Etiket: şube

  • Aksoy: Okullarda tek sorun müfredat değil; temizlik personeli, içilebilir temiz su da yok-VİDEO

    Aksoy: Okullarda tek sorun müfredat değil; temizlik personeli, içilebilir temiz su da yok-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığını belirterek, okullarda temizlik personeli, güvenlik personeli, içilebilir temiz su ve temizlik için gerekli materyallerin olmadığını” kaydetti. İktidarın özel okullara teşvik ettiğini belirten Aksoy, “Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde değişim sağlanabilir” dedi. 

    Yeni eğitim öğretim yılında okullarda yaşanan sorunlara dair Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, PİRHA’ya konuştu.

    “EĞİTİMDE SADECE MÜFREDAT DEĞİL BİRÇOK SORUN YAPANMAKTADIR

    Yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte sadece eğitimde müfredat sorunu olmadığını, müfredat dışında çeşitli sorunlar yaşandığını belirten Barış Aksoy, “Okullarda öğrencilerimizin öğle yemeği gerçekten önemli bir ihtiyaç ve temiz nitelikli okullar istiyoruz. Okulların hali içler acısı. Birçok okulda temizlik personeli yok, içilebilir nitelikli su yok. Nitelikli eğitimin birinci gereği temiz bir ortam. Bununla ilgili sıkıntılar da var” diye belirtti.

    Üniversite okuyan öğrencilerin barınma sorunları olduğunu da vurgulayan Aksoy, “Hala sorunlar devam ediyor. Bunlar acilen çözüm bulması gerekir diye düşünüyorum” dedi.

    “DEVLETİN ‘NİTELİKLİ EĞİTİM’ DİYE BİR DERDİ YOK”

    Devletin eğitime yatırım yapmak gibi bir derdi olmadığının altını çizen Aksoy, “Temel sıkıntı orada. Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) diye bir uygulama başlatıldı. Öğrenciler MESEM’lere geçiş yaptılar. Öğrenciler, kısa yoldan bir meslek sahibi olmak ve ailenin ekonomik sorunlarına bir nebzede olsa katkıda bulunmak için MESEM’e gittiklerini ifade ediyorlar. Katkı sundukları aylık 5.100 lira. Çocuklar haftanın 4 günü işletmeye, 1 gün okula gidiyor. 5.100 lira para veriliyor. Peki, bu 5.100 lirayı kim veriyor? İşsizlik fonundan devlet ödüyor. İşveren vermiyor. 5.100 liranın 5’te 1’i her bir öğrenci için eğitim ortamlarının güzelleştirilmesi için harcarsa okullarımız bambaşka bir hal alır” diye konuştu.

    “DEVLET OKULLARINA YATIRIM YAPILMIYOR ÖZEL OKULLARA TEŞVİK VERİLİYOR”

    Devlet okullarına yatırım yapılmadığını, aksine özel okullar için teşvik verildiğini söyleyen Aksoy, “Sen devlet okulundaki çocuğa yatırım yapmıyorsun, katkı sunmuyorsun ama özel okula gitmek isteyen öğrencinin ailesine ekonomik destek veriyorsun” diyerek tepki gösterdi.

    Milli eğitim tarafından okul idarelerine kayıt parası alınmayacak diye bilgi verildiğini ama yaşananın tam tersi olduğu bilgisini aktaran Aksoy, şunları kaydetti:

    “Okullara ihtiyaç listesi geldiğinde başınızın çaresine bakın diyorsun, temizlik malzemelerini kendin bul, güvenlik görevlisini kendin al, temizlik personelini kendin bul diyorlar. Peki nereden bulacak? O sosyal devlet anlayışının bitirilmeye çalışılması zaten temel sorundur. Bu MESEM’e yansıyor, sağlığa da yansıyor. Yıllarca sağlık sistemine yatırım yapılmadığı için insanlar aynı noktaya geldi. ‘Devlet hastaneleri kötü, devlet hastaneleri pis, devlet hastanelerinde iş yapılmaz’ gibi bugün bile yandaş medya kullanıyor. Burada temel sebep bilinçli olarak yatırım yapmamaktı, sonra özeleştirmeye teşvik eden bir durumdu. Şimdi aynı şeyi okullarda uygulanmaya çalışıyorlar. Ama okulların şöyle bir dinamik yapısı var. Öğrenciler, öğrenci velileri ve öğretmeler bir araya geldiğinde gerçekten bambaşka şeyler olabilir. O dinamik yapı kendini gösterdiğinde okullarda değişim sağlanır diye düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • HBVAKV Köyceğiz Şube açılışını gerçekleştirdi-VİDEO

    HBVAKV Köyceğiz Şube açılışını gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Köyceğiz Şubesinin açılışı yapıldı.

    HBVAKV Muğla Köyceğiz Şubesinin açılışı belediye iş hanında gerçekleşti. Açılış etkinliğine Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bölge Sorumlusu Mevlut Akbal, PSAKD Muğla, Ortaca, Fethiye Şube Başkanları, CHP Muğla Milletvekili Burak Erbay, CHP Dalaman ve Köyceğiz, HDP, TİP, TKP, İyi Parti İlçe başkanları, Eğitim Sen, Eğitim-İş, Atatürkçü Düşünce Derneği, Doğa Koruma Der. Muğla Çevre Koruma Der. Şube başkanları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “ALEVİLİK HAKTIR, CEMEVLERİ İBADETHANEMİZDİR”

    HBVAKV Köyceğiz Şube Başkanı Nezahat Doğan, yaptığı konuşmada kuruluş amaçlarını anlatarak “Hacı Bektaş Veli’nin öğretilerini, uluslararası alanda bir bütünlük içinde ele alarak araştırmak, belgelemek, yararlı sonuçlar elde etmek, tanımlamak, yaşatmak ve geleceğe aktarmaktır” sözleriyle tarifledi. Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Alevi Federasyonları çatısı altında dernek veya vakıf şubesi kurma çabalarımızla, yaklaşık 4 yıldır süregelen çalışmalarımız neticesinde HBVAKV Köyceğiz şubesinin kurulmasını gerçekleştirdik.

    Geçmişten gelen özümüzü anaerkil yaşam biçimiyle kültürümüzü, sosyal yapımızı ve inancımızı yaşatmak ve hümanist anlayışı geleceğimize ve nesillerimize aktarmak istiyoruz. Burada yaşayan Alevi toplumu ve Alevilik kültür ve inancına saygı-ilgi duyan tüm laik, demokrat yurttaşlar için bir ihtiyaç olduğunu hissettiğimizden dolayı böyle bir oluşumun içine girdik. Kuruluş süresinin bu kadar uzun bir zamana yayılması, Dünyada olduğu gibi ülkemizde de pandemi, birlik ve beraberliklerimizi zorunlu olarak öteleyip erteledi.

    10 Kasım 2022 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurulda, üyelerimiz ve yönetim kurulunun teveccühü ile beni bu göreve laik gördüler, bunun için saygıdeğer üyelerimiz ve yönetim kurulumuza aşk-ı niyazlarımı sunarım.

