PİRHA-PSAKD Adıyaman Şubesi’nin aşure lokmasında konuşan şube başkanı Ali Sekman, “İnançlarımız, kimliklerimiz, yaşam biçimlerimiz farklı olabilir ama aynı tencerede pişirip aynı sofrada oturabiliyorsak, bu halkın mayasında umut vardır demektir” dedi.
Muharrem orucunun son bulmasıyla Aleviler bulundukları yerlerde aşurelerini pişirip paylaşmaya devam ediyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Adıyaman Şubesi sabahtan yaptığı aşure lokmalarını Adıyaman’da halkla paylaştı.
Yapılan aşure lokmasına sivil toplum örgütleri, siyasi parti üyeleri, Alevi inanç kurumları ve çok sayıda insan katıldı.
Yüzlerce yurttaşın katıldığı aşure etkinliğine Ağuçan ocağı evlatlarından Dede Hüseyin Güzel ve Mehmet Kureyşan ocağı evlatlarından Ali Tutak’ın verdiği gülbeng ile başladı.
Yapılan konuşmaların ardından Sanatçı Ali Sizer ve Huriye Ahuzer deyişlerini seslendirdi.
“AŞURE FARKLI TATLARIN BİR KAZANDA BİRLEŞMESİ GİBİDİR”
Lokma pay edilmesinde konuşan PSAKD Adıyaman Şubesi Başkanı Ali Sekman, “Aşure, çok farklı tatların bir kazanda birleşmesi gibidir. Bu farklılıkların birlikte yarattığı güzellik, bize şunu anlatır: İnançlarımız, kimliklerimiz, yaşam biçimlerimiz farklı olabilir ama aynı tencerede pişip aynı sofrada oturabiliyorsak, bu halkın mayasında umut vardır demektir. Bu maya bin yıldır bu topraklarda tuttu ve bugün bizlere düşen görev; mayayı yaşatmak, ortak vicdanı büyütmektir” dedi.
GÖREVDEN ALMALARA TEPKİ
Sekman, görevden uzaklaştırılan Adıyaman Belediyesi Başkanı Abdurrahman Tutdere’ye verilen ev hapsine tepki göstererek şöyle devam etti:
“Bugün ülke olarak zor bir dönemden geçiyoruz. Halkın iradesiyle seçilen belediye başkanlarının görevden alınması, ev hapsi gibi uygulamalarla karşı karşıya kalmaları sadece kişilere değil; demokrasimize, ortak yaşam kültürümüze ve halkın iradesine bir müdahaledir. Adıyaman Belediyesi Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin de hukuki sürece saygı çerçevesinde ancak halkın seçme hakkı gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu mesele, yanlızca bir siyasi tartışma değil; halkın iradesine duyulan saygının sınandığı bir noktadır. Bizler Alevi inancı gereği her zaman mazlumlardan yana durur, haksızlığa karşı söz söyleriz.”
‘KİMLİĞİ YÜZÜNDEN ACI ÇEKEN HERKESİN YANINDAYIZ’
Suriye’de Aleviler dönük saldırılara değinen Sekman, “Toplum olarak sadece ülkemizde değil, coğrafyamızda yaşanan adaletsizliklere duyarsız kalamayız. Komşu coğrafyamızda, özellikle Suriye’de Alevi toplumu uzun süredir savaşın ortasında kalmış çatışmaların ve mezhepsel ayrışmaların ortasında kalmış durumdadır. Suriye’deki canlarımızın yaşadığı güvenlik sorunları, ayrımcılık ve belirsizlik hali hepimizin yüreğini burkuyor. Bizler kim olursa olsun, inancı ya da kimliği yüzünden acı çeken herkesin yanında olmayı insanlık borcu sayarız. Bu acılar da bu coğrafyadaki barış arayışının ne kadar hayati olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor” diye konuştu.
Yapılan konuşmalar ve nefeslerin ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA-Bursa Alevi Dernekleri Platformu, HTŞ lideri Colani’nin Türkiye’de düzenlenen ‘4. Antalya Diplomasi Forumu’na katılmasını protesto etmek amacıyla eylem düzenledi. Yapılan açıklamada, “Türkiye, savaş sulularının, mezhepçi çetelerin, halk düşmanlarının barınacağı bir liman değildir, olamaz” denilerek tepki gösterildi.
HTŞ lideri Colani’nin Türkiye’de yapılan 4. Antalya Diplomasi Forumu’na katılacağı haberi Aleviler tarafından tepkiyle karşılandı. Türkiye’nin birçok yerinde eş zamanlı olarak basın açıklaması düzenlendi.
Suriye’de Alevilere yapılan saldırıların baş sorumlusu olarak kabul edilen Ahmed Hüseyin eş-Şara (Colani), Türkiye’deki birçok şehirde protesto edildi.
Bursa Alevi Dernekleri Platformu, HTŞ lideri Colani’nin Türkiye’ye olan ziyaretini kınamak ve protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya Alevi bileşenleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Eylemde, ‘Katil Colani Defol’ denilirken ayrıca kitle hep bir ağızdan ‘Katil Colani işbirlikçi AKP’, ‘Colani defol bu memleket bizim’ denildi.
Açıklamayı, Bursa Alevi Dernekleri adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bursa Şubesi Başkanı Kenan Çelik ve Panayır Cemevi Başkanı Yusuf Kaplan yaptı.
ALEVİ KATİLİ COLANİ ÜLKEMİZDEN DEFOL!
Çelik, açıklamasında şunları söyledi:
“Bu ülkenin vicdanlı insanları, bu halkın onurlu evlatları olarak, katliamın gölgesinde barış ve kardeşlik mücadelesi veren Alevi halkı olarak bir kez daha haykırıyoruz, Bir katili saygın kişilik gibi kabul etmek, tüm katilleri aklamaktır. Ortadoğu’da emperyalizmin maşası olan ülkemizde ise ırkçı ve şeriatçı çevrelerin gözdesi Colani ve çetesi insanlığa karşı sayısız suç işleyen barbarlardır. HTŞ’yi muhatap almak başta Alevi soykırımına ve tüm katliamlara uluslararası iş birliği ile taraf olmaktır. Ülkemizi yoksullar, emekçiler, öğrenciler kadınlar ve muhalif kesimler için yaşanmaz hale getirenler Suriye’de kan dökülmesine seyirci kalarak aslında tüm Alevileri tehdit etmektedir. Yani bize Suriye’de ölümü gösterip burada sıtmalı yaşama razı olmamız isteniyor.
Tek özelliği soykırımcı, barbarlar çetesinin lideri olmak olan Colani ülkemize giriş yaptığı andan itibaren tutuklanarak uluslararası savaş suçlusu olarak yargılanmalıdır. Colani’nin gelişi, sadece Alevilere değil, bu topraklarda barışı, eşitliği, laikliği savunan herkesin onuruna yapılmış açık bir saldırıdır. Türkiye, savaş suçlularının, mezhepçi çetelerin, halk düşmanlarının barınacağı bir liman değildir, olamaz!
Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz:
Diplomatik oyunlarla meşrulaştırılarak milyonlarca insanın can güvenliği neden tehdit edilmektedir?
Biz bu karanlığı da onun yarasalarını da tanıyoruz. Bizi Hama’da, Tartus, Lazkiye’de katledenler kimlerse Sivas’ta, Maraş’ta, Çorum’da, Reyhanlı’da, Suruç’ta,10 Ekim’de katledenler de aynı zihniyetten beslenenlerdir ve hepsinden mutlaka hesap soracağız.
Tarih boyunca katliamcılara boyun eğmedik, şimdi de eğmeyeceğiz!
PİRHA- Akademisyen Hakan Mertcan, Alevi kimliğinin Suriye’de hiçbir kamusal görünürlük kazanmadığının altını çizerek, “14 yıldır Alevilere yönelik bir saldırılar var. Alevilik Suriye’de hiçbir zaman kamusal görünürlük kazanmamıştır. Alevilerin kendisini kimlik olarak geliştirme imkanları olmamıştır. Alevileri öldürmek, cesetlerine saldırmak yetmiyor mezarlarını dahi tahrip ediyorlar” diye konuştu.
Narlıdere Cemevinde, ‘ Türkiye ve Suriye’de Aleviler Siyasal Durum’ paneli gerçekleşti.
Moderatörlüğünü Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz’in yaptığı panele Akademisyen Hakan Mertcan, Akademisyen Güneş Gümüş, Emekli Hakim ve Avukat Orhan Gazi Ertekin ve CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu konuşmacı olarak katıldı.
Panel öncesinde ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ve Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir söz alarak Suriye’deki Alevi katliamına tepki gösterdi.
İlk söz alan panelistlerden CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, farklı isimlerle Ortadoğu’ya cihatçı örgütlerle müdahale edildiğini söyledi. Alevilerin bu müdahalelerin hedefi olduğunu belirten Mullaoğlu, “Katledilenlerin tek suçları Alevi olmak. O dönem ÖSO diye bir örgüt kuruldu. Amerika’nın Irak’a mücadelesinde ses çıkardığımızda siyasal Alevi mi olduk? Bilinçli bir şekilde Alevilerin sadece ses çıkardığı bir meseleymiş gibi propaganda yürütüyor. Suriye’de bir Alevi yönetimi yoktu. Başbakan, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı Sünni’ydi. Aleviler yine orada da fakir bırakılmıştı. Alevilerin katledilmesinin temelinde emperyalistlerin bölgeye müdahalesi var. Alevileri, insanları katletmeyi cennete gideceklerine inandıkları için kayda alıyorlar. Kendi yarattıkları canavarları Ortadoğu’da kullanıyorlar. Sahil bölgelerinde doğalgaz ve petrol kaynakları var ve bölgeyi Alevilerden temizlemek istiyorlar. Bu zulme son vermek ve mücadele etmek zorundayız” dedi.
GÜMÜŞ: SOKAKTA MÜCADELEYİ ÖRGÜTLEMEK GEREKİYOR
Akademisyen Güneş Gümüş, Alevilerin tüm talepleri ve katliamlara karşı toplumsal bir mücadeleyi örgütlenmesi gerektiğini ifade ederek, “Akılla yolu çizilmiş güçlü bir yola ihtiyacımız var. Suriye iç savaşında güçlü protestolar düzenlenseydi belki oraya müdahale edilemeyecekti, önü kesilecekti. Bütün taleplerimizi kampanyalarla örgütlememiz gerekiyor. Alevi örgütleri ile kitleyi birleştiren bir kadro ya da gençlik yok. Alevi hareketi sosyalistlerle hem hal olmalı, sokakta kitlesel bir mücadele örgütlemeli. Mücadele etmekten, mücadeleyi yaygınlaştırmaktan başka bir çaremiz yok” diye konuştu.
Akademisyen Hakan Mertcan ise, Aleviliğin Suriye’de hiçbir kamusal görünürlük kazanmadığının altını çizerek, “Nasıl Gazze in sesi duyulmuyorsa Suriye’deki halklarında sesi duyulmuyor. 14 yıldır Alevilere yönelik bir saldırılar var. Aleviler dağlarda yoksul bir şekilde yaşamaya mahkum edilmişti. Alevilik Suriye’de hiçbir zaman kamusal görünürlük kazanmamıştır. Alevilerin kendisini kimlik olarak geliştirme imkanları olmamıştır. Yeni bir Alevi katliamı başlıyormuş gibi görünüyor. Bu yanlış, 14 yıldır katliam var. Sahili Alevilerden temizleyeceğiz diyorlar” ifadelerini kullandı.
Alevilerin mezarlarına dahi saldırıların gerçekleştiğine örnekler vererek dikkat çeken Mertcan, “Şimdi de özellikle hamile kadınları hedef alıyorlar. Binlerce insan kaçırılmış durumda. Bu son süreçten önce Aleviler yönelik 20’ye yakın katliam saldırıları oluyor. Alevilerin ormanları yakıldı, zeytin ağaçları kökünden söküldü. Alevileri açlığa mahkum etmek istediler. Alevileri öldürmek, cesetlerine saldırmak yetmiyor mezarlarını dahi tahrip ediyorlar. Bu saldırılar durmayacak. Dünyanın bizi göreceği de yok” şeklinde konuştu.
ERTEKİN: ALEVİLER 5 FARKLI COĞRAFYADA ORTAK KIRIM TARİHİNE SAHİP
Alevi toplulukların 5 farklı coğrafyada saldırılarla yüz yüze kaldığını söyleyen Emekli Hakim ve Avukat Orhan Gazi Ertekin de, “Yeni Suriye’nin kapağı 4 ay önce açıldı. O kapağın içinden çok iyi bildiğimiz katliam ve katiller çıktı. Çok geniş bir şiddet repertuarı ile karşı karşıya kaldık. Aleviler ortak bir acıya ve ortak bir kırım tarihine sahip. Avrupa’dan Ortadoğu’ya uzanan coğrafyada Alevilerin esaslı bir toplum olduğu, kamuyla, iktidar ilişkisiyle ilgilenebilecek bir konjektör olduğunu anladım. Alevi toplulukları 5 farklı coğrafyada uluslararası sorunun kendilerine en fazla şiddetle yansıdığını görmeye başladılar. Aleviler bunları siyasal, hukuksal ödevleri olarak önlerine koymak zorundalar. Her katliam bizi inşan haklarını sorununa ve kuruculuk sorununa götürüyor” diye belirtti.
“KURUCU SORULAR VE CEVAPLARA İLERLEMEK LAZIM, BU ÖNÜMÜZDE ÖDEVDİR”
“Kurucu olacaksanız ise hayatta kalmaktan, hayatı yeniden yaratmaya dair adım atmalısınız” diyen Ertekin devamında şöyle konuştu:
“Türkiye’de Alevi tarihinin kendisine Alevi olarak seslenme geleneği çok zayıf. Aynı durum Suriye’de de var. Esad’ın anayasasında Cumhurbaşkanı’nın Müslüman olması ve yasamanın kaynağının da İslam dini olduğu vurgusu vardır. Kurucu olacaksanız ise hayatta kalmaktan, hayatı yeniden yaratmaya dair adım atmalısınız. Son 4 aylık süreç içerisinden Alevi örgütlerinin çok iyi bir sınav verdiği kanaatindeyim. Bu süreçte kurucu sorular ve cevaplara doğru ilerlememiz gerektiğini, giderek kamu-devlet-hukuk meselesi ile ilgilenmemizi ve önümüze ödev olarak koymamız gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA-Sarı Saltuk Ocağı evlatlarından Cihan Saltuk, Suriye’de bir soykırımın yaşandığına işaret etti. Saltuk, Colani’nin Türkiye’de resmi törenle ağırlanmasının insanlık adına üzücü bir durum olduğunu vurgulayarak “Açık seçik bir şekilde Colani bir katildir ve soykırımın failidir” dedi.
8 Aralık’ta Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden sonra Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) öncülüğündeki gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO, Suriye’de Alevilere soykırım uyguladı. Alevilerin çoğunlukta olduğu Tartus, Humus, Lazkiye gibi kıyı şehirlerde binlerce sivil insan katledilirken, son haftalarda kadınlar ve çocuklar kaçırılıyor, istismara uğruyor.
Pir Cihan Saltuk, Alevilerin Suriye’de neden hedef haline getirildiğine dair değerlendirmede bulundu. Cihan Saltuk, “Aleviler, kayıtsız şartsız, aklı mantığı bir kenara bırakıp kimsenin peşinden gitmeyip, her zaman laikliğin ve barışın savunucusu oldular. Böyle olunca Alevileri istedikleri gibi kullanamayacaklar. Böyle bir toplum da her zaman onlar için bir tehlike. Bu yüzden en başta Alevileri hedef haline getirdiler” şeklinde ifade etti.
“ALEVİLER ORADA SOYKIRIMA UĞRUYOR”
Alevilerin inançları gereği eşitliği, aklı, sevgiyi savundukları için hedef olarak görülüp, saldırıya uğradığını söyleyen Saltuk, savaşın en ağır faturasının Alevilere kesildiğini ifade etti. Cihan Saltuk şunları söyledi:
“Suriye’de olanlara baktığımızda aslında bir rejimin çöküşü değil sadece, aynı zamanda mezhepçi şiddetin karanlık bir laboratuvarını bize gösteriyor. Oradaki Alevilere baktığınızda aslında hiyerarşiye değil eşitliğe, dogmalara değil akla, korkuya değil her zaman sevgiye inanmışlar. Ayrıca her zaman laikliğin savunucusu olmuşlar. Alevilerin bu savundukları laiklik, barış anlayışı oradaki İslamcı, mezhepçi grupların her zaman tepkisini çekmiştir. Onların karşısındaki en büyük direnişi her zaman Aleviler göstermiştir. Bu durum sebebiyle radikal gruplar, her zaman Alevileri tehdit unsuru olarak görmüştür. Hatta bazen ‘sapkın’ diye de nitelendirmişlerdir. Oraya baktığımızda dış güçlerin vekalet savaşları da oluyor. Yeri geldiğinde insanları kobay gibi de kullanıyorlar. Bütün mezhepsel düşmanlıkların hepsi orada test ediliyor. Bu savaşın, katliamın en ağır faturasını Aleviler ödüyor. Bunun da adını tam söylememiz gerekiyor; Aleviler orada soykırıma uğruyor maalesef. Ayrıca Esad rejimine de yakınmış gibi gösterilerek buradan da bir sebep üretilmeye çalışılıyor. Evet, devlet içerisinde Aleviler yer almışlardır ama bu olsa bile hiçbir zaman Aleviler orada bir çoğunluğu oluşturmamış, hatta kendileri mağdur olmuşlardır.”
“ADI ANILMADAN YAPILAN BİR SOYKIRIM”
Suriye’de bugün yapılanları diğer saldırılardan ayırt etmek gerektiğinin altını çizen Saltuk, “Bir katliam var. Bunun adını herkesin net koyması gerekiyor ama diğer soykırımlardan çok farklı. Sinsice yapılan bir soykırım. Adı anılmadan yapılan bir soykırım. Baktığımızda ortada fiziki bir yok etme var, kimliği yok etme var, kültürel izleri silme var, toplumsal yapıyı dağıtma var, zorunlu göç ettirme var; yani baktığımızda bunlar her türlü bir soykırımdır. Birleşmiş Milletlere göre de bu bir soykırımdır. Katliamcılara karşı çıkan laik Sünniler, Dürziler, Kürtler, Türkmenler, Hristiyanlar da bu zulümden payına düşeni maalesef ki aldı.”
“İŞ BİRLİĞİ YAPMAK İNSANLIK SUÇUNU MEŞRULAŞTIRMAKTIR”
Cihan Saltuk, Türkiye’nin, HTŞ’nin saldırılarına karşı açık ve net bir tutum alması gerektiğini de söyledi. Colani ile iş birliği yapıp katliamlara sessiz kalmanın “katliamları meşrulaştırmak” olduğunu ifade eden Saltuk şöyle devam etti:
“Türkiye’nin bu soykırımı, bu zulmü izleyen değil, etkin bir şekilde barışın kurucusu olması gerekiyor. Buna mecbur. Laikliği savunan Sünniler, Aleviler, Dürzüler, Kürtler, Hristiyanlar, hep birlikte baktığımız zaman zalimin hedefi haline gelmiş durumda. Dolayısıyla Türkiye bu soykırıma karşı artık açık, net bir şekilde tutum almalı, ses çıkarmalıdır. Ezilen tüm halklar için Türkiye el uzatmalıdır. Colani’nin Türkiye’ye resmi bir törenle gelip ağırlanması… Bu sadece Alevilerin meselesi değil. Aşık Veysel’in de dediği gibi ‘dava insanlık davası’. Orada mazlum halklar katledilip zulüm görüyorsa bu sadece Alevilerin meselesi olmamalı. Nitekim Suriye’de Sünnilerin liderlerinden de bunlara ‘dur’ dedikleri için vahşice katledilenler oldu. Şimdi Colani’nin burada resmi törenle ağırlanması da ülkemiz ve insanlık adına da üzücü. Açık seçik bir şekilde Colani bir katildir ve soykırımın failidir. Daha önceden yaptığı röportajlarda da kadın çocuk demeden insanları nasıl katlettiklerini açıkça itiraf edip ‘gençtim’ diyebilmiştir. Sadece gençlikte yapılan bir hata gibi yorumluyor ama yaptığı bir insanlık suçudur. Colani’ye bu kadar yakın durup bir iş birliği yürütmek de açıkça şunu ifade eder; insanlık suçunu meşrulaştırmak.
BİZİM İÇİN İNANÇ SADECE İBADET DEĞİLDİR
Bu soykırımın ortağı olmamak için ses çıkartılmalıdır. Eğer ses çıkarmayıp hep susuyorsak bu soykırımın da ortağı olmuş sayılırız. Bizim için inanç sadece ibadet değildir; aynı zamanda zalime karşı direnmek mazlumun yanında olmaktır. Bunlar da bizim inancımızın birer parçası. Dolayısıyla Kerbela’dan bugüne kadar zaman ve mekan değişmiş ama her zaman Aleviler bu yolda gitmiş ve bu yolda gitmeye de devam edeceğiz. Hüseyin zamanında da susmuşlardı ama tarihin dili hiçbir zaman susmaz. Tarihin dili konuştuğu zaman şimdi susanları da yazacaktır. bunu da unutmama gerekiyor.”
“HER MECRADA BU KATLİAM GÖRÜNÜR KILINMALI”
HTŞ lideri Colani’nin Türkiye’ye yönelik yapacağı ziyaret hakkında da konuşan Saltuk, Alevi örgütlerinin, her platformdan Suriye’de yaşananlara dair “Bu bir Alevi soykırımıdır” diyerek her türlü mecrada görünür kılması gerektiğini ifade etti.
Pir Cihan Saltuk, katliamın durması için Suriye’deki kanaat önderleri ile daha çok dayanışma içerisinde olunması gerektiğini söyleyerek, sözlerine şu cümlelerle devam etti:
“Bir kere şunun altının net çizilmesi gerekiyor; eğer bir soykırım varsa bunun adının net konulması gerekir. Buna ‘zulüm, savaş’ ve benzeri dememek gerekiyor. Açık açık her platformda ‘Bu bir Alevi soykırımıdır’ denilip bu ifadenin altını özellikle çizmek gerekiyor. Her türlü mecrada bu soykırımı görünür kılmak gerekiyor. En önemlisi Alevi olmayan, vicdan sahibi insanları da bu mücadeleye katmak gerekiyor. Bunun için de uluslararası alanda mücadele yürütmek gerek. Maalesef ki medya da tümüyle bu soykırımı görmüyor ve susuyor. Gücü elinde bulunduran zalim olsa da kendisini mazlum gibi gösterebiliyor. Haklıyı güçlü kılamadığımız için her zaman güçlüyü haklı kılmaya çalışıyorlar.”
“HÜSEYİN’İN TAŞIDIĞI BAYRAK BUGÜN BİZİM ELİMİZDE”
Cihan Saltuk, katliamı durdurmak adına inanç önderlerinin Suriye’deki soykırıma ve zulme karşı sesini yükseltmesi çağrısında bulunarak, “İnancımız gereği zaten bu olanları görmezden gelemeyiz. Aksi halde inancı kavrayamamışız demektir. Geçmişten bugüne hep Hüseyin’den bahsediyorsak, sadece geçmişi anlatmakla olmuyor, bugün de yine Hüseyin gibi masum insanlar katlediliyor. Ali Asker gibi küçük masum çocuklar orada katlediliyor. Herkes kendi zamanında üstüne düşen görevleri yapmalıdır. İyilik ve kötülüğün savaşı her zaman devam edecektir. Hüseyin o bayrağı kendi zamanında layığıyla taşımıştır. Bu bayrak bugün ise bizim elimizde. Dolayısıyla bu soykırımda bizler de her zaman mazlumun yanında olmaya çalışacağız. Bunun için özellikle inanç önderleri olarak her zaman, her platformda, özellikle de ibadetlerimizde, cemevlerimizde bunları inancımızın gereği sohbetlerimizde dile getiriyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Alevilere karşı yapılan saldırılara yönelik konuştu. Fırat, Türkiye’nin Suriye üzerinde etkin bir rolü olduğunu söyleyerek, “Hükümet, ‘Colani’nin ipleri bizim elimizde’ diyor, orada büyük bir devrim yaptıklarını söylüyorlar. Eğer bunu söylüyorlarsa, bu katliama da yönelik Türkiye’nin söz kurması lazım” diyerek Türkiye’yi yaşanan katliamlarla ilgili sorumluluk almaya davet etti.
Suriye’de Aleviler’e dönük saldırılara her gün yenileri ekleniyor. HTŞ tarafından Alevilerin en çok yaşadığı Lazkiye, Tartus, Humus gibi şehirlerde çok sayıda sivil insan katledildi, kaçırıldı, yerinden edildi.
Suriye’deki Alevilere yönelik saldırıları değerlendiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, saldırılarla ilgili Alevi camiasında çok tepki geldiğini ve Alevi kurumlarının ülkede ve dünyada saldırılara karşı ses çıkardığını vurguladı. Fırat, tepkilerin sürdürülmesi gerektiğinin altını da çizdi. Celal Fırat, Türkiye’nin, HTŞ yönetimi üzerinde etkili olduğunu hatırlatarak, Alevilere yapılan katliamın önüne geçmesi gerektiğini ifade etti.
“ALEVİ KURUMLARI GÜR BİR ŞEKİLDE SESLERİNİ DUYURABİLMELİ”
İstanbul’a atanan kayyımlardan dolayı Alevilere yapılan katliamların geride kaldığını, Alevilerin daha sesli bir şekilde eylemlerini sürdürmesi gerektiğini söyleyen Fırat, “Son dönemlerde Alevilere yönelik büyük bir katliam var. Türkiye’nin desteklediği HTŞ büyük bir kıyım yapıyor. Oradaki katliama dair Türkiye’deki Alevi kurumları olsun, dünyanın başka yerinde yaşayan Aleviler olsun bunu kamuoyuna büyük bir çerçevede duyurdu. Özellikle son dönemlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan operasyonlarla beraber bu biraz gölgelendi. Tabi ki önümüzdeki günlerde bunu kamuoyuna duyurmak gerekiyor. İstanbul’a atanan kayyımlardan dolayı bu katliamlar görünmeyecek durumda. Tabi Alevi halkı, Alevi kurumları ve vicdan sahibi herkes, buna dair söz kurabilmeli, yine eylemlerini gür bir şekilde devam ettirebilmeli” diye konuştu.
“EMEVİ CAMİ BİZİM İÇİN BÜYÜK BİR YARA”
Türkiye’nin, Emevi Camisi’nde namaz kılmak için yarışa girdiğini söyleyen Fırat, Aleviler açısından söz konusu yerin hassasiyet taşıdığını belirterek şöyle devam etti:
“HTŞ lideri Colani’nin Türkiye gelmesi, Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesi, Emevi Camisi’ne yapılan ziyaretler… Türkiye, Emevi Camisi’ne girmek için sıraya girmiş vaziyette. Türkiye’de 90 bin cami var, sanki kendilerine yetmiyormuş gibi… Emevi Camisi’nin de Aleviler açısından çok büyük bir trajedisi var; Özellikle Hz. Hüseyin’in başının orada 3 gün bekletilmesi, Zeynep Ana’nın orada söylediği sözler, kelamlar… Bu bizler için büyük bir yara olarak duruyor.”
“TÜRKİYE’NİN SÖZ KURMASI LAZIM”
Esad’ın ülkeyi yönettiği dönemde Alevi olmasına karşın Alevilerin söz sahibi olamadığını, Beşar Esad’ın Alevileri yalnız bıraktığını söyleyen Fırat, devamında şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye’de yaşayan 20-30 milyon Alevi’nin oradaki olaylara müdahil olması, söz söylemesi lazım. Hükümet, ‘Colani’nin ipleri bizim elimizde’ diyor, orada büyük bir devrim yaptıklarını söylüyor. Eğer bunu söylüyorlarsa, bu katliama da yönelik Türkiye’nin de söz kurması lazım. Esad’la ilgili birçok şey söyleniyor ama biz bir şey söylediğimiz zaman ‘siyasal Alevilik’ gibi sözler duyuyoruz. Biz Esad’la beraber tatil falan yapmadık, ‘kardeşim’ demedik. Bugünkü Suriye’de yapılan katliamlarının bir sebebi de Esad’ın kendisi. Belki kendi döneminde çok baskı görmüyorlardı ama devletin içinde de yer almadılar. Esad dönemine baktığımız zaman Aleviler çok iyi bir pozisyonda da değillerdi.”
“ROJAVA, DÜNYAYA ROL MODEL OLACAK BİR HALE GELDİ”
Fırat, “Gönül isterdi ki Suriye’de büyük bir demokratik şölen yaşansın ama buna karşın Rojava’ya baktığımızda büyük bir demokratik yapı oluşmuş, kadının çok etken olduğu bir yönetim haline gelmiş. Söylemleriyle, projeleriyle dünyaya rol model olacak bir hale geldi. Umut ediyorum ki orada yaşayan Alevilerin, Dürzilerin ve demokratik güçlerin bir arada yaşayabileceği bir güç yaşanır” şeklinde konuştu.
“DEVLET YETKİLİLERİ TEK BİR SÖZ SÖYLEMEDİ”
Alevilere yapılan saldırılara karşı Türkiye’nin sessiz kaldığını belirten Fırat, “Colani’den bir demokrasi beklemek, taktığı kravat ile dünyaya bir güzellik, demokrasi getireceğine kesinlikle inanmıyoruz. Tek başına ülkenin yönetimine geçti. Oysa 8 maddelik bir anlaşma yapıldı. Herkesin dahil edildiği bir anlaşma oldu, umut ediyoruz ki bu maddeler bir karşılık bulsun, bu katliamlar son bulsun. Biz bundan önce dışişleri bakanlığından bu konuyu konuşmak amacıyla, katliamlarla ilgili randevu istedik, aradan yaklaşık 2 ay geçmesine rağmen geri dönüş olmadı, tek bir söz söylenmedi. Normalde ülkeyle ilgili bir sorun olduğunda bütün bakanlıklar, yetkililer söz söylerken bu konuyla ilgili tek bir söz söylenmedi. Sadece Ömer Çelik bu konuyla ilgili klasik de olsa bahsetmiştir. Bunlar yetersiz de olsa değerlidir. Colani ile bu meseleyi hızlı bir şekilde konuşmaları gerekiyor. Bu HTŞ mantığının, İŞİD mantığının, El Kaide mantığının bu coğrafyadan temizlenmesi gerekiyor” ifadesinde bulundu.
Fırat, Alevilerin yaşanan bu katliama karşı demokratik haklarını kullanarak tepkilerini dile getirmesi gerektiğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Her kesimin kardeşçe yaşayabileceği demokratik bir coğrafyanın yaşanabilmesi için koşulların yaratılması gerektiğine inanıyoruz. Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin de içinde olduğu bir demokratik cumhuriyet kurulmasını temenni ediyoruz. Bununla ilgili ufukta bir şey görünmüyor gibi olsa da bütün Alevilerin, demokratların buna yönelik çalışmaları devam ediyor. Bundan bir ay önce yaratmış oldukları kamuoyunun tekrar yaratılacağına inanıyorum. İvedi bir şekilde Suriye’de yaşanan bu katliamı gündemleştirmemiz gerekiyor. Bunun için mecliste birçok defa dile getirdik, dile getirmeye de devam edeceğiz. Özellikle Türkiye’de dışişleri bakanın bu konuda baskı yapması gerektiğini söylüyoruz. Bu konuyu kendilerine söyletmemiz gerekiyor.”
PİRHA- Maltepe Mitingi’nde konuşan Alevi kurumları, İmamoğlu ile birlikte birçok kişinin gözaltına alınıp tutuklanmasını değerlendirdi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bu tablo aslında Türkiye halklarının ortak uyanış tablosudur” derken Maltepe Cemevi Kadın Kurulu üyesi Songül Keleş, “Bu kadar adaletsizliği görünce insanlar artık açlığını da unuttu” ifadesinde bulundu.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına karşı yaptığı İstanbul Maltepe’deki mitingine milyonlarca insan katıldı. Birçok farklı partiden, inançtan ve demokratik kitle örgütlerinden kişinin yer aldığı mitingde Alevi kurumları da adalet için alana geldi. Hak, hukuk, adalet taleplerinin haykırıldığı alanda Suriye’deki Alevi Katliamı ve Madımak faillerinin serbest bırakılmasına karşın birçok pankart ve döviz taşındı.
“BU TABLO HALKLARIN UYANIŞ TABLOSUDUR”
Maltepe Miting alanında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel BaşkanıCuma Erçe, bütün inançların, kimliklerin bu yaşanan kötü olaylar karşısında tek vücut olması gerektiğini belirterek şu açıklamada bulundu:
“Türkiye demokrasinin yoksunluğundan dolayı korkunç bir tablo içerisinde, korkunç bir karanlık içerisinde. Demokrasinin yoksunluğu, adaletin yoksunluğu anlamına geliyor. Dolayısıyla adaletin olmadığı yerde demokrasi de olmuyor. Barışın olmadığı yerde açlık olur, barışın olmadığı yerde sefalet sürer, haksızlığa uğrayanların sayısı her geçen gün artar. Bugünkü tablo Türkiye halklarının ortak uyanış tablosudur. Bu miting alanı aslında hangi mezhepten, hangi inanıştan, neyseniz kimseniz, hangi dilden, hangi ırktan olursanız olun bu karanlığın altında boğulmak istemiyorsak bir olmamız, biraraya gelmelisiniz diyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girdiğimiz dönemde, Türkiye’nin de karanlık içerisinde olduğu gün yüzüne çıktı.”
Yakın zamanda Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların, Türkiye’de yaşanılabileceğine dikkat çeken Erçe, “Bugün Suriye’de yaşanılanlarının benzerlerinin yakın zamanda bu ülkeye sıçramayacağının garantisi yok. Bugün Ortadoğu’da yaşanılan açlığın sefaletin, insanların kıyımlara uğramasının buraya uğramayacağının garantisi yok. Bu nedenle burada yaşayan bütün halkların, bütün kesimlerin yan yana gelerek o parti bu parti demeden biraya gelip biz bu ülkenin gerçek sahipleriyiz, bu karanlığa teslim olmayacağız, çocuklarımızın geleceğini karartmanıza izin vermeyeceğiz dememiz lazım” şeklinde konuştu.
“ADALETİN OLMADIĞI BİR YERDE MADIMAK KATİLLERİ DE SERBEST BIRAKILIR”
Sivas Madımak katillerinin bırakılmasına da değinen Erçe, “Aksi takdirde Sivas Madımak katilleri serbest bırakılır; yan kesiciler, hırsızlar sokakta gezerler, çocuk tacizcileri dışarda gezer, aydınlar, yazarlar, çizerler cezaevlerini doldururlar. Dün ‘Her şey çok güzel olacak diyorduk’ bugün ise ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyoruz. O yüzden bu anlayışı oturtmamız gerekiyor” dedi.
“BU KADAR ADALETSİZLİĞİ GÖRÜNCE İNSANLAR AÇLIĞINI DA UNUTTU”
Maltepe Cemevi Yönetimi Kadın Kolları Kurulu üyesi Songül Keleş, miting alanında adalet vurgusu yaparak şunları söyledi:
“Hak, hukuk, adalet diye çıkılan bu yollarda o kadar adaletsizliklerle karşı karşıya kaldık ki. Şu adaletsizlikleri görünce insanların açlığı, insanların yoksulluğu unutuldu. İmamoğlu’yla senelerdir beraber iştirak eden şirketler ne oldu da İmamoğlu gelince onun işine gücüne el koydunuz. Senden olmayan, senin yanında olmayan bile İmamoğlu’na oy verdi. Varımız, yoğumuz adalet. Önce başkanımız yerine gelsin sonra ihtiyaçlarımıza erişelim. Artık diyecek pek bir şey yok sadece adalete çok susadık.”
“CUMHURİYET DÖNEMİNİN EN FAŞİST DÖNEMİNİ YAŞIYORUZ”
Mitinge Ankara’dan katılan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Merkez Yürütme Kurulu üyesiÖnder Günaltay, “Cumhuriyet tarihinin en faşist dönemini yaşıyoruz” diyerek başladığı konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Bu sene yaşanan kayyım atamaları, hukuksuz bir şekilde alınan diplomalar, hukuksuz bir şekilde yapılan icraatlara karşı halkın tepkisini görüyoruz. Siyasal İslam’ın baskılarına dayanamayan Alevi örgütlerinin verdiği tepkiyi de görüyorsunuz. Bugünleri görüp, bugünleri hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Bugün “Bıçak kemikte” dediğimiz bir sürece denk geldik. Bugün burada bulunan kitlelerin, öğrencilerin, bu toplumu seven aydınlık kesimin buluşması, birlik beraberlik olması bir cevaptır. Mesele Ekrem İmamoğlu meselesi değil, mesele CHP meselesi de değil. Artık yapılan hukuksuzluklara karşı direnme, direngenlik ve bir tepki gösterme meselesidir. Bugün buraya gelmek isteyip de gelemeyenlere selam olsun.”
“ÜLKEDEKİ SİSTEM BİR DİKTATÖRLÜK HALİNE GELMİŞ”
Kangal Dernekler Federasyonu üyesi Berk İğdeli, hem mitinge yönelik hem de Sivas Kangal’da artan maden şirketlerini Alevi toplumunda yarattığı sorunları dile getirdi. İğdeli, “19 Mart’tan bu yana başlayan mevcut iktidarın Türkiye’nin birinci partisi olan CHP’ye yapmış olduğu darbelere, halkın yapmış olduğu seçimlere karşı yapılan baskılara karşı buradayız. Ülkedeki mevcut iktidar artık bir diktatörlük rejimi haline gelmiştir. Tamamen saray saltanatı halkların bu ülkede, bu coğrafyada yaşayan insanların iradesine, düşüncesine saygı duymamasıdır, düşüncelerine ve fikrilerine dahi kayyım atamasıdır. Haklarımız, düşüncelerimizi hür bir şekilde beyan edip son dönemde kayyımla birlikte haksızlıklara karşı bugün meydanlarda ve sokaklara çıkmış bulunmaktayız” diye konuştu.
“KANGAL’DA YOĞUNLAŞAN MADEN ŞİRKETLERİ ALEVİLERİ SÜRGÜNE MAHKUM EDİYOR”
Son olarak Kangal’da Alevilerin sık yaşadığı köylerde yapılan maden ocaklarının artışı nedeniyle Alevilerin sürgüne maruz bırakıldığına dikkat çeken İğdeli, “Yaklaşık 20 yıldır Kangal coğrafyasında yaşayan Alevilerin büyük bir çoğunluğu ve Kangal köylerinde yaşayan Alevi halkının bulunduğu alandaki inanç merkezlerinin maden adı altında talan edilmesi, Alevi yurttaşların bire bir sürgün edilmesiyle karşı karşıyayız. Sivas Kangal Pınargözü Köyü’nde Bakırtepe denilen alanda çıkarılan altın ve demir tozu yıkama tesisleri gibi işlem süreçleri siyanür tehlikesini ortaya çıkarıyor. Aynı zamanda Samut Baba Türbesi Aleviler açısından önemli olmasına rağmen mermer ocağı açma süreci devam ediyor. Mermer ocağında suyla yıkanan mermer tozlarının Alevi köylerine bırakılması bir sürgün etme politikası haline gelmiştir. Sivas Kangal’a bağlı Yılanlı Dağı eteklerinde, Qızır’ın temsilcisi olarak tanımladığımız dağ keçilerinin öldürülmesi, avlanması ve zehirlenmesiyle karşı karşıyayız. Alevi köylerinde açılan maden ocaklarının bir an önce durdurulmasını istiyoruz” diyerek tepki gösterdi.
PİRHA-Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun ile dayanışmak için bir araya gelen Alevi kurumları, Suriye’de süren soykırımın durması ve yapanların yargılanması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirtti. Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun, “Biz bu yola çıkarken zaten bedel ödemeyi göze aldık. Yolun sonu karanlık da olsa biz aydınlığa çıkmak için mücadelemizi vereceğiz” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Avcılar Şubesi ve Yeşilkent Şubesi Cemevi Başkanı Aslan Uzun, Suriye’de Alevilere karşı işlenen katliamların soruşturulması ve failler hakkında kamu davası açılmasına dönük savcılığa şikayet dilekçe verdiği için tutuklanmıştı. Daha sonra serbest bırakılan Uzun için cemevi önünde basın açıklaması düzenlendi.
Açıklamaya, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya ve Aydın Deniz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Ağçal, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, PSAKD Sultangazi Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, HBVAKV İstanbul şubeleri ve bölgedeki yöre dernek temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“BİZ BU YOLA ÇIKARKEN BEDEL ALMAYI GÖZE ALDIK”
Cezaevinden çıkan Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun, yaptığı açıklamada, yaptığından pişman olmadığını bir daha olsa yine yapacağını ifade etti. Aslan, “Biz Aleviler olarak bu ülkenin karanlıktan kurtulması için elimizden gelen neyse yapmak istiyoruz. Koluma kelepçe taktıklarında hakime ‘bu inanç benim onurumdur bir kere daha olsun yine yaparım’ dedim. Öncellikle bağlı olduğum inancın, bağlı olduğum kurumun başını öne eğecek bir suçtan gitmemek benim için bir onurdur. Biz bu yola çıkarken zaten bedel ödemeyi göze aldık. Yolun sonu karanlık da olsa biz aydınlığa çıkmak için mücadelemizi vereceğiz” dedi.
“BİZİM İNANCIMIZ AYNI ZAMANDA DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE MÜCADELESİDİR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de, Alevilerin demokrasiye, laikliğe, eşitliğe sahip çıktığını dile getirerek şunları söyledi:
“Türkiye’nin birliğine ve çeşitliliğine inanan bir topluluğuz. Biz Aleviler demokrasiye ve hukuka olan inancımızı hiçbir zaman yitirmeyiz. Biz şiddeti değil, birlikte yaşamayı savunuyoruz. Gerçekten bir hukuk yaşanmış olsaydı biz burada olmazdık. Bizim mücadelemiz aynı zamanda demokratik bir Türkiye mücadelesidir, bizim mücadelemiz aynı zamanda demokratik bir anayasa mücadelesidir, bizim mücadelemiz aynı zamanda eşit yurttaşlık mücadelesidir.”
“EMEVİ CAMİ’NDE NAMAZ KILARAK BİZE MESAJ VERMEK İSTİYORLAR”
Türkiye’nin yaşanılabilir bir ülke olması için mücadele vereceklerini aktaran Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Yardımcısı İbrahim Karakaya ise, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Dünyanın neresine giderse gitsin bu katil sürüleri yakalanıp adalet önünde hesap vermeleri gerekiyor. 20 milyon Alevi’nin yaşadığı bir ülkede ülkenin Dışişleri Bakanı, MİT Müsteşarı gidip Emevi Cami’sinde namaz kılma yarışına giriyor. Bizim açımızdan çok büyük bir önemi var. Emevi Cami aynı zamanda İmam Hüseyin’in başının götürülüp sergilendiği bir yer. Dolayısıyla böyle bir mesaj vermek istiyorlar. Devletin bu yapılanmasının oradaki cihatçı örgütlerini beslediğinin farkındayız. Dolayısıyla bunların zulmünün sonu da mutlaka gelecektir. Bu ülkenin yaşanılabilir olması için elimizden gelen bütün bedelleri de ödemeye hazırız. Suriye’de 100’ün üzerinde kadın kaçırılıp tecavüz edildi. Dolayısıyla bu zulme sessiz kalmak gibi bir lüksümüz yok.”
“ALEVİLER BU ÜLKENİN ASLİ UNSURLARIDIR”
Alevi örgütlerinin valilikçe marjinal örgütler olarak adlandırmaya çalıştığını belirten Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Ağçal, Alevilerin bu ülkenin asli unsuru olduğunu kaydetti.
Ağcal, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
“Türkiye’de Suriye’de yapılan zulme karşı yürümek istedik diye valilik marjinal grup olduğumuzu söyledi. Onlarca yıldır Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesini alanlarda haykırmış, mecliste savunmuş, bunun için yasalar önermiş, birçok mücadele yürütmüş Alevi örgütleri marjinal olarak basına yansıtıldı. Biz marjinal değiliz, biz bu ülkenin asli unsuruyuz.
Suriye’de anayasayı kaldırdılar, Suriye’de şu anda bir anayasa yok. Türkiye’de yapılmak istenen şeyler orada uygulanmaya çalışılıyor.”
“DEMOKRASİ İÇİN YAPILAN EYLEMLER MEŞRUDUR”
Ağçal, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve tutuklanmasıyla devam eden protestolara dikkat çekerek, “Son günlerde yapılan eylemler meşrudur, haklıdır ve yapılmak zorundadır. Çünkü anayasaya sahip çıkıyoruz. Bugün seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldıranlar yarın anayasayı da ortadan kaldırabilirler. Buna izin vermeyeceğiz” diye vurguladı.
PİRHA-PSAKD Bursa Şubesi Alevi kadın platformu, 12 Mart 1971 yılında Gazi Katliamı’nın 30. yılını ve Suriye’de Alevilere karşı gerçekleştirilen saldırıları protesto etmek amacıyla basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada, “30 yıl önce Gazi ve Ümraniye’de Alevi halkı, zulme karşı direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zalimlerin karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler” diyerek “Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!” ifadesinde bulunuldu.
Bursa Pir Sultan Abdal Şubesi (PSAKD), Alevi Kadın Platformu, Gazi Katliamı’nın 30. Yıldönümü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Saygı duruşuyla başlayan açıklamanın ardından basın açıklamasını PSAKD Bursa Şubesi Kadın Platformu adına Mudanya Alevi Kültür Derneği (AKD) Başkanı Saniye Akaltun okudu.
Açıklamanın yapıldığı yere çok sayıda kadın katıldı.
“EMNİYET GÜÇLERİ 15 YURTTAŞI KATLETTİ”
Kontrgerillalar tarafından sivil halka ateş açıldığı ve çok sayıda insanın katledildiği Gazi Katliamı’yla ilgili konuşan Mudanya Alevi Kültür Derneği Başkanı Saniye Akaltun, o dönemde yaşanan saldırılar hakkında şöyle konuştu:
“Bugün Suriye’de yapılan katliamların bir örneğini de bundan 30 yıl önce yine Devletin ve dünyanın gözleri önünde İstanbul Gazi Mahallesi ve Ümraniye’de yaşamıştık. 12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerinin saldırısı sonucu Dede Halil Kaya öldürülmüş, 5’i ağır olmak üzere 25 kişi yaralanmıştı. Halk bu kontrgerilla saldırısının üzerine mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis hedef alarak ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaş daha devlet kurşunuyla hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıları protesto etmek ve Gazi halkına destek olmak amacıyla, çoğunluğu Alevi on binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne akın etti. Emniyet güçleri tekrar canice halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti.”
“DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE, CANLI YAYINLARDAN İZLENEREK KATLEDİLİYORDUK”
Yapılan saldırıların bugün Suriye’de Alevilere yapıldığını söyleyen Akaltun, “İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde başta Aleviler olmak üzere, yüzbinlerce yurttaş, yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. Dönemin emniyet teşkilatı adeta halka karşı silahlı cephe oluşturmuştu. 15 Mart günü Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkın üzerine ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı. Dünya’nın gözleri önünde canlı yayınlardan izlenerek katlediliyorduk. Tıpkı Madımak’ ta olduğu gibi, tıpkı bu günlerde Suriye’de binlercemize yapıldığı gibi!” diye konuştu.
“YÜZYILLAR BOYUNCA GERÇEKLEŞTİRDİĞİ BÜTÜN KATLİAMLARA RAĞMEN ALEVİLERİ YOK ETMEYİ BAŞARAMADI”
Devletin geçmişten bu yana Dersim’de, Çorum’da, Maraş’ta Alevileri katlettiğini buna rağmen Alevileri boyun eğmediğini belirten Akaltun, “12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Biz Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Ortaca ve Sivas’ta defalarca yaşadık. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır. Bizi imha etmeyi hedefleyen bu inkarcı, gerici ve barbarca anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı, başaramayacak. Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacak. Aleviler dün olduğu gibi bugün de ilerici, devrimci ve laiklerle omuz omuza, zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler” ifadesinde bulundu.
“SALDIRIYI GERÇEKLEŞTİREN KONTRAGERİLLA ÇETELERİ ŞİMDİ SURİYE’DE İŞ BAŞINDA”
Katliamda adı geçen kolluk güçlerinin göstermelik cezalarla cezalandırıldığını belirten Akaltun, sözlerini şöyle sürdürdü:
“30 yıl önce Gazi ve Ümraniye’de Alevi halkı, zulme karşı direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zalimlerin karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler. Bu ve tüm katliamları başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çeteleri şimdi Suriye’de işbaşındalar. Biz onların kimler olduklarını çok iyi biliyoruz. Onlar korkaklığın, kahpeliğin, hainliğin mirasçılarıdır. Biz ise dostluğun, dayanışmanın, onurlu direnişin sembolü Pir Sultanların, Şah Kalenderlerin mirasçılarıyız. Dönemin birçok devlet yetkilisi görevlerini yargı sürecinde de sürdürdü. Hedef gözeterek onlarca canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tıp raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi.”
“BU KATLİAMIN HESABINI MUTLAKA SORACAĞIZ”
30 yıl geçmesine rağmen katliamı ve katledenleri unutmayacaklarının altını çizen Akaltun,
“Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan yetkililer milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi. Tıpkı Madımak katilleri gibi. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız. Davanın üzerinin örtülerek unutturulmasına izin vermeyeceğiz. 30. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz. Gazi ve Ümraniye Katliamlarını Unutmadık Unutturmayacağız!” diye belirtti.
PİRHA-Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Alevilere dönük katliamları protesto etti. Yapılan açıklamada, ” Koçgiri’den Gazi’ye, Ümraniye’den Suriye’ye kadar Aleviler sistematik mezhepçi ve gerici saldırıların hedefi olmuştur. Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz!” denildi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’deki Alevi katliamı ve Gazi Katliamının yıldönümü sebebiyle Hacı Bektaş Veli Parkı’nda bir araya geldi. Hacı Bektaş Veli Parkı’ndan başlayan yürüyüşün ardından Tuzluçayır Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirildi.
Basın metnini kurumlar adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube Başkanı Rukiye Kara okudu.
“ALEVİLER SİSTEMATİK MEZHEPÇİ VE GERİCİ SALDIRILARIN HEDEFİ OLMUŞTUR”
Alevilere yönelik katliamların sürdüğünü, görmezden gelindiğini belirten Kara, “Koçgiri’den Gazi’ye, Ümraniye’den Suriye’ye kadar Aleviler sistematik mezhepçi ve gerici saldırıların hedefi olmuştur. 1978 Maraş Katliamı’nda, yüzlerce Alevi öldürülmüş ve binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. 1993 Sivas Katliamı’nda, Pir Sultan Anmaları sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu 33 canımız yakılarak katledilmiştir. 1995’ de Gazi Mahallesi’nde devlet eliyle Alevi yurttaşlar saldırıya uğramış ve birçok insan hayatını kaybetti. Bugün ise Suriye’de ABD-İsrail destekli cihatçı çeteler, Alevi köylerini kuşatıyor, kadınları tecavüz tehditleri ile sindirmeye çalışıyor, gençleri işkenceyle kaybediyor, köyleri talan ediyor” dedi.
“BU ZULÜM, EMPERYALİSTLERİN BÖLGEYİ YENİDEN YAPILANDIRMA PLANININ BİR PARÇASIDIR”
“Suriye’deki iç savaş, Alevi toplumu için büyük bir tehdit oluşturmuş” diyen Rukiye Kara şunları ekledi:
“İŞİD ile El Nusra gibi radikal gruplar, Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirmiştir. Son dönemlerde Lazkiye ve Tartus’ta Arap Alevilere yönelik saldırılar yaşanırken, Hama, Humus ve birçok köyde HTŞ’nin sebep olduğu katliamlara tanık olmaktayız.
Bu zulüm, emperyalistlerin bölgeyi yeniden yapılandırma planının bir parçasıdır. AKP iktidarı ise cihatçı çeteleri besleyerek bu kanlı plana ortak olmaktadır. Katliamlar karşısında Dışişleri Bakanlığı’nın ‘güvenlik tehdidi’ söylemi, Alevilere yönelik mezhepçi saldırıları gizlemeye yöneliktir.”
“Türkiye bu katliamların neresinde?” diye soran Rukiye Kara, şunları kaydetti:
” Colani’yi ‘istikrar figürü’ gibi sunmak zulmü aklamaktır! Suriye’deki ‘güvenli bölge’ politikaları, Alevilere ve azınlıklara yönelik etnik temizliğin adıdır. Medya ve uluslararası kurumlar bu vahşeti görmezden gelerek gerçeği çarpıtıyor. Haykırıyoruz! Colani ve onu destekleyenler bu katliamların sorumlusudur!
Herkese çağrımızdır: Masum insanların katledilmesine sessiz kalmayın! Zulmü onaylamayın! Colani’yi meşrulaştırmayın! Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz! Susarsak, bu vahşetin suç ortağı oluruz!
Bölgemizde halkların kardeşliğinin ve barışın tesisi, yoksul emekçi halkın emperyalizme, işbirlikçi iktidarlara ve cihatçı çetelere karşı ortak mücadele ve dayanışmasını örgütlemekten geçmektedir. Cihatçı-mezhepçi saldırganlığa karşı alevi halkının yanındayız.”
Açıklama sloganlar ve alkışlar eşliğinde sona erdi.
PİRHA-DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Suriye’de Alevileri yönelik gerçekleştirilen saldırıların medyada hedef gösterilmesine ilişkin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a soru önergesi verdi. Koca, Dışişleri Bakanlığına, “Suriye’de Alevilere yapılan saldırılar protesto edilmiş ancak bir kısım medya organları tarafından da katliamlara destek çıkan haberler ile Alevi halkını hedefe koyan köşe yazılarına yer verilmiştir” diyerek yanıtlanmasını istedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) tarafından Suriye’nin kıyı kesiminde yaşayan Alevilere yapılan saldırıların medya organları tarafından hedef haline getirilmesine ilişkin olarak Dışişleri Bakanlığı’na soru önergesi sundu. Koca, Alevilerin Türkiye’deki medya kuruluşlarının köşe yazılarında hedef gösterilmesinin nedenini sordu.
Koca, medya organları tarafından Alevi katliamlarını hedef göstermesiyle ilgili gerekçesini şu şekilde açıkladı:
“8 Aralık 2024 tarihinde Beşşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Suriye’de iktidara gelen Heyet Tahrir Şam öncülüğündeki koalisyon döneminde ülkenin sahil şeridinde yaşayan Arap Alevi halkına yönelik çok sayıda saldırı, tehdit, aşağılama ve insan hakkı ihlali rapor edilmiş, tüm bu süreçte sayısı binlerle ifade edilen toplu cinayetler işlenmiştir. Son olarak 6-7 Mart 2025 tarihlerinde kimi kaynaklara göre sayısı binlerle ifade edilen toplu katliamlar yapılmıştır. Ülkenin şu anki devlet başkanı tarafından da yapıldığı kabul edilen sivil halka yönelik bu katliamlar ülkemizde de protesto edilmiş ancak bir kısım medya organları tarafından da katliamlara destek çıkan haberler ile Alevi halkını hedefe koyan köşe yazılarına yer verilmiştir.”
Koca bu bağlamda şu soruların yanıtlanmasını istedi.
1-Suriye’deki yeni rejim tarafından gerçekleştirilen katliamlar, insan hakları ihlalleri ve işkence görüntüleriyle ilgili bakanlığınız ne gibi girişimlerde bulunmuştur?
2-Koordineli bir şekilde çalıştığınızı ifade ettiğiniz Suriye’deki yeni iktidar güçlerinin Alevilere yönelik teyitli katliamlarının durdurulmasına yönelik bakanlığınızın bir girişimi olmuş mudur?
3-Kimi basın organlarınca dile getirilen söz konusu katliam ve insan hakkı ihlallerini gerçekleştirenlerin bir kısmının Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu mensupları oldukları iddiaları doğru mudur?
4-Olaylarla eş zamanlı olarak ülkemiz içerisindeki Alevi halkına karşı açıkça nefret kusan, Alevileri hedef gösteren ve hakaretler eden basın kuruluşları, köşe yazarları ve sosyal medya kullanıcılarının faaliyetleri hakkında ilgili bakanlıkları uyararak herhangi bir iş birliği içerisine girdiniz mi?”
PİRHA-Alevi Bektaşi Federasyonu, 16 Şubat’ta Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılacak olan ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’na katılım çağrısında bulunarak, konferans için otobüs kaldıracaklarını açıkladı.
Demokrasi İçin Birlik Meclisi, 16 Şubat Pazar günü saat 16.00’da Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’ gerçekleştirecek.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Suriye’de yaşanan gelişmelere duyarsız kalmamak ve Suriye’de yaşayan Alevilere sahip çıkmak amacıyla Demokrasi İçin Birlik Meclisi’nin düzenleyeceği ‘Bölgede Barış ve Adalet’ adlı konferansa katılım çağrısında bulunarak, İstanbulun belli noktalarından konferansın yapılacağı Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’ne araç kaldıracak.
3 oturumda gerçekleştirilecek olan konferansa çok sayıda gazeteci, hukukçu, tarihçi, milletvekili ve yetkin isimler de katılırken, ABF, Alevilerin de sözünü kurması için daha fazla katılım sağlanması gerektiğinin altını çizdi.
Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapılacak olan konferansın 1’inci oturumunda ‘İktidar Değişimi Sonrası Suriye’de Aleviler, 2’nci oturumda ‘Suriye ve Ortadoğu’da Barış ve Adalet Nasıl Sağlanabilir?’, 3’üncü oturumda ise Ortadoğu’da Yaşanan Sorunların Türkiye ve Dış Politikasına Yüklediği Sorumluluklar’ şeklinde konular ele alınacak.
Alevi Bektaşi Federasyonu İstanbul’da yapılacak olan konferansa ulaşımı sağlamak amacıyla birçok yerden kalkacak otobüslerin yer ve saati şöyle:
PİRHA-Suriye’nin HTŞ kontrolüne geçmesiyle Alevilere yönelik saldırılara karşı yaptıkları açıklama sonrası tehdit edildiğini belirten PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, buna karşılık herhangi bir işlem yapılmadığını ifade etti. HTŞ’nin Suriye’ye yönetimine geçmesinin ardından Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin sevinç gösterileri düzenlemesine rağmen, yaşanan katliamlardan kaynaklı geri dönmek istemediklerini vurguladı.
Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirerek Şam ve diğer kentlerde hakimiyet kurması, ülkenin en batısında Alevi nüfusun yoğunlaştığı Lazkiye’de korku ve belirsizliğin hakim olmasını beraberinde getirdi. Alevilerin yoğun yaşadığı Lazkiye, Humus, Tartus Alevilerin çoğunluk da yaşadığı şehirlerin başında geliyor. HTŞ Suriye’deki kontrolü sağladıktan sonra bu bölgelerde yaşayan Alevilere saldırmaya başladı. Alevilere yapılan saldırılarda kimisini öldürüyor kimisini kaçırıyor ve bazılarının mallarına el koyuyor. Birçok kadını da kaçırdıkları yönünde bilgiler geliyor.
Suriye’de Alevilere yapılan saldırılar hakkında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, “HTŞ başa geçti diye burada halay çeken, gösteriler yapan Suriyeliler şimdilerde gitmekten endişe duyuyor. Çünkü HTŞ’ye güvenmiyorlar” diye belirtti.
“HTŞ İSRAİL’E DEĞİL, ALEVİLERE SALDIRABİLİYOR”
Suriye’deki cihatçı örgüt olan HTŞ’nin masum insanları hedef aldığını ama yanı başında bulunan İsrail’in saldırılarına tepki göstermediğini belirten Erkek, şu şekilde konuştu:
“HTŞ sadece Suriyelilerden oluşmuyor. El Kaide’nin içinde yer alan bazı farklı kimliklerin biraraya gelerek oluşturduğu bir gruplardan oluşuyor. HTŞ bölgeyi ele geçirdikten sonra Suriye’de yaşayan yerel halka saldırılarda bulundu. İsrail bölgeye yaptığı saldırılara karşı herhangi bir tepki de bulunmadı. Diğer taraftan gayrimüslimlere, Dürzilere, Alevilere baskın yapıp öldürdüler, kadınlarına tecavüz ettiler. Şeri hükümler gereği de mallarına el koydular.”
“TÜRKİYE’DE YAŞAYAN SURİYELİLER HTŞ’YE GÜVENMİYOR”
Beşer Esad’ın devrilmesiyle beraber burada yaşayan Suriyeli Sünnilerin ilk etapta memnun olduklarını, sonrasında yaptıkları katliamlardan sonra geri dönmekten vazgeçtiklerini söyleyen Erkek, “Antep’te yaşayan Suriyeli esnaflar Esad devrildiği için sevindiler ve sokağa çıkıp gösteriler yaptılar ülkelerine dönecekler diye. Artık komşularımız gitme hazırlığı yapmıyorlar. HTŞ’ye güvenmiyorlar. Tehlikenin sürdüğünü, Beşer Esad’ın yaptığı saldırılarının aynısını bugün de HTŞ yapıyor. Burada yaşayan halk Suriye yönetiminin kendi halkından oluşmadığını ve dışardan gelen farklı kimliklerden oluşturulduğunu söylüyorlar” ifadesinde bulundu.
“BU TÜR ÖRGÜTLER DEMOKRASİDEN YANA DEĞİL”
Bu tür örgütlerin çoğulcu bir sisteme karşı olduklarını belirten Erkek, şu şekilde konuştu:
“Afganistan’ı ele geçiren Taliban’ın da halka başta müdahale edilmeyeceğini belirtmişti. Colani de aynısını söylemişti. Daha sonra kadınların okumayacağı hakkında talimat verdiler. Şimdi bu tür cihatçı örgütler demokratik bir yönetimden yana değiller. HTŞ şeri hükümlere dayanan bir yönetim kurmak istiyorlar. Şeri hükümlerde de kadının yeri yoktur. Profesör olan Dr. Rasha Al-Ali işkence edilerek katledildi. Yine Alevi oldukları için 3 tane hakim öldürüldü. Biz burada yaşanan katliamlara dikkat çekmek için elimizden geleni yapacağız.”
“ALEVİLER SOSYAL MEDYADAN HEDEF HALİNE GELDİ”
Alevi örgütlerinin sosyal medya hesapları üzerinden saldırılara ve tehditlere maruz kaldığını ifade eden Erkek, “Alevilere yapılan saldırıları protesto etmek için Alevi kurumları ve emek ve demokrasi platformu bileşenleriyle ortak bir basın açıklaması yaptık. Yaptığımız açıklamanın ardından sosyal medya üzerinden yorumlar yapıldı. Bizi tehdit edecek yorumlarda bulunuldu. Bunların önüne kimse geçmiyor. Kimler olduğu hakkında bir soruşturma açılmıyor. Şube başkanlarımız, merkez yöneticilerimiz ve Alevi kurumları iktidara yakın basın mensupları yoluyla hedef gösterilip ‘Siyasi Alevilik’ diye bir söylem ortaya attılar. Siyasal Alevilik üzerinden sanki bizden intikam almaya çalışıyorlarmış gibi gösteriliyor” diye konuştu.
“HTŞ KADAR TÜRKİYE’DEKİ TELEVİZYONLAR DA SUÇLU”
Erkek, Alevilere karşı yapılan saldırılar sessiz kalındığının altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu saldırılara karşı ne Birleşmiş Milletlerden ne Avrupa ülkelerinden ne de Türkiye’deki yönetimden bir açıklama yapılmıyor. Türkiye’deki havuz medyası da bu saldırılar hakkında herhangi bir yayın yapmıyor. Bu saldırılarda HTŞ sorumlu olduğu kadar Türkiye’deki yayın organları da sorumludur.
ALEVİ ÖRGÜTLERİ OMUZ OMUZA HAREKET ETMELİ
Alevi Federasyonları Suriye’deki saldırıları durdurmak ve kamuoyu oluşturmak amacıyla Birleşmiş Milletlere ve Amerika Türkiye Büyükelçiliğine başvuruda bulundular. Biz de buradan Alevi kurumlarına, demokrasi örgütlerine, kanaat önderlerine sesleniyoruz; Suriye’deki Alevi katliamına karşı omuz omuza mücadele verelim.”
PİRHA-Suriye’de cihatçı radikal dinci çetelerin Alevilere yönelik saldırılarına tepkiler yükseliyor. Saldırıların durdurulması çağrısı yapan Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği Eş Başkanı Timur Şaşmaz ve İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, uluslararası güçlerin, sivil toplum örgütlerinin bu saldırılara karşı harekete geçmesi gerektiğini belirttiler.
Suriye’de yönetimi ele geçiren radikal dinci terör örgütü Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) tarafından Alevilere dönük saldırılar büyük tepki çekiyor.
PİRHA‘ya konuşan İngiltere Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği Eş Başkanı Timur Şaşmaz ve İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, bu saldırıların artmasından dolayı endişe duyduklarını belirttiler.
“IŞİD ZİHNİYETİ KARANLIK BİR ZİHNİYETTİR”
Suriye’de yaşayan Alevilere karşı yürütülen politikalardan dolayı endişeli olduklarını belirten Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Dernek Eş Başkanı Timur Şaşmaz, “İŞİD’ten geriye kalan kişiler SMO adı altında toplanarak Suriye’deki muhalif kesim olan Alevilere ve orada farklı düşünen halklara karşı fiziki saldırılar gerçekleştiriyor. İleriki süreçlerde bu endişelerimiz daha da artmaya devam edecektir. Bu zihniyet karanlık bir zihniyettir. İŞİD’ten geriye kalan artıkların yapacağı tek şey muhalif olan insanlara saldırmaktır. Bunlar aydınlığa karşı bir güçtür. Umarım en kısa zamanda uluslararası güçler ve sivil toplum örgütleri bu konuya duyarlılık gösterir ve saldırılara karşı bir önlem alır” dedi.
“BU ZİHNİYETİ TÜRKİYE’DE ALEVİLERİ OLARAK ÇOK İYİ TANIYORUZ”
Bu zihniyetin daha öncesinde de Türkiye’de yaşayan Alevilere karşı aynı şekilde saldırılarının olduğunu belirten İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has da saldırıların durdurulması amacıyla çalışmalarının olduğunu ve Alevilerle birlikte hareket ettiklerini söyledi.
“DİPLOMATİK ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDECEK”
Has, konuşmasına şöyle devam etti:
“Biz bu zihniyeti çok önceden tanıyoruz. Biz bu siyasal islamcı zihniyetin, işgalci, fetihçi, kendinden başka hiçbir kimliği kabul etmeyen zihniyeti biz Türkiye’deki Aleviler olarak çok iyi tanıyoruz. Dersim’de tanıyoruz, Maraş’ta tanıyoruz, Sivas’ta tanıyoruz. Maraş’ta da insanların kafaları kesilmişti. Mantık aynı, zihniyet aynı. Biz Avrupa Alevileri olarak Suriye’de yaşanan saldırılardan çok endişeliyiz. Britanya Alevi Bileşenleri olarak eylemlerimiz devam ediyor. Buradaki Arap Alevileriyle birlikte İngiltere Başbakanlığı önünde kitlesel bir basın açıklaması yaptık. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve diğer federasyonlarla birlikte Strazburg’da Avrupa Konseyi önünde yine kitlesel açıklama yaptık. Yine çeşitli alanlarda etkinliklerimiz ve diplomatik çalışmalarımız devam edecek.”
“ŞU ANDA DA VE GELECEKTE DE YENİ MARAŞLAR YAŞANMAYA DEVAM EDİYOR”
Yeni Alevi katliamlarının olmaması için Avrupa ve İngiltere Alevileri olarak mücadele edeceklerini vurgulayan Has, “Suriye’de yaşayan Aleviler korku içindeler, endişe içindeler. Biz Britanya Alevi federasyonu olarak bağımsız gözlemcilerin gönderilmesini; oradaki insanların can ve mal güvenliklerinin emniyete alınması ve Suriye’de bütün azınlıkların, bütün kimliklerin kabul edileceği yeni bir sürecin, yeni bir anayasanın muhakkak garantiye alınması gerekmektedir. Aksi taktirde Suriye’de şu anda da gelecekte de yeni Maraşlar yaşanmaya devam ediyor. Biz Avrupa ve İngiltere’deki Aleviler olarak sesimizi duyurmaya devam edeceğiz.”
“KÜRTLERİN KAZANIMLARI GASP EDİLİYOR”
Türkiye’nin Suriye politikalarına değinen Has, Kürtlerin kazanmış olduğu bölgelere saldırıların kabul edilmeyeceğini belirterek, “Türkiye’de çözüm süreci gibi bir şey gösteriliyor. En radikal milliyetçi parti tarafından dillendirilirken bir yandan da AKP-MHP tarafından DEM Parti’nin kazanmış olduğu belediyeye kayyımlar atanıyor, işgaller yapılıyor, halkın iradesi yok sayılıyor. Bu bir havuç politikasıdır. Kürtlere ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktır. Bu sürecin ne kadar samimi olduğu noktasında şüpheler var. Bir yandan barış için görüşmeler yapılırken bir yandan da Kürtlerin kazanımlarının gasp ediliyor. Bunu kınıyoruz” dedi.
PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu ile Alevi örgütlerinin katılımıyla protesto edildi. Açıklamada, Alevilerin toplumsal taleplerinin karşılanması için çağrıda bulunuldu.
Adıyaman’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Demokratik Alevi Derneği (DAD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı şubeleri ile Emek ve Demokrasi Platformu Suriye’de Alevilere yönelik saldırıları proteste etti.
Adıyaman Demokrasi Parkı’nda düzenlenen protesto eyleminde kurumlar adın açıklamayı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Şube Başkanı Ali Sekman okudu. Sekman, Alevilere yönelik baskıların son bulması ve taleplerin yerine getirilmesi amacıyla çağrıda bulundu.
“İÇ SAVAŞ KAOSU DA BERABERİNDA GETİRMİŞTİR”
Alevilerin inançlarının tehdit altında olduğuna dikkat çeken Sekman, “Bugün, Suriye’deki başta Alevi toplumu olmak üzere tüm halklar ve inançlar, tarihsel olarak maruz kaldığı zorluklarla birlikte, yeni bir dönemin eşiğindedir. Alevi toplumu, hem Suriye’deki iç savaşın mağdurlarından biri olarak hem de tarihi olarak maruz kaldığı dışlayıcı söylemler ve saldırılar nedeniyle zorlu bir dönemden geçmektedir. Aleviler, Suriye’deki dinamiklerin çok daha karmaşık hale gelmesiyle birlikte hem inanç özgürlüklerinin korunması hem de toplumun barışçıl bir ortamda yaşayabilmesi adına endişeler taşımaktadır. Alevi toplumunun Suriye iç savaşında yaşadığı zorluklar başta güvenlik ve koruma koşuludur. Zira, Aleviler, Suriye iç savaşının başlangıcından bu yana hem devlet güçleri hem de isyancı gruplar tarafından tehdit edilmiş, birçok köy ve kasaba yerinden edilmiştir. Güvenlik endişeleri, hala birçok Alevi’nin yurtlarını terk etmesine yol açmaktadır. Bununla birlikte, Alevi toplumu, özellikle kırsal bölgelerde hala ciddi tehditler ve saldırılara maruz kalmaktadır. Alevi toplumu için yaşanan bir diğer zorluk ise inanç özgürlüklerinin tehdit altında olmasıdır. Zira, Aleviler, tarihsel olarak, diğer inanç gruplarına kıyasla sık sık maruz kaldıkları ayrımcılıkla mücadele etmiştir. İç savaşın getirdiği kaos, bazı dini grupların Alevilere yönelik saldırgan tutumlarını daha da şiddetlendirmiştir” dedi.
“ALEVİLER, ULUSLARARASI TOPLUMUN DAHA FAZLA DESTEĞİNİ BEKLEMEKTEDİR”
Alevilerin inanç ve yaşam alanlarının güvenliğinin sağlanmasına yönelik uluslararası kamuoyuna çağrıda bulunan Sekman, Özellikle Alevilerin cinsiyetçi, toplumsal ve ekonomik sorunlardır. Yine savaşın yıkıcı etkileri, Alevi toplumunun sosyal ve ekonomik yapısını da derinden sarsmıştır. Birçok Alevi, hem savaştan hem de ekonomik baskılardan dolayı yerinden edilmiştir. Alevi kadınları, savaşın cinsiyetçi doğasından en fazla etkilenen gruplardan biri olmuş, toplumsal eşitsizlik daha da derinleşmiştir. Bu zorlu süreçte başta Suriye Alevi toplumu olmak üzere tüm halklar ve inançlar adına uluslararası toplumdan ve kamuoyundan beklentilerimiz buradan belirtmek isteriz: Suriye’deki Alevi toplumu, uluslararası toplumun daha fazla dikkatini ve desteğini beklemektedir. Aşağıda sıraladığımız talepler, Alevilerin hem güvenliğini hem de inanç özgürlüklerini korumak adına büyük bir öneme sahiptir” ifadelerini kullandı.
TALEPLER
Sekman, Alevilere karşı geliştirilen saldırıları durdurulmasına dair şu talepleri sıraladı:
-Alevilerin, Suriye’deki diğer etnik ve dini gruplarla birlikte, savaşın etkilerinden korunabilmesi adına güvenli bölgelerin oluşturulması için uluslararası girişimler desteklenmelidir.
-inançları ve diğer dini toplulukların özgürlükleri, Suriye’deki tüm kesimlerin güvenliğini ve barışını sağlamak için garanti altına alınmalıdır.
-Alevi toplumu, savaştan zarar gören birçok kesim gibi, insani yardıma ihtiyaç duymaktadır. Sağlık, eğitim, barınma ve psikososyal destek gibi alanlarda uluslararası yardımların hızla ulaştırılması gerekmektedir.
-Alevi toplumunun da dahil olduğu kapsayıcı bir barış süreci, Suriye’nin yeniden inşası için hayati önem taşımaktadır. Alevi temsilcilerinin yer alacağı barış müzakereleri, tüm etnik ve dini grupların haