Pirha- Üniversite öğrencisi Şule Çet, bir plazanın 20’nci katından şüpheli bir şekilde düşerek hayatını kaybetmişti. Şule Çet’in katilinin avukatı Paşa Büyükkayaer, Zafer Partisi Çorum milletvekili adayı oldu.
29 Mayıs 2018’de Gazi Üniversitesi öğrencisi Şule Çet’in, bir plazanın 20’nci katından şüpheli şekilde düşerek yaşamını yitirmesiyle ilgili davada 18 yıl 9 ay hapis cezası verilen Berk Akand ile müebbet ve 12 yıl 6 ay hapis cezası verilen Çağatay Aksu’nun avukatlığını yapan Paşa Büyükkayaer, Zafer Partisi’nden Çorum 1’inci sıra milletvekili adayı oldu.
Büyükkayaer adaylığını, “2023 Genel Seçimleri Türk Milliyetçileri ve Atatürkçüler için tarihi bir varoluş referandumu niteliğindedir” ifadeleri ile duyurdu.
Ankara’da bir plazanın 20. katından atılan Şule Çet davasında sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’a verilen cezalar onandı.
Üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Şule Çet’in geçen yıl Ankara’da bir plazanın 20. katından düşerek şüpheli bir şekilde hayatını kaybetmesiyle ilgili İstinaf Mahkemesi sanık Çağatay Aksu’ya ‘kasten öldürmek’, ‘nitelikli cinsel saldırı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından müebbet ve 12 yıl 6 ay, sanık Berk Akand’a ise tüm suçlarda Aksu’ya yardım ettiği gerekçesiyle 18 yıl 9 ay verilen hapis cezasını onadı.
Geçtiğimiz aralık ayında Çağatay Aksu ile Berk Akand’ın yargılandığı davanın 6. duruşmasında karar açıklanmıştı.
Davada kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanık Çağatay Aksu’nun müebbet ve 12 yıl 6 ay hapsine, sanık Berk Akand’ın ise 18 yıl 9 ay hapsine hükmetmişti.
Şule Çet’in şüpheli bir biçimde yaşamını yitirmesine ilişkin davada bugun kararın açıklanması bekleniyor. Davada savcılık, katil zanlıları Çağatay Aksu için müebbet hapis cezasının aynı sıra 30 yıl, Berk Akand’a ise 40 yıl istedi.
Sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand, Ankara 31’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinayet, nitelikli cinsel saldırı ve hürriyeti yoksun kılma suçlarından tekrar hakim karşısına çıktı.
Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand ile Şule Çet’in babası İsmail Çet, aile yakınları, tarafların avukatları ile davaya müdahil olan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının avukatı katıldı.
SANIKLARDAN SAVUNMA
Duruşmada savunma yapan sanık Çağatay Aksu, “Olaydan hemen sonra hakkımızda sahte haber ve otopsi sonuçları çıkarıldı” diyerek şunları iddia etti:
“Aslı olmayan raporlar sunuldu. Halk galeyana getirildi. Sosyal medyadan ortalık kışkırtıldı. Bir gazete haberi, halk baskısı sonucu tutuklandık. Hakkımız olmayan suçlama sonucu buradayım.
O gece keyifli bir gece geçiriyordu. Şule, erkek arkadaşının baskısı sonucu bir arkadaşını arayarak benim kendisine bira, sigara aldığımı söylüyor. Şule’nin telefonuna malesef ulaşamıyoruz. Çünkü kayıtlarda avukat bizlere hakaret ediyor. Hepsi silinmiş.
Tecavüz ettiğim söyleniyor ama ne DNA ne de sperm yok. Ofiste herhangi bir dağınıklık durumu da yoktu. Şule ile boğuşma yaşandığı söylendi. Yapılan incelemede bulgu yok. Ne bir darp izi ne de bir parmak izi yok. Neden yargılandığımı bilmiyorum. Sinir krizleri geçiriyorum. Bu deliller ışığında nasıl ceza alırım. Şule’ye dokunmuşluğum yok. Sizden rica ediyorum bunlardan ceza alacak biri değilim. Kendi raporlarını sosyal medyada adli tıp raporu olarak paylaştılar. Dünyanın en aşağılık olayından, tecavüzden bahsediyoruz. İnsaf diyorum. Delillerde birşey varsa beni asın. Medya baskısı ile beni yakacaklar. Gerekirse yalan makinasına sokun beni. Bu kadar profesyonelce işlenen cinayet mi olur?
Takdir mahkemenin. Gerekirse bir daha belgeleri okumanızı, şerefim üzerine yemin ediyor ve vicdanınıza sığınıyorum. 45 gün rüyamda Şule’yi gördüm. Karakolda sinir krizleri geçirdim. Kafamı yerlere vurdum. Vicdanınıza çok güveniyorum. Herhangi bir baskıya bağlı kalmadan karar vereceğinizi biliyorum.”
Duruşmada sanık Berk Akand ise cinayete dair hiçbir şey görüp duymadığını belirterek, ” Ben bir tek mahkemeye yardım ettim. Çağatay’a yardımım falan yok” dedi.
Çağatay Aksu’nun avukatı Levent Ekmen de delillerin yok sayıldığını savunarak, “Bu bir ihtimal kurgusudur. Tüm resmi raporlarda maktülün kesin olarak cinsel saldırıya uğradığı söylenemiyor. Suçlu olduğumuzu gösteren rapor yok. Sıfır delil. Bu kızcağız nasıl olurda hiç direnmez. En az delil bırakan ölümler intihar vakalarında olur. Kurbanlık koyunlar bile kaçmaya çalışır. Maktülün elinde kendi saçı var. Mücadele etmediğini gösterir. Karar ihtimaller zinciriyle getirilemez. Beraat ve tahliye talep ediyoruz.”
Sanık Avukatı Ahmet Yaşar Erten ise direnmeye dair herhangi bir delile rastlanmadığını savunarak, “Delillerin karartılmadığı ortadadır.” dedi.
Av. Erten, şüpheden uzak somut deliller yoktur diyerek “suç oluşmadığına dair deliller daha fazladır” ifadelerini kullandı.
Mahkeme, sanık avukatlarının savunmalarıyla devam ediyor.
PİRHA – 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü sebebiyle Ankara’da sokağa çıkan kadınlar “Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar yaşamımıza ve yaşama arzumuza kast eden erkek şiddetinin bizi kuşatmasına izin vermeyelim” dedi.
Haberin videosu
Ankara Kadın Platformu öncülüğünde Kızılay’da bir araya gelen yüzlerce kadın, şiddete, yasaklara, savaşlara, ötekileştirmeye karşı “Hayır” dedi.
Çankaya Belediye binası önünde toplanan kadınların GMK Bulvarı üzerinde yürümelerine polis, engel oldu. Kadınlar, yasaklama kararına ıslık ve zılgıtlarla karşılık verirken, yapılan müzakere ardından Sakarya Caddesine yüründü.
“Korkmuyoruz, susmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganları eşliğinde Sakarya Caddesi’ne giren kadınlar, ellerinde “Jin, jiyan, azadi, Yaşamak İstiyoruz, Erkek devlet şiddetine son” pankartlarını da taşıdı.
Ankara Kadın Platformu adına ortak açıklamayı okuyan Hande Köse, “Erkek devlet şiddetine karşı isyanımızla sokaktayız! Yaşamak İstiyoruz!” diyerek şunları söyledi:
“Şiddet karşısında önleyici, koruyucu önlemler içeren 6284 sayılı kanun ve İstanbul Sözleşmesi’ni hedef alan, tecavüzcü ve istismarcılara affı gündem eden, kadını değil aileyi koruyan politikalarla karşımıza çıkan, sözde ‘mağdur erkekler’ yaratarak nafaka hakkımıza saldıran, doğayı sermaye sahiplerinin ellerine bırakan, ucuz, güvencesiz, esnek çalışma şartlarıyla ve işsizlikle emeğimizi sömüren AKP iktidarına, ‘Kadına yönelik şiddet abartılıyor’ diyen bakanına karşı bugün, 25 Kasım’da sokaklardayız.”
“YAŞAM ALANLARIMIZI SAVUNMAK İÇİN SOKAKLARDAYIZ”
“Babasından kocasına, polisinden devletine yolları kesmeye çalışanlara inat hayatlarımızın ve haklarımızın elimizden alınmasına izin vermemek, özgürlüklerimizi, emeğimizi ve yaşam alanlarımızı savunmak için 25 Kasım’da sokaklardayız.
Bundan tam 59 yıl önce bugün yani 1960 yılı 25 Kasım’ında, Maria, Patria, Minerva kardeşler Dominik Cumhuriyeti’nde ülkeyi şiddet ve zorbalıkla yöneten faşist erkek iktidara karşı verdikleri mücadele sırasında katledildiler. Onları katlederek mücadeleyi bitirebileceğini sanan faşist iktidar yalnızca 2 yıl içinde devrildi ve Dominik halkı özgürlüğüne kavuştu. Kelebekler diye anılan Mirabel Kardeşlerin, şiddet ve kanla beslenen bir diktatörü devirme mücadelesinin biz kadınlara verdiği ilham ve cesareti 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bir kez daha haykırmak için sokaklardayız.”
“ÖLDÜRÜLEN HER KADININ HESABINI SORMAK İÇİN SOKAKLARDAYIZ”
Yasalarla, fetvalarla ne giydiğimizden nasıl yaşadığımıza kadar uzanan bitmek bilmeyen kadın düşmanı politikalarla yaşamlarımıza saldırılıyor. Evde, iş yerlerinde, sokakta şiddetin her biçimi meşrulaştırılıp cezasız bırakılırken ‘yaşamak istiyorum’ diyen kadınların isyan çığlığı görmezden geliniyor.
Mahkeme kapılarında nöbet tutuyoruz çünkü kamuoyu baskısı olmaksızın katillerin, tacizcilerin, tecavüzcülerin tutuklanmayacağını, iyi hâl indirimleri yağdırılacağını biliyoruz. Şule Çet’in gülüşü, Ceren Damar’ın azmi aklımızda. Emine Bulut’un çığlığı bir an olsun kulaklarımızdan silinmiyor. İntihar denerek cinayetler örtbas ediliyor ama bizler Rabia Naz’ın, Şule Çet’in, Nadira’nın katillerini tanıyoruz. Ölümlerinin üstünün ‘intihar’ diyerek örtülmesine izin vermeyeceğiz.
Öldürülen her bir kadının hesabını sormak için yine sokaklardayız. Kadın katillerine ve onları koruyup aklayanlara inat bir kişi daha eksilmemekte kararlıyız.”
“SAVAŞ İLE KORKU SALIYORLAR”
“Aile odaklı dinci politikalar kadınları şiddetle karşı karşıya bırakırken kıllarını kıpırdatmayanlar boşanmayı zorlaştırmak için komisyonlar kuruyorlar, nafaka hakkımıza saldırıyorlar. Saldırılar ne kadar artarsa artsın bir adım bile geriye çekilmeyeceğiz.
Silahlara milyarlar harcanırken, kadınlara ‘yeni sığınak için bütçe yok’ deniyor. Erkeklerin başlattığı savaşlar yüzünden göç eden, her türlü emek sömürüsüne, ayrımcılık ve şiddete maruz kalarak savaştan en büyük yarayı alan yine kadınlar oluyor. Savaş ile korku salıyor, gündem değiştiriyor, şiddet faillerini affediyorlar. Kayyum politikalarıyla kadınların iradesini gasp ediyorlar. Kadın siyasetçileri tutuklayarak kadınları siyasetten uzaklaştırmayı hedefliyorlar. Kadınlar içeride ve dışarıda kadın düşmanı politikalara karşı yan yana gelerek, kadın mücadelesini yükseltiyor.
Tüm kadınlara çağrımızdır: Ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar yaşamımıza ve yaşama arzumuza kast eden erkek şiddetinin bizi kuşatmasına izin vermeyelim. Ekonomik, fiziksel, psikolojik, her türlü şiddetin karşısında yan yana gelelim, birleştirelim ellerimizi.
Evde, işte, sokakta, okulda, kentlerin dört bir yanında en tepedeki erkek iktidardan güç alarak karşımıza çıkan tekmecisine, patronuna, kocasına, katiline, hocasına; örgütlü tüm erkeklik biçimlerine karşı omuz omuza verelim. Tüm kadınların itaatsizliğini yükseltelim.”