    Köyceğiz’de eksikliğini hissettiğimiz cemevi ve kültür merkezi ihtiyacı bizi böyle bir oluşuma ve çalışmaya yöneltti. Bu uğurda bizi destekleyen bütün canlara ve Köyceğiz’deki duyarlı, laik, demokrat dostlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Köyceğiz Belediye Başkanlığı ve daire amirlerine, vakıf şubemize katkı ve olumlu yaklaşımlarından dolayı da teşekkürlerimizi sunarız. Ayrıca vakıf şubemize bu yeri tahsis eden belediye başkanımızdan, cemevi ve kültür merkezi yapımı için, arsa tahsisi hususunda huzurlarınızda talepte bulunuyoruz. Bu güzel kadim inancı yaşatmak ve bu kültürü çocuklarımıza aktarmak için bir aradayız. Bizim isteğimiz, Anayasadaki 2. ve 10. Madde uygulanıp eşit yurttaşlık haklarımızın tanınmasıdır. Ülkemizde ikinci sınıf vatandaş olmamak ve de bu ülkenin yönetiminde yok sayılmak istemiyoruz.

    Eğer biz yok sayılır ve asimile olursak ne mi olur? Kilimdeki renkler gider, saz olmaz, türküler susar. Hacıbektaş’ı, Mevlana’yı, Fuzuli’yi, Kul Himmet’i, Âşık Veysel’i, Mahsuni Şerif’i çıkar bakalım geriye ne kalır Anadolu’da? Alevilik-Bektaşilik edebiyatı Anadolu’da yaşayan Türk halkı üzerinde derin bir etki bırakmıştır.

    Okunan gülbanklerde, nefesler, deyişler ve bütün terimler Türkçedir. Bu nedenle Türk edebiyatının en zengin örneklerini teşkil eder. Alevi- Bektaşi edebiyatına ait şiirler, kendine özgü bir tarz ortaya koyar ve halk edebiyatıyla, özellikle de diliyle bir birlik gösterir. Aleviler ‘İncinsen de incitme’ der. Allah’ın yarattığı tüm canlıları sever, insana, hayvana doğaya saygılıdır. Din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı göstermeksizin tüm insanlığı kucaklar. Son olarak diyoruz ki, Alevilik haktır, cemevleri ibadethanemizdir.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • ‘Cemevlerine yapılan saldırı insanlığa ve barışa yönelik yapılmıştır’-VİDEO

    ‘Cemevlerine yapılan saldırı insanlığa ve barışa yönelik yapılmıştır’-VİDEO

    PİRHA- Cemevlerine yapılan saldırının insanlığa ve barışa yönelik yapıldığına dikkat çeken PSAKD Akdeniz Bölge Sorumlusu ve Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan ve PSAKD Altınova Cemevi Üyesi Barış İşbilen, saldırılara karşı ortak tepki verilmesi çağrısında bulundu.

    30 Temmuz tarihinde Ankara’daki Ana Fatma Cemevi, Şah-ı Merdan Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na yönelik saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan K, tutuklanırken, 2 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Akdeniz Bölge Sorumlusu ve Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan ve PSAKD Altınova Cemevi Üyesi Barış İşbilen Alevi kurumlarına yönelik saldırıya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ALEVİLERİ KORKUTMA PLANI MI DEVREDE?”

    Adnan Arslan,  devlet yetkililerinin 400 genci Hacı Bektaş’ta kampa alması ve 300 dedeyi Kerbela’ya götürmesi planıyla ilgili arandıklarını, kendilerinin de olumsuz cevap verdiğini aktararak, “Çünkü önce samimi olalım diyoruz. Önce temel talebimiz olan cemevlerine yasal statüsünü ver, ibadethane olarak geçir” dedi.

    Alevi kurumlarına yapılan saldırının planlı olduğunu söyleyen Adnan Arslan, “Biz öyle basit şeylerle de korkmuyoruz, gereken tedbirlerimizi alıyoruz. Bu olay planlı değilse aynı saatte nasıl yapılıyor? Alevileri korkutma planı mı devrede?

    İşin özüne gelirsek eğer devlet samimiyse, içişleri bakanı samimi ise dün 1 kişi yakaladı bugün 2 yakalandı sorgulamadan olmaz kim bunlar? Bunları kim aldı getirdi? Finansmanı kim sağlıyor? Bunları ortaya çıkaracak yargılayacaksın biz de diyeceğiz ki samimiler. Cemevinin güvenliğini sağlamak için iki tane bekçi göndermişler. Bizim güvenliğimizi sağlayan yaradan Mevlamdır, erenler evliyalardır. Çok da sizin güvenliğinize ihtiyacımız yoktur, samimi olun yeter diyoruz” diye konuştu.

    “DEVLET VE İNSANLIK YÜZLEŞMELİ VE KESİNLİKLE HELALLEŞMELİDİR”

    PSAKD Altıova Cemevi Üyesi Barış İşbilen, Ankara’da yapılan saldırıların sadece Alevilere yapılmış bir saldırı olmadığını vurgulayarak, “İnsanlığa, Türkiye Cumhuriyeti’nin barışına yapılmış bir saldırıdır. Bu nedenle tepkiler sadece Aleviler tarafından değil, bütün toplum tarafından verilmelidir. Ne zaman ki biz toplum olarak tepkilerimizi hep beraber verirsek bir daha toplumsal barış ve huzurumuz bozulmayacaktır. Bu nedenle bu olayın açığa çıkarılması sadece faillerin yakalanması ile ilgili değildir. Bu olayın açığa kavuşması için mutlak ve mutlak suretle bu olayın arkasında kimler vardır, onlar tespit edilmeli ve hukuk karşısında yargılanmalıdır.

    Alevler on yıllardır, yüzyıllardır öldürülmüş katledilmiştir. Bu halen bu tür saldırılarla devam etmektedir. Bu nedenle devlet ve insanlık en kısa sürede ama en kısa sürede yüzleşmeli ve kesinlikle helalleşmelidir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Tekten: Çocuklarımızı, IŞİD kafa yapısındaki bir topluma dönüştürmelerine razı değiliz!-VİDEO

    Tekten: Çocuklarımızı, IŞİD kafa yapısındaki bir topluma dönüştürmelerine razı değiliz!-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi önerisine dair “Kendilerine uygun IŞİD’çi zihniyetlerini topluma dayatabilecekleri bir alt yapı oluşturmaya yönelik bir projenin en tehlikeli adımıdır” yorumunu yaptı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ayvalık Şube Başkanı Vedat Tekten, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklara din dersi verilmesi tavsiye kararına ilişkin konuştu. 4-6 Yaş gurubu çocuklara din dersi vermenin eğitimin önceliği olmaması gerektiğini vurgulayan Tekten, “Biz, çocuklarımızı bilimin, ilimin yolunda eğitmek durumunda iken, eğitimi tamamen din eksenli bir yapıya ulaştırdılar” dedi.

    “BİR İNSANLIK EKSİĞİDİR!”

    Ağuçan Ocağı Dedelerinden olan Vedat Tekten, Alevi toplumunun uzun yıllardır mevcut eğitim sistemindeki zorunlu din derslerine karşı olduğunu işaret ederek “Biz, din derslerinin zorunlu olma haline itiraz ediyorken üstüne Siyeri Nebi, Kur’an bilimi gibi bir takım ek dersler getirdiler” dedi. Vedat Tekten, eğitimin tamamen din eksenli bir yapıya dönüştürüldüğünü vurgulayarak “Bu defa 4 yaşından başlayarak çocuklarımıza, henüz oyuncak çağında iken, dünyaları gelişmemiş, insanlığa dair henüz ne olduklarına dair bir bilgi sahibi değilken öncelikli olarak din dersi eğitimi verilmesi bir insanlık eksiğidir” yorumunu yaptı.

