PİRHA- Alevi toplumu yeni bir AKP ‘açılımı’ ile daha karşı karşıya. Ekonomik ve siyasal krizin derinleştiği, erken seçimin konuşulduğu bir ortamda AKP-MHP bloku yeni bir ‘Alevi açılımı’ yapma peşinde. Dedelere maaş bağlamaktan, cemevlerinin ‘kültür evi’ olarak tanımlanması gibi çalışmaların yer alacağı iddia edilen ‘açılım’a Aleviler tepkili. Alevi inanç önderleri parayla inancın yapılmayacağını belirtirken, Alevi kurum temsilcileri de, iddia edilen ‘açılımı’ seçim yatırımı olarak değerlendiriyor.
AKP iktidarının görevlendirdiği kimi isimlerin cemevlerini dolaşarak “talepler raporu” hazırlaması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “58 ilde 1585 cemevini ziyaret ettik” sözü yeni tartışmalara da zemin hazırladı.
Erdoğan’ın konuşmasındaki tek cümle hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi tarafından köşesine taşındı.
Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi, ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.
Alevi toplumunun büyük çoğunluğu, cemevi inşası için devletten hiçbir talepte bulunmayacağını dile getirerek “Eşit yurttaşlık” konusundaki ısrarını yinelerken, PİRHA’ya konuşan Alevi yurttaşlar, kurum temsilcileri ve inanç önderleri, öncelikle Alevi inancının anayasal ve yasal olarak tanınması ve cemevlerinin ‘kültür evi’ değil ‘inanç merkezi’ olarak kabul edilmesi, Alevi çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulması gibi temel konularda devletin somut adımlar atmasını istedi.
Mevcut iktidarın bulunduğu konumda bunu yapmasının zor olduğunu ve AKP-MHP blokundan böyle bir adımın atılamayacağının ifade edildiği açıklamalar ardı ardına gelirken, BBC Türkçe, kulis bilgilerine dayanarak bir haber yayınladı.
Erdoğan’ın bu açıklamasının, siyasi kulislerde iktidarın yeni bir “Alevi açılımı”na hazırlandığı yorumlarına neden olduğunun belirtildiği haberde, Alevilerin talepleri ve cemevlerinin gereksinimlerinin tespiti konusunda Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı’nca bir süredir çalışmaların yürütüldüğü belirtilirken, 25 Ekim’deki kabine toplantısında da bu çalışmalar sonucu hazırlanan raporun sunulduğu belirtiliyor.
Haberin devamında cemevlerine ibadethane veya kültür merkezi statüsü verilmesi konusunda AKP içinde henüz netleşmiş bir görüşün olmadığına dikkat çekilerek, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir “Alevi cemaati başkanlığı”nın kurulmasının tartışıldığı yer aldı.
“Devletin müdahale hakkını saklı tutan böyle bir düzenlemeye Alevilerin tüm kesimlerinin onay verip vermeyeceği önemli. Bu konuda ortak bir bakışa ve konsensusa ihtiyaç var” değerlendirmesi yapıldığı kaydediliyor.
PİRHA- HDP MYK, yazılı açıklama yaparak 9’uncu yılında Rojava devrimini selamladı. 19 Temmuz 2012 tarihinde Rojava’da başlayan devrimin, Kürt halkı ve Kuzey Suriye halklarının umudu olduğu belirtilen açıklamada, “Rojava Devrimi sadece Kürt halkı ve Kuzey Suriye halkları için değil, bütün dünya halkları için büyük bir tarihi görevdir” denildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Rojava devriminin 9’ncu yıldönümüne ilişkin Kürtçe ve Türkçe yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, 19 Temmuz 2012 tarihinde Rojava’da başlayan devrimin, Ortadoğu Suriye ve Kürt tarihinde büyük bir dönüm noktası olduğu, bugün de sonuçları ve yansımaları itibariyle bölgedeki gelişmeleri etkilediğine dikkat çekildi.
“TOPLUMSAL MODEL İNŞASI SURİYE HALKLARI İÇİN UMUT OLMUŞTUR”
Suriye iç savaşının başladığı 2011 tarihinin üzerinden 10 yıl geçtiği ve Suriye halklarının büyük bedel ödediği belirtilen açıklamada, “Bir tarafta Kürt halkı ve bölge halklarının her türlü demokratik ve temel haklarını gasp ve inkar eden Esad rejimi, öte tarafta her türlü insanlık dışı uygulamaları halklara reva gören cihatçılar, aradan geçen zamanda bölge halklarının huzurunu teminat altına alan yeni bir birlikte yaşam modeli sunamadılar. 19 Temmuz 2012’de Kürt halkı ve Kuzey Suriye halkları Esad rejiminin otoriter ve tekçi anlayışına ve cihatçıların insanlık dışı uygulamalarına karşı kendi kaderini tayin edecekleri üçüncü bir yolun temelini attı. Eşitlik ve demokratik ilkeler üzerine inşa edilen, kadınların, halkların, inanç gruplarının ve gençlerin özgürlüğünü esas alan bu yeni toplumsal model inşası, daha sonra Rojava’dan da taşarak bütün Suriye halkları için yeni bir umut olmuştur” ifadelerine yer verildi.
“ROJAVA DEVRİMİ HALKLAR, KADINLAR VE GENÇLİK DEVRİMİDİR”
Devrimin sadece Kürtler için değil tüm halklar için ortak bir yaşamı mümkün kıldığı vurgulanan açıklamanın devamı şöyle:
“Rojava devrimi halklar, kadınlar, inançlar ve gençlik devrimidir. Bu kurucu ve alternatif yeni yaşam karakterinden ve iddiasından dolayı da aradan geçen 8 yılda hem Esad rejimi, hem cihatçılar hem de Erdoğan rejimi ve onun bölgesel ortaklarının saldırılarına, işgal girişimlerine ve ablukasına maruz kaldı. Bu işgal girişimlerinin bir sonucu olarak devrim boğulmaya çalışıldı. Efrîn, Serêkanî, Girêspî’de cihatçı gruplarla, emperyalist ve bölgesel güçlerin rızası ve teşvikiyle işgal edildi. Binlerce insan katledildi, yüzbinlerce insan yerinden yurdundan edildi, bölgenin demografik yapısı üzerinde nüfus mühendisliği yapılarak insanlığa karşı suçlar işlendi. Bölgenin doğal zenginlikleri ve tarihi varlıkları talan edildi.
ROJAVA DEVRİMİ SELAMLANDI
9’uncu yıl dönümünde bölgede üçüncü bir yolun mümkün olduğunu bütün dünya halklarına gösteren Rojava devrimini selamlıyoruz. Rojava devrimi önemli tarihsel bir deneyim olarak halklar için Ortadoğu devriminin ilhamı olarak bugün de korunması, kalıcılaştırılması gereken bir devrimdir. Dolayısıyla bu devrimin taçlandırılması sadece Kürt halkı ve Kuzey Suriye halkları için değil, bütün dünya halkları için büyük bir tarihi görevdir. Savaş ve çözümsüzlüğe karşı özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi veren Kürt halkı ve Suriye halklarıyla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz.”
ÖZERK YÖNETİMDEN KUZEY VE DOĞU SURİYE’NİN TANINMASI İÇİN KAMPANYA
Rojava Devrimi’nin 9’uncu yıldönümünde, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin BM tarafından resmi olarak tanınması talebiyle dijital medyada kampanya başlatıldı.
Rojava Devrimi’nin 9’uncu yıldönümünde, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin statüsünün Birleşmiş Milletler (BM) tarafından resmi olarak tanınması talebiyle kampanya başlatıldı. #Status4NorthAndEastSyria (Kuzey ve Doğu Suriye için statü) etiketiyle başlatılan kampanyanın startını, Demokratik Suriye Güçleri (QSD) Genel Komutanı Mazlum Ebdî verdi.
PİRHA- Alevilerin Almanya’da kazandığı kamu tüzel kişiliğini bölücülük olarak nitelendiren ve iftiralar atan AKP yanlısı çevrelere bir tepki de Alevi Dernekleri Federasyonu’ndan geldi. Federasyon, “Almanya Alevilere yeni bir zihniyet dayatmamıştır, kendi din anlayışına göre şekillendirmeye kalkmamıştır. Alevilerin özgürlüğü hak sayılmıştır” dedi. Ayrıca ADFE, “Tüm gücümüzle AABF’nin yanındayız” dedi.
