın birçok yerine göreceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Yazar Taş: Ağıtlar bu toprakların değerleri konusunda bize bir fikir veriyor-VİDEO

    Yazar Taş: Ağıtlar bu toprakların değerleri konusunda bize bir fikir veriyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 6. Gününde Araştırmacı-Yazar Cemal Taş’ın katılımıyla ‘’38 ağıtlarının dili bugün bize ne söylüyor’ konulu söyleşi yapıldı. Taş, “Ağıtlar bu topraklarda hayat bulmuş halkların tarihsel, sosyal, kültürel ve inançsal değerleri konusunda bize bir fikir veriyor” dedi.

    Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 6. gününde devam etti. 84 yayınevinin katıldığı etkinlik 20 Temmuz’a kadar devam edecek.

    Munzur Kitap Günleri’nin 6. Gününde Araştırmacı-Yazar Cemal Taş’ın katılımıyla ’38 ağıtlarının dili bugün bize ne söylüyor’ konulu söyleşi gerçekleştirildi.

    “AĞITLARIN DİLİNİ ANLAMAK ZORUNDAYIZ”

    “Ağıtları dinlerken sadece bir müzik dinlemediklerini söyleyen Taş, “Ağıtlar bu topraklarda hayat bulmuş halkların tarihsel, sosyal, kültürel ve inançsal değerleri konusunda bize bir fikir veriyor. Ağıtların dilinin bize söylemek istediklerini anlamamız için ağıtlara konu olan insanların katledildikleri yerlerin unutulmamasını sağlamak zorundayız, çünkü o zaman yüzleşme sağlayabiliriz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Şair Ahmet Telli: Şiir zamanın, tarihin ve yaşamın hafızasıdır-VİDEO

    Şair Ahmet Telli: Şiir zamanın, tarihin ve yaşamın hafızasıdır-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 3. Gününde Şair Ahmet Telli’nin katılımıyla ‘Şiirimiz, coğrafyamız’ konulu söyleşiyle devam etti. Şair Ahmet Telli, “Coğrafya insanın kendi eliyle verdiği emekle ve verdiği mücadeleyle kendine özgü bir olgu kazanır. Şiir zamanın, tarihin ve yaşamın hafızasıdır” dedi.

    Dersim Belediyesi ile Yayıncılar Kooperatifi ortaklığında ‘Kitapla Yaşa, Kitapla Yaşat’ şiarıyla düzenlenen ‘Munzur Kitap Günleri’ 3. gününde devam etti. 84 yayınevinin katıldığı etkinlik 20 Temmuz’a kadar devam edecek.

    Munzur Kitap Günleri’nin 3. Gününde Şair Ahmet Telli’nin katılımıyla ‘Şiirimiz, coğrafyamız’ konulu söyleşi gerçekleştirildi.

    “ANA DİLDE MUTLAKA BİR ŞEY YAPMAK LAZIM”

    Coğrafyanın hem kader hem de kader olmadığını söyleyen Şair Ahmet Telli, “Coğrafya insanın kendi eliyle verdiği emekle ve verdiği mücadeleyle kendine özgü bir olgu kazanır. Şiir belki şairin kendini gerçekleştirmesi için bir olanaktır diğer sanatlar gibi ama bence şiir bir hafızadır. Şiir zamanın, tarihin ve yaşamın hafızasıdır. Kendi ana dilinde yazanları desteklemek lazım. Ana dilde yazmak, ana dili savunmak ve ana dilde mutlaka bir şey yapmak lazım” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • HDK’nin 11 Mayıs’ta düzenleyeceği ‘Halklar kendini anlatıyor’ programında Aleviler yer alacak

    HDK’nin 11 Mayıs’ta düzenleyeceği ‘Halklar kendini anlatıyor’ programında Aleviler yer alacak

    PİRHA- HDK Halklar ve İnançlar Komisyonu’nun, “Haklar kendini anlatıyor” başlığıyla başlayacağı program dizisinin ilkinde Aleviler kendini anlatacak. 

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Halklar ve İnançlar Komisyonu, “Halklar kendini anlatıyor” başlıklı bir program düzenleyecek. Programın ilk ayağını Aleviler oluşturuyor.

    Yarın saat 15.00’de HDK binasında düzenlenecek olan program çerağ uyandırma ile başlayacak.

    Programa konuşmacı olarak Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Başkanı Selda Güneş, Alevi yazar ve aktivist Aydın Deniz ve Cengizhan Aslan katılacak.