“BU DÜZENİ TERSİNE ÇEVİRECEK GÜCÜMÜZ VAR”
“Erkek şiddeti tehdidine, kadın düşmanlığına, homofobiye, transfobiye hayvan sömürüsüne, doğa katliamına, savaşa, emek düşmanlığına karşı haklarımızı ve hayatlarımızı savunuyoruz. Örgütlü kadın düşmanlığının tüm saldırılarına rağmen yaşamakta inat ediyoruz ve yeni ve özgür bir hayatı kendimiz inşa ediyoruz. Bugün bunun için buradayız.
Bu düzeni tersine çevirecek gücümüz var, biliyoruz. Karakolda, mahkemede, evde, sokakta, minibüste, iş yerinde… Yaşadığımız her türlü erkek-devlet şiddeti karşısında birbirimizle dayanışarak kazanacağımızı biliyoruz. Hakkımız olanı ancak sokakta alacağımızı biliyoruz.
Bu kararlılıkla bugün ülkenin her yerinde şehir meydanlarını kadınların kahkahasıyla, isyanıyla doldurduk. Bizler gibi dünyanın her yerinde direnen kadınların mücadelesini selamlıyoruz: Bolivya’da, Şili’de, Lübnan’da, Beyrut’ta, İran’da ve Rojava’da sokakta yaşamları için dövüşen kadınlara binlerce selam olsun! Hayatın her alanında mücadele etmeye devam edeceğiz. Erkek egemenliğine, kapitalizme, faşizme, emperyalizme karşı kentleri kadınların isyanı ile saracak, kelebek etkisi yaratacağız.”
Yapılan açıklama ardından kadınlar, hep birlikte marş ve ezgiler okuyarak dans etti.
Üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Şule Çet’in 2018’de Ankara’da bir plazanın 20. katından düştüğü iddia edilerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesi ile ilgili davanın dördüncü duruşması bugün Ankara 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
13 Ekim’de bilirkişi heyeti, Şule Çet’in ölümünden önceki psikolojik durumu hakkındaki raporu tamamladı. Raporda, ‘Maktulün intihar edebileceği konusunda dosyada bir bilgi veya gözlemin olmadığı’ belirtildi. Raporda ayrıca, Çet’in elindeki bir tutam saç için de ‘intihar kanıtı olarak kabul edilemeyeceği’ tespitinde bulunuldu.
Bilirkişi heyeti, Şule Çet’in Sağlık Bakanlığındaki tedavi kayıtları, telefon mesajları ve sosyal medya hesapları üzerinde yaptığı inceleme sonunda, Çet’in intihara meyilli olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığını belirtti.
Üçüncü duruşmada sanıklardan Çağatay Aksu, avukatların ‘senaryo yazdığını’ iddia ederek, “Hiç şaşırmadım. Benim doğaüstü güçlerim mi var? Dokunmadan nasıl atayım? Ben anlamadım. Tanıklara itibar etmeyin. Yeni senaryo için başarılar dilerim” demişti.
“TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA…”
Dördüncü duruşmada Sanık Aksu, “Tahliyemi istemiyorum, beraatimi istiyorum.” derken Şule Çet’in babası İsmail Çet ise “Çıkıp da başkalarının kızlarını mı bu hale getireceksiniz?” diye tepki gösterdi.
Bilirkişi heyeti ise olay gününe dair “Düşme durumlarında noktasal kanamalar olur. Dosyanın geneline bakıldığında sıyrıklar ve maddi bulgular cinsel saldırıya işaret ediyor” diye belirtti.
Mahkeme, bugün görülen duruşmada sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı 20 Kasım 2019 Çarşamba saat 10:00’a erteledi. (HABER MERKEZİ)
Şule Çet’in şüpheli ölümünün ardından tutuklu sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın asansör önündeki son görüntüsünün dudak okuması “uzman yokluğu” gerekçesi ile yapılamıyor.
Şule Çet davasının seyrini değiştirmesi beklenen dudak okuma deşifresi uzman yokluğu gerekçesi ile yapılamıyor. Şule Çet’in geçen yıl Ankara’da bir plazanın 20. katından düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesinin ardından 15 Mayıs’ta görülen ikinci duruşmada “Olay yeri kamera görüntülerinin dudak okuma konusunda uzman kişilere gönderilerek sanıkların olay sonrası konuşmalarının tespit edilmesine” karar verildi.
Verilen ara karar doğrultusunda, Çet’in şüpheli ölümünden 18 dakika sonra ofisten çıkan tutuklu sanıklar Berk Akand ile Çağatay Aksu’nun asansöre binmeden önceki konuşmalarının deşifresinin yapılması beklenmeye başladı. Görüntülerde Berk Akand’ın telaşlı bir şekilde tepki verdiği Çağatay Aksu ile konuşmalarının deşifresi talep edildi.
Birgün’den Burcu Cansu’nun haberine göre 31. Ağır Ceza Mahkemesi, görüntülerin deşifresi için Emniyet Genel Müdürlüğü ve TRT’ye yazı yazdı. Emniyet Genel Müdürlüğü ve TRT uzman olmadığı gerekçesi ile görüntüleri deşifre edemediğini bildirdi.
UZMAN ARANIYOR
Bunun üzerine mahkeme, MEB’e bağlı İşitme Engelliler Okulu’na “çok acele iş” uyarısı ile bir yazı yazdı. Uzman görevli olup olmadığı sorusunun ivedilikle yanıtlanması talep edilen yazıda şöyle denildi:
“Mahkememizde görülen duruşma ara kararı uyarınca, kamu davasında olay yeri kamera görüntülerini içeren CD’ye kayıtlı görüntülerin dudak okuma konusunda uzman bilirkişiye verilerek, yapılabileceği takdirde taraflar arasında geçen konuşmaların çözümü yaptırılacağından, kurumunuzda dudak okuma konusunda uzman olan görevlilerin bulunup bulunmadığı hususunun ivedilikle mahkememize bildirilmesi rica olunur.”
Şule Çet davasının 3. celsesi Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık Çağatay Aksu ve sanık Berk Akand’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Duruşma 16 Ekim’e ertelendi.
Üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Şule Çet’in geçen yıl Ankara’da bir plazanın 20. katından düşerek şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesi ile ilgili davanın üçüncü celsesi Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand cinayet, nitelikli cinsel saldırı ve hürriyeti tehdit suçlarından tutuklu yargılandı.
