Etiket: sünnilik

  • ‘Cumhuriyet, Türklük ve Sünnilik üzerine kurgulanmıştır’-VİDEO

    ‘Cumhuriyet, Türklük ve Sünnilik üzerine kurgulanmıştır’-VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan cumhuriyetin ilk 100 yılını kadınlar açısından değerlendirdi. Doğan, “Bir toplum ya da birey birini köleleştirmişse, yani ‘sen yoksun, sen bana tabisin’ demişse toplumun kendisi de hür ya da özgür değildir” dedi. Doğan, Alevi kadınların inanç konusunda yeterli örgütlenmediğini ve güçlenmediğini de kaydetti. 

    Cumhuriyet, halkın ülke yönetiminde egemen olduğu bir devlet şekli olarak tanımlanır. Erkin tek elde toplanmasına karşı olan cumhuriyet anlayışı, Anadolu’da Osmanlı’nın tasfiyesi ile şekillendi. Saltanatın kaldırılması ile cumhuriyet ilan edildi. 100 yıl geçti. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.

    100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma ve asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.

    Aleviler ise ikinci  yüzyıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.

    Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.

    Cumhuriyetin geride kalan 100 yılını kadınların nasıl geçirdiğini Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ile konuştuk.

    “ALEVİLERİN İNANCI YASAKLANDI”

    Cumhuriyet’in tekçilik üzerine kurulduğunu ifade eden Kadriye Doğan, “Bir Alevi kadın olarak geriye bakıp yüz yılı değerlendirdiğimde şunu söyleyebilirim kuruluş kodları itibari ile tekçilik üzerine kurulan bir cumhuriyettir. Sadece Türklük ve Sünni mezhebi üzerine kurgulanmıştır ve bu yüzyıllık süreçte bütün kurumlarını bunun üzerine inşa etmiştir. Eğitimi hukuku, tüm kültürel kodları bunun üzerine inşa edilmiştir. Zaten kurulduğu günden itibaren de Şeyhülislamlığı kaldırdığı anda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşuna tanıklık ederiz. Ve Aleviler’in inançları bir anda yasaklandı, bu inancın tüm kurumları ortadan kaldırıldı ve tüm varlıklarına da el konduğuna tanıklık ederiz. Bunu geldiğimiz noktada da değerlendirdiğimizde bugün itibarıyla geçmişte inanç olarak katliamlarla yaşadığımız bir süreçten bugün ise artık fiziki katliamdan vazgeçip inceltilmiş bir asimilasyon programıyla ve inancımızı devletin ve çeperindeki kurum ve kuruluşların siyasilerin daha doğrusu egemenlerin tanımladığı ve egemenlerin kontrol eder bir noktada olduğunu görüyoruz. Ve inancımızı özgürce yaşayamıyoruz. Yani bunu bize bırakmıyorlar. İstiyorlar ki devlet kendi güdümünde bir Alevilik yaşatılsın veyahutta kontrolüne alınsın çerçevesini de kendi çizsin istiyor” dedi.

    “ASİMİLASYON ÇEMBERİNDEN KURTULMAK İÇİN ÇIRPINIYORUZ”

    Doğan, asimilasyona karşı mücadele ettiklerini ifade ederek şunları söyledi:

    “Kadın olarak baktığımızda da bilirsiniz ki her inanç, her kültürel yapı ve her dil anne üzerinden ileriki kuşaklara aktarılır. Bugün itibari ile gelecek kuşaklara taşınmasının olanaklarının ortadan kalktığını görüyoruz. Geçmişte elbetteki inancımızın yasaklı olması gizli olması ve toplumun hafızasına kirletilmiş olarak nakşedilmesiyle, toplumun içinde göğsümüzü gere gere inancımızı söyleme noktasından geri kaldık. Eğitim kurumlarında bunu yaşatma bunu inşaa etme konusunda geri kaldık. Gelinen noktada da artık asimilasyon çemberinden kurtulabilmek için çırpınıyoruz.”

    “BU KAZANIMLAR KADINLARIN KENDİLERİNE AİTTİ”

    Cumhuriyetin birinci 100 yılını geride bırakıp ikinci 100 yılını idrak edeceğimiz bir sürece girdik diyen Doğan, yeni dönem için şu değerlendirmelerde bulundu:

    “İkinci 100 yıla girerken ben esas olarak şunu söylemek isterim. Bir toplum ya da birey birini köleleştirmişse, yani sen yoksun, sen bana tabisin demişse toplumun kendisi de hür ya da özgür değildir. Biz Türkiye’de ne yazık ki bu gerçekle karşı karşıyayız. Çünkü cumhuriyet işte büyük kazanımlardan, kadın kazanımlarından kadının seçme ve seçilme hakkının verildiğinden bahseder. Oysa şunu çok iyi biliyoruz cumhuriyetin kuruluş sürecine kadar çok ciddi kadın örgütlenmeleri, kadın mücadelelerinin olduğunu, hatta bir dönem kadın partisinin kurulduğunu, bu dönemde çok ciddi mücadelelerin verildiğini biliyoruz. Yani kimse kimseye bir şey lütf etmiyor. Bu kazanımlar kadınların kendilerine aitti ve olması gereken bir durumdu.

    “İNANÇ KONUSUNDA KADIN ÖRGÜTLENMESİNİN GÜÇLENDİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Alevi kadınları siyasi hareket içerisinde kadın özgürlükçü bir yaşamı demokratik bir yaşamın inşasında oldukça yoğun emek veriyorlar. Fakat inanç konusuna geldiğimiz zaman bunu örgütleme noktasında yeteri kadar güçlü değiliz. Başarılı da değiliz ve bunu bir sorun olarak önümüze koymak, bunu görmek durumundayız. Nasıl ki toplumsal özgürlüğü, eşitliği kadınlar inşa edecekse inancımızı da yine kadınlar geleceğe taşıyacaktır. Gelecek kuşaklara aktaracak olanların da kadınlar olduğunun bilinciyle kadın örgütlenmesi güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda bize ciddi görevler düştüğünün farkındayız.

    “CEZAEVLERİ SİYASİ KADINLARLA DOLU”

    Cumhuriyet kadınlara çok büyük kazanımlar verdi derken bunlar hamasi sözler. İşte üzerinde sorgulanmıyor. Gültan Kışanak’ın yedi yıllık tutukluluk süreci doldu artık tutuksuz yargılanması gerekiyor ve buna izin verilmiyor. Cezaevleri kadın özgürlük mücadelesi veren siyasi kadınlarla dolu. Mevcut sistemde tam da bu iki yüzlülükle karşı karşıyayız. Çağrımız budur işte; artık bundan vazgeçelim. Siyaset yapan çıksın özgürce siyasetini yapsın, inancını örgütlemek isteyen inancını kendi özgünlüğüyle yaşamak isteyenler bu şekilde yaşasın, dilini eğitim dili olarak kullanmak isteyenler o dili geliştirsin, yaşasın. Bunlar bu ülke için bir zenginlik olarak değerlendirilmeli.”

    Dilan ŞİMŞEK – Zafer Şahin TAŞKIN / İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara uğradık, artık barışla, sevgiyle yaşayalım’
    2-‘Aleviler çok katmanlı bir dışlamaya maruz bırakıldı; farklılıklar bir potada eritildi’
    3-Cumhuriyet kavramında demek ki eksiklikler var ki AKP bunun sonucu’

  • ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım” dedi. Allah ile Hakk’ın farklı mana içerdiğini belirten Şanlı, Alevi inancında kurban kesmek olmadığını da ekledi.  

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde sıkıtınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “BİZİM YOLUMUZ SEMAVİ DİNLERDEN FARKLIDIR”

    Öncelikle yol erkanın ne için yapıldığını anlamak ve çok eski zamanlardan günümüze gelen ilkelerin bilinmesi gerektiğini belirterek söze başlayan Şanlı, “Bizi diğer semavi dinlerden veyahut başka dinlerden ayıran, vahdet-i mevcutta, tasavvuf felsefesinde, doğanın iki özelliği var. Düşünce özelliği, düşünce sistemini kurarken, nitelik özelliği de fiziksel nesneler sistemini kurar. Birincisi Allah düşünce sistemi. İkincisi Hakk. Birincisindeki Allah cismani değil, görünmezdir, hayali diyebiliriz. İkincisinde cismanidir. Cismani dediğimiz, yer kaplayan. O da nedir. Tüm evren. İşte biz bu evrenin tümüne Hakk diyoruz. Bu söylediklerimiz diğer dinlere göre batıldır. Fakat biz kimseye batıl demiyoruz” dedi.

    Bu bilgileri öğrenilebilmesi ve yolun sürdürülebilmesi için, Pirlerin belli kurallar koyduğunu, bunun da eğitimle mümkün olduğunu söyleyen Pir Şanlı, “Bu erkan nedir? Yol erkan sürüyoruz ya, görgü gibi. Onu niye yapıyoruz? Onu yapmamızın nedeni yemine vurdurarak yola almak. Yola alındığı vakit o sırrı başkalarına faş etmemek içindir, yani anlatmamak içindir. Çünkü her taraftan düşmanlık var. Her taraftan saldırıyorlar” ifadelerine yer verdi.

    “BİZ EVRENİN TÜMÜNE HAK DİYORUZ”

    Hakk’ın bütün evreni, doğayı kapsadığını söyleyen Şanlı, evrenle ilgili şunları ifade etti:

    “Evrende mesafe ışık hızı ile ölçülüyor. Işığın saniyedeki hızı dünyamız ile ayın mesafesi kadar. Bizim galaksimizin bir ucundan bir ucuna mesafe 90 bin ışık yılı. Evrende bizim galaksimiz gibi bir milyon galaksi var. Hatta bazıları daha fazla diyor. Uçsuz bucaksız, önsüz, sonsuz. Bize en yakın Andromeda takım yıldızlarıyla bizim aramız bir milyon ışık yılı.

    Bugün geliştirilmiş elektronik aletlerle insanlık, 20 milyar ışık yılı ötedeki bir gezegeni görüntüleyebiliyor. Ondan geriye gidemiyoruz. Gerisi kaostur. Kaos dediğimiz, Big Bang (Büyük Patlama) öncesi gibi milyar derecelik fırın gibidir. İşte biz Batıniler, bu önsüz, sonsuz, uçsuz, bucaksız evrenin tümüne Hakk, doğa, tabiat, kainat diyoruz.

    Biz de yine o doğanın bir parçasıyız. Doğayı bizim eskilerimiz üçe bölmüş; Cematat, Nebatat, Hayvanat. Cematat cansız varlıklardır. Nebahat bitkiler, otlardır. Hayvanat da bizim de içinde bulunduğumuz canlı varlıklardır. Bu canlı varlıkların en görkemlisi insandır. İnsan düşünen beyniyle tüm evreni bilebilir, sırlarını çözebilir. En mükemmel varlıktır.”

     “DİNLER KURULDUĞU GİBİ KALMIYOR, DEĞİŞİME UĞRUYOR”

    Pir Hasan Hayri Şanlı, başlayan her şeyin bir sonu olduğunu, bir şey başlamışsa mutlaka sonunun da geleceğini belirterek, “Semavi dinler, kurucu peygamberlerin kurduğu dinlerdir. Dinler kurulduğu gibi kalmıyor, her şey değişime uğruyor. Büyük patlamanın arkasında toz bulutu var. Bizim evrenimiz de bir gün patlayacak. Daha Hazreti Muhammed sağlığında ‘Ümmetimin 73 bölüğünden 72’si cehennemliktir demişti. Demek ki farkındaydı ki kendi kurduğu yol devam etmeyecek. O da biliyordu. Ne olacak? Big-bang öncesine döneceğiz. Kaos bir gün patlayacak. Yeni bir evren, yeni galaksiler doğacak. Sonra insanlar gelecek. İnsanların içinde çeşitli dinler oluşacak. Ve bu dinlerin içerisinde haham, papaz, imam ve bizim gibi dedeler olacak” diye konuştu.

    Kendisini “Ben Batıniyim” diyerek tanımlayan Şanlı,yola bağlı olmanın önemine işaret etti.

    “CENNETE-CEHENNEME İNANMIYORUZ; BİZİM VARLIK DEDİĞİMİZ BİLİMSELDİR, GÖRÜNENDİR”

    Semavi dinlerin düşünce sistemini kurarken Allah’a görünmezlik verildiğinin, soyut olduğunun, cismi olmadığının altını çizen Şanlı, “Cismani olmadığı için toplum ne yapıyor? Görmediği Tanrıya, Allah’a görmeden tapıyor kendisine. Yani cismi yok, olmayan bir şey. Ama Hakk dediğimizde cismi var. Görünüyor. Musa, Tur Dağı’na giderken, Turda ararken, Tanrı’yla konuşurken, Tanrı, ‘siz beni asla göremezsiniz’ demiş. Yani varlık ötesi ama biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Mesela cennet cehennem. Biz ona inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. Melekler de aynı düşünce sisteminin içinde. Yani soyut. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım. Melekelerin yeri yok ama bugün sürülen yollarda bugünkü duruma baktığımız vakit ben buna Alevilik diyemem asla. Bunlar Sünniliğin bir kolu gibi. Bunlar toplumun içinde doğru bilinen yanlışlardır” şeklinde dile getirdi.

    “BİZDE CENAZE NAMAZI YOK, KURBAN YOK”

    Alevilerde cenaze namazı olmadığını, namaz kılmadıklarını ama bunu söylediği zaman diğer dedelerin kendisine karşı çıktığını anlatan Şanlı, şunları aktardı:

    “Çünkü eğitim yok. Gerçek yok. Bilimle gidilmeyen yolun kesinlikle karanlık olduğunu söyleyebiliriz. Bizim inancımızda peygamberin yeri yok. Kurbanın yeri de yok. 2001 yılında kurban kitabım çıkmıştı. Orada aynen şöyle yazmıştım: Cematat, Nebatat ve Hayvanat diye bir ayrım yapıyorduk ya. Mesela hayvanat cüzünde hayvanla insan aynı cüzde. Tabiatın bir varlığı. Semavi dinlere göre bakarsak, eğer Allah’a kurban kesiyorsak kurbanı kesip yiyince el açıyor. Sana kurban kestik. Ben Allah’ın yerinde olsam derim, ben seni de dünyada yaşamaya gönderdim onu da. Sen onu öldürdün. Sen katilsin diyeceğim. Ben olsam öyle derim.Bizim yol erkanımızda, Seyit Seyfi’nin dediği gibi, ‘Kıyamazsan baş u cana. Ağır dur girme meydana. Bu meydanda nice baş, kesilir de soran olmaz.’

    “ASIL KURBAN HAYVAN BOĞAZLAMA DEĞİL”

    Geçmişte ‘Musahiplik Erkanı’ yapıldığını vurgulayan Şanlı, “Ben de yaptırıyordum. O erkan yapılırken bir tane kurban tığlıyorlardı. Etini pişirip yiyorlardı. Orada asıl kurban hayvan boğazlama değil. Asıl kurban cananı tarafından öz canı sızdırılan talibin kendisi. Kendisine sorulmuşsa, gelme, gelme. Dönme, dönme. Gelenin malı, dönenin başı.” şeklinde konuştu.

    (Yarın devam edecek)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

    ‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’

  • Kulu: Sistem Aleviliği inkarı ve imhayı Alevilerin içindeki devşirmelerle yapıyor-VİDEO

    Kulu: Sistem Aleviliği inkarı ve imhayı Alevilerin içindeki devşirmelerle yapıyor-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hakk’a yürüme erkanlarında Alevi inancından uzaklaşanları eleştirdi. Gerici grupların, Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyettin Ulusoy’a ve Hasan Doğan Dede’ye yönelik saldırıları da kınayan Kulu, “Geçmişte Pir Sultan’ları asan Hızır Paşalar her zaman olmuştur. Bunlar, sistemin yanında birer yamak olarak kalıp kendisine ikbal devşirmeye çalışmıştır” dedi.

    Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancına, Yola uygun olmayan uygulamalara ve bazı grupların Alevileri hedef almasına yönelik tepkiler sürüyor.

    Hakk’a uğurlama erkanlarında devriye ve mersiye okunmasına karşı gelen gerici gruplara bir tepki de Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu’dan geldi.

    Alevi hakikatine karşı ciddi bir saldırının olduğunu söyleyen Kulu, “Öncelikle altı çizilmesi gereken durum şu; bugün geldiğimiz demde, Aleviler kendi hakikati ile buluşuyor. Kendi tarihsel geçmişine, yaşamına, ocak ve ziyaretgahlarına tam yüzünü dönmüşken, sistem ve sistemin beslemesi olan ve isimlerinin önüne ‘Alevi’ kelamlarını koyarak, Aleviliğin kendi hakikati ile buluşmasının önüne geçebilmek için muazzam bir çaba var” dedi.

    “FASON ALEVİ KURUMLARI YARATILIYOR”

    Musa Kulu, Türkiye’de milliyetçi bir tabanda ‘Alevi Birliği’ oluşturulduğuna dikkat çekerek,

    Aleviliği İslam’ın içinde eritmek gibi bir çabanın olduğuna işaret etti. Ülkenin en temel sorunlarının başında Alevi sorununun olduğuna vurgu yapan Kulu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Tüm bu sorunların altında cebelleşen ve bu hakikatin çözümü için çabası olmayan sistem, fason Alevi kurumları yaratarak Alevi toplumsallığının hafızasını silmek, onları İslam’ın içinde eritmek sorumluluğu taşıyor.

    Onun için Aleviliğin bütün ritüellerini İslam’ın içine çekmek, sözünü, kemaletini, ikrarını İslami şekilde anlatmak, veyahut onunla birleştirmek, sanki oradan geliyormuş gibi göstermek gibi bir çaba var. Kendi tarihsel hafızasını anlayıp ve gelecek nesillere bırakma çabasının önüne geçilmek isteniyor. Aleviliğe ait olan her şeyin İslam’dan çıkıyormuş gibi göstermek çabası asimilasyonun başka bir versiyonudur. Bu, hakikatin ortaya çıkmasını engellemek için ortaya konulan bir çabadan başka bir şey değildir.”

    “OCAK HAKİKATİNDEN KOPAN, SİSTEME HİZMET ETMEK DURUMUNDA KALIR”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, asimilasyoncu grupların saldırılarına karşı, Alevi örgütlerinin çabasını da değerlendirdi.

    Kulu, “72 millete aynı nazardan bakan, evrendeki her varlığı Hakk olarak görenler, milliyetçilik, yayılmacılık veyahut bir dilin esiri olmayı kabul etmez. Çünkü her dile, inanca hak olarak bakar” diyerek şunları söyledi:

    “Emperyal, yani yayılmacı, zorla diğer toplumları, inançları Müslüman ya da Hristiyan yapmaya çalışan bu çaba, başından beri olan bir hakikattir. Hal böyle olunca diğer inançları ortadan kaldırmak için ‘her yol mübah’ noktasından başlanmış. Bugün de halen devam ediyor. Diğer toplumların dillerini kültürlerini silmek ve hepsini Arapça düşünen, yani Allah sanki sadece Arapça biliyormuş gibi, Arapça dışında kullandığımız her dil günahmış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu aslında toplumsal hakikatte, yaşamda da yeri olmayan bir anlayıştır.

    Aleviliği sanki Ali ve Hüseyin ya da Kerbela ile başlamış gibi göstermek aslında Alevi hakikatini bilmemek demektir. İnsanoğlu ilk ayağa kalktı günden beri, etrafındaki nesnelere mana ve anlam yüklediği anda inançlar vardır. Alevilik doğa ile birleşen ve doğadaki her nesneyi Hakk olarak bilen bir inanç. Ve günümüze kadar da buna göre şekillenen, buna göre kendi ritüelini, ibadetini, ikrarını bütün evren ile bütünleştiren bir inancın mensuplarıyız. Şimdi bunu getirip İslam’ın, Hıristiyanlığın, Museviliğin içerisinde eritmek, kalıplara dökmek mümkün değil. Hal böyle olunca Alevi hakikatini bilmeyen, devşirmeler ya da devletten beslenenler, Aleviliği tanımlamaya, tariflemeye söylemeye çalışıyorlar. Ama hakikat böyle bir şey değildir.

    “HERKES KENDİ HAKİKATİNİ BİLİYOR”

    Mesela bugün bir Hristiyan, ‘Aslında İslam yanlış yapıyor. İslam öyle değil de böyledir. Şuradan başlar’ demesi ne kadar abes ise veya bir Müslümanın, İncil’i ya da onların ibadet biçimini eleştirmesi ne kadar abes ise bugün bu tür işlerin içine girenler de Aleviliği tarif etmeye çalışıyorlar. Herkes kendi hakikatini biliyor.

    Bugün bu söylemlerin sahibi olanlar aslında Alevilerin kendi hakikati ile yeniden buluşmasını, ocakları ile pirin talibi ile talibin piri ile buluşmasını, kendi ziyaretgahına gitmesini, o inancın dilini, kültürünü kullanmasıdır yasaklanmak istenen. Bu topluma saldırının bir başka biçimidir. Sistemin kendisi inkar ediyor ve imhayı yapıyor ama aynı zamanda ‘Alevilerin içindeki devşirmelerle nasıl vurabiliriz’ planları içerisindeler.

    “BUNLAR GÖREVLİ VE SİSTEM TARAFINDAN BESLENİYOR”

    Bu süreci başlatanların hepsi bir ocağın evladı olarak kendilerini göstermeye çalışıyor. Ocak hakikatinden kopan, kendi dilinden, kültüründen uzaklaşan herkes sisteme hizmet etmek durumunda kalır. Yani talibi, piri olmayan, Alevi yolu ile ilgili hiçbir gerçekliğini, ritüelini yerine getirmeyenlerin, Alevilik hakkında ahkam kesmesi, işin ne kadar Sünni, ne kadar zorlama olduğunu göstermek açısından çok barizdir. Bunlar birer görevli ve sistem tarafından beslenen ve Alevilerin kendi hakikati ile buluşmasının önüne geçmek için beyhude bir çabadan başka bir şey değildir. Bunların başarılı olma şansları yoktur. Eğer başarılı olunabilseydi bu kadar katliam ve zulüm olan bu coğrafyada imparatorlukların, Haçlı Seferleri’nin bile ortadan kaldıramadığı bu hakikati, bu tür Sünni ve zorlama grup ve kişilerin ortadan kaldırma şansı asla yoktur.”

    “SİSTEMİN YAMAKLARI, İKBAL DEVŞİRMEYE ÇALIŞMIŞTIR”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Hacı Bektaş Veli Postnişini Veliyettin Ulusoy’a yönelik saldırılara da değindi. “Ulusoy bu ülkede Hacıbektaş postnişini ve o ocağın yol süreni olarak hala kendi hakikati ile yaşayan bir kişiliktir” diyerek şunları söyledi:

    “Siz bir inancın en başındakine saldırıp onu toplum içerisinde tartışılır hale getirirseniz orayı çökertirsiniz. Bu bir tür projedir. Veliyettin Ulusoy’a yönelik bu saldırının benzeri geçmişte 1937-1938’de Dersim’de, Abdülhamit döneminde de denenmiştir.

    Bütün dünyadaki Alevi toplulukları şunu bilir; bizim inancımız itikatımız, ilmimiz, Yol’umuz bellidir. Bu tür zorlamaların hiçbirisi bu hakikati gerçeğinden koparma şansına sahip değildir. Ama etkilenme muhakkak olacaktır. Hatta arayışlar da olacaktır. Çünkü eğer Yol’suz, pirsiz, talipsiz kalırsanız kendinize ruhsal bir tatmin bulma çabanız olacaktır. O zaman ‘ya zaten çoğunluk böyledir. Bizim de böyle olmamız lazım’ diyerek, sanki çoğunluğun söylediği doğruymuş gibi algılama başlar. Devletin çabası da zaten budur.

    “PİR SULTANLARI ASAN HIZIR PAŞALAR HEP OLMUŞTUR”

    Geçmişte Pir Sultan’ları asan Hızır Paşalar her zaman olmuştur. Bunlar, sistemin yanında birer yamak olarak kalıp kendisine ikbal devşirmeye çalışmıştır. Ama tarihte de lanetle anılmışlardır. Bugün bu çabanın içerisinde olan her birey, gelecekte düşkün ve yolundan çıkmış, kendi hakikatinden vazgeçmiş birer zavallı olmaktan kurtulamaz.

    Kendi hakikatimizi gelecek kuşaklara bırakmak gayreti konusunda yeteri kadar sorumluluk ve çaba içinde miyiz, buna odaklanmamız lazım. Bu konuda her birimizin kendi eksikliğini görerek, Alevi kurumlarının bir araya gelerek bu saldırılara karşı ortak bir söz söylemek ve bunu da en açık şekilde bu misyoner yapılara söylemesi gerekiyor. Eğer biz bu birliği yakalayamazsak bu tür misyoner yapılar karşısında geleceğimizi kaybedeceğimizin farkında olmalıyız. İnancımız şunu söylemiştir: Yol bir, sürek bin bir’dir. Her Alevi süreği birbiriyle aynı kelimeleri kullanmak zorunda değildir ama kendi yolunu bilir ve onun üzerinden cümle kurar. Bu birlik olmadığı sürece Aleviler hep hedef olur. Her birimiz, elimizi vicdanımıza koyarak bu işin sorumluluğunu en samimi duygularla yerine getirmeliyiz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Yazar Aydın: Alevi mantığını anlamak gerek, Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmak imkansız

    Yazar Aydın: Alevi mantığını anlamak gerek, Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmak imkansız

    PİRHA- Yazar Rıza Aydın, “Alevi inancının temel sistematiği, Sünnilikten de Şiilikten de farklıdır” dedi. “Alevinin Allah’ı gönlündedir, Sünninin ve Şiinin Allah’ı yedi kat arşı aladadır” diyen Aydın, inançları açısından Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmanın imkansız ötesi olacağını kaydetti. Aydın ekledi: Sünni anlayış ile Alevi anlayışta ölüm farklı olduğu için, ölen tenin sırlanması yolu, yordamı da aynı değildir.

    Yazar Rıza Aydın, “Alevi inancının temel sistematiği, Sünnilikten de Şiilikten de farklıdır, öncelikle herkesin bunu iyi kavraması gerek” dedi.

    “Alevi mantığını anlamak gerek” diyen Aydın, Aleviliğin Sünnilik ve Şiilik’ten farklı olduğunu şöyle açıkladı:

    “Mesela, Sünniler de Mevlidi türkü gibi bir makamla söylerler ama onlarda saza bir hasmane duruş var. Hatta Ezan da bir makamla söylenir. “Haydin selaya gelin” diye seslenen kişi bunu bir makamla, türlü söyler gibi yapar ama burada saz ya da müzik aleti çalınmaz. Sünniler saza niye düşman kesilmişler, niye sazın içinde şeytan var demişler bunu ayrıca incelemek gerekir. Aşık bunlara “be Allah’ın sersem kulu, şeytan bunun neresinde?” diye niye türkü yakmış? Bunları ayrı bir konuşmak gerek.
    Bir kapalı alanda, bir ibadet sırasında kadını gören Sünninin abdesti helak olur. Camiye, içkinin zerresi giremez, ama cemde böyle değildir; cemde dem sunulur. Alevi cemini kadın erkek beraber yapar, Alevi ceminde saz çalar, saki dem sunar; tahtacı Türkmenleri cemde dem sunan kişiye “Şemsi, Şemsilik” diyorlar.

    “ALEVİNİN ALLAHI GÖNLÜNDEDİR”

    Alevinin Allah’ı gönlündedir, Sünninin Allah’ı yedi kat arşı aladadır. Allah ile konuşmak için Musa Tur Dağı’na gider, Muhammed Miraca, arşı alaya çıkar ora da Allahları ile konuşurlar ama onun yüzünü göremezler. Musa ne kadar yalvarsa da Allah’ı ona yüzünü göstermez, “Sen beni göremeyeceksin” anlamına gelen “Lenterani” der.
    Alevinin Hak dediği Allah’ı, gönlündedir, onu görmesi için öyle uzaklara gitmesine gerek yoktur, bir gönülü ziyaret ederek hacı olur o. Agahi bu inancından dolayı, “Hacca gitmez diye tân eylemişler, benim ise her gün (günde) hacılığım var” der.”

    İnançları açısından Sünnilikle Aleviliği uzlaştırmanın imkansız ötesi olacağını belirten Rıza Aydın, “Ortak düşündükleri hiçbir inançları yoktur, her sözcüğün içine ayrı anlamlar verirler. Aleviler batinidir, her kavramın içini kendilerine göre doldururlar; bunun için “Zarfa değil mazrufa bakacaksın” derler” ifadesini kullandı.

    Yazar Rıza Aydın, Sünniliğe şiirin görünmeye çalışan bazı Alevilerin boşu boşuna kendilerini yorduklarını vurgulayarak “Gerçekler inatçıdır er ya da geç kendilerini kabul ettirirler” dedi.

    “ALEVİ İNANCI TEVRAT KÖKENLİ DEİNLERDEN FARKLI”

    “Alevi inancı sistematik olarak Tevrat kökenli dinlerden farklıdır” diyen Aydın, farklılığı şöyle özetliyor.

    “Bu farklılığın temeli, bu kubbül alemin, kevni mekanın varoluşu hakkındaki farklıya dayanır. Aleviler “Aynı vardan varolduk” derken Kudred Kandili’nde balkıyan Işıktan (Sıraçtan) varolduklarını söylerler, Tevrat’ta ise Allah’ın 6 günde evreni yoktan var ettiğini söyler. Bütün bu farklılıkları tek tek belirtip, farklılıklarını yazabiliriz. Mesela, Alevilerin kuramsal olarak ölüme, canlıya, kısaca insana bakışı ile Sünnilerin bakışı aynı mı? Hayır değil. Aleviler devriye kuramına inanıyorlar.

    Yunus Emre, “Kim bu tenim yoğuken bir can idim”, “Anasırdan bir libasa büründüm Yunus olarak göründüm” diyor. Alevi edebiyatının kurucusu olan Kaygusuz Abdal’ın ‘Sarayname’ adlı eseri sırf bunu anlatır. Kaygusuz, vücudu, bir saraya, içindeki canı da sarayın içindeki sultana benzeterek konuyu anlatır.
    Alevi inancına göre, can ile ten ayrı. Can tıpkı ata binen bir süvari gibi bir tenin içine girip, o tenle beraber dünyaya geliyor. Can bu dünyada daha fazla cevlan edebilmek için bu ata yani içinde olduğu kalıba iyi bakması gerekiyor.
    Ten yorulup da bu canı taşıyamayacak hale gelince, can, “kafesten uçan kuş” misali teni terk ediyor. Ten ölüyor, can geldiği yere gidip, başka bir tenle geri geliyor. Bu canın devredip, yeniden geleceği ten nasıl olur, o belli değil, bu tamamen o canın işleğine bağlı; bunun için dünyadan göçen cana, “devri kolay (âsân) olsun” diye temennide bulunuyorlar. Hacı Bektaş Çelebilerinden Şiri devriyesinde, “Niçe bu dünyaya çok geldim gittim” diyor. Derviş Muhammed’se “Yedi kere ben bu cihana geldim /Arşta duran iki nişan bendedir” diyor.

    “CAN ÖLMÜYOR KAFESİNDEN UÇUP GİDİYOR”

    “Ölürse tenler ölür, canlar ölesi değil” diyen Yunus’un tabiriyle düşünürsek can ölmüyor, “can kafesinden uçup, gidiyor”, cansız kalan teni toprakla karıştırıp sırlıyorlar; buna tabir olarakta “sırlama” deniyor.

    Tenden uçup giden can, bu dünyada yaşarken kazandığı gönüllere girip, orada anılmaya devam ediyor. Bunun için ben diyorum ki, mezarlıkta anma yapmayalım, çünkü orada ölen ten var, biz Hakk’a göçen, gönüllerde yaşayan canı, dost muhabbetlerinde analım. Ben sevdiklerimi, mesela anamı, niye gidipte mezarlıkta anayım ki, onu dost sohbetlerinde anarım hep.

    Aleviler öldü yerine göçtü diyorlar; bu dünyadan göçtü devri kolay (âsan) olsun diye temennilerde bulunuyorlar; bu çok önemli bir tutum.

    NEDEN YEDİNCİ VE KIRKINCI GÜN VAR?

    Bu dünyadan göçen (yani ölen) kişinin, doğal olarak, borcu, alacağı, vereceği oluyor değil mi? İşte bundan dolayı da dünyadan göçen biri için yedinci günü ile kırkıncı günü anısına toplantı yapılıyor. Bunda amaç yakınlarda olanlar yedisinde, uzaklar da olanlar da kırkıncı günü gelip, dünyadan göçenin ailesiyle helallaşsın diye. Bütün geleneklerin böylesi sosyal bir nedeni vardır.”

    Yazar Rıza aydın, Alevi inancında can ölmediği için, ölen tenin sırlanma töreninin de doğal olarak diğer inançlarla aynı olmadığının altını çizerek, “Dünyadan göçen kişiyi anıp yad etmek için kırk gün boyunca evlerde toplanılıp, deyişlerle, sazlı sözlü sohbetlerle onu anıyorlar. Bizim, Sadık Ünal abimiz var, Cevat Bilgililioğlunun dayısı. Şimdi 85 yaşını aştı. Sadık amca, Aşık Veli’nin torunudur, aşıklık geleneğini sürdürür, iyi şiirler yazar. Sadık amcanın bildiklerini kaydedelim diye bir gün Cevat Bilgilioğlu’nda toplandık. Sadık amca konuştu ben kameraya kaydettim. Sadık abi dedi ki, annem öldüğünde Aşık Aziz Üstün duymuş, atına binip, sazını alıp geldi. Bir hafta, on gün boyunca çalıp, çağırarak anamı andık, o da bunu severdi, dedi” şeklinde kaydetti.

     “SÜNNİ ANLAYIŞLA ALEVİ ANLAYIŞTA ÖLÜM FARKLI OLDUĞU İÇİN ÖLEN TENİN SIRLANMASI YOLU FARKLI”

    “Sünni anlayış ile Alevi anlayışta ölüm farklı olduğu için, ölen tenin sırlanması yolu, yordamı da aynı değildir” vurgusunu yapan Rıza Aydın, Yunus Emre’nin sözlerini paylaştı.

    Yunus Emre şöyle diyor:

    Can bir ulu kimsedir beden onun atıdır
    Her ne lokma yer ise bedenin kuvvetidir

    Ne denli yer isen çok ol denli yürürsün tok
    Cana hiç assı yok hep sûret maslahatıdır

    Bu can ni’meti hani gelin bulalım onu
    Asayiş kılan canı evlîyâ sohbetidir

    Sohbet canı semirdir hem âşıkın ömrüdür
    Hak Çalab’ın emriyle erenin himmetidir

    Erenin yüzü sulu himmeti arştan ulu
    Kimi görsen bu hulu eren inayetidir

    İnâyet onun işi anlamaz değme kişi
    Bilgil bu hümâ kuşu âşıklar devletidir

    Yunus’un yanar içi kamudan gönlü kiçi
    Suya sayılmaz suçu erenin himmetidir.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Erkan: Aleviliğin, Şiilik ve Sünnilikle örtüşmeyen edebi, erkanı, Yol’u var- VİDEO

    Erkan: Aleviliğin, Şiilik ve Sünnilikle örtüşmeyen edebi, erkanı, Yol’u var- VİDEO

    PİRHA – Son yıllarda kimi çevrelerce Şiiliğin Alevi inancı gibi lanse edilmeye çalışıldığını belirten Tokat PSAKD Şube Başkanı ve Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan, Aleviliği gerek Şiilikten gerekse de Sünnilikten ayıran edebi, erkanı, Yol’u ve tarikatının olduğunu söyledi.

    Son yıllarda Alevi inancının kimi çevrelerce başkalaştırılmaya çalışılmasına ve Alevilerin asimile edilmek istenmesine Tokat Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Şube Başkanı ve Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Muharrem Erkan tepki gösterdi.

    “Son yıllarda bilhassa Şiialık sanki Alevilikmiş gibi kamuoyuna lanse edilmeye çalışılıyor. Alevilerin gerek Şiialardan gerek Sünnilerden birbirine benzemeyen, birbiriyle örtüşmeyen edebi, erkanı, yolu, tarikatı var” diyen Muharrem Erkan Dede, konuşmasına şunları ifâde etti:

    “Ama ne yazık ki Kerbela’daki 680 yılında İmam Hüseyin’e yapılan zulümden kaynaklı bütün İslam alemi bu konuda muzdarip. Doğru olduğunu söylemiyorlar, yanında bulunmuyorlar. Bu bizim Şiialarla örtüştüğümüzün veya Şiia olduğumuzun göstergesi olamaz.
    Sadece ve sadece bizler edebiyle, erkanıyla, Yol’uyla, tarikatıyla farklılığı olan, Farsçası namaz, Arapçası salat olan, Türkçesi dua olan inanış. Alevileri inançsal olarak Şiialaştırmaya çalışan bir grupla karşı karşıyayız. Bizler İmam Hüseyin’in mateminde Zeynel Abidin sağ kurtuldu diye kurbanları tığlarken, yanı sıra da aşurelerimizi kaynatıp Aşure dağıtırız. 12 gün de Matem Orucu’nu, 3 gün de Masum-u Pak Orucu’nu tutarız.”

    PİRHA/ TOKAT

  • ‘Köylerimize cami değil okul gerek’-VİDEO

    ‘Köylerimize cami değil okul gerek’-VİDEO

    PİRHA – Ankaralı yurttaşlar, Kars’taki Aşağısallıpınar köyüne yapılan cami ile Adıyaman’daki bir okulda öğrencilere zorla namaz kıldırılmasını eleştirerek “Alevilerin inanç boyutunu sömürmek ve baskılamak istiyorlar. Alevilik inancına felsefesine sahip çıkacağız” dedi.

    Haberin videosu

    Kars’ın Sarıkamış ilçesine bağlı Aşağısallıpınar Köyü’ne yapılan cami ile Adıyaman’daki bir lisede Alevi öğrencilerine zorla namaz kıldırılması iddialarına tepkiler sürüyor.

    Ankara’nın Mamak ilçesinde yaşayan Alevi yurttaşlar, Sünni dayatmasına tepki gösterdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şube Cemevi üyesi olan Türkan Kambur, Alevi köylerinde cami ve imama ihtiyaç duyulmadığını ifade ederek “İleriye gitmemiz için camiye değil okula ihtiyacımız var” diyerek şunları söyledi:

    “CAMİLERİN YERLERİNE CEMEVİ YAPILSIN”

    “Alevi köylerine cami gerekmiyor. Çünkü bizim cemevimiz var. Ayrıca dede ve mürşitlerimiz de var. İnanç konularında bilgili öğretmenlerimiz var. Kusura bakmayın ama bizim sazımız ve deyişlerimiz de birer ezan. Eline, beline, diline sahip olmak, kimsenin hakkını yememek yolumuzda yoktur. Alevi köylerine yol yapılmıyor ama cami gidiyor. Bizlerin hocaya ihtiyacı yok. Yola ihtiyacımız var. O güzel insanlarımızın yürüyecek yola ihtiyacı var. O sebeple camiye karşıyım. İleriye gitmemiz için bizlere okul lazım. Zaten ibadethanelerimiz mevcut. Bizim cami ile ne işimiz olur. Rica ediyorum Alevi köylerindeki camilere karşı çıkılsın ve yerlerine cemevi yapsınlar.”

    “BU DAYATMAYI KABUL ETMİYORUZ”

    Türkan Kambur, Adıyaman Belören Çok Programlı Anadolu Lisesi’ndeki kız çocuklarına zorla türban takılıp erkek öğrencilere de namaz kıldırılmasına da değinerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizlerin başörtü takmamıza gerek yok. Çünkü Hakk bizim kalbimizde, gözümüzde, yüzümüzde, özümüzde. Peki okul müdürü, yavrularımızı kara çarşafa sokana kadar aydınlığa götürmeyi biliyor mu? Ve sakın ola ki ‘Bana okuyan kişi lazım’ demesin. Kesinlikle böyle bir dayatmayı kabul etmiyoruz. Asimile etmeye ne hakları var. Günah da sevap da bizim. Allah ile aramızda olana kimse karışamaz.”

    “ALEVİLİĞİ SÜNNİLİĞİN BİR DALI GİBİ GÖSTERMEK YANLIŞ”

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Ana Fatma Cemevi üyesi Erol Akkuş da Kars ve Adıyaman’daki Sünni dayatmaya dair “Sistematik olarak ülkemizde Alevilik felsefesinin öğrenilmemesi için ellerinden gelen çabayı gösteriyorlar” diyerek şunları söyledi:

    “Özellikle Cumhuriyet ve Osmanlı tarihini araştırdığımızda devletin, Aleviler üzerindeki baskısı hala sürmekte. En son Kars ve Adıyaman’daki yaşananlara baktığımızda maalesef sistem, Alevilik felsefesinin öğretilmesini istemiyor. Bugün Alevi köyüne hizmet götürebilmenin anlamı önce o köye cami yapılması demek. Maalesef ki Alevileri inanç boyutunda sömürmek, üzerlerinde baskı kurup Aleviliği Sünniliğin bir dalı gibi göstermek son derece yanlıştır. Alevilerin bu konuda duyarlı olup cemevlerine sahip çıkmaları gerekir.”

    “ALEVİLİK İNANCINA, FELSEFESİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Akkuş, mevcut karma eğitim sistemlerinde kız ve erkek çocuklarının ayrı sınıflarda okutulamayacağının altını çizerek “Öğrencilere okullarda Sünni inanış egemen kılınmakta. Adıyaman’da da ne yazık ki böylesi bir baskı uygulanıyor. Biz Aleviler olarak bu uygulamayı kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Alevilik inancına felsefesine sahip çıkacağız” dedi.

    Cebrail ARSLAN -Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sünni kökenli Büyüktanır, Aleviliği benimsemiş: İnancımla iftihar ediyorum-VİDEO

    Sünni kökenli Büyüktanır, Aleviliği benimsemiş: İnancımla iftihar ediyorum-VİDEO

    PİRHA- Köy enstitüsünden mezun olan 87 yaşındaki Fikri Büyüktanır, aslında Sünni inanca mensup. Fakat bir Bektaşi ile evlendikten sonra Aleviliği benimsemeye başladı. İzmir Çiğli’deki Birlik Ceminde konuşan Büyüktanır ve eşi, “Şu kulaklarımızla duymadığımız laflar kalmadı. Ama yılmadık kimseyle de kavga etmedik kimseye de baş kaldırmadık.” dedi. 

    İzmir Çiğli Evka-2 Cemevi’nde yapılan Birlik Cemine katılan 87 yaşındaki Fikri Büyüktanır ve 80’li yaşlardaki eşi Güler Büyüktanır çifti yaşlarına rağmen cemin bitmesini bekledi.

    Fikri Büyüktanır, aslında Sünni inanca mensup. Fakat 1959 yılında Köy Enstitüsü’nden mezun olduğunda anladığını ve hayatına yansıttığını kaydetti. Bektaşi olan Güler Büyüktanır ile evlendikten sonra da Aleviliği benimsemeye başlamış.

    Cemde kısa bir konuşma yapan Büyüktanır, Ankara Yuva Köyü’nden Mustafa dedenin ellerinde büyüdüğünü, Aleviliği öylece sevdiğini belirtti.

    “ASLINDA SÜNNİLİKTEN DÖNMEYİM”

    Önceden Sünni inancından biri olduğunu kaydeden Fikri Büyüktanır, “1960 yılında bir Bektaşi Babasını tanıdım, nasip oldu Ana bacıyla nikah kıymak. 1962 Bedri Ayan dede babayı tanıdım. 1982 yılında Fakiri Devrişi Hamza Baba’da bir hayvan demini insan oturacak hale getirmek için görev verdi. Canlar da yardım etti  başardım” diye konuştu.

    Alevilik yolunda yaptığı hizmetleri anlatan Büyüktanır, vücudundaki hastalıklardan dolayı hizmet etmekte zorlandığını ama sağlığı el verdikçe hizmetlerine devam edeceğini kaydetti.

    Büyüktanır, Alevilik inancının sevgi dini olduğunu ve cennet cehennemin olmadığının altını çizdi.

    Büyüktanır, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bizde Hüseyin, Hak Muhammed Ali sevgisi var. Biz asla kimseye hor bakmayız. Sümüklü böceği de hor görmeyiz. Allahın yarattığı her varlık bizim için mukaddestir. Alevi olmamızla iftihar ediyoruz. Bize senelerce yapmadıkları iftiralar kalmadı. Şu kulaklarımızla duymadığımız laflar kalmadı. Ama yılmadık kimseyle de kavga etmedik kimseye de baş kaldırmadık. Cemalini gördüğüm canımın binde biri kadar herkes hizmet ederse bu yol kalkınır. Biz devletten bir şey beklemiyoruz. Ben Hamza Baba yolunu yaparken 40 tane kapı çaldım nihayet bir belediye başkanı bize yardım etti de yol açtı.”

    “KIZ ÇOCUKLARINIZI OKUTUN”

    87 yaşındaki emekli öğretmen Fikri Büyüktanır, ailelere özellikle kız çocuklarının okutulması gerektiği çağrısında bulundu. Büyüktanır, “İzmir’in İstanbul’un züppeliklerine uymayın. Hayatınızı kazanın, hayatınızı garantiye alın. Hayatın tokadı çok ağırdır. Vurduğu zaman tokadın sesinin nereden geldiği belli olmaz. Çocuklarınıza o yönde yol gösterin. Esenlikler evinizden eksik olmasın” dileklerinde bulundu.

    Ardından kısa bir konuşma yapan 80’li yaşlardaki Güler Büyüktanır, “Ben bir Bektaşi babasının kızıyım. Onun için yolumu çok seviyorum eşimi de. Bir sürü sıkıntılar da oldu ama hepsi geçti.” dedi.

    Çift daha sonra bütün cem solonunda bulunan herkesten rızalık isteyerek ayrıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

  • Geçmez cemevi açılışında konuştu: Sünnilik merkezli eğitim pedagojik cinayettir

    Geçmez cemevi açılışında konuştu: Sünnilik merkezli eğitim pedagojik cinayettir

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın (HBVAKV) Genel Merkez yöneticileri ile 44 şubesinin yöneticileri, Adana Ceyhan Cemevi’nin açılışında biraraya geldi. Açılışın yanı sıra HBVAKV Danışma Kurulu toplantısı gerçekleşti. 

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Danışma Kurulu toplantısı Adana Ceyhan’da şube başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla gerçekleşti. Şube başkan ve üyelerinin görüş ve önerilerde bulunduğu toplantıda, Datça Şubesi Başkanı Murat Yıldırım şube olarak hazırladıkları raporu sundu.

    Ertesi gün yapılan Adana Ceyhan cemevi açılışı yine yoğun katılımla gerçekleşti. Datça Şubesi Cemevi Başkanı Murat Yıldırım ve Denetleme Kurulu üyesi İrfan Sarı’nın da katıldığı açılış töreninde, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez yaptığı konuşmada; Alevilerin uğradığı hak ihlallerinden ve ayırımcılıktan bahsetti.

    “SÜNNİLİK MERKEZLİ EĞİTİM PEDAGOJİK CİNAYETTİR”

    Geçmez, zorunlu din dersleri ve okullarda okutulan ders programlarındaki Sünnilik merkezli eğitimin yarattığı pedagojik cinayete ve asimilasyona dikkat çekti. Ceyhan’da yapımı biten ve açılışı yapılan cemevine katkı sağlayan Büyükşehir Belediye Başkanına teşekkür eden Geçmez, bunun Türkiye’deki diğer belediyelere örnek olmasını diledi.

    Geçmez, Alevilerin oylarını alan ve oylarına talip olan siyasilere ve onların partilerinden seçilen belediye başkanlarının bunu gerçekleştirememesine ve Alevilerin talep ve isteklerine karşı kayıtsız kalmalarına da sitem etti.

    “BİRARADA VE TEK YUMRUĞUZ”

    Ceyhan Cemevi’nin açılışında örnek bir tablo sergilendiğine dikkat çeken Ercan Geçmez, “Türkiye’deki örgütlü Alevilerin nerede ise tamamına yakınını temsil eden Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Genel Başkanının, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanının, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanının ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanının Ceyhan’da bir araya gelip ortak irade ve tavır belirlemesi Alevi davasına ciddi bir sinerji kazandıracaktır. ‘Aleviler neden bir araya gelemiyor’ diyenlere açıkça duyuyoruz ki ‘Biz bir aradayız ve tek yumruğuz. Ayırımcılık yapmaktan, asimilasyon manevralarından vazgeçin. Herkes bilsin ki haklı ve onurlu mücadelemiz her gün güçlenerek devam edecektir. Haksızlığın ve zulmün karşısında boyun eğmeyeceğiz, Hüseyni bir duruş sergilemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • Pir Kete’den nikah kıyma yetkisine tepki: Müftü islamiyetin Nemrudi yönünün temsilidir-VİDEO

    Pir Kete’den nikah kıyma yetkisine tepki: Müftü islamiyetin Nemrudi yönünün temsilidir-VİDEO

    PİRHA-Müftülere nikah yetkisinin verilmesini kapsayan yasa tasarısına tepki gösteren Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Alevi yol erkanında ahdı nikahın rızalık ve ikrar verme üzerine olduğunu, pirin huzurunda yapıldığını ve söylenen her duaz imamda doğanın ve hakikatin şehadetinin alındığını kaydetti. Kete, müftünün islamiyetin nehak, nemrudi yönünü temsil ettiğini de vurguladı. 

    Haberin Videosu

    Müftülere nikah yetkisi vermeyi kapsayan yasa tasarısında çeşitli kesimlerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Şıh Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete de bu yasa tasarısına tepki gösterdi.

    “BİZDE NİKAH RIZALIK VE İKRAR VERME ÜZERİNEDİR”

    Pir Zeynel Kete, Alevi yol erkanında ahdı nikahın olduğunu, bu ahdı nikahın rızalık ve ikrar verme üzerine pirin huzurunda yapıldığını belirterek nikahta söylenen her duaz imamda doğanın ve hakikatin şehadetinin alındığını ifade etti.

    Cumhuriyetle beraber gelen belediye nikahının yaşanan hukuk süreci içerisinde kısmen de olsa medeni hukukta kadını bir nebze de olsa koruduğunu söyleyen Pir Zeynel Kete, nikah kıyma yetkisinin müftülere verilmesinin Türkiye’de tekçi zihniyetin kendisini inanç üzerinde var etmeye çalıştığını vurguladı.

    “MÜFTÜ İSLAMİYETİN HAKİKAT YÖNÜNÜ TEMSİL ETMİYOR”

    İslamiyetin içerisinde ciddi bir hakikat paydası olduğunu belirten Pir Zeynel Kete, “Müftü İslamiyetin hakikat yönünü temsil etmiyor. Nehak yönünü, Nemrudi yönünü temsil ediyor. Bu çerçevede ulus-devlet anlayışı müftülükler üzerinde kendini yeniden inşa ediyor” dedi. Devletin bütün ideolojik aygıtlarının iktidar İslamının eline verildiğinin altını çizen Pir Zeynel Kete, bu iktidar İslamı üzerinden de AKP’nin kendini örmeye çalıştığını kaydetti.

    “AHDI NİKAHTA KADIN ANA FATMA’DIR, HARDO DEWREŞ’TİR”

    Aleviler için Alevi yol ve erkanının önemli olduğuna dikkat çeken Pir Zeynel Kete, “Bizde kadınla yapılan ahdı nikahta kadın Ana Fatma’dır, Hardo Dewreş’tir. Kainatın özeti, Hakk’ın varlığı en fazla kadının bedeninde ve cemalinde kendisini gösterir. Biz böyle düşünüyoruz. Tabi ki müftülerin nikah yapması da bizim kabulümüz değildir” şeklinde ifade etti.

    “SÜNNİLİĞİN İÇİ BOŞALTILIYOR”

    Kur’an kursları, iktidar İslamı gibi sorunların sadece Alevilerin sorunu olmadığını, bu konuları sadece Alevilerin tartışmaması gerektiğini söyleyen Pir Zeynel Kete, bu sorunların bir o kadar da Müslümanların, Sünnilerin sorunu olduğunu ve Sünniliğin içinin boşaltıldığını da belirtti.

    Sünniliğin Muhammed-i hak yolundan uzaklaştırıldığına vurgu yapan Pir Zeynel Kete, “Aslında Sünnilerin buna çok ciddi bir şekilde yok demeleri lazım, kabul etmemeleri lazım. Çünkü din üzerinde, Sünnilik üzerinde toplumsal muhalefet etkisiz hale getiriliyor. İnsanlar kendi kaderine razı ediliyor. Bu çerçevede bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    Suay ABAK/İSTANBUL