PİRHA- Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada yeni bir hukuki adım atıldı. Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, delillerin karartıldığı iddiasıyla 108 kamu görevlisi hakkında suç duyurusunda bulundu. Dosyanın firari şüphelisi Umut Altaş’ın ise bugün ABD’de görülecek duruşmada hakim karşısına çıkması bekleniyor.
Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolan ve aradan geçen yıllara rağmen akıbeti aydınlatılamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasında yeni gelişmeler yaşandı.
Doku ailesinin avukatı Ali Çimen, soruşturma kapsamında delillerin karartıldığı ve soruşturmanın sağlıklı yürütülmesinin engellendiği iddiasıyla 108 kamu görevlisi hakkında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusu dilekçesinde, söz konusu kamu görevlilerinin “suç delillerini gizleme, değiştirme veya yok etme” ile “görevi kötüye kullanma” suçları yönünden soruşturulması ve şüpheli sıfatıyla ifadelerinin alınması talep edildi.
“DELİL KARARTMA ZİNCİR HALİNDE YÜRÜTÜLDÜ”
Savcılığa sunulan dilekçede, dosyada yaşananların münferit ihmallerden ibaret olmadığı savunularak, delillerin karartılmasına yönelik işlemlerin birbirini tamamlayan bir bütün halinde gerçekleştirildiği öne sürüldü.
Başvuruda, soruşturmanın ilk aşamasından itibaren yürütülen bazı işlemlerin dosyanın aydınlatılmasını zorlaştırdığı belirtilerek, bu nedenle sorumluluğu bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri hakkında adli işlem başlatılması istendi.
GÖZLER ABD’DEKİ DURUŞMADA
Dosyanın firari şüphelisi Umut Altaş’a ilişkin süreç de devam ediyor. Hakkında çıkarılan kırmızı bülten kapsamında ABD’de yakalanan Altaş’ın bugün ABD’de hakim karşısına çıkması bekleniyor.
Türkiye’nin iade talebine ilişkin sürecin de ele alınacağı duruşma, soruşturmanın uluslararası boyutu açısından önem taşıyor.
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin soruşturma, hem Türkiye’de yürütülen adli işlemler hem de ABD’de devam eden iade süreciyle birlikte çok yönlü olarak sürüyor.
PİRHA- Antalya’da Öğrenci Veli Derneği üyeleri, Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullara gönderdiği “Ramazan etkinlikleri” konulu genelgeye karşı Antalya Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Öğrenci Veli Derneği Antalya Şube Başkanı Tülin Koç okudu.
Koç, Türkiye’de eğitim sisteminin Anayasa’nın açık hükümlerine rağmen giderek daha fazla dinselleştirildiğini ve kamusal, bilimsel ve laik eğitim ilkesinin sistemli biçimde aşındırıldığını savundu. Son olarak okullara gönderilen genelgenin bu sürecin yeni bir halkasını oluşturduğunu belirten Koç, uygulamanın anayasal ilkelere aykırı olduğunu ifade etti.
Genelgede dayanak gösterilen 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu ile Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nin, müfredatta yer almayan dinî içerikli faaliyetlerin kurumsal biçimde organize edilmesine açık bir yetki vermediğini belirten Koç, kamu okullarının belirli bir inanç pratiğinin uygulama alanına dönüştürülmemesi gerektiğini söyledi.
Okulların farklı inançlardan ve inançsız öğrencilerin bir arada bulunduğu kamusal alanlar olduğunu vurgulayan Koç, devletin görevinin bir inancı teşvik etmek değil, tüm yurttaşların inanç özgürlüğünü güvence altına almak olduğunu dile getirdi. Eğitim hizmetinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesi ve 42. maddede düzenlenen eğitim hakkı gereğince tarafsız ve eşit biçimde sunulması gerektiğini kaydetti.
Genelgenin laiklik ilkesine aykırı olduğunu, eğitim hakkının eşitlik ilkesini zedelediğini ve çocuğun üstün yararı ilkesini gözetmediğini savunan Koç, kamusal kaynakların belirli bir inanç doğrultusunda kullanılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.
“Çocuklar üzerinden siyasal ve ideolojik inşa kabul edilemez” diyen Koç, eğitim kurumlarının siyasal projelerin uygulama sahası olmadığını, çocukların hak öznesi bireyler olduğunu ifade etti. Okullarda “Ramazan etkinlikleri” adı altında yapılacak organizasyonların fiili katılım baskısı ve akran baskısı yaratma riski taşıdığına dikkat çekerek, bunun çocukların psikososyal gelişimini ve okul içi eşitliği zedeleyebileceğini belirtti.
Dini içerikli etkinliklerin yaş ve gelişim düzeyleri dikkate alınmaksızın organize edilmesinin; oruç tutan ve tutmayan öğrenciler arasında ayrımcılığa yol açabileceğini, akran zorbalığına zemin hazırlayabileceğini ve beslenme hakkını olumsuz etkileyebileceğini ifade eden Koç, “Eğitim kurumları ibadethane değildir” dedi.
Açıklamada, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adı altında eğitim kurumlarının adım adım dinselleştirildiği iddia edilerek, eğitim politikalarının temel referansının bilimsel bilgi, pedagojik gereklilik ve çocuk hakları olması gerektiği vurgulandı.
Öğrenci Veli Derneği Antalya Şubesi, söz konusu genelge hakkında suç duyurusunda bulunduklarını kamuoyuna ilan etti. Koç, bu girişimin herhangi bir inanca karşı değil, devletin tarafsızlık yükümlülüğünü hatırlatma ve Anayasa’yı savunma sorumluluğu olduğunu belirtti.
Velilere, eğitim emekçilerine, hukukçulara ve demokratik kitle örgütlerine laik ve kamusal eğitim hakkına sahip çıkma çağrısı yapılan açıklama, “Laiklikten, laik eğitimden asla vazgeçmeyeceğiz. Çocukların haklarını savunmaya devam edeceğiz” sözleriyle sona erdi.
PİRHA – Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi ve ırkçı saldırılara karşı İzmir ve İstanbul’da suç duyurusunda bulundu. İnisiyatif tarafından yapılan basın açıklamasında, nefret suçu işleyenlerin tespit edilmesi talep edildi.
Bursaspor taraftarlarının, Kürt siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik başlattıkları cinsiyetçi ve ırkçı saldırı, Ankaragücü taraftarlarınca da tekrarlandı. Yaşananlar üzerine Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), “küfürlü tezahürat” sebebiyle Bursaspor Kulübü’ne 16 bin TL para cezası verdi.
İSTANBUL
Kamuoyunda büyük tepkiye sebep olan olay karşısında Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi harekete geçti. Leyla Zana’ya dönük saldırılara karşı Çağlayan Adliyesi’nde bir araya gelen kadın yurttaşlar, basın açıklaması yaptı.
Kürtçe ve Türkçe yapılan basın açıklamalarını Özlem Şen ve Şükran Demir okudu. Eylemde, “Yaşasın kadın dayanışması! Bijî yekîtîya jinan! Barış için ısrar, ısrar ediyoruz! Jin şer naxwazin, aşîtîye dixwazin” sloganları atıldı.
İZMİR
Somaspor–Bursaspor maçında Leyla Zana’ya yönelik tribünlerde yükselen cinsiyetçi ve ırkçı söylemlere karşı İzmir’de de kadın örgütleri suç duyurusunda bulundu. Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, saldırının kadın kimliği ve Kürt kadın mücadelesini hedef alan politik bir nefret suçu olduğunu vurguladı.
İzmir Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nin, İzmir Adliye binası önünde gerçekleştirdiği basın açıklamasında, “Bu bir suç duyurusudur. Leyla Zana’ya cinsiyetçi, ırkçı saldırının karşısındayız” yazılı pankart taşınırken sık sık “Jin, jiyan, azadî”, “Leyla Zana yalnız değildir”, “Devlet görevini yap, ırkçılığı engelle” sloganları atıldı. Basın açıklamasına çok sayıda kadın katıldı. Basın metnini kadınlar adına Kadriye Tutar okudu.
Açıklama sloganlarla sona erdi. Ardından kadınlar adliyeye giderek suç duyurusunda bulundu.
129 KADIN VE LGBTİ+ ÖRGÜTÜNDEN ORTAK AÇIKLAMA
129 kadın ve LGBTİ+ örgütünün imzasıyla kaleme alınan basın açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Leyla Zana’ya karşı tribünlerde yükselen ırkçı ve cinsiyetçi küfür hezeyanıyla başlayan, sonra gazeteci Gözde Şeker’in kimi siyasetçiler ve sosyal medya hesapları tarafından hedef alınmasıyla devam eden saldırının kaynağını da sonuçlarını da iyi biliyoruz. Leyla Zana herhangi bir isim değil. Savaş politikalarını bir kadına, hele ki Kürt siyaseti, kadın kimliği ve anadili mücadelesi açısından sembol olan bir kadına hakaret üzerinden kışkırtmaya çalışan, böylece hem tüm kadınları siyasi çıkar için küfrün nesnesi haline getiren, hem de Kürt kadınlarının örgütlü mücadelesini, kimliğini hedef alan zihniyet bize tanıdık.
Bunun gazoz, soda şişeleriyle poz vererek ya da Bursaspor’a verilen komik cezayı ‘ben ödedim’ diye dekont paylaşarak desteklenmesi, bir siyasetçi kadına edilen küfrün bir milli gururmuşçasına sahiplenilmesi anlamına geliyor. Bu bağlantıyı kurarak ve karşı çıkarak etik sorumluluğunu yerine getiren gazeteci Gözde Şeker’e ise özel hayatı da konu edilerek gözdağı verilmeye çalışılıyor. Bir kadının kiminle evli olduğundan, evli olup olmadığından kime ne? Gözde Şeker’in de, Leyla Zana’nın da yanındayız.”
TFF’YE TEPKİ: “16 BİN TL CEZAYI KABUL ETMİYORUZ”
On binlerce erkeğin, farklı tribün ve sosyal medya hesaplarından hep bir ağızdan suç işlediklerine vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere de yer verildi:
“Leyla Zana’ya cinsiyetçi saldırının savaşı kışkırtma aracı olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), bugün yaptığı açıklamada, tribünlerindeki ‘küfürlü tezahürat’ gerekçesiyle Bursaspor’a 16 bin TL para cezası verdiğini duyurdu. Aynı TFF, karşılaşmada merdiven boşluklarının boş bırakılmaması gerekçesiyle yine Bursaspor’a 211 bin lira ceza verdi. Bu bize ne söylüyor? Bir kadının onurunu hedef almanın merdiven boşluklarına oturmaktan daha hafif bir mesele olduğunu mu ima ediyor? Biz bunu kabul etmiyoruz.
Hakaret suçtur. Halkı, bir kadının kimliği ve bedeni üzerinden, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek, halkın bir kesimini aşağılamak suçtur. Irkçılığın, şovenizmin ve cinsiyetçiliğin iç içe geçmesi bizim için oldukça tanıdık. Bu saldırının, barış arayışının sürdüğü, Kürt sorununun çözümü için bir sürecin yürüdüğü bu dönemde, bir Kürt kadın siyasetçi olan ve politik konumuyla sembol olmuş Leyla Zana’yı hedef almasını tesadüf olmadığını biliyoruz. Burada Leyla Zana’nın, Kürt siyasetinde temsil ettiği pozisyon üzerinden, barış çabasına bir saldırı yapılıyor.”
“LEYLA ZANA’NIN YANINDAYIZ”
Kürt kadınlarının örgütlü mücadelesinin hedef alındığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Çünkü erkekler savaşı, çatışmayı kışkırtmak, karşısındakini düşmanlaştırmak, korkutmak, sindirmek istediklerinde önce bir kadına saldırıyorlar. Bu da barış ihtimalinin ve inşası süreçlerinin biz kadınların tamamı için neden önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Biz kadınlar sadece saldırıyı değil TFF’nin bu ciddi saldırı karşısındaki tavrını da kabul etmiyoruz. Bu konu, sadece 16 bin TL para cezasıyla kapatılabilecek bir konu değildir, üstelik kadınların haysiyeti bir merdiven boşluğuyla kıyaslanamayacak kadar değerlidir. Biz aşağıda imzası olan kadın ve LGBTİ+ örgütleri, 16 Aralık’tan bu yana gururla bir kadına söven erkeklerin tespit edilmesini talep ediyoruz ve haklarında suç duyurusunda bulunuyoruz. Kürt kadın siyasetçi kimliğiyle saldırıya uğrayan Leyla Zana’nın yanında olduğumuzu, hiçbir kadının küfrün ve şiddetin nesnesi olmadığı bir dünya için mücadeleye devam edeceğimizi ilan ediyoruz.”
Yapılan açıklamanın ardından kadınlar, avukatlar eşliğinde suç duyurusunda bulundu.
PİRHA- Birçok kentte kadın örgütleri, Diyanet’in Medeni Kanun’daki eşit miras hakkını hedef almasına dair eş zamanlı basın açıklaması gerçekleştirerek suç duyurusunda bulundu.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 15 Ağustos’taki hutbesinde Medeni Kanun’daki eşit miras hakkını hedef aldı. Hutbede, “Kız çocuklarının mirastan mahrum bırakılması ya da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır” ifadelerine yer verildi.
Diyanetin miras hakkını hedef almasına dönük kadın örgütlerinden tepkiler verilirken, kadınlar Dersim, Mersin, Ankara, Kocaeli ve Antalya başta olmak üzere birçok kentte eş zamanlı basın açıklaması gerçekleştirerek, suç duyurusunda bulundu.
DERSİM
Dersim Kadın Platformu, ‘Miras hakkımızı tartıştırmıyoruz!’ diyerek Diyanet’in kadınları hedef alan hutbesine karşı basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Kadınların hak taleplerinin “kul hakkına aykırılık” olarak gösterilmesi, giyim tarzına göre kadınları aşağılayarak ve sessiz kalanların vebal altında olduğunun ifade edilmesi erkek şiddetinin kışkırtılmasıdır” denildi.
Sanat Sokağı’nda gerçekleşen açıklamayı platform adına Serpil Argın yaptı. Argın, “Her gün kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürülürken, İstanbul Sözleşmesi gibi kadını şiddetten koruyacak önemli mekanizmaların devre dışı bırakan siyasi iktidar şimdi de hutbeler aracılığıyla kadınların yaşam hakkına; ücretli bir işte çalışma koşulları olmayan, çalışsa bile güvencesiz, esnek çalıştırılarak derinleşen bir yoksullukla karşı karşıya olan kadınların eşit miras hakkına göz dikiyor” diye belirtti.
“ERKEK ŞİDDETİNİN KIŞKIRTILMASIDIR”
Argın, Diyanet’in kışkırtıcı tutumuna karşı sorumluluları görevlerine yerine getirmeye çağırdı.Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere söz konusu hutbeleri hazırlayan, yayınlayan tüm kamu görevlileri ve okuyan imamların suç işlediğini belirten Argın, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından anayasal ve yasal sınırları ihlal edecek biçimde tanzim edilen ve binlerce camide erkeklere hitaben eşzamanlı okutulan bu hutbelerde kadınların bütün hak ve özgürlüklerinin, İslam dini kurallarına göre yorumlanması ve kullanılması, laik hukuk düzenine aykırı hareket edilmesi anlayışının yansıtıldığı ve suç işlendiği açıktır. Kadınların hak taleplerinin “kul hakkına aykırılık” olarak gösterilmesi, giyim tarzına göre kadınları aşağılayarak ve sessiz kalanların vebal altında olduğunun ifade edilmesi erkek şiddetinin kışkırtılmasıdır. On yıllar süren mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımızdan, anayasal ve yasal haklarımızdan, eşitlik, özgür ve şiddetten uzak yaşama ısrarımızdan, haklarımızdan ve hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz!” ifadelerini kullandı.
MERSİN
Mersin Kadın Platformu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın son dönemde camilerde okuttuğu hutbelerde kadın haklarını hedef aldığını belirterek, anayasa ve yasaları ihlal ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
Mersin Kadın Platformu, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayımladığı hutbelerde kadınlara yönelik ayrımcı, şiddeti meşrulaştırıcı ve anayasal eşitlik ilkesine aykırı ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Mersin Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasında “Medeni haklarımızdan vazgeçmiyoruz, miras hakkımızı tartıştırmıyoruz” yazılı pankart açıldı.
Basın açıklamasında, Diyanet’in kadınların temel hak ve özgürlüklerini dini referanslarla hedef aldığına dikkat çekilerek, bu hutbelerin erkek şiddetini teşvik ettiği ve laik hukuk düzenine açıkça meydan okunduğu ifade edildi.
Platform adına yapılan açıklamada, “Başta Diyanet İşleri Başkanı olmak üzere, bu hutbeleri hazırlayan, yayımlayan ve camilerde okuyan tüm kamu görevlileri görevlerini kötüye kullanarak suç işlemiştir” denildi. Açıklamada, yetkililer Anayasa’nın eşitlik ve laiklik ilkelerine sahip çıkmaya, kadınların yaşam haklarını korumakla yükümlü olduklarını hatırlamaya çağrıldı.
ANKARA
Ankara’da ise kadınlar, “Medeni Haklarımızdan Vazgeçmiyoruz, Diyanet Hakkında Suç Durusunda Bulunuyoruz. Miras Hakkımızdan Tartıştırmıyoruz” diyerek, Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde Diyanet hakkında suç duyurusunda bulundu.
Diyanet’in son süreçte kadınların giyim tarzına, miras hakkına ilişkin ve birçok cinsiyetçi söylem kullanmasına karşı kadınlar büyük tepki göstermişti. Buna karşı Diyanet’in hutbelerinde bunu sürdürmeye devam etmesiyle birlikte kadınlar Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Din Hizmetleri Genel Müdürü Şaban Kondi, Cuma hutbelerini hazırlayan ve yayınlayan tüm kamu görevlileri ve okuyan imamlar hakkında yasal yollara başvurdu.
Hazırladıkları dilekçede kadınlar, “suç ve suçluyu övme, suç işlemeye tahrik, kanunlara uymama, halkı kin ve düşmanlığa sevk ve aşağılama, görev sırasında din hizmetlerini kötüye kullanma” suçlarından soruşturma başlatılmasını ve kamu davası açılmasını talep etti.
Yapılan başvuru sonrasında kadınlar adına açıklamayı okuyan Dilek Atik, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, siyasal iktidarın kadın düşmanı kampanyanın yürütücülerinden biri olduğunu belirterek, erkeklere ‘kadınların haklarını gasp edin’ mesajı verdiğini ifade etti.
İZMİR
Diyanet’in kadınlara yönelik nefret dili ve cinsiyetçi söylemlerine karşı KESK İzmir Kadın Meclisi İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.
‘Beden Bizim, Yaşam Bizim, Karar Bizim’ yazılı pankartının açıldığı açıklamada, “Biz bugün burada İstanbul’dan fakat aynı zamanda Türkiye’nin dört bir yanında İzmir’den, Ankara’dan, Antalya’dan, Mersin’den, Kocaeli’den, Diyarbakır’dan, Eskişehir’den, Dersim’den de sesleniyoruz: On yıllar süren mücadelemizle elde ettiğimiz kazanımlarımızdan, anayasal ve yasal haklarımızdan, eşit, özgür ve şiddetten uzak yaşama ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz” denildi.
Kadınlar, açıklamanın ardından adliyeye giderek suç duyurusunda bulundu.
PİRHA- Veli-Der, LGS’nin sorularının çalındığına dair iddialar nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sınav sürecinden sorumlu kamu görevlileri, sınav sorularının paylaşılmasına sebep olan kişiler ve savcılık tarafından tespit edilecek kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 15 Haziran’da düzenlenen LGS sorularının çalındığına dair iddialar gündemdeki yerini koruyor.
Veli-Der, skandalların ardından İstanbul Kartal’da bulunan Anadolu Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bünyesinde LGS sınav sürecinden sorumlu kamu görevlileri, sınav sorularının paylaşılmasına sebep olan kişiler ve savcılığın resen tespit edeceği kişiler hakkında soruşturmanın başlatılması talep edildi.
“SUÇLULAR HAKKINDA GEREKLİ YASAL İŞLEMLER YAPILMALI”
Görevi kötüye kullanma, hakaret, eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi, kamu hizmetlerinden yararlanmanın engellenmesi, verileri hukuka aykırı verme ele geçirme, kamu görevlisi tarafından ve görevin verdiği yetkiyi kötüye kullanma gerekçeleriyle yapılan söz konusu suç duyurusunda şu taleplere yer verildi:
“Tüm bu süreçlerin sorumlularının tespit edilmesini, idari, siyasi ve bürokratik rolleri ve görevleri gereği sorumlu olan kişilerin tespitini başta Milli Eğitim Bakanlığı görevini yürütmekte olan şüphelilerden Yusuf Tekin’in, yetki ve sorumluluk sahibi tüm bürokratların, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde hukuka aykırılıklarda payı bulunan tüm görevlilerin, bakanlıkça 29 kişi hakkında soruşturma başlatıldığı ifade edilen kişilerin idari ve cezai soruşturmanın derinleştirilerek kapsamlı ve etkin bir şekilde yürütülmesini,
Sınav sorularının ne zaman, ne şekillerde, kimler tarafından hangi yöntemlerle alındığının tespiti için ivedilikle teknik inceleme yapılması ve tüm kayıtların MEB’den talep edilmesini usulsüzlüklere dahil olan, yararlanan, paylaşan kişi veya kişilerin tespit edilerek cezai sorumluluklarının araştırılmasını,
Sınav güvenliğinin sağlanmasıyla görevli tüm kamu görevlilerinin ihmali, usulsüzlükleri ve varsa kastlarının titizlikle soruşturulmasını,
Sınav materyallerinin hangi kanallarla, hangi koşullarda dolaşıma girdiğinin, soruların ele geçirilme, paylaşılma ve sızdırılma sürecinin tüm boyutlarıyla teknik ve adli bilirkişilerce incelenmesini,
Dilekçede belirtilen suçlar ile Savcılığınızca re’sen tespit edilecek tüm suçlar yönünden; görevi kötüye kullanma (TCK m.257), hakaret (TCK m.125), eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi (TCK m.112), kamu hizmetlerinden yararlanmanın engellenmesi (TCK m.113), verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi ve paylaşılması (TCK m.136 ve 137) ile 6114 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamındaki suçlar hakkında şüpheliler hakkında iddianame düzenlenerek kamu davası açılmasını ve soruşturmanın kapsamı dışında kalmayan diğer suç ve sorumlular hakkında da gerekli yasal işlemlerin yapılmasını talep ederiz.”
