PİRHA- HEDEP’in Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ve görev dağılımı belli oldu. Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Murad Mıhçı oldu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Parti Meclisi (PM), dün ilk toplantısını gerçekleştirdi. Partinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında yapılan toplantıda, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri belirlendi.
MYK üyeleri ve görev dağılımı şöyle:
-Parti Sözcüsü: Ayşegül Doğan
-Kadın Meclisi Sözcüsü: Halide Türkoğlu
-Genel Sayman: Serhat Eren
-Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Mahfuz Güleryüz
-Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü: Yüksel Mutlu
-Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi: Murad Mıhçı
-Merkezi Örgütlenme Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Vezir Coşkun Parlak
Dersim’e yönelik sistematik saldırıların Türkiye’de kurulmak istenen zihniyetin laboratuvarı olduğunu söyleyen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Hepimiz demokrasi, adalet, eşitlik ve özgürlük çerçevesinde ortak mücadeleyi başarabilirsek, Dersim’de bütün bu saldırıları durdurabiliriz. Türkiye’de de aynı başarıyı yakalarız” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, İl Örgütlerinin yarınki kongresine katılmak üzere geldiği Dersim’deki temasları kapsamında kentteki siyasi parti ve Sivil Toplum Örgütü (STÖ) temsilcileri ile buluştu. Grand Şaroğlu Otel’de düzenlenen yemekli buluşmaya Dersim Barosu Başkanı Kenan Çetin, Dersim Belediyesi Başkan Yardımcısı Canan Ay ve Ümit Kaya, yerine kayyım atanan Akpınar Belediyesi Eşbaşkanı Orhan Çelebi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), İHD, CHP, ESP, Partizan, EMEP, SMF ile TMMOB ve KESK’e bağlı kimi sendikaların yöneticileri katıldı.
Toplantıda Mithat Sancar’a, Dersim Milletvekili Alican Önlü, partinin eski milletvekili olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, İl Eş Başkanları Nurşat Yeşil ve İbrahim Kasun ile PM Üyesi Nesimi Aday eşlik etti.
Toplantının açılış konuşmasını yapan Nesimi Aday, HDP olarak ‘Üçüncü Yol’ olarak da adlandırdıkları Demokrasi İttifakını oluşturmak için uzun zamandır Türkiye genelinde toplantılar düzenlediklerini ve farklı toplumsal kesimlerle bir araya geldiklerini söyledi.
“Bugün de Dersim’de sizlerle birlikteyiz. Birlikte bu sıkıntılı günlerin nasıl çıkabileceğimizi sizinle konuşup, dinlemek istedik” diyen Aday, sonrasında sözü Sancar’a verdi.
Sancar, konuşmasına “Sevgili canlar, hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Geçtiğimiz Haziran ayında yine bu güzel şehrimizdeydik. Kültür, inanç merkezi, direniş odağı bir coğrafyanın bu şehrinde bulunmaktan, bir kez daha sizlerle bir araya gelmekten memnuniyet duyuyorum” sözleriyle başladı.
HDP olarak, yollarını bütün demokrasi güçleriyle birlikte belirlemek, yürüyüşlerini halkla birlikte inşa etmek istediklerini dile getiren Sancar, o nedenle gittikleri şehirlerde bütün demokrasi çevreleriyle bir araya gelip, istişare toplantılarında bulunmayı arzuladıklarını ve bunlardan da yararlandıklarını belirtti.
Bugünkü bu buluşmayı da bu amaçla düzenlediklerini söyleyen Sancar, konuşmasına şöyle devam etti: “Geçen buluşmada da söylemiştim. Burada bulunuşumuz bir olmak, iri olmak, diri olmak içindir. Yani Hacı Bektaş-ı Veli’nin bize rehber olarak verdiği bu talimatın gereğini yerine getirmek içindir. ‘72 millete bir nazarda bakmaya, 40 yıl müderris olsa hakikatte asidir’ sözleri ışığında, hakikatin ancak tartışarak bulunabileceği inancını taşıyarak bu toplantıları gerçekleştiriyoruz.
“DERSİM KUŞATMA VE SALDIRI ALTINDA”
Dersim’in çok yönlü sorunları var. Dersim birçok açıdan kuşatma ve saldırı altında ama bu saldırı ve kuşatma Türkiye’nin her tarafında geçerli. Öyle bir iktidar zihniyetiyle karşı karşıyayız, kimlikleri, inançları doğayı, halkın kaynaklarını talan etmeyi aklına koymuş bir iktidar ve zihniyet.
Türkiye’de yaşanan krizlerin çok boyutlu olduğunu dile getiriyoruz. Çoklu krizlerle karşı karşıyayız. Bunları aşmak için çok birliktelikler ve ittifaklar oluşturma mecburiyetimiz vardır. Halkın değerlerine, halkın ekmeğine, halkın inancına, bütün değerlerine saldırılar var. Bu saldırıları ancak birlik olarak göğüsleyebiliriz. Ortak mücadele ile bunların üstesinden gelebiliriz. Bu toplantılarımızın amacı da budur. HDP olarak, son kongremizde belirlediğimiz Demokrasi İttifakı hedefi çerçevesinde bu çalışmaları hız kesmeden yürüttük ve yeni bir aşamasında Dersim’deyiz, sizlerle birlikteyiz. Bir kez daha geldiğimiz nokta itibariyle bunları sizlerle ele alacağız tartışacağız.
Çoklu krizlerin temelinde bu yönetim anlayışı ve iktidar zihniyeti yer alıyor. Bu iktidar bir avuç sermayedara halkın kaynaklarını peşkeş çekiyor. Ülkenin doğasını talan ediyor. Tekçi bir anlayışa, baskıcı bir anlayışa sahiptir. Kendisinden farklı olan bütün çevreleri çeşitli yöntemlerle ezme ve susturma yolunu var oluş sebebi olarak belirlemiştir. Bu yolda giderken bütün güçlerin birbiriyle buluşmasını engelleyecek yöntemleri de devreye sokuyor. Sürekli olarak ayrıştırma, kutuplaştırma, gerilim politikaları uyguluyor. Bunu kendisine bağlı medya kuruluşuyla her gün yeniden ve yeniden gündeme taşıyor, canlandırıyor ve ileriye götürüyor. Bu anlaşın karşısına ancak en geniş demokrasi ittifakını oluşturarak durabiliriz ve başarılı olabiliriz. O nedenle başlattığımız çalışmalar, takip ediyorsunuz çeşitli aşamalardan geçerek bize göre başarıya doğru ilerliyor. Elbette eksiklikler vardır, yapılması gereken vardır ama bugüne kadar yaptığımız çalışmaların verdiği neticeler bize umut veriyor.
“AMACIMIZ EN GENİŞ DEMOKRASİ İTTİFAKINI KURMAK”
Demokrasi İttifakı’nı biz en geniş birliktelik olarak tasavvur ediyoruz, tarif ediyoruz. Bu çerçevede sol, sosyalist 8 parti ve oluşum olarak bir araya geldik. Görüşmeleri devam ettirme kararı aldık. Bunu da basına ortak bir açıklama ile duyurduk. İnanç çerçeveleriyle aynı şekilde görüşmeler müzakereler yürütüyoruz. Yine Kurdi partilerle bu çerçevede müzakerelerimiz var. Yerel yönetim seçimlerinden kalma ittifakımız daha da genişletme amacındayız. Kısacası bu ülkede sömürülen, ezilen, dışlanan bütün mağdur ve mazlum kesimleri bir araya getirecek en geniş demokrasi ittifakını kurma amacındayız.
“DEMOKRASİ İTTİFAKININ TEMELİ ORTAK MÜCADELE”
Bu yöndeki çalışmaların temelini ortak mücadele olarak adlandırıyoruz. Yani demokrasi ittifakı olarak kastettiğimiz sadece seçimlere yönelik bir ittifak değil. Bütün bu haksızlıklara zulümlere karşı ortak mücadeledir. Ortak mücadele zeminini ve hattını oluşturabilirsek seçimler için en geniş ittifakı oluşturmayı sağlarız. Seçimlerin çok önemli olduğunun farkındayız. Önümüzde Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri var. Erken veya zamanında ne zaman yapılırsa yapılsın, bu seçimlerin Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını belirleyecek kritik bir dönemeç olduğunun farkındayız. Bu nedenle seçimlerin önemini yok saymıyoruz ama sadece seçimlere indirgenmiş ittifak tartışmalarını kısır ve sıkıntılı olduğunu düşünüyoruz. Yani seçimlere odaklı bütün tartışmaların sorunlara çözüm olma konusunda yetersiz kalacağı yönünde inancımız var. Bu inancın gereği olarak Demokrasi İttifakı’nın temelini ortak mücadele olarak açıkladık. Ortak mücadeleyi bütün bu saydığım kesimleri içerecek bir birliktelik olarak hedefledik, öyle de tarif edip yürüyoruz.
Sizlerden gelecek olan önerilerle en geniş demokrasi ittifakını kurmak konusunda yapılması gerekenlere dair de fikirler ve öneriler alacağız. Buradan büyük faydalar üreteceğiz, yolumuzu belirlerken bunlardan yararlanacağız.
“DERSİM’İN YAŞADIĞI SALDIRILAR SİSTEMATİK”
Dersim’in yaşadığı sıkıntıların farkındayız. Dersim’in yaşadığı saldırıların sistematik olduğunun bilincindeyiz, Türkiye’de kurulmak istenen zihniyetin bir laboratuvar araştırması olarak görülmesi gerekiyor. İnancına, doğasına, coğrafyasına, diline saldırılan bir kenttir Dersim. Çünkü Alevilik bugün her alanda ayrımcılığa maruz kalan bir inanç. Sadece son örneklere, son tartışmalara baktığımızda bunları çarpıcı bir şekilde görmemiz mümkün.
CEMEVLERİ
Biliyorsunuz cemevleri ibadethane olarak kabul edilmiyor. Son elektrik zamlarından sonra gelen faturalar cemevlerinin çalışmalarını yürütmesini engelleyecek kadar yüksek. Cemevlerine gelen elektrik faturaları ticarethane tarifesinden hazırlanıyor ve ticarethane tarifesine göre ödeme yapmaları isteniyor. Bugün özelleştirilmiş olan elektrik sektörü tam bir soygun sektörü ve iktidar yandaşlarını en fazla besleyen alan. Yüksek faturaların ticarethane tarifesiyle cemevlerine ödetilmesi çok açık ayrımcılıktır.