Mahkeme, sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Duruşma 16 Ekim 2019 tarihine ertelendi.
Duruşmaya Şule Çet’in babası İsmail Çet, taraf avukatları, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda kitle örgütü ve kadın örgütü temsilcileri de katıldı.
Twitter’da duruşmadan bilgi geçen Şule İçin Adalet hesabının aktardığı bilgilere göre, duruşmada ilk ifade veren Mersin Üniversitesinde görevli Prof. Dr. Hakan Kar oldu. Kar, hakimin, “İncelenen bulgular sonucunda ne deliller buldunuz?” sorusu üzerine şu bilgileri paylaştı: Anal bölgede erkek prostat sıvısı, anal bölgede amilaz, boyunda kırık, vajinal yırtık.
Diğer raporlardan farklı olaraksa, düşme ile yaşanamayacak cinsel saldırı bulguları olduğuna dikkat çekildi. Prostat sıvısı ve DNA’nın ne kadar uzun süre kalabileceği soru üzerine Kar, “0-13 ile 0-48 saat arasında” cevabını verdi.
Mersin Üniversitesinden bilirkişi heyeti, Şule Çet’in tecavüze uğradığı yönünde kanıtların var olduğunu, Şule’nin boyun kemiğindeki kırık biçiminin daha çok elle boğmada görülen bir kırık olduğunu açıkladı.
SANIK AVUKATLARINDAN DAVANIN İLK SAVCISINA BASKI
Şule Çet cinayetinin ilk savcısı, Alev Ersan Albuz, “Sanık vekili avukatlar bana geldiler. Şule Çet’in avukatı Umur Yıldırım ile ilgili ses kaydı dinletmek istediler. Kabul etmedim. İnternetten yayınlayacaklarını söylediler” dedi.
Şule Çet’in avukatı Umur Yıldırım, “1. Celsede sanıkların telefonlarına el konuldu ama olay günü telefonlarını vermediler. İlk celsede Berk Akand Samsung marka telefon kullandığını söylüyor ama celse verilerine göre Huawei marka telefon teslim etmiş” bilgisini paylaştı.
Avukat Umur Yıldırım, “Çağatay Aksu, ‘Kızına sahip çıksaydın’ diyen birisi. Bu bir itiraf niteliğindedir. Dışarıdaki kadınların can ve mal güvenliği için sanıkların tutukluluğunun devamını istiyoruz” dedi.
Sanık Çağatay Aksu’nun avukatı, “Şule Çet genç bir kardeşimizdir, üzülüyoruz ama öteki tarafta iki anne var. Tek oğulları var bir yıldır tutuklular. Onları da düşünelim” dedi.
Sanık avukatlarının tutuksuz yargılama talebi kabul edilmedi. Sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi. Duruşma 16 Ekim 2019’a ertelendi.
ADLİYE ÖNÜNDE AÇIKLAMA: ERKEK ADALET DEĞİL, GERÇEK ADALET
Duruşma öncesi adliye önünde basın açıklaması yapıldı. “Erkek adalet değil, gerçek adalet” yazılı pankartın açıldığı açıklamada, “Erkek şiddetiyle aramızdan koparılan Şule Çet için buradayız. Adalet bugün buraya taşmış durumda. Adalet biziz. Şule Çet davası, tüm Türkiye’deki kadınların davasıdır. 3 duruşmadır gerçek adalet peşindeyiz. Milyonlarca kadınla, Türkiye’nin dört bir tarafında sokaklara çıktık. Şimdi de Şule için tüm kadınlar için gerçek adalet arayışımız devam ediyor” denildi.
PİRHA – Ankara’daki bir plazanın 20’nci katından şüpheli şekilde düşerek yaşamını yitiren Şule Çet’in davasında 2’nci duruşma görüldü. Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilerek dava 10 Temmuz’a ertelendi.
Çankaya’da bir plazanın 22. katından şüpheli şekilde düşerek 29 Mayıs 2018’de yaşamını yitiren üniversite öğrencisi 22 yaşındaki Şule Çet davasında 2. duruşma görüldü.
Katil zanlıları Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın yargılandığı dava Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesinde görçekleşti.
Dava öncesi sanık Çağatay Aksu’nun avukatı tarafından verilen dilekçede, “Şule Çet’in psikolojisinin babası para göndermedi diye bozulmuş olabileceği” iddia edilerek banka hesaplarının incelenmesi talep edilmişti.
Yoğun katılımın olduğu duruşmada, dava sanıklarının tutukluluk halinin devamına karar verilerek bir sonraki celse 10 Temmuz’da ertelendi. Duruşma çıkışında ‘Şule için adalet, herkes için adalet’ sloganları atıldı.
Şule Çet davasında Aksu ve Akand’ın 39 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması isteniyor.
“GERİCİ DÜZENİ SORGULAMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
Kadın örgütlerinden davaya ilgi bir hayli yüksek oldu. Sabah erken saatlerde adliye önünde bir araya gelen Kadın Meclisleri üyeleri, “Erkek adalet değil gerçek adalet istiyoruz” diyerek basın açıklaması yaptı. “Şule Çet cinayetinin peşinde olacağız” diyen kadınlar adına metni okuyan Rüya İnanır şunları söyledi:
“Burada adaleti haykırmak için bulunuyoruz. Cinayetin arkasındaki şiddeti, sömürüyü, eşitsizliği gözler önüne sermek için ve katillerin gerekli cezaları almasının takipçisi olacağımızı her defasında hatırlatmak için davanın takipçisi olmaya devam edeceğiz. Şule Çet’in zanlısı patronları tutuklamak yerine onları defalarca salan, Şule Çetin üniversite okuyabilmek için çalışmak zorunda olmasını değil, babasını Şule Çet’e para gönderip göndermediğini sorgulayan hukuk sisteminin adaletini bu defa biz sorgulamak için buradayız. Kadın, çocuk, genç ve tüm insanların geleceğini garanti altına almak yerine onları geleceksiz bırakan kapitalizmi sorgulamak için buradayız. Kadınların geceleri evde olmamasını, alkol almasını, taciz ve tecavüzle meşrulaştıran nedenler olarak önümüze getiren bu gerici düzeni sorgulamak için buradayız. Şule Çet’in katilleri cezalandırılana kadar burada olmaya devam edeceğiz ama bununla da yetinmeyip kadınların ne eve hapsedilmeyeceği ne şiddetin ne de eşitsizliğin bile sözkonusu olmadığı bir ülke kuracağız. Bizim ülkemizde gençler okuyabilmek için çalışmak zorunda olmayacak. Okullarımızda iktidarın, rektörün şiddeti değil yaratıcılık olacak. Biz bu umudu her geçen gün daha da büyütüyoruz. Bize iyi, güzel herhangi bir şey vaat edemeyecek bu düzen yıkılacak, hayallerimiz özgür kalacak. Şule Çet’ler, Rabia Nazlar yaşayacak.”
Şule Çet davasına HDP milletvekillerinden de destek geldi. Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu yaptığı konuşmada “Kadın isimleri saymaktan yorulduk ama mücadele etmekten yorulmadık” diyerek şöyle devam etti.
“Bugün mecliste Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu toplantısı olacak. Burada dile getirilenleri orada da aynı şekilde tekrarlayacağım. Artık mecliste daha aktif çalışılması gerekiyor. Artık seçimlerle ya da ülkenin gerçek gündemi olmayan konularla değil, kadın cinayetleri, çocuk istismarıyla uğraşılması gerekiyor. Biz, genç kadınları bu yaşlarda kaybetmek istemiyoruz. Onları yaşatmak ve gerçekten geleceklerini kurmalarını istiyoruz. Bunun için kadın dayanışması yaşatır diyorum.”
PİRHA – Kadınların Türkiye’de yaşadığı sorunlara dikkat çekmek amacıyla eylem düzenleyen KESK’li kadınlar ‘Düşlerimizin peşindeyiz, güzel günler göreceğiz’ dedi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Kadın Meclisi “Düşlerimizin peşindeyiz’ sloganıyla Türkiye gündeminde yer alan sorunlara dikkat çekmek amacıyla eylem düzenledi. Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde gerçekleşen etkinliğe kadınlar, üzerinde farklı sloganlar yazılı tişörtlerle katıldı.
“Güzel günler göreceğiz çocuklar” yazılı pankartın açıldığı eylemde ‘Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz,’ “KHK’lar gidecek biz kalacağı,”Erkek adalet değil gerçek adalet’, ‘Kadın cinayetleri politiktir’, ‘Çocuk istismarını aklatmayacağız’ , ‘ODTÜ onurumuzdur’ sloganları atıldı.
Eylemde ilk olarak Öykü Arin için seslenen Sağlık Emekçileri Sendikaları (SES) İzmir Şube Kadın Sekreteri Semra Doğan; “Geçtiğimiz pazar gününde Türkiye ve dünyada kampanyalar düzenlenen Öykü Arin’in annesi donör olun çağrısı yapıyor. Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz: 150 bin adet doku örneği var bir an önce çalışın zamanımız kalmadı” dedi.
“BEYAZIN TEK ANLAMI VARDIR ODA BARIŞTIR”
Eylemde anneler gününe dikkat çekilerek; “Anneler gününde cezaevleri önünde beyaz tülbentli annelerimizi unutmadık, Beyaz evrensel bir renktir ve sadece bir anlamı vardır o da barıştır. Bütün bunlar olurken diğer taraftan çocuklarımıza tacizi tecavüzü reva gören ‘bir kereden bir şey olmaz diyen açıklamalar da yapıldı bu memlekette. İstismarı protesto edenler yaka paça gözaltına alındı” ifadeleri kullanıldı.
“KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”
Kadın cinayetleri ve KHK’li ihraçlar da eylemin öne çıkan başlıkları oldu. Yapılan açıklamalarda şunlar dile getirildi:
“Kadılara yapılan taciz, tecavüz bitmediği için mi sıra çocuklara geldi? O yasaları uygulayın, yasalar çok açık yoksa bu kadar kadın ölmek zorunda değil, kadın cinayetleri politiktir, bunu hepimiz biliyoruz biliyorsunuz.
Ekonomik kriz kadınları nasıl etkiliyor? Önce işsizlik, sonra açlık, pazara bile gidemeyecek kadar sefalet. Depresyon, hüzün acıdan başka bir şey var mı? Bir OHAL dönemi geçirdik yasalara aykırı bir şekilde kanun hükmünde yasalar çıkarıldı. Ve bir gece ansızın 150 bin kişi işinden ihraç edildi. Keşke sadece ihraç edilselerdi. Bir de ağaç kökü yesinler dediler.”
“YAŞAM HAKKI EN DOĞAL HAKTIR”
“Bunun yanında sağlık hakkı var, seçme ve seçilme hakkı var. Onlar da alındı ellerinden. Yakın zamanda ihraç edilmiş bir profesör sesleniyor ‘ölmek istemiyorum’ diyor. Çünkü pasaportuna el konulmuş, tedavi olmak için yurtdışına gidemiyor. Ve bu kişi iki defa beraat etmiş. Ağaç kökü yemek değil, bu ülkede tedavi hakkı, yaşam hakkı elinden alınmış. Bu ülkede imzalanan protokoller var. yaşam hakkı en doğal hak. Bunun bir diğer adı sizi tecrit ediyoruz, insan içine bile çıkmayacaksınız. Sivil ve sosyal ölüme mahkum edildiler. Seçimler iptal edildi belli yerlerde bu KHK ile ihraç edilenler yüzünden değil mi?”
“ÜNİVERSİTELER BİZİMDİR”
“ODTÜ’lü öğrenciler de bizim onurumuz, bilimden yana geçtiğimiz günlerde onur yürüyüşünü yasaklayan rektör Verşan Kök’ü protesto ettiler. Rektör için helva kavuran üniversiteliler protestolarına hala devam ediyor. LGBTİ+ düşmanlığınızı ve yasaklarınızı tanımıyoruz, düşmanlığınızı ve homofobik söylemlerinize göz yummuyoruz, üniversiteler bizimdir diyoruz.”
“BARIŞ AKADEMİSYENLERİ CEZAEVİNDE”
“Sadece barış istedikleri bu suça ortak olmayacağız dedikleri için asıl yerleri akademi olan Barış Akademisyenlerimiz her gün üçer beşer cezaevlerine gönderiliyor. Üniversitelerde artık akademiyi arayın da bulun.
Savaş bir halk sağlığı sorunudur, aşılarımız ne oldu, bağışıklıklarımız ne oldu? Her şey birbirine karıştı. Yaşatmaya ant içmiş bir meslek örgütü olan TTB de onurumuzdur.”
“BU ÜLKEDE GERİCİ EĞİTİM İSTEMİYORUZ”
“Biz bu ülkede tekçi gerici bir eğitim istemiyoruz, kız çocuklarımız, oğlan çocuklarımız, beraber okuyacaklar bilime ancak böyle ulaşılabilir.”
Eylemi sogan ve zılgıtlarla sonlandıran KESK’li kadınlar, bir plazada katledilen Şule Çet’in yarın Ankara Adliyesi’nde görülecek davası için çağrıda bulunuldu.
Gazi Üniversitesi öğrencisi Şule Çet’in ölümüyle ilgili kamuoyu oluşturmak için kurulan Şule Çet İçin Adalet Komisyonu, 6 ve 7 Nisan’da Ankara, İstanbul ve İzmir’de buluştu.
Buluşmada yapılan ortak açıklamada duruşmada sanıkların değil sanki Şule’nin “yargılandığına” dikkat çekilerek “Bizi bugün bir araya getiren Şule Çet ve diğer katledilen kadınlar için adalet arayışımızdır. Şule Çet’in katledilmesi ve mahkeme tarafından yapılan adaletsizlik bize şu anki yargının tamamıyla erkeği koruduğunu gösterdi. Şule Çet’in 15 Mayıs’ta görülecek duruşmasına kadar katledilen, adaletsizliğe uğrayan kadınların sesini her yerde duyuracağız” denildi.
“TÜRKİYE’NİN HER YERİNDEN SES VERİLDİ”
İstanbul’da gerçekleştirilen buluşmada Şule Çet Adalet Komisyonları’ndan Nazlı Yöyler, “Sosyal medyadan başlattığımız Adalet Komisyonları başvuru kayıtlarına Türkiye’nin her yerinden ses verildi” dedi.
İzmir’de yapılan toplantıda ortak açıklamayı okuyan Melisa Demir, “Biz biliyoruz ki bu mahkemeye Adalet Komisyonlarının kitlesel katılımı mahkeme sürecini tamamen değiştirecektir. Bizim o gün mahkeme önünde, sokaklarda Şule Çet için adalet çığlığımız, dalga dalga büyüyerek Şule’ye ulaşacaktır” dedi.
Sonuç bildirgesini okuyan Alev Özkiraz, “Psikolog arkadaşlarımızın oluşturduğu Kadın Adaleti Psikolog Komisyonu çeşitli biçimlerde erkek şiddetine maruz kalan kadınlara psikolojik destek sunacak. Öz savunma atölyeleri ile bir saldırıya karşı kendimizi savunmayı öğreneceğiz” ifadelerini kullandı.
Otopsi raporunun ardından cinsel saldırıya maruz bırakıldığı ortaya çıkan Şule Çet’in şüpheli ölümüne ilişkin dosyada yeni bulgulara ulaşan Prof. Dr. Hakan Kar, “Kayıp giysi bulunup analiz edilirse önemli verilere ulaşılır” dedi.
Ankara’da üniversite öğrencisi olan 23 yaşındaki Şule Çet’in, 29 Mayıs’ta eskiden yanında çalıştığı Çağatay Aksu’nun ofisinin olduğu plazanın 20. katından aşağıya atlayarak intihar ettiği iddia edilmiş ancak cinsel saldırıya uğradığı ve ölümünün şüpheli olduğu ortaya çıkmıştı.
Çet’in ölümüne ilişkin hazırlanan iddianame Ankara 31’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş, iki sanık hakkında dava açılmıştı.
Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anablim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Kar, Çet’in ölümüne ilişkin delil olabilecek yeni bulgulara ulaştığını açıkladı.
Milliyet’ten Mert İnan’a konuşan Kar, en önemli delil objesi sayılan Çet’in üzerindeki siyah iç çamaşırının adli tıpta incelenemeden ‘kaybolduğunu’ belirten Kar şunları söyledi:
“Dosya bize gelmeden önce Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurumu’nun raporu mahkemeye sunulmuştu. Bu raporda cinsel ilişkinin varlığına işaret edilmiş ancak yüksekten düşmeye bağlı ölüm gerçekleştiğinden, cinsel ilişkinin zorla olup olmadığının ayırt edilemediği belirtilmişti.”
Şule Çet’in olay yeri inceleme raporları, ifadeler, telefon mesaj kayıtları, adli ölü muayenesi, otopsi, laboratuvar tetkiklerinden elde ettiğimiz bulgular ile fotoğraf ve videoları değerlendirip ek bulgular tespit ettik.
Adli ölü muayene görüntülerinde maktülün üzerinde olan siyah iç çamaşırı kayıp olduğundan inceleme yapılamamış. Oysa bu gibi soruşturmalarda iç çamaşırı en önemli delil objesidir. Kayıp iç çamaşırı ortaya çıkar ve analiz edilirse çok önemli delillere ulaşılır.”
Çet’in yaşamını yitirdiği dairenin lavabosundaki kırmızı lekelerin de hiç araştırılmadığını kaydeden Kar, “Raporumuz mahkemeye sunuldu. Talep gelirse 15 Mayıs’taki mahkemede raporumu anlatabilirim” dedi.
OTOPSİ RAPORUNDA OLMAYAN AYRINTI
Olay yeri incelemedeki eksikliklere dikkat çeken Kar, şu bilgileri paylaştı:
“Elde ettiğimiz bulgulara göre, Şule Çet olayında cinsel ilişkiye zorlama var. Ancak bu eylemin nasıl olduğu, kaç kişi tarafından gerçekleştirildiği mahkeme tarafından ortaya çıkartılır. Çet’in düştüğü söylenen pencereden parmak izi çıkmıyor. Çet’in kalça kısmında ısırık iziyle uyumlu lezyon gördüm. Bu ayrıntı otopsi raporu yoktu. Olay yeri inceleme ilk anda intihar anonsu geçtiğinden cinsel saldırı araştırması yapılmamış olabilir.”
NE OLMUŞTU?