    Programda Celal Fırat, ‘Alevi inancında ibadet ve ocak sistemi’ konusunu, Selda Güneş, ‘Alevi inancında kadın ve tarihi kökler’ konusunu, Aydın Deniz, ‘Alevilerde demokratik mücadele süreçleri’ konusunu anlatacak. Program Cengizhan Aslan’ın deyiş sunumları ile devam edecek. Söyleşi lokmaların pay edilmesiyle son bulacak. (HABER MERKEZİ)

  • Alibeyköy Cemevi’nde 12-13 Mayıs’ta ‘Bahar Şenliği’ var

    Alibeyköy Cemevi’nde 12-13 Mayıs’ta ‘Bahar Şenliği’ var

    PİRHA – İstanbul’da Eyüp Alibeyköy’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alibeyköy Cemevi, 12-13 Mayıs’ta 2 gün sürecek bir “Bahar Şenliği” düzenleyecek. Şenlikte söyleşiler, paneller ve müzik dinletisi olacak.  

    Alibeyköy Dersimliler Derneği, Cumhuriyet Halk Partisi, Çağdaş Erzurum Dernekleri Federasyonu, Devrimci Hareket, Eğitim Sen, Emek Partisi, Erzurum Kazancı Köyü Derneği, Erzurum Sıldız Köyü Derneği, Erzurum Tanır Köyü Derneği, Erzurum Çatkale Derneği, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Kaldıraç, Karadolap Spor Kulübü, Parseller Spor Kulübü, Sivas Banaz Köyü Derneği, Sivas Yağbasan Köyü Derneği, Toplumsal Özgürlük Partisi Girişimi, Varto İçmeler Köyü Derneğinin katılımcısı olduğu şenlikte çok sayıda söyleşi ve panel düzenlenecek. Ayrıca mahalleliler çeşitli konularda stand ve atölyeler açabilecekler.

    İki gün sürecek Bahar Şenliği’nde ilk gün saat 15.00’te ‘Türkiye’de kadın olmak‘ söyleyişiyle başlayacak. Ardından saat 16.00’da ‘En güzel şarkı kitap’ söyleşisi olacak. Şölen, şiir ve müzik dinletisi ile devam edecek.

    İkinci gün ise, saat 14.00’te çocuk oyunu, saat 15.00’te 68’in 50. yılı söyleşisi, saat 16.00’da Anneler Günü, saat 17.00’de de sol ve 24 Haziran seçimi paneli yapılacak. Ardından müzik dinletisi olacak.

    Siyasi partilerin, gazetelerin ve yayın evlerinin de stand açacağı Bahar Şenliği ücretsiz olup akşam saatlerinde de konserlerle devam edecek.

  • Kadın Formu’nda konuşan eğitimci Tunçdemir: Alevilikte yol önderliği erkeklere ait değil

    Kadın Formu’nda konuşan eğitimci Tunçdemir: Alevilikte yol önderliği erkeklere ait değil

    PİRHA – İstanbul Kadıköy’de Sosyal Dayanışma ve İletişim Derneği’nde (SODİD) gerçekleştirilen Yoğurtçu Kadın Forumu’nda (YKF) bu hafta “Alevi kadın olmak”  konusu ele alındı. Kadın Formu’na katılan PSAKD Eğitim Sekreteri eğitimci Songül Tunçdemir, Alevilikte yol önderliğinin sadece erkeğe ait bir yol ilkesi olmadığını belirtti.

    İstanbul Kadıköy’de Yoğurtçu Parkı’nda yapılan Yoğurtçu Kadın Forumu’nda bu hafta, “Alevi kadın olmak” konusu ele alındı. Foruma Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Eğitim Sekreteri Songül Tunçdemir katıldı.

    2 saat süren forumun ilk bölümünde PSAKD Eğitim Sekreteri Songül Tunçdemir sunum yaptı. Sunumda en çok üzerinde durulan konular, Alevilikte kadın-erkek eşitliği, kapitalizm ve egemen sünni anlayışının Alevi kadına verdiği zararlar, cinslerin üstüne kurulan felsefeden neden bu kadar uzaklaşıldığı, kurumların neden bu kadar erilleştiği ve Alevi kadınının hem toplumda, hem ailede hem de kurumlarda nasıl güçleneceği hakkında konuşuldu.