‘İNANÇLARA SAYGI’ PARTİ KİMLİĞİMİZİN PARÇASI
En fazla halkın evlerinde elektrik faturalarıyla karşılaştıklarını biliyoruz ama camilere mescitlere, kiliselere, sinagoglara, ibadethane statüsü nedeniyle ödenmeyen elektrik faturalarının bu kadar yüksek meblağlarda ticarethane tarifesiyle cemevlerine ödetilmesi çok açık ayrımcılıktır ve saygısızlıktır. HDP, bütün inançların eşitliğini ve özgürlüğünü savunan bir partidir. Alevi kimliğine dönük saldırıların ve ayrımcılığın son bulmasını en samimi ve kararlı bir şekilde talep eden bu yönde mücadele yürüten bir partidir. Bizlerin kuruluşundan beri bütün inançların katılımı eşit etkisi ve ağırlığı olsun istedik. Parti yapımız böyledir. İnançlara saygı partimizin doğasında vardır, partimizin kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.
“DERSİM BİR DİRENİŞ KENTİ”
Öte yandan Dersim’e yönelik saldırılar, doğaya yönelik saldırıların özel bir örneğini oluşturacak yoğunluktadır. Munzur suyu üzerinde çok sayıda HES yapılıyor, bu HES’ler Munzur suyunun neredeyse kurumasına ve özünü kaybetmesini neden oluyor. Sadece Munzur Suyuyla sınırlı kalmıyor etkiler. Munzur Dağı ve bütün Dersim doğası maden ruhsatlarıyla talan edilmek isteniyor. Oysa Dersim kültürü, bütün bunları içerecek bir bütünlüğe sahiptir. Yani inanç din dil kültür doğa hepsinin iç içe geçerek Dersim kimliğini bütünlüklü olarak oluşturmaktadır.
Dersim’in bu şekilde saldırılara maruz kalmasının, Dersim’in bu saldırılara sistematik bir şekilde uğratılmasının nedenlerini çoğumuz biliyoruz Dersim aynı zamanda direniş kentidir, boyun eğmeme geleneğinin kentidir. Zulme baskıya zorbalığa karşı çıkan direnişin mücadele zaferidir. O nedenle Dersim’in kimliğini her türlü yolla yok etme planları boşuna değil tesadüf değildir. Sistemli yürütülmesi de ayrıca bu söylediklerimizi kanıtlıyor. Dersim’de kimliği yozlaştırma ve yok etme çabaları aynı zamanda yozlaştırma yöntemleriyle de yürütülüyor. Hepimiz farkındayız, son yıllarda burada başta üniversite olmak üzere çeşitli alanlarda cemaatlerin ve tarikatların hakimiyetine geniş bir saha açıldı. Bu yolla Dersim’in kimliği başka yönden de asimile edilmek isteniyor.
Yine yoksulluk ve işsizlik bununla bağlantılı çeşitli sorunlar dolayısıyla göçler yaşanıyor. Dersim durmadan göç veren bir kent haline geliyor. Bugün genç nüfusun en az olduğu şehirlerden biri de Dersim’dir. Yine üretim alanında, meraların yaylaların yasaklanması, güvenlik bölgeleri ilan edilen bölgeleriyle Dersim’in adeta bir garnizona çevrilmesi yoksulluğu derinleştiren faktörlerdir.
TEK ÇIKIŞ YOLU: ORTAK MÜCADELE
Böylece Dersim insansızlaştırmak, inançsızlaştırılmak ve kimliğinden koparılmak isteniyor. Bütün bu saldırılara karşı duruşun tek yolu vardır o da ortak mücadele. Eğer hepimiz demokrasi adalet eşitlik ve özgürlük çerçevesinde ortak mücadeleyi başarabilirsek Dersim’de bütün bu saldırıları durdurabiliriz. Türkiye’de de aynı başarıyı yakalarız. Ortak mücadele gelecek dönemi kurmanın en vazgeçilmez yolu olarak karşımızda duruyor. Bir başka saldırı kimliğin en önemli unsuru olan dile yönelik saldırılardır. UNESCO’nun yaptığı Tehlike Altındaki Diller Dünya Atlası çalışmasında Türkiye’de 18 dilin bu kategoride yer aldığı tespit edilmiş. 18 dil yok olma tehlikesi altındadır. Yani Kırmançkî de yok olma tehlikesi altında yer alan dillerdendir. Ermenice, Hemşince, Süryanice, Lazca gibi diller de yine yok olma tehlikesi altındaki dillerdir.
O nedenle bu saldırılar dediğimiz gibi boşuna değil. Dili yok etmek, kimliği yok etmenin en etkili yöntemlerden biridir. Dile ve kimliğe sahip çıkmak, aynı zamanda kendi benliğine ve onuruna sahip çıkmaktır. Dillere yönelik saldırıları püskürtmenin dilleri yaşatmanın yollarını hep birlikte bulmak zorundayız. Çünkü Türkiye’de bu zenginliği bu çeşitliliği koruyarak eşit ortak yaşamı inşa edersek eğer, bütün halklar için güzel bir gelecek kurmuş olacağız. Güzel bir dünya kurmuş olacağız. Yeni bir yaşamı kurabilmek için bütün bu çoğulculuğu farklılıkları koruyabilmemiz ve eşit muamele görebilecekleri bir düzen kurmamız gerekiyor. HDP olarak bunun için üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Eksiklerimiz olabilir, yetersiz kaldığımız konularda olabilir ama bunları da özeleştiri ve sizden gelen eleştirileri dikkate alma konusunda samimiyiz.