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), “Özgürlüğü bölücülük olarak gören zihniyet asimilasyoncudur” başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Almanya’da kamu tüzel kişilik statüsü elde etmesine bazı çevrelerin iftira boyutunda karşı çıkmasına tepki gösteren Alevi Dernekleri Federasyonu, “Almanya Alevilere yeni bir zihniyet dayatmamıştır, kendi din anlayışına göre şekillendirmeye kalkmamıştır, sosyal ve fiziki çevrelerine müdahale etmemiş, onların tutumlarını tayin etmemiştir. Alevilerin inançları gereği ülke ve dünya barışına sağlayacağı katkı göz önünde bulundurulmuş özgürlüğü hak sayılmıştır” dedi.
“Tüm gücümüzle AABF’nin yanındayız” diyen ADFE şu açıklamayı yaptı:
“Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu ‘Körperschaft des Öffentlichen Rechts’ yani kamu tüzel kişilik statüsü elde etti, tüzel kişilik bir ülkenin hukuk öznesidir yani Almanya; Alevi Birlikleri Federasyonu’nun mücadelesi sonucu Alevilerin inançsal ve kamusal haklarını kabul etmiş, bu çabalar hukuk alanında sonuç getirmiştir.
Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu; kanunların verdiği yetkiyle resmi kurulan, tüzel kişiliğini Alevi inancına hizmet temelinde biçimlendiren, kurumsal yapısını ve gücünü Alevi toplumundan alan bir kurumdur. Yıllarca Alevilik inancı için mücadele etmiş ve mücadelesi sonucu 10 Aralık 2020 tarihinde kamu kurumu statüsünde anayasal tüm haklara sahip olmuş, özerklik (bağımsız karar verme, kendi kendini yönetebilme yetkisi) ve bağımsızlığı kabul edilmiştir.
Buna göre;
AABF; kendi iç hukukunu oluşturacak, kendi kamulaştırma yetkisini kullanacak, vergi, harç vb konulardaki tüm ayrıcalıklardan faydalanmış olacak tıpkı diğer inanç grupları gibi mesela kiliselerde gibi modernleşme sürecinde tüm inanç grupları ve kurumları yeni biçimler, özellikler ve hakları için mücadele edecektir. Başta özel ve kamusal alanda var olma, inanç sembollerinin kullanılması, bu sembollerin ifade ettiği anlamları sivil yaşamın içinde ve dışında taşıması ve yaşama hakkını savunacaktır.
Bu hakkın asıl ifadesi şudur: Fikirler, inançlar, eserler ve bilim hiçbir coğrafyada yasaklanamaz, toplumsal ve bireysel birer haktır ve evrenseldir, barışçıl, birada yaşamanın ve modernliğin gereğidir.
Almanya Alevilere yeni bir zihniyet dayatmamıştır, kendi din anlayışına göre şekillendirmeye kalkmamıştır, sosyal ve fiziki çevrelerine müdahale etmemiş, onların tutumlarını tayin etmemiştir.
Alevilerin inançları gereği ülke ve dünya barışına sağlayacağı katkı göz önünde bulundurulmuş özgürlüğü hak sayılmıştır.
“TÜM GÜCÜMÜZLE AABF’NİN YANINDAYIZ”
Bu nedenle tüm gücümüzle AABF yanındayız.
AABF dünyada yaşayan tüm Alevilerin inançlarını yaşama hakkını savunmuştur, Alevi toplumunun asimile edilerek başka bir mezheple uzlaşmasına, benzeşmesine ve taklit edilerek aynı mezhep karakteriyle farklılaşmasına izin vermemiştir. Kısacası kazandığı haklarla özgürlüğün halklar arasında ayrılık duygusu yaratacağını değil, kimlik bilincine ulaşmasını savunmuştur.
Yüzyıllarca sosyal, inançsal, kültürel, sanatsal tüm ilişkileri İslam dinin Sünnilik mezhep anlayışıyla çatışma zemininde Alevilere dayatan bir sistemin, Alevilerin kazandığı bağımsızlığı ve özerklik hakkını ayrımcılık, bölücülük olarak görmesi normal.