    “ALEVİLİKTE YOL ÖNDERLİĞİ SADECE ERKEKLERE AİT DEĞİL”

    Alevilikte kadının yerinin çok önemli olduğunu belirten Songül Tunçdemir, Alevilikte can olmanın ne anlama geldiğini anlattıktan sonra Hacı Bektaş Veli’nin kadın-erkek eşitliğini, kadının toplumdaki etkisini anlatarak, Alevilikte yol önderliğinin sadece erkeğe ait bir yol ilkesi olmadığını vurguladı.

    Alevilik tarihinde önemli toplumsal olaylarda kadının da erkek kadar belirleyici olduğunu söyleyen Tunçdemir, bunu örnek vererek açıkladı. Tunçdemir, Bacıya Rum Örgütlenmesi, Hakikat Bacıları anlatarak, Dersim’de Zarife Ana, Kerbela’da Zeynep Ana’nın direnişi üzerinde durdu. Bugün daha çok konuşulması gereken şeyin günümüzde Alevi kadının ailede, sosyal yaşamda, mücadeledeki yeri ve Alevilikte kurulan cinsler üstü felseyi günümüze taşıyabildik mi olması gerektiğini söyleyen Songül Tunçdemir, kapitalist sistemin kadınlar üzerinde cinsiyetçiliği pompalayan politikalarına ek olarak ülkemizde Sünni İslam inancının kadın üzerindeki tahakkümü, Aleviler üzerinde uygulanmış olan katliamlar, baskılar ve asimilasyonun cinsler üstü felsefeyi yerle bir ettiğini, teoriler ile pratik arasında derin uçurumlar açtığını belirtti.
    Tunçdemir, bu uçurumu açanların da en çok İslamcı asimilasyonun etkisiyle Aleviliğe yabancılaşmış olan Alevi erkeklerinin olduğunu söyledi.

    “KADINLAR, DEĞİŞİMİ SAĞLAYACAK GÜCE SAHİP”

    Toplumsal inançsal anlamında yaşanan eksen kaymalarına örnekler veren Songül Tunçdemir, erkek çocuğunu kız çocuğuna tercih etme, ailede son sözü erkeklerin söylemesinin yanında ‘’kadın posta oturmaz’’, ‘’Kadın cem bağlamaz’’, ‘’kadından pir olmaz’’ gibi düşüncelerin ortaya çıktığını belirtti.

    Alevi kurumlarında ve siyasette kadınların az olmasının sebepleri üzerinde duran Songül Tunçdemir, kararlı, irade sahibi Alevi kadınlarının yaşadığımız çağda, tarihsel Aleviliğin kadına bakış açısını yanına alarak büyük değişim ve dönüşümü sağlayacak güce sahip olduğunu söyledi.

    ALEVİ KADINLARLA ORTAK ÇALIŞMA YAPILMALI

    Tunçdemir’in konuşmasının ardından, söz alan kadınlar konular hakkında düşüncelerini söyledikten sonra soru cevap şeklinde devam etti. Söz alan kadınlar, konuya çok yabancı olduklarını ve sunumu çok ilginç bulduklarını belirterek aldıkları notları araştıracaklarını, Alevi örgütlerindeki kadınlarla ortak çalışmalar yapılması gerektiğini, kadına bakış açısı bu kadar güzel olan bir inancı gerçek kimliğine tekrar büründürmek gerektiğini söylediler.

    ‘Yoğurtçu Kadın Formu’ nasıl oluştu?

    Yoğurtçu Kadın Forumu: Gezi Direnişi’ne katılan, Gezi Parkı’nda ayrı çadır açan, mücadele eden kadınlar, park forumları süreci başladığında İstanbul Feminist Kolektif’in (İFK) çağrısı üzerine sosyal medyada yaptıkları bir duyuru ile 26 Haziran 2013’te Yoğurtçu Parkı’nda ilk kez toplandılar ve Yoğurtçu Kadın Forumu’nu oluşturdular. O günden beri her hafta çarşamba günleri toplanan Yoğurtçu Kadın Forumu bağımsız bir oluşumdur. Kendi gündemini kendisi belirleyen, kendi eylemini ve kampanyasını foruma katılan tüm kadınlarla birlikte örgütleyen; başka dayanışmalarla, forumlarla, kadın örgütleri ve feminist örgütlerle dayanışma içinde olan, onlarla zaman zaman işbirliği yapan; bulunduğu yerelde, yerel yönetimin kadın politikası ve uygulamaları ile de ilgilenen Yoğurtçu Kadın Forumu kadın alanında bağımsız, kendine özgü çizgisi ile yoluna devam ediyor.  (HABER MERKEZİ)