Şule Çet’in hayatını kaybetmesine ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında sanıklar Berk Akand ve Çağatay Aksu Haziran ayında gözaltına alınmış, ancak daha sonra serbest bırakılmışlardı.
Sanıkların serbest bırakılması üzerine Çet’in şüpheli ölümünün aydınlatılması için kampanyalar başlatılmış ve protesto gösterileri düzenlenmişti. Ardından da her iki sanık Temmuz ayında yeniden tutuklanmıştı.
Hazırlanan iddianameye göre sanıklar Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın ‘kasten öldürme’, ‘cinsel saldırı’ ve ‘hürriyetten yoksun bırakma’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor. (HABER MERKEZİ)
Özgecan Aslan’ın katledilişinin 4. yılı dolayısıyla Kadıköy’de eylem yapan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, kadın düşmanlığına her gün yenisinin eklendiğini ifade ederek “Şimdilerde isyanımızın adı Şule Çet” dedi.
Özgecan Aslan’ın katledildiği tarihe atfen her ayın 11’inde “Yaşamak İstiyoruz” eylemi yapan Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, 38. haftada Kadıköy Kalkhedon Meydanı’nda açıklama yaptı. Polis açıklamaya izin vermek istemedi ancak etraftan gelen tepkiler üzerine görüşmeler sonucunda açıklama yapıldı.
Özgecan Aslan’ın ölümünün 4. yılında yapılan açıklamaya Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) Genel Sözcüsü Beycan Taşkıran ve eski erkek arkadaşı tarafından ölümle tehdit edilen Münevver Kızıl da katıldı.
“Erkek adalet değil gerçek adalet”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Özgecan Aslan ölümsüzdür” sloganlarının atıldığı eylemde basın açıklamasını Ezgi Bahçeci okudu. Bahçeci, Özgecan Aslan’ın 11 Şubat 2015 tarihinde Mersin’de üniversite 1. sınıf öğrencisi iken bindiği dolmuşun şoförü tarafından katledildiğini hatırlattı.
“O GÜNDEN BUGÜNE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”
Katil Suphi Altındöken’in önce Özgecan’a tecavüz etmek istediğini ardından katlettiğini ve Özgecan’ın cansız bedeninin yakılmış bir halde ormanlık alanda bulunduğunu vurgulayan Bahçeçi, “Özgecan katledildiğinde sokaklara dökülen kadınlar, kadın cinayetlerine tacize ve tecavüze karşı günlerce Özgecan’ın isyanı olup sokakları terk etmediler ama ne yazık ki o günden bugüne değişen hiçbir şey olmadı, daha da kötüye gitti” dedi.
“YARGI ERKEKLERİ KORUMAYA DEVAM EDİYOR”
Aradan geçen 4 yıl içinde toplam 1480 kadının erkek şiddeti ile katledildiğini ve 2019 yılının sadece Ocak ayında ise 43 kadın katledildiğini belirten Bahçeci, “38 aydır bu meydandan soruyoruz ‘Kadınlar her gün katledilirken tacize tecavüze uğrarken neden hala kadın katillerine ceza indirimi uygulanıyor? Neden 6284 sayılı yasa uygulanmıyor. Mahkeme salonlarında yargı kadınları değil erkeği savunmaya devam ediyor” diye konuştu.
“ŞİMDİ İSYANIMIZIN ADI ŞULE ÇET”
Kadın düşmanlığına her gün bir yenisinin eklendiğini ifade eden Bahçeci, “Şimdilerde isyanımızın adı Şule Çet. Şule Ankara’da yaşayan 23 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Çalıştığı iş yerinin sahibi ve arkadaşı tarafından önce cinsel saldırıya uğradı ardından 20. kattan aşağı atılarak katledildi” dedi.
YARGI ŞULE’Yİ HEDEF GÖSTERİYOR
Bahçeci, “Olayın yaşandığı gün odada delilleri toplamayan polis, ilk ifadede serbest bırakan savcı, ‘öğrenci ise o da dizini kırıp evden okula okuldan eve gitseydi ya’ diyen hakim, ‘bir kadın bir erkekle içki içtiyse cinsel ilişkiye rızası vardır’ diyen adli tıp kurumu doktoru, ‘o saatte orada ne işi vardı içkiliydi’ diyen sanık yakınları tüm bu yaşananlar gerçek adaletin değil erkek adaletin olduğunu bir kez daha gösterdi” diye kaydetti.
İSTEDİĞİMİZ YERDE GEZERİZ TECAVÜZ EDEMEZSİN
Kadınların saat kaçta, nerede olduğunun, içki içip içmediğinin öldürülmesi yada cinsel saldırıya uğraması için haklı sebepler olamayacağının altını çizen Bahçeci, “Hiçbir şey kadınların katledilmesine, tacize tecavüze şiddete uğramasına, neden yada bahane olamaz. Kadınların yaşam hakkının elinden alınması ve katledilen kadınların suçlu bulunması erkeklerin aklanmaya çalışılması ne hukuka ne de vicdana uygundur” diye ifade etti.
“KADINLARIN ÖFKESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
“Biz kadınlar hiçbir bahaneyi kabul etmiyoruz ve etmeyeceğiz. Kadınların isyanı ve öfkesi olmaya devam edecek, bir kişi daha eksilmemek için sokakları terk etmeyeceğiz” diyen Bahçeci, kadınların yaşam hakkımıza sahip çıkmaya ve kadınlara adalet istemeye devam edeceklerini aktardı.
PİRHA-Şule Çet’in ölümüne ilişkin soruşturmada, beklenen Adli Tıp Kurumu raporu dosyaya girdi. 21 sayfalık raporda olayın sebebinin ‘tıbben bilinemediği’ belirtildi.
Bir plazanın 20. katından şüpheli şekilde düşerek hayatını kaybeden üniversite öğrencisi Şule Çet’in ölümüne ilişkin soruşturmada beklenen Adli Tıp Kurumu raporu dosyaya girdi. Raporda, Çet’in genel ağır beden travması nedeniyle cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı konusunda kesin bir değerlendirme yapılamadığı belirtildi.
“ATLADI MI YOKSA İTİLDİ Mİ BİLMİYORUZ”
Öte yandan Çet’in kendisinin mi atladığı yoksa itildiği ya da öldürüldükten sonra mı atıldığı hususunun da tıbben bilinemediği görüşüne yer verildi.