    Din dersi eğitiminin sadece Alevi toplumu açsından sorun olmadığını belirten Tekten, “Din, elbette ki nasıl yapılması gerektiği, kuralları ve uygulaması konusunda eğitime muhtaç olan bir dal olmakla birlikte din, kişiyle inandığı tanrı arasındadır. Buna devlet el atıp da sadece bir öğretinin kurallarıyla dini dayatmak sadece Alevilerin de meselesi değildir. Bütün demokratik kurumların karşı durması gereken ve çocuklarımızın bu örümcek kafalı zihniyete karşı güçlendirilmesi gerekirken bunu sadece Alevilerin bir sorunuymuş gibi anlatmak bence eksik ve yanlış bir durumdur” ifadelerini kullandı.

    “BİR İNSANLIK SUÇUDUR!”

    Vedat Tekten, “Din kitabında yazdığı şekliyle, zorlaması olmayan bir konudur. ‘Dinde zorlama yoktur’ denir, ama ismi bile ‘Zorunlu din dersi’” diyerek sözlerini şu cümlelerle devam etti:

    “Şimdi bu çelişki ortadayken oyun çağındaki çocukların bu tarikat mensupları tarafından çarpık bir zihniyetle; yani Kuran’a uygun da bir din anlatılmıyor. Orada çarpık bir zihniyetle ‘din’ diye yutturulan ‘din’ diye dayatılan bir yöntemle eğitime tabi tutulması kesinlikle bir insanlık suçudur, bir insanlık dramıdır.

    Yakın bir tarihte bu yasalaşarak belki de önümüze çıkacak, çok müşkül bir durumdur. Din, insanları tanrısı ile buluşturacak ve bunu da özgür bırakacak şekilde önerilmesi gereken bir konudur. Bunu dayatarak bebeklerimize; çocuk da diyemiyoruz, bizim inancımızda 16 yaşına kadar insanlar masum-u paktır. Bu çocuklarımıza kafalarına bu dini çarpık zihniyetle doldurmak sadece bizim karşı çıkmamız gereken bir hal değildir. Buna bütün rasyonel aklı temsil eden insanların karşı çıkması gerekir. Kökten yanlış bir durumdur bu. İleride kendilerine uygun İŞİD’çi zihniyetlerini topluma dayatabilecekleri bir alt yapı oluşturmaya yönelik bir projenin belki de en tehlikeli adımıdır.

    Büyük Ortadoğu Projesi öncesinde ‘Yeşil hilal’ projesi ile Anadolu’yu da içine alan hilalde bir din eksenli devlet yapısı oluşturmaya yönelik eğitim sisteminin, daha doğrusu bir projenin atılmış en büyük ve en tehlikeli adımıdır.

    Bizi, hedefimize koyduğumuz batı medeniyetinden ya da daha akılcı bir insan modelinden hızla koparıp toplumumuzu yalnızlaştırarak, toplumumu uluslararası platformlardan hızla soyutlayarak, yalnız maddi sorunlarla ölesiye boğuşan ve kurtuluşu dinde arayan bir ucube Ortadoğu devlet sistemine döndürmek istiyorlar. Ve bu dönüşüm içinde kendi düzenlerini rahatlıkla yürütebilmek adına geçmişte sözünü ettikleri ‘Dindar ve kindar nesil yetiştireceğiz’ projesinin sonlarına geldiğini ve artık bundan sonra ileriki kuşakları da dizayn etmek adına atılmış çok tehlikeli bir adımdır.”

    “ÇOCUKLARIMIZI İŞİD YAPISINDAKİ BİR TOPLUMA DÖNÜŞTÜRMELERİNE RAZI DEĞİLİZ”

    Dede Vedat Tekten, zorunlu din derslerini “İnsanlığın kafa yapısına uymayan” bir adım olarak yorumlayıp şöyle devam etti:

    “Bu projeye şiddetle karşı çıkmamız gerekir. Çocuklarımızı özgür bir birey olarak, herhangi bir fikre angaje etmeden, herhangi bir siyasi yapıya kurban etmeden aile sistemi içerisinde aydınlık bir şekilde yetiştirmek varken din baskısıyla; üstelik yalan yanlış bilgilerle donatarak çocuklarımızı patlamaya hazır bomba haline ve giderek IŞİD kafa yapısındaki bir topluma dönüştürmeye biz razı değiliz. Zaten 30 yaşına kadar olan kuşağımızı şu an itibarıyla kaybetmiş durumdayız. Bir de torunlarımızın yaşamını bloke edecek, onları müşterek insan aklından uzaklaştırarak daha dindar bir şekilde yetiştirmeyi amaçlayan bu proje hiçbir akılcı insan yapısına uygun bir durum değildir.

    Alevi toplumu olarak biz bu projeye kökten karşıyız ama dediğim gibi bu sadece Alevileri ilgilendiren bir durum değildir. Bütün aydın kesimlerin bu toplumun bütün akılcı insanlarının hatta mütedeyyin ama dinlerini inançlarını insan aklına uygun bir şekilde yasayan kesimlerinin de karşı çıkması gereken bir durumdur.

    Bugün ‘din öğreteceğiz’ diye çocuklarımız tarikat yuvalarında maalesef toplumdan kopuk sadece tutucu bir din anlayışıyla eğitiliyorlar. Zaten bu bir vaka. Bir de onun üstüne 4 yaşından başlayarak çocuklarımızı bu yola kanalize etmek insan aklıyla ve onuruyla ilişkili bir hal değildir. O nedenle biz kökten bu projeye karşıyız. Bizimle beraber bütün kurumların da karşı çıkmasını bekliyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • PSAKD GYK Üyesi Şahinoğlu: Kendi cemevimizde işgalci konumuna düşürüldük-VİDEO

    PSAKD GYK Üyesi Şahinoğlu: Kendi cemevimizde işgalci konumuna düşürüldük-VİDEO

    PİRHA- PSAKD GYK Üyesi, Muğla Bölge Sorumlusu Etem Şahinoğlu, binlerce Alevi’ye hizmet verdikleri Marmaris Cemevinde ‘işgalci’ konumuna düştüklerini söyledi. Şahinoğlu, “Devlet gelip taleplerimizi dinleyeceğine, burayı bizim elimizden aldı. Bütün insanların gözü burada biz de şu an için direniyoruz” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) GYK Üyesi, Muğla Bölge Sorumlusu Etem Şahinoğlu faaliyetleriyle ilgili PİRHA’ya konuştular.

    Marmaris’te 10 bin civarında Alevi nüfusunun olduğunu belirten Şahinoğlu, “Aşure etkinliklerimizde 5.000-6.000 kişiye hizmet ediyoruz. Muharrem aylarında toplu yemekler ve lokmalarımızı dağıtıyoruz. Lokmalarımızda canlarımızın katkıları oluyor, kurbanlarını kesiyorlar. Kırk yemekleri yapıyoruz” dedi.

    “KENDİ CEMEVİMİZDE ‘İŞGALCİ’ DURUMDAYIZ”

    2013 yılında başlayan faaliyetlerinin pandemiden kaynaklı kesintiye uğradığının altını çizen Şahinoğlu, “Şubemizin içinde bulunduğu alan yaklaşık 200 dönüm. Biz 2.000 metrelik bir alanın tahsis edilmesi için uğraşıyoruz. Mevcut cemevini istiyoruz ama buna rağmen bize çıkın diyorlar. Biz de şu anda ‘işgalci’ durumdayız” diye konuştu.

    “GELİP TALEPLERİMİZİ DİNLEYECEKLERİNE CEMEVİNİ BİZİM ELİMİZDEN ALDILAR”

    “Cemevlerimizin bize tahsis edilmesini, bize verilmesini ve canlarımızla birlikte burada ritüellerimizi yerine getirmek istiyoruz” diyen Şahinoğlu, şunları kaydetti:

    “Devlet gelip taleplerimizi dinleyeceğine, burayı bizim elimizden aldı. Milli Parklar Genel Müdürlüğü buranın kapılarını kilitledi, mühürledi. Dışarıda yemek verecek yerimiz yok. Burada cemevimiz, mutfağımız, morgumuz var. Şimdi bunu da yapamayacağız. Çünkü elimizden aldılar ve mühürlediler. Bütün insanların gözü burada. Biz de şu an için direniyoruz. İleriki zaman ne gösterir bekleyip göreceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/MARMARİS

     

  • Döşemealtı AKD Başkanı: Herkese can oluyoruz, Aleviliği anlatıyoruz-VİDEO

    Döşemealtı AKD Başkanı: Herkese can oluyoruz, Aleviliği anlatıyoruz-VİDEO

    PİRHA-AKD Antalya Döşemealtı Şube Başkanı Ergün Kurt, cemevi olmadığı için derneklerinin salonunu cemevine dönüştürdüklerini ifade etti. Kurt, “Ritüellerimizi yerine getirmek ve Aleviliği tanıtmak için ayrım yapmadan herkese gidiyoruz. Bazen Alevilere bile Aleviliği öğretmek durumunda kalıyoruz ne yazık ki” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD)Antalya Döşemealtı Şube Başkanı Ergün Kurt derneklerinde yürüttükleri faaliyetleri anlattı.  Derneklerinin salonunu cemevine dönüştürdüklerini, kadınlara ve gençlere yönelik etkinlikler yaptıklarını, sokak hayvanları için mama desteği sağladıklarını anlatan Kurt, pandemi sürecinden olumsuz etkilenseler de faaliyetlerini asgari düzeyde sürdürmeye devam ettiklerini söyledi. Kurt bu zor süreci ayrım yapmadan dayanışma içerisinde geçirdiklerini belirtti.

    Dernekleri hakkında bilgi veren Kurt şunları aktardı:

    “Ben Alevi örgütlülüğüne 2007 Antalya Şube Başkanlığı ile başladım. Alevi Kültür Derneği olarak Antalya’da tek bir şubemiz vardı. Antalya Şube başkanlığı ve aynı zamanda AKD Genel Merkezi Örgütlenme Genel Sekreterliği yaptım. 2010 tarihinde Antalya’da şube sayımızı yeni şubeler açarak 6 şubeye çıkardık. Belediye ile ortak işbirliği protokolü çerçevesinde belediyenin kendi mülkü olan bir yeri derneğimize tahsisini yaptırdık. Ondan sonra tahsisatı ve içinin döşenmesi ile ilgili sıkıntı yaşasak da işyeri merkezi içerisinde 170 metrekarelik alandan oluşan şubemiz var.”

    “RİTÜELLERİMİZİ YERİNE GETİRMEK İÇİN SALONUMUZU CEMEVİ YAPTIK”

    Derneklerinin salonunu cemevine dönüştürdüklerini belirten Kurt sözlerine şöyle devam etti:

    “Burada kendi inancımızın ritüellerini yerine getirmek için dairenin içinde 60 metre kare olan büyük salonu cemevi formatına dönüştürdük, çokta güzel bir cemevimiz oldu. Orada kurulduğu tarihten itibaren 3 yıldır öğretimimizin bir parçası olan aşure lokmamızı yapıyoruz. Aşure çorbamızı kaynatıyoruz. Aşuremizi bina içerisinde bulunan dernekte değil, alanda yaptık. Alanda yaparak dedi ki Alevileri bu bölge tanısın, Aleviler kimdir,  Alevilerin öğretisi nedir, ne çalar, ne söylerler, ne dönerler. Özellikle ilçenin feodal yapısı olmasından dolayı orada Alevi öğretiyi insanlara anlatmak için merkezde ve cuma namazına giden diğer inanca sahip olan kişilerin cuma namazı çıkışında gelsinler hem bizim lokmamızı bizlerle paylaşsınlar, lokmamızı yesinler, hem de bizi tanısınlar istedik. Bizler niye deyişler söyleriz, semah döneriz bunları anlatmak için  çok da güzel bir şey oldu.

    “ALEVİLİĞİ TANITMAK İÇİN ALANA ÇIKIP LOKMALARIMIZI HERKESE DAĞITTIK”

    Pandemi kısıtlamalarına rağmen bu sene de aşure etkinliği yaptıklarını dile getiren Kurt şunları aktardı:

    “Bu pandemi süresince yasaklar vardı. Bu yasaklardan dolayı da bazı etkinlikler kısıtlandı. Türkiye genelinde 100’ün üzerinde şubemiz var ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun en büyük bileşeniyiz. Dedik ki, böyle büyük bir örgütlenme kendi içerisine kapanmaz, kendi tedbirlerimizi alalım. Sosyal mesafe kuralını, hijyeni, maskeyi göz önüne alarak, hiçbir canımızın hayatını da tehlikeye atmadan ne tür etkinlikler yapabiliriz noktasına baktık.

    “BİR ALEVİ ÖRGÜTÜ KADAR OLAMIYORUZ, DİYORLAR”

    Bu senede açık alanda masa açmadan, oturum düzeni yapmadan yine 3 bin kişilik aşuremizi kaynattık, canlarımıza dağıttık. İnsanlarımız alıp evlerine götürdüler, lokmalarımızı paylaşmış olduk. Bu lokmalarımızı yaparken de hiçbir kurumdan destek almadan, Alevi ve Sünni canlarımızın lokmalarıyla yapmaya çalıştık. Bu etkinliklerimizle birlikte bölgede gerçekten bazı siyasi partiler, Alevi kimliğine sahip olmayan insanlar artık Alevileri konuşmaya başladı ve kendi içlerinde bile bir Alevi örgütü kadar olamıyoruz deme noktasına kadar geldi bu iş.

    Geçen sene pandeminin başladığı dönemden itibaren bir proje başlatalım, canlarımıza can olalım dedik. Pandemi sürecinde işinden, ekmeğinden, aşından olan farklı etnik gruplara mensup canlarımız vardı. Sadece Alevi canlarımız değil. Bunlarla ilgili dostlarımız sağ olsun bizi seven, Alevileri seven, gerçekten Alevi öğretisini özümseyen dostlarımız, Alevi kimliğinin dışında olan insanların da desteklerini alarak canlarımıza bir gıda desteği verdik. Bu desteği yaparken hiç kimseyi inançsal kimliğinden, siyasal kimliğinden ve gerçekten ötekileştirmeden herkese can gözüyle bakarak ulaşmaya çalıştık. Sadece Döşemealtı’ndaki bölgemizde değil, kendi bölgemizin dışına çıkarak adeta kendi kabuğumuzu kırarak oradaki canlarımıza da ulaştık.”

    “KADINLAR VE GENÇLER BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ ”

    Ormanda yaşayan hayvanlara mama desteği sağladıklarını da söyleyen Kurt, şubelerinin kurulduğundan bu yana yaptıkları faaliyetleri ve etkinlikleri de anlatarak şu bilgileri paylaştı:

    “Bu yetmedi ne yaptık? Hafta sonları yasaklarının olduğu dönemlerde hayvan canlarımıza kırsaldaki, ormandaki sokak hayvanlarını besledik, onlara mama desteği verdik. Çünkü diyoruz ki o da can. Ki asıl ihtiyacı olan canlarımız onlar, onlara da can olalım dedik. Biliyorsunuz Alevi öğretisinde 1960 senesine kadar kasaplık mesleği yoktu. Aleviler kan akıtmaz. Alevilerin temel düsturu nedir? Sevgidir, kabesi candır o mantıkla bakarak bunları yaptık.

    Biraz da geriye dönersek, kendi inançsal ziyaretlerimizi yaptık, gittik türbeleri ziyaret ettik, canlarımıza geziler düzenledik. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde iki defa kadınlarımızı aldık gezilere götürdük. Antalya’nın farklı bölgeleri olsun, Isparta’nın karlık olan bir bölgesi var oraya götürdük. Hem kayak yaptılar hem de mangal yapıldı. Lokmalarımızı paylaştık. Kadınlar gününü de unutmadık, çünkü kadınlar bizim baş tacımız. Alevi örgütünde, Alevi örgütlenmesinde kadınlar temel meseledir. Kadınlar olmasa hiçbir toplumun da geleceği olmaz, diyoruz. Kadın ve gençlik çok önemli.”

    “NE ACIDIR Kİ ALEVİLERE ALEVİLİĞİ ÖĞRETMEYE ÇALIŞIYORUZ

    Bulundukları bölgenin feodal bir yapısı olduğunu ve örgütlenme konusunda zorluklar yaşadıklarını da ifade eden Kurt son olarak şunları kaydetti:

    “Bizim bölgemiz feodal bir bölge olmasından dolayı örgütlenme gerçekten sıkıntılı. Bölgemizdeki Alevilere Alevi öğretisini öğretmeye çalışıyoruz Alevi’ye Aleviliği öğretiyoruz çok acı bir şey aslında. Alevi kimlikli bir insana, bir Alevi ana babadan doğan bir insana Aleviliği anlatmak kadar çok üzücü bir şey yok.

    Çalışmalarımız devam ediyor.  Yasaklar devam ettiği sürece biz yine canlarımıza can olmaya yine devam edeceğiz. Tabi sosyal mesafeyi koruyarak, canlarımızı ve kendi canımızı da koruyarak ama hiçbir canımızın da yatağa aç girmesine müsaade etmeyiz, buna ne vicdanımız el verir ne de öğretimiz el verir. Herkese can olmaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • DAD Ankara Şube Eş Başkanı Karabudak: Devlet hiçbir inancı tanımlayamaz -VİDEO

    DAD Ankara Şube Eş Başkanı Karabudak: Devlet hiçbir inancı tanımlayamaz -VİDEO

    PİRHA – Kars’ın Sarıkamış İlçesine bağlı Aşağısallıpınar Köyü’nde yapılan cami inşaatının devam etmesine tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Devlet artık bu zihniyetinden vazgeçmelidir. Bu tekçi, asimilasyoncu politikalarından vazgeçmelidir. Çünkü Aşağısallıpınar köyü bir Alevi köyüdür. Oraya bir ibadethane bir inanç merkezi yapılacaksa oda cemevidir” dedi. 

    Haberin Videosu

    Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Alevi olan Aşağısallıpınar Köyüne yaklaşık olarak bundan bir yıl önce kaymakamlık emriyle bir cami inşaatına başlanmış ancak köylülerin rızalığı olmadığı için itiraz edilerek inşaat durdurulmuştu. Fakat kısa bir süre önce inşaata tekrar başlanarak cami yapımına devam ediliyor.

    “DEVLET TEKÇİ VE ASİMİLAYONCU POLİTİKASINDAN VAZGEÇMELİ”

    Alevi köyüne caminin yapılmasına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Devlet artık bu zihniyetinden vazgeçmelidir. Bu tekçi, asimilasyoncu politikalarından vazgeçmelidir. Çünkü Aşağısallıpınar köyü bir Alevi köyüdür. Oraya bir ibadethane bir inanç merkezi yapılacaksa oda cemevidir. Onu da köylüler kendi imkanlarıyla, kendi lokmalarıyla yaparlar.  Devlet oraya hizmet götürmek istiyorsa, köylülerin talebi üzerinden hareket etmelidir.  Başka ihtiyaçları varsa onları gidermelidir” diye konuştu.

    “80 YILLARIN POLİTİKALARI HALEN, DEVAM ETTİRİLİYOR”

    80’lerden kalan zihniyetin hala devam ettiğini belirten Karabudak, “Zorunlu din dersleri, her köye bir cami kampanyası bu zihniyetten bir an önce vazgeçmelidir. Devlet kendi inandığı şekilde yurttaşlarını şekillendiremez, tanımlayamaz” dedi.

    Karabudak, devletin bu tekçi politikasından vazgeçmesi çağrısı yaptı.

    Köylülere dayatılan, ‘cami yapılmazsa yol gelmez, AKP oy vermezseniz köye hizmet getirmeyiz’ anlayışına da tepki gösteren Karabudak, “Devlet yurttaşlarını böyle kazanamaz, devlet hoşgörülü olmalıdır, tüm inançlara aynı mesafede olmalıdır. İnsanların yurttaşların talebi ne ise onun doğrultusunda hareket etmelidir” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • SES Ankara Şubesi: “Sağlık emekçileri siyaset malzemesi değildir”

    SES Ankara Şubesi: “Sağlık emekçileri siyaset malzemesi değildir”

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet emekçileri Sendikası “Çalışma Barışımızı Bozma Eylemi” gerçekleştirdiler. Hacettepe Hastanesi kampüsü içerisinde gerçekleştirilen basın açıklamasına polis müdahale etti ve KHK ile işinden edilen SES Üyesi Mahmut Konuk gözaltına alındı.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası tarafından gerçekleştirilen basın açıklamasında “Emeklerimizin karşılığını vermeyenler bizler üzerinden siyaset yapmaktadır. Sağlık emekçileri siyaset malzemesi değildir! Emeklerimizin karşılığını istiyoruz. Emeklerimizin sömürülmesine izin vermeyeceğiz” denildi.

    “ÜNİVERSİTE HASTANELERİNDE EK ÖDEMELER YAPILMIYOR”

    Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın açıkladığı, tüm sağlık emekçilerine üç ay boyunca tavandan ek ödeme verileceği beyanından bu yana henüz Üniversite hastanelerinden herhangi bir ek ödeme yapılmadığı belirtilerek “Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri sadece ilimiz de değil Türkiye geneli üniversiteler ve yataklı tedavi kurumları arasında lokomotif görevi üstlenmektedir. Bu üç üniversitenin Ankara hastaneleri arasındaki hizmet oranı %80’dir. Üniversite hastanelerinin pandemi hastanesi olmaları ve elektif vakalar dışında hasta kabul etmemesi nedeniyle döner sermaye gelirlerindeki azalma öngörülerek aynı dönemde Maliye Bakanlığı tarafından destek verileceği belirtilmişti ancak bu süreç böyle gelişmemiş, vaad edilen ek ödeme Sağlık Bakanlığı hastanelerinde kısmen ödenmiş olsa da Üniversite hastanelerinde görev yapan sağlık emekçilerine hiçbir ödeme yapılmamış, üniversite hastanesi çalışanları bir kez daha üvey evlat muamelesi görmüştür” denildi.

    “YAŞATIRKEN İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUZ”

    Sağlık Bakanlığı’na çağrıda bulunan açıklamada “Sağlıkta Dönüşüm Programı ve Performansa Dayalı Ödeme sistemi sağlık hizmetlerini piyasalaştırmış ve sağlık hizmetlerinde sorunlara neden olarak sağlık çalışanlarının sorunlarını gün ve gün arttırmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ve uygulamalarından acilen vazgeçilmelidir” denildi.

    Açıklama ise şu şekilde devam etti:

    “Sürecin başından beri üniversite hastanelerinde biz ne ek ödemenizi, ne performansa dönük ödemenizi istedik, sağlık hizmetlerinde sorun odağı olan Performans uygulamalarının kaldırılmasını ve ek ödemelerin emekliliğe yansımasını istiyoruz, Sağlık çalışanları arasında, aynı işi yapan fakat farklı statüde bulunan,  farklı ücret ve özlük haklarına sahip; 4/A, 4/B, 4/C, ve 4/D’li olarak sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin kategorize edilmesini yanlış buluyoruz. Farklı istihdam ve ücret rejimlerini kabul etmiyoruz. Sağlık hizmeti ekip işidir. Hekim ne denli önemliyse hastanın odasının temizliğini yapan temizlik işçisi, hemşiresi, sekreteri, memuru, sağlık teknisyeni aynı derecede önemlidir. Hastanelerde binlerce 4D’li işçinin (sekreter, güvenlik personeli, hasta bakıcı, temizlik personeli, yemek servis elemanı) ek ödemelerin dışında bırakılmasını kabul etmiyoruz. Dönüşümlü çalışmadan faydalanmayan bizler her gün işimize geldik. Sorumluluklarımızı kendimizden ve sevdiklerimizden ödün vererek en iyi şekilde yerine getirdik. İşimizi en iyi şekilde yaptık,   hasta olduk ve öldük” denildi.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ SİYASET MALZEMESİ DEĞİLDİR”

    Sağlık emekçilerinin son zamanlarda siyasiler tarafından kahramanlaştırıldığı vurgusu yapılan açıklamada “Sağlık emekçileri siyaset malzemesi değildir. Emeklerimizin karşılığını istiyoruz. Üniversite hastanelerinde yalnız akademisyenler görev yapmıyorlar, binlerce emekçinin hakkını görmezden gelmeyin. Yönetenlere sesleniyoruz, bu işi de diğer yaptığınız her şey gibi yüzünüze bulaştırdınız. Üniversite hastanesi emekçileri olarak bizler hakkımızı almak için mücadelemize devam edeceğiz. Adaletsiz yönetememenizden biz utandık ya siz utandınız mı? ” denilerek sonlandırıldı.

     

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Ankara DAD Eş Başkanı Karabudak: Covid-19, ikrarsız toplumun yarattığı bir hastalıktır-VİDEO

    Ankara DAD Eş Başkanı Karabudak: Covid-19, ikrarsız toplumun yarattığı bir hastalıktır-VİDEO

    PİRHA- Koronavirüs salgın sürecini değerlendiren DAD)Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, “Kurumlarımız kapalı, tüm çalışmalarımızı erteledik. Canlarla cemal cemale görüşmüyoruz. Ancak internet ortamında sosyal medya üzerinden görüşmelerimizi yapıyoruz. Eğitim çalışmalarını ve kurumsal toplantılarımızı sosyal medya üzerinden yapmaya çalışıyoruz” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, koronavirüs salgın sürecini değerlendirdi.

    “İNTERNET VE SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN ÇALIŞMALARIMIZI YÜRÜTÜYORUZ”

    “Covid-19 Korona günlerindeyiz. Sağlığımız için, sosyal duyarlılık adına 12 Mart’tan beri kendimizi hanemize hapsetmiş durumdayız” diyen Karabudak, “Kurumlarımız kapalı, tüm çalışmalarımızı erteledik. Canlarla cemal cemale görüşmüyoruz. Ancak internet ortamında sosyal medya üzerinden görüşmelerimizi yapıyoruz. Eğitim çalışmalarını ve kurumsal toplantılarımızı sosyal medya üzerinden yapmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “COVİT -19 İKRARSIZ TOPLUMUN YARATTIĞI BİR HASTALIKTIR”

    “Covid-19, ikrar sız toplumun yarattığı bir hastalıktır” diye belirten Karabudak, “İnsanlığın doğayla ve cümle canlarla rızasız yaşamasından kaynaklı ortaya çıkmış bir virüs türüdür. Şu anda tarif edilemez, tespit edilemez bir şekilde sadece bizde değil, dünyayı teslim alan bir hastalıktır” hatırlatmasında bulundu.

    “ALEVİLER OLARAK SÜRECE CEVAP OLAMADIK”

    Karabudak şöyle devam etti:

    “Biz de bu süreçte ister, istemez tüm çalışmalarımızı askıya aldık, erteledik.  Hakk’a yürüyen canlarımızı uğurlamaya gidemiyoruz, dostlarımızla görüşemiyoruz. Yüz yüze, cemal cemale hoş sohbetlerimizi, muhabbetlerimizi yapamıyoruz.
    Bizlere Alevi örgütlülüğü olarak süreci iyi karşılayamadık, toplumsal dayanışmayı, birbirimize Hızır olmayı tam başaramadık. Lokmalarımızı bölüşemedik, inancımızda olan dayanışma ve lokma kültürü tam olarak yerine getiremedik.”

    “PANDEMİ SÜRECİ SONRASINDA ÇALIŞMALARIMIZ ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK

    Muhakkak ki yapılan çalışmalar vardır, ama bunlarda sürece tam cevap olamamıştır. Bu Pandemi süreci sona ererse uzun bir süre yine çalışmalarımız tam verimli geçmez, insanlar sokağa tam çıkmaz, yan yana gelmez. Toplumsal dayanışmayı geliştiremeyeceğimizi pek zannetmiyorum. Süreç sıkıntılı maddi manevi çöküşler var ve bundan sonra daha fazla olacak ve daha fazla hissedeceğiz. Hepimizin Hızır yar ve yardımcısı olsun.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • İHD’den nefret suçu işleyen Diyanet İşleri Başkanı hakkında suç duyurusu

    İHD’den nefret suçu işleyen Diyanet İşleri Başkanı hakkında suç duyurusu

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Cuma hutbesinde LGBTİ+ ve HIV’le yaşayanları hedef göstermesine İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulunduğumuzun ve konunun takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyor, LGBTİ+’lara yönelik özellikle oluşturulan bu nefret dalgasının karşısında olduğumuzu yineliyoruz” denildi. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, 24 Nisan’da merkezi Cuma hutbesinde LGBTİ+’lar, eşcinseller ve HIV’le yaşayanları hedef gösterdi.

    Erbaş, “Ramazan: Sabır ve İrade Eğitimi” başlıklı hutbesinde şu ifadeler yer aldı:

    “Ey insanlar! İslam zinayı en büyük haramlardan kabul ediyor. Lûtîliği, Eşcinselliği lanetliyor. Nedir bunun hikmeti. Hastalıkları beraberinde getirmesi ve nesli çürütmesidir, bunun hikmeti. Yılda yüzbinlerce insan gayri meşru ve nikahsız hayatın İslamî literatürdeki ismi zina olan bu büyük haramın sebep olduğu Hiv virüsüne maruz kalıyor. Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim.”

    ERBAŞ HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi yaptığı yazılı açıklamada, “Diyanet İşleri Başkanlığının 5 Temmuz 2019 tarihinde okunan hutbede de eşcinseller için “yaradılışa aykırı bir sapkınlık” diyerek ayrımcılık yapmaya ve nefret suçu işlemeye devam ediyor” denildi.

    “LGBTİ+’LARA YÖNELİK ŞİDDET YOLU AÇILMAKTA, LİNÇLER MEŞRULAŞTIRILMAKTADIR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Ülke genelinde bütün camilerde eş zamanlı okunan hutbelerde; “Geliniz bu tür kötülüklerden insanları korumak için birlikte mücadele edelim” çağrısıyla, LGBTİ+’lara yönelik şiddet eylemlerinin yolu açılmakta, linçler meşrulaştırılmaktadır.

    “DİYANET BU SUÇU İLK KEZ İŞLEMİYOR”

    Diyanet bu suçu ilk kez işlemiyor. 5 Temmuz 2019 tarihinde okunan hutbede de eşcinseller için “yaradılışa aykırı bir sapkınlık” diyerek, yine ayrımcılık yapmış ve nefret suçu işlemişti.

    Cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik saldırıların tek sorumlusu Diyanet değildir. İki yıldan uzun süredir gerekçesiz biçimde tüm LGBTİ+ eylem/etkinliklerini süresiz olarak yasaklayan, Diyanetin açıklamalarına karşı yasal işlem başlatmayarak desteklediğini gösteren hükumet, eşcinsellere karşı işlenen nefret suçlarının sorumlusudur.

    “ŞİDDETE UĞRAYAN KADINLARA TEPKİ VERMEYİN DENİLMEKTEDİR”

    Geçtiğimiz günlerde Diyanetin kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran yaklaşımları da gündeme gelmişti. Diyanet, aile içi sorunları çözme amacıyla kurduğu “Aile ve Dinî Rehberlik” bürolarında şiddete uğrayan kadınlara;  “Vurursa tepki vermeyin, odanıza çekilin. ‘Nasıl istiyorsan öyle yapayım’ diye olayı örtmeye çalışın, suçlayıcı dille konuşmayın, sevdiği yemekleri yapın, polisi aramayın, çözersiniz inşallah” tavsiyeleriyle de erkek şiddetinin yanında yer alarak kadın düşmanı tavrını göstermişti.

    “NEFRET SUÇU İŞLEYEN DİYANET İŞLERİ BAŞKANI GÖREVDEN ALINMALIDIR”

    Nefret suçlarını, ayrımcılığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini önlemek devletin görevidir. Açıkça suç işleyen Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulunuyor ve Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden alınarak hakkında soruşturma başlatılması için gerekli tüm kurumları görevini yapmaya çağırıyoruz.

    Türkiye Hükumeti, geçtiğimiz Ocak ayında BM’nin LGBTİ+ haklarına ilişkin eleştirilerine yanıt vererek etkinlik ve yürüyüş yasaklarını inkar etmiş, hak ihlali olmadığını iddia etmişti. Hükumet biran önce, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı kriterlerine göre, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de içeren, nefret suçlarına ilişkin yasal düzenlemeleri yapmalıdır.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi olarak Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hakkında suç duyurusunda bulunduğumuzun ve konunun takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyor, LGBTİ+’lara yönelik özellikle oluşturulan bu nefret dalgasının karşısında olduğumuzu yineliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD Ankara, gırtlak kanseri olan mahpus Yakşi’nin durumuna dikkat çekti-VİDEO

    İHD Ankara, gırtlak kanseri olan mahpus Yakşi’nin durumuna dikkat çekti-VİDEO

    PİRHA – İHD Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi, eylemlerinin 286. Haftasında Sincan 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan gırtlak kanseri olan hasta mahpus Yusuf Yakşi’nin durumuna dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi, eylemlerinin 286. Haftasında Sincan 1 Nolu L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan gırtlak kanseri olan hasta mahpus Yusuf Yakşi’nin durumuna dikkat çekti.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi adına açıklama yapan İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, “Hasta mahpuslar konusu bu ülkenin en büyük ve neredeyse en görünmez hale getirilmeye çalışılan sorunlarından bir tanesidir. Bir ülkenin nasıl olduğunu anlamak için cezaevleri rejimine bakmak yeterli olacaktır. 2019 yılında belirlemelerimize göre 30’u hasta mahpus olmak üzere 63 kişi hapishanelerde yaşamını yitirmiştir. Bu ölümlerin 11’i İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde meydana gelmiştir ve 6 mahpus hastalıkları nedeniyle yaşamını kaybetmiştir” dedi.

    Çevirmen, hasta mahpusları şöyle aktardı:

    “Afyon/Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalp krizi geçiren Dilber’e hastanede anjiyo yapıldı. Anjiyonun ardından hapishaneye götürülen Cemil Dilber, 21 Mart günü vefat etti.

    Muzaffer Özcengiz: Çorum L Tipi Kapalı Hapishanesi’nde kalp krizi geçiren Özcengiz, 27 Nisan günü vefat etti.

    Aynur Uyar: Eskişehir Çifteler Kadın Açık Hapishanesi’nde tutulan Aynur Uyar, 19 Temmuz günü yaşamını yitirdi. Uyar’ın şeker, kalp, tansiyon hastası olduğu halde tedavi edilmedi.

    Tahir Çetinkaya: Kanser hastalığı nedeniyle Sincan 2 Nolu F Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Ankara Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Çetinkaya 2 Ağustos günü vefat etti.

    Ramazan Kuru: Afyon/Dinar T Tipi Kapalı Hapishanesi’nde 19 Eylül günü kalp krizi nedeniyle vrfat etti.

    Eylül Tuvgan: Bolu T Tipi Kapalı Cezaevinde 23 Kasım’da kalp krizi sonucunda vefat etti.”

    “ÇÖZÜM TALEP ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Yakşi’nin boğazındaki delikten nefes alıp verebildiğini belirten Çevirmen, Yakşi’nin cezaevi koşullarında tedavi olmasının mümkün olmadığını söyledi. “Yakşi’nin annesi kanser hastalığından dolayı ameliyat olmuş ve babasında da kanserli kitle bulunmaktadır” diyen Çevirmen, “Yusuf Yakşi’nin dışarıda ailesinin yanında tetkik ve tedavilerine devam edilmesi gerekmektedir. Ailesi de kurumumuza infazının ertelenmesi veya denetimli serbestlik koşullarından yararlanabilmesi için başvuruda bulunmuştur” diye belirtti.
    Çevirmen, “Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye ve ağır hasta mahpuslar serbest bırakılıncaya kadar dile getirmeye, çözüm talep etmeye kesintisiz olarak devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Hasta tutuklu Kazım Avcı serbest bırakılsın’ – VİDEO

    ‘Hasta tutuklu Kazım Avcı serbest bırakılsın’ – VİDEO

    PİRHAİHD Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi 285. Haftasında Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde kalan yaşlı ve hasta tutuklu Kazım Avcı’nın durumuna dikkat çekti.

    Haberin Vidosu

    İHD Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi 285. Haftasında Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde kalan yaşlı ve hastatutuklu Kazım Avcı’nın durumuna dikkat çekti.

    “YAŞATILMIŞ ÖLÜM DAYATILIYOR”

    İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, hasta tutukluların durumunun en büyük ve en görünmez sorunlar haline getirilmeye çalışıldığını kaydetti. Çevirmen, “Bir ülkenin nasıl olduğunu anlamak için cezaevleri rejimine bakmak yeterli olacaktır. Bugün ceza içinde ceza uygulanmaya çalışılan, şiddetin, baskının olduğu ve kazanılmış her türlü hakkın yasaklandığı yerler haline gelmiştir. Cezaevlerinde hasta mahpuslara kendilerinin tabiri ile yavaşlatılmış ölüm dayatılmaktadır” dedi.

    “KALP VE ŞEKER HASTASI”

    Çevirmen, Sincan 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevinde kalan yaşlı ve hasta mahpus Kazım Avcı’nın durumuna değinerek, “Tekli tutuluyor. Kalp, şeker ve tansiyon hastasıdır. Ağır prostat rahatsızlığı olduğu için iki türlü ilaç kullanmaktadır. Aşırı şekilde terleme sorunu yaşıyor. 12 yaşında geçirdiği tren kazasından dolayı sol bacağı kalçadan itibaren kesiktir ve sol bacağı tamamen protezdir. Omurlarındaki fıtıktan kaynaklı iki kez ameliyat geçirmiştir. Doktorları üçüncü kez ameliyat olamayacağını, ameliyat halinde ise felç kalabileceğini söylemişlerdir” diye konuştu.

    “CEZALARI ERTELENMELİ VE SERBEST BIRAKILMALI”

    Çevirmen, Avcı’nın tek başına ihtiyaçlarını karşılamadığına işaret ederek, “Temizliğini yapamadığı için hücrenin kötü kokmaya başladığını ve bulunduğu yeri böceklerin bastığını, kötü kokunun avukat görüş yerine kadar gelmesinden dolayı cezaevi idaresinin rahatsız olduğunu ve tek başına kalamaz raporu alındığını, damadının da aynı cezaevinde olmasından kaynaklı olarak kendisi ile aynı hücreye konulduğunu anlatmıştır. Yaşından ve ağır hastalıklarından kaynaklı olarak yaşamı adeta bir eziyete dönüşmüş durumda olan Kazım Avcı’nın hastane sevkleri ambulans tipi araçlar ile yapılmak zorundadır. Cezaevinde kalamayacak kadar hasta olan mahpusun cezası ertelenmeli ve serbest bırakılmalıdır” dedi.

    “CEZAEVLERİ TÜRKİYE’NİN AYNASIDIR”

    Ardından konuşan HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş ise, “Çok bilinen bir kavram var; cezaevleri bir ülkenin aynasıdır. Evet, Türkiye’nin de aynasıdır ve bu aynada ölüm var, işkenceler var ve cinayetleri var. Bu ülkenin adalet bakanı, içişleri bakanı, cumhurbaşkanı göz göre göre insanların yaşamını yitirmesine sessiz kalıyor ve aksine Madımak yükümlüsü madımak sanığı Ahmet Turan Kılıç’ı affedebiliyor. Ahmet Turan Kılıç’ı affeden Cumhurbaşkanı başka hiçbir tutsağın olmadığını ölüme yaklaşmadığını bilmiyor olamaz bu bir siyasi tercihtir. Bu bir siyasi karardır ve o sıfatı kesinlikle hak etmiyor. Ahmet Turan Kılıç’ı bırakanlara açık çağrı yapıyoruz; Her gün cezaevlerinden cenaze çıkmasını kabul etmiyoruz, ret ediyoruz. Hasta tutsaklara özgürlük hemen” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

  • DAD, Batıkent Cemevi’nde tutulacak Xızır cemine çağrı yaptı

    DAD, Batıkent Cemevi’nde tutulacak Xızır cemine çağrı yaptı

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 23.02.2020 Pazar günü saat 18.00’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.

    Alevilerin kutsal ayı Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, bugün PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.

    23.02.2020 Pazar günü Saat 18:00’de başlayacak olan cemi Hüseyin Abdal Ocağından Hüseyin Gazi Metin,  Dede  Seyfettin Elaldı , Zakir Hıdır Çelebi, Cansell Özdemir ,İmam Bakır ve Devrim Demir’in yürütecek.

    Xızır cemi sonrası lokmalar pay edilecek.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Maraş Narlı’da canların katılımıyla Hızır lokması toplandı-VİDEO

    Maraş Narlı’da canların katılımıyla Hızır lokması toplandı-VİDEO

    PİRHA- Maraş Narlı’da AKD Narlı şubeye bağlı cemevi ve gençlik kolları Hızır ayı vesilesi ile Narlı sokaklarını gezerek lokma topladı. Lokma toplanması sırasında açıklama yapan AKD Narlı Şube Kadın Kolları Başkanı Fidan Yongun, “Hızır ayı vesilesi ile her yıl lokmalar toplayıp cemevinde kömbe yaparak canlara dağıtıyoruz. 13 Şubat tarihinden itibaren başlayarak üç gün boyunca da oruç tutarız.” dedi.

    Maraş Narlı’da, AKD Narlı şubeye bağlı cemevi kadın ve gençlik kolları, Hızır ayı vesilesi ile her yıl Şubat ayında geleneksel olarak yapılan Hızır lokması toplama etkinliği yapıldı. Cemevinde bir araya gelen gençler ve kadınlar giydikleri yöresel kıyafetleri ile davul eşliğinde balonlarla süsledikleri at arabası ve yöresel kıyafet giydirdikleri temsili Kal, Pir ile “Sere sale binê sala Xızır Ketiye we male bidin heqi kale” diye sokaklarda mani dizerek Narlı sokaklarını gezdi. Esnaf ve evler gezilerek Hızır lokması topladı.

    Lokma toplama etkinliğe canlar yoğun ilgi gösterirken bir çok ev ve dükkanın önünde esnaf ve yurttaşların katılımıyla halaylar çekildi.

    “DAYANIŞMA İÇİNDE HIZIR LOKMAMIZI HAZIRLIYORUZ”

    Gece boyunca lokma toplanmasının ardından açıklama yapan AKD Narlı Şube Kadın Kolları Başkanı Fidan Yongun, “Hızır ayındayız. Narlı’da bir araya gelerek her yıl geleneksel olarak yaptığımız Hızır etkinliğini yapıp lokmalar topluyoruz. Lokmaların toplanmasının ardından üç gün boyunca Hızır orucumuzu tutar cemevinde bir araya gelerek muhabbet ederiz. Üç gün tuttuğumuz orucun ardından cemevinde bir araya gelerek canlarla dayanışma içerisinde Hızır lokmamızı hazırlayıp cem yapıyoruz” diye ifade etti.

    Mustafa YÜKSEL-MARAŞ