Etiket: sürgün

  • PTT emekçileri Mersin’den seslendi: Sürgünleri kabul etmiyoruz!-VİDEO

    PTT emekçileri Mersin’den seslendi: Sürgünleri kabul etmiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Haber-Sen 8 No’lu Şubesi Mersin’de çalışma arkadaşlarının sürgün kararını protesto etmek için PTT Yenişehir Kampüsü önünde bir araya geldi. Şube Başkanı Musa Özdemir, sürgünlerin kabul edilemez olduğunu belirterek, sürgün kararlarının iptal edilmesi, sürgün edlienlerin eski görev yerlerine iade edilmesi, sendikal ayrımcılık uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulundu.

    PTT Genel Müdürlüğü, Mersin PTT’de görevli üç kamu emekçisini Antalya, Afyon ve İzmir’e sürgün etti. Haber-Sen 8 No’lu Şubesi, çalışma arkadaşlarının sürgün kararını protesto etmek için PTT Yenişehir Kampüsü önünde bir araya geldi.

    “Sürgün İnsanlık Suçudur” pankartının açıldığı eylemde konuşan Haber-Sen 8 No’lu Şube Başkanı Musa Özdemir, yürütülen soruşturmayı “sözde” olarak tanımlayarak, sürgün edilenlerin soruşturmanın hiçbir yerinde yer almamasına rağmen cezalandırıldıklarını belirtti.

    “SÜRGÜN EDİLEMELERİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    Musa Özdemir, “Suç isnadı olmayan insanlar neden yerlerinden ediliyor ve cezalandırılıyor?” diye sorarak, “Bu bir idari tasarruf değildir. Bu açık bir cezalandırmadır, bu bir gözdağıdır! Soruşturma sağlıklı yürütülmemiştir. Bu süreçte objektiflik yoktur. Bu süreçte eşitlik yoktur. Yürütülen soruşturmanın öznesi dahi olmayan arkadaşlarımızın bu soruşturma bahanesiyle sürgün edilmeleri kabul edilebilir bir durum değildir. Bu, masumiyet karinesinin ihlalidir. Bu, hukuk devleti ilkesinin çiğnenmesidir” dedi.

    “BU KEYFİLİĞE BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Sürgün edilenlerin Haber-Sen ve Güven Haber-Sen üyesi olduğunu aktaran Özdemir, şunları ifade etti:

    “Bizler Mersin’deki PTT emekçileri olarak farklı sendikalara üye olsak da, farklı görüşlere sahip olsak da sendikal ayrım yapmadan bir aradayız. Sürgüne gönderilen arkadaşlarımızın yanındayız, ve arkasındayız. Sendikal tercih suç değildir. Sendikal kimlik cezalandırma gerekçesi olamaz. Anayasa sendika hakkını güvence altına almıştır. Hiç kimse sendikal kimliği nedeniyle sürgüne gönderilemez.

    “Aile yılı”ndan söz edenler bugün çalışanların ailelerini birbirinden koparmaktadır. Sürgün yalnızca üç kamu emekçisine uygulanmamıştır. Eşleri ve çocukları da fiilen sürgün edilmiştir.

    Sürgün; yalnızca yer değişikliği değildir. Ekonomik baskıdır. Psikolojik yıldırmadır. İnsan onuruna aykırı bir uygulamadır. Kamu emekçileri kamusal hizmetin asli unsurudur. Cezalandırılacak değil, hakları korunacak emekçilerdir.

    Kamu kurumları tarafsız olmak zorundadır. Ancak yaşanan süreç, takdir yetkisinin keyfiliğe dönüştüğünü göstermektedir. Bu anlayış çalışma barışını bozar, kamu hizmetini zedeler, hukuku aşındırır”

    PTT Genel Müdürlüğü’ne çağrıda bulunan Özdemir, sürgün kararlarının iptal edilmesini, sürgün edlienlerin eski görev yerlerine iade edilmesini, sendikal ayrımcılık uygulamalarına son verilmesini, hukuka ve anayasal güvencelere uygun bir süreç işletilmesini istedi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan, Kayseri Cezaevi’ne sürgün edildi

    Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan, Kayseri Cezaevi’ne sürgün edildi

    PİRHA- Yerine kayyım atanan Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan ve Akdeniz Belediye Meclis Üyesi Neslihan Oruç, Tarsus Cezaevi’nden Kayseri Bünyan Cezaevi’ne sürgün edildi.

    10 Ocak’ta Akdeniz Belediyesi’ne kayyım atanmıştı, 13 Ocak’ta da Mersin Akdeniz Belediyesi Eş Başkanları Hoşyar Sarıyıldız ve Nuriye Aslan ile Belediye Meclis üyeleri Özgür Çağlar, Neslihan Oruç, Hikmet Bakırhan tutuklanmıştı.

    Akdeniz Belediye Eş Başkanı Nuriye Arslan ve Akdeniz Belediye Meclis Üyesi Neslihan Oruç, Tarsus Cezaevi’nden Kayseri Bünyan Cezaevi’ne sürgün edildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Dersim topraklarının emektarı Halil Ateş, köyünde toprağa sırlandı-VİDEO

    Dersim topraklarının emektarı Halil Ateş, köyünde toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA-Uzun yıllardır Almanya’da sürgünde yaşayan ve 7 Ekim’de Hakk’a yürüyen Halil Ateş, Dersim’de toprağa sırlandı. Halil Ateş’in Dersim topraklarına emek veren ve dar günün dostu olduğunu ifade eden önceki dönemler HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “Dağlarda şehirde ve köylerde her yerde onun ayak izleri var. Kendi topraklarına ve diline hasretti” diye konuştu.

    Almanya’da 9 yıldır sürgünde yaşayan 77 yaşındaki Halil Ateş, (Apo Xelil) 7 Ekim’de Almanya’da Hakk’a yürüdü. 7 saat boyunca Elazığ’da otopsi sonucu nedeniyle cenazesi bekletilen Halil Ateş, bugün Dersim’in Vankük (Gürbüzler) köyünde toprağa sırlandı.

    Uğurlamaya, Halil Ateş’in ailesi, Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, önceki dönem HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Esma Ateş, EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KENDİ TOPRAKLARINA VE ANA DİLİNE HASRETTİ”

    Halil Ateş’in Dersim toprakları için emek verdiğini belirten 25., 26. ve 27. Dönem HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “Halil Ateş, dar günün dostuydu. Bu topraklarda zulüm varken birçok insan bize selam bile vermiyordu ama Halil amca emek ve bedel verdi partimize. Dağlarda, şehirde ve köylerde her yerde onun ayak izleri var. Cezaevinde ve dışarıda emek verdi ama rahat bırakmadılar, sürgüne gitti, orada da rahat bırakmadılar. ‘Ben Kürtlerin hizmetkârıyım’ derdi ve nerede bir iş varsa oraya koşardı. Kendi topraklarına ve diline hasretti. Bize vasiyeti ‘her yerde ana dilinizi konuşun’ oldu. Mücadeleden yılmadı ama kötü bir hastalıktan dolayı yaşamını yitirdi” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 25 yıllık sürgün yaşamdan sonra köyüne döndü, su, elektrik, yol yok-VİDEO

    25 yıllık sürgün yaşamdan sonra köyüne döndü, su, elektrik, yol yok-VİDEO

    PİRHA-1994 yılında köylerinin boşaltılıp Çorlu’ya sürgün edildiklerini söyleyen Ali Kulaç, “Çorlu’ya gittiğimizde çok sıkıntı çektik ve 5-6 yıl her gece köyümü rüyamda görüyordum. Her sene 10-15 günlüğüne köye geliyordum ama her zaman başkalarında kalıyordum. Çocuklarım da yardım etti ve köyümde 2019 yılında ev yaptım, şimdi huzurluyum” dedi.

    Dersim, 90’lı yıllarda köy boşaltmaların çok yaşandığı kentlerin başında geliyor. OHAL Valiliğinin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltıldı, 41 bin 939 kişi yerinden edildi.

    KÖYDE SU, ELEKTRİK, YOL YOK

    Dersim’in Ovacık ilçesinin Zarûg (Yakatarla) köyünün Merxo mezrası 1994 yılında boşaltıldı. Ali Kulaç ailesiyle birlikte Tekirdağ’ın Çorlu ilçesine sürgün edildi ve orada zorlu bir yaşam sürdürdü.

    Ali Kulaç, 25 yıl sonra köyüne geri döndü ancak bu defa da su, yol ve elektrik sorunlarıyla kaşı karşıya kaldı. Yetkililere yapılan tüm başvurular ise karşılıksız bırakıldı.

    “ÇORLU’DA ÇOK SIKINTI ÇEKTİK, ŞİMDİ KÖYÜMDE HUZURLUYUM”

    1994 yılında köylerinin boşaltılıp Tekirdağ Çorlu’ya sürgün edildiklerini söyleyen Ali Kulaç, “Çorlu’ya gittiğimizde çok sıkıntı çektik. Çocuklarımız o zaman küçüktü, ben de ara sıra bazı işlerde çalışıyordum ve elimde olan hazır parayla geçinmeye çalıştık. Çorlu’ya gittiğimizde 5-6 yıl her gece köyümü rüyamda görüyordum. Her sene 10-15 günlüğüne köye geliyordum ama her zaman başkalarında kalıyordum” dedi.

    Kulaç şöyle devam etti:

    “Çocuklarım da yardım etti ve köyümde 2019 yılında ev yaptım, şimdi huzurluyum. Her yıl köyüme geri geliyorum kasım ayında yeniden Çorlu’ya dönüyorum. Köyümüz tahrip olmuştu, 25 sene boş kalmıştı köyümüz, şimdi ben bostan ekiyorum. Fidan, meyve ağaçları ektim. Kaymakamlığa gidip su sorunumuzu çözmesini istedik ama bize önce ödenek yok dediler daha sonra da iki ev olduğunuz için sizin oraya getiremeyiz dedi. Köylerin eskisi gibi yeniden canlanması için devlet köylerin yolunu, suyunu ve elektriğini getirmesi gerekir.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Alevi Yönetmen Bahar Bektaş’tan iz bırakacak belgesel: Sürgün Asla Bitmez!