Soruşturmanın seyrini yakından etkileyeceği belirtilen Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu hazırladığı raporu savcılığa gönderdi. Üç profesör, bir doçent, bir uzmanın imzasının bulunduğu 21 sayfalık raporda, özetle şu bulgular yer aldı:
“Otopsisinde alınan doku örneklerinin yapılan tetkikinde idrarda tespit edilen Mirtazapinin depresyon, uyku bozuklukları tedavisinde kullanılan ilaç etken maddesi olduğu, kanda ve göz içi sıvısında tespit edilen etil alkolün ölüm meydana getirebilecek düzeyde olmadığı, aranan diğer toksik maddelerin bulunmadığı dikkate alındığında kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi deliller bulunmadı.”
“Otopsisinde ağır genel beden travması bulguları olması nedeniyle cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda kesin bir değerlendirme yapılamadığı, olayın adli tahkikat ile aydınlatılması uygundur.”
“Sorulduğu üzere düşme öncesi travmaya maruz kalıp kalmadığı, düşme olayının kendi iradesiyle mi meydana geldiği, kazara mı oluştuğu veya bir başkası ya da başkalarının etkisiyle mi meydana geldiği, düşme esnasında şuurunun yerinde olup olmadığı ve öldürüldükten sonra atılıp atılmadığı hususun tıbben bilinemediği, olayın adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı oy birliğiyle mütalaa olunur.”
Ankara’da bir plazanın 20. katından şüpheli bir şekilde düşerek hayatını kaybeden 23 yaşındaki Şule Çet’in , el trnaklarından alınan iki doku örneklerinden birinin Berk Akand’a ait olduğu kesinleşti, diğerinin ise kime ait olduğu tespit edilemedi.
Ankara’da bir plazanın 20. katından şüpheli bir şekilde düşerek hayatını kaybeden 23 yaşındaki Şule Çet’in ölümüne ilişkin Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi’nin hazırladığı raporda, Çet’in el tırnaklarından alınan iki doku örneğinin olay sırasında Çet’in yanında olan patronu Çağatay Aksu’nun arkadaşı, şüpheli Berk Akand’a ait olduğu tespit edildi. Diğer tırnaklarda bulunan erkek dokusunun ise kime ait olduğu bulunamadı. Rapor, Gazi Üniversitesi öğrencisi Şule Çet’in ölümünde iki kişinin rolü olduğu iddiasını güçlendirdi.
Çağatay Aksu’nun kolundaki tırnak izlerinin ilk muayenede rapora yazılmadığı ve şüpheliler tarafından odadaki içki şişelerinin de ortadan kaldırıldığı daha önce açığa çıkmıştı. Şüpheli Berk Akand olay sırasında odada bulunmadığını ileri sürmüştü.
RAPORDA YENİ BİLGİLER YER ALDI
Cumhuriyet’ten Seyhan Avşar’ın haberine göre; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebiyle Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Biyoloji İhtisas Dairesi’nin hazırladığı raporda yeni bilgilere ulaşıldı. Raporda Çet’in Y-STR DNA (cinsel saldırı olaylarında eser miktardaki erkek-dişi hücre karışımı örneklerinde erkek bileşene ait DNA tiplemesi) sonuçlarının mukayese edilemez nitelikte olduğu kaydedildi. Çet’in iki tırnağında yapılan incelemede ise tespit edilen majör allellerinin (belirli bir özelliği belirleyen bir genin değişik hallerinden her biri) ise şüpheli Berk Akand’a ait olduğu ortaya çıktı. Raporda, Çet’in diğer tırnaklarda bulunan erkek dokusunun kime ait olduğu tespit edilemediği kaydedildi.
Şule Çet, 29 Mayıs 2018 tarihinde saat 05.00 sıralarında Çankaya’da bulunan Yelken Plaza adlı rezidansın 20. katından şüpheli şekilde düşerek hayatını kaybetti. Aynı dairede bulunan Çet’in patronu Çağatay Aksu ve arkadaşı Berk Akand, gözaltına alındı. İki kez nöbetçi mahkemeye çıkarılan şüpheliler, her ikisinde de hakim tarafından adli kontrolle serbest bırakıldı. Ancak bu süreçte Ankara Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı otopsi raporunda Şule Çet’in saldırıya uğradığı ortaya çıktı. Haklarında tekrar gözaltı kararı çıkarılan Çağatay Aksu ve Berk Akand Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği tarafında cinayet şüphesiyle değil, “Cinsel amaçlı cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli cinsel saldırı” suçlarından tutuklandılar.
Cinsel saldırıya maruz kaldıktan sonra intihar süsü verilerek öldürülen Şule Çet için sosyal medyada kampanya başlatıldı.
Tecavüz ve cinayet kurbanı Şule Çet için adalet çağrısı: #ŞuleÇetİçinAdalet
Cinsel saldırıya maruz kaldıktan sonra intihar süsü verilerek öldürülen Şule Çet için sosyal medyada kampanya başlatıldı.
#ŞuleÇetİçinAdalet etiketiyle duygularını dile getiren binlerce kullanıcı otopsi raporuna rağmen Şule Çetin’in bir numaralı katil zanlısı Çağatay A.’nın serbest bırakılmasına isyan etti.
OTOPSİ RAPORU CİNAYETE GÖTÜRDÜ
Ankara’da çalıştığı iş yerinin 20. katından düşerek yaşamını yitirdiği iddia edilen Şule Çet’in otopsi raporunda, cinsel saldırıya maruz bırakıldığına ait bulgular yer aldı. Ayrıca kadının vücudunda boğuşma izlerinin olduğu belirtilirken, düştüğü cam ve pervazda parmak izine rastlanmadığı da kaydedildi.
TECAVÜZE UĞRAYIP ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ İDDİA ETTİ
Şule’nin kardeşi Şenol Çet sosyal medyadan yaptığı paylaşımla kardeşinin intihar etmediğini, cinsel saldırıya uğrayıp öldürüldüğünü iddia etmişti.
Ben Şenol Çet kardeşim Şule Çet için adalet arıyorum. Adaleti sosyal medyada sesimizi duyurarak sağlamak için twitter hesabı açtım. Bugüne kadar kardeşim cinayete kurban gitti dedim kimse inanmadı otopsi raporunda kardeşimin öldürüldüğünü kesinleşti.