Etiket: süleyman zaman

  • Yazarlardan ‘Asimilasyona karşı bir olalım’ çağrısı!- VİDEO

    Yazarlardan ‘Asimilasyona karşı bir olalım’ çağrısı!- VİDEO

    PİRHA- 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak, 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılım çağrısında bulunan yazarlar “Asimilasyona karşı bir olalım” dediler.

    62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, bu sene 16-17-18 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta yapılacak. Yakın tarihlerde aynı yerde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alternatif etkinlikler yapması yeniden eleştirilere ve tepkilere neden oldu.

    Yazarlar Hamide Rencüs, Naz Atmaca, Aziz Tunç, Kemal Derin, Erdoğan Aydın ve Süleyman Zaman 62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılma çağrısı yaptı.

    “ALTERNATİF ETKİNLİĞE KATILMAK ALEVİLERE YAPILAN ZULMÜ KABUL ETMEKTİR”

    Hamide Rencüs, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonu hedefleyen bir kurum olduğunun altını çizerek, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 12-13 Ağustos’ta düzenleneceği Hacı Bektaş-i Veli’yi anma etkinliklerine canlarımızın katılmamasını diliyoruz. Bu etkinlikler ve bu kararlar bütün Alevi toplumunun ve Alevi kurumlarının iradesini hiçe sayan, asimilasyonunu hedefleyen kararlardır. Genel çağrımız şudur ki; bütün Alevi kurumların bir arada organize ettikleri 16-17 ve 18 Ağustos Hacıbektaş Veli Anma Kültür ve Sanat etkinliklerine katılmalarının çağrısını yapıyoruz. Hepimiz orada olalım. Hepimiz bir olalım, diri olalım” dedi.

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği alternatif etkinliğe katılmanın Alevilere yapılmış zulümleri kabul etmek olarak niteleyen Naz Atmaca, “Alevilerin hiçbir haklı talebini kabul etmeyenlerce asimilasyon için kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığınca alternatif olarak düzenlenen etkinliğine hiçbir Alevi kurum, aydın, sanatçı, siyasetçi ve kendisine Aleviyim diyen tek bir canın katılmaması gerekiyor diye düşünüyorum. Alternatif etkinliğe katılmak demek Alevilere yapılan zulümleri, katliamları, yok saymaları onaylamak anlamı taşıyacağından hiçbir Alevi canın bunu kabul etmeyeceğinin bilinmesini isterim” ifadelerini kullandı.

    “HACIBEKTAŞ ETKİNLİKLERİNE EL KOYMAK İSTENİYOR”

    Aziz Tunç, “Devletin asimilasyoncu kurumu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Hacıbektaş etkinliklerine el koymak istiyor. Düzenlemek istedikleri alternatif etkinliklere katılmıyoruz. Bu kurumu tanımıyoruz. Asimilasyoncuların işini kolaylaştırmayacağız. Onun yerine Alevilerin ve Alevi kurumlarının 16, 17, 18 Ağustos’ta düzenledikleri etkinliklere, geleneksel etkinliklere en güçlü şekilde katılıyor. Asimilasyonculara verilmesi gereken dersi veriyoruz” diye konuştu.

    Kemal Derin ise, Bektaş Veli Dergâhı’nın Aleviler için önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
    “Bektaş Veli Dergâhı’nın Alevilerin Serçeşmesidir. 1925 Yılında kapatıldı. 39 yıl sonra 16 Ağustos 1964’te müze olarak açıldı. O günden bugüne Aleviler her yıl 16, 17, 18 Ağustos tarihlerinde Hünkar’ın huzuruna giderler ve Hünkar’ı anarlar. Alevi toplumu hiçbir zaman devlet destekli, devlet eksenli bir inanç olmadı. Bugün de öyle değil. Aleviler kendi öz varlıklarıyla inançlarını bugüne taşıdılar. Bugünden de yarına bu şekilde taşıyacaklardır. Bu vesileyle bu yıl da 16, 17, 18 Ağustos’ta Hacıbektaş ilçesinde Hünkar’ın huzurunda olacağız ve Hünkar’la buluşacağız.”

    “ASİMİLASYONA KARŞI BİR OLALIM”

    Erdoğan Aydın da asimilasyon politikalarına değinerek, “Osmanlı ve Türk devlet geleneği hakimiyeti altında tuttuğu halkları ve inançları sürekli asimilasyon ve etkisizleştirme üzerinden şekillendi. Hacı Bektaş Dergahı 100 yıl önce kapatıldı ve dönüştürülmeye çalışıldı. Bugün de yöneticiler, Alevi öz örgütlerinin kendi inançları çerçevesinde, kendi kutsal mekanlarında, etkinlik yapmasını engellemeye ve Alevileri asimile etmeye çalışıyor. Bu devran böyle devam edemez. Türkiye’de demokrasi ve laiklik Alevi öz örgütlerinin kendilerini ifade, temsil imkanlarına saygılı olmak zorundadır” dedi.

    Son olarak konuşan Süleyman Zaman, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından düzenlenen etkinliğe katılmama çağrısı yaparak, “Bu anlamda Alevi kurumlarının hep birlikte düzenlediği, birlik ve beraberlik içerisinde bugüne kadar gerçekleştirdiği 16 18 Ağustos’taki etkinliğe katılmanız çok önemlidir. Bu duyarlılığı gösteren tüm canlara aşk ile diyorum” sözlerini kullandı.

  • Şahkulu Sultan Dergahı’nda Madımak Katliamı’nda yitirilenler anıldı – VİDEO

    Şahkulu Sultan Dergahı’nda Madımak Katliamı’nda yitirilenler anıldı – VİDEO

    PİRHA – Şahkulu Sultan Dergahı Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Anmada konuşan Sivas Madımak Davası Avukatlarından Şenal Sarıhan, “Bu olayı adi bir vaka diye nitelendirmek mümkün mü? Söylenilenlerin hepsini hem kulaklarımızla duyduk hem de polis kayıt altına aldı. Ama bu dava siyasi dava olarak açılmadı. Polis kayıtlarına göre 200’ü aşkın araç Sivas’a girmişti. Bir gün önceden bu eylemin yapılacağı belliydi. Bildirilere rağmen herhangi bir önlem alınmadı. İkinci gününden itibaren o eylem gerçekleştirildi” diye konuştu.

    Sivas Madımak Otelinde yapılan katliamın üzerinden tam 31 yıl geçti. Yaşamını yitiren 33 yurttaş için anmalar sürüyor.

    2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 31. yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçı için Şahkulu Sultan Dergahı’nda anma yapıldı. Cemil Aydın’ın sunuculuğunda yapılan anmaya Sivas Davası Avukatlarından Şenal Sarıhan, Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın ve Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman konuşmacı olarak katıldı. Yapılan konuşmaların ardından Zakir Adnan Kılıç, deyişlerini seslendirdi.

    AYDIN: PİR SULTAN’IN YOLUNDAN GİDEN BARIŞ GÜVERCİNLERİ BOĞULDU!

    Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için bir araya geldiklerini belirterek şunları konuştu:

    “Sivas’ın aydınlığı, evren yok oluncaya kadar bizimle birlikte olacak. Sivas’ta yeryüzü insanlık tarihinin en büyük katliamlarından biri yaşanmıştır. Kerbela sahrasında en sevdikleriyle birlikte canını feda eden Hüseyin’e selam olsun! Biz çok bedeller ödedik. Sadece Kızılbaş olduğumuz için bizi dışladılar, ötekileştirdiler, türlü hakaretlere maruz kaldık. Biz bu bedelleri daha ödeyecek miyiz? Biz Aleviyiz, Kızılbaşız diye bu bize yazgı mı? Yazılan kaderimizi değiştiremeyiz mi? Sivas olayı değildir Sivas Katliamı’dır! Boğularak öldüler o insanlarımız. Pir Sultan’ın yolundan giden barış güvercinleri boğuldu!

    “YENİ SİVASLARIN OLMAMASI İÇİN HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALMAK ZORUNDAYIZ”

    Sivas’ta sadece 33 canımızı değil gençliğimizi, ozanlığımızı, geleceğimizi kaybettik. Orada ölenlerin yakınları da toprağa gömüldü. Devlet çetelerin, zalimlerin eline geçmiş olabilir her daim bu vardı ama yılmayacağız, korkmayacağız! Biz karanlığı kendi karanlığında boğacağız! Aleviler Sivas kıyımı gibi kıyımları yaşamak istemiyorlarsa kimliklerine sahip çıkacaklar. Dolayısıyla Sivas’ta ölenlerin her birimizin üzerinde vebali var. Biz onlara karşı sorumluyuz. Yeni Sivasların olmaması için her türlü tedbiri almak zorundayız.”

    ZAMAN: ASIL HEDEF AZİZ NESİN DEĞİLDİ

    Araştırmacı-Yazar Süleyman Zaman, sadece Cumhuriyet döneminde Alevilerin beş altı defa katliama uğradığını ifade ederek “Sivas’ta 33 canımız neden yakıldı? Özellikle 1993’te Sivas’ta canları alınanlarımızın ödemiş olduğu bir bedel var. O bedeli insanlık aydınlığa kavuşsun diye ödediler” dedi. Zaman, devamında şöyle konuştu:

    “İnanç denilen şey insanlığın kendi iç dünyasında yapmış olduğu manevi yolculuktur. ‘Aziz Nesin’e ölüm’ dediler. 1500’lü yıllardan bu yana herkesin diline pelesenk olmuş Pir Sultan Abdal vardır. O dönemde Sivas’ın gericileri halkı galeyana getirecek konuşmalar yapıyorlar. 1 Temmuz’da yapılan bu etkinlikte Aziz Nesin gün boyu kitaplarını imzaladı. Asıl hedef Aziz Nesin değildi. Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacaktı. Bunlar laikliğe düşman.

    “35 İNSANIMIZI DİRİ DİRİ YAKTILAR”

    Hepimizin gözü önünde 35 insanımızı diri diri yaktılar. Orada devletin gözü önünde bu insanlar cayır cayır yakıldılar. Ondan sonra Alevi örgütlenmesi başladı. Bu katliamların nedenini bilmediğimiz sürece ilerleyemeyiz. Yakın zamanda Gezi’de, Maraş’ta insanlarımızı katlettiler. Acı üstüne acı neden bu yapılıyor? Aleviler Bektaşiler her zaman birlik mesajı vermiştir. Sivas’ı unutursak geleceğimizi unuturuz. Sivas’ı unutmak aydınları, yaşanılan vahşeti, umudu, barışı unutmaktır! Sivas’ta yakanların düşüncesi insani olan her şeye karşıtlıktır.”

    SARIHAN: 35 CANIN CENAZESİ BİR DİRENİŞ GİBİYDİ

    Sivas Davası avukatlarından Şenal Sarıhan, ise şunları konuştu:

    “Bugün insanlığa karşı işlenmiş bir katliamın 31. Yılındayız. Biz çok küçük gruplarla da olsa geleceğe yönelik küçük notlar bırakabiliriz. Bugün bireyci olmayan dindar ve kindar olmayan bir neslin yetişmesine gerek var.

    Biz cinayeti, katliamı Sivas’ta değil televizyonumuzda gördük. Herkes bize devletin güçleri her şeyi yapacaktır dediler biz merak ettik. Çünkü bir Çorum, Maraş yaşanmıştı ve devrimciler öldürülmüştü. Biz merak ettik ve merak ettiğimiz gibi de oldu. Biz bir şeyler yapmalıyız dedik. Öyle bir gidiş vardı ki bu gidiş Türkiye’nin geleceğine mal olacaktı. Biz o gece kavrulan insanlarla beraber sabahladık. 35 can diye ifade etmemiz daha doğru. O 35 canın cenazesi bir direniş gibiydi. Binlerce insan Dikmen’den Demetevlere kadar nasıl yürüdüklerine şaşarak yürüdüler. O gün isyan vardı. Herkes susmuştu, irtica konuşmuştu.

    “15 BİN KİŞİ EYLEME KATILDI 175 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI”

    ÇHD olarak biz bu davanın sahibi olacağız dedik çok sayıda ses yükseldi. Birçok siyasi partinin avukatı bu davada görev almak istediler. “Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak” sloganı nedeniyle Türkiye Barolar Birliği bu davada yer aldı. İlk defa bir davada yan yana iddia makamı olarak yer aldık. Bu olayı adi bir vaka diye nitelendirmek mümkün mü? Eylem boyunca Cumhuriyet gidecek diyorlar açıkça amaçlarını ifade ediyorlar. Söylenilenlerin hepsini hem kulaklarımızla duyduk hem de polis kayıt altına aldı. Ama bu dava siyasi dava olarak açılmadı. Polis kayıtlarına göre 200’ü aşkın araç Sivas’a girmişti. Kuran kursu olarak otellere yerleştirilmişti. Bir gün önceden bu eylemin yapılacağı belliydi. Bildirilere rağmen herhangi bir önlem alınmadı. İkinci gününden itibaren o eylem gerçekleştirildi. Polis kayıtlarına göre 15 bin kişi o eyleme katıldı ve sadece 175 kişi gözaltına alındı.

    “İDAM CEZASI VERİLEN SANIKLAR ÇOKTAN TAHLİYE EDİLMİŞTİ”

    3 ayrı davanın açıldığını öğrenen bir grup arkadaşımız Sivas’a gittiler. Biz bu bilgileri onlardan öğrendik. Ankara’dan Sivas’a davayı taşımak demek anneleri babalarına tekrar tekrar acıları yaşatmak demek! Nasıl gitsin insanlar? Çocukların bir çoğu boğularak öldüler. Biz Türkiye çapında 600’e yakın avukat görev almak istedik ama 600’e yakın avukat da yakanları savunmak için geldi. Ben ‘nasıl bu davada yakanlar savunulur?’ diye sorguladım ama onlar şalvarlı, sakallı avukatlardı. Karar adam öldürmeden 15’er yıl ceza idi. Sonuç olarak 34 kişi hakkında idam cezası verildi. İdam cezası verilen sanıklar çoktan tahliye edilmişti ve tahliye olan her sanık yurt dışına kaçırılmıştı. Yakınlarda ise 2 sanık hakkında Cumhurbaşkanı beraat kararı verdi. Türkiye’de pek çok siyasi tutuklu var kimseyi öldürmediği halde ama onlarla ilgili herhangi bir şeye rastlamıyoruz. Bir avukat 31 yıl bir davanın sahipleri dimdik duruyorsa o davanın peşinden gider. İkincisi örgütler her zaman bu davanın yanında oldu. Üçüncüsü Alevi dernekleri adeta bir orman gibi çoğaldı. Bunlar da bu mücadelenin kazanımları.”

    Yapılan konuşmaların ardından Zakir Adnan Kılıç, deyişlerini seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Aşık Mahzuni Şerif Hakk’a yürüyüşünün 22. yılında anıldı

    Aşık Mahzuni Şerif Hakk’a yürüyüşünün 22. yılında anıldı

    PİRHA-Aşık Mahzuni Şerif Hakk’a yürüyüşünün 22. Yılında Şahkulu Sultan Dergahı’da konuşmalar ve ezgileriyle anıldı.

    17 Mayıs 2002 yılında Almanya’ nın Köln kentinde Hakk’a yürüyen Aşık Mahzuni Şerif, Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan bir etkinlikle anıldı.

    Sunuculuğunu Esin Yıldız’ın yaptığı, Vakıf Başkanı Hikmet Yılmazkaya’nın açılış konuşması ile başlayan etkinlikte, Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, Aşık Mahzuni’nin filozofik bir aşık olduğunun altını çizerek, Alevilikte önemli bir yeri olan devriye inancına dair eserlerinden örnekler verdi.
    Zaman’ın konuşmasından sonra, Erdal Yoksuli, Taylan Alpgündüz ve Fırat Aras’ın seslendirdikleri Mahzuni türküleriyle etkinlik son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kainatın Aynasıyım’ diyen Aşık Daimi, Ankara’da anıldı-VİDEO

    ‘Kainatın Aynasıyım’ diyen Aşık Daimi, Ankara’da anıldı-VİDEO

    PİRHA- Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan Der), Aşık Daimi’yi, Hakk’a yürüyüşünün 41. yılında andı. Daimi’nin eserlerinin seslendirildiği programda, edebi kişiliği ve yaşamına dair de anlatımlar sergilendi.

    Halk Ozanları Kültür Derneği, 1983 yılında Hakk’a yürüyen Aşık Daimi için anma programı düzenledi.

    Petrol İş Sendikası toplantı salonunda yapılan anma programının sunumunu Ozan Der Genel Başkanı Kenan Şahbudak yaptı. Ozan Der’in kuruluşunun 50. yılını kutladıklarını belirten Şahbudak, bağlama ve koro çalışmalarının yanısıra şiir atölyelerinin de sürdüğünü söyledi. Şahbudak, her pazartesi Dertli Divani ile aşıklık ve zakirlik geleneğine dair atölye çalışmalarının da sürdüğü bilgisini paylaştı.

    Sanatçı Kenan Şahbudak, konuşmasında “Aleviliğin özünde aşk ve sevgi var olmuştur, bunu lütfen bırakmayalım. Dün Daimi’nin birçok eserini seslendiren Ali Ekber Çiçek’in de ölüm yıldönümüydü. Onu da buradan anıyoruz” diye ekledi.

    “BİN SAYFALIK KİTABI İKİ SÖZCÜKTE VERMİŞTİR”

    Anma programında Yazar Süleyman Zaman, Aşık Daimi’nin edebi kişiliğine dair sunum yaptı. Daimi’nin eserlerindeki derinliğe vurgu yapan Zaman, şunları söyledi:

    “Ozanlar, korkusuzca sorunları dile getiren ve bedel ödemeye göze alandır. Alevilik, Bektaşilik yasaklı bir inançtır. Dolayısıyla Aleviliğin bugüne kadar aktarılmasına ozanlar sebrp olmuşlardır. Dolayısıyla ozanlar geçmişi geleceğe aktaran önemli bir işlevsellik taşımıştır. Bu anlamda ozanları. Derileri yüzülmüş, asılmış, işkence görmüştür. Her ödenen bedel bir güce dönüşmüştür. Alevi inancını geleceğe en iyi yansıtanlardan birisi de İsmail Aydın (Aşık Daimi) olmuştur.

    ‘Kainatın aynasıyım’ deyişi ile bin sayfalık kitabı iki sözcükte vermiştir. Zihin gözü açık bir insandı Daimi. Aleviliğin, Bektaşiliğin ne demek olduğunu anlamak istiyorsak ozanların diline bakmamız gerekir. Ozanların ütopyaları, gelecek düşü vardır. Alevilikte de Rıza Şehri ütopyası vardır.
    Aşık Daimi yaşamı boyunca en güzel tezeneyi vurmuş, en güzel sözleri söylemiştir. İnsan sever, kamil bir yapısı vardı. Çok önemli dizeler yaratmıştır, onlar bize ışık oldu ve enerji verdi.”

    “YAŞAMIN SIRRINA ERMİŞ BİR İNSAN”

    Aşık Daiminin kızı Yadigar Orhan da program dahilinde konuşma yaptı. Ailesinin inanç kimliği nedeniyle birçok sürgüne maruz kaldığını belirten Orhan “Aşık Daimi Tercan’ın geliştirdiği bir ozan. ilk eserini 16 yaşında yazmıştır. Ozan olduktan sonra Anadoluyu köy köy gezmiş, halkın gözü, kulağı olmuş. Aşık Daimi eğitime çok önem verirdi. O nedenle İstanbul’a göç etti. Bıraktığı eserler umarım bize ışık olur. Daimi, yaşamın sırrına ermiş bir insandı” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Tutuklamalar ve gözaltılar ile Alevilere bir mesaj verilmeye çalışılıyor’ – VİDEO

    ‘Tutuklamalar ve gözaltılar ile Alevilere bir mesaj verilmeye çalışılıyor’ – VİDEO

    PİRHA- Son süreçte artan tutuklamalara tepki gösteren Alevi Yazar Süleyman Zaman, “Özellikle Alevilere yönelik baskıların hızla arttığını görüyoruz. İnsanların artık hak aramaya korkmaya başladığı bir dönemdeyiz” dedi.

    Alevi Yazar Süleyman Zaman son dönemlerde Alevi kurumlarına yönelik yapılan baskılara ve artan tutuklamalara ilişkin konuştu.

    Alevilere yönelik baskıların hızla arttığına dikkat çeken Zaman, “Adaletsizliğin üst noktalara vardığını insanların artık hak aramaya korkmaya başladığı bir dönemdeyiz. Daha doğrusu toplumsal baskı uygulayarak insanların hak aramasını önlemeye dönük bu tutuklamaların bu baskıların aslında son dönemde daha fazla arttığını görüyoruz. Bu sadece günümüzde yaşanan bir durum değil. Geçmişte de Alevilere yönelik bu tür tutuklamaların, kıyımların, baskıların olduğunu biliyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİLERE DÖNÜK BİR MESAJ VERİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Aleviliğin ortaya koymuş olduğu eşitlikçi, özgürlükçü, dayanışmacı ve demokratik anlayışın, egemen anlayışı rahatsız ettiğini dile getiren Zaman, “Bir toplumsal hareketlilik oluşturabilir mi diye Alevi aydınlarından, Alevi yazarlarından, Alevi yöneticilerinden, korkulmaya başlandığını görüyoruz. Özellikle Alevilerin bu tür toplumsal olaylarla karışmaması için Alevilere dönük bir mesaj verilmeye çalışılıyor” şeklinde konuştu.

    Eğitimci ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerinden Songül Tunçdemir ile 9 aydır tutuklu olan Armutlu Cemevi Başkanı  Zeynep Yıldırım’ın halen neden yargılandıklarını bilmediklerini, dosyalarının dahi hazırlanmadığını söyleyen Zaman, “Yine bir yıldan fazladır TV 10 yöneticisi ve programcısı Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç tutuklu bulunmakta. Dolayısıyla tutuklu bulunanların varsa suçları bir an önce dosyası hazırlanıp mahkemeye çıkarılmaları, suçları yoksa da bir an önce serbest bırakılmaları gerekiyor. Adalet bunu diyor” dedi.

    “ADALETİN YOK EDİLDİĞİ TOPLUMSAL BİR YAPIYA DOĞRU GİDİYORUZ” 

    Adalet duygusunun yok edildiği toplumlarda kaosun oluşabileceğini dile getiren Zaman, konuşmasını şu cümlelerle noktaladı: “Kaos olmaması için adalet duygusunun insanların vicdanlarında öne çıkması gerekiyor. AKP, 17 yıl önce adalet anlayışı ile iktidara geldi. Fakat bunların hiç birisini yerine getiremediğini görüyoruz. Adaletin hızla yok edildiği toplumsal bir yapıya doğru hızla gidiyoruz. Özellikle Alevilere yönelik son dönemde baskıların artmasının altında bir mesaj olduğunu ve bir an önce bu tutuklamaların sona erdirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Aleviliğin Şiileştirilerek asimile edildiğine dikkat çeken Yazar Süleyman Zaman, Şiileştirme çalışmalarına bazı cemevi başkanları ve dedelerin hizmet ettiğini söyledi. Zaman ayrıca, “Ezilenlerin, dışlananların yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuştur” dedi. 

    Türkiye’de kimi çevrelerin Alevileri asimile etme çalışmaları devam ediyor. Eskiden sünnileştirilmeye çalışılan Aleviler şimdi “Sünnileştiremiyorsak Şiileştirelim” politikasıyla asimile edilmeye, özlerinden koparılmaya çalışılıyorlar.

    Şiileştirme politikaları kapsamında İran’dan Şialar getirilerek çeşitli Alevi derneklerine, dergahlarına, cemevlerine yerleştirip, deyim yerindeyse kaleyi içten fethediyorlar. Öyle ki cemevi cemevi dolaşıp gençler arasında Kur’an ve namazı anlatan misyonerler bile var.

    Alevilerin Şiileştirilerek asimile edilmesine ilişkin Alevi Yazar Süleyman Zaman Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Son dönemlerde Alevilik üzerine çok büyük oyunlar oynandığının altını çizen Zaman, “Ezilenlerin, dışlananların, ötekileştirilenlerin yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuş. Bu nedenle toplumsal ütopyası ve tarihsel boyutu nedeni ile kırımlara uğratılmıştır” dedi.

    “SÜNNİLEŞTİREMİYORSANIZ BIRAKIN ŞİİLEŞTİRELİM”

    Günümüzde de özellikle Alevilik üzerinde büyük oyunların oynandığını dile getiren Zaman şunları kaydetti:

    “Bir zamanlar İran’da ‘Aleviliği eğer siz Sünnileştiremiyorsanız, bırakın biz onları Şiileştirelim’ denilmişti. Bu politikalara günümüzde bazı cemevi yöneticileri ve dedeleri  hizmet ediyormuş gibi bir duygu içindeyim. Bunu neden söylüyorum. Çünkü son dönemlerde cemevlerine gittiğimde özellikle bazı cemevlerinde kuran kurslarının açılması, kadınlarımızın erkeklerle ayrı oturtularak başlarına örtü örtülmeye çalışılması ve bazı Alevilerin Necefe (Kerbelaya) götürülmesi durumu var. Oranın sanki Alevilerin kabesiymiş gibi bir algı oluşturuluyor.
    Alevilik sadece  Ali’yi sevmek, matem orucunu tutmak, teber ve tebeleya sahip olmak, onları savunmak gibi gösteriliyor. Aslında Aleviliği yapan o bütüncül yönlerini unutturarak, Aleviliğin sanki batıni boyutu, toplumsal boyutu yokmuş gibi bunlar unutturulmaya çalışılıyor. Aleviliği Şiilik boyutuna indirgemeye çalışarak Aleviliğin geçmişten getirmiş olduğu o önemli değerler yok edilmeye çalışılmaktadır.”

    “RIZA ŞEHRİ ALEVİLİĞİN ALGISIDIR”

    Aleviliği oluşturan değerlerin yok edilmesine izin verilmemesi gerektiğine işaret eden Süleyman Zaman, “Bizim bedenimizde onlarca organımız biraraya gelip bizi biz yapıyorsa bir beden oluşturuyorsa Alevilik de kadim dönemden bu yana gelen o değerlerin toplamıyla Alevilik olmuştur. Bu anlamda Alevilik bana göre en az yüz bin yıllık insanlık tarihinin hafızasıdır. Bu hafızanın içerisinde insanlığın kurtuluş ütopyası var. Kamil insan, kamil toplum modeli ve rıza şehri Aleviliğin toplumsal algısıdır. Alevi bilgelerin ortaya koymuş olduğu bu ütopya insanlığın kurtuluşunu da önceleyen bir anlayıştır. Özellikle günümüzde Alevi olduğunu söyleyen bir çok dostumuz Aleviliğin bu yönünü yok saymaya çalışıyorlar. Bu Alevilerin kendisini doğal asimilasyon yapmaktan başka bir şey değildir” diye konuştu.

    Zaman şöyle devam etti:

    “Devletin egemenlerin asimilasyonunu görüyoruz burada. Aleviliğin taşımış olduğu bu değerler sadece ülkemizdeki egemenleri değil dünya egemenlerini de rahatsız ediyor. Çünkü insanlığın kurtuluş ütopyası. Sadece ülkemizdeki insanlığın kurtuluşunu değil; 72 millete aynı bakan dünyadaki tüm insanlara ve dünyanın neresinde acı varsa bir keder varsa bir yoksulluk varsa o benim davamdır diyen, bu anlamda insanlığa hizmet eden insanı ve insanlığın kurtuluşunu temel alan bir öğretidir. Bu nedenle günümüz egemenlerini korkutması kadar doğal bir şey yoktur. Dolayısıyla Aleviliğin bu yönü yok edilerek sadece inançsal boyutuna indirgenip, inançsal boyutta sadece ritüel boyutuna indirgenerek Aleviliğin diğer toplumsal boyutları yok edilmeye çalışılıyor. “

    “ALEVİLİĞİ İSLAMIN ÖZÜYMÜŞ GİBİ GÖSTERMEK DOĞRU DEĞİL”

    Yazar Süleyman Zaman, “Alevilik geçmişler toplamıdır. Tabi ki 1500 yıldır var olan İslami birtakım değerlerin Aleviliğin içine girmesi çok doğaldır. Bu diyalektikte bunu söyler. Çünkü var olan her şey başka şeyleri de etkiler. Her şey bir birinin içerisine geçer. Benzer benzeri çeker yasası vardır. Bir de gelişim yasası ve tekamül yasası vardır.  Tekamül yasası zaten tam da bunu içerir. Derki bir şey varlaştığı zaman anında başka şeyleri de etkiler. Dolayısıyla özneler arası geçiş nedeniyle bugün 1500 yıldır var olan İslami bir takım değerlerin de Aleviliğin içerisine taşındığı bir gerçektir. Ama önemli olan Alevi bilgelerinin Aleviliğe  taşımış olduğu İslami değerlerin hangi anlamları yüklediğidir. Yani bu anlamları bilmeden eğer bize egemenlerin sunduğu bir şekilde bu İslami değerlere sahip çıkarsak tabi ki o zaman gerçek Aleviliği sanki İslamın özüymüş gibi İslamın kendisiymiş gibi bir anlam içerir. Bu doğru değildir. Bu aynı zamanda Sünni dostlarımıza da haksızlık olur. Sanki onların inandığı din bu değilmiş gibi. Bu doğru değil” şeklinde konuştu.

    “KENDİ İÇİMİZDEKİ DOĞAL ASİMİLASYONA KARŞI BİR DURUŞ SERGİLEYELİM”  

    Alevilik İslam’dan etkilenmiştir ama sadece İslam’dan değil. Alevilik dört kitaba aynı nazardan bakarız diyen bir anlayıştır” diyen Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:

    “Dün veya bugüne kadar ulaşan bütün inançlardan Alevilik  içerisinde bir takım şeyler bulmak olasıdır. Bunu benim söylememe gerek yok. Aleviliğin değerlerine şöyle derinlemesine bakan ozanların dizelerine bakan muhakkak bunu görür. Onun için biz 72 millete aynı nazardan bakıyoruz, dört kitabın dördü haktır diyoruz. Hatta bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün bilgelerin ortaya koymuş olduğu değerlere sahip çıkın ama önemli olan o değerlerin insanı insanileştirmesine yönelik olmasıdır. Alevilik kendini bu değerler üzerinde tanımlamıştır. Bunun için bu değerlere sahip çıkalım. Bu değerler Aleviliği Alevilik yapan değerlerdir. Asimilasyona karşı  tavır alırken kendi içimizdeki doğal asimilasyona karşı da bir duruş sergileyelim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar anıldı-VİDEO

    Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar anıldı-VİDEO

    PİRHA-Alevi ozanları, Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar, Şahkulu Sultan Vakfında anıldı. Programda, ozanların şiirlerinden örnekler verildi, eserleri seslendirildi.

    Şahkulu Sultan Vakfı, Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar’ı anma programı gerçekleştirildi. Programda söyleşi ve ozanların eserlerinden dinletiler yapıldı.

    Yazarlar Adil Ali Atalay, Rıza Zelyut ve Süleyman Zaman konuşmacı olarak katıldı. Programın ilk oturumunda Feyzullah Çınar, ikinci oturumunda Aşık İbreti ele alındı.

    “BİZİM OZANLARIMIZ HAK AŞIĞIDIR”

    Programın ilk oturumunda konuşan Zaman, Feyzullah Çınar’ı tanıtarak sözlerine başladı. Alevilerin değerlerine sahip çıkmasını gerektiğini belirten Zaman, “Bu noktada Feyzullah Çınar’ın öğretileri çok kıymetlidir.” dedi.

    Programın devamında Zelyut, hak aşığı olduğuna vurgu yaparak, “Alevilerin en eski en kıymetli deyişlerini özünü bozmadan seslendirip bizlere ulaştırmıştır” dedi.

    Programın ikinci oturumunda Aşık İbreti ele alındı.

    ZAMAN, AŞIK İBRETİ’NİN ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER VEREREK FELSEFESİNİ ANLATTI

    “Neden Batıni algıyı taşıyan ve yaşayan insanlar, egemenler tarafından yok edilmeye çalışılıyor?” diye soran Zaman, “Aşık İbreti hakikatçilerdendir” diyerek Aşık İbreti şiirlerinden örnekler felsefesini vererek anlattı.

    Programın devamında Atalay, Aşık İbreti ve Alevilik ilişkisi üzerine konuştu. “Her Aleviyim diyen Alevi değildir. Aleviliği yaşayan Alevidir” diyen Atalay, Aşık İbreti’nin yaşamındaki zorluklardan bahsederek tüm yaşamını Alevi olarak sürdürdüğünü anlattı. Atalay, Aşık İbreti’den bir şiir okuyarak konuşmasını sonlandırdı.

    Anma programı Erdal Yoksuli ve Mehmet Karabudak’ın bir dinletisiyle sona erdi.

    HABER: EYLEM BABAYİĞİT

  • Alevilik eğitim çalışmasının 6’ncısı 22 Aralık’ta devam edecek

    Alevilik eğitim çalışmasının 6’ncısı 22 Aralık’ta devam edecek

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kadıköy Şubesi’nin yapmış olduğu Alevilik eğitim çalışması 6. hafta da devam edecek. 

    PSAKD Kadıköy Şubesi’nin yapmış olduğu Alevilik eğitim çalışması 6. haftada da devam edecek. 22 Aralık Cumartesi günü yapılacak eğitim derslerinin ilkinde Aleviliğin inanç felsefesi anlatılacak. Yazar Süleyman Zaman’ın katılacağı ders saat 16.00’da başlayacak.

    2. Derste ise Cem erkanı anlatılacak. Eğitimci Sezair Gezici’nin anlatacağı ders saat 19.00’da başlayacak. PİRHA/İSTANBUL

     

  • Alevi külliyatı bu fuarda, Aleviliği merak edenler gelebilir-VİDEO

    Alevi külliyatı bu fuarda, Aleviliği merak edenler gelebilir-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de bir ilk olan 3. Şahkulu Kitap Fuarı ikinci gününde. Stand açan yayınevi emekçileri ve Alevi yazarlar, “Her şeye rağmen bu Alevi kitap fuarının olması bir kazanımdır. Bu Türkiye’de bir ilk. Umarım ileriki yıllarda da eksiklikler giderilerek daha da güzeli olur” ifadelerini kullandılar. 

    Türkiye’de bir ilk olan Şahkulu Alevi Kitap Fuarı’nın 3’ncüsü Şahkulu Dergahı’nda gerçekleşiyor. Şahkulu Kitap Fuarı’nın ikinci günündeki fuarda kitap standı açan yayınevi emekçileri ve Alevi yazar Süleyman Zaman PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİ KİTAP FUARININ OLMASI BİR KAZANIMDIR”

    Şahkulu Dergahı öncülüğünde yapılan Alevi kitap fuarında kitap standı açan Divriği Gazetesi kurucularından Yahya Kemal Bayar, “Katılım hava şartlarından veya farklı nedenlerden dolayı geçen yıla oranla düşük. Organizasyon biraz geç yapıldı. Organizasyonun geç yapılmasının katılımın az olmasında büyük etkisi var. Her şeye rağmen bu Alevi kitap fuarının olması bir kazanımdır. Bu Türkiye’de bir ilk. Umarım ileriki yıllarda da eksiklikler giderilerek daha da güzeli olur. Biraz böyle iyimser bakmaktan fayda var” dedi.

    KİTAP OKUMADA TEMBELLİK

    Alevi toplumunun eskiden beri aydınlıktan yana olduğundan kaynaklı çok kitap okuduğunu belirten Bayar, “Son yıllarda Türkiye ile de mukayese edersek Alevi kitlesi okuma konusunda biraz daha tembel diyebiliriz. Bu nedenle fuara katılıp ihtiyaç duyduğu bir kitabı alabilir ama okuma alışkanlıkları son derece zayıf. Alevilerin bu zafiyetini gidermesi lazım. Çünkü çok az okuyan veya hiç okumayan bir topluluk haline geldi. Bunu bir eleştiri olarak kabul edebiliriz ben de o toplumun bir mensubuyum. Ve Alevi toplumunda okuma sayısı epey düştü. Merak edilen bir kitapta hiç yok” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLER ÇOCUKLARINI ALEVİ ERKANINA GÖRE YETİŞTİREMİYORLAR”

    Bayar konuşmasını son olarak şöyle sürdürdü:

    “Aileler çocuklarını Alevi erkanına göre yetiştirmiyorlar ve yetiştiremiyorlar. Bunu söylediğimiz zaman diyorlar Alevilik bir taşra inancı ve kültürü. Bu nedenle büyük şehirlerde bu zor yapılamaz diyorlar. Ben bu fikre katılmıyorum. Çünkü bir defa Alevilik taşra inancı olabilir ama Alevilik modernizm üzerine kurulduğu için kentte de olabilir kırda da olabilir. Ancak esas olan yolunu olduğu gibi süremiyorlar. Bunun sıkıntıları var.”

    “ALEVİLİĞİ MERAK EDENLERİN ALEVİ KÜLLİYATINI BULACAĞI BİR FUAR”

    Her şeyden önce kitap fuarının açılmış olmasının bile başlı başına önemli bir olay olduğuna vurgu yapan Alevi Yazar Süleyman Zaman ise, “Alevi kitap fuarı dediğimizde Alevi külliyatının biraraya toplandığı, Aleviliğe merak duyan ya da kendisini geliştirmek isteyen ve araştırmak isteyen insanların toplu halde Alevi külliyatını bulacağı bir fuar konumunda. Bu anlamda da okuyucular için çok önemli bir işlevselliğe sahip” diye konuştu.

    “ALEVİ TOPLUMU DAHA ÇOK PİLAV GÜNLERİNE KATILIYOR”

    Türkiye’de kitap okuma oranın çok düşük olduğuna dikkat çeken Zaman, şunları ifade etti:

    “İnsan bir bilgi varlığıdır. Bilgiye de ancak kaynağından ulaşılabilinir. Bilgi eğer bilince dönüştürülürse bir anlamı var. Bu nedenle bir insan eğer kendisini geliştirmek istiyorsa önce bilgilenmelidir. Bilgiyi de kaynağından öğrenmelidir. Bu nedenle her kitap bir kaynaktır. Bu tür kitap fuarlarının açılması çok anlamlıdır. Ve okurun duyarlı olması da burada çok önemlidir. Alevi toplumu daha çok pilav günlerine katılım sağlıyorlar. Böyle kitap fuarları ve paneller olunca çok fazla katılım olmuyor. Bizim en büyük çıkmazımız burada aslında.”

    “ALEVİLİĞİ BÜTÜNSEL BOYUTU İLE GENÇLERİMİZE VERMELİYİZ”

    ‘Alevi kurumları görevlerini yerine getirmiyor’ diye eleştirildiğini ancak burada verilen eğitimlerde insanların duyarsız kaldığını belirten Zaman, şöyle devam etti:

    “Biz istiyoruz ki gençlerimiz de gelsinler. Çünkü her şey geçmişler toplamıdır. Gelecekte geçmiş üzerine ve bugün üzerine kurulacaktır. Geleceği temsil eden gençlerimiz Aleviliği doğru bir yerde doğru bir şekilde kulaktan dolma değil geleneksel Aleviliğin ötesinde bilgiye, kaynağa dayanan bilimsel, felsefi, düşünceleri görüşleri içeren kaynaklara yönelmeleri ve doğru bir şekilde Aleviliği öğrenmeleri gerekiyor. İşte bu fuarlar buna hizmet ediyor. Aleviliği sadece ritüel boyutuna indirgediğimizde diğer boyutları unutulmuş oluyor. Bunun toplumsal, felsefi, tasavvufi ve teolojik boyutu var. Oysa bizim asıl Aleviliği bütüncül boyutu ile hiçbirini diğerinden ayırmadan hem inançsal hem de diğer boyutlarını da ele alan bir Aleviliği mutlaka gençlerimize vermemiz gerekiyor.”

    “FARKLI FARKLI BÖLGELERDEN YAZARLAR GELİYOR”

    Şahkulu öncülüğünde yapılan Şahkulu Kitap Fuarı’nda stand açan Kadın Komisyonu üyeleri adına  konuşan Nurten Başıgüzel ise, “Üç yıldır yapılan bu fuarda biz de Şahkulu Kadın Komisyonu olarak bu süreçte kitaplarımızı satıyoruz. Farklı farklı bölgelerden yazarlar, şairler ve ozanlarımız geliyorlar. Burada kitap fuarının yanı sıra çok güzel söyleyişiler oluyor. Geçen yıl çok ilgi vardı ve çok kitap satıldı. Alevi kitap fuarı sadece Şahkulu Dergahı’nda oluyor. Amacımız daha çok insana ulaşıp daha güzel kaynaklardan bilgi almalarını sağlamak” diye konuştu.

    Her gün 10:00 ile 19:00 arası açık olacak olan Şahkulu Kitap Fuarı ikinci gününde ise ‘Ezoterizm ve Alevilik’, ‘Değerler Sistemi ve Alevilik’ ve ‘Alevi Gençliğinin Sorunları’ panelleri yapılacak.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Yazar Süleyman Zaman: Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile etmemeli-VİDEO

    Yazar Süleyman Zaman: Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile etmemeli-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin ve Alevi kurumlarının bu zorlu süreçte nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin PİRHA’ya konuşan Yazar Süleyman Zaman, “Aleviler her zaman kendi değerlerini, düşüncelerini, gizleme yoluna başvurmuşlardır. Yani örtülü bir inanç haline gelmişlerdir. Örtülü inanç olmalarının nedeni hep baskı altında olmaları ve egemenleri hep rahatsız etmelerinden kaynaklanıyor” dedi.

    Haberin Videosu

    Yazar Süleyman Zaman, Alevilerin ve Alevi kurumlarının bu zor süreçte nasıl bir yol izlemesi gerektiğine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Çok önemli ve zor bir süreçten geçildiğine dikkat çeken Zaman, “Tarihsel boyutu ile de baktığımızda Aleviliğin aslında her zaman batiniliği, toplumsal eşitliği, insanlar arasındaki kardeşliği, barışı ve özgürlüğü öne çıkararak, toplumsal bir inanç olarak geliştiğini görüyoruz. Aleviliğin bu anlayışı gerek Selçuklular döneminde gerekse aşılama ve bedenleşme dönemi olsun her zaman egemen kesim ile sistemin sahiplerini rahatsız etmiştir” diye konuştu.

    “ALEVİLER HER ZAMAN DEĞERLERİNİ GİZLEME YOLUNA GİTMİŞTİR”

    Süleyman Zaman, “Aleviler her zaman kendi değerlerini, düşüncelerini, gizleme yoluna gitmiştir. Yani örtülü bir inanç haline gelmişlerdir. Örtülü inanç olmalarının nedeni  hep baskı altında olmaları ve egemenleri hep rahatsız etmelerinden kaynaklanıyor” dedi.

    Bugün de baskıların devam ettiğini belirten Zaman, “Bugünün handikapı şudur: Sistem Diyanetle, kurumlarıyla ve getirmiş olduğu sistem ile Aleviliği zaten asimile ediyor. Ayrıca Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim diyerek Aleviliği Şiileştirip, kendi değerlerinden uzaklaştırmayı amaçlıyorlar” diye konuştu.

    “KURUMLARIMIZ İLK GÜNKÜ HEYECANINI YİTİRMİŞ”

    Özellikle 80 ve 90 sonrası oluşan kurumların Aleviliğe bir nefes aldırdığını vurgulayan Zaman, “Büyük kentlerde yaşayan Aleviler kendi kimliklerini ve kendilerini ifade edebilecek kurumlar ile karşılaştıklarında nefes almışlardır. Ancak daha sonra süreç içerisinde sistem bu kurumsal yapıları kendi lehlerine çevirecek bir takım oyunlar ve politik zeminler hazırlamıştır. Bu kurumlarımız bugün ilk kurulmuş oldukları günün heyecanını yitirmişlerdir. Değerler sistemi devletin müdahalesine gerek kalmadan kendi kendisini asimile ederek bu değerleri kendisi işlevsel kılacak” dedi.

    “ALEVİLİK MODERN VE SEKÜLER YAŞAMDAN YANA”

    Zaman, “Günümüzde bir takım yaşam standartları bize dayatılıyor. Oysa Alevilik her zaman çağdaş değerlerden, modern ve seküler yaşamdan yanadır. Dolayısı ile katı bir takım İslamcı uygulamalar Aleviliğe uygun düşmemektedir” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu nedenle Aleviler toplumsal muhalefet ile birlikte hareket etmelidir. Sol, sosyal demokrat ve demokrat kesimler ile birlikte bu mücadelenin içinde kendisini görmelidir. Öteki kılınan bütün topluluklar ile birlikte hareket edilerek demokratik, hukuksal ve laik bir dünyada yaşamanın önemli olduğunu vurgulayıp bu değerlere sahip çıkacak argümanlar geliştirmelidir.”

    “ALEVİ KURUMLARI YEMEK VERME VE ÖLÜ KALDIRMA YERİNE DÖNÜŞTÜ”

    “Bugün Alevi kurumları yapılan cemlerde  12 hizmette Aleviliğin değerlerini vermediği sürece ve yapılan bu ritüellerde İslami motifler  uygulandığı sürece maalesef Alevi kurumları hızla Aleviliği asimile eden bir yapıya dönüşeceklerdir” diyen Zaman şunları ifade etti:

    “Kurumlarımız sadece yemek verilen ve ölü kaldırılan yerlere dönüştürüldü. Bu Aleviler için acı vericidir. Örneğin cemevlerinde 12 hizmet yapılıyor. Ama bu 12 hizmet nedir? Neden 12? Ayrıca bu 12 hizmet içinde yer alan ‘Çerağ’ uyandırma nedir, neden yapılıyor ve nereden gelmektedir? Arap kültürü ve İslami değerler içerisinde böyle bir şey var mıdır? Alevilikte bin yıllardır sürüyorsa bunun asıl nedeni, nereden kaynaklandığı, nereden beslendiği veriliyor mu? Verilmiyor. Bu nedenle kurumlarımızdan beklediğimiz şey Alevi değerlerinden uzaklaşmadan beslenmiş olduğu değerler sistemine sahip çıkarak Alevilik anlatılmalıdır.”

    “ALEVİLİK SADECE CEM DEĞİL”

    Zaman, “Gençlerimiz ‘Hocam biz her hafta ceme gidiyoruz ancak artık gitmek istemiyoruz’ diyorlar. Çünkü artık her hafta rutin 12 hizmet yürütülüyor. Biz bu cemlerde 12 hizmetin, bağlamanın neden olduğunu ve bağlama ile okunan nefeslerin ne anlama geldiğini öğrenmek istiyoruz. Ayrıca Alevilikte nasıl bir evren, Tanrı, insan ve yaşam algısı var bunu öğrenmek istiyoruz. Alevilik sadece cem değil” diyen Zaman şöyle devam etti:

    “Cami ile cem aynı anlama geliyor. Toplu bir yerde belli bir yerde inanmış olduğu değerleri ritüellerde uygulamaktadır. Şimdi önemli olan cemde yapılan 12 hizmettir. Neden 12 hizmet? Neden 13 hizmet değil? Cemlerde bunun yanıtı verilmesi gerekiyor. Ya da 7 ulu ozan diyoruz. Neden sadece 7 ulu ozan olarak sınırlıyoruz, binlerce ozan varken. Acaba 7 sayısına yüklenen batini bir algı mı var. Gençler şu an İnternet çağında ve araştırıp sorguluyor. Sorgulayan gençlerimizi o eski gelenekten gelen dedelerimizin anlatım biçimi artık  doyurmuyor. Dolayısı ile gençlerimiz oradan bir şey alamayınca uzaklaşıyor. Ve sonra diyorlar gençlerimizi neden çekemiyoruz. Çünkü bu koşullarda çekemeyiz.”

    “TÜM FARKLILIKLARIMIZI DEĞERLERİMİZ OLARAK GÖRMELİYİZ”

    Tek çıkışın Alevi kurumlarının kendi işlevselliğini yerine getirmekle olacağına dikkat çeken Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:

    “Alevilik tek bir değerden oluşmuyor. Bundan dolayı Alevilik bütüncül yönü ile ele alınmalı. Tüm Alevi yazarlarını sevsekte sevmesekte okumamız ve değerlendirmemiz gerekiyor. Tüm farklılıkları değerlerimiz olarak görmeliyiz. Cemevleri Aleviliğin doğallığını asimile edecek uygulamalardan kendini uzaklaştırmalıdır. Kurumlarımız ve cemevlerimiz sadece ölü kaldıran ve kırk lokması verilen yerler olmaktan çıkmalıdır. Birer eğitim yuvası haline getirilmelidir. Her hafta ya da ayda bir her kurumumuz Aleviliği gerçek anlamda hem felsefi yönü ile hem inançsal boyutu ile hem de  toplumsal boyutu ile Alevilik anlatılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

    Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

     PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Haberin Videosu

    Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.

    Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.

    Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    Değerli Canlar,

    Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..

    Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.

    Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.

    Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

    Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.

    Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.

    Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.

    ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!

    Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.

    Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında  birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.

    Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.

    Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.

    Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.

    Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü  nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.

    Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.

    ALEVİLİK, SEMAVİ ( İBRAHİMİ ) DİNLERDEN FARKLIDIR!

    Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.

    Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.

    Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.

    İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!

    Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.

    Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI

    Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.

    Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.

    Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.

    Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.

    Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.

    4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.

    Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.

    Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.

    Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.

    ‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.

    Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.

    İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.

    ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder.  Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.

    Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.

    Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.

    Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!

    Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir.  Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.

    Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.

    HIZIR

    Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.

    Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.

    RIZALIK

    Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır.  Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.

    Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.

    ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.

    Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.

    Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.

    Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.

    Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.

    Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.

    Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.

    Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.

    Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.

    Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.

    ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!

    Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.

    Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

    Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.

    KİRVELİK ERKÂNI

    Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.

    Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.

    NİKÂH ERKANI

    Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.

    MUSAHİPLİK ERKÂNI

    Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.

    Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.

    Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.

    HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI

    Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.

    Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.

    Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

    Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir.  Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.

    Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.

    Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.

    ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !

    Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR

    Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.

    Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.

    Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması,  öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.

    CEM ERKÂNI

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.

    CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?

    Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak  Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.

    Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.

    Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.

    Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.

    Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.

    Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.

    ÂŞIKLIK,  ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

    Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.

    Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.

    Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.

    ALEVİLİK VE GENÇLİK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.

    ALEVİLİK VE KADIN

    Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır.  Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır.  Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek,  Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.

    Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER

    Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.

    Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.

    Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.

    Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.

    Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.

    Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.

    Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.

    Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.

    DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ

    Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.

    Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak  İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.

    Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.

    Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.

    Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.

    Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları,  aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.

    BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.

    Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.

    Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.

    Aşk İle

     

     

  • Süleyman Zaman: Sivas devletin organizasyonuyla yapılmış bir kıyım-VİDEO

    Süleyman Zaman: Sivas devletin organizasyonuyla yapılmış bir kıyım-VİDEO

    PİRHA-Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, bin yıllardır yaşanan kıyımların egemen ve egemen olmayanlar arasındaki çatışmadan kaynaklandığını belirtti. Yani ezen ve ezilen arasındaki kavgada batıni algının her zaman var olduğunu söyleyen Zaman, Alevilerin de Dersim, Çorum, Sivas, Maraş gibi katliamlara maruz kaldığını söyledi. Yaklaşan Sivas Katliamı’nın yıldönümünde konuşan Zaman, Sivas Katliamı’nın da devletin organizasyonuyla yapılmış bir kıyım olduğunu vurguladı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman, Sivas Katliamı’nın yıldönümünde Alevi katliamlarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Alevilikle ilgili yazılmış 15 tane yayınlanmış kitabı olan Zaman, bu kıyımların arkasındaki batıni algıya dikkat çekti.

    Zaman, “Batıni algı aslında egemen algının tam ötesinde egemen algıya karşı bir algı geliştirip ezilenlerin, dışlanmışların, ötekileştirilmişlerin algısıdır. Bu algı aslında tarihsel süreçte baktığımızda insanoğlunun var olduğundan bu yana egemenler ve egemen olmayanlar arasındaki çatışmadan kaynaklanan bu tür kıyımlar tarihsel boyutta hep yaşanmış” ifadelerini kullandı.

    “BATINİ ALGI HER DÖNEM KIYIMLARA UĞRADI”

    Zaman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Böyle baktığınızda Spartaküs isyanından tutun, Babailer ayaklanmasına, Pir Sultan, Dersim, arkasından Çorum, Sivas, Maraş gibi katliamlar, kıyımlar aslında egemen anlayışın batıni algıdan koptuğu için ve onların dünyada egemen olmasını, dünyada  ezilenleri o batıni algıdan uzaklaştırmak için  egemenlerin yapmış olduğu büyük kıyımlardan birisi diye düşünüyorum. Yani ezen ve ezilen arasındaki kavgada batıni algı her zaman var olmuş dünyada ve bu batıni algıyı bugün özellikle bizim ülkemizde Aleviler özellikle egoterik düşünceye sahip olanlar bunları taşıdıkları için, Hristiyanlıkta baktığınızda Bogomil ve Katarların da aynı katliamlara uğradığını görüyoruz. Çünkü onlar da oranın batıni algısıydı.”

    “DEDELER YILLARCA ASİMİLASYONA TABİ TUTULDU”

    Süleyman Zaman, bu batini algıyı günümüze taşıdığı için Aleviliğin de bin yıllar içinde üstü örtülüp yasaklanmış bir kültür olduğunu söyledi. Zaman, “Yasaklandığı için de korkulan bir kültür. Korkulduğu için de devlet tarafından, egemen tarafından asimile edilmeye çalışılan bazen baskıyla, bazen de doğal yöntemlerle yani bugün görüyoruz birçok dedelerimiz tarafından bir doğal asimilasyona tabi tutulduğumuzu görüyoruz” dedi.

    “SİVAS DA DEVLETİN ORGANİZASYONUYLA YAPILMIŞ BİR KIYIM”

    Aleviliğin de hızla şiileştirilip sünnileştirilmeye çalışıldığına vurgu yapan Zaman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aslında bu kıyımlar biraz da bunlara hizmet eden kıyımlar olarak görülüyor. Sivas kıyımını da böyle değerlendiriyorum. Yani devletin aslında organizasyonuyla yapılmış bir kıyım.” (HABER MERKEZİ)