    Alevi Yönetmen Bahar Bektaş’tan iz bırakacak belgesel: Sürgün Asla Bitmez!

    PİRHA- Dersimli Yönetmen Bahar Bektaş’ın kendi aile hikayesini ve Almanya’da yaşadıklarını anlattığı “Sürgün Asla Bitmez” belgesel filmi Almanya’nın Münster şehrinde gösterildi. Bektaş, belgesel filminde Alevi-Kürt ailesinin Türkiye’yi terkediş, Almanya’daki ırkçılık, köklerinden kopuş ve yeni bir hayata başlangıçlar gibi deneyimlerle karakterize olan göç hikayesini anlatıyor.

    Almanya’nın üniversite şehri Münster’de geçtiğimiz Cumartesi günü Odak Enternasyonal Kültür Merkezi – @cinema.kurbelkiste iş birliğiyle Dersim doğumlu Bahar Bektaş’ın kendi aile hikayesini, Almanya’da yaşadıklarını anlattığı “Sürgün Asla Bitmez” belgesel filmi gösterildi.

    Yönetmen Bahar Bektaş, belgesel filminde Alevi-Kürt ailesinin Türkiye’yi terkediş, Almanya’daki ırkçılık, köklerinden kopuş ve yeni bir hayata başlangıçlar gibi deneyimlerle karakterize olan göç hikayesini anlatıyor.

    Yönetmenin erkek kardeşi Taner, Almanya’da hapistedir ve Türkiye’ye sınır dışı edilmekle karşı karşıyadır. Bahar Bektaş, bu bekleyiş sırasında kamerasını Alevi-Kürt ailesine çevirir ve geçmişe doğru acılarla dolu bir yolculuğa çıkar. Bahar Bektaş bu filminde, sakin ve duyarlı görüntülerle, ailenin Almanya ve Türkiye arasındaki duygusal ve coğrafi dünyalarını, gelgitlerini, köklerinden kopuşlarını ve yeni zorlu başlangıçlarını araştırıyor ve perdeye aktarıyor.

    Annesi Yıldız (64), babası Mustafa (65), kardeşleri Taner (40) ve Onur (30) ile yaptığı sohbetlerde geçmişe doğru acı dolu bir yolculuğa çıkıyor. Türkiye’de Alevi-Kürt aileye yönelik siyasi zulüm, 1989’da Avrupa’ya kaçış, buradaki ırkçı saldırılar, yaşanan bunalımlar, depresyon ve ebeveynlerden aşırı beklentiler… Tüm bunlar onlarla farklı şekillerde başa çıkan mücadele eden çocukları etkiliyor ve onlarda derin izler bırakıyor. Kardeş Taner’in Türkiye’deki geleceği konusundaki belirsizlik, sürgündeki bir aile olarak yaşadıkları hayat deneyiminin acı bir yansıması tema ediliyor filmde.

    Yazar ve dramaturg Bahar Bektaş “Sürgün Asla Bitmez” filminde de kendi aile hikâyesinde, Almanya’daki hapishaneden kurtulmak için Türkiye’ye sınır dışı edilmek üzere başvuran erkek kardeşini ve bunun 30 yıl önce babalarının hapsedildiği ve işkence gördüğü Türkiye’den kaçan Kürt ailesini nasıl etkilediğini anlatıyor.

    Bahar Bektaş, Max Ophüls Festivali’nde en iyi belgesel film dalında sinema eleştirmenleri ödülüne layık görüldü.

    Filmin en etkileyici bölümünde ise Taner, Alman hapishanesinden çıkmak ve Türkiye’ye sınır dışı edilmesi için başvuruda bulunur. Bunun, 30 yıl önce Türkiye’den kaçarak Almanya’da kendilerine bir hayat kuran Kürt ailesini ne derece etkilediği, film yönetmeni ve Sosyal Pedagog Bahar Bektaş’ın “Sürgün Asla Bitmez” adlı belgeselinin konusu. Bektaş burada birçok başka göçmen ailenin de yaşadıklarını adeta kendi aile hikâyesinde anlatıyor.

    Yönetmen Bahar Bektaş gösterim sonrasında hem sinema salonunda, perde önünde ve hem de daha sonra Odak derneğinde izleyicilerin filmle ilgili sorularını yanıtladı.

    Mehmet TANLI/ALMANYA 

  • Ömrü mücadele ve sürgünle geçen Fadime Aksoy trafik kazasında Hakk’a yürüdü

    Ömrü mücadele ve sürgünle geçen Fadime Aksoy trafik kazasında Hakk’a yürüdü

    PİRHA- İngiltere’de Alevi hak mücadelesi ve politik mücadelenin tanınan isimlerinden olan 77 yaşındaki Fadime Aksoy Elbistan’da geçirdiği trafik kazasında Hakk’a yürüdü. 

    1947 yılında Elbistan’ın Kistik (Günaltı) köyünde doğan ve 30 yıldır İngiltere’de sürgün yaşayan 8 çocuk annesi Fadime Aksoy (77) dün Maraş Elbistan’a bağlı Özbek Köyü yakınlarında geçirdiği trafik kazasında Hakk’a yürüdü.

    Edinilen bilgiye göre Özbek köyü yakınlarında ilerleyen araç yol kenarındaki tarlaya girerek takla attı. Ters dönen otomobildeki yolculardan Fadime Aksoy olay yerinde Hakk’a yürürken, araçtaki 3 kişi ise yaralandı.

    Durumun sağlık ekiplerine bildirilmesinin ardından Fadime Aksoy ve yaralılar Elbistan Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Fadime Aksoy’un cenazesi Maraş Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.

    3 oğlundan biri olan Mehmet Ali Aksoy’u çatışmalı süreçlerde kaybeden Fadime Aksoy, Elbistan ve yine İngiltere’de Alevi hak mücadelesi, toplumsal olaylar ve politik mücadelede  tanınan bir isimdi.

    Elbistan’da kaldığı dönemde çokça devlet baskısına maruz kalan Fadime Aksoy, tüm çocuklarının ve kardeşlerinin İngiltere’de olmasından dolayı 30 yıl önce İngiltere’ye giderek  sürgün olarak yaşadı.

    Aksoy, yarın Elbistan’a yapılacak Hakk’a yürüme erkanı sonrasında İngiltere’de toprağa sırlanacak.

    PİRHA/ELBİSTAN

     

  • Dersim Katliamı’nda Bilecik’e sürgün edilmişlerdi, mezarları 85 yıl sonra bulunabildi!

    Dersim Katliamı’nda Bilecik’e sürgün edilmişlerdi, mezarları 85 yıl sonra bulunabildi!

    PİRHA – Dersim Katliamı sürecinde Bilecik’e sürgüne gönderilen Tan ailesinden Güllü (Goye) Tan’ın mezar yeri 85 yılın ardından bulunabildi. Mezar yerlerinin bulunması için girişimde bulunan Ahmet Tan, 12 Nisan’da yitirdikleri yakınları için anma töreni yapacaklarını belirterek “Ne mutlu ki amcam ve babamın dolaylı vasiyetlerini yerine getirdim” dedi.

    Dersim Katliamı mağdurlarından Tan ailesi mensupları, 1938 yılının Eylül-Ekim aylarında, Ovacık ilçesinin Örtinik (Yoncalı) köyünden çıkarılıp Bilecik’e sürgüne gönderildi. Yaklaşık dokuz yıllık sürgün döneminde yaşamını yitiren Tan ailesinden üç birey Bilecik’te defnedildi. Ancak ailenin geride kalanları o üç kişiye ait mezar yerlerini bulmak için yoğun çaba saf etti. Sürgüne gönderilenlerin torunları tarafından, Tan ailesinden sadece bir kişiye ait mezar yeri bulunabildi.

    12 NİSAN’DA BİLECİK’TE ANMA YAPILACAK!

    Ahmet Tan, büyük uğraşlar sonucu Bilecik’te 1939 yılında yaşamını yitiren babaanneleri Güllü Tan’ın mezar yerinin bulunduğunu aktardı. Babalarının uzun yıllar boyunca mezar yerlerinin bulunması için çaba sarf ettiğini söyleyen Ahmet Tan, “12 Nisan 2016’da babamızı yitirdik. Dedemizi de 13 Nisan 1981’de yitirmiştik. O nedenle 12 Nisan’ı anma tarihi olarak belirledik” dedi.

    KURŞUNA DİZİLMEK İÇİN BEKLETİLİRKEN SÜRGÜNE GÖNDERİLDİLER

    Ahmet Tan, ailesinin nasıl sürgüne gönderildikleri konusunda da detaylar paylaştı. Tan ailesine mensup çok sayıda bireyin farklı köylere dağıtıldığını söyleyen Ahmet Tan, şu aktarımda bulundu:

    “Ailemiz 1938 yılının Eylül ya da Ekim ayında Ovacık ilçesinin Ortinik (Yoncalı) köyünden çıkarılıp kafilelerle Elazığ’a kadar yürütülür. Karaoğlan Karakolu yakınlarında kurşuna dizilmek için bekletilirken son bir emirle sürgüne çıkarılacakları ve kurşuna dizilmeyecekleri söylenir. Bu şekilde kurtulurlar. Yürüyerek Elazığ’a getirilirler. Orada bütün kadınların saçları, erkeklerin sakal ve bıyıkları olmak üzere tıraş edilir ve trene bindirilirler. Dört gün dört gece süren yolculuktan sonra Bilecik ilinin Vezirhan istasyonunda trenden indirilirler. Orada her ailenin gideceği yer önceden belirlenmiştir. Atlı arabalarla bölünür ve gönderilirler. Bu arada dedem, 2 ailedir. İlk eşinden olan çocuklarıyla ikinci eşinden olan çocukları ve ikinci eşi ayrı ayrı köylere verilir. Kardeşi de bir başka köye gönderilir. Ayrıca yeğenleri ve diğer akrabalarının hepsi de Bilecik’in ayrı ayrı köylerine gönderilirler ama kim hangi köye gönderilir bilemez. O köylerden ya muhtarlar ya da ihtiyar heyetinden birileri, mutlaka o kafilelerin başında bulunmaktadır. Kendilerine verilen aileyi teslim alarak köylerine götürmek üzere yola çıkarlar. Bu arada bir tartışma olur, dedem, ailesinin; iki eşinin de kendisiyle birlikte gelmesi gerektiğini söyler fakat kabul edilmez. Çünkü 1935’te yapılan nüfus kaydında soyadları ayrı olarak kaydedilmiştir. Dolayısıyla ayrı ayrı köylere giderler.”

    “ACILARA DAYANAMAYIP ÖLDÜLER”

    Ahmet Tan, dedesinin Bilecik ilinin Gölpazarı ilçesinin Yumaklı köyüne; babaannesi, amcaları Mehmet ile Şükrü, babası Ali Tan ve Emine halasıyla birlikte çok sayıda akrabasının Bedi isimli köye gönderildiğini de belirtti. Ahmet Tan, sürgün sonrası Fatma isimli halalarının yaşamını yitirip köyde defnedildiğini aktararak şöyle devam etti:

    “Bizim aileden ilk ölen odur. Sanıyorum yıl 1939’dur. 1941 yılında da Mehmet amcam aniden hastalanır ve ölür. O da Bedi Mezarlığına defnedilir. Onun acısına dayanamayan babaannem de ne yazık ki bir ay içerisinde hayatını kaybeder. O da oğlunun yanında mezarlıkta yerini alır. Tabii bu olaylardan sonra dedem Yumaklı köyünden Bedi’ye taşınmak için başvuruda bulunur ve kabul edilir. Çünkü orada çocukları vardır.”

    SÜRGÜNDEN 9 YIL SONRA DERSİM’E GERİ DÖNDÜLER!

    1947 Yılında çıkan af ile birlikte ailenin geri kalanlarının Dersim’e geri döndüklerini belirten Ahmet Tan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Hepsi Dersim’e geri gelir ama mezarlar geride bırakılır. Babam 1980 yılından sonra Şükrü amcamla birlikte mezar yerlerinin bulunması için girişimde bulundu. Birlikte köye gittiler fakat mezarların yerlerini bilen kimse yoktu. En son 2009 yılında biz, babamla aile olarak gittik. Yine mezarları bulamadık ve geri döndük. Halam Elazığ’daydı ve bir yer tarif etmişti. ‘Ben bugün gitsem yerlerini bilirim’ demişti ama ne yazık ki halamı da o yıl kaybettik. 2 Kasım 2022’de ‘Bedi Köyünün sesi’ diye Facebook’ta bir sayfaya denk geldim. O sayfa, köylüleri soyları ile birlikte kendilerini tanıtmaya davet ediyordu. Ben de kendimi orada mezarları bulunan bir ailenin ferdi olarak tanıttım ve sayfaya kabul edilmeyi istedim. Sağ olsun muhtar, kabul etti ve durumu anlattım. Orada hiçbir şey bulamasam bile bir taşa yazı yazdırıp mezarlıkta yatan insanlarımızın isimlerini zikretmek istediğimizi söyledim. Muhtar, her türlü yardımcı olabileceğini söyledi. Bir süre sonra muhtar, bana mezar yerlerini bildiğini söyleyen birisini bulduğunu söyledi. Bu vatandaş Ahmet adında bir köylüymüş. Mezarlığın üst taraflarında tarlaları varmış. Babasıyla birlikte her gittiklerinde ‘Bak oğlum, burası Dersim’den sürgün gelen insanlardan Güllü hanımın mezarı’ diye her defasında gösterirmiş. Ahmet kardeşimiz de bize mezar yerini göstereceğini söyledi ve ben 8 Kasım 2023’te Bedi köyüne gittim. Ahmet ve muhtarla buluştum. Ardından mezarı yapacak arkadaşla birlikte mezarlığa gittik. Sağ olsunlar en kısa sürede mezarlığı da yaptılar ve mezarlardan birisinin en azından kesin yerini bildik. Oraya mezar yaptırdık ama yaptırdığım taşa orada bıraktığımız diğer canlarımızın isimlerini de koydurdum. Bu babam ve amcamın, bize dolaylı vasiyetiydi belki de. Onlara bulmak nasip olmadı. Oraya o isimleri yazdırmak torunlarına nasip oldu. Ne mutlu ki amcam ve babamın dolaylı vasiyetlerini yerine getirdim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • BTS, Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ndeki usulsüz atama ve sürgünleri açıkladı

    BTS, Devlet Hava Meydanları İşletmesi’ndeki usulsüz atama ve sürgünleri açıkladı

    PİRHA – Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS), Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nde yapılan sürgün ve usulsüz atamalara dikkat çekti. Konuya ilişkin yapılan açıklamada mahkeme kararlarına da vurgu yapılarak “DHMİ yöneticilerinin sendikamız üye ve yöneticilerine baskı yapması insani ve ahlaki değildir” denildi.

    KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, üyelerine ve yöneticilerine yönelik baskıları gündeme getirdi. BTS Havacılık Şube Yürütme Kurulu, “DHMİ’de Neler Oluyor?” diyerek konuya ilişkin sendika binasında basın açıklaması yaptı.

    “YASA VE YÖNETMELİKLERE AYKIRI ATAMALAR!”

    Havacılık Şube Başkanı Osman Karaman tarafından okunan basın metninde öncelikle usulsüz atamalara değinildi. Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) Genel Müdürlüğü tarafından hukuksuz uygulamalara imza atıldığı ifade edilerek şunlar belirtildi:

    “Bu karar ve uygulamalar başta sendikamız üyeleri olmak üzere yönetime yakınlığı olmayan çalışanları mağdur ederken aynı zamanda kuruma da zarar vermektedir. Bizler kurum yöneticileri ile yaptığımız görüşmelerde bu karar ve uygulamalardan vazgeçmeye, kurumu adil ve kamu yararı ilkeleri çerçevesinde yönetmeye çağırdık.

    Yanlış karar ve uygulamalar hem kurumun içini boşaltmakta hem de yoksullukla boğuşan halkımızın parasının da heba olmasına ve çalışma barışının bozulmasına sebep olmaktadır.

    Hukuksuz karar ve uygulamaların başında usulsüz atamalar gelmektedir. Kurumda ‘Hülle Atama’ dediğimiz yöntemle pek çok çalışan, Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği sınavına girmeden, sınav gerektirmeyen unvanlara atanmış, bu unvanlarda çok kısa bir süre çalışmasına hatta hiç çalışmamasına ve atandığı işyerine gitmemesine rağmen Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği sınavına girmeyi gerektiren bir unvana atanmışlardır. Şu ana kadar yapılan bu hülle atamalarla ilgili 140’tan fazla dava açmış bulunmaktayız. Açtığımız bu davalardan sonuçlanan 60’tan fazlası atamaların hukuka aykırı olması nedeniyle iptal edilmiş, devam etmekte olan davalar da aynı çerçevede sonuçlanmak üzere sürmektedir. Sonuçlanan mahkeme kararlarından kurum yöneticilerinin sebep olduğu zararın ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.

    Yasa ve yönetmeliklere aykırı bu atamalar yapılırken kişilere ödenen; maaş, makam tazminatı, yolluk harcırahları, atamalar sonrasında uzman ve başuzman olarak bankamatik memuru yapılan kişilere ödenen bütün ödenekler, kaybedilen her dava ile ilgili yargılama giderleri ve avukatlık masrafları kamu zararıdır. Mahkeme kararları, Kamu Etik Kurulu Kararları ve Sayıştay raporları olmasına rağmen halen kamu yararının gözetilmemesi kabul edilemez.

    “BASKICI VE AYRIMCI UYGULAMALAR”

    DHMİ yönetimini kuruma ve çalışma barışına zarar veren bu karar ve uygulamalardan bir an evvel dönmeye ve mahkeme kararlarına uymaya çağırıyoruz. BTS olarak hukuka aykırı, taraflı uygulamalarına hülle atamalarına, işe gelmeden maaş alanlara, asli müdürler varken vekil müdürlere görev verilmesine karşı çıkmamız üzerine DHMİ Genel Müdürlüğü yöneticilerinin sendikamız üyelerine yönelik baskıcı ve ayrımcı uygulamalarının pek çok örneğini açıkça görmekteyiz. DHMi yöneticilerinin sendikamız üye ve yöneticilerine baskı yapması aynı zamanda insani ve ahlaki değildir.

    DHMİ Genel Müdürlüğü yönetimini bir kez daha yanlıştan dönmeye davet ediyoruz. Başta depremzede ve engelli çalışanlarımız olmak üzere haksızlığa uğrayan, baskıya maruz kalan tüm çalışanların durumunun düzeltilmesini istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • PTT’de sürgün üstüne sürgün; Ordu PTT yöneticisi ikinci kez sürgün edildi

    PTT’de sürgün üstüne sürgün; Ordu PTT yöneticisi ikinci kez sürgün edildi

    PİRHA – HABER-SEN yönetimi, Ordu PTT Başmüdürlüğü’nde görev yapan Kübra Evliyaoğlu hakkında verilen ikinci sürgün kararını kınadı. Yapılan açıklamada “PTT Yönetimi suç işliyor!” denildi.

    PTT çalışanlarına yönelik sürgün ve baskılar sürüyor. KESK’e bağlı Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (HABER-SEN) üyelerine dönük bir hukuksuzluk da Ordu’da yaşandı.

    Sendika tarafından yapılan yazılı açıklamada “Baskılarınızla, sürgünlerinizle, cezalarınızla sendikal mücadelemizi engelleyemeyeceksiniz!” ifadeleri kullanıldı.

    SÜRGÜN ÜSTÜNE SÜRGÜN!

    HABER-SEN yönetimi, 184 yıllık köklü geçmişe sahip olan PTT’nin, günden güne geçmişinden uzaklaştığının altını çizdi.

    PTT’nin, teknolojik gelişmeler doğrultusunda vatandaşa kaliteli hizmet sunamadığını belirten HABER-SEN, “PTT, baskı ve angarya ile biz çalışanlara kurumu yaşanılamaz ve çalışılamaz bir duruma sokmadır” eleştirisini yaptı.

    Açıklamada, “liyakatsiz atamalar” üzerinde durulurken, Ordu’dan Ağrı Eleşkirt’e sürgün edilen Kübra Evliyaoğlu’nun başından geçenlere dikkat çekildi.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Liyakati, hukuku ve ahlaki değerleri hiçe sayıp; bir memuru; sırf yandaş olduğu için, müdür, başmüdür, daire başkanı vb. unvanlarla ödüllendirip kaliteli hizmetin önüne geçip sadece kendi çıkarları için hareket etmektedirler. Böyle yönetme şekli beraberinde çürümüşlüğü, zulmü ve adaletsizliği getireceği gün gibi ortadayken; bu yönetim tarzında ısrar, kurumun geçmişine ve alın teri ile bu kurumu büyütenlerin emeğine ihanettir.

    Ordu PTT Başmüdürlüğü’nde görev yapan yöneticimiz Kübra Evliyaoğlu, Şube yönetiminde görev almasına rağmen kendi memleketine çok uzak bir yere, insanlık dışı bir uygulama ile karşı karşıya kalmış, hukuksuz bir şekilde verilen disiplin cezaları gerekçe gösterilerek Ordu’dan Ağrı Eleşkirt’e sürgün edilmişti. Bu hukuksuzluğa karşı sendikamızın açtığı dava ile arkadaşımız bir hukuk zaferi ile yerine dönmüştür.

    Kamu kurumlarında görev alan idareciler koltuklarını koruyabilme adına; kendilerine verilen hukuksuz emirleri sorgulamadan yerine getirmektedirler. Şu an Merkez Denetleme Kurulu’nda yer alan arkadaşımız davayı kazanmasına rağmen buradaki liyakatsiz amirler, arkadaşımızı ilçeye sürgün etmişlerdir. Bu kadar mı bizden korkuyorsunuz?

    “PTT YÖNETİMİ SUÇ İŞLİYOR!”

    Emekçilere baskı uygulayacağınıza kurumdaki yolsuzluklarla, liyakatsiz atamalarla, Sayıştay raporları ile uğraşın.

    Son bir ayda kamuoyunda 2022 Sayıştay raporlarında PTT’de dünya kadar usulsüzlük dönmüş, bunları sorgulayan yok. Buradan Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ediyoruz ve soruyoruz;

    PTT de neler oluyor; tek tek açıklıyoruz!

    -Sayı dayatması ile ağır iş yükü yükleniyor. PTT Yönetimi suç işliyor!

    -Tebligat Yasası’na aykırı tebligat dağıtılıyor. PTT Yönetimi suç işliyor!

    – Cumartesi günleri ve bayramlarda çalıştırmanın rutin çalışma günü haline gelmemesi gerekirken bu günlerde çalıştırma yaptırılıyor. PTT Yönetimi suç işliyor!

    -2018,2019,2022 Sayıştay usulsüzlük görüyor. PTT Yönetimi suç işliyor!

    -4688 Sendikalar Yasası’na aykırı hareket edip sendikal ayrımcılık yapılıyor. PTT Yönetimi suç işliyor!

    Arkadaşımıza ceza veren PTT yönetimine soruyoruz. Bize neden ceza verdiniz? İddia ettiğiniz gibi mi? Yoksa keyfi ve mevzuat dışı çalışmadan mı? Biz söyleyelim neden ceza aldığımızı; liyakatsiz kişileri tanımadığımızdan, hiçbir bir bilimsel dayanağı olmayan, sayı dayatmanıza karşı çıktığımızdan, insan onuruna yakışmayan, baskı ve angaryaya dayalı çalışma sisteminize boyun eğmediğimizden, her şart ve koşulda sizden yana değil, emekçi arkadaşlarımızdan yana tavır aldığımızdan, yani kısacası sizler; bizim buradaki varlığımızdan rahatsız oldunuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Haber-Sen Adana Şube Sekreteri Erzurum’a sürgün edildi!

    Haber-Sen Adana Şube Sekreteri Erzurum’a sürgün edildi!

    PİRHA-Haber-Sen, üye ve yöneticilerine yönelik sürgün kararlarına karşılık açıklama yaparak “Düşünce ve fikir özgürlüğü anayasal hakkımızdır, sürgün gerekçesi olamaz” dedi.

    KESK’e bağlı Basın Yayın İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) Adana PTT Başmüdürlüğü’nde görev yapan 7 Nolu Şube Sekreteri Ahmet Aydoğan’ın, Erzurum’un Şenkaya İlçesine sürgün edilmesine ilişkin açıklama yaptı.

    “İŞYERLERİNDEKİ YÖNETİCİLER SENDİKAL AYRIM YAPMAKTA”

    Haber-Sen Merkez Yönetim Kurulu, muhalif kesimlere tahammülü olmayan yönetimleri işaret ederek “İfade özgürlüğü, sadece genel kabul gören, zararsız veya önemsiz fikir ve haberler için değil, devletin veya toplumun bir kısmının aleyhinde olan, onları rahatsız eden fikir ve haberler için de geçerlidir” diye belirtti.

    Haber-Sen Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasında, sendika üyelerine yönelik baskıların arttığına vurgu yapılarak şöyle devam edildi:

    “Muhalif hiçbir sesin çıkmasına tahammülü olmayan, her geçen gün demokrasiden, çok seslilikten biraz daha uzaklaşan yönetimler, emekçiden yana itirazlarını ve taleplerini dile getiren sendikamıza hukuksuz saldırılarını arttırıyor. Bu saldırıların sebebini biliyoruz. Sürgün edilen arkadaşlarımızın ortak özellikleri iş yerlerinde posta emekçilerin hakkını savunmak, mobing ve baskıya karşı çıkmaları, sayı dayatmalarına karşı çıkmaları ve emekçilerin mali sosyal özlük hakları için mücadele etmeleridir.

    PTT yönetimi yetkilerini kötüye kullanarak 4688 Sayılı Kanun’un 18. Maddesi’ni bilerek ve isteyerek çiğniyorlar, kendilerini sendikal mücadeleyi koruyan yasalardan üstün görüyor. Sendikal faaliyet yürüten şube yöneticilerimizi ve üyelerimizi yasaya açıkça aykırı olmasına rağmen üye sayımızı arttırarak yetki aldığımız iş yerlerinden kilometrelerce uzağa ve örgütlenme alanının dışına sürerek faaliyetlerini engellemeye çalışıyorlar. Bütün bu atamaların hukuksuz olduğu PTT yönetimince de çok iyi bilinmektedir. Örgütlü bulunduğumuz işyerlerindeki yöneticiler açıkça sendikal ayrım yapmakta, koltuklarını kaybetmemek adına sarı sendikalar için bütün çalışmalarda yer alıp üyelerimize mobing uygulamaktadır. Bütün bunların suç olduğu açıktır. Yalanı, adaletsizliği, adam kayırmacılığı bize kabul ettirmeye, sıradanlaştırmaya çalışan bu sistemin ve yöneticilerinin karşısındayız.

    Biz doğruları söylemeye bıkmadan usanmadan devam edeceğiz. İnsanca yaşama ve çalışma talebi, bu ülkenin kurumlarına sahip çıkma çabası suç değildir. PTT emekçilerinin insanca koşullarda yaşaması ve çalışabilmesi için mücadele ettik, ediyoruz, edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mazlum Doğan, Londra’da ağıtlarla memleketine uğurlandı-VİDEO

    Mazlum Doğan, Londra’da ağıtlarla memleketine uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- Polis kurşunuyla öldürülen Dilek Doğan’nın kardeşi Mazlum Doğan için İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldü. Mazlum Doğan, ablası Dilek Doğan’ın Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Türkçayırı Mahallesi’nde bulunan mezarının yanında toprağa sırlanacak.

    İstanbul’da 18 Ekim 2015’te polis tarafından öldürülen Dilek Doğan’ın ağabeyi Mazlum Doğan sürgünde yaşadığı İngiltere’de Hakk’a yürüdü. Doğum günü 1 Temmuz’da hayatına son veren Mazlum Doğan için İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde Hakk’a uğurlama erkanı yürütüldü. Şaziye Boybeyi Ana tarafından yürütülen Hakk’a uğurlama erkanında ailesi, yakınları, Biritanya Alevi Federasyonu (BAF) temsilcileri köy ve yöre dernekleri ile bir çok siyasi parti temsilcisi hazır bulundu.

    Kadınların ağıtlarının yükseldiği erkan sonrası Mazlum Doğan’ın naaşı, ablası Dilek Doğan’ın Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Türkçayırı Mahallesi’nde bulunan mezarının yanında toprağa sırlanacak.

    MAZLUM DOĞAN KİMDİR?

    1 Temmuz 1993 yılında Maraş’ın Afşin İlçesine bağlı Serkizçayır köyünde dünyaya geldi. Beş kardeşin en küçüğü idi. Mazlum Doğan, Tunceli Üniversitesi’nde Tarih Öğretmenliği’ni bitirmiş olmasına rağmen ataması yapılamadı. Kendisi ve ailesinin yaşadığı siyasi baskılarından dolayı ülkeyi terk etmek zorunda kalan Mazlum Doğan, 2022’den beri yaşamına İngiltere’nin başkenti Londra’da devam ediyordu.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • SES Dersim Şubesi: Ali Ekber Yurt üyelerimize karşı düşmanca bir tavır içerisindedir-VİDEO

    SES Dersim Şubesi: Ali Ekber Yurt üyelerimize karşı düşmanca bir tavır içerisindedir-VİDEO

    PİRHA-SES Dersim Şubesi, 3 sendika üyesinin Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından Pülümür ilçesine sürgün edilmesine Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaparak tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Ali Ekber YURT üyelerimize karşı düşmanca bir tavır içerisinde hiçbir yasal gerekçe ve usul gözetmeden, baskı, mobbing ve sürgünlerle cezalandırma amacı gütmektedir” denildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi, 3 sendika üyesinin Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından Pülümür ilçesine sürgün edilmesine Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaparak tepki gösterdi.

    Basın açıklamasını SES Dersim Şubesi Eş Başkanı Serap Kahraman okudu. Açıklamada, ‘Sosyal hizmetlerde siyasi kadrolaşmaya, baskı, sürgün ve mobbinge hayır’ pankartı açıldı.

    “ALİ EKBER YURT, BASKI VE SÜRGÜNLERLE CEZALANDIRMA AMACI GÜRMEKTEDİR”

    Ali Ekber Yurt’un ihtiyaca yönelik olduğunu iddia ettiği sürgünlerin asıl amacının sendika üyelerini cezalandırmak olduğunu belirten Serap Kahraman,  “Erzincan İdari Mahkemesi’nin üyelerimizin eski görev yerlerine iade edilmesi kararının ardından, sürgün edilen 2’si kadın 3 üyemiz, daha eski görev yerlerine geri dönmeden Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Ekber Yurt tarafından üyelerimizi sürgün etmek için açılan Pülümür Sosyal Hizmet Merkezi’ne tekrar sürgün edilmişlerdir. Ali Ekber Yurt yine kendisine yakışanı yaparak hukukun üstünlüğünü çiğnemiş, üyelerimiz hakkında alınan göreve iade kararı idarece uygulanmadan Pülümür ilçesine sürgünleri için valilik onaylarını almıştır. Pülümür ilçesine giden toplam 4 meslek elemanının hepsinin sendika üyemiz olması, daha önce sürgün edilen 3 üyemizin görevlerine başlamadan Pülümür ilçesine yeni sürgün kararlarının alınması tesadüf değildir. Ali Ekber Yurt üyelerimize karşı düşmanca bir tavır içerisinde hiçbir yasal gerekçe ve usul gözetmeden, baskı, mobbing ve sürgünlerle cezalandırma amacı gütmektedir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Silivri’de tutuklu Cemevi Başkanı Beyhan Gün ile Şimal Deniz başka cezaevine sürgün edildi

    Silivri’de tutuklu Cemevi Başkanı Beyhan Gün ile Şimal Deniz başka cezaevine sürgün edildi

    PİRHA-20 Aralık’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve cemevi yöneticisi Şimal Deniz dün sabah saatlerinde Antalya Manavgat S Tipi Cezaevine sürgün edildi.

    20 Aralık’ta tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve cemevinin yöneticisi Şimal Deniz dün sabah saatlerinde Antalya Manavgat S Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi.

    PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, gönderdiği ses kaydında 7 günlük açlık grevi yapacaklarını söyledi.

    NE OLMUŞTU?

    15 Aralık’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Yöneticisi ve saymanı Şimal Deniz, 16 Aralık’ta da PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün gözaltına alınmıştı.

    3-4 gün gözaltına tutulduktan sonra tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edilen Beyhan Gün ve Şimal Deniz 20 Aralık’ta tutuklanmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -PSAKD Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Yöneticisi Şimal Deniz tutuklandı
    -PSAKD: Beyhan Gün ve Şimal Deniz serbest bırakılsın-VİDEO

  • SES Dersim Şubesi’nden sürgün tepkisi: Arkadaşlarımız gelene kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    SES Dersim Şubesi’nden sürgün tepkisi: Arkadaşlarımız gelene kadar mücadele edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-SES Dersim Şubesi’nin Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün 5 kişiyi sürgün etmesine tepki göstermek için kurum binası önünde açıklama yapmasına polis izin vermedi. Baskı, kadrolaşma ve mobbinge ses çıkardıkları için 5 kişinin sürgün edildiğini söyleyen SES Eş Genel Başkanı Gönül Adıbelli, “Sürgünler geri alınana kadar mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    SES Dersim Şubesi, Tunceli Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nün 5 kişiyi sürgün etmesine tepki göstermek için kurum binası önünde açıklama yapmak istedi ancak polis ‘kamu kurumları önünde açıklama yapılamaz’ gerekçesiyle izin vermedi.

    Açıklamaya SES Eş Genel Başkanı Gönül Adıbelli, KESK MYK Üyesi Gönül Enver, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu ile SES Dersim Şubesi üyeleri ve çok sayda yurttaş katıldı. Açıklamada, ‘Sosyal hizmetlerde, siyasi kadrolaşmaya, baskı, sürgün ve mobbinge hayır’ pankartı açıldı. Açıklamada sık sık ‘baskılar, sürgünler bizi yıldıramaz’ sloganları atıldı.

    “5 ARKADAŞIMIZ BASKI, KADROLAŞMA VE MOBBİNGE SES ÇIKARDIKLARI İÇİN SÜRGÜN EDİLDİ”

    Baskı, kadrolaşma ve mobbinge ses çıkardıkları için 5 kişinin sürgün edildiklerini söyleyen SES Eş Genel Başkanı Gönül Adıbelli, “Arkadaşlarımız sürgün edildi çünkü bu il müdürlüğünde kadın ve çocuk politikaları ihtiyaç noktasında değil de daha çok siyasi iktidarın istediği noktada liyakatsiz kişiler tarafından yürütülmeye çalışılıyor, arkadaşlarımız da buna karşı çıktıkları için sürgün edildiler. SES olarak burada yaşanan sorunları, arkadaşlarımızın maruz kaldığı durumlar giderilene kadar ve sürgünler geri alınana kadar mücadelemize devam edeceğiz” diye belirtti.

    “SÜRGÜN, BASKI VE MOBBİNG POLİTİKALARINA GERİ ADIM ATTIRACAĞIZ”

    AKP iktidarının hukuksuz uygulamaları bir işleyiş biçimine dönüştürdüğünü vurgulayan KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher de, “Bizim bu işleyiş biçimine ikna olmamızı ve bunu kabul etmemizi bekleyerek bu duruma sessiz kalmamızı bekliyorlar ancak biz buna sessiz kalmayacağız. Kamusal hizmet alanı her geçen gün özelleştirilerek, sermayeye peşkeş çekilerek ve iktidarın arka bahçesi haline getirilmeye çalışılarak yapılmak istenen uygulamaya karşı KESK her zaman mücadele etti bundan sonra da mücadele etmeye devam edecek. Biz hem hukuksal hem de örgütsel olarak direneceğiz ve sürgün, baskı, mobbing politikalarına geri adım attıracağız. İktidarın arkasına yaslanarak verdiğiniz her türlü haksız ve hukuksuz uygulamanın hesabını vereceksiniz” dedi.

    “DİRENMEKTEN BİR ADIM BİLE GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Haklı mücadelelerini çeşitli siyasi odaklar üzerinden manipüle etmeye çalışanların sadece 5 kişiyi sürgün etmekle kalmayıp kurum içerisindeki baskı ve mobbingin dozunun da her geçen gün arttığını vurgulayan SES Dersim Şubesi Eş Başkanı Serap Kahraman ise, “Zorlu hizmet grupları ile çalışırken idare tarafından üyelerimize uygulanan bu zorbalık ve haksızlıklar, iş yerinde tüm idari amirler tarafından sürdürülen çalışma adaletsizliği çalışan arkadaşlarımızın motivasyonunu düşürüp iş barışını ortadan kaldırmaktadır. Sürgün arkadaşlarımız geri gelene kadar, taleplerimiz karşılanana kadar demokratik fiili ve meşru mücadele ile direnmekten bir adım bile geri adım atmayacağız” diye konuştu.

    Açıklama direne direne kazanacağız sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 2 yıl geçti

    Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 2 yıl geçti

    PİRHA-Sanatçı-Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 2 yıl geçti. Murtezaoğlu, yakalandığı Covid-19 hastalığı nedeniyle 6 Ağustos 2020’de Hakk’a yürümüştü.

    Siyasi yasaklı olmasından dolayı sürgünde yaşadığı İstanbul’da 2020 yılında koronavirüse yakalanan Ehl-i hak (Yaresan) Sanatçı -Yazar Cavit Murtezaoğlu’nun aramızdan ayrılmasının üzerinden 2 yıl geçti.

    Günlerce Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yoğun bakım ünitesinde yatan Murtezaoğlu kurtarılamayarak 6 Ağustos 2020 tarihinde Hakk’a yürümüştü.

    İran’da siyasi yasaklı olmasından dolayı İstanbul’da sürgünde yaşayan Murtezaoğlu, Can TV‘de de ‘Cavidan Name’  programını yapıyordu.

    CAVİT MURTEZAOĞLU KİMDİR?

    Asıl adı Javid Fakhim Ghanbarzadeh olan sanatçı 1962’de Tebriz’de doğdu. Azerbaycan Bakü Konservatuarı’ndan mezun olan Cavit Murtezaoğlu, caz formatıyla buluşan ve makamsal yapıya dayanan müziğini “Caz-makam’ olarak tanımlıyor. 100’ün üzerinde bestenin yanında “O 3 (Leyla-Mecnun)” ve “Pir Sultan” adlı iki operete imza atan Murtezaoğlu, müzik yazımı, çalışmaları içinde, birçok yeni makam çeşnileri, ses dizimleri ve armoniler yarattı.

    Murtezoğlu bir röportajında kendisiyle ilgili şu bilgileri vermişti;

    “1962 Tebriz’in Serandib adlı mahallesinde Ehl-i Hak bir ailede doğdum. Müzik ve felsefeyle haşır neşir olduğum için tutucu insanlarla karşı- karşıya kalmam kaçınılmazdı. Bakü’de konservatuar okumaya karar verdim. Orada hocam İslam Rızayev’in desteğiyle Azerbaycan müziğinde ilk defa Neva Makamını trio şeklinde Azerbaycan’da milli radyonun altın arşivine kaydettik. Birçok çalışmadan ve yaratıcılıktan sonra İran’a dönmek zorunda kaldım. Ve İran’ın sanat ve siyasi ambiyansının daha baskıcı bir hale dönüştüğünü gördüm. Bıkmadan usanmadan çalışmalarıma devam edip ‘Senli Günler’ adlı albüm, ‘101 Nefes’ adlı kitap ve yine ‘Susmam’ adında bir albüm ve video kliplerini yayınladım. Tebriz’de müzisyenlerin sendika derneğinin kuruculuğunu ve başkanlığını yaptım. Fakat baskılar yüzünden bu derneğin işleri askıya alındı. Konser taleplerim peş peşe geri çevrildi, sanatıma değil sürgünüme destek verdiler. Hayatım maceralı olduğu için özgeçmişimi kısaltmam gerek. İlhamımın okları İstanbul’u gösteriyordu. Ve çok isabetli bir yönmüş. Türkiye’de “Virtüözler ve Cavit Murtezaoğlu”, “Tebriz’den Toros’a” adlı albüm, “Yarizm”, “Bayrek Kuşçuoğlu”, “Nefes Alma Teknikleri” adlı kitapları yayınladım. Konser ve seminerlere katıldım. Her şey güllük gülistanken birden bire yine sürgün olmak zorunda kaldık. Suçlu arasan bulamazsın ama sonuç olarak ben yine sürgünüm. Çok yakında yine maceralı bir seferim başlayacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • KHK ile ihraç edildikten sonra işine dönen engelli yurttaş, şimdi de sürgün edildi!

    KHK ile ihraç edildikten sonra işine dönen engelli yurttaş, şimdi de sürgün edildi!

    PİRHA – KHK ile ihraç edildikten sonra mahkeme kararıyla işine geri dönen Mithat Tokur, şimdi de “sürgün” edildiğini öğrendi. Engelli yurttaş Tokur, “Gözdağı vermek istiyorlar ancak açıkça söyledim; gemileri yaktım. Yasalar ve hukuk çerçevesinde sonuna kadar direneceğim” diyerek verilen karara tepki gösterdi.

    36 yıl boyunca memurluk yapan Mithat Tokur, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmişti. Tokur, ihraç olmadan önce Türkiye İş Kurumu’nda şef olarak çalışıyordu.

    Tokur, işine geri dönmek adına yıllarca verdiği hukuk mücadelesi sonuç vermiş, 25 Şubat’ta ise yeniden işbaşı yapmıştı. Mithat Tokur, şimdi yeni bir “yıldırma” politikası ile karşı karşıya olduğunu ifade ederek İş-Kur’un, “baskı ve zulüm’de sınır tanımadığını” ifade etti.

    PİRHA’ya konuşan Mithat Tokur, İş-Kur yönetiminin, mahkemeye başvurarak “Emirleri idareden değil, örgütten alıyor” diye suçlamada bulunduğunu aktardı. İlgili mahkemenin, suçlamayı reddettiğini belirten Tokur, şimdi de evinden çok uzak bir semte “sürgün” edildiğini belirtti.

    İŞ-KUR YÖNETİMİ, ISRARLA MEVCUT SENDİKAYI TANIMADI!

    Mithat Tokur, söz konusu kararın ardından yürüme (Ortopedik) engelli olduğuna işaret ederek “Engellilik durumu devam ettiği sürece kurumlarca isteği dışında memurun yeri değiştirilemez” yasasını hatırlattı. İş-Kur yönetiminin, sendikal tercihler konusunda da baskı uyguladığını söyleyen Tokur şunları aktardı:

    “Bordroda sendika aidatı kesilmemişti. Bizler işsizken sendikanın yatırdığı küçük meblağlarla ekmeğimizi aldık. Ben de bordroda sendika aidatını göremeyince hukuk servisine giderek ‘KESK üyesiyim ve istifa etmedim. Mart ayında aidatı ödemeyi atladınız Nisan’da bari bu ödemeyi kesin’ dedim. Bunun üzerine bana yeniden üye kayıt formu verdiler. Ben de ‘Sendikadan istifa etmedim. Mahkeme kararı da açık, eğer tereddüt ediyorsanız hukuka sorun’ dedim. Nisan bordrosunda sendika ödemesinin yine olmadığını gördüm. Bunun üzerine sendika aidatımın kesilmesi, hesaba yatırılması yönünde dilekçe sundum. Verilen olumsuz cevapla birlikte aynı tarihte tayin yazıldı. Yapılanın bir alt görev olduğunu da kendilerine belirttim.”

    “GEMİLERİ YAKTIM, DİRENECEĞİM”

    Mithat Tokur, önceki işyerine tek vasıta ile gidebildiğini ancak yeni görevlendirme yerinin evine çok uzak olduğunu da vurguladı. Tokur, sürgün kararına karşı mücadele yürüteceğini belirterek şunları söyledi:

    “Şimdi iki araç değiştirmem gerekiyor ve çok da zamanımı alıyor. Ayaklarımdaki engelden dolayı bu adrese otobüsle, dolmuşla gidip gelmem sıkıntılı. Bunu bilerek yapıyorlar ve benim üzerimden yeni gelecek olanlara da gözdağı vermek istiyorlar. Engelli bireylerin kendi istekleri dışında tayininin yapılamayacağı yoruma dahi açık olmayan net bir madde ile belirtilmiş, ancak bunu bile bile yaptılar. Beni emekli olmaya zorluyorlar ama açıkça söyledim; gemileri yaktım. Yasalar ve hukuk çerçevesinde sonuna kadar direneceğimi söyledim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABER: KHK’li Mithat Tokur’un hukuk mücadelesi sonuç verdi!

  • Seyit Rıza’yı en son gören 38 tanıklarından Bıra Çorak Hakk’a yürüdü

    Seyit Rıza’yı en son gören 38 tanıklarından Bıra Çorak Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Dersim 38 tanıklarından Bıra Çorak Hakk’a yürüdü.

    Dersim 38 Soykırımı’nın canlı tanıklarından olan Bıra Çorak Elazığ’da Hakk’a yürüdü.

    Dersim Ovacık’a bağlı Yoncalı (Ortinik) köyünde doğan Çorak, Dersim’in son 100 yıllık toplumsal hafızasının ve soykırımın canlı tanığıydı.

    Dersim Soykırımı’nın canlı tanıklarından olan Çorak, direnişin öncü isimlerinden Seyit Rıza, Alişer, Nuri Dersimi’yi yakından tanıyan ve Seyit Rıza’yı en son gören canlı tanıklardan birisiydi. Çorak, ayrıca Koçgiri ve Dersim’de Kocan (Qocan) aşireti direnişlerinde yer alan Kımıl Aziz’in kirvesiydi.

    Çorak, 1937 yılında yaklaşık 800 kişiyle Qarexlan (Karaoğlan) bölgesine toplu ölüme götürülürken askeri birliğin başındaki subayın mola verdikleri yerde tabancasını düşürmesinden kaynaklı gecikmeden dolayı katledilmekten son anda kurtulmuştu. Çorak, sonrasında ailesi birlikte Bilecek’in Gölpazarı ilçesine sürgün olarak gönderilmiş ve 1947 yılında çıkan afla birlikte tekrar Dersim’e dönmüştü. Almanya’da işçi olarak çalışan Çorak emekli olduktan Elazığ’a yerleşmişti.

    Çorak, yarın (pazar günü) Elazığ Gülmez Mezarlığı’nda Hakk’a uğurlanacak.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ferhat Tunç hakkında açılan davadan karar çıkmadı

    Ferhat Tunç hakkında açılan davadan karar çıkmadı

    PİRHA- Hakkında açılan davalardan kaynaklı Avrupa’da sürgünde yaşayan sanatçı Ferhat Tunç hakkında sanal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek açılan davanın 10’uncu duruşmasında da karar çıkmadı. Duruşma, 22 Şubat’a ertelendi. 

    Sanatçı Ferhat Tunç hakkında sanal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımlar gerekçe gösterilerek, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” iddiasıyla açılan davanın 10’uncu duruşması Büyükçekmece 4’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tunç’un katılmadığı duruşmada, avukatı Fatma Hopikoğlu hazır bulundu.

    “BU DAVADA DEMOKRASİYE İNANCIN ZARAR GÖRMEMESİNİ İSTİYORUM.”

    Tunç, hakkındaki iddialara ilişkin mahkemeye yazılı ifade sundu. Paylaşımlarının ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında olduğuna dikkat çeken Tunç’un ifadesinde şunlar yer aldı:

    “Twitter mesajımda demokrasi kelimesini kullanmışım. Bir insanın demokrasi kelimesini kullandığı mesajından kin ve nefret anlamı çıkarmanın epey zorlayıcı olduğunu düşünüyorum. Hukukun demokrasiyi korumasını, demokrasinin de hukuku geliştirmesini artık hayal etmeyelim, yaşayıp görelim istiyorum. Bugün çıkacak kararın bu anlamda değerli olacağını sanıyor ve senelerini barış şarkıları söyleyerek geçirmiş birinin, halkı kin ve nefrete teşvik etmeyeceğinin kabul edilmesi gerektiğini savunuyorum. Bireysel olarak bir talebim yok; Bu davada demokrasiye inancın zarar görmemesini istiyorum.”

    Tunç’un avukatı Fatma Hopikoğlu ise, davada karar verilmesini istedi. Savcı, mütalaasında Tunç hakkında daha önce verilen yakalama kararının devamını istedi. Mahkeme heyeti ise, avukatın dosyanın sonuçlanmasına dair talebini reddederek, yakalama kararının devamına karar vererek, duruşmayı, 22 Şubat’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Bülbül: Devleti, polisi, jandarmayı arkanıza alıp siyaset yapmak beceriksizliktir-VİDEO

    Bülbül: Devleti, polisi, jandarmayı arkanıza alıp siyaset yapmak beceriksizliktir-VİDEO

    PİRHA- HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Birleşik Taşımacılık Sendikası üyelerinin sürgün edilmesini, Demirtaş’ın annesine hakaret edilmesini ve tehditleri gündemine alarak tepki gösterdi. Bülbül, Devleti, polisi, jandarmayı arkanıza alıp, buradan güç alıp siyaset yapmak beceriksizliktir” dedi. 

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, mevcut TCDD iş kolunda örgütlü olan Birleşik Taşımacılık Sendikası üyelerinin karşı karşıya kaldığı sürgünleri ve çeşitli mecralarda iktidar yanlılarının tehditlerini Meclis Genel Kurulu’nda gündeme getirdi.

    Bülbül konuşmasında, sürgün edilen TCDD çalışanlarının KESK’li oldukları için sürgün edildiklerini vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Birleşik Taşımacılık Sendikası üyelerinin, mevcut TCDD iş kolunda örgütlü olan Birleşik Taşımacılık Sendikası üyelerinin karşı karşıya kaldığı sendika üyesi ve İzmir TCDD 3. Bölge Müdürlüğü Trafik ve İstasyon Servis Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Ünal Karadağ 10 Şubat 2020 tarihinde hiçbir gerekçe gösterilmeden Malatya’ya sürgün edildi.
    Bu yetmedi, Covid-19 pandemisi nedeniyle il dışına çıkma yasağının olduğu günlerde bile çalışanlarını sürgün ederek ilişkilerinin kesilmesi bir hukuksuzluk iken aralarında kanser hastası olmasına rağmen yine, engelli çocuğu olan, eşi kronik hasta olan ve Diyarbakır’dan Malatya’ya sürgün edilen çalışan var.
    Zonguldak Çaycuma Gar Şefliğinde çalışmakta iken Sivas Demirdağ Gar Şefliğine sürgün edilen çalışan var ve bu sürgün edilen çalışanların listesi oldukça uzayıp gidiyor.
    BTS bu iş kolunda örgütlü olmasına rağmen, burada tamamen uzman olmasına rağmen bunların fikirlerinden, bunların deneyimlerinden yararlanılacağına ne yapılıyor? Bunlar sürgün ediliyor. Neden? Çünkü düşünceleri farklı, çünkü sendikal örgütlenme peşindeler, çünkü hak iddia ediyorlar, çünkü KESK’e bağlılar.”

    “KORKUYU KERBELA’DA BIRAKTIK”

    Bülbül, miraç Kandili sebebiyle Edip Harabi’den bir dörtlükle devam ettiği konuşmasını şöyle sürdürdü:

    Evet, bu gece Miraç Kandili.
    Kandil geceleri kandil oluruz
    Kandilin içinde fitil oluruz
    Hakk’ı göstermeye delil oluruz
    Fakat kör olanlar görmez bu hâli.

    Böyle demiş Şahkulu Sultan Dergâhında Hilmi Dede Baba’dan irşat olan Mürşidi Kâmil Edip Harabi, çok güzel demiş. Şimdi tam bu Kandili Kudret’in yaşandığı günlerde hakkı, hakikati, adaleti, eşitliği, özgürlüğü, hukuku, Anayasa’yı, insanlığı ve ahlakı ayaklar altına alarak, televizyon kanallarından bize hakaret eden, tehdit eden, ağzı gayya kuyusundan
    farksız olanları söyleyeceğimiz bir sözümüz var, biz daha önce de bu kürsüden söyledik: Korkuyu Kerbela’da bıraktık geldik.”

    Milletvekili Kemal Bülbül konuşurken, bazı AKP ve MHP’li vekillerle karşılıklı tartışmalar da oldu.

    İFFET POLAT (İstanbul) – Hani hümanizm, hani insan sevgisi?
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – İnsan sevgisini anlatıyorum, insan olanlar
    anlarlar.

    Biz, canı canana, cismi ihvana kurban edip geldik bu meydana, canı canana, cismi ihvana kurban edip geldik bu meydana. Bunu söylerken böyle “Allah, Allah” dedirtiriz ha, o kadar etkilidir yani. Şimdi, bu hâle, bu kemalata; bu adalet, bu toplumsal barış istemine tehditle, şantajla, küfürle, hakaretle, ahlaksızlıkla yaklaşanların bu mübarek gecedeki adı iblistir, bu mübarek gecedeki adı zebanidir, bu mübarek gecedeki adı kerberostur; başka bir tarifi yoktur bunun. Varsa irfanınız, çıkalım meydana nasıl dilinize 40 düğüm attığımızı göreceksiniz, o diliniz dönmeyecek çünkü diliniz ve ifadeniz… O televizyon kanallarından ha bire hakaret ve tehdit edenler, Selahattin Demirtaş arkadaşımızın o pirüpak, niyaz edilesi annesine hakaret ve küfür edenler, eşlerine küfür edenler, bizi tehdit edenler, bir kere daha söylüyorum: Bilesiniz, burası siyaset meydanı değil, burası hakikat meydanıdır ve biz canı canana, cismi ihvana kurban edip geldik bu meydana. Yüreğiniz varsa, yetiyorsa yüreğiniz, ilminiz irfanınız, edebiniz erkânınız varsa buyurun meydanlara, televizyonlara tartışalım. Öyle devleti arkanıza alıp da güvenlik güçlerini arkanıza alıp da polisi, jandarmayı arkanıza alıp da oradan aldığınız güçle siyaset yapmak tam da beceriksizliktir.

    SALİH CORA (Trabzon) – Biz milletten alıyoruz.
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Hiç laf atma, dediğimi yapıyorsun. Zıplama
    yerinden, hakikati dinle.
    MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Sana göre hakikat, sana
    göre hakikat!
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Evet, burası hakikat meydanıdır, burası er
    meydanıdır, burası adalet meydanıdır. Adaleti ve hakikati berbat
    edenlerden öğrenecek siyasetimiz yoktur. (AKP sıralarından gürültüler)
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Herkes dilini düzeltecek, herkes edep
    erkân, ilim irfan sahibi olacak. Herkes hakikatle, adaletle siyaset yapmasını
    öğrenecek. Herkes hakikatle, adaletle siyaset yapmasını öğrenecek.
    MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Siz de dâhil, siz de dâhil.
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bu mübarek gecenin gereği budur. Biz
    bunu söylüyoruz. Biz bu ülkede barışın, adaletin eşitliğin, özgürlüğün
    garantisiyiz; siz de bunu çok iyi biliyorsunuz. (AKP sıralarından gürültüler)
    (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Öyle zıplamayacaksın yerinden. İlmin
    irfanın yetiyorsa, gelip aynı dille buradan cevap vereceksin ama yok.

    MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Sana göre yok, sana göre yok!
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bana göre değil, halka göre yok.
    MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) – Hangi halka?
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Bana göre değil, hakikate göre yok; bana
    göre değil, adalete göre yok; bana göre değil, mevcut yürürlükteki yasalara
    göre de siyasi edep tükenmiş, saldırı, küfür, hakaret başlamış.
    MUHAMMED FATİH TOPRAK (Adıyaman) – Önce aynaya bak, aynaya!
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Buna karşı…
    METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Konuşmana dikkat et!
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Konuşmama gayet dikkat ediyorum.
    METİN GÜNDOĞDU (Ordu) -Siyasi ahlakı senden öğrenecek hâlimiz
    yok, siyasi edebi senden öğrenecek hâlimiz yok!
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – İlimle, irfanla, edeple, erkânla
    konuşuyoruz, ahlakla konuşuyoruz. Edebi, ilmi, irfanı olanlar buna cevap
    verirler.
    METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Çok konuşma orada!
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Konuşma, sus oturduğun yerde!
    METİN GÜNDOĞDU (Ordu) – Sen konuşma, sus orada!
    KEMAL BÜLBÜL (Antalya) – Biz bildiğimizin alimi, bilmediğimizin talibiyiz.
    Bildiğimizi irfanla söyler, bilmediğimizi edeple dinleriz. Cismimiz gül, dilimiz
    bülbüldür, eyvallah. Buna tanıksınız, bu kibir değildir, bu var olan bir hakikati ifade etmektir; birincisi bu.
    İkincisi; bakınız, ben televizyon ekranlarında güya profesör… Hani halk
    arasında bir laf var, diyor: Paçasından herle akar, başına reyhan sokar. Onlar var ya, işte o türleri gidip orada her türlü hakareti yapıyorlar, sizin siyasi edeple onlara “Bunu yapmayın demeniz gerekirken siz de onlara ortak oluyorsunuz. Tabii ki buna cevap vereceğiz, tabii ki buna karşı düşüncelerimizi ifade edeceğiz. Biz burada siyaset de yapıyoruz, hakikat de
    yapıyoruz. Dolayısıyla söylediğimiz sözler üzerinden, ismimiz, soy adımız üzerinden bir bazı tahkir sözleri kullanıp da burada kendince egemenlik sağlamaya çalışmak bir siyaset değildir. Bulunduğunuz yerin olanaklarını kullanarak değil, kendi siyasi becerilerinizi, yeteneklerinizi kullanarak bunu yapmanız lazım Sayın Muş.
    MEHMET MUŞ (İstanbul) – Bir şey kullandığım yok, mikrofon var.
    KEMAL BÜLBÜL (Devamla) – Dolayısıyla, asıl olan şey madem ki siyasi tartışma ise, aslı olan şey madem ki müzakere ise bunu siyaset diliyle, hakikat diliyle, adalet diliyle, hukuk diliyle yapmak lazım. Ben konuşurken kızarabilirim. Kızarmışlığımız, yüzümüzün kızarması yüz kızartıcı bir şey yaptığımızdan değil, eyvallah, Kızılbaşlığımızdandır, biz de
    onu kabul ediyoruz.

    PİRHA/ ANKARA

  • KESK’li kadınlar İzmir’den seslendi: İktidar kadın bedeninden, emeğinden elini çekmeli-VİDEO

    KESK’li kadınlar İzmir’den seslendi: İktidar kadın bedeninden, emeğinden elini çekmeli-VİDEO

    PİRHA-KESK İzmir Şubeler Platformu, ‘İşimize, ekmeğimize, geleceğimize sahip çıkıyoruz, KHK’lar gidecek biz kalacağız’ şiarıyla 163. kez sokağa çıktı. Bu haftaki eylemde KESK İzmir Kadın Platformu üyesi kadınlar ile birlikte işten çıkarılan ve sürgün edilen kadınlar söz aldı.

    Video Gelecek..

    Karşıya İskele karşısında bir araya gelen KESK üyesi kadınlara birçok kadın örgütü destek verdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İzmir Şubeler Platformu ve KESK İzmir Kadın Platformu, OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce kamu çalışanın ihraç edilmesini, açığa alınmasını ve sürgün edilmesini Karşıyaka İskele karşısında protesto ettiği oturma eyleminin 163. haftasında basın açıklaması yaptı.

    Eylemde dans performansı sergileyen kadınlardan sonra, Tahtaravelli kadın müzik grubu ‘Ayağa Kalkıyoruz’ adlı şarkıyı seslendirdi.

    “ÇALIŞMA YAŞAMININ DIŞINA İTİLİYORUZ”

    İzmir Tedarik Bölge Başkanlığı’ndan ihraç edilen Sarıgül Dağdeviren, kod 29’un patronlar için bir koz ve tehdit haline geldiğini belirtti. Cinsiyetçi yaklaşımların sonucu sürgün edilen kadın emekçileri hatırlatan Dağdeviren, “Bizlere müjde gibi sunulan esnek çalışma biçimleriyle çalışma yaşamının dışına itiliyor, güvencesizleştiriliyoruz. KHK’larla işimizden ettikleri gibi kod-29 ile ahlakımıza dil uzatıyorlar. Kadınlar olarak son dönemde eril zihniyet yüzünden eril yargının ve medya desteği ile kadına karşı şiddet, taciz, tecavüz ve mobbing gibi uygulamalara maruz kalıyoruz. Bununla ilgili söyleyecek sözümüz değiştirecek gücümüz var. Sokaklarımızda, evlerimizde ve işyerlerimizde güvende değiliz. Bu hukuksuzluk karşısında mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “ASIL AHLAKSIZ OLANLAR BİZİ FİŞLEYENLERDİR”

    Kod-29 ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ndeki 16 kişi ile birlikte işinden edilen Tijda Kılıç ise, demokrasi ve özgürlük mücadelesi veren kadınların kod-29 ile hedef alındığını kaydetti. Kılıç, “Biz demokrasi mücadelesi, kadın mücadelesi veriyoruz hedef alındık. Ahlaksızlıkla suçlandık. 23 gündür belediye önünde söylüyoruz. Biz ahlaksız değiliz. Asıl ahlaksız olan bizleri fişleyerek işlerimizden edendir. Bize yapılan bu uygulama tüm demokrasi ve kadın mücadelesi verenlere yapılmıştır. Buna mahkum olmadık direniyoruz. Bir tek arkadaşımız geride kalmayana dek direnmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “24 SAATLİK NÖBETLERDE EKİPMANSIZ ÇALIŞTIRILDIK”

    Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) üyesi olan ve ihraç edilen Arzu Sert de, politikasızlık sonucu birçok sağlık emekçisinin yaşamını yitirdiğini belirtti. Sağlık çalışanlarının insanlık dışı çalışma koşullarına değinen Sert, “ İktidar ekonomik ve politik kaygılarla pandemi sürecini iyileştirmeye yönelik politika gerçekleştirmedi. Binlerce insan ve sağlık emekçisi bu politikasızlık sonucunda kaybedildi. Sağlık emekçilerinin uzun mesai koşullarına, insanlık dışı 24 saatlik nöbetlerde ekipmansız çalıştırılmalarına şahit olduk. Bu hukuksuzluğun peşini bırakmayacağız ve mücadelemize devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Kadınlar adına açıklamayı okuyan Zeliha Danyeli ve Aylin Aydın, kadın emeğinin görünmez kılınıp değersizleştirmeye devam ettiğine dikkat çekti.

    Kadınların çalışma ve toplumsal yaşamda, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile karşı karşıya kaldığını hatırlatan Danyeli, “Yasal dönüşümler ve uygulamaların bir an önce başlatılması, eşitlikçi, demokratik, laik, yönetim biçimlerinin hayata geçmesi, kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesi ve siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesi gerekmektedir” dedi.

    “KADIN BEDENİ VE EMEĞİ ÜZERİNDEKİ SÖMÜRÜ ARTIYOR”

    Herhangi bir sosyal güvencesi olmadan kayıt dışı olarak çalıştırılan kadınların ucuz emek gücü olarak görüldüğünü işaret eden Danyeli, Covid 19 pandemisiyle birlikte patriyarkal kapitalizmin yarattığı sorunlar derinleşmiş, pandemi kadına yönelik ekonomik, psikolojik, fiziksel, cinsel şiddeti, kadın bedeni, emeği üzerindeki sömürü ve baskıyı arttıran bir politikanın fırsatı haline getirildiğine vurguda bulundu.

    Danyeli, “Bakım maliyetlerinden kaçınmanın yolu haline getirilen bu uygulamalar kadının hane içi emeğini görünmez kılmaya, değersizleştirmeye devam ederken, emeğinin görünür ve değerli olması için gerekli ekonomik düzenlemeler yapılmamaktadır. Bunun sonucunda kadınlar kamusal alandan, sosyal yaşamdan, üretimden uzaklaşmak zorunda kalmaktadır” diye konuştu.

    “SİYASİ İKTİDAR KADIN BEDENİNDEN ELİNİ ÇEKMELİ”

    “Kadına yönelik şiddet de yaşamın tüm alanlarında yaygın olarak sürmektedir” diyen Danyeli, her gün en az 4 kadının katledildiğini hatırlattı.

    Danyeli şöyle devam etti:

    “Kadını kontrol altına almayı hedefleyen, kamusal alandan uzaklaştıran sistem; üniversitelerde, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini toplumsal değerlerimize ve kabullerimize uygun olmadığı gerekçesiyle durduran,  Türkiye’nin imzalamış olduğu CEDAW-Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılmasına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesine ve Kadına Karşı Şiddetin ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin İstanbul Sözleşmesine karşı olan anlayışla kadına yönelik şiddet kışkırtılmaktadır.

    Biliyoruz ki eşitlikçi yönetim biçimleri işlevsel kılınmadan ne kadın ne de toplum şiddetten kurtulacaktır. Bu nedenle ülkemizde kadını eşit ve özgür birey olarak gören yasal dönüşümler ve uygulamaların bir an önce başlatılması, eşitlikçi, demokratik, laik, yönetim biçimlerinin hayata geçmesi, kadın bedeni üzerindeki tüm söz ve karar haklarının kadına ait olduğunun kabul edilmesi ve siyasi iktidarların kadının bedeninden elini çekmesi gerekmektedir.”

    Kadınlar taleplerini şöyle sıraladı:

    *Kadınlar ve LGBTİ+ lara yönelik her türlü ayrımcılığı ve şiddeti önleyen yasal düzenlemeler acilen yapılmalı,İstanbul Sözleşmesi’nin tartışılmasına son verilmeli,  6284 sayılı yasa etkin bir şekilde uygulanmalı,

    *Çalışma hayatında kadına yönelik her türlü ayrımcılık terk edilmeli,esnek çalışma biçimlerine, cinsiyetçi iş bölümüne, ücret eşitsizliğine son verilmeli güvenceli, düzenli işler yaratılmalı,

    *Yetki ve karar mekanizmalarında eşit temsiliyetin hayata geçmesi sağlanmalı,

    *Bir sağlık ve sosyal hak olarak kürtaj hakkının kullanımını engelleyen fiili uygulamalardan vazgeçilmeli,  güvenli ve parasız kürtaj olanakları sağlanmalı,

    *Kadınlar regl döneminde en az iki gün ücretli izinli olmalı,

    *Kadın istihdamın önündeki engellerden olan çocuk, hasta, yaşlı, engelli bakımı kamusal hizmet olarak sunulmalı, ev işlerini kadının üstünden alacak sosyal politikalar uygulanmalı,

    * Kapatılan kamu kreşlerinin yanı sıra tam zamanlı, ücretsiz, nitelikli ve anadilinde hizmet veren kamu ve mahalle kreşleri açılmalı,

    *ILO 190 sayılı sözleşme uygulanmalı,

    *Kadını eğitimden, istihdamdan, yaşamdan koparan, çocuk yaşta evliliklerin hızla artmasına yol açan 4+4+4 eğitim sistemi hemen iptal edilmeli,

    *8 Mart kadınlar için ücretli izin günü sayılmalıdır.

    Ersin ÖZGÜL /İZMİR