PİRHA- Afyon Şuhut’a bağlı Kayabelen köyünde yıllardır Alevilerle bir arada yaşadıklarını belirten Sünni yurttaş Bekir Atmaca, “Ne Aleviler bizimle ne biz Alevilerle bir sorun yaşadık. Bir sorunumuz olmadı, olamaz da. 4 kızımdan 2’si Alevilerle evli” dedi. Kayabelen köyünde Sünnilerle bir arada yaşadıklarını belirten İsmail Çiçek ise “Aleviler barışı, kardeşliği, paylaşmayı, dayanışmayı ve yardımlaşmayı sever” diye vurguladı.
Afyon Şuhut’a bağlı Kayabelen köyünde yaşayan Sünni ve Alevi yurttaşla Bekir Atmaca ve İsmail Çiçek, birlikte yaşamanın güzelliklerini PİRHA’ya anlattılar.
“ALEVİ KARDEŞLERİMİZLE BİR ARADA BARIŞ İÇİNDE YAŞIYORUZ”
Afyon Şuhut Kayabelen köyünde yıllardır Sünni nüfus olarak 3/1 azınlıkta olduklarını belirten Bekir Atmaca, Alevi kardeşlerimizle hiçbir sıkıntımız yok. Ne Alevilerin bizimle ne de bizim Alevilerle sorunumuz oldu. 4 kızım evli. 2’si Alevi ile 2 kızım da Sünni ile evli. Hiçbir farkı yok” dedi.
Köylerinde yapılan cemlerde hiç bulunmadığını belirten Atmaca, “Ama annemler katıldılar. Bana katılmam için teklif edildi gitmedim. Sakıncası var diyerek değil ama gitmedim, fırsatım olmadı” diye belirtti.
Atmaca, Kayabelen köyüne ilk gelen ailelerden olduklarını belirterek, “Köyün kuruluşunda köye ilk gelenler bizim sülalemiz olmuş. Daha sonra Yörükler, Badaklar gelmiş, Dede aileleri gelmiş. Köyümüz böyle oluşmuş. Şu ana kadarda barış içinde yaşadık” ifadelerini kullandı.
İsmail Çiçek ise emekli, olduğunu İstanbul’dan gelip Kayabelen köyüne yerleştiğini belirterek, “Cemlere çok gittim. İstanbul’da Aleviyim demeye çok korkuyordum. Ama şimdi sağ olsun derneklerin sayesinde bu sorunlar aşıldı artık rahat rahat Aleviyim diyebiliyorum. Cemlerimizde Hakk aranır, Ali aranır Muhammet aranır” dedi.
Çiçek, “Cemde önce çerağ yakar sonra nefesler söyler ondan sonra lokmalar yenirdi. Eskiden cemler çok iyiydi. Ama şimdi insanların inancı zayıf. Telefon çıktı, internet çıktı onunla uğraşıyorlar” diyerek eleştirdi.
“ANNE VE BABALAR ÇOCUKLARINA ALEVİ İNANCINI ANLATMIYORLAR”
Anne ve babaların çocuklarına Aleviliği anlatmadığını belirten Çiçek, şöyle devam etti:
“Onun için çocuklar duaları ve 12 imamları bilmiyorlar. Oturuyorlar kahveye akşama kadar okey oynuyorlar, muhabbet yok. Eskiden köy odalarında otururduk. Kitap okunurdu. Okunan şey yanlış anlatıldığında, ‘arkadaş orada yanlış yaptın bu böyledir’ diye düzeltilirdi. Şimdi yapılan cemlerimizde 3 nefes bir dua söylenir, 12 hizmetler yapılır, semah dönülür, kurbanlar kesilir, su duası okunur. Su duasında 12 imamlar okunurdu.”
“ALEVİLER HER ZAMAN BARIŞTAN, KARDEŞLİKTEN VE PAYLAŞIMDAN YANA BİR TOPLUMDUR”
Kayabelen köyünde Sünnilerle bir arada yaşadıklarını belirten Çiçek, “Aleviler barışı, kardeşliği, paylaşmayı, dayanışmayı ve yardımlaşmayı sever” dedi.
PİRHA-Afyon Şuhut Kayabelen Köyü Folklor ve Araştırma Derneği Başkanı Özgür Oğuz, Kayabelen köyü ve civarında bulunan Alevi köylerindeki cemevleri yapımı, Alevi yatırları ve faaliyetlere ilişkin konuştu. Oğuz, “Köyümüzde belli yatırlar var. Kayabelen köyünün hem cemevi ve kültür merkezinin bulunduğu mekanın büyüklüğü açısından hem de Alevi coğrafyasında Erdebil süreğine ait Hamza Şeyh Dede türbesinden kaynaklı bilinirlik oranı oldukça yüksek” dedi.
Afyon Şuhut ilçesine bağlı Kayabelen Köyü Derneği Başkanı Özgür Oğuz, Kayabelen ve civarında bulunan köylerle cemevleri hakkında bilgi vererek, yürüttükleri faaliyetler üzerine konuştu.
Kayabelen köyünün 1954 yıllarına kadar gelen adının Bedeş köyü olduğunu belirten Özgür Oğuz,”Afyonkarahisar iline bağlı Şuhut ilçesine bağlı 36 köyden bir tanesi Bedeş köyüydü. Bedeş Köyü 1950’lerden sonra Kayabelen ismini aldı. Şu anda Şuhut ilçesinde Alevi canlarımızın olduğu köyler Kayabelen Köyü yanımızda Güneytepe eski ismi Ayın Köyü arkamızda bulunan Balçıkhisar, köyü büyük bir mahalle olan Tekke köyü ve Bozan Köyü olmak üzere burada bulunan köylerdi” diye belirtti.
“ŞUHUT İLÇESİNDE 4 TANE ALEVİ KÖYÜ BULUNMAKTADIR”
Kayabelen köyünün Afyon’daki Alevi köyleri içerisindeki Şuhut ilçesindeki en yoğun bölgeyi ifade ettiğini belirten Oğuz, “Kayabelen köyü Hamza Şeyh Dede Türbesi etrafında oluşturulmuş kurulmuş bir köy. Kayabelen Köyü 500 nüfuslu bir köy ortalama yüzde 50’ye yakını kadın nüfusuna sahip 40-45 yaş altı da yaklaşık 100-120 kişinin yaşadığı bir köy. Aslında göç veren köylerimizden bir tanesi” dedi.
“AĞIRLIK OLARAK ÇİFÇİLİK YAPILMAKTADIR”
Şuhut bölgesinde bulunan köyler hakkında da bilgi aktaran Oğuz, Şuhut bölgesinde yer alan birkaç köyün dışında bütün köylerde göç yaşandığını söyledi.
Genel anlamda köylerinde ağırlık olarak patates ekildiğini aktaran Oğuz,” Son yıllarda özellikle hayvancılık için yonca ekimi yaygın. Bunun dışında sarı ürün dediğimiz tahıllar buğday ve yulaf yaygın bir şekilde ekilmektedir. Mısır ve Afyon isminden de anlaşılacağı gibi haşhaş söz konusu. Köyümüzde yaşayan insanlar büyük çoğunluğu emekli durumunda. Çocuklar genelde şehirlerde olduğu için de yaş ortalaması biraz yüksek bir köy” diye ifade etti.
“KÖYÜMÜZDE DEDE YATIRLARI MEVCUT”
Kayabelen ve civar köylerde Alevi yatırları ile ilgili bilgi de aktaran Oğuz, “Köyümüzde Arap Dede yatırı var. Hem köyümüzün içerisinde hem de bazı bölgelerde dede yatırları söz konusu. Kayabelen köyünün uluslararası ve ulusal düzeyde düzenlemiş olduğu festivalden kaynaklı çevre köylerce bilinirlik oranı söz konusu. Hem cemevi ve kültür merkezinin bulunduğu mekanın büyüklüğü açısından hem de Alevi coğrafyasında Erdebil süreğine ait Hamza Şeyh Dede türbesinden kaynaklı bilinirlik oranı yüksek” ifadesine yer verdi.
“KAYABELEN, ÖRGÜTLÜLÜĞE İNANAN MUHALİF BİR KÖY”
Köylerinin 1980 darbe öncesi süreçte Kültür ve Dayanışma derneği gibi demokratik kitle örgütü anlayışının oldukça güçlü olduğunu belirten Oğuz, “90’lardan itibaren de Kayabelen Folklor Araştırma Derneği ile demokratik kitle örgütlü olma, bir araya gelme mantığını biraz daha benimsemiş bir köy” diye belirtti.
Kayabelen köyünün yaşam içerisindeki duruşuyla muhalif köyler içerisinde yar alan köylerden olduğunu aktaran Oğuz, “Muhalif köy olmamıza bu açıdan baktığımız zaman bu değerlere sahip çıkmanın ve bu değerleri devam ettirmenin önemini bugünkü koşullarda daha iyi anlattığımızı düşünüyoruz ve bunlara sahip çıkmak gerektiğini aynı zamanda da yerel duyarlığımızı ulusal hatta uluslararası duyarlılığa çevirmemiz gerektiğine inanan bir köyüz. Yerlilik olarak da bu konularda yapmaya devam ediyoruz ve devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.
“ŞUHUT BÖLGESİNDE 3 TANE CEMEVİ BULUNMAKTADIR”
Şuhut İlçesinde bağlı 4 köyün Alevi olduğu bilgisini aktaran Oğuz konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:
“Bu bölgede bulunan 4 köy ve bir büyük mahalle toplamda cemevi olarak değerlendirebileceğimiz bizim köyde bir cemevimiz var. Tekke mahallesi dediğimiz yan köyde bir cemevimiz var. Bunun dışında Güneytepe köyünde, Ayın köyünde cemevi yapım aşamasında. Bozan ve Tekke köylerinde sabit bir cemevi henüz yok. Şu anda öğretmenleri köylülerden çıkarma politikası yaşıyoruz. Okullar kapalı olduğu için gerekli izinler alınarak cemevi şeklinde kullanmak için dönüştürülmüş cemevi var diyebileceğimiz 5 köyde 2 tane cemevi var, 1 tanesi de yapım aşamasında.”
“KÖYÜMÜZDE BÜYÜK KÖY ODALARINDA, TÜRBELERİMİZDE CEM YAPIYORUZ”
Cem erkanlarını genellikle türbelerde, evlerde ve köye odalarında karşıladıklarını aktaran Oğuz, “Bizim cemevimizde çevre köylerden çokça gelip cem yapıldığını görmedim talep pek oluşmadı ama tabii bu yapılmayacak anlamına gelmiyor. Bizim burada yapılan cemler de dede talipleri katılır. Şehirde bir cem yapacağınız zaman herhangi birinden herhangi bir yerden insanlar katılabiliyor. Köylerde yapılan cemlerdeki gibi ritüeller kendi orijinalliğinde, doğallığında gerçekleşmiyor” şeklinde ifade etti.
“KÖYLERDE YAPILAN CEMLER DIŞA KAPALI OLDUĞU İÇİN ORNALLİĞİNİ KORUYOR”
Metropollerde yapılan cem erkanlarının arasındaki farklılıklara da değinen Oğuz, şunları söyledi:
“İstanbul’da bir cemevine posta oturan dede Erzincanlı zakiri Sivaslı, oraya gelen canlar karışık. Dolayısıyla buralarda genel ritüeller gerçekleşiyor. Köyler dar alanlar olduğu için yapı daha tutucu ve iç içe kaldığı için köy odası da olsa evinde de yapsa türbede de yapsa bu cemler orijinalliğine ve ana ritüellere sadık oluyor. Şehirlere göre buralarda örfüne, tarihine, misyonuna uygun gerçekleşiyor. Burada asıl sorun şehirde de olsa köylerde de olsa evde de olsa cemevinde de olsa gerçekten cem dediğimiz kavram bilgi birikimi olan dedelerimizle o sohbete katılan ve o paylaşımı yapan canlarımızla, nefeslerimizle, duazlarımızla, deyişlerimizle, semahlarımızla, lokmalarımızın paylaşımıyla, demlerimizle, bizim örfümüze, itikatımıza, anlayışımıza uygun yapılmasıdır.
Buralar bizim için ibadethaneler ama önemli olan ibadeti yapanların ibadeti nasıl yaptıkları ne söyledikleri ne verdikleri ve ne aldıkları. Bu konuda biz köyde yaşayanlar olarak daha avantajlı olduğumuzu düşünüyorum. Ama sonuçta önemli olan insanların bu paylaşımı gerçekleştirmesidir.”