PİRHA- DAD Genel Merkezi, HBVAKV Avcılar Şube Başkanı Aslan Uzun’un tutuklanmasını kınayarak, bir an önce serbest bırakılmasını çağrısında bulundu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Avcılar Şube Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun, Suriye’deki Alevi katliamında rolü olanların yargılanması sebebiyle 19 Mart’ta, Küçükçekmece Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulunmuştu. Uzun’un şikayet dilekçesini “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” olarak değerlendiren savcılık, aynı günde gözaltı kararı çıkarttı. 20 Mart’ta mahkemeye çıkartılan Aslan Uzun, yapılan yargılama ardından tutuklanarak Metris Cezaevi’ne gönderildi.
Aslan’ın tutuklanmasına dair açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Alevilerin katliama sessiz kalamayacağını ifade ederek, “Suriye’den adeta her gün, her dakika Alevilerin katledildiğine yönelik vahşet görüntüleri ve toplu katliam haberleri gelmekte. Bütün bu insanlık dramı karşısında Alevi toplumu ve camiası önemli bir sınavdan geçti. Aleviler ve dostları dayanışma bilinciyle alanlarda olarak Suriye’de yaşanılanlara seyirci kalmadı ve duyarlılık yaratmak adına birçok yönteme başvurdu” diye belirti.
“HUKUKSUZLUĞU ALEVİLER KABUL ETMEZ, ASLAN UZUN SERBEST BIRAKILMALI”
“Bu hukuksuzluğu Alevilerin kabul etmesini kimse beklememelidir” denilen DAD açıklamasında Aslan Uzun’un serbest bırakılması çağrısı yinelenerek, şu ifadelere yer verildi:
“Bu yöntemlerden biri de uluslararası ceza mahkemelerine Colani hükümetine yönelik suç duyurusunda bulunmak oldu. Fakat Suriye’de yaşanan katliam gerçekliğine çeşitli sanal medya hesapları ile Yeni Şafak yazarları “alkış” tutmuşken şimdiye kadar henüz hiçbir şekilde harekete geçmeyen yargı, katliamın insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu ve soruşturulması gerektiğini düşünerek suç duyurusunda bulunan HBVAKV Avcılar Şubesi ve Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun aynı yargı tarafından “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etme” gerekçesiyle tutuklandı.
Bu hukuksuzluğu Alevilerin kabul etmesini kimse beklememelidir. Colani’ye dokunulmazlık atfeden bu yaklaşımı kınıyoruz! Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun derhal serbest bırakılmalıdır! Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”
PİRHA- DEM Parti, Suriye’deki Alevi katliamını savunan Yeni Şafak yazarı İsmail Kılıçarslan hakkında suç duyurusunda bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, Suriye’de yapılan Alevi katliamını savunan ayrımcı ve nefret dilini köşesine taşıyan Yeni Şafak Yazarı İsmail Kılıçarslan hakkında suç duyurusunda bulundu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan başvuruda, şunlara yer verildi:
“Öncelikle kamu barışını bozmaya elverişliliği tartışmasız ifadeler içeren internet yayını ve X paylaşımına erişimin engellenmesine, yürütülecek etkin ve etkili soruşturma akabinde TCK m. 216 Halkı Kin ve Düşmanlığa Alenen Tahrik veya Aşağılama, TCK m. 214 Suç İşlemeye Tahrik, TCK m. 215 Suçu ve Suçluyu Övme, TCK m. 122 Nefret ve Ayrımcılık suçu ile Savcılıkça resen tespit edilecek başkaca suç fiillerini gerçekleştiren şüpheli hakkında cezalandırma talebiyle iddianame tanzimine karar verilmesine.”
PİRHA- ABF yaptığı açıklama ile özellikle sosyal medya üzerinden Alevi toplumunu, örgütünü ve yöneticilerini tehdit eden kişi ve grupların çoğaldığını belirterek ilgili şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirtti.
Suriye’de cihatçı grupların Alevileri katletmesi Türkiye’de tüm kamuoyunun tepkisini çekmeye devam ediyor.
Türkiye’de ise iktidara yakın isimler tarafından sosyal medyada Alevi düşmanlığını körükleyen “Siyasal Alevici” söylemiyle kampanya başlatıldı.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), sosyal medyada Alevilere yönelik nefret söylemlerinde bulunan ve Alevi kurum başkanları ile yöneticilerini tehdit eden ilgili şahıslar hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu duyurdu.
“ASLA GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”
Alevi Bektaşi Federasyonu’nun, ülkenin en geniş tabanlı Alevi çatı kurumu olduğu belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Kurulduğu günden beri başta Alevi hak mücadelesi olmak üzere herkes için eşitlik ve demokrasi mücadelesini her koşulda sürdürmektedir. Son günlerde özellikle sosyal medya üzerinden Alevi toplumunu, örgütümüzü ve yöneticilerimizi tehdit eden kişi ve gruplar çoğalmıştır. Bunun karşısında asla geri adım atmayacağımızı bir kez daha belirtiyoruz. 14.01.2025 günü ilgili şahıslar hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğumuzu ve takipçisi olacağımızı kamuoyu ile paylaşırız. Dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan!”
PİRHA- Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi üyeleri, Çiğli’de kaçak olarak yapımına devam edilen tarikat yurdu hakkında suç duyurusunda bulundu. Meclis üyeleri, “Bulunduğumuz her mahallede mücadele etmeye ihtiyacımız var. Bulunduğumuz her okulda çocukların sesini yükseltmek için çağrı yapıyoruz. Çiğli, Aladağ olmasın” diyerek mücadeleyi yükseltme çağrısında bulundular.
İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Güzeltepe Mahallesi’nde, kaçak olarak inşa edilen tarikat yurduna karşı tepkiler yükselmeye devam ediyor. Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi, Karşıyaka Adliyesi’ne giderek tarikat yurdu hakkında suç duyurusunda bulundu.
Suç duyurusunda bulunmadan önce Karşıyaka Adliyesi önünde açıklama yapan Çiğli Halk Temsilcileri Meclisi Sözcüsü Emel Diril, bu yurdun Güzeltepe Mahallesi’ne dikilmesinde parmağı olan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.
“TARİKATLAR SUÇ ÖRGÜTÜ”
Bakanların tarikatları sivil toplum kuruluşu olarak gördüğünü hatırlatan Diril, şunları ifade etti:
“Milli Eğitim ile Diyanet okullara imam atayacakları bir protokol imzalıyor. Anayasa’da laiklik yazıyor fakat uygulamak istemiyorlar. Bulunduğumuz her mahallede mücadele etmeye ihtiyacımız var. Bulunduğumuz her okulda çocukların sesini yükseltmek için çağrı yapıyoruz. Çiğli, Aladağ olmasın diyoruz. Bunun da bir önemi var. Bugün suç duyurusunda bulunduğumuz yurtta yangın çıktı. Denetimsiz ve çocuklarımızı bir karanlığın içine çeken bu tarikatlardan kurtulmak zorundayız. Tarikatlar, patronlar ve siyasi iktidarla olan ilişkilerinden kaynaklı bir suç örgütü ve geldikleri düzeyi Narin cinayetinde gördük. Her yerde kurtarılmayı bekleyen Narin’ler olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.”
PİRHA- “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Cezaevleri Katliamı kararında imzaları bulunan dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ile Ali Aydın ve Ali Suat Ertosun hakkında yapılan suç duyurusunda savcı “yetkisizlik” kararı verdi.
Bayrampaşa Cezaevi’nde “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleşen, 12 kişinin ölümü ve 29 kişinin yaralandığı katliama ilişkin 194 sanığın yargılanması devam ediyor. Avukatlar, operasyon kararı altında imzaları bulunan dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Daire Başkanı Ali Aydın ile Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun hakkında 24 Haziran’da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer İbrahimoğlu’nun haberine göre, Başsavcılık, söz konusu isimlerin Ankara’da bulunması nedeniyle “yetkisizlik” kararı verdi. Başsavcılık, dosyanın incelenmesi için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini kararlaştırdı.
“HUKUKA VE USULE AYKIRIDIR”
Kararı değerlendiren dava avukatlarından Güçlü Sevimli, 3 kişi hakkında ayrı ayrı verilen “yetkisizlik” kararının hukuka ve usule aykırı olduğunu ifade etti.
Sevimli, “Yaptığımız suç duyurusu 19 Aralık 2000’de gerçekleştirilen ‘Hayata Dönüş’ operasyonunun İstanbul Bayrampaşa hapishanesi ayağıyla ilgili. Yani suç yeri İstanbul Bayrampaşa Hapishanesi’dir. Bayrampaşa Hapishanesi de yetki olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yetki alanında. Bu nedenle verilen yetkisizlik kararları Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırıdır. Bu bakımdan yetkisizlik kararlarında hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz kişilerin bağlı olduğu kurumların Ankara’da olduğundan bahisle dosyaların Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesini hukuken anlayabilmek mümkün değil” dedi.
“Öte yandan yetkisizlik kararlarında ‘Hayata dönüş’ operasyonlarının tamamı hakkında suç duyurusu yaptığımız şeklinde bir anlam çıkarılmaya çalışılmış. Biz ‘Hayata Dönüş’ operasyonunun İstanbul Bayrampaşa Hapishanesi ayağıyla ilgili 3 isim hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davayla bağlantılı olmak üzere bu 3 isim hakkında suç duyurusunda bulunduk. Bu zaten suç duyurusu dilekçemizde de açıkça belirtiliyor. Keza suç duyurusu dilekçemizin de ekleri bu davanın belgelerinden oluşuyor. Hakkında suç duyurusunda bulunduğumuz bu 3 isim, Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık sıfatıyla dinlenmişti. Ayrıca bu 3 ismin Bakırköy 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren davadaki hukuki sorumluluklarına işaret eden belgeler, bu dava dosyasına girmiş olduğu için yıllar sonra tekrar bu 3 isim hakkında bu son suç duyurusunu yaptık.
Laiklik Meclisi, Bursa Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu Müdürü Ergin Kaya Kırbıyık hakkında, halkı kin ve düşmanlığa tahrikten ve Anayasayı ihlal suçlarından dolayı Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Bursa’da Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’nda okul müdürü olarak görev yapan Ergin Kaya Kırbıyık 5’inci sınıf öğrencileri için 7 Ağustos’ta düzenlediği veli toplantısında kız öğrencilere hitaben “Şort giyen öğrenciye de karışırız, başını örtmeyen öğrenciye de karışırız” açıklamasında bulunmuştu. Bu açıklamaları üzerine Laiklik Meclisi, okul müdürü Ergin Kaya Kırbıyık hakkında suç duyurusunda bulundu.
Laiklik Meclisi sözcüsü Umut Kuruç, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı suç duyurusunda, okul müdürü Kırbıyık’ın Anayasayi ihlalden, halkı kin ve düşmanlığa tahrikten, görevi kötüye kullanmaktan, ayrımcılık suçundan ve eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi suçlarından yargılanarak cezalandırılması amacıyla hakkında gerekli soruşturmaların yürütülmesi ve soruşturma ve kovuşturma için ilgili makamdan izin alınmadan doğrudan kamu davası açılmak üzere iddianame düzenlenmesi talebinde bulundu.
Suç duyurusu metninde şu ifadeler yer aldı:
“Şüphelinin başörtü takmayı zorunlu tuttukları aksi halde kız öğrencilerin okuldan içeri adım atamayacakları şeklindeki beyanı hakkın engellenmesi yönünde zor kullanma iradesini de açığa koymakta, bu zor ve tehdit iradesi suçun niteliğini Anayasayı İhlal düzeyine getirmektedir. Anayasa ile teminat altına alınan laiklik ilkesini, yürütme erkini kullanarak fiilen ortadan kaldırmak suretiyle Anayasayı ihlâl niteliğinde olup; bunun yargısal görev ve yetki sınırlarının dışına çıkılarak, yasal yetki aşılarak yapılması aynı zamanda görevi kötüye kullanma suçunu da oluşturmaktadır.”
PİRHA – Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şubesi, veli toplantısı sırasında ‘okulda başı açık öğrenci dolaşamaz’ diyen Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu müdürü hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Adliye önünde açıklama yapan Veli-Der Şube Başkanı Barış Dinga, iktidarın gerici rejim inşa etmeye çalıştığını ifade etti.
Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şubesi, Bursa’nın Yıldırım İlçesi Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu’nda veli toplantısı sırasında okulda başı açık öğrenci istemediğini söyleyen okul müdürü hakkında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulundu.
Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şube Başkanı Barış Dinga, suç duyurusu öncesi adliye önünde basın açıklaması yaptı.
“SİYASİ İKTİDAR GERİCİ REJİM İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR”
22 yıldır Türkiye’de gerici bir rejim inşa etmeye çalışan siyasi bir iktidarın olduğunu dile getiren Dinga, suç duyurusu öncesinde şunları söyledi:
“Bu iktidarın bu konudaki en önemli saldırıları, dayatmaları eğitim alanında oluyor. Özellikle yeni Milli Eğitim Bakanı’nın göreve başlamasından sonra bu saldırılar daha fazla arttı. 21. Yüzyıl Maarif Eğitim Modeli ile gerici müfredatla öğretmenlik meslek kanunuyla, ÇEDES ile bu dayatma, baskılar çocuklarımıza yönelik arttı.