“YOK SAYAN ZİHNİYETE KARŞI AABF KAZANIMLARI DÜNYA BARIŞINA KATKI SAĞLAR”
Alevilerin örgütlenmesini, üretmesini, hatta mülkiyet ilişkilerini Sünniliğe göre baskı altında tutan, sosyal, siyasal ve zihinsel yaşam alanına müdahale eden, yasaklayan ve en önemlisi ekonomi, eğitim ve yönetimsel alanda yok sayan zihniyete karşı AABF kazanımları dünya barışına katkı sağlayan bir cevaptır.
Alevilerin Tarihsel perspektifinde de bu böyledir.
Eğer bu haklara karşıysanız, siz halkları bölüyorsunuz, saldırıya zemin hazırlıyorsunuz, gericileri Alevilere karşı tertipliyorsunuz, kısacası Alevileri yok saymak için bahane arıyorsunuz.
Sizlere cevabımız şudur.
Tüm gücümüzle AABF yanında yer alıyoruz, çünkü Aleviler ne Sünni, ne Şii’dir ne de yeni bir ruhban sınıfıdır.
Aleviler gücünüze karşıt gördüklerinizi tehdit etme aracınız da hiç değil.
Alevilik ayrıdır, vardır. Kazanılan bu hakla Alevi toplumu güç kazanacak ve tüm halklar için barış ve kardeşlik dengesi oluşturacaktır.
PİRHA – Datça Belediye Başkanlığının Mart ayı Belediye Meclis toplantısında cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi teklifi oy birliğiyle kabul edildi.
Muğla’nın Datça İlçesinde Datça Belediye Başkanlığının Mart ayı Belediye Meclis Toplantısı 03.03.2020 salı günü Belediye Meclis Toplantı salonunda gerçekleştirildi.
Toplantı gündemine alınması için Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi tarafından “cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi” teklifini içeren dilekçe Belediye Başkanı Gürsel Uçar tarafından meclis oylamasına sunuldu ve oy birliğiyle gündeme alındı.
Gündem maddesinin görüşülmesinin ardından Datça Belediye Meclisinin CHP, AKP ve MHP Meclis üyelerinin oy birliğiyle cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi kararı alındı.
Gündem dışı söz alan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi başkanı Murat Yıldırım, eşit yurttaşlık adına Belediye Meclisinin almış olduğu bu kararı önemsediklerini söyledi ve bu kararın çıkmasına vesile olan Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’a ve tüm meclis üyelerine ayrı ayrı teşekkür etti. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- ABF İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz, İzmir ve İstanbul Büyükşehir Belediyeleri’nin cemevleri ile ilgili aldığı kararların geçici olduğunu belirterek, “kalıcı olması için Alevi inancı ve hakları devlet nezdinde tanınmalıdır” dedi.
Haberin videosu;
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu, ve Mersin Cemevi Başkanı, Seyid Sabun Ocağı Piri Hasan Kılavuz, gündemde olan konuları PİRHA’ya değerlendirdi.
İzmir ve İstanbul Büyükşehir Belediyelerinin sınırları içinde yer alan cemevlerinin ‘ibadet alanı’ olarak imar planlarına işlenmesine dönük kararların geçici olduğuna dikkat çeken Kılavuz, İstanbul ve İzmir belediyelerinin aldığı kararların önemli, ancak bu ülkede geç alınmış kararlar olduğunu ifade ederek şunları belirtti;
“Alevilerin beklentileri daha büyük. Hükümet nezdinde bu kararların alınması lazım. Cemevlerinin kabulü için Aleviler onlarca yıldır mücadele veriyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay kararları alınmışken, cemevlerinin yasal statülerin kabul edilmemesi doğru değildir. Bu konuda Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce ‘100 günde cemevleri yasasını kabul edeceğiz, yasal statüye kavuşturacağız ve bu işin sonu işte geliyor bitireceğiz’ dediği halde arada kaç yüz gün geçti daha konulara değinmedi. Cumhurbaşkanının söylediği bu konuyu zaman zaman buraya gelen bütün devlet yetkililerine hatırlatıyoruz.
