Etiket: süreç

  • Kurtulmuş: Sürecin tamamlanması için yasal düzenleme kaçınılmaz!

    Kurtulmuş: Sürecin tamamlanması için yasal düzenleme kaçınılmaz!

    PİRHA- TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında hazırlanması planlanan yasal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Düzenlemenin geçici nitelikte olacağını belirten Kurtulmuş, bunun bir af yasası olmayacağını vurguladı.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Norveç Parlamentosu Başkanı Masud Gharahkhani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından Meclis’te basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yürütülen çalışmalara değinen Kurtulmuş, sürecin yasal zemine kavuşturulmasının önemine işaret etti. Hazırlanan komisyon raporunun bundan sonraki aşama için temel bir çerçeve oluşturduğunu belirten Kurtulmuş, Meclis’teki siyasi partilerin ortak iradeyle gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerektiğini ifade etti.

    GEÇİCİ DÜZENLEME VURGUSU

    Hazırlanacak yasanın belirli bir dönemi kapsayacak geçici bir düzenleme olacağını söyleyen Kurtulmuş, düzenlemenin örgüt mensuplarını kapsayacağını, belirlenen süre içinde başvuranların bu haktan yararlanabileceğini, sürenin sona ermesinin ardından ise uygulamanın son bulacağını dile getirdi.

    Düzenlemenin bir af niteliği taşımayacağını özellikle vurgulayan Kurtulmuş, silah bırakma sürecinin tamamlanabilmesi için gerekli hukuki altyapının oluşturulmasının hedeflendiğini kaydetti.

    “TÜRKİYE BU ADIMI ATMALIDIR”

    Devlet kurumlarının sürece ilişkin çalışmalarını titizlikle sürdürdüğünü ifade eden Kurtulmuş, yasal hazırlıkların kısa süre içinde tamamlanarak önce ilgili komisyonların, ardından da TBMM Genel Kurulu’nun gündemine gelmesini beklediklerini söyledi.

    Sürecin gecikmeden sonuçlandırılması gerektiğini belirten Kurtulmuş, “Başlatılan bu sürecin en doğru şekilde tamamlanması esastır. Bundan sonraki aşamada hiçbir gecikmeye fırsat verilmeden, bütün ayrıntılar gözetilerek gerekli yasal adımların atılması Türkiye açısından zorunludur” değerlendirmesinde bulundu.

    HABER MERKEZİ

  • Kazım Gündoğan: Türkiye’de yeni bir rejim inşa edilmek isteniyor-VİDEO

    Kazım Gündoğan: Türkiye’de yeni bir rejim inşa edilmek isteniyor-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-yazar Kazım Gündoğan, Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin küresel güç dengelerindeki değişimden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirterek, bölgede yeni bir rejim inşasının hedeflendiğini kaydetti. Gündoğan, CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “bir proje” olduğunu savunarak, “Mesele Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği değil. O bir devlet aklının ve yüklendiği görevin gereğini yerine getiriyor” dedi.

     

    Araştırmacı-yazar Kazım Gündoğan, Türkiye’de Kürt sorunu ekseninde yürütülen tartışmalar ve bölgedeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gündoğan, Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin yalnızca yerel dinamiklerle açıklanamayacağını belirterek, sürecin uluslararası boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Sürecin hangi dinamikler üzerinden yürüdüğünün ve nereye evrileceğinin henüz net olmadığını belirten Gündoğan, buna karşın dünyada ve bölgede eski dengelerin çöktüğünün açık biçimde görüldüğünü ifade etti.

    “DÜNYA DÜZENİ DENGELERİ YERLE BİR OLUYOR”

    Dünyada siyasal, hukuksal ve ekonomik dengelerin değiştiğini söyleyen Gündoğan, “Gerek dünyada gerekse bölgede ve Türkiye’de eski dünya düzeni dengeleri siyasal olarak, hukuksal olarak, ekonomik olarak hepsi yerle bir oluyor, değişiyor” dedi.

    Uluslararası kurumların işlevsiz hale geldiğini savunan Gündoğan, “Ne Birleşmiş Milletler’in, ne NATO’nun, ne başka uluslararası hukuk ve siyasi mekanizmaların hiçbiri yerinde duramıyor. Artık işlevsiz kalmış durumdalar” ifadelerini kullandı.

    “ÇETE VE MAFYATİK BİR DEVLET DÜZENİ ORTAYA ÇIKARILIYOR”

    Ortadoğu’da yüz yıl önce kurulan düzenin dağıldığını belirten Gündoğan, bölgede ulus devletlerin tasfiye edildiğini kaydetti. Irak, Suriye ve Libya örneklerini hatırlatan Gündoğan, “Klasik burjuva devlet geleneğinin parçalanması ve onun yerine daha çok çete ve mafyatik bir devlet düzeninin ortaya çıkarılması söz konusu” diye konuştu.

    Benzer bir modelin Türkiye için de düşünüldüğünü savunan Gündoğan, bunun bir varsayım değil, mevcut gelişmelerden okunabilen bir durum olduğunu söyledi.

    Türkiye’de eski devlet yapısının tasfiye edildiğini kaydeden Gündoğan, “Türkiye’de eski rejimin çarpık da olsa laik burjuva devlet aygıtının parçalanması ve yeni bir devlet düzeninin kurulması hedefleniyor” dedi.

    Gündoğan, küresel güçlerin liberal devlet anlayışından uzaklaştığını ifade ederek, “Tek adamı yönetmek ve yönlendirmek çok daha kolay olduğu için tek adam rejimlerine ihtiyaç duyuluyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “KÜRTLERİN STATÜ KAZANMASINI ENGELLEME STRATEJİSİ İZLENİYOR”

    Kürt sorunu bağlamında yürütülen politikalara da değinen Gündoğan, yüz yıllık devlet politikalarının Kürtlerin uluslaşmasını engellemeye dönük olduğunu söyledi. Demokratik Kürt Hareketi’nin mücadelesiyle bu engellerin büyük ölçüde aşıldığını belirten Gündoğan, bugün ise Kürtlerin statü kazanmasını engellemeye yönelik yeni bir strateji izlendiğini savundu.

    “Türkiye bütün oyunlarıyla Kürtlerin bir statü kazanmasını engelleme stratejisi izliyor” diyen Gündoğan, devlet ile Abdullah Öcalan arasında yürütülen görüşmelerin kamuoyuna yeterince yansımadığını da ifade etti.

    “SAVAŞIN BİTMESİ HEPİMİZİN ARZUSU”

    Sürece ilişkin bütün eleştirilerine rağmen barış talebinin önemine dikkat çeken Gündoğan, “Savaşın bitmesi, bir barış sürecinin gerçekleşmesi hepimizin arzusu” dedi.

    Demokratik hak ve özgürlüklerin yalnızca Kürtler için değil tüm toplum için gerekli olduğunu belirtti.

    “KILIÇDAROĞLU BİR PROJEYDİ”

    Konuşmasının devamında CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gündoğan, Kılıçdaroğlu’nun belirli bir devlet projesinin parçası olduğunu söyledi.

    2019 yılında bu konuda yazı yazdığını hatırlatan Gündoğan, “Kılıçdaroğlu bir proje. Tayyip Erdoğan’a yüklenen misyonun benzerinin Kılıçdaroğlu’na da yüklendiğini düşünüyorum” dedi.

    Selahattin Demirtaş’ın dokunulmazlığının kaldırılması ve Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı gibi gelişmelerin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

    “MEVCUT REJİMİN ÖNÜNDEKİ ENGEL YENİ TABLOYDU”

    Ekrem İmamoğlu ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ortaya çıkardığı yeni siyasi tablonun beklenmedik bir gelişme olduğunu söyleyen Gündoğan, bunun mevcut rejim değişikliği planlarının önünde engel oluşturduğunu ifade etti.

    Türkiye’nin Ortadoğu tipi yönetim modellerine uyumlu hale getirilmek istendiğini belirten Gündoğan, Kılıçdaroğlu’nun da bu süreçte rol üstlendiğini belirtti.

    “MESELE KILIÇDAROĞLU’NUN ALEVİLİĞİ DEĞİL”

    Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği nedeniyle hedef alınmasına karşı çıktığını belirten Gündoğan, eleştirilerinin kimliğine değil siyasi tutumuna yönelik olduğunu ifade etti.

    Kılıçdaroğlu’nun Alevilerin kamusal hakları konusunda olumlu bir rol oynamadığını belirten Gündoğan, “Kılıçdaroğlu zaten hiçbir zaman ‘Ben Aleviyim’ diyerek Alevi inancını ya da Alevilerin kamusal haklarını savunan bir siyaset yürütmedi. Tam tersine Alevilerin önüne bariyerler çeken, onları oyalayan bir devlet adamı profiliyle karşı karşıyayız” dedi.

    Alevi kimliği üzerinden yürütülen aşağılayıcı ve dışlayıcı söylemlere karşı olduklarını vurgulayan Gündoğan, “Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğine yönelik saldırılar, ötekileştirme ve nefret dili elbette karşı çıkılması gereken şeylerdir. Ancak mesele Kılıçdaroğlu’nun Aleviliği, hırsı ya da intikamcılığı değildir” ifadelerini kullandı.

    Gündoğan, Kılıçdaroğlu’nun belirli bir devlet politikası doğrultusunda hareket ettiğini kaydederek, “O bir devlet aklının ve yüklendiği görevin gereğini yerine getiriyor. Meseleye böyle bakılması gerekiyor” diye konuştu.

    “ORTAK BİR CEPHEYLE BU YENİ REJİMİN İNŞASI DURDURULMALI”

    Konuşmasının sonunda demokratik ve laik bir gelecek vurgusu yapan Gündoğan, Kürtlerin, Alevilerin, sosyalistlerin ve tüm emek güçlerinin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini söyledi.

    “Ortak bir cepheyle bu yeni rejimin inşasını durdurmaları gerekiyor” diyen Gündoğan, aksi halde ülkenin daha karanlık bir sürece sürükleneceğini kaydetti.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

  • DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Rapor güvenlikçi kodlardan kurtulamadı!-VİDEO

    DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar: Rapor güvenlikçi kodlardan kurtulamadı!-VİDEO

    PİRHA – DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik entegrasyon sürecinin başladığını açıkladı. Ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanmanın sürdüğüne dikkat çekerek, barış ve demokratik adımların toplumun tüm kesimlerine yansıması gerektiğini vurguladı.

    “NEGATİF BARIŞ DÖNEMİNDEN POZİTİF BARIŞ DÖNEMİNE GEÇTİK”

    Sayın Uçar, demokratik entegrasyon sürecine girildiği açıklandı. Bu açıklama ne anlama geliyor?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi Sayın Öcalan, heyetle yapmış olduğu son görüşmede toplantıyı ikinci aşama ve demokratik entegrasyon toplantısına giriş olarak ifade etti. Dolayısıyla devletten henüz böyle bir tanımlama olmadığı için tek taraflı bir tanımlama söz konusu. Hatta kendisi “negatif barış döneminden pozitif barış dönemine geçtik” diye önemli bir tabir de kullanıyor.

    Demokratik entegrasyon meselesi hem geçiş yasalarını zorunlu kılıyor hem de çok daha önemli bir şeyi gerekli kılıyor, o da kabul. Kabulden kastımız şu: Bu ülkede yaşayan birçok farklı kimlik ve inanç, farklı toplumsal kesimler var. Bunların kabulü çok çok kıymetli. Demokratik entegrasyon meselesi, sanki devlet mevcudiyetini koruyacak,bu kadar antidemokratik yapının, adaletin ve hukukun çiğnendiği sistem korunacak ve bu haliyle diğer kesimler, başta da Kürtler olmak üzere, bu yapıya entegre olacak gibi anlaşılıyor. Öyle değil. Tam tersine, asimilasyonun ve inkârın karşısında duran herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği bir sistemi ifade ediyor. Biz entegrasyon meselesini bir yere entegre olmaktan çok, karşılıklı kabul ve birbirini tamamlayan yeni bir şey oluşturmak olarak tarif ediyoruz. Bu da 100 yıllık devlet aklında demokrasiye ve adalete dönük bir değişimi ve dönüşümü, hem zihni hem pratik açıdan zorunlu kılıyor.

    “KÜRT SORUNU RAPORDA KENDİ İSMİYLE BİLE TANIMLANMAMIŞ”

    Meclis komisyonunun raporu beklentileri karşılıyor mu? Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi elbette ki Kürt sorununun çözümü başlığında Meclis’te bir komisyonun kurulması çok kıymetli. Komisyonun yapmış olduğu dinlemeler ve almış olduğu sorumluluk önemli ama komisyonun bütün çalışmaları sonucunda açığa çıkan rapora baktığımızda çok ciddi bir yetersizlik olduğunu söylemek lazım.

    Şimdi Kürt sorunu raporda kendi ismiyle bile tanımlanmamış. Yine bir güvenlik zemininde ve güvenlikçi politikalar ışığında bir değerlendirme var. Ama her birimiz biliyoruz ki bu ülkede yaşayan herkesin tanıklık ettiği Kürt sorununu çözümsüz bırakan esas şeylerden biri, güvenlik zemini dışında bir tartışmanın olmamasıydı. Dolayısıyla komisyon raporu hem Kürt halkının taleplerini karşılamadı hem de bizim açımızdan devletin bugün ihtiyaç duyduğu demokratik çerçeve anlamında ihtiyacı karşılayan bir yerde değil. Ama bir başlangıç olarak almak durumundayız.

    Dem Partiden şerhler var maddeler ile ilgili olarak ama ona rağmen bu sürecin ilerlemesi yönünde daha sorumlu davranmak açısından açığa çıkan böyle demokratikleşme zeminini güçlendiren başlıklara dönük bir itici güç olma ve onun takibini yapmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Rapor maddelerinde başlıklar var ama meseleyi sadece PKK’nin silah bırakması üzerinden ve tırnak içinde söylüyorum, “terörün bitmesi” üzerinden tanımlamak, bu ülkenin ya da demokratik kamuoyunun beklemiş olduğu çözümü çözüme açılan bir kapı olarak görünmüyor.

    Elbette ki Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısında en başta vurgu yaptığı şeylerden biri, demokratik siyasetin hayat bulması ve bundan sonraki mücadele hattının da demokratik siyaset üzerinden yürütülmesi. O zaman silah bırakan PKK’lilerin Türkiye’de yaşama katılım biçimlerinin nasıl olacağı konusunda en büyük sorumluluklardan biri de devlette. Bir müstakil yasa tartışması var. Önemli. Ama bu müstakil yasanın gerçekten kendi cümleleri olan işte onur ve gurur meselesini de kapsayan bir şekilde yapılmasının kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Umut hakkı tabiri kullanılmıyor ama umut hakkı önemli aşamalardan biri. Diğer birisi, terörle mücadele kanununda ciddi bir değişikliğe ihtiyaç var. Yine Türk Ceza Kanunu’nda değişikliklere ihtiyaç var bir anlamda. Hasta tutsakların çok hızlı bir şekilde bırakılması gerekiyor.

    “SAVAŞIN ORTADAN KALKMIŞ OLMASI AYNI ZAMANDA ŞİDDET POLİTİKALARININ ORTADAN KALKMASI GEREKLİDİR”

    Barış ve demokratik entegrasyon söylemi var ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanma sürüyor. Bu süreç kadınların hayatında gerçekten neyi değiştirecek?

    Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi ülkede savaş en önemli başlıklardan birisiydi ve barış gerçekleşirse savaş berhava olmuş olacak. Bu bir anlamda şiddet politikalarının azalması demek. Kürt’ün varlığı savaşa gerekçe yapıldı ve savaşı meşru kıldı. Savaşın varlığı yoksulluğu gerekli kıldı ve bu da yoksulluğu meşrulaştıran bir durum oldu.

    Şimdi her ikisinin ortadan kalkmış olması başta kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerde ciddi anlamda hak ettiği yaşamı yaşamasına vesile olacak ama kadınlar açısından şöyle bir başlık var. Biz olası barış ve demokratik çözüm sürecinde kadınları sadece izleyen değil tam tersine aktif rolde olmasını önemsiyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi ile birlikte belli başlı mekanizmalar kuruldu.

    Kadın cinayetleri bağlamında şiddet çok meşrulaştırılmış durumda. Hem hukuk sisteminde, hem adalet sisteminde. Özellikle Muğla’da katledilen Pınar Gültekin. Pınar’ı katleden kişi yakalandığında mahkemeye verdiği ifade ibretliktir. Kendisinin Ak Tütün baskınında yer aldığını, o baskından sonra yaşamış olduğu psikolojik sorunlardan kaynaklı olarak bu cinayeti işlediğini söylemişti. Bakın savaş, erkek ve kadın cinayetleri.

    Savaşın ortadan kalkmış olması aynı zamanda şiddet politikalarının ortadan kalkmasını gerekli kılar. Bu da kadınların mücadelesinin açmış olduğu özgürlük alanını genişletmiş olur. Savaşın beslediği iki şey daha var. Birisi milliyetçilik, diğeri de onun kardeş ideolojisi olan cinsiyetçilik. Barışın ve demokratik adımların atıldığı her yerde insanlar milliyetçiliğe sarılmaktan da, cinsiyetçiliğe sarılmaktan da vazgeçecekler. Dolayısıyla esas olan şey kadınları barışın kurucu mekanizmasında yerlerini verdirtmek, orada birlikte emek harcamak ve oluşacak olan barışın demokrasinin de kadının eliyle ve emeğiyle gerçekleşmesini sağlamak.

    Nuray ATMACA / DERSİM

     

  • DEM Parti Sözcüsü Doğan: İkinci aşama başladı, milyonlar adına takipçisi olacağız-VİDEO

    DEM Parti Sözcüsü Doğan: İkinci aşama başladı, milyonlar adına takipçisi olacağız-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis Komisyonu’nun ortak raporuna ilişkin “Artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi ve bu raporu ikinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Bundan sonra yeni bir takvim ihtiyacı var” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:

    “Ortak rapor herkesin gözünün üzerinden olduğu bir rapordu. Ne çıkacak bu Komisyondan, neler tavsiye edecek, hangi önerilerle Meclis’e yeni bir mesai tavsiyesinde bulunulacak diye bir beklenti vardı. Ağustos ayından bu yana sürdü çalışmaları ve dinlemeleri. Çalışmalar, tüm eksikleri ve yapılması gerekenleri ile de kamuoyunun hem bilgisi hem ilgisi dahilinde yürüdü. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulmasını ne kadar önemsediğimizi burada çok kez anlattık.

    SİYASİ PARTİLERİN TÜMÜNÜN KATILMASI ÖNEMLİ

    Kürt sorununun Meclis zeminine taşınmasının önemli. Bu meselenin tüm siyasi partilerin katılımıyla tartışılmasının ne kadar değerli olduğunu ve bugüne kadar ıskalanmış pek çok fırsatta Meclis’in asıl oynaması gereken rolü ve işlevi oynamadığını, bunun Türkiye’ye neler kaybettirdiğini ifade ettik. Bu açıdan baktığımızda Meclis’in ortaya koyduğu irade, bunun çoğulcu bir şekilde gerçekleşmiş olması, yine siyasetin bu konuda mümkün mertebe en geniş uzlaşıyla, en geniş mutabakatla bugüne varmış olması tabii ki bizim açımızdan da önemli.

    RAPOR ÖNCESİNDE DE ÇOKÇA TARTIŞMA OLDU

    Masada kalma konusundaki inadını ve ısrarını sürdüreceğini ifade eden herkese DEM Parti olarak müteşekkiriz. Çünkü bu sorunun çözümü demokratik siyaset alanının genişlemesidir. Dolayısıyla bu çalışmaları kılı kırk yararak büyük bir sorumlulukla taşımanın sorumluluğuyla bugünlere getirdik. O yüzden hiçbir şey kolay olmadı. Hiçbir şey sanıldığı, göründüğü gibi kolay gerçekleşmedi. Biz bunu daha önce de 5 Ağustos’ta komisyon kurulduktan sonra ifade etmiştik. Yine Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantımızın hemen akabinde, iki gün sonra dedik ki; Meclis Komisyonu’nun yapacağı çalışmaların etkili ve kalıcı bir sonuca ulaşması ve sonrasında atılacak adımların gerçekleşmesi için partimiz her türlü çabayı gösterecektir.

    Uyarılar yaptık ve bu uyarıların bir bölümü bugün o raporda hayat buldu. Bir bölümü ise görmezden gelindi. Hakikati ve her şeyi göze alarak, dile getirenlerin hatıralarını unutmayacağız. Şimdi bu aşamaya gelene kadar çok sayıda insan da dinlendi. Farklı kurumlar da dinlendi. Onlara da bir teşekkürü borç biliyoruz. Çünkü komisyon raporunun tüm eksiklerine rağmen bu şekilde çıkabilmiş olması, özellikle 6’ncı ve 7’nci başlıklarda demokratikleşmeye dair, bundan sonra atılacak yasal adımlar ve hukuki düzenlemelerle ilgili tavsiyelere dair bu dinlemelerin çok katkısı olduğunu belirtmek isterim. O yüzden yalnızca bu süreçte yer alan siyasi partilere değil, doğrudan ve dolaylı katkısı olan herkese DEM Parti adına teşekkür ederiz.

    İLK AŞAMA RESMEN TAMAMLANMIŞ OLDU

    Artık ilk aşama resmen tamamlanmış oldu. Yeni bir aşamaya geçildi ve bu raporu ikinci aşamanın resmen başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Bundan sonra yeni bir takvim ihtiyacı var.  Bu yeni takvimin nasıl işleyeceğine ilişkin komisyon, hazırladığı raporunda da detaylı bir şekilde aslında ifade ediyor. Ancak bu başlıkların altı nasıl doldurulacak, nasıl uygulanacak, dünden beri kamuoyunun en çok merak ettiği ve bu konuya ilişkin yoğun olarak yönelttiği sorular arasında bu sorular da yer alıyor.

    RAPOR HAYATİ AŞAMA AÇISINDAN ÖN AÇICI OLMALI

    Raporun hayati aşama açısından ön açıcı olması gerekiyor. Yine komisyonun raporda yer verdiği tespit ve tavsiyelerin zaman kaybetmeden yerine getirilmesi için bir an önce yasal düzenlemelere dair çalışmalara başlanmalı. Meclis’in bütün mesaisini bundan sonra bu meselenin çözümüne ve Türkiye’nin demokratikleşmesine dair yapılması gerekenlere ayırması gerekir. Komisyon üyelerinin üzerinde mutabakata varabilecekleri bir nihai rapor bekleniyordu. Şimdi artık o rapor tüm tartışmalara rağmen tamamlandı. Gönül isterdi ki 51 üyenin tamamının evet oyu verebileceği bir rapor çıkmış olsun ama böyle olmadı. O uyarılar,  dikkat çekilen başlıklar, konulması gereken ve konulması gerektiği düşünülen şerhler de elbette dikkate alınmalı. Ancak biz isterdik ki o raporun altında TİP’in de EMEP’in de tüm eleştirilerine rağmen imzası olsun.”

    “ESKİNİN DİLİNDEN VAZGEÇMEK GEREKİR”

    Doğan, komisyon raporlarında kullanılan kavramlara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Kürt meselesi indirgemeci bir dille çözülemez” dedi.

    Doğan, eskinin diliyle yeniyi kurmanın mümkün olmadığını vurgulayarak, raporda “eskinin diline dair ısrar” bulunduğunu ifade etti. Türkiye’nin geçmişte yaşadığı acı deneyimlere dikkat çeken Doğan, bu süreçlerden ders çıkarılması gerektiğini belirtti.

    Bölgesel dinamiklerin değiştiğini söyleyen Doğan, Kürt meselesinin tarihsel, sosyolojik ve ekonomik boyutları olan çok katmanlı bir hak ve özgürlükler meselesi olduğunun altını çizdi. “İnkar siyasetinin yarattığı sonuçları konuşuyoruz. Bunu gerçekçi bir zeminde ortaya koymak zorundayız” dedi.

    Komisyon rapor taslağında yer alan “Terörsüz Türkiye süreci”, “terör örgütü” ve “terör belası” gibi ifadeleri eleştiren Doğan, bu kavramların meseleyi daraltan ve çözümü zorlaştıran bir yaklaşım içerdiğini belirtti.

    Doğan, “Kürt meselesi onlarca yıldır bu indirgemeci dil nedeniyle çözülemedi. Bu yaklaşımı terk etmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    SÜREÇ VURGUSU 

    Doğan, toplumun geniş kesimlerinde güven duygusunu pekiştirecek kapsayıcı bir isimlendirme tercih edilmediğini belirterek, bu itirazlarını tarihsel gerekçeleriyle komisyonda dile getirdiklerini söyledi.

    DEM Parti’nin mevcut süreci, Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat 2025’te yapılan çağrıya atıfla “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak tanımladığını hatırlatan Doğan, tüm çalışmalarını bu çerçevede yürüttüklerini ifade etti.

    “ANADİL HAKKI İÇİN DÜZENLEMELER DÜŞÜNÜLMELİ”

    Doğan, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü yaklaşırken , Türkiye’nin çok dilli ve çok kimlikli toplumsal yapısına dikkat çekti.

    Doğan, dillerin birlikte eşit ve özgür biçimde yaşayabilmesinin mümkün olduğunu vurgulayarak, Türkçeden sonra Türkiye’de en yaygın konuşulan dilin Kürtçe olduğunu hatırlattı. Kürtçe’nin kamusal alanda özgürce kullanılabilmesi için önümüzdeki dönemde hukuki düzenlemeler ve yasal adımların gündeme gelmesi gerektiğini ifade etti.

    Ana dil meselesinin komisyonun gündemi dışında bırakıldığını belirten Doğan, bunun aynı zamanda bir anayasa meselesi olduğuna işaret etti. Komisyonun, anayasa başlığını tartışmayacağını daha ilk günden açıkladığını anımsattı.

    Doğan’ın açıklamaları, ana dil hakları ve kamusal kullanım alanlarına ilişkin tartışmaların yeniden ivme kazanacağına işaret etti.

    “BUNDAN SONRA RAPORUN TAKİPÇİSİ OLMALIYIZ”

    Doğan devamında şunları söyledi:

    “Bu başlıkların somut bir karşılık bulması, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin gerçek sınavı olacak bundan sonra. Bu sınav hepimiz için tarihi bir sınav. Bundan sonrasını takip etmek, bundan sonra raporun tavsiyelerini Meclis’in hızla gündemine almasını ve bu konuda çalışmalar yapmasını sağlamak yalnızca siyasi partilerin değil, o komisyona gelip fikirlerini, görüşlerini aktaran, aktarmak isteyen, aktaramayan, doğrudan dolaylı katkısını bu meselenin çözümüne ulaştırmak isteyen herkese buradan DEM Parti olarak sesleniyoruz; Ortak raporu takip etmek, raporun tavsiyelerini bağlayıcı olduğunu unutmadan böyle tartışmalar da görüyoruz. Rapor önerilerde bulundu, tavsiyelerde bulundu. Haklı kaygılar var ve bu tavsiyeler, öneriler Meclis tarafından dikkate alınacak mı, yürütme erki bunun takipçisi olacak mı, buna sahip çıkacak mı, bunlar uygulanacak mı diye soranlar var. Evet işte milyonlar adına artık bu raporun hep birlikte takipçisi olmalıyız ve uygulanmasını sağlamalıyız.”

    “ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE SÜRECİN ÖRGÜTLEYİCİSİ OLACAĞIZ”

    Doğan, gündemlerinin yalnızca komisyon raporlarıyla sınırlı olmadığını vurguladı. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 21 Mart Newroz’un yaklaştığını hatırlatan Doğan, “Hep alanda olan bir siyasi parti olarak bu dönemde sahayı daha da hareketlendireceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Bingöl’de kadınlarla, sürece dair toplantı yapıldı

    Bingöl’de kadınlarla, sürece dair toplantı yapıldı

    PİRHA-Bingöl’ün Simani Mahallesi’nde sürece dair kadınlarla halk toplantısı yapıldı. Kadınlar toplantıda, silahların yakılmasına rağmen devletin halen adım atmaması nedeniyle kaygılarını dile getirdiler.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından Türkiye’de yeni bir sürece girildi.

    Bingöl’ün Simani Mahallesi’nde sürece dair kadınlarla halk toplantısı yapıldı. Toplantıda; Silahların yakılmasına rağmen devletin halen adım atmaması nedeniyle kaygılarını ancak mücadelelerine olan güveni dile getirdiler.

    Konuşmaların ardından çekilen halayların ardından toplantı sona erdi.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Bakırhan: Barışın aciliyeti ertelenemez, tarihi döneme uygun adımlar atılmalı-VİDEO

    Bakırhan: Barışın aciliyeti ertelenemez, tarihi döneme uygun adımlar atılmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İBB’ye yönelik operasyon sonrasında başlayan protesto ve boykot dalgasına değinerek, temel demokratik haklarını kullanan yurttaşların yanında olduklarını söyledi. İktidarı süreç konusunda adım atmamakla eleştiren Bakırhan, Erdoğan’ın 27 yıl önceki sözlerine işaret ederek, “Demokrasinin, adaletin, demokratik hakların, barışın aciliyeti artık ertelenemez” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, 8 Mart’ın Dünya Romanlar Günü olduğuna işaret ederek, Romanların adalet ve özgürlük mücadelelerini desteklediklerini dile getirdi.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.

    Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.

    Bakırhan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) tutuklanan üyelerine yönelik baskılara da tepki gösterdi. ESP’lilerin yanlarında olduklarını ifade eden Bakırhan, “Her sabah Türkiye’nin bir kentinde bir şey gerekçe yapılarak, aslı astarı olmayan gerekçelerle bir gözaltı ağı devam ediyor. Bunlardan vazgeçilmelidir. İnsanlar protesto edebilir. Protesto hakkı, boykot hakkı bir haktır. Dünyanın her yerinde var. Burası dünyadan yalıtık bir yer değilse, burada da haksızlık karşısında protesto ve boykot hakkı kullanılabilir. Gayet normaldir. Buna saygı duymak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “BOYKOT HAKTIR”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) dönük soruşturmalara karşı başlatılan protesto eylemlerinde yaşanan polis şiddetine tepki gösteren Bakırhan, kadınlara yönelik çıplak aramaya değindi. Bakırhan, “Bu bir işkencedir. Aynı zamanda bir tacizdir. Bu işkenceden ve tacizden vazgeçin. Bu meselenin takipçisi olacağız ve arkasını bırakmayacağız” dedi.

    Bakırhan, “Bu son operasyonla birlikte Türkiye’nin dört bir yanında herkesin üzerinde ortaklaştığı bir slogan atıldı. İnsanlar diyor ki ‘Geleceğimizi çaldınız.’ Tam da bu noktada iktidarı bu slogana dikkat kesilmeye davet ediyorum” diye kaydetti.

    ERDOĞAN’A SÖZLERİ İLE YANIT VERDİ 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçmiş yıllarda yaptığı “Hukukun siyasallaştırılması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi hukuksuz yaşayamaz demiş. Türkiye’de bugün gelinen noktada demokrasinin geliştirilmesine ve hürriyetlerin artırılmasına ihtiyaç var demiş” sözlerini anımsatan Bakırhan, “Hak arayanların dile getirdiği düşünceleri dile getirmiş. 27 yıl önce söylemek iyi de, şimdi söyleyince cezaevlerini doldurmak mı gerekiyor? Cezaevlerinde yer yok, biliyorsunuz değil mi? Yüzde 130’ları geçti doluluk oranı” dedi.

    “BARIŞIN ACİLİYETİ ERTELENEMEZ”

    Bakırhan, şunları söyledi:

    “27 yıl önce söylediğinizi bugün hayata geçirme günü olduğunu sizlere hatırlatmak istiyorum. Bugün Türkiye’nin acil meseleleri var. Demokrasinin aciliyeti, adaletin aciliyeti, demokratik hakların aciliyeti, barışın aciliyeti artık ertelenemez. Yaşadığımız en temel meseleler bunlardır. Suni gündemlerle  Türkiye’nin gündemini meşgul etmesin kimse.

    Sayın Öcalan 27 Şubat’ta bir çağrı yaptı. Üzerinden 40 gün geçti. Eskiler, ’40’ı devrimek’ diyorlardı. Resmi anlamda 40 gündür aslında barışı konuşuyoruz. Yeni bir başlangıç olduğunu söyledik sizlerle yaptığımız toplantılarda. Sizlere umut verdik. Kürt halkı, Türkiye halkları hiç olmadığı kadar barış için kenetlenmiş bir durumdadır. Newroz meydanlarında, Newroz etkinliklerine katılan arkadaşlarımız da çok iyi biliyorlar. Emin olun, ben de en büyük Newroz’lara katılım gösterdim. Oradaki emekçiler, halklar, Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını desteklediklerini dile getirdiler. Destek verdiler, ses verdiler. Dünyanın gözü kulağı artık Türkiye’de. Yani devlette, iktidarda. Onların atacağı adımlarda.

    “YENİ ŞEYLER KONUŞMAK İSTİYORUZ “

    Fakat beklenen adımlar konusunda bir rehavet ve rahatlık var. Bir bekleme durumu söz konusu. Türkiye’nin en temel meselesi tartışılıyor ama bir bekleme durumu var. Bekleyerek dünyanın neresine barış gelmiş acaba bilen var mı? Bunun bir örneği varsa söylesinler; biz de rahat rahat evimizde oturalım. ‘Nasıl olsa barış gelecek’ diyelim. Madem 40’ı devirdik; artık yeni şeyler duymak, yeni şeyler konuşmak istiyoruz. Bu sadece DEM Parti’nin talebi değil, bütün toplumun talebidir. Demokrasi korkulacak bir şey değil, sahiplenecek bir değer, bir onurdur dedik. Korku değil, cesaret zamanıdır dedik. Gerilim değil, demokratik uzlaşı ve barıştan yanayız dedik ve demeye devam edeceğiz.

    Yürütme erki tarafından topluma güven ya da güvence verecek bir duruş sergilenmiyor. Biz de doğal olarak soruyoruz; barış, korkulacak bir şey midir? Barış, utanılacak bir şey midir? Barış, yenme-yenilme ikileminde küçük, dar siyasi hesaplara kurban edilecek bir şey midir? Barış, beklenerek, zamana yayarak kendi kendine gelen bir olgu mudur? Yoksa büyük çaba ve emek işi midir? Bu soruları, sizin huzurunuzda başta iktidar olmak üzere yönetenlere soruyoruz. Barışı konuşmaktan uzak duruldukça, ertelendikçe, yetmezmiş gibi İstanbul’da olduğu gibi anti-demokratik uygulamalar arttıkça nasıl bir güven tesis edilecek? Kürtler, emekçiler nasıl inanacak? Eşit ve özgür yurttaşlık böyle sağlanabilir mi? Lütfen, iktidardan bir kişi çıkıp biraz önce sorduğumuz sorulara cevap versin. Siz de merak etmiyor musunuz? Barış, bekleyerek, durarak, izleyerek geliyorsa bizi ikna etsinler. Bu rehavete, bu sessizliğe artık son vermek gerekiyor diyoruz.

    “SÜREÇ YOKMUŞ GİBİ DAVRANMAK KABUL EDİLEMEZ”

    Barış ve demokratikleşme süreci bir tutarlılık, bir samimiyet ister. Bizim yaptığımız gibi. Bir yandan barış ve çözüm denilirken diğer taraftan da bu süreç yokmuş gibi davranmak ve tecridi sürdürmek kabul edilmez. Sayın Öcalan kalıcı çözüm için çalışırken ve bu kadar çaba sarf ederken, bu çabalara karşı duyarsızlık başta Kürt halkı olmak üzere çözüme inanan herkeste kaygıları artırıyor. İktidarın bu hassasiyeti doğru anlamasını, doğru okumasını ve buna göre davranmasını bekliyoruz. Sayın Öcalan’ın çalışma ve iletişim özgürlüğü güvence altına alınmalı. Toplumsal barışın önündeki engeller lafla değil, somut güven verici, cesur adımlarla ortadan kaldırılmalıdır. ‘Dar bi xweziyê şîn nabe’ diyor Kürtler. Yani ağaç sadece temenni ederek yeşermez. Bu devletin en büyük sorunu da budur. Bir şey söylüyor ama gereklerini de yapmıyor. Umarım önümüzdeki günlerde bu söylediğimiz şeyleri de dikkate alarak gerekleri yaparlar. Tarihin bizi izlediği çok önemli bir kavşaktayız. Yüz yıllık bir eşikteyiz. O halde bu tarihi döneme uygun adımlar atılmasını bekliyoruz.

    UMUT HAKKI GÜNDEME ALINMALI 

    Umut hakkının gündeme alınması önemlidir. Sayın Öcalan tarihte eşi görülmemiş bir sorumluluk alarak büyük bir yükün altına girmiştir. Sayın Öcalan’ın özgür çalışma şartları hayati olup düzenlenebilir. Siyasi görüşler suç kapsamından artık çıkarılmalıdır. Örgütlenme özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılabilir. Herkesin başına bela olmuş ‘Terörle Mücadele Kanunu’ artık değişmelidir. Bu konuda Meclis acil adım atabilir. Biz geçmiş yıllarda da çok somut öneriler sunduk, bu günde yüzlerce somut öneri sunabiliriz. Bu konuda komisyonlarımız ve partimiz iyi çalışma yürütüyor. Yeri ve zamanı geldiğinde; gündemler ve konular hakkında da bu önerilerimizi söylemeye devam etmeliyiz. Siyasetler, iktidarlar ve konjonktürel gündemler gelip geçicidir. Çok gördük. Kalıcı olan halklardır, halkların iradesidir, onurlu barış mücadelesidir. Kalıcı onurlu barışa emek harcayanlardır.

    TÜRKİYE YOL AYRIMINDA 

    Şimdi bu sistemi hep birlikte inşa edelim diyoruz. Biz buna hazır olduğumuzu bir kez daha sizin huzurlarınızda tekrar etmek istiyoruz. Niye acele etmeliyiz? Niye biz de iktidar gibi rahat değiliz? Niye kaygılıyız? Bu soruların cevabını size söyleyeyim; çünkü Türkiye’de yaşayan halklar, emekçiler, ezilenler bu süreci 100 yıl daha ıskalamasın. Barış olsun. İnsanlar 100 yıl daha sorunlarından dolayı kavga etmesin. Devlet, enerjisini ve ekonomisini insanların demokratik taleplerini bastırma için kullanmasın. Çünkü Türkiye bir yol ayrımındadır. Onun için acele ediyoruz. Biz istiyoruz ki Türkiye tercihini barıştan, demokrasiden, özgürlüklerden yana yapsın. Onun için kaygılıyız. Onun için acele ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)