“KİMSENİN KIYAFETİNE KARIŞILMASINI İSTEMİYORUZ”
Müdürün ‘başı açık öğrenci dolaşamaz’ dediği çocuklar, yaşları 10 ile 14 arasında değişen kız çocuklarıdır. Müdür, bu çocukları okula sokmayacağını ifade ediyor. Biz Veli Der Bursa Şubesi olarak Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmaya geldik. Toplumun tüm kesimleri olarak kimsenin bedenine kılığına, kıyafetine karışılmasını istemiyoruz. Ayrımcılığa karşıyız. Üstelik bu ülke Anayasası’nda laik olduğu yazan bir ülke. Bizde bu uygulamalara karşı sesimizi yükseltmek, toplumdaki bu rahatsızlığı dile getirmek için Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikayette bulunacağız.”
Yapılan açıklama sonrası, Öğrenci Veli Derneği(Veli-Der) Bursa Şubesi, Mahmut Celalettin Ökten İmam Hatip Ortaokulu müdürü hakkında görevi kötüye kullandığını ve ayrımcılık suçu işlediğini belirterek Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
PİRHA-HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ülkü Ocakları tarafından yeniden hedef gösterildi. Demirtaş’ın avukatı suç duyurunda bulunacak.
Bursa’nın Osmangazi ilçesine bağlı Dikkaldırım Mahallesi’nde Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı hedef gösteren bir pankart asıldı. Dikkaldırım Ülkü Ocağı tarafından asılan pankartta “Selahattin Demirtaş Teröristtir” ifadesi yer aldı.
Benzer olay 2 Temmuz’da da Bursa’nın İnegöl ilçesinde yaşandı. Aynı pankart, Ülkü Ocakları İnegöl İlçe Başkanlığı tarafından asılmıştı.
Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, konuya ilişkin olarak yarın Bursa Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağı öğrenildi.
PİRHA- Atatürkçü Düşünce Derneği, kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘görevi kötüye kullanma’ ve ‘Anayasa’yı ihlal’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulundu. ADD Başkanı Hüsnü Bozkurt, yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını bildirdi. Dernek ayrıca kamu davası açılmasını da talep etti.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Başkanı Hüsnü Bozkurt, kamuoyuna “Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli” olarak duyurulan yeni müfredat nedeniyle Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hakkında TCK’nin ‘görevi kötüye kullanma’, ‘Anayasa’yı ihlal’, ‘kanunlara uymamaya tahrik’ maddelerine dayanarak suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Bozkurt, ayrıca yeni müfredat hakkında yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava açacaklarını duyurdu.
Hüsnü Bozkurt’un X hesabından, “Anayasaya açıkça aykırı olduğu için ‘Anayasal suç’ niteliğinde olup Milli Eğitim Bakanlığı’nca ‘Türkiye Yüzyılı Eğitim Modeli’ adı ile duyurulan, itirazlara karşın uygulanacağı bakan tarafından açıklanan, ‘Yeni Müfredat’ ile ilgili olarak MEB Yusuf Tekin hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ayrıca Atatürkçü Düşünce Derneği olarak yürütmenin durdurulması ve iptali için Danıştay’da dava da açıyoruz. Saygı ile kamuoyunun bilgisine sunarız” dedi.
ADD’nin suç duyurusu metninde bazı bölümler şöyle:
“Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından tanıtılan ve ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlığını taşıyan yeni müfredatla getirilen yeni kavramlar ile eğitimde birlik ve eşitlik ilkesinden ayrılınılmış, bilimsel, laik ve demokratik eğitim anlayışından vazgeçilmiş olup, bilim, kültür, sanat ve felsefe derslerinin yerine din ağırlıklı içerikler düzenlenmiş, dolayısıyla bilimsellikten uzak ve dogmatik nitelikler ağırlık kazanmıştır. Oysaki, Milli Eğitim Bakanı’nın görevi demokrasi bilincine sahip insan hak ve özgürlüklerine saygı duyan laik bireyler yetiştirecek düzenlemeleri yapmakken, hayata geçirilen yeni model dini ve milli ögelere vurgu yaparken Atatürk, laiklik ve cumhuriyet gibi milli değerlere hiç yer vermemiştir.
“LAİKLİK İLKESİ HİÇE SAYILMIŞTIR”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ‘Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi’ başlıklı 42. maddesinin 3. fıkrasında; ‘Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz’ denmektedir. Bu sebeple, yeni eğitim modeli açıkça Anayasa’ya aykırılık teşkil etmekdir. Keza, uzmanların yorumlarına göre söz konusu müfredat uluslararası standart ile uyumsuz olup, kullanılan dil ve öngörülen ölüm, darbe ve savaş kavramları üzerinden verilmeye başlanacak olan eğitim pedagojik açıdan çocuğun nitelikli eğitim hakkına aykırılık oluşturmaktadır.
Bunun yanında, anılan yeni eğitim sistemini hayata geçiren Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Meclis’te yapılan bütçe görüşmeleri sırasındaki konuşmada; ‘Milli Eğitim Bakanlığı’nın 2023 yılı itibariyle geçerli 2 bin 709 tane protokolümüz var…. Bunların içerisinde sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Ben bu protokollerle bize destek olanlara da teşekkür ediyorum. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz’ şeklinde ifadelerde bulunmuş olduğundan, yeni eğitim sisteminin hangi bakış açısından hazırlandığı açıkça ortada olup, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesinde düzenlenen ve devletin temel niteliklerinden olan Laiklik ilkesi hiçe sayılmıştır.
“ANAYASAYI İHLAL SUÇU SERBEST HAREKETLİ BİR SUÇTUR”
Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkaracak nesiller yetiştirme görevi bulunan Milli Eğitim Bakanı, hazırlamış olduğu yeni müfredatla laiklik gibi temel ilkeleri hiçe saydığından Türk Ceza Kanunu’nun 309. Maddesinde yer alan suçu işlemiştir. Anılan maddede; ‘Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar. Bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere bu maddede tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur’ düzenlemesine yer verilmiştir.
Burada, suçun failleri tarafından amaca yönelik yapılan hareketin ayrıca suç teşkil edip etmemesi önemli olmaksızın, amacın ne olduğuna bakılmalıdır. Bu sebeple, Anayasayı ihlal suçu serbest hareketli bir suçtur. Dolayısıyla bu suç hareketin yapılmasıyla tüketilen ani suçlardandır. Şu kadar ki; tıpkı diğer suçlarda ve bu suçlara teşebbüste olduğu gibi, Anayasayı ihlal suçunda da suçun icrasına elverişli hareketlerle başlamak gerekir ki bu suçta hareketin elverişli kabul edilebilmesi için, her şeyden önce cebri olması aranmaktadır. Cebirden kasıt ise maddicebir olabileceği gibi manevi cebrin de söz konusu olabileceğidir.
“MİLLİ EĞİTİM BAKANI AÇIK ŞEKİLDE GÖREVİN GEREKLERİNE AYKIRI HAREKET EDİYOR”
Görevleri gereği devletin kamu gücünü elinde bulunduran Bakanın sahip olduğu kamusal güç nedeniyle suçun işlenmesinin kolay olacağı aşikar olduğundan anılan kişi açısından manevi cebrin yeterli olacağı göz önüne alınmalıdır. Keza, anılan suçta anayasayı ihlalden kastedilen sadece cebir ve şiddetle Anayasa’da hüküm altına alınan düzenlemelere aykırı bir hareket olmayıp, anayasal düzene hakim olan ilkelerin ve anayasada yer alan normların yazılı olarak muhafaza edilmesi ancak, fiilen uygulanmasına engel olunması veya işlevsiz kılınmasıdır. Dolayısıyla, yukarıda açıklananlar ile birlikte değerlendirildiğinde, şüpheliler tarafından Anayasa’yı ihlal suçunun işlendiği iddiası soruşturulmalıdır.
Bunun yanında, Türk Ceza Kanunu’nun ‘Görevi Kötüye Kullanma’ başlıklı 257. maddesinde; ‘Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır’ düzenlemesine yer verilmiştir. Dosya konusu olaylarda, Milli Eğitim Bakanı açık şekilde görevin gereklerine aykırı hareket ettiği veya en hafif haliyle görevinin gereklerini yapmayı ihmal ettiği, dolayısıyla bu açıdan da soruşturma yapılması gerektiği ortadadır.
Müvekkil Atatürkçü Düşünce Derneği adına suç duyurusunda bulunma zorunluluğu, derneğin tüzüğünde yer alan kuruluş nedeninin verdiği sorumluluktan doğmaktadır. Derneğin Kuruluş Nedeni; ‘Atatürk’ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O’nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, plânlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler.”
Açıklamada, savcılık tarafından Bakan Tekin hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak, kovuşturma aşamasına geçilmesi için kamu davası açılması talep edildi.
PİRHA – Laiklik Meclisi, LGS sınavı öncesi öğrencileri namaz kılmaya camiye götürenler hakkında suç duyurusunda bulunup ardından basın açıklaması yapacak.
Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Haziran’da yapılan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesinde okullara “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler için Duadayız” adı altında bir program bildirisi göndermişti.
Laiklik Meclisi, öğrencilerin ve velilerin camide namaza çağrılması yönündeki resmi yazıya ilişkin harekete geçti. Söz konusu girişimin Anayasa’ya ve eğitim ilkelerine aykırı olduğunu vurgulayan Laiklik Meclisi, “Bu durum ülkemizin karşı karşıya olduğu karanlığı bir kez daha gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullandı.
SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK!
“İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu hamlesi, münferit değildir” denilen yazılı açıklamada şu vurgu yapıldı:
“Gelecek kuşakların yüzlerce yıl öncesinin karanlığına teslim edilmesi, toplumun ilerleme iradesinin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Karşı devrim hamlesine ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesine izin verilemez.
Laiklik Meclisi söz konusu talimatı hazırlayan, imzalayan ve parçası olan bütün görevliler hakkında 5 Haziran Çarşamba günü suç duyurusunda bulunacaktır. 5 Haziran Çarşamba günü 12.30’ da Ankara Adliyesi önünde yapacağımız basın açıklamasına laikliğe sahip çıkan yurttaşları çağırıyoruz. Laiklikten vazgeçmiyoruz!”
PİRHA- CHP Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Süleyman Bülbül, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’na girişlerin kapatılması ve yapılan müdahalelerle ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül ve kanunsuz emirleri uygulayan tüm kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Aydın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu CHP Grup Sözcüsü Süleyman Bülbül, İstanbul’da Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamalarına kapatılması ve kutlamalara katılanlara hukuksuz müdahaleler yapılmasında sorumlu olan kamu görevlileri hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Bülbül, Taksim Meydanı’na girişlerin kapatılması konusunda kanunsuz emirleri uygulayan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül ve kanunsuz emirleri uygulayan tüm kamu görevlilerinin “Anayasa’yı ihlal”, “Görevi kötüye kullanma” ve “Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını işlediğini belirtti.
Şikayet dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Taksim’de kutlama yapılmasına yönelik engelleme olmasının Anayasa’nın 34. maddesi olan “toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını” ihlal ettiği hatırlatılarak, “İnsan hakları ihlalleri ve hukuksuz müdahaleler yaşandı” denildi.
İstanbul Valiliği’nin Taksim’e giden 40 güzergahı kapatması, deniz ulaşımı ve metrobüs seferlerine büyük kısıtlama getirdiğini hatırlatan CHP’li Bülbül, ulaşım yollarının kapatılmasının “ölçülülük ilkesine” aykırı olduğuna dikkat çekti.
Bülbül, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nda ülkemiz yine gözyaşına, baskıya, hukuksuzluğa sahne oldu, gerçekleştirilen müdahalelerle barışçıl eylemler engellendi. Ülkenin diğer bölgelerinde yapılan 1 Mayıs kutlamalarında da aynı şekilde insan hakkı ihlalleri ve hukuksuz müdahaleler yaşandı. Bu müdahaleler sonucunda 226 kişi gözaltına alındı, 49 kişi tutuklandı.
Anayasa Mahkemesi, Taksim’de kutlama yapılmasına yönelik engellemenin ‘Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının engellenmesi’ olduğuna karar vermişti ancak Taksim Meydanı’na girişler kapatılarak hukuksuzluklara devam edildi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve İstanbul Valisi Davut Gül’ün, 1 Mayıs’ta Taksim Meydanında kutlama yapılamayacağına ilişkin açıklamaları, 1 Mayıs günü ise kurulan barikatlar ile bu kutlamanın engellenmesi Anayasa’nın 34. maddesi ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal etmektedir.
Diğer yandan, 1 Mayıs günü ölçülülük ilkesine aykırı bir biçimde ana ulaşım yollarının ve birçok metro istasyonunun kapatılması suretiyle vatandaşların hastanelere, iş yerlerine ulaşımları engellendi.
“AYM KARARLARINA AYKIRI DAVRANILDI”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İstanbul Valisi Davut Gül ve konusu suç teşkil eden kanunsuz emirleri uygulayan tüm kamu görevlileri hakkında Anayasanın 34. maddesi ile korunan toplantı ve gösteri yürüyüşlerini engellemeleri sebebiyle ve Anayasanın 153. maddesi ile bağlayıcı olduğu tereddütsüz olan AYM kararına aykırı davranışları sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 307. maddesinde yer alan ‘Anayasa’yı ihlal suçundan’, barışçıl eylemlerde bulunan vatandaşlara plastik mermi, biber gazı ve fiziki müdahaleler ile engellemede bulunulması sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde yer alan ‘Görevi kötüye kullanma suçundan; ölçülülük ilkesine aykırı ulaşım kısıtlamaları sebebiyle Türk Ceza Kanunu’nun 109. maddesinde yer alan ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından dolayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk.
Anayasanın 137. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 24. maddesi gereğince; konusu suç teşkil eden kanunsuz emri veren ve uygulayan tüm kamu görevlileri de bu filler sebebiyle aynı suçları işlemişlerdir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yaptığımız suç duyurusuna istinaden İçişleri Bakanı ve İstanbul Valisi başta olmak üzere sorumlu tüm kişilere yönelik soruşturmayı derhal başlatmalıdır. Konunun sonuna kadar takipçisi olacağız, hak, hukuk ve özgürlük mücadelemize devam edeceğiz.”
PİRHA-DEM Parti’nin Elazığ’ın Fevzi Çakmak Mahallesi’ndeki seçim irtibat bürosuna saldırı düzenlendi.
Elazığ’ın Merkez ilçesinde Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi’nin (DEM Parti) Fevzi Çakmak Mahallesi’nde bulunan seçim irtibat bürosuna yönelik dün gece bir saldırı düzenlendi.
Yapılan saldırıda seçim bürosunun camı kırılıp, seçim bürosu önündeki bayraklar yerinden söküldü.
DEM Parti Elazığ İl Örgütü, saldırıyla ilgili suç duyurusunda bulundu.
PİRHA-Malatya’da depremden kalan molozların döküldüğü Mamurek’te yaşayanların Malatya Valiliği ve Malatya Büyükşehir Belediyesi hakkında yaptığı suç duyurusu “mevzuta aykırılık yok” denilerek reddedildi.
Malatya’da depremden sonra oluşan enkazların molozu Battalgazi İlçesine bağlı Mamurek Mahallesi’nde üç Kürt Alevi köyünün yanı başına dökülüyor. Söğüt, Elmalı ve Balıklıdere köylerinden oluşan Mamurek’te yaklaşık 300 hane ve bin 500 nüfus bulunuyor.
Bölgeye dökülen molozların asbest tehlikesi yarattığı için yaşam alanlarına yakın bölgeye dökülmesine karşı çıkan köylülerin, Malatya Valiliği ve Malatya Büyükşehir Belediyesi hakkında yaptığı suç duyurusu “mevzuta aykırılık yok” denilerek reddedildi.
“MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Mamurekliler, verilen karara tepki göstererek, “Depremin üzerinden geçen bir yılda iktidar ne mi yaptı? Bir yaramıza merhem olmadığı gibi depremin yıkmadığı köylerimizin üzerine hektarlarca moloz döktü. Birbirlerini korumak için varlığını sürdüren yasama-yürütme kol kola davayı kapattı. Buna karşı mücadelemiz sürecek.” dedi.
PİRHA- Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun avukatı Ali Çimen, dönemin Valisi Tuncel Sonel hakkında “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Dosyadaki baş şüpheli Zaynal Abarakov’un yeniden tutuklanması talebiyle dilekçe veren Av. Çimen, şüphelinin babası Engin Yücer hakkında da dosyaya “şüpheli” sıfatıyla girmesi için dilekçe sundu.
Munzur Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamıyor. En son üvey babası polis olan Zaynal Abarakov ile tartıştıkları görülen Doku’nun akıbeti aradan geçen 4 yıla rağmen aydınlatılmadı.
Doku’nun aile avukatı Ali Çimen, yeni bir suç duyurusunda bulundu. Dosyadaki baş şüpheli Zaynal Abarakov’un yeniden tutuklanması talebiyle dilekçe veren Av. Ali Çimen, Zaynal Abarakov’un babası Engin Yücer hakkında da dosyaya “şüpheli” sıfatıyla girmesi için dilekçe sundu. Av. Çimen aynı zamanda dönemin valisi Tuncay Sonel hakkında da “görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle” suç duyurusunda bulundu. Çimen “Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunduk, delilleri toplamasını istiyoruz” dedi.
NE OLMUŞTU?
Gülistan Doku Dersim’de 5 Ocak 2020’de kaybedildi. Doku dosyasında toplanan deliller Zaynal Abarakov ve polis olan babası Engin Yücer’i göstermesine rağmen iki kişi hakkında da herhangi bir işlem yapılmadı. 2022 yılında Zaynal Abarakov’un annesi Cemile Yücer’in CİMER’e yazdığı bir dilekçe ile Abarakov’un dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiği ortaya çıktı.
Anne Cemile Yücer’in CİMER’e yazdığı dilekçede şu ifadeler yer aldı:
“Ben oğlumu olaydan yani sosyal medyada yayılmadan önce vali ve yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdim. Olay biraz medyaya çıkmaya başlayınca Sayın İçişleri Bakanımız (Süleyman Soylu) bize rica etti: ‘Gelsin oğlunuz buraya yoksa olayları başlatacaklar, getirin Türkiye’ye’ dedi. Biz de onu kırmadık getirdik. Lütfen Sayın Cumhurbaşkanım bizim yurtdışı yasağımızı kaldırın biz bu ülkeden gitmek istiyoruz.”
PİRHA- Eğitim Sen İzmir Şubeleri, Buca ilçesindeki Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir ilkokula, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaptığı işkencelerle bilinen Esat Oktay Yıldıran isminin verilmesine ilişkin suç duyurusunda bulundu. Eğitim Sen’liler, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenlerin cezalandırılmalarını istedi.
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir Şubeleri, İzmir 1 No’lu Şube binasında yaptığı açıklama ile İzmir’in Buca ilçesinde Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir ilkokula, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaptığı işkenceler ile bilinen Esat Oktay Yıldıran isminin verilmesine ilişkin suç duyurusunda bulundu.
Eğitim Sen 1 No’lu Şube binasında yapılan basın toplantısının ardından Eğitim Sen üyeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) gönderilmek üzere İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu.
Basın açıklamasını okuyan Eğitim Dönem Sözcüsü Bülent Karakaş, işkencecilerin isimlerinin okullara verilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Karakaş, “Bir eğitim kurumuna, adi, acımasız işkence yöntemleriyle geçmiş bir kişinin adının ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen resmi törenle verilmesi utanç verici bir durumdur” dedi.
12 Eylül döneminde akla ilk gelen yerlerden biri olan Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi vahşi işkencecilerin merkezi olarak bilindiğini belirten Karakaş, “Her fırsatta darbelerle ve darbecilerle hesaplaştıklarını iddia edenler, 12 Eylül sonrasında Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde görev yapan ve adi işkenceyle özdeşlesen birinin isminin İzmir’de bir okula vererek darbecilerin ve işkencecilerin izinden gittiklerini göstermişlerdir” diye belirtti.
“CEZALANDIRILMALARINI İSTİYORUZ”
Söz konusu okulun isminin değiştirilmesi 24/06/2017 tarihli ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin hükümlerine aykırı olduğunu belirten Karakaş,şunları kaydetti:
“Bu yönetmeliğin kuruma ad verme yetkisi; 15. Madde’nin 1. fıkrasının a bendine göre; ‘Okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarına İl Milli Eğitim Komisyonu kararına dayalı olarak valilikçe verilir’ diyor. Dolayısıyla biz Eğitim Sen İzmir Şubeleri olarak bu isim değişikliği sürecinde komisyonda yer alan ve karar verici olan kamu görevlilerinin belirlenmesi ve haklarında gerek 657 sayılı Devlet Memurlar Kanunu, gerekse 5237b sayılı Türk Ceza Kanunu ve gerekse 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunun hükümleri itibariyle inceleme-soruşturma yapılması adli ve idari yönlerden ayrı ayır cezalandırılmalarını istiyoruz.”
“KAMU VİCDANINI YARALAMIŞTIR”
Sadece okulun isminin tekrar Belenbaş İlkokulu olarak değiştirilmesinin yetmediğini ifade eden Karakaş, toplumun aklıyla alay edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Karakaş, “Bu insanlık dışı uygulamalar yapan birinin isminin bir okula verilmesi toplumsal barış zedelemekle kalmamış ayrıca kamu vicdanını yaralamıştır. İhtiyacımız olan toplumsal barışın tesis edilmesi ve kamu vicdaninin kısmen de olsa tatmin edilmesi için Belenbaşı İlkokulu’na isim verenlerin cezalandırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.
Açıklamanın ardından hazırlanan dilekçeler İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verildi.