“İSTANBUL VE İZMİR’DE ALINAN KARARLARI SELAMLIYORUZ”
İstanbul’da ve İzmir’de alınan kararları selamlıyoruz. Ama bu yeterli değildir. Yani burada mevcut iktidarın karşısında Ana muhalefet partisinin belediyelerin aldığı bu kararlar ne denli kalıcı olur, onu bilemeyiz. Yarın bu siyasi hareketlerin değiştiğini düşünün, o belediye başkanlarının yerine 5 yıl sonra bir başka belediye başkanı geldiği zaman belediye meclis çoğunluğu da sağladığı zaman bu kararları tanımıyoruz deyip iptal ederlerse bunun karşısında kim duracak. Bunun için bu kararlar bizleri düşündürüyor. Bizleri onun için bunların geçici olduğunu, kalıcı kararların alınması gerekiyor diyoruz. Bugün iktidarı elinde tutanların bu işi ciddiye alarak bu kararları alması lazım. İnanç kurulu olarak zaman zaman biz dedelerle yan yana geldiğimizde bu konuları görüşüyoruz. Ülkemizde Alevilerin ibadet yerleri ile ilgili alınan kararların hepsi geçicidir. Bunlar bağlayıcı kararlar değildir. Biri karar veriyor, biz de o kararın arkasında sürüklenen kurumları yöneticiler konumuna düşüyoruz. Bu olmaz ve doğru da değildir. Yani yarın öbür gün hayal kırıklığına da uğrayabiliriz.Belediyeleri ise devletin kalıcı olarak aldığı kararları kendi bulundukları alanlarda uygularlar. Yalnız bu belediyelerde kalmamalı köy muhtarlıklarına kadar gitmelidir. Bugün köylerimizde taziye evleri var. Köy sınırları içerisinde devlete ait yerler var ama hiç ayrılmıyor. Orada bir köylü ya tarlasını ya da bostanını bağışlıyor ve bir taziye evi yapıyor. Yukarıdan aşağıya bu kararlar alınırsa her yerde cemevleri, taziye evleri Alevilerin ibadet yerlerinin önü açılmış olur ki biz bunu bekliyoruz. 80 milyonluk nüfusu, 81 ili, binlerce ilçesi, köyleri ve mezraları olan ve 80 milyon içinde 20 milyon Alevi inancında olan insanların ibadet yerleri resmi olarak daha kabullenilmiyor. Bu acı verici bir durumdur. Ama bütün bunlara rağmen neresinde olursa olsun en küçük bir çalışma da olsa biz bunu selamlıyorum. Ama bu tam yüzde yüz güven telkin eden bir karar değildir. Yarın bu kararlar şu veya bu şekilde bozulursa ne olur. Mesela biz bunun örneğini diğer yerlerde görebiliyoruz. Bazı belediyeler bir takım cemevleri için yer yapıyor, o binayı o ildeki Alevilerin hizmetine sunuyor ve ‘cemevi olarak kullanabilirsiniz’ diyor. Arada çok zaman geçiyor ya parti meclisinde bir değişiklik oluyor, belediye başkanı değişiyor. Bir de bakıyorsun ki oranın statüsü değişti, oraya farklı alanlarda hizmetler yapıyor cemevinin işlemsel görevleri ve ya da cemevine düşen görevler orada birebir yapılmıyor. İşte bu eksikleri gördüğümüz zaman illaki yeri hiçbir zaman değişmeyecek, paraları bozulmayacak bir nitelik kazanması lazım.”
“ALEVİLERİN AĞZI POLİTİKALARDAN ÇOK YANMIŞTIR”
“Madem ki bu İstanbul ve İzmir’de bu karar alınmış, şimdi Cumhuriyet Halk Partisinin kazandığı bütün kentlerde aynı anda aynı günde bu kararlar alınsaydı ve basın açıklaması ile bütün belediyelerimizin sınırları dahilindeki cemevlerine bu statüleri tanıyoruz ve cemevlerinin yerine göre belirleniyor deselerdi Alevilerde daha büyük özgüven doğardı” diyen Kılavuz şunları belirtti;
“Bu kararlar biraz politiktir, politikalarda da Alevilerin ağzı çok yanmıştır. Umarım sonu hüsran olmaz, bu kararlar hayata geçer bizde yerleşim birimindeki Alevilerin bu karardan faydalandığını gördükçe yaşadıkça duydukça, yürekten kutlarız selamlarız. Sabırla bekliyoruz ama takipte edeceğiz. Çünkü geçmişte de Cumhuriyet Halk Partisi, parti meclisinin aldığı bir karar vardır. Sayın Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında alınan kararda, bütün illerdeki Cumhuriyet Halk Partisi belediyeler cemevlerine gereken yardımı yapsınlar, sahiplensinler denildi. Bu kararı uygulayan bir elin parmaklarını geçmedi. Belediyeler tarafından desteklenerek yapılan cemevlerine dönük yaklaşımlarını da gözden geçirmeleri gerekiyor. ‘Yani ben bir cemevi yaptım, siz de orada hizmet yürütün ama benim dediğim olsun, benim söylediğim orada çalışsın, benim işaret ettiğim dede orada hizmet yapsın’ derse o olmaz. Zaten bunu kim yaparsa yapsın Aleviler tarafından kabul edilmez. Yapılsa bile o cemevi, cemevi olmaktan çıkar, bir partinin bürosu gibi çalışmış olur. Onun için eğer hakikaten Alevilerin inanç ve ibadetlerini özgürce ifade etmeleri gerekiyor ve buna inanıyorum deyip, bu binayı bu yeri bunlara tahsis ediyoruz, hatta tahsisten de çok o mekanın tapusunun cemevlerine verilmesi bizi sevindirir. Biz bunların dışındaki bütün kararları geçici bakıyoruz. Alevilerin geçici değil bizim tek beklentimiz cemevlerinin mutlaka bu ülkede kabullenilmesidir. Bizim mücadelemiz bu olacaktır.”
“ASİMİLASYON KATMERLİ OLARAK DEVAM EDİYOR”
Aleviler üzerinde yüzyıllardan beri sürüp gelen asimilasyonun olduğunu, günümüzde de bunun en katmerlisinin devam ettiğini söyleyen Pir Kılavuz, şunlara dikkat çekti;
“Bu asimilasyona karşı Aleviler, kanaat önderleri, kurum yöneticileri, seyidleri, Alevilik konusunda hizmet veren yazarlar ve akademisyenleri bir bütün olarak yürekli durmaları gerekiyor. Eğer cesaretli ve korkusuz durmazlar, bildikleri doğrulardan geri adım atarlarsa ve suskun davranırlarsa bu asimilasyon gittikçe hız kazanır. İşte okullardaki çocuklarımıza tüm çırpınışlarımıza rağmen namaz öğretmeleri, oruç tutturmaları, umreye götürmeleri gibi uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz. Kim bilir bunların içinde kaç yüz tane Alevi çocuğumuz umreye götürülüp getirilmiştir. Çünkü biz duyduğumuz zaman, Umre’den dönüş yapmışlar. Ülkemiz ne yazık ki bu hale gelmiş. Cemevlerimizdeki hizmetlerimize bakalım. Biz Aleviyiz, bizim inanç ve ibadetimiz budur, burada durmalıyız, dilimizi kullanmalıyız, Kürtçeyse Kürtçe, Türkçeyse Türkçe, hangi ibadet dilini kullanacaksa, onu kullanarak, ama kendi gelenek göreneklerimizi, bin yıllardan akıp gelen bugüne kadar sakladığınız gizlediğimiz sözleri yürekten söyleyelim, insanlara cesaret versin. Ama ne yazık ki ondan da feragat ediyor ve söylemiyorlar. Eğer biraz cami cemaati varsa cami cemaatine göre konuşuyor, iki tane imam varsa imamları çağırıyor ona göre konuşturuyor ve hatta imamı çağırıyor iman hizmeti yürütüp, dede yanında duruyor. Böyle olduğu sürece bu asimilasyon gittikçe hız kazanıyor.”
“BİR BÜTÜN OLARAK ALEVİLİĞE SAHİP ÇIKMALIYIZ”
“Alevi örgütlenmesi niçin kuruldu?” diye soran Kılavuz “Alevi inanç ve ibadetinin bütün ögelerini korkusuzca bu ülkede anlatmak yol göstermek, önderlik yapmak için kuruldu. Ama çoğunda cami imamı gibi orada hizmetler yapılıyor. Bugün ülkemizde şu anda binin üzerinde cemevi var ama dört dörtlük cemevi diyebileceğimiz nitelikte olan. Onun dışında olanlar cami taklitçiliği yapıyor. Cemevlerinde bazı dedeler kendi içinde tepki gelir diye kendi inancını tam olarak yürütemiyor. Dolayısıyla bu yaklaşımlar asimilasyonunun önüne geçemiyor. Geçememesinin yegane sebebi de cesaretli olunmamasıdır. Bir bütün olarak hepimiz Aleviliğe sahip çıkmamız gerekiyor. Bulunduğumuz her yerde inancımız neyi gerektiriyorsa ona göre hareket edip, inancına sıkı sıkıya sarılmalıdır. İşte bu tür duruşlar olursa asimilasyonun önüne birazcık olsun geçilebilir. Bir bütün olarak önüne geçmenin tek yegane imkan ve yolu varsa o da cemevlerinin yasal statüsünün mutlaka kabul görmesidir. Eğer bu olursa bunun üstesinden gelebiliriz. Yoksa bu eğitim sistemiyle, medya propagandası ile, tarikatların taklitçiliği ile veyahut da devlet başkanları tarikat şeyhlerinin yan yana oturdukları sürece bu asimilasyonun önüne geçilemez. Aile bireyleri, özellikle de kadınların inancın değerlerini ihmal etmemeleri lazım. İnkar etmedikleri sürece de Bozatlı Xızır yar ve yardımcısı olsun” dedi.
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili adayı Ali Kenanoğlu, Erdoğan’ın açıkladığı seçim bildirgesinde cemevlerine statü tanıyacaklarına ilişkin vaadin Aleviler açısından yok hükmünde olduğunu vurguladı.
AKP’nin seçim bildirgesinde yer alan cemevlerine statü tanıma maddesini ANF’ye değerlendiren HDP İstanbul 3. Bölge milletvekili adayı Ali Kenanoğlu, seçime dönük bu çirkin politikayı Alevilerin asla kabul etmeyeceğinin altını çizdi. Alevilerin söze değil pratiğe bakacağını kaydeden Kenanoğlu, cemevlerinin ibadethane olduğu yönündeki yerel mahkeme ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının AKP tarafından tanınmadığını hatırlattı.
“ALEVİLER BU ÇİRKİN POLİTİKAYI KABUL ETMEYECEK”
Kenanoğlu, Alevilere yıllarca adeta kan kusturan, bütün taleplerini öteleyen, hatta daha önceki iktidarlar döneminden çok daha kötü pozisyona düşüren AKP iktidarının cemevlerini seçim malzemesi olarak kullanmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesinin iktidarın iki dudağından çıkacak söze bağlı olmadığını kaydeden Kenanoğlu, bunun mahkeme kararıyla da belirlendiğini cemevlerinin ibadethane olduğunun hukuken de mahkeme kararlarıyla onaylandığını ancak bunu AKP iktidarının kabul etmediğini söyledi.
Hem yerel mahkeme hem de AİHM kararlarıyla cemevlerinin ibadethane olduğunun kabul edilmesine rağmen iktidarı boyunca bu kararı uygulamayan ve tanımayan AKP’nin şimdi kalkıp cemevlerine ibadethane statüsü vereceğini açıklamasının kandırmaca olduğuna işaret eden Kenanoğlu, seçime dönük bu çirkin politikayı Alevilerin asla kabul etmeyeceğinin altını çizdi.
“ALEVİLER BU TÜR OYUNLARA GELECEK BİR TOPLULUK DEĞİL”
AKP’nin zaten dini kötüye kullanarak bugünlere geldiğini belirten Kenanoğlu, “İnsanların din duygularını kullanarak siyasetlerini yürüttükleri gibi, şimdi de Alevileri aynı kulvara sokacaklarını zannediyorlar” dedi.
Sıkışan iktidarın bu kez de Alevilere sarılmaya ve onları kullanmaya çalıştığına dikkat çeken Kenanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aleviler bu tür oyunlara gelecek bir topluluk değil. Aleviler söze değil pratiğe bakacaktır. Bu açıdan siz 16 yıllık iktidarınız boyunca Alevilerin hiçbir talebini kabul etmediyseniz, sürekli oyalama taktikleriyle yaptığınız onlarca çalıştaya, çıkan mahkeme kararlarına rağmen, cemevlerine statü taleplerini dikkate almadıysanız, seçim bildirgenize koyduğunuz madde Aleviler için yok hükmündedir. Kimse buna ne inanır ne kabul eder ne de bunu yazdınız diye size sempati duyar.”
“BIRAKIN OY VERMEYİ AYNI SOKAKTAN BİLE GEÇMEZ”
Alevilerin tek talebinin cemevlerine statü olmadığını vurgulayan Kenanoğlu, Alevilerin Sünni asimilasyon, çocuklarına dayatılan din dersleri gibi çok sayıda sorunu olduğunu belirtti. Okullarda din derslerinin seçmeli adı altında zorunlu hale getirildiğini hatırlatan Kenanoğlu, “Neredeyse matematik dersini bile din dersine dönüştürmüşsünüz. Bu tarz bir eğitim sistemiyle Aleviler bırakın size oy vermeyi, sizin geçtiğiniz sokaktan dahi geçmezler” dedi.
Giderek gerilediklerini anketlerde, kamuoyu yoklamalarında, sokakta gören iktidarın, belki tutar mantığıyla son kozlarını oynadığını belirten Kenanoğlu, “O motivasyon bozukluğu yüzlerinden bile okunabiliyor. Ekonomik kriz nedeniyle zaten ülkedeki tüm emekçiler gibi Aleviler de bugün çocuklarına ne yedirecekleri derdiyle boğuşuyor. Durum böyleyken, öyle cemevlerini tanıyacağım gibi bir maddeyle hiçbir şey hallolmaz” diye konuştu.
“HDP İNANÇLARIN ÖZGÜRCE KENDİNİ İFADE EDEBİLECEĞİ TEK PARTİ”
HDP’nin sadece Alevilerin değil, tüm inançların kendini özgürce ifade etmesi için büyük çaba sarf ettiğini vurgulayan Kenanoğlu, “İnançlar bizim tarif edebileceğimiz bir şey olmadığı gibi, inanç sahiplerinin talepleri de bizim lütuf edebileceğimiz bir şey değildir. İnanç sahipleri kendilerine neyi uygun görüyorsa, bizim açımızdan uygun olan odur. Burada önemli olan başka bir inancın sahasına girmemektir; onu baskılamamaktır. Biz bu anlamda tüm inançların özgürce, herhangi bir baskı altında ve tanımlamaya tabi tutulmadan yaşanmasını savunuyoruz. İktidarın lütuf yapar gibi talepleri karşılama sistemi içine asla girmiyoruz. Tam tersine bu taleplere inanç sahiplerinin en doğal hakkı olarak bakan bir pencereden siyaset yapıyoruz. Alevileri temsil eden bir HDP milletvekili adayı olarak olaya bu şekilde bakıyorum. Ve meclise gittiğimiz zaman da bu taleplere aynı şekilde sahip çıkacağız.”
HDP ALEVİLERE KAPISINI AÇAN TEK PARTİ
HDP’nin aynı zamanda Alevilere kapısını açan tek parti olduğunu da belirten Kenanoğlu, şöyle konuştu:
“Diğer tüm partiler bize yıllarca etnik kimliklerinizi, dillerinizi, inançlarınızı kenara bırakın, öyle gelin dayatmasında bulundular. Ama HDP bize her zaman “Biz sizin adınıza konuşmayacağız, siz kendi kimliklerinizle, renginizle, inancınızla geleceksiniz, HDP içinde siyaset yapacaksınız, aynı şekilde de meclis kürsüsünde sorunlarınızı siz dile getireceksiniz” bakış açısıyla yaklaştı. O yüzden de Aleviler gibi diğer inançların da kendini en iyi ifade edebildiği tek parti HDP.”