HDP’nin en önemli ilkelerinden biri sürekli yenilenme uyarı eleştiri ve sorgulamaya değer vermesidir. Bu tür toplantıların gördüğünüz her eksiği, bizlerin yapmadığımız şeyleri ihmal ettiğimiz şeyleri lütfen bu toplantılarda yüzümüze karşı söyleyin ki bizler de bunları sorgulayarak yolumuza güçlenmiş bir şekilde sizlerin katkılarıyla devam edebilelim.
DİRENEN İŞÇİLERE SELAM YOLLADI
Ekonomik alanda en derin noktalara ulaştığını da verilerle her gün okuyoruz yaşıyoruz. Ben burada rakamlara girmeyeceğim ama sadece asgari ücrete yapılan zamanın büyük bir şatafatla şovla takdim edildiği günlerin üzerinden çok fazla zaman geçmedi. Asgari ücret açlık sınırının altına düştü. Yani bu iktidar verdim dediği şeyleri geri almak için, daha fazlasını almak için hiç vakit kaybetmiyor. Güya asgari ücrete işçi memur ücretlerine zamlar yapıldı, bunlar yüksek zamlar gibi yansıtıldı. Ama iktidarın zam furyası emekçilerin halkın eline geçeni şimdiden eritti. İşçiler her yerde direniyor. Gördüğümüz gibi bu direnişler sonuç da alıyor. Hakkını elde etmek için sömürüye karşı çıkmak için direnen bütün işçilere bütün emekçilere Dersim’den selam gönderiyoruz.
BÜYÜK BİR MÜCADELE ORTAKLIĞI KURULMALI
Sorumluluğumuz daha da ciddileşmektedir. Kısacası bizler emek için, adalet için, ekmek için, özgürlük için, demokrasi için, barış için büyük mücadele ortaklığının kurulmasını istiyoruz. Ekmeği özgürlükten; işi aşı demokrasiden çıkarmamız mümkün değil. Bu iktidarın sömürü, talan, ayrımcılık ve ayrıştırma zihniyetinin en önemli aracı savaş politikalarıdır. Savaş politikalarına birlikte karşı çıkmak da bu iktidarın temel anlayışına karşı çıkmak demektir. Bu nedenle savaş politikalarını her alanda reddeden orta duruşu her alana yaymak durumdayız. Savaş politikalarına karşı mücadele yürütüldüğünde aynı zamanda büyük barış için de büyük mücadele yürütülmüş olur. Amacımız Türkiye’de büyük barışı kurmaktır. Bu büyük barışın en büyük kilidi anahtarı Kürt sorunu da demokratik çözümüdür. Ama sadece bundan ibaret değildir. İnançların, eşitliğini ve özgürlüğünü sağlamaktır.
YÜZLEŞME VE HESAPLAŞMA ŞART
Bugüne kadar açılmış yaraları, ayrımcılıktan katliamdan zulümden açılan yaraları sarmanın yolu büyük yüzleşmedir. Yüzleşme için en önemli örneklerin başında biri Dersim Katliamı’dır. Dersim katliamıyla yüzleşmeden Dersim’e yönelik sistemli saldırıların sebebini amacını anlamak mümkün değildir. Katliam hangi zihniyetle yapıldıysa o zihniyet bugün aynı nedenlerle Dersim’i hedef alıyor. O katliama neden olan zihniyetle yüzleşmek ve hesaplaşmak geleceği barış üzerine kurmanın en önemli şartlarından biridir. Bu sadece Dersim için değil bütün Türkiye, Türkiye’deki halklar, inançlar için geçerlidir.
Bir kez daha bizlerin inançların özgürlüğü ve eşitliği, inançlara saygı konusunda herhangi bir taviz vermemizin söz konusu olmadığını belirtmek isterim. Bu son günlerde bir milletvekilimizin konuşması üzerinde yürütülen linç kampanyasına da kısaca değinmek istiyorum. Arkadaşımız iktidarı eleştirirken kullandığı ifadelerinden dolayı “İslam inancına saldırmakla” suçlanıyor. Oysa HDP’nin herhangi bir inanca saygısızlık yapması doğasıyla yapısıyla çelişir. Bizim herhangi bir inanca saygısızlık yapmamız düşünülemez. Konuşmanın bağlamından koparılarak buraya yerleştirilmesinin özel sebepleri olduğunu biliyoruz. İnanç üzerinden siyaset yürütme çabası inancı istismar ederek iktidarı sürdürme hevesi ve hırsı bu iktidarın özelliğidir. Kendisinin bu özelliğini başkasına yansıtma yoluyla kampanyalar yürüterek sonuç almayı bekliyorsa iktidar yanılıyor. Bizlerin inançlara saygısızlık anlamına gelecek en ufak bir sözü ve davranışı olmaz olamaz. Olduğunda da mutlaka bu kendi içimizde tartışılır sorgulanır. Eğer gerçekten bu konuda herhangi birimiz herhangi bir şekilde bu ilkelerle bağdaşmayan bir tutum içinde olmuşsa bunun da değerlendirmesini kendi içimizde yaparız. İktidarın trollerinin ve yandaş basının HDP’ye inanç ve İslam düşmanlığı üzerinden saldırması esasen ayrıştırma ve kutuplaştırma politikasının başka araçlarla her fırsatta yeniden devreye sokulmasından başka bir anlam taşımıyor inançların tamamına nerede olursa olsun saygıda en ufak bir kusurumuz olmaz buna izin vermemiz de söz konusu olmaz. Çünkü asıl inançlara baskı ve ayrımcılığın ne gibi derin yaralara yol açtığını bilen ve bunların olmadığı bir düzen inşa etmeyi hedefleyen bir partiyiz. O nedenle buradan yürütülen kampanyalara da aynı açık sözlülükle cevap vermemiz en ufak bir sıkıntımız olamaz.
2022 FİNAL YILI
Sizleri dinlemektir esas buluşma nedenimiz. Tekrarlamak istiyorum önümüzde çok önemli bir görev var tarihi bir görev. Geçen haziranda burada yaptığım konuşmada 2022 yılının final yılı olacağın söylemiştik. Tekçi, baskıcı, talancı, rantçı, zihniyet ile eşitlikçi özgürlükçü demokratik adalet arayan zihniyet arasında hesaplaşmanın final yılı olacağını belirtmiştim. Bu final yılının gereğini yapabilmek bu final mücadelesinin hakkını verebilmemiz birleşmemiz gerekiyor. Ayrışma nedenlerini değil buluşma noktalarını bulmamızı ve onlara yoğunlaşmamız gerekiyor. Nerelerde buluşabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Eğer yan yana yürümeyi başarabilirsek farklılıklarımızı bir birimizle tartışmamız mümkündür, kolaydır ve daha da sağlıklı olacaktır.
Mücadele ortaklığı aynı zamanda birlikte tartışmayı da içerir sorgulamayı eleştiriyi de içerir eğer birbirimize eleştirimiz birbirimize herhangi bir uyarımız olacaksa omuz omuza yürürken bunu yapmanın önünde herhangi bir engel yoktur. İlkelerimiz, hedeflerimiz bellidir. Bunların içini mücadele ortaklığında sahada hayatın her alanında doldurmamız asıl bekleyen görevdir Elbette farklı fikirler olacaktır en geniş demokrasi ittifakı dediğimiz zaman herkesin bütün fikirlerde aynılaştığı bir buluşmayı kast etmiyoruz. Aksine farklıklarımızla ortak hedef yürümeyi öneriyoruz. Bunu başaracağımıza inancımız tamdır. Bunun örneğinin en önemli merkezinin de burası olacağına Dersim olacağına benim inancımız tamdır. bu konuda herhangi bir tereddüdüm yoktur. Dersim zorluklara rağmen farklılıkları ayrışma nedeni yapma nedeni yapma tuzağına düşmeyecektir. Tam tersine bütün farklılıklar buluşarak ortak hedefe yürümenin en güçlü örneğini dersim ortaya koyacaktır. Dersim’deki demokrasi güçleri devrimciler sosyalistler ilericiler ortaya koyacaktır. Ben Dersim’in bu konuda örnek olacağından şüphe duymuyorum.”
Sancar’ın konuşmasının ardından buluşma basına kapalı gerçekleşiyor.
PİRHA-İHD Ankara Şubesi’nin, derneklere kayyım atama yetkisi verilen düzenlemeye dair Meclis önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis izin vermedi. Güvenpark’ta okunmak istenen basın açıklaması da polis aracı hoparlöründen yapılan duyurular gölgesinde kaldı. HDP’li Mehmet Rüştü Tiryaki, yaşananları “Bizi ses araçlarıyla susturamayacaksınız. Sonuna kadar konuşacağız” dedi.
Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Ancak dernek ve sivil toplum örgütleri, yasanın geri çekilmesi için itirazlarını sürdürüyor.
İHD Ankara Şubesi de, derneklere kayyım atama yetkisi veren düzenlemeye dair Meclis önünde basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polis yurttaşlara izin vermeyerek Güvenpark civarında basın açıklamasının okunabileceğini belirtti. İHD üyeleriyle birlikte HDP’li Milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki ve Ömer Faruk Gergerlioğlu Güvenpark’a yürüdü.
Metro inşaatı önünde yapılmasına izin verilen basın açıklamasını İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat okudu. Kanat, kaleme alınan açıklamanın 685 STK’nın ortak görüşleri olduğunu da dile getirdi.
Kanat, Meclisten geçen yasanın sivil toplumu hedef aldığını belirterek “Henüz kesinleşmeyen kanun Cumhurbaşkanınca veto edilsin, içinden Dernekler, Vakıflar ve yardım toplama ile İlgili maddeler çıkarılsın” dedi.
“DERNEK VE VAKIFLARININ TÜMÜ TEK İMZA İLE KAPATILABİLECEK”
Fatin Kanat, açıklamanın devamında şu ifadeleri kullandı:
“Onay ve itiraz süreci devam etse de, bu teklifin aynen yasalaşması, başta insan hakları dernekleri olmak üzere, kadın hakları, mülteci hakları, çocuk-gençlik hakları ve LGBTİ+ hakları alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflar, çeşitli hukuk dernekleri, sosyal mücadele yürüten dernekler ile sosyal yardım için fon kaynakları kullanan dernekleri, hemşeri dernekleri, spor kulüpleri, farklı inanç gruplarının dernek ve vakıflarının tümü tek imza ile kapatılma riskiyle karşılaşacak, bu konuda açılacak idari davalar yıllarca süreceği için pratikte ‘hızlı kapatma’ prosedürü yaratılmış olacaktır. Bu sebeple yeni katılımlarla aşağıda imzası bulunan 685 sivil toplum örgütünün, daha önce 23 Aralık 2020 günü; Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekilleri ile Deva Partisi Milletvekiline ilettiği, ortak talebi, söz konusu yasanın veto edilmesi, itiraz ettiğimiz hususların dikkate alınarak yasanın yeniden görüşülerek düzenlenmesi biçimine dönüşmüştür. Meclis Genel Kurulunca onaylanmış yasanın veto edilerek yeniden görüşülmesini, dernekler, vakıflar ve yardım toplama ile ilgili maddelerinin geri çekilmesini 685 sivil toplum örgütü olarak yineliyoruz! Yasa veto edilsin ve yeniden görüşülsün! STK’leri ve avukatları ilgilendiren maddeler çıkarılsın! Sivil toplum susturulamaz!”
“KALICI OHAL REJİMİNİ SAĞLAYACAKLAR”
Basın açıklaması ardından söz alan HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, polis aracından yüksek sesle yapılan anonsu eleştirerek şunları söyledi:
“Demokratik kitle örgütlerinin açıklama yapmasına bile tahammül edemeyen bir hükümetin gelecekte derneklere neler yapabileceğini hep beraber düşünelim. Eğer hala Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde sivil topluma, demokratik kitle örgütlerine ve demokrasiye inanan küçücük bir akıl bile kaldıysa en kısa sürede bu yasayı geri almalarını bekliyoruz. Bu düzenleme ile kayyum zihniyeti, sadece ‘bir dernek yöneticisi hakkında soruşturma başlatıldı’ diye derneği faaliyet yürütemez hale getirebilecek. Ve o derneğin bütün yöneticilerini görevden uzaklaştırabilecek. Bu yasayla kalıcı OHAL rejimini sağlayıp, demokrasiyi susturmak istiyorlar. Bizi ses araçlarıyla susturacaklarını düşünenler asla susturamayacaklar. Sonuna kadar sözümüzü söyleyeceğiz konuşacağız ve direneceğiz.”
HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da “Milletin sesini polis hoparlörüyle kesemezsiniz” diyerek yapılan müdahaleyi kınadı. Gergerlioğlu “Sivil topluma daha neler yapmak istedikleri burada anlaşılmıştır. Milletin sesini kesmeye çalışmayın. Polis hoparlörünün sesini yükselterek bizim sesimizi kesmeye çalışmayın. Demokrasinin vazgeçilmezi sivil toplumdur. Hukukun vazgeçilmezi savunma hakkıdır. Eğer bunları yok etmek isterseniz şu anda iktidarda olanlar, buradaki kamu görevlileri de yarın bunun mağduru olurlar. Bunu hiç unutmayın” diye konuştu.
78’liler Girişimi üyesi Hüseyin Esentürk ise “12 Eylül’ün üstünden 40 yıl geçti ama egemenler yeniden tahakküm etmeye çalışıyorlar” diyerek Meclis’ten geçen yasaya tepki gösterdi.
PİRHA-Mimarlar Odası Ankara Şubesi, kurum temsilcileri, uzmanlar ve siyasi parti temsilcilerinin katılımı ile “Saraçoğlu Mahallesi’nde Neler Oluyor?” konulu online basın toplantısı gerçekleştirdi.
Toplantıda ‘’Bilimsellikle tartışılarak, şeffaflıkla süreç yönetilmelidir, yanlış politikalarla birçok değerimizi kaybettik. Biz bu kenti kurtaracaksak dayanışmayla kurtarabiliriz. Kızılay Meydanı’ndan başlayarak bütüncül bir ‘Koruma Amaçlı İmar Planı’ yapılmalıdır. Bu proje Kızılay’ın tabutuna son çiviyi çakacaktır. Kızılay trafiğini kilitleyecek ve kent merkezine daha çok araç getirecek. Bu tarihi dokuyu yok etmek Cumhuriyet değerlerini yok etmek demektir, buna sessiz kalmak onay vermektir. Tüm koruma terminolojisini altüst ediliyor, yönetenlerin alanın miras olarak değerinin anlamadığını ve korumayla ilişkisinin anlaşılamadığını görüyoruz. Makyajlanmış görüntü öne çıkartarak gerçekler gizleniyor. Büyükşehir Belediyesi’nin sürece katılması önem taşıyor’’ ifadeleri vurgulandı.
Toplantıya Mimarlar Odası, Saraçoğlu Mahallesi Yaşatma ve Koruma Derneği Başkanı, ODTÜ Mezunlar Derneği, Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER), DOCOMOMO Türkiye Grubu, Mimarlar Derneği 1927 Derneği, İnşaat Mühendisleri Odası, HDP, Ankara Tabip Odası, HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, Çiğdemim Derneği, Ulus İtfaiye Meydanı Derneği, Europa Nostra Temsilcisi ve Şiddetsiz Toplum Derneği katıldı.
“SARAÇOĞLU’NUN HUZURUNU SÜKUNETİNİ VE DEĞERLERİNİ KAYBETMEK İSTEMİYORUZ”
Toplantının açılış konuşmasını yapan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Saraçoğlu Mahallesi’nin dün itibariyle etrafı panolarla kapatılmış durumda ve artık Saraçoğlu Mahallesi’nin içindeki yapılara ve alanlara ulaşmak mümkün değil. Meslek odalarının, Mimarlar Odası’nın ciddi bir mücadelesi var ve devam ediyor, her aşaması da takip edilerek gerekli uyarılarda bulunuluyor. Bilimsellikle tartışarak şeffaflıkla süreç yönetilmelidir, yanlış politikalarla bir çok değerimizi kaybettik Saraçoğlu’nun huzurunu sükunetini ve değerlerini kaybetmek istemiyoruz. Mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
“BU PROJE KIZILAY’IN TABUTUNA SON ÇİVİYİ ÇAKACAKTIR”
Mimarlar Odası Başkanı Deniz İncedayı ise, “Ülkemiz açısından, belki de uluslararası boyutta önemli miras değerinden bahsediyoruz. İçinde bulunan yaklaşım çok yanlış. Bugün dünyada toplumlara mal olmuş kentsel planlama ya da mimarlık örneklerinin yaşatılması onlardan mesajlar alınması ve gelecek kuşaklara aktarılması, bunun bir kültür varlığı bir miras korunması çok önemli. Bu uluslararası standartlarla ve sözleşmelerle belirlenmiş bir konudur. 21. yüzyılda bunu reddeden bir tavır içinde olmamız, ülkemiz adına çok büyük bir talihsizlik. Biz çok yanlış politikalarla bir çok değerimizi kaybettik ya da olanı yozlaştırdık. Saraçoğlu Mahallesi de önemli bir kültür varlığı ve Cumhuriyet mirası, bunu miras değeri olarak korumak başta mimarların ve tüm aydınların sorumluluğudur’’ derken, kurum temsilcileri de Saraçoğlu’nun tüm toplumun değeri olduğuna dikkat çekerek, Kızılay Meydanı’ndan başlayarak bütüncül bir Koruma Amaçlı İmar Planı yapılmalı ve müdahalelerin bu plan çerçevesinde yapılması gerektiği ifade edildi.
“BU TARİHİ DOKUYU YOK ETMEK CUMHURİYET DEĞERLERİNİ YOK ETMEK DEMEKTİR”
CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya da “Yapılan tartışmaların hepsi bir kimlik arayışıdır. Erdoğan itiraf etti, 18 yıldır fikri iktidarlarını kuramadıklarını söyledi. Bunun için fiziki tüm kuruluşlarını dönüştürmeyi akıllarına koymuşlar. Bu tarihi dokuyu yok etmek Cumhuriyet değerlerini yok etmek demektir. Emlak Konut’un yaptığı bu anlayış bundan bağımsız değildir. Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Ankara’nın o güzelim örneklerini insanlara anlatabilirsek çok iyi olur. CHP olarak bu sürecin takipçisi olacağız, TBMM’de üzerimize düşen sorumluluklar neyse hepsini sizlerin önerileri doğrultusunda hayata geçirmek için büyük bir çaba sarf edeceğiz” ifadelerini kullandı.
HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni ise, yapılanın yeni olmadığının altını çizerek, “Yasaların arkasını dolanan, oldu bittiye getirilerek yaşam alanlarını ranta açılmasını yaşıyoruz. AKP denince akla rant değeri olmayan hiçbir şeyin önemi olmadığını biliyoruz. Tarihsel ve kent mirası olan Saraçoğlu Mahallesi’nin bu haliyle bir değeri AKP için yok. AKP için rant getirirse bir değeri oluyor. AKP’nin bütün sermaye politikalarına karşı çıkarsak başarılı olabiliriz. Yerel yönetimlerin yaklaşımını altının çizilmesi gerekir. Büyükşehir ve ilçe belediyesinin bu konudaki tutumun önemli olacağını düşünüyorum. Buna sesiz kalmak buna onay vermektir” değerlendirmesinde bulundu.
PİRHA – Çerkezköy-Kapaklı arasında tamamı orman alanlarına yapılması planlanan termik santral ve ÇED’e ilişkin yapılan ‘Halkın katılım toplantısı’ halka kapatılarak, toplantıya sadece şirket yöneticileri alındı.
Haberin Videosu
Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy-Kapaklı arasında yer alan Trakya topraklarının su ve nefes kaynağı Kuzey Ormanlarını zehirleyecek olan termik santral ve ÇED’e ilişkin bugün saat 10.00’da Çerkezköy Ticaret Sanayi Odası önünde yapılan “Halkın katılımı toplantısı’na” halkın katılımı şirket ve kolluk kuvvetleri tarafından engellendi. Polis ve halk arasında arbede yaşandı.
Trakya’ya yapılması planlanan ve Kuzey ormanlarını zehirleyecek olan termik santrale ve ÇED’e yönelik bugün yapılan ‘Halkın katılım toplantısında’ kapılar zor kullanılarak halka kapatıldı. Arka kapıdan ise sadece şirket yöneticileri içeri alındı. Projeye karşı açılan davanın avukatları, STK temsilcileri ve bölge halkının imzasıyla toplantıya halkın alınmadığını belgeleyen tutanak tutuldu.
Çerkezköy’de yapılmak istenen termik santral kent merkezine 13 dakika uzakta. Yapılırsa 40 yılda 5 bin 600 kişinin hava kirliliği nedeniyle erken ölümüne neden olacak. (HABER MERKEZİ)
Yaklaşık 2 milyon taşeron işçinin gözü kulağı hükümet tarafından hazırlığı yapılan kadro düzenlemesinde. taşeron işçisi Abidin Gülümser “İktidar sadece kendi görüşünde olan işçiye iş vermeyeceğini, herkese kadro verileceğinin garantisini vermek zorundadır. Kaygılıyız” dedi.
Hükümet tarafından kamuda çalışan taşeron işçilerin kadroya alınmasına dair yapılması planlanan yasal düzenlemeye ilişkin tartışmalar hız kazandı. Taşeron işçiliğin AKP döneminde yıllara göre dağılımına dair Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK), geçtiğimiz günlerde hazırladığı rapor, taşeron işçiliğindeki artışa dair önemli veriler sunuyor. Rapora göre, 2002 yılında kamu ve özel sektörde 387 bin 118 olan taşeron işçilerin sayısı, 2004 yılında en az 581 bin 490, 2005 yılında en az 657 bin 677, 2006 yılında en az 907 bin 153, 2008 yılında en az 1 milyon 261 bin 630, 2010 yılında en az 1 milyon 293 bin 89, 2011 yılında en az 1 milyon 611 bin 204 olurken, 2017 yılında ise 2 milyonu aşmış durumda.
Yıldan yıla artan taşeron işçilik sorunuyla ilgili yapılacağı belirtilen düzenleme henüz ete kemiğe bürünmediği için, sayıları 2 milyonu aşan taşeron işçilerin akıbetinin ne olacağı da henüz belirsizliğini koruyor.
AYRIMSIZ VE ŞARTSIZ TÜM İŞÇİLERE KADRO
Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı (ÇSGB) Jülide Sarıeroğlu’nun bu yönde yaptığı açıklamalardan yansıyan bilgilere göre, kamuda çalışan tüm taşeron işçiler 4/D (işçi), 4/C (geçici personel) ve 4/B (sözleşmeli) kadrolarına alınacak. Yine mevsimlik işçilerin çalışma sürelerinin de 9 ay 29 gün’e kadar çıkartılacağı belirtiliyor.
Yapılacak 12 maddelik yasal düzenleme ile 900 bin dolayında taşeron işçi, soruşturmaya tabi tutulup, sınavdan geçirilecek. Güvenlik soruşturması ve sınavdan geçenlere ise kadro verilecek. 1 milyonu aşkın taşeron işçinin durumunun ne olacağı yanıtı merak edilen sorular arasında. Hazırlığı süren söz konusu 12 yasa taslağının yakın zamanda tamamlanarak Meclis’e gönderilmesi bekleniyor.
Yansıyan bilgiler ışığında düzenleme sonucunda kadroya soruşturma ve sınav ile geçilebilinecek olmasının kaygı duymalarına yol açtığı taşeron işçiler, ayrımsız ve şartsız bir şekilde tüm işçilere kadro verilmesini ve taşeron sisteminin yasaklanmasını talep ediyor.
“TAŞERON SİSTEMİ YASAKLANMALI”
Taşeron İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Bilgin, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmelerinin ardından, AKP’nin seçim vaadi taşeron işçileri ele aldığını, ama verdiği sözleri yerine getirmediğini belirtti.
AKP’nin artık sözünü yerine getirerek taşeronu yasaklanması gerektiğini vurgulayan Bilgin, belediye, özel sektör ve kamuda fakatsız, amasız, sınavsız bir şekilde tüm taşeronlara 01 Ocak 2018 tarihiyle birlikte derhal kadro verilmesi gerektiğini söyledi.
“NEDEN ŞAİBE YARATILIYOR?”
Şuan içeriği tam olarak bilinmeyen bir yasa taslağının tartışıldığını belirten Bilgin, “Sendikaların, STK’ların, derneklerin 20 maddelik denilip, 12 maddeye düşürülen yasa taslağından haberi yok. Neden bu şaibe yaratılıyor. Önce bize sınavsız olacağı söylendi. Şimdi ise sınav ile yapılıyor neden?” diye sordu.
Sosyal medyada ‘Kamu Taşeron İşçileri’ adı altında açtıkları hesapta, 140 bin taşeron işçinin taleplerini ilettiğini dile getiren taşeron işçisi Abidin Gülümser ise, Mart ayında 20 kadar taşeron işçi olarak Meclis’te MHP ve CHP ile görüşüp, taleplerini aktardıklarını, fakat AKP’nin kendilerine randevu dahi vermemesinden yakındı. Eylül ve Ekim aylarında ise Cumhurbaşkanı’nın danışmaları ile görüşebildiklerini ve taleplerini onlar aracılığıyla iletebildiklerini ifade eden Gülümser, “Bugün taşeron işçileri yeniden gündeme geldi ise taşeron işçileri, dernekleri ve sendikaların mücadelesi sonucudur” diye konuştu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın son açıklamalarının kendilerini iyice kaygılandırdığını dile getiren Gülümser, “Neden sınav yapılıyor. Bizler zaten yıllardır çalışan işçileriz. Bugün ilkokul mezunu birçok işçi var onlar sınavı nasıl geçecek ve kazanılmış hakları var. Sınavı geçemeyen işçiler işe alınmayacak. Bugün 2 milyonun üzerinde işçi var. Neden sadece 900 bin işçiye kadro veriliyor. Geriye kalan 1 milyon 100 bin işçiye ne olacak? Sınavın dışında bir de güvenlik soruşturması yapılacak deniliyor. Bu da insanların siyasal görüşlerine göre kadro verilecek kaygısını artırıyor. İktidar sadece kendi görüşünde olan işçiye iş vermeyeceğini, herkese kadro verileceğinin garantisini vermek zorundadır. Kaygılıyız” dedi.