Etiket: şükran kablan yeşil

  • KESK 11. Olağan Genel Kurulu yapılıyor; eş başkanlardan mücadele vurgusu-VİDEO

    KESK 11. Olağan Genel Kurulu yapılıyor; eş başkanlardan mücadele vurgusu-VİDEO

    PİRHA- KESK, 11. Olağan Genel Kurulu’nu Ankara’da gerçekleştiriyor. Üç gün sürecek olan Genel Kurul’un ilk gününde konuşan Eş Genel Başkanlar, Şükran Kablan Yeşil ve Mehmet Bozgeyik, sağ ve faşist iktidarlar güçlendiğine dikkat çekerek, mücadele vurgusunda bulundular. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK), 11. Olağan Genel Kurulu başladı. 21 Ocak’ta son bulacak olan genel kurul, Türkiye Barolar Birliği Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılıyor.

    KESK 11. Olağan Kurulu’na uluslararası örgüt temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, siyasi parti temsilcileri, sendika temsilcileri ve üyeleri katıldı. CHP Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, Sevtap Akdağ Karahanlı da kurula katıldı.

    “KESK EŞ GENEL BAŞKANLARI GEÇMİŞ DÖNEMİ DEĞERLENDİRDİ”

    KESK Eş Genel Başkanları Şükran Kablan Yeşil ve Mehmet Bozgeyik, açılış konuşmasını yaptı. Eş Genel Başkanların konuşmalarından satırbaşları şöyle:

    “Dünya kapitalizmi üzerimizdeki baskısını arttırdı. Pandeminin sosyal ve sınıfsal bir sorun olduğu ortaya çıkmıştır. Pandeminin izleri devam etmektedir. Pandemi küresel eşitsizliği daha da büyütmüştür.
    AKP Filistin’e destek eylemleri yaparken İsrail ile ticaretini sonlandırmıyor. Sağ ve faşist iktidarlar güçlendi. Jin Jiyan Azadi sloganları ile kadın mücadelesi ön plana çıkmıştır. İktidar bloku, uzunca bir süredir aslında anayasayı askıya aldığı hukuksuzluk rejimini, anayasasızlık rejimini hayata geçiriyor. Anayasanın askıya alınmasına paralel olarak güçler ayrılığını da fiili olarak devre dışı bıraktı.
    İktidar, seçmenini mevcut ekonomik sıkıntıların geçici olduğunu, geçici değilse de sadece AKP ve Erdoğan tarafından çözülebileceğine ikna etmiş görünmektedir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girdiğimiz bugünlerde Kürtlere olan baskı artmıştır.

    “TÜRKİYE İŞÇİ HAKLARI KONUSUNDA EN KÖTÜ 10 ÜLKE ARASINDA”

    Gezi tutsaklarının hukuksuzca cezaevinde tutulduğunu belirtmek istiyoruz. Karşı karşıya kaldığımız baskılar devam etmekte çünkü tek adam rejiminin hayata geçirdiği bütün politikalar bütün alanlarda, hem siyasal, hem emek alanında, tüm muhalifleri susturmaya ve bastırmaya dönük uygulamalar olarak ortaya çıktı. Biz Konfederasyon olarak bu hak ihlallerini, sendikalarda yaşanan sürgün, ayrımcılık liyakatsizliğe dayalı baskı ve hak ihlallerini yayınlıyoruz ve bu hak ihlalleri bugün aramızda olan Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun raporlarında yer almakta ve Türkiye ne yazık ki işçi hakları açısından en kötü 10 ülke arasında yerini korumaya sürekli devam etmektedir.

    Kadına dair yürütülen her mücadele bizlere güç vermeye devam ediyor ve biz bunlardan aldığımız güçle, aynı kararlılıkla bu mücadeleyi sürdürmeye çalışıyoruz. Çünkü unutmayalım değerli dostlar, değerli kadınlar kadınlar omuz omuza sıralandığında aradan hiç kimse geçemez, ne faşizm ne başka bir şey.

    “TÜM DİRENİŞLERE SELAM OLSUN”

    Özelleştirmelere, güvencesiz çalışmaya, ücret adaletsizliğine karşı tüm dünyada işçi sınıfının yükselttiği grevlerle dalga dalga büyüyen mücadele gibi bizlerin de bu mücadeleyi yükseltmesi, her zamankinden çok daha fazla ağır ve büyük bir görev olarak karşımızda duruyor. Bugün halen direnişte olan başta Özark işçileri olmak üzere konfederasyonumuzun genel kurulundan tüm direnişlere selam olsun demek isteriz.

    Ülkede tüm katliamları nasıl unutmadıysak, 10 Ekim’i (Gar Katliamı), Sivas’ta yaşamını yitirenleri unutmadıysak, Hrant Dink’in de katilinin salıverilmesini kabul etmediğimizi ve bu davanın da takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade etmek istiyoruz.”

    Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı “Hiçbir zaman susmayacağız. Tüm emek ve meslek örgütleri ile birlikte direnen insanlarız. Yüreğinizin ışığı hiç sönmesin” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, “Hepinizi partim adına sevgi ile selamlıyorum. KESK sendikal mücadelenin yüz akıdır. Siz emekçilere büyük bir umut verdiği gibi biz Kürtlere, kadınlara da umut veriyor. DEM Parti; sokaklarda, fabrikalarda sizinle birlikte olmaya devam edecektir. Biz DEM parti olarak hakkımızı aldığımız günlerin uzak olmadığına inanıyoruz.” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK Eş Genel Başkanı Yeşil: Kadınların talepleri ayrı bir masada görüşülmeli- VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Yeşil: Kadınların talepleri ayrı bir masada görüşülmeli- VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, toplu sözleşme görüşmelerinde kadınların taleplerinin ayrıca görüşülmesi gerektiğini belirterek, “Toplu İş Sözleşmesi için kurulan masa giderek erilleşiyor. Sadece erkeklerden oluşan bir masa değil, kadın ve erkeğin eşit temsil edildiği bir masa olmalı. Öte yandan kadın taleplerinin ayrıca görüşülmesi gerekiyor” dedi.

    Memur ve memur emeklilerini ilgilendiren 2024-2025 yıllarındaki hakları ve zamları belirleyecek olan 7’inci dönem Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmeleri kamu emekçileri ile hükümet arasında sürüyor.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, kamuda çalışan kadınların talep ve beklentilerini PİRHA’ya anlattı.

    “ERKEK BİR MASA”

    Şükran Kablan Yeşil, toplu sözleşme görüşmeleri için 7’inci defa kurulan masayı kadınları yok saydıkları gerekçesiyle eleştirdi. Görüşmelerin her dönem daha da erilleşip erkek bir masa haline geldiğini söyleyen Yeşil, bu anlayışın değişmesi için KESK’li kadınların yıllardır mücadele ettiğini dile getirdi.

    Kadınların taleplerinin ayrı bir masada görüşülmesi gerektiğinin altını çizen Yeşil, “2014 dönemindeki TİS görüşmelerinde kadın sekreterimiz taleplerimizin dile getirilmesi durumunda Memur Sen ve Kamu Sen, kadın sendikacının masada bulunması halinde masayı ter edeceklerini ifade etmişlerdi. Bu aslında masanın kuruluş mantalitesinin kadınları yok sayan, kadın kamu emekçilerini çalışma hayatında görmeyen bir anlayışın yansıması. AKP var etmek istediği anlayışı kadınları kamusal alanın dışında bırakarak eş, çocuk ve aileye bağımlı hale getirerek istihdamın dışında tanımlıyor. Dolayısıyla bu politikalara karşı KESK’li Kadınlar mücadeleyi yükselttiler. Benim bugün o masada bulunmam geçmişten bugüne kamuda da var olma mücadelesi veren kadınların mücadelesinin sonucudur” dedi.

    TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ ODAKLI TALEPLER

    Şükran Kablan Yeşil, toplu sözleşme taleplerini cinsiyet eşitliği odağında, iktidarın kadın düşmanı söylem ve politikalarına karşı şekillendirdiğini belirtti.

    Yeşil, kadın kamu emekçilerinin taleplerine ilişkin şunları söyledi:

    “En temel talebimiz demokratik, grevli toplu iş sözleşmesi. Demokratik çalışma ortamının, güvenceli çalışmanın düzenlenmesi ile ilgili başta kamudaki cinsiyetçi, ötekileştirici uygulamalara son verilmesini, görevde yükselmelerde kadınların önünde set oluşturan her türlü uygulamanın ortadan kaldırılmasını, cinsiyetçi iş bölümünden dolayı kadınları daha çok ev iç hizmetini kadınların üzerine yıkan tüm düzenlemelerin ortadan kaldırılmasını, kamu kreşlerinin derhal açılmasını istiyoruz.

    Doğum izinlerinin İLO standartlarında düzenlenmesini, toplamda 32 hafta doğum iznini talep ediyoruz. Yer değiştirme ve tayinlerde özellikle ülkemizde kadına yönelik şiddetin arttığı, mevcut eril yargının da cezasızlıkla bunları pekiştirdiği koşullarda şiddete maruz kalan kamu emekçisi kadının yer değiştirirken herhangi bir belge ve ispat gerekmeksizin bu talebinin yerine getirilmesi, HPV aşısının ücretsiz yapılması, tek adam rejiminin hukuksuzca feshettiği İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi, aynı zamanda iş yerlerinde şiddet, taciz ve mobbing ile mücadeleyi tarifleyen İLO 190 sözleşmesine imzacı olunması gibi isteklerimiz var.

    Kadın kamu emekçileri ciddi anlamda mobbing ve ayrımcılığa maruz kalıyor. Kamuda güvenceli olmayan performansa dayalı olan çalışma biçiminde kadın kamu emekçilerinin karşı karşıya kaldığı ücret eşitsizliği adaletsizliğinin ortadan kalkmasını, eşit işe eşit ücret uygulamasının derhal hayata geçirilmesini istiyoruz”

    KAZANIMLAR İÇİN MÜCADELE ÇAĞRISI

    Yeşil, tüm bu taleplerin hayata geçirilmesinin örgütlü olmakla, ortak mücadeleyle mümkün olabileceğini ifade ederek kadınlara şu çağrıda bulundu:

    “Yılmadan, umudumuzu kaybetmeden inandığımız ve savunduğumuz değerler etrafında birleşerek kazanımlarımızı arttırabiliriz. Bugün karşı karşıya kaldığımız ekonomik kayıplarımızın, özlük haklarımızın kazanılmasında yürüttüğümüz kadın mücadelesinin deneyimleri ortadadır. Bu deneyimlerin bizlere kazanım olarak dönmesi, birbirimizin sesine ses katan duruşumuza çok büyük bir katkısı oldu. Bundan sonra da aynı inanç ve kararlılıkla bunu sürdürmek oldukça anlamlı. Bu mücadeleyi kendi yaşamlarımıza, haklarımıza, kazanımlarımıza daha fazla sarılarak mücadeleyi daha da büyütmeliyiz”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • KESK, TİS taleplerini açıkladı: Maaş en az 45 bin TL olmalı!-VİDEO

    KESK, TİS taleplerini açıkladı: Maaş en az 45 bin TL olmalı!-VİDEO

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), 2024-2025 yılı Toplu İş Sözleşmesi teklifini basın açıklaması ile duyurdu. KESK Eş Genel Başkanları Bozgeyik ile Yeşil, “İktidar, kamu emekçilerine mezarda emeklilik dayatmaktır. Yıllardır süren bu kâbustan uyanmak sizin, bizim, hepimizin elinde” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisini yakından ilgilendiren 7. TİS görüşmelerine dair taleplerini açıkladı.

    KESK, Ankara’da yaptığı basın toplantısı ile 1 Ağustos’ta başlayacak olan Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerine ilişkin talepler listesini kamuoyuna duyurdu. KESK’in hazırladığı kapsamlı TİS raporu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na da iletildi.

    Basın açıklamasında insanca bir yaşam için ekonomik, sosyal, özlük ve demokratik hakları içeren talepler dile getirildi.

    “GERÇEK BİR TOPLU SÖZLEŞME İSTİYORUZ”

    KESK adına konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, iktidarın uyguladığı ekonomi politikalarını eleştirerek Toplu İş Sözleşme tekliflerini şu şekilde sıraladı:

    “Aslında gerçek bir toplu sözleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Geldiğimiz noktada kapsamından, tarafların belirlenmesine, grev hakkımızın yasal güvence altına alınmamasından uyuşmazlık durumunda devreye girecek olan Hakem Kurulu’nun yapısına kadar onlarca temel sorunu bulunan, hak arama yollarını kapatan, TÜİK’in çarpık enflasyon rakamlarına endeksli maaş artışlarına indirgenen, temel hiçbir sorunumuzu çözmeyen mevcut bu garabet ‘toplu sözleşme’ sistemi tam altı kez iflas etmiştir.

    Dolayısıyla burada bir kez daha altını çiziyoruz. Gerçek, evrensel bir toplu pazarlıkla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan mevcut toplu sözleşme sistemi devam ettiği sürece yaşadığımız sorunların çözülmesi mümkün değildir.

    Bunun için biz KESK olarak öncelikle;

    6 milyonu aşkın kamu emekçisinin ve kamu emeklisinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını temel alan,

    İktidarın hem işveren olarak tarafı hem hakem olmadığı,

    Her sendikanın, konfederasyonun kendi üyeleri adına masaya oturabildiği,

    Kadın kamu emekçilerinin kendi talepleri ile masada temsil edildiği,

    Başta ILO sözleşmeleri olmak üzere uluslararası sözleşmelerle, evrensel sendikal hak ve özgürlüklerle uyumlu,

    Grev hakkı ile tamamlanmış gerçek bir toplu sözleşme istiyoruz.”

    KESK’TEN 47 BİN 500 TL MAAŞ TALEBİ!

    Mehmet Bozgeyik, KESK olarak yoksulluk sınırının üzerinde ücret talep ettiklerini vurgulayarak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Rakamları alt alta toplayınca en düşük memur maaşı dedikleri maaş 22 bin TL’ye ulaşmış gibi görünüyor. Ama aldatmaca da zaten burada başlıyor. Bunun adı kamu emekçilerine “mezarda emeklilik” dayatmaktır. Bu adaletsiz tablo ortadayken hala iktidarın enflasyon hedeflerine, TÜİK’in sahte rakamlarına göre maaş artışı talep etmek kamu emekçilerine, emeklilere ihanet etmektir.

    Buradan hareketle Toplu Sözleşme teklifimizde kamuda en az maaşı alan, eşi çalışmayan, 2 çocuklu, konutu olmayan, 15. Derecenin 1. Kademesi’ndeki hizmetlinin mevcutta 8.077 TL’lik ilave seyyanen ödenekle 22 bin TL olan maaşının 2024 yılı Ocak ayından itibaren eş, çocuk yardımı ve kira yardımı ile birlikte en az 45 bin TL’ye çıkarılmasını talep ediyoruz. Bunun için mevcutta trajikomik seviyede olan eş ve çocuk yardımlarının asgari gıda harcaması tutarında artırılmasını ve konut sahibi olmayan tüm kamu emekçilerine konut hakkı kapsamında kira yardımı verilmesini istiyoruz. Eş yardımının 3.310 TL’ye, çocuk yardımının her çocuk için 2.220 TL’ye çıkarılmasını, konutu olmayan kamu emekçilerine büyükşehirlerde 7.500 TL, diğer şehirlerde 5.000 TL kira yardımı verilmesini istiyoruz. Böylece kamuda en az maaşı alan, eşi çalışmayan, 2 çocuklu, konutu olmayan kamu emekçisinin maaşının büyükşehirde görev yapıyorsa 2024 Ocak itibari ile 47 bin 500TL’ye, diğer şehirlerde görev yapıyorsa 45 bin TL’ye çıkarılmasını, kamuda en az maaş alan bekâr, konutu olamayan bir kamu emekçisine büyükşehirde görev yapıyorsa 2024 Ocak itibari ile 39 bin 750 TL, diğer şehirlerde yaşıyorsa 37 bin 250 TL maaş verilmesini istiyoruz.

    “TEMEL GELİR GÜVENCESİ İSİTİYORUZ”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise, “Bu kabustan uyanmak hepimizin elinde” diyerek, sendikanın taleplerini şu şekilde aktardı:

    “İnsanlık Hakkı” kapsamında; artan yoksulluğa, gelir bölüşümü adaletsizliğine ve açlığa karşı emekçi halkları korumak, insan onuruna yaraşır bir yaşam sürebilme koşullarını sağlamak, kendilerine nitelikli zaman bırakmak, onları güçlendirmek ve geleceğe daha umutla bakabilmelerini sağlayabilmek için, hem üretimdeki emekçileri, hem işsizleri, hem de kadınları güçlendirici, aynı zamanda doğadaki müşterek varlıklarımızın daha az tüketilmesine yardımcı olabilecek ekoloji dostu bir programa ihtiyaç olduğu açıktır. Nitekim özellikle pandemi ve sonrasında gerek dünyada gerekse ülkemizde derinleşerek artan işsizlik ve derinleşen ekonomik kriz, Temel Gelir Güvencesi talebini tartışılır kılmıştır. Hükümetler daralan ekonomi ve yaşam standartlarındaki gerilemeyi önlemenin bir yolu olarak birçok ülkede benzer programlara yönelmişlerdir. Böyle bir programın finansmanı, sermayeden yana değil, emekten halktan yana bütçe tercihi ile rahatlıkla sağlanabilir. Bu nedenle; Konfederasyonumuzun önerdiği Asgari Geçim Standardı Tespit Komisyonu tarafından yalnızca toplumun bir ferdi olmaları sebebi ile ülkemizde bulunan insanlara temel ihtiyaçlarını karşılayacak düzenli ve koşulsuz bir gelir kapsamında belirlenecek bir tutarın, Temel Gelir Güvencesi olarak belirlenmesini talep ediyoruz.

    Sevgili Kamu emekçileri, sevgili emekliler, iktidar ve “sendikamız” dediği yapı arasında bugüne kadar ‘toplu sözleşme’ adı altında varılan mutabakatların kaybedeni hangi sendikanın üyesi olursa olsun tüm kamu emekçileri ve emeklileri olmuştur.

    Bir taraftan biriken sorunlarınızın çözümü için görüşmelerin başlamasını dört gözle bekliyorsunuz. Diğer taraftan bugüne kadar yaşadığınız hayal kırıklıklarına bir yenisinin daha eklenmesinden endişe ediyorsunuz. Bu endişelerden kurtulmak, yıllardır süren bu kâbustan uyanmak sizin, bizim, hepimizin elinde! Bizlere her geçen gün daha fazla yoksulluk, sefalet, güvencesizlik dayatılan bu pespaye sistemi değiştirmek ve dönüştürmek elimizde! Yeter ki gerçek yetki sahibinin; sahte sendika yasasıyla imza yetkisini elinde bulunduran konfederasyon değil, milyonlarca kamu emekçisi ve emeklisi olduğunu unutmayalım. Daha fazla bedel ödemek istemiyorsanız; gelin hangi sendikanın üyesi olursak olalım hep birlikte haklarımız için omuz omuza verelim.

    Biz KESK olarak yıllardır yürüttüğümüz fiili meşru mücadele sonucunda kurulan masanın kamu emekçilerinin ve emeklilerin yok sayıldığı, iktidarın ve yetkili olarak oturttuğu yapının bir oyun sahnesine dönüştürülmesine seyirci kalmadık, kalmayacağız.

    Bizler yoksullukta, sefalette eşitlenmek değil hak ettiğimiz refahta birleşmek istiyoruz.

    Bizler ulufe değil, grevli gerçek bir toplu sözleşme düzeni istiyoruz!

    İktidarın tek taraflı olarak çıkardığı yasalar değil, konfederasyonların, sendikaların kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz.

    Gelin “Grevli TİS, İnsanca Yaşam Ücreti, Güvenceli İş Güvenli Gelecek” teklifimize hep beraber sahip çıkalım!”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, okullara öğretmen yerine imam atanması projesine karşı toplumun bir bütün olarak itiraz etmesi gerektiğini belirterek, “Bu proje, tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır” dedi. Kablan Yeşil, “İmamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi” ifadesini kullandı. 

    Milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri arasında imzalanan projeye tepkiler yükseliyor.

    Öğrencilere ‘milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin’ benimsetileceği söylemi ile okullara ‘manevi danışman’ adı altında okullara imam atanması birçok tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Pedagojik eğitimden yoksun imamların, okullarda ders veremeyeceğini belirten bilim insanları, eğitim alanının günden güne nitelik kaybettiğinin ise altını çiziyor.

    “ÇEDES İDEOLOJİK DİZAYN VE KÜLTÜREL TASFİYE PROJESİ”

    “Öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetleri” adı altında yürütülen projeye karşı Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil de tepki gösterdi. Aynı zamanda eğitimci olan Kablan, AKP iktidarının, din temelli bir müfredat oluşturma çabasında olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Siyasi iktidar açısından eğitim alanı, iktidara geldiği günden bu yana dincileştirme, tek tipçi bir nesil yetiştirme konusunda en fazla uğraşa geldiği bir alan oldu. Başta laikliğin tasfiye edilmesi, bilimsel, demokratik müfredatın tepetaklak edilmesinden tutalım da topladıkları eğitim şuralarında bunlara yönelik uyguladıkları politikalara; bugün işte son adımı olarak karşımıza çıkan ÇEDES projesinin kendisine kadar… İktidarın aslında toplumda kutuplaştırmayı, ayrıştırmayı önüne koyan son hareketi olmuş oldu.

    Bu ülke, bu coğrafya, yüzyıllardır bütün farklılıkları ile bir arada yaşamı var ede gelmiş topraklar. Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı, Ermeni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı ile geniş bir mozaiğin kendisi. Siyasi iktidarın tasfiye çalışmaları bir kez daha ÇEDES projesinde somut bir şekilde karşımıza çıktı. Tabii ki eğitim alanı iktidarların kendi ideolojik dizaynı açısından en temel aldıkları alanlardan biriydi. Çok iyi biliyoruz ki iktidara geldiği ilk günden bu yana AKP iktidarı, tekçiliğin, siyasal İslam’ın bir ideoloji olarak toplumsal dönüşümünü yaratma konusunda çok yapboz uyguladı. Cemaatlerle, tarikatlarla dönem dönem imzaladıkları protokollerde özellikle dinci vakıflarla yürüttükleri çalışmalarda bunun örneklerini çokça önümüze koydu. Ancak ÇEDES projesinin kendisi bambaşka bir anlam ifade daha ediyor. Çünkü eğitim kurumlarında genç, pedagojik açıdan yeterli düzeyde çalışan arkadaşlarımız olmasına rağmen manevi, kültürel değerlerin yaşatılması noktasında buralara imamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi.”

    “ÇEDES’E KARŞI ORTAK MÜCADELE YÜRÜTMEK GEREKİYOR”

    Şükran Kablan Yeşil, siyasal iktidarın, toplumun bütçesini savaş ve din politikaları için harcadığının da altını çizdi. KESK Eş Genel Başkanı Kablan, mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinde ısrar eden AKP-MHP hükümetini eleştirerek şunları söyledi:

    “İktidar, özellikle son yıllarda toplumun bütçesi yapılırken büyük bir kısmını savaş ve güvenlikçi politikaya ayırırken büyük bir kısmını da Diyanete ayırmaktadır. Burada tam da o ideolojik dizaynın kendisini görmek mümkün. Bu ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarından iktidarın bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Bu ülkede bizler zorunlu din derslerine karşı mücadele yürütürken, buna dair kazanılmış Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları önümüzde dururken, bununla birlikte toplumu ayrıştıran bir projeye daha iktidarın imza atmış olması kabul edilemez.

    Sendikamız Eğitim Sen, projenin iptaline dair Danıştay’da dava açtı. Her ne kadar hukuk bugün aynı iktidarın vesayeti altında olmuş olsa da biz uluslararası evrensel değerlerin, normların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yeterli olmasa bile bu ülkede eşit yurttaşlık, farklılık, laiklik temelinde karar vereceğini umuyoruz. Buradan bir anlamda da çağrı yapıyoruz; bu toplumun bütününe bir çağrı. Bu, farklı bir inançta olan Alevilerin, Hristiyanların veya bu topraklarda yaşayan farklı inançların meselesi olmanın çok çok ötesinde. Bugün tasfiye edilmek istenen budur. Kültürlere karşı tek bir kültürün, inancın, tek bir anlayışın iktidarlaşması, toplumun bütününde tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır. Dolayısıyla ÇEDES projesine karşı eğitimin dinselleştirilmesi, tarikatlara, cemaatlere teslim edilmesi, imamların okullarda önlerinin açılmasına karşı ortak bir mücadele yürütmek gerekiyor. Bu aynı zamanda yoksulluğa karşı mücadele ile birliktedir. Bildiğimiz gibi yoksul, emekçi çocukları gidemedikleri okullardan dolayı kaçak, kontrolsüz açılan vakıf, cemaat yurtlarına gitmekte. Son olarak hepimizi çokça acıtan Urfa’da yaşanan, henüz aydınlatılmadı ama intihar gibi görünen 12 yaşındaki çocuğumuzun cinayetinden tutalım da bu ve benzeri çokça yaşayabildiğimiz bir süreç. Dolayısıyla laikliğe sahip çıkmak, demokrasiye sahip çıkmak, barışa, eşitliğe, eşit yurttaşlık temelinde yaşama sahip çıkmak, bugün ÇEDES’e karşı bir mücadeleyi de birleştirmek son derece önemlidir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • KESK Eş Genel Başkanı Kablan Yeşil: Kamu emekçileri açlığa, yoksulluğa mahkum edildi

    KESK Eş Genel Başkanı Kablan Yeşil: Kamu emekçileri açlığa, yoksulluğa mahkum edildi

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir gün arayla memur ve emekli maaşlarındaki artış oranını yüzde 30’a çıkardıklarını duyurmasını ve yapılan zam oranını değerlendirdi. Kablan Yeşil, “Bu koşullarda kamu emekçilerine yapılan bu zammın kendisi kamu emekçilerini açlığa, yoksulluğa mahkum etmektir” dedi.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Aralık ayı itibarıyla 2022 enflasyonunu yüzde 64,27 olarak hesapladı. Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise, 2022’de yıllık enflasyonun yüzde 137,55 olduğunu açıkladı.

    ‘Sözleşmeliye Kadro Şöleni’ töreninde konuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hesaplamalara karşın memur ve emeklilerin maaşlarının yüzde 25 artırılacağını söyledi. Cumhurbaşkanı, yüzde 25’lik oranı ‘Müjde’ diyerek duyurdu.

    Yüzde 25’lik zam oranı birçok kesim tarafından yetersiz bulunarak eleştirildi. Gelen tepkilerin ardından bir gün sonra partisinin grup toplantısında konuşan Erdoğan, yüzde 25 olarak açıkladığı memur ve emekli maaşlarına yapılan zammın yüzde 30’a yükseltildiğini açıkladı.

    Erdoğan’ın zam oranını önce yüzde 25, daha sonra da yüzde 30 olarak düzeltmesi yine birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, yaşanan durumu ve yapılan zam oranını değerlendirdi.

    “YALAN MAKİNESİ OLAN TÜİK, ENFLASYON RAKAMLARINI AŞAĞI ÇEKİYOR”

    Kamu yararına hizmet vermesi gereken TÜİK’in son yıllarda siyasi iktidarın denetimi altına girdiğini ifade ederek sözlerine başlayan Kablan Yeşil, “TÜİK, hükümetin talimatları ile enflasyon rakamlarını açıklamaktadır. Son olarak % 64.27 olarak açıkladığı enflasyon oranını ENAG % 137 olarak açıkladı. Bizim açımızdan sürpriz olmayan bir durum söz konusuydu. Her yıl Aralık ayında memur ve emeklilerin zam oranının açıklandığı sıralarda yalan makinesine dönmüş olan TÜİK, enflasyon rakamlarını aşağıya doğru çekmektedir. Yine aynısını yaşadık” diye belirtti.

    “CUMHURBAŞKANI ZAM ORANINI YANDAŞ KONFEDERASYONLA BİRLİKTE AÇIKLADI”

    TÜİK’in gerçek olmayan enflasyonuna göre bile gıda enflasyonunun % 77’leri aştığını, konut kiralarının, satışlarının oranın % 80’leri aştığını söyleyen Kablan Yeşil, şöyle devam etti:

    “Böyle bir ortamda kamu emekçilerine ilk etapta % 25’lik bir zam yapıldı. Bu aslında bir zam değil, toplu sözleşme gereği % 8 artı enflasyon farkı ve iktidarın uygun gördüğü bir zam oranı. Cumhurbaşkanı bu zam oranını kendi iktidarları döneminde güvencesiz bir çalışma modeli olan sözleşmeli istihdamdan kadrolu duruma geçiş toplantısında açıkladı. Yanında da sözleşmede yetkili olan yandaş konfederasyon Memur – Sen vardı. Memur-Sen % 8 gibi sefalet zammına imza atmış bir sendikadır. Bu zam oranının orada açıklanmış olması manidar bir durumdur. Toplu sözleşme hukukuna uygun olmayan bir uygulamadır.”

    “EMEKÇİLER SES YÜKSELTİNCE ‘MÜJDE’ ÜZERİNE ‘MÜJDE’ EKLENDİ”

    Kaplan Yeşil, asgari ücrete % 54 oranında zam yapıldığını, açlık sınırının 10 Bin TL’yi geçtiğini, yoksulluk sınırının 26 Bin TL’yi geçtiğini kaydederek, “Bu koşullarda kamu emekçilerine yapılan bu zammın kendisi kamu emekçilerini açlığa, yoksulluğa mahkum etmektir. Bütün bu eleştiriler emekçiler cephesinden yüksek sesle dile getirilince bir gün sonra büyük bir müjdeye yeni bir müjde eklenmiştir. Cumhurbaşkanı dev bir müjde açıkladı ve % 25’in üzerine % 5’lik daha zam yaptıklarını söyledi. Şu çok açık ve net ki ücretlerdeki erime, alım gücündeki inanılmaz düşme, gıdaya, elektriğe, doğalgaza, akaryakıta sürekli yapılan zamlar ortadayken kamu emekçilerine ve emeklilere yapılan % 30’luk artışa alkış tutmak bir ihanettir. Kamu emekçilerini açlığa, yoksulluğa, sefalete razı gören, emek düşmanı politikaların yanında saf tutmaktır. Biz inanıyoruz ki kamu emekçileri bu durumu teşhir edecek ve bu durumun karşısında güçlü bir cevap verecektir” ifadelerini kullandı.

    “MEVCUT VERGİ SİSTEMİNDEN DOLAYI ZAM CÜZDANIMIZA GİRMEDEN GİDİYOR”

    KESK olarak tüm illerde yaptıkları eylemlerle itirazlarını dile getirdiklerini vurgulayan Kablan Yeşil, şunları kaydetti:

    “TÜİK önünde eylemdeydik. Taleplerimizi, eleştirilerimizi dile getirdik. Birkaç gün içerisinde de sendikalarla, emek örgütleri ile bir araya geleceğiz. Bu duruma dair tutumumuzu belirleyeceğiz. Devlet kendi alacakları konusunda, vergi yükü konusunda acımasızca davranıyor. Vergi harçlarının yeniden değerleme oranlarına % 100’ü aşkın zam yapıldı. Mevcut olan vergi sisteminin kendisi kamu emekçilerinin % 25’lik dilime çok çabuk girmelerine neden oluyor. Bu % 30’luk zam daha cüzdanımıza girmeden hızlı bir şekilde vergi dilimi oranıyla cüzdanımızdan çıkıyor. Siyasi iktidar maalesef bütçe döneminde de emekçileri, emeklileri, bu ülkedeki milyonları görmezden gelen bir bütçe oluşturdu. Bu zam oranını açıklarken de bir kez daha önümüzdeki sürecin ağır faturasını milyonlarca emekçinin sırtına yükleyeceğini gözler önüne koymuş oldu.”

    Melis CİDDOĞLU/ANKARA

  • KESK Eş Başkanı Yeşil: 25 Aralık’ta Alevilerin sesine ses katacağız-VİDEO

    KESK Eş Başkanı Yeşil: 25 Aralık’ta Alevilerin sesine ses katacağız-VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söyleminin on yıllardır sürdürülen politikaların sonucu olduğunu vurguladı. Yeşil, 25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak buluşmaya katılacaklarını belirterek, “Sözümüzü birlikte örgütleyeceğiz” dedi. 

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Bursa’da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Mehtap Cengiz’in sınıfta Aleviler hakkında sarf ettiği nefret söylemine ilişkin değerlendirmede bulundu.

    Şükran Kablan Yeşil, Alevilerin Türkiye’de onlarca yıldır ötekileştirilen ve yok sayılan bir topluluk olduğunu, ancak AKP’li yıllarda bunun çok daha fazla açığa çıktığı süreçlerin yaşandığını belirterek, “Çünkü AKP iktidara geldikten hemen sonra tekçi, dinci, mezhepçi yaklaşımıyla tek dil, tek din anlayışıyla bu ülkedeki yaşayan farklı etnik, kültüre, inanca sahip olan herkesi yok sayan politikaları yaşama geçirdi” dedi.

    “NEFRET SÖYLEMİNİ ŞİDDETLE KINIYORUZ

    AKP’nin, eğitim alanında ortaya koymuş olduğu politikaların sonucu nefret ve ayrımcı söylemlerin yaygınlaştırdığına dikkat çeken Şükran Kablan Yeşil, “Bursa’da yaşanan olayı salt bir din kültürü öğretmeninin sözleri olarak değerlendirmemek gerekiyor. Cumhuriyet tarihinin onlarca yıldır asimilasyon inkar ve imhaya dayalı, başta Aleviler olmak üzere bu ülkedeki farklı inanışları yok sayan, görmezden gelen devlet politikasının bir dışa vurumu olarak görmek gerekiyor. Elbette bu nefret söylemini şiddetle kınıyoruz. Çocuklarımızın inançlarını, ibadetlerini özgürce yapabilecekleri bir ülkenin var olması mücadelesini buradan da yükseltiyoruz” diye konuştu.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİNİ HER FIRSATTA DAHA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE DİLE GETİRECEĞİZ”

    “Laikliğe sahip çıkmak, bu mücadeleyi büyütmek son derece önemli” diyen Şükran Kablan Yeşil, “İktidarın kendisi bizleri, Alevileri yok sayıyorsa, bir din kültürü öğretmeninin çocuklara böyle ötekileştirici bir sözü kurması sonuçtur. Biz bu sonuç üzerinden baktığımızda tüm bu politikaların ortadan kalkması için elbette bu ülkede yaşayan Aleviler olarak farklı inançtan insanlar olarak eşit yurttaşlık talebini her fırsatta daha güçlü bir şekilde dile getireceğiz”ifadelerine yer verdi.

    “25 ARALIK’TA ALEVİLERİN SESİNE SES KATACAĞIZ”

    25 Aralık’ta İstanbul Yenikapı’da yapılacak buluşmaya da katılacaklarını vurgulayan Şükran Kablan Yeşil, şunları ifade etti:

    “Alevi örgütlerinin örgütlediği buluşmalarda KESK olarak yer aldık, çağrı yaptık. Ülkenin seçim sürecine girdiği bir dönemde Aleviler son dakika torba yasalarla bir kez daha bu yok saymanın önünü açan düzenlemeleri kabul etmediklerini haykıracaklar. Biz buradayız, varız ve kendi kültürümüzü, kendi inancımızı, kendi değerlerimizle var etmek, yaşatmak istiyoruz diyecekler. Biz de Alevi yurttaşlarımızın yanında yerimizi alarak KESK olarak bu talebe sahip çıkacak ve oradan güçlendireceğiz.
    Biliyorsunuz bu torba yasa meclisten geçerken Alevi örgütleri çağrı yaptılar ve meclis önüne geldiler. Maalesef orada da devletin şiddetiyle karşı karşıya kaldılar. Dedelerimiz, analarımız yerlerde sürüklendi. Bizler de KESK olarak dayanışma için oradaydık.
    Alevilerin taleplerine sahip çıkarak seslerine, sözlerine ortak olduk. Dün meclis önünde torbaya sığmayacağız, diyen eşit yurttaşlık talebini dillendiren Alevi yurttaşlarımızla birlikte KESK olarak nasıl omuz omuza yan yana olduysak 25 Aralık’ta da aynı şekilde bu taleplerin yanında olup sözümüzü sesimizi, sözümüzü birlikte örgütleyeceğiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil: Bu kararname, Alevi inkar politikasının en tepe noktasıdır-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil: Bu kararname, Alevi inkar politikasının en tepe noktasıdır-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, AKP’nin hazırladığı cemevleri yasasını eleştirerek “Alevi örgütleri, seslerini duyurmak için Meclis önüne geldiklerinde kolluk kuvvetlerinin muamelesini gördük. Dedeler, pirler, analar yerlerde sürüklendi ve ‘Siz, bizim çizdiğimiz çerçevede bir Aleviliği kabul etmezseniz her türlü imha ve inkar politikasıyla önünüze geçeriz’ denilmiş oldu” yorumunu yaptı.

    Cemevlerinin yönetim ve işleyişine siyasal iktidar tarafınca yapılan müdahale, Alevi toplumunun yanı sıra demokratik meslek örgütlerinin de tepkisine sebep oldu.

    Cemevlerinin Turizm ve Kültür Bakanlığı bünyesine alınması kararı Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından da “Antidemokratik bir tutum” olarak değerlendirildi.

     “ASİMİLASYON POLİTİKALARI TAÇLANDIRILDI”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Alevilerin yüzyıllardır yok sayıldığını vurgulayarak “Yüzyıllık cumhuriyet tarihi değil, Osmanlı’dan bugüne hep bir inkar ve asimilasyon politikasıyla karşı karşıya kalınmış. Son Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi bu işin, yani asimilasyon politikalarının taçlandırılması olmuş oldu” şeklinde konuştu.
    Şükran Kablan Yeşil, siyasal iktidar tarafınca yapılan Alevilik tanımlarını ise “inkar politikalarının devamı” sözleriyle yorumlayarak şunları söyledi:

    “Aleviler, cemevine ibadethane, Aleviliği de bir inanç olarak tanımladılar. Şimdi iktidarın bu kendini tanımlayan gerçekliği yok sayarak ‘Hayır siz o değil, busunuz’ deme halidir bu.

    İlk elden aklıma sevgili Yaşar Kemal’in ‘Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca’ kitabı geldi. Filler, karıncalar ülkesini asimile etmek için ‘Siz, karınca değil filsiniz’ diyerek yola çıkıyorlar ve karıncalar o fillerin cüsseleri altında ezilirken onları buna ikna etmeye çalışıyorlar. Bugün AKP iktidarının da Osmanlı’dan bugüne devraldığı cumhuriyet tarihi boyunca Alevileri katliamlarla yaşadıkları yerlerde; köylerde cami yapma baskısı ile cemevlerini ibadethane görmeme haliyle devam ede gelen bu Türk İslam sentezi siyasetinin taçlandırılmış halidir bu.
    AKP-MHP blokunun, Alevilere gerçekten eşit anlamda bir hak tanıma hali olmadığını en son Alevi örgütleri torba yasa görüşülürken meclis önüne seslerini duyurmak talebiyle geldiklerinde kolluk kuvvetlerinin muamelesinde gördük. Açıklama yapılmasına izin vermeyerek dedeler, pirler, analar yerlerde sürüklenerek aslında ‘Siz, bizim çizdiğimiz çerçevede bir Aleviliğe varsanız varız. Yoksanız her türlü kolluk kuvvetiyle, imha, inkar politikasıyla da önüne geçeriz’ denilmiş oldu. Dolayısıyla bu kararname torba yasadan çıkmış haliyle asimilasyon ve inkar politikasının en tepe noktasına gelmiş olan halidir.”

    “ASİMİLASYON POLİTİKASININ EN YOĞUN KULLANILDIĞI ALAN EĞİTİM”

    KESK Eş Genel Başkanı Kablan Yeşil, Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca hiçbir inancın özgürlüğüne kavuşamadığını da vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Bunu sadece Alevilik olarak düşünmeyelim; Türkiye coğrafyası zengin kimliklerin, kültürlerin bir arada olduğu bir coğrafya. Zorunlu din dersleri sadece bu iktidar döneminde var ola gelen bir durum değil. Öncesinde de var olan bir durum. Özellikle eğitim alanı Alevi inancının asimilasyon politikası anlamında en yoğun kullanılan alandır ki Alevilerin sürekli kötülendiği, ötekileştirildiği yok sayıldığı ve Alevi çocuklarının okullarda tamamen bu asimilasyon politikası ile yetiştirildiği yerlerdir. Dolayısıyla cumhuriyetin başlangıcından bugüne, farklı inanışların özgürlüklerinin tanınmadığını görmek gerekiyor.

    Çok üzücüdür ki Aleviler Türkiye’de karşı karşıya kaldıkları baskılar sonucunda Avrupa’ya yerleşmiş. Katliamlardan kaçıp oralara yerleşenler bir Alevi Birliği kurmuş ve Avrupa ülkelerinin birçoğunda yasal statü kazanmıştır. Cemevleri ‘ibadethane’ statüsü kazanmış. Bunlar oralarda olabilirken bu coğrafyanın gerçek sahipleri, burada AKP MHP iktidarının son çıkarttığı ‘Hayır siz, Turizm Bakanlığına bağlı işletilecek bir kültürsünüz’ denilen hale getirilmiş.

    Diyanet İşleri Başkanlığı aslında bu iktidarla birlikte çok daha ön plana çıktı. Muhafazakar ve İslam ideolojisini yaşatmak üzere yola çıkan AKP iktidarının buradaki hakların tamamını inkar eden, tek millet, tek devlet, tek din anlayışıyla yola çıkmış halini Diyanet İşleri Başkanlığının somutladığını görüyoruz. Bugün bütçe süreci tartışılırken 8 bakanlığın bütçesinden daha fazla bütçenin DİB’e verildiğini görüyoruz.”

    “TEK TALEP: EŞİT YURTTAŞLIK OLDU”

    Şükran Kablan Yeşil son olarak AKP’nin bir seçim yatırımı amacında olduğunu belirterek, “Ama Aleviler, yüzyıllardır bu topraklarda karşı karşıya kaldıkları baskı, şiddet, katliamlardan sonra kendi inançlarını özgürce yaşama talebini hep dile getirdiler. Tek temel talepleri özgürlükçü, laik bir ülkede eşit yurttaşlık temelinde yaşayabileceğimiz, zorunlu din eğitimlerinin olmadığı, ‘kültür’ olarak tanınmadıkları, inançlarına saygı duyulacağı bir ortamın yaratılması oldu” şeklinde konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    -KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik: Asıl amaçlanan Aleviliğin asimilasyonudur!-VİDEO

     

  • KESK Eş Genel Başkanları: Laiklik tasfiye edildi, eğitimdeki dinselleşme artıyor!-VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanları: Laiklik tasfiye edildi, eğitimdeki dinselleşme artıyor!-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Başkanları Mehmet Bozgeyik ile Şükran Kablan Yeşil, eğitimdeki dinselleşme ve zorunlu din derslerine işaret ederek, “Son 20 yıllık AKP iktidarı bambaşka bir hesaplaşma içinde. İktidar, siyasal İslam’ı var etme noktasında adım adım bir plan uygulamakta” dediler. KESK Eş Genel Başkanları laikliğin tamamen tasfiye edildiğine işaret ettiler. 

    Yeni eğitim döneminin açılmasıyla birlikte Alevi örgütlerinin yanı sıra birçok meslek örgütü de eğitim alanındaki dinselleştirmeye dikkat çekti. Alevi kurumları, zorunlu din derslerinin kaldırılması için çabalarına devam ederken bir tepki de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’ndan (KESK) geldi.

    “DEMOKRAT PARTİ’NİN İKTİDARA GELMESİYLE BİRLİKTE ZORUNLU DİN DERSİ HAYATA GEÇİRİLDİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Türkiye’de özellikle 20 yıllık AKP iktidarı döneminde artan dinselleştirmenin altını çizdi. Bozgeyik, 4+4+4 yasasıyla birlikte iktidarın kendi siyasal anlayışı doğrultusunda nesiller yetiştirmeyi amaçladığını söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “4+4+4 yasasıyla birlikte eğitimin tüm derslerinde içerik açısından bir dinselleştirme politikasıyla karşı karşıyayız. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra Türk-İslam sentezi politikaları tercih edilmesi ve din derslerinin zorunlu olmasıyla birlikte yoğun şekilde ilköğretimle başlamak üzere liselere kadar din dersleri zorunlu hale geldi. Aslında Türkiye’de cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte zorunlu din dersi tartışmaları başlamıştı. 1924 yılında çıkartılan kanunla birlikte din dersleri müfredattan çıkartıldı ta ki 1948-1950 yıllarında Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte okullarda zorunlu din dersi uygulaması hayata geçirildi. 12 Eylül darbesi ile birlikte zorunlu din dersi uygulamaya başlandı. Bugün Türkiye’deki eğitim sisteminin yapısına baktığımızda tamamen bir mezhebe dayalı, tek millet, tek inanç doğrultusunda bir eğitim politikası olduğunu görüyoruz. Hatta 20. Milli Eğitim Şurası ile birlikte anaokullarında dahi din dersi ve yaz dönemlerinde Diyanet aracılığıyla camilerde, okullarda Kur’an kurslarına verilmesi durumu var. Yani çok yoğun bir dinselleştirme ile karşı karşıyayız.”

    “DİYANETİN KAPATILMASI GEREKİYOR”
    Mehmet Bozgeyik, beş bakanlığın bütçesine yakın bir bütçenin Diyanet İşlerİ Başkanlığı’na ayrıldığını belirterek, “Türkiye’de yoğun bir derslik ihtiyacı varken okul yapma yerine cami yapmak tercih ediliyor” dedi. Bozgeyik, AKP iktidarı döneminde yapılan cami sayısının okul sayısından çok daha fazla olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

    “Neredeyse 2 katı kadar caminin yapıldığını ifade edebilirim. Bu açıdan Alevi örgütlerinin, zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması, Diyanet İşleri Başkanlığı’na devlet tarafından, vergilerimizden toplanan kaynakların aktarılmasına son verilmesi ve özellikle laiklik ilkesi açısından din ve devlet işlerinin ayrılması yönünde talepleri var. Zorunlu din dersleri ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı olmasına rağmen Türkiye’de o karara uyulmadı. Din derslerinin kaldırılmasını bırakın, anaokullarına kadar getirildi. Bizler de özellikle eğitimdeki bu dinselleştirmenin son bulması, zorunlu din dersi uygulamasının kaldırılması, okullarda din ve ahlak bilgisi dışında teoloji derslerinin verilmesi ve bunun da tercihe bırakılmasını savunuyoruz. Gerçek bir özgürlükçü, laiklik ilkesinin uygulanabilmesi açısından da Diyanetin kapatılması gerekiyor.”

    “KAYBEDECEĞİNİ ANLAYINCA…”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, zorunlu din derslerinin kalkmadan Alevi sorununda bir çözümün mümkün olmayacağının altını çizdi. Bozgeyik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gelecek seçimlerde oy kazanmak adına Alevi sorununa ilgili göründüğünü ifade ederek konuşmasını şu cümlelerle sürdürdü:

    “Erdoğan kaybedeceğini anlayınca şimdiye kadar kendisine oy vermemiş kesimlere yönelik politikalar geliştirmeye başladı. Daha önceden de Alevi-Kürt açılımı gibi birçok açılımlarla sorunları çözeceğini ifade etti. Ama taleplerin karşılanmaması ile yüz yüze geldik. Hatta daha fazla dinselleştirme ile ve Kürt sorununda da daha fazla çözümsüzlük politikalarıyla bu noktaya geldik. Erdoğan şimdi bu kesimlerin yeniden ilgisini çekme ve seçim döneminde bir aparat olarak kullanma yönünde çeşitli politikalar geliştirmeye başladı. Alevi dedelerine maaş ödeyeceklerini ifade ettiler. Yani kendi dedelerini yaratma politikasını tercih ederek inanç örgütleri arasında da bir ayrıştırma ve çatıştırma politikası var. Tüm bu politikaların Alevi örgütleri tarafından reddedildiğini gördük. Özellikle Diyanetin personeli olacak Alevi dedeleri kendi inanç merkezlerine değil iktidara hizmet edecektir. Bu açıdan bizler, Diyanetin kapatılmasını savunuyoruz ve doğal olarak Alevi örgütlerinin de bağımsız, özerk olması gerektiğini, devlet ile herhangi bir politik, ekonomik ilişki içerisinde olmaması gerektiğini ifade edebilirim.”

    “AKP İKTİDARI BAMBAŞKA BİR HESAPLAŞMA İÇİNE GİRDİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise “Alevi örgütleri yıllardır eğitimde laiklik ilkesinin yaşama geçirilmesi, farklı inançların, başta Alevilik olmak üzere yok sayılmaması mücadelesini sürdürüyor” dedi. Kablan, eğitimdeki dinci dayatmanın yanı sıra Alevi toplumuna dönük baskıların arttığına vurgu yaparak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu çabanın kendisi aslında bu ülkede var olan daha önce Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin kararlardan da güç alarak yani hem ulusal hem uluslararası hukuktan güç alarak, Alevi örgütlerinin büyütmeye çalıştıkları bir örgütlenmedir. Şu konunun altını çizmek gerekir; bu ülkede Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne laiklik ilkesi tam layıkıyla hayata geçirilmiş değil. Bu ülkedeki farklı inanç ve kültürlere, başta eğitim sistemi müfredatı olmak üzere eşit mesafede yansıtılmış değil. Ancak son 20 yıllık AKP iktidarı bambaşka bir hesaplaşma, bambaşka bir tasfiye sürecinin içine girdi. Bunu gerek Alevilere yönelik siyasallaşan hukukta verdiği kararlarda, gerekse ayrıştırıcı, ötekileştirici, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere her fırsatta kurdukları dil ve söylemde görmek mümkün.”

    “LAİKLİK TAMAMEN TASFİYE EDİLDİ”

    Şükran Kablan Yeşil, cemevlerine dönük saldırıların da iktidarın Alevi sorununa dair yaklaşımı ile bağlantılı olduğunu ifade ederek, “Kısa süre önce Alevi kurumlarına dönük organize planlı saldırılar gerçekleşti. Bu ülkede geçmişten bugüne sinir uçlarına dokunma halidir bu. Dolayısıyla bu süreci iktidarın kendisinin siyasal İslam’ı inşa etme noktasında, muhafazakar yaşam tarzını hayata geçirme noktasında topyekun adım adım uyguladıkları bir planın parçası olarak görmek gerekiyor” dedi.

    Kaplan Yeşil devamında şunları ifade etti:

    “Her ne kadar ‘biz barışacağız, çözeceğiz’ denilse de biz bu ülkede geçmişten günümüze Alevilere dönük yaşanan katliamlarda maalesef egemenlerin tarzını gördük. Eğitim alanındaki laikleşme ve sekülerleşmeye dönük saldırıların da altında bunu görmek lazım. Sadece iki Bakanlığın bütçesine bakın. 2023 yılı bütçesinde Diyanet bütçesi bu ülkedeki yedi bakanlığın bütçesinin çok daha üzerinde. Milli Eğitim Bakanlığının bütçesine ise hiç değinmeyelim. Hem ekonomik olarak çok yoğun bir baskı içerisinde olan bu ülkedeki milyonlar, hem de kendi kültürlerini, inançlarını özgürce, eşit yurttaşlık temelinde yaşayamıyor. Yaşam hakkı uzun yıllardır gasp edilen bu ülkedeki Aleviler doğal olarak dönem dönem bu eylem ve kampanyaları yapma ihtiyacı hissediyor. Çünkü biz bu ülkede çok iyi biliyoruz ki farklılıkların bir arada, eşit yaşayabileceği bir ülke mümkün. Ancak mevcut iktidarın hem kültürel alanda yaratmaya çalıştığı erozyona baktığımızda laikliğin tamamen tasfiye edilerek İslami yaşam tarzının dayatıldığını görüyoruz. Aslında bu örtüyü kaldırdığımızda Alevi inancına dönük bu saldırıların kendisinde festival-konser yasaklamaları, kadınların bedeni üzerinden yaşam tarzına müdahaleyi görüyoruz. Bunları bir bütün olarak birleştirdiğimizde cumhurbaşkanının sarf ettiği söz nezdinde bu iktidarın ne kadar samimiyetsiz, ikiyüzlü ve hakikaten halkların kültürlerini gözeten bir hassasiyeti olmadığını, bunun tamamen yaklaşan seçimlerde Alevilerin oylarına dönük bir yaklaşım olduğunu görmek mümkün.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • KESK’li kadınların İstanbul Sözleşmesi açıklamasına polis müdahale etti -VİDEO

    KESK’li kadınların İstanbul Sözleşmesi açıklamasına polis müdahale etti -VİDEO

    PİRHA- KESK Ankara Şubeleri Kadın Platformu’nun Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesine dair verdiği karara ilişkin yapmak istediği basın açıklamasına polis sert müdahalede bulundu. Polis, açıklamaya katılan kadınlara cinsiyetçi hakaretler ederken, açıklamayı takip eden gazetecilere de şiddet uyguladı.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Ankara Şubeleri Kadın Platformu, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle 20 Mart gecesi feshedilen İstanbul Sözleşmesi’ne dair 19 Temmuz’da Danıştay 10’ncu Dairenin ‘yürütmeyi durdurma’ kararının iptalini reddetmesine ilişkin Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yapmak  istedi.

    POLİSLER, GAZETECİLERİ DARP ETTİ

    Açıklama öncesi Sakarya Caddesi çevik kuvvet polisleri ve gözaltı araçları ile kapatıldı. Sakarya Caddesi’nde toplanan kadınların açıklama yapmasına izin vermeyen polis, gazetecileri de alandan uzaklaştırarak görüntü çekilmesine izin vermedi.

    Gazetecileri açıklamanın olacağı alanın dışına iten polis, PİRHA muhabiri Melis Ciddioğlu’nun kolundan tutup yere fırlatarak, ‘Mağdur rolü oynama’ dedi. Yine açıklamayı takip etmek isteyen ARTI TV kameramanı Kadir Devir’in şiddet uygulayan polise, ‘Sizi şikayet edeceğim’ sözleri üzerine polis, ‘İstersen sana numaramı da vereyim akşam mesajlaşalım, kime şikayet ediyorsan et’ sözlerini kullandı. Sakarya Caddesi’nden yürüyerek, KESK binasına gitmek isteyen kadınları çekmek isteyen Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Emel Vural’a da şiddet uygulayan polis, çekim yaptığı makinasını ve kolunu tutarak yere fırlattı.

    ENGELLENEN KADINLAR SLOGANLARLA KESK BİNASINA YÜRÜDÜ

    Açıklama yapmaları engellenen kadınlar, Sakarya Caddesi’nden, KESK Genel Merkezinin önüne ‘AKP kadınlara hesap verecek’, ‘Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’, ‘İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmiyoruz’ sloganları ile yürüdü.

    KESK binası önüne gelen kadınlar burada da polis barikatları ile karşılaşınca sadece yaşadıkları polis şiddetine dair kısa bir açıklamada bulundular. Kadınlar adına açıklamayı KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan yaptı.

    “DANIŞTAY’IN HUKUKSUZ KARARINI TANIMIYORUZ”

    ‘OHAL Sürüyor Adaletsizlik Büyüyor’ sloganıyla başlattıkları Adalet Nöbeti için dün KESK binası önünde yine polis şiddetine maruz kaldıklarını anımsatarak sözlerine başlayan Kablan, “Siyasallaşan yargı siyasi kararlara imza atıyor. İşte bunlardan bir tanesi olan İstanbul Sözleşmesi’nin feshi. Tek adam kararının feshine karşı bu ülkedeki barıştan özgürlükten yana mücadele yürüten kadın örgütlerinin, sendikalarının, avukatların hukuk yoluyla açmış olduğu mücadeleye bir darbeyi de 19 Temmuz’da Danıştay 10’ncu Dairesi verdi. Bugün KESK’li kadınlar ne yapmak istiyordu; bu adaletsizlik ve hukuksuzluk silsilesinin devamı olarak İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak, bu hukuksuz kararı tanımadığımızı bir kez daha kamuoyuyla paylaşmak istiyorduk” diye konuştu.

    “CİNSİYETÇİ HAKARETLER EDİLDİ, ÖNLÜKLERİMİZ PARÇALANDI”

    Bu ülkenin örgütlü kamu emekçileri içerisinde en büyük konfederasyonlarından birisi olduklarını söyleyen Kablan son olarak şunları aktardı:

    “MYK üyelerimize, Şube yöneticilerimize kabul edilmeyecek insanlık dışı bir uygulama ile karşı karşıya kaldık. Sendikal eylemlerimizin en açık örneğine tanıklık ettik. Bu ülkede yıllardır kadın düşmanı politikalar hayata geçiriliyor. Sözleşmenin feshinden güç alan erkek yargıdan kaynaklı, erkekler bizlere daha fazla saldırıyor. En somut olarak, Sakarya Meydan’ında yaşadık. Polisler kadın arkadaşlarımızın kişisel bakımlarına dönük, bedenlerine ve cinsiyetlerine dönük hakaretler etti. Bunlar kayıt altına alınmadığı için bu pervasızlığa sessiz kalacağımızı mı sanıyorsunuz? Sendikamıza ait önlüklerimiz, çevik kuvvet tarafından amirlerinin gözleri önünde müdahale edilmeden arkadaşlarımızın üzerinden parçalandı. Bu şiddeti nereye koyuyorsunuz? Hangi hukuktan güç alıyorsunuz? Biz hukuksuzluğun güç aldığı yeri çok iyi biliyoruz. Bize sendikal ders vermeye çalışıldı. 20 Temmuz sivil darbesinden bu yana Ankara’da başka bir anayasa mı devrede? Bunun hesabı hukuk karşısında verilecek. Cinsiyetine, duruşuna, bedenine hakaret eden kadın arkadaşlarımızla bunun hesabını soracağız. Gün gelir devran döner, haklılığımız aldığımız güçle biz yine burada oluruz, İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklama sloganlarla ve alkışlarla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Diyanet, kadınlar üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyor, izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Diyanet, kadınlar üzerinde tahakküm kurmaya çalışıyor, izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA- Kadınlar, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) yaşamdaki etkisini anlattı. İnsan hakları aktivisti Fatma Yavuz, özgürlüğü savunmanın Diyaneti rahatsız ettiğinin altını çizerken, KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil de, DİB’in fetvalarla kadınların yaşamları üzerinde tahakküm kurmaya çalıştığını söyledi. Avukat Arzu Aydoğan da Diyanetin asıl politikasını “Kadınları aile içinde tanımlamak” olarak ortaya koyduğunu aktardı. 

    Türkiye’de her gün en az 2-3 kadın katlediliyor, sosyal medya ve yaygın medya üzerinden tehdit ediliyor, sokakta, işte, evde tacize, cinsel istismara uğruyor. Bunu yanında devlet kurumları tarafından ötekileştirici dile maruz kalıyor. Bu kurumların başında Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) geliyor.

    DİB yetkilileri; açıklamalarında, sorulan sorulara verdikleri yanıtlarda ve yayınladıkları kitap ve videolarda kadınların yerini tarif eden, nasıl giyinmesi, ne zaman dışarı çıkmasından kaç çocuk doğuracağına kadar kadını ‘İslam dininin gerekleri’ diyerek, araçsallaştıran bir noktada görmeye devam ediyor.

    Diyanet İşleri Başkanlığı her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalar ile toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oluyor. Din işlerinden sorumlu devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim bir tartışma konusu olageldi. Ancak son dönemde, Diyanet İşleri Başkanlığına “özel” bir rol biçildiğini görüyoruz.

    DİB’in bu tutumuna dair CAN TV’ye kadınlar değerlendirmede bulundu.

    İnsan Hakları aktivisti Fatma Yavuz, 14 yıl Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kuran kursu öğretmeni olarak görev yaptığını belirterek, “İnsan hakları savunucusuyum. Dolayısıyla insan haklarının hiç ayırmadan bütün insanlar için savunulması gerektiğini düşünen biriyim” dedi.

    Diyanet, savunduğu insanların hayat tarzlarını meşrulaştırmak olarak gördüğü için bu durumu suça dönüştürdüğünü ifade ederek, “Mesela şortu savunmak başörtüsünü savunmaktır. Buradan kastım özgürlük yani ben kendim tesettürlüyüm yani şort giymiyorum ama giyenlerin özgürlüğü savunmasam yarın başörtüm için özgürlüğü savunmak için yüzüm olmaz diye düşündüm. Bu bir duygu. Bugün ben özgürlüğü savunmalıyım ki yarın sıra bana geldiğinde de böyle bir talep etme hakkım olsun. LGBT + bireylere yapılan tacizleri eleştiriyorum, onlara karşı nefret söylemi nefret suçlarını eleştiriyorum. Diyanet bütün bunları yaşam tarzını meşrulaştırmak diye suça dönüştürdü. Diyanetin politikası tam da budur” diye konuştu.

    “İKTİDAR MAKBUL KADIN İSTİYOR, DİRENİŞİMİZ BUNA KARŞIDIR”

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil de, kadınların yaşamının bütününde bir müdahale söz konusu olduğu, buna karşı kadınların kendi yaşamlarına ve geleceklerine hayatlarına sahip çıkmak istedikleri için bu ülkede erkekler tarafından katledildiğinin altını çizdi.

    Şükran Kablan Yeşil, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir takım yasal düzenlemelerle boşanmanın engellenmesinden tutun nafaka hakkının tartışmaya açılmasına kadar siyasal iktidarın hayata geçirmeye çalıştığı politikaları göz önünde bulundurulduğunda ve Diyanet’in fetvalarına bakıldığında aslında kadınların yaşamları üzerinde tahakkümü denetimi kurmaya çalışıyor. Kadınlara bir yaşam tarzı dayatılıyor. Kadınlar bunlara hayır dediği zaman buna itiraz ettiği zaman makbul kadın olmak yerine, kendi yaşamlarını hayatlarının, geleceklerinin sahibi olmak istedikleri zaman şiddete ve katliama maruz kalıyorlar. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda Diyanet direk olması bile dolaylı bunu özendiren bunun önünü açan politikalarına sahip olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü buradaki esas mesele makbul kadın itaat eden, erkeğe başta devlette siyasal iktidara ve dinsel yaşam tarzı içerisinde itaat eden makbul bir kadın tipi yaratmak istenmesidir. Dolayısıyla bunu bize dayatan ve bu yaşam biçimini bize vazgeçilmez ve tek seçenek olarak sunan Diyanet de bu süreçte sorumluluk sahibidir.”

    “DİYANET ASIL POLİTİKASINI “KADINLARI AİLE İÇİNDE TANIMLAMAK” OLARAK ORTAYA KOYDU”

    Avukat Arzu Aydoğan da, kadına yönelik şiddeti önlemede en önemli kılavuzun İstanbul Sözleşmesi olduğunu vurgulayarak, “İstanbul Sözleşmesi’ne dair hukuki mücadelemiz sürüyor. İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında imzalandı ve çok büyük bir coşkuyla yürürlüğe konuldu ancak o yürürlüğe konulurken de cılız seslerle bu sözleşmenin yarattığı huzursuzluk da vardı. Ancak hükümet de kadına yönelik işkencede kararlı adımlar atıyormuş gibi göründüğü dönemde bu sesler cılız olarak çıkmaya devam etti. Daha sonrasında hükümet ve devlet mekanizmaları yönünü değiştirdi ve kadına yönelik şiddeti önlemedeki mücadeleden vazgeçti” ifadelerine yer verdi.

    Diyaneti referans alan yayın organlarında İstanbul Sözleşmesi’nin yuva yıktığını, Türk aile tipine uygun olmadığını, kadınların namusunu hiçe saydığı gibi birtakım hurafelerle İstanbul Sözleşmesi’ni hedef haline getirilmesini savunduğuna dikkat çeken Arzu Aydoğan, “Sonrasında maalesef Türkiye sözleşmeden çekildi. Sonrasında dava süreci başladı. Bu süreçte Diyanetin asıl politikasını “Kadınları aile içinde tanımlamak” olarak ortaya koyduğunu aktardı. Diyanetin kadının hiçbir şekilde tek başına var olamaması için çabaladığını dile getiren Arzu Aydoğan, kadınların mücadelesine dikkat çekti.

    Rohat EMEKÇİ-Diren KESER/PİRHA

     

     

  • KESK’ten, zorunlu din dersine karşı 27 Şubat buluşmasına kitlesel katılım çağrısı-VİDEO

    KESK’ten, zorunlu din dersine karşı 27 Şubat buluşmasına kitlesel katılım çağrısı-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanları Mehmet Bozgeyik ve Şükran Kablan Yeşil, zorunlu din derslerine karşı 27 Şubat’ta Kadıköy’de yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptılar. Din derslerinin bilimsel eğitimden uzak olduğunu vurgulayan KESK yöneticileri, “Gerçek anlamda demokrasiden, eğitimin özerkliğinden yana olan herkes bu mücadelenin bir parçası olmalı” dedi. Her iki eş genel başkan da Alevilerin asimile edildiğine dikkat çekti.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için Demokrasi Konferansı bileşenlerinden Aleviler öncülüğünde 28 Aralık’ta başlatılan imza kampanyası devam ederken, 27 Şubat’ta İstanbul’da ‘Demokrasi ve Laiklik’ buluşması gerçekleştirilecek.

    Zorunlu din derslerinin 4-6 yaşındaki çocuklara da verilmek istenmesine karşı mücadele eden örgütlere Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’ndan da (KESK) destek geldi.

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, İstanbul Kadıköy Meydanı’nda yapılacak eyleme kitlesel katılım göstereceklerini belirtti. Bozgeyik, din dersi dayatmasının 4 + 4 + 4 eğitim sistemi ile birlikte daha da yoğunlaştığına dikkat çekerek, Türkiye’deki farklı inanç kesimlerinin görmezden gelindiğini belirtti.

    “DEVLET, FARKLI İNANÇ KESİMLERİNE DAYATMADA BULUNUYOR”

    Bozgeyik, 1 Aralık 2021’de yapılan 20. Milli Eğitim Şurası’nda gündeme gelen “Okul öncesi sınıflar için din eğitimi” önerisinin pedagojiye aykırı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “AKP iktidarı zaten 2002 yılından bu yana tek tipçi, Türk-İslam sentezci, eğitim alanında ve de toplumsal yaşamda asimilasyona dayalı politikaları Alevilerin, Kürtlerin farklı inanç ve mezhepte olan kesimlere dayatmada bulunuyor. Bu nedenle de biz, kurulduğumuz günden bu yana hem eğitim hem de kamu alanında bilimsel, nitelikli eğitimin anadilinde, özgürlükçü, laiklik çerçevesinde, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkartılması gerektiğini ifade ediyoruz. Sendikalarımızın geçmişte zorunlu din dersleri uygulamasını bilimsel olmadığına yönelik birçok değerlendirmesi var. Bugün Avrupa’daki eğitim sistemine baktığımızda Avrupa toplumunda da farklı kimliklerden inançlardan yurttaşlar var ancak oralardaki eğitim sisteminde bir dinselleştirme olmadığını görüyoruz. Sonuçta inanç, kişiyle inandığı ritüel arasında olan bir ilişkidir.

    “27 ŞUBAT’TA MİTİNGE ETKİN ŞEKİLDE KATILACAĞIZ”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de daha önce zorunlu din dersinin kaldırılmasına ilişkin kararları vardı. Maalesef bakanlık, bir hülle ile müfredatta 1-2 sözcüğü değiştirerek sanki mahkemenin kararı doğrultusunda bir değişiklik yaptı imajı yarattı. Bu açıdan Türkiye’deki Alevi örgütleri ve demokratik, nitelikli, kamusal, özgürlükçü, anadilinde eğitimden yana olan tüm kesimlerle birlikte 27 Şubat’ta Kadıköy’de buluşacağız. Orada bu talepler güçlü bir şekilde ifade edilecek. Biz de KESK olarak İstanbul Şubeler Platformu ve Eğitim Sen’in İstanbul’daki 9 şubesi ve KESK’e bağlı diğer iş kollarımız ve üyelerimizle 27 Şubat’taki buluşmaya etkin olarak katılım çağrısını da yapmak istiyorum.”

    “BU ÖZLEMİ DUYAN SADECE ALEVİ YURTTAŞLAR DEĞİL”

    KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil ise “Ülkede yaşayan Alevi yurttaşlarımız uzun yıllardır yok sayılmanın ve inançlarını özgürce yaşayamamanın baskısı altında yaşamlarını devam ettiriyorlar” diyerek süren asimilasyona dikkat çekti.

    Yeşil, AKP iktidarının, Sünni mezhebini ön plana çıkartan ve “Kindar-dindar bir nesil” yetiştirme ideolojisinde ısrar ettiğini belirterek şunları aktardı:

    “AKP, ülkedeki farklı inançların, başta Alevi yurttaşların olmak üzere varlıklarına dönük sürekli saldırılar gerçekleştirdi. Bunun en temel yaşama geçiriliş alanı, eğitim alanındaki ideolojik dönüşüm politikalarıydı. Sadece 20. Şura’da 4-6 yaş okul öncesine dönük din eğitimini zorunlu hale getirme kararından çok daha önce bildiğiniz üzere imam hatipleşmenin, 4 + 4 + 4 eğitim sistemindeki uygulamayla da bu yurttaşların yok sayılması söz konusuydu. Demokrasi Konferansı bileşenleri de haklı olarak eşit yurttaşlık temelinde, ‘Özgür bir toplum için laik ve bilimsel bir eğitim istiyoruz’ şiarıyla imza kampanyası başlattı. Bu anlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Alevi yurttaşların, zorunlu din dersinin kaldırılması ve çocukların muaf tutulmasına dönük yaptıkları başvuru çerçevesinde verdikleri lehte kararlar var. AKP iktidarı yıllardır bu kararları görmezden gelmekte. Dolayısıyla ülkedeki Alevi yurttaşlar, inançlarını özgürce yaşayabilecekleri, laikliğin esas alındığı, tek bir mezhebin ve dinin dayatılmadığı bir eğitim sistemi içerisinde kendi inançlarıyla yaşayabilecekleri bir toplum istiyor. Bu özlemi duyan sadece Alevi yurttaşlar değil; bu ülkede yaşayan ve ülkenin gerçek anlamda demokrasiden, eğitimin bilimselliğinden, eğitimin özerkliğinden yana olan herkes ve biz de KESK olarak bu mücadelenin bir parçasıyız. Çünkü özgürlüklerin önünü ne kadar açarsak eşit yurttaşlık temelinde birlikte yaşamın da var olacağı bir ülkeyi inşa etmiş oluruz. Bu anlamda bizde KESK olarak bu sürecin bir parçası, bileşeni olarak 27 Şubat’ta Kadıköy’de olacağız. AKP iktidarının, uluslararası sözleşmelere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin mevcut kararlarını hayata geçirmesi için taleplerimizi dillendireceğiz. Pedagojik olarak hiç uygun olmayan din dersi uygulamasına bir an önce son verilmesini talep edeceğiz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • KESK ve TTB: İçinde bulunduğumuz dönem 12 Eylül faşizmini aratmıyor -VİDEO

    KESK ve TTB: İçinde bulunduğumuz dönem 12 Eylül faşizmini aratmıyor -VİDEO

    PİRHA- OHAL Komisyonu’nun Barış Akademisyenleri için verdiği ‘ret’ kararlarına ilişkin düzenlenen basın toplantısında konuşan KESK Eş Genel Başkanı Şükran Yeşil Kablan, “İçinde bulunduğumuz dönem 12 Eylül faşizmini aratmıyor. AİHM’e savunma verecek olan Türkiye’nin uluslararası insan hakları karnesinde notu en aşağılara düştü” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) OHAL Komisyonu’nun Barış Akademisyenlerine yönelik verdiği ret kararlarına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleşen açıklamanın yapıldığı salona “Retleri reddediyoruz, barışa sahip çıkıyoruz” pankartı asıldı.

    Toplantıya Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Başkanı Nejla Kurul, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, KESK Eş Genel Başkanları Şükran Kablan Yeşil ve Mehmet Bozgeyik, TTB Genel Sekreteri Vedat Bulut katıldı. Açıklamada basın metnini KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil okudu.

    “AYM, İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VERDİ ANCAK UYGULANMIYOR”

    Anayasa Mahkemesi kararlarının hiçe sayıldığı bir ortamda hukukun üstünlüğünden bahsedilemeyeceğini vurgulayan Kablan, “Başvurucular hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırıldılar. Somut olayın koşullarında başvurucular hakkında zorunlu toplumsal bir ihtiyaca karşılık gelmediği kabul edilen müdahalenin hedeflenen terör örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında kamu düzeninin korunması amacıyla orantılı olduğunun gösterilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Kamu gücünü kullanan organlar, devlet politikalarına yönelik eleştirilere cevap verilmesi hususunda ülkedeki herkesten daha fazla imkâna sahiptir. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir” deniler ek ilgili bildirgenin hem ifade özgürlüğü kapsamında görülmesi gerektiği hem de bilim özgürlüğünün doğal bir sonucu olduğu belirlenmiştir” şeklinde konuştu.

    “OHAL KOMİSYONU AYM’NİN KARARINI TANIMIYOR”

    Bugüne kadar toplamda 87 ret kararı veren OHAL Komisyonu’nun 325 akademisyenin başvurusunu sonuçlandırmayarak oyalamaya ve hukuki sürecin önünü tıkamaya devam ettiğini belirten Kablan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Anayasa Mahkemesi kararları tüm devlet organları gibi OHAL Komisyonunu da bağlar. Buna rağmen, OHAL Komisyonunun kararlarında Anayasa Mahkemesinin Füsun Üstel kararının adını bile anmaması anayasal düzenin hiçe sayılması anlamına geldiği gibi Türk Ceza Kanunu anlamında da suç oluşturabilecek nitelikte kasıtlı bir eyleme vücut vermektedir. Anayasa Mahkemesinin kararı ihraçların ILO’nun temel 87, 98 ve 111 nolu sözleşmelerine aykırılığı da bir kez daha ortaya koymaktadır. OHAL Komisyonu’nun nasıl çalıştığını, hangi keyfiyetle kararlar verdiğini sorguluyoruz. Bu Komisyon adaleti geciktirmeden ve akademilerde hükümete aykırı düşünen bilim insanlarının mağduriyetini artırmaktan başka bir şeye yaramamıştır. 10 Ocak 2022 tarihinde AİHM’e savunma verecek olan Türkiye uluslararası insan hakları karnesinde notunu en aşağılara düşürmüş durumdadır. Barış akademisyenlerinin haklarını gasp edenler hukuku çiğnemekte olduklarının elbette farkındalar.”

    “KOMİSYONUN KRİTERLERİNE BAKILDIĞINDA CUMHURBAŞKANI DA GÖREVDEN ALINMALI”

    Kablan’nın ardından söz alan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, uzatılmış bir OHAL süreci içerisinde olduklarını ve OHAL Komisyonu’nun iktidardan nasıl tepki almam düşüncesi ile karar verdiğini belirterek, “Anayasa mahkemesi OHAL kararlarından sonra birçok karar üretti. Masumiyet karinesi gibi pek çok karar verdi. OHAL komisyonu bu kararları uygulamıyor. Müvekkillerimiz öğrenci iken kamu görevlisi olmadan attıkları sloganlar, sosyal medya paylaşımlarından haklarında soruşturma açıldıysa memuriyete engel olmayan cezalar alınmışsa bunlar akademisyenlerin önüne çıkarılıyor. Bu şekilde uygulama olursa cumhurbaşkanı görevinden alınması gerekiyor, arşiv kaydına bakıldığında terörle mücadele kapsamında bir suçtan hüküm giydiği görülecektir” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından toplantı basına kapalı şekilde devam etti.

    PİRHA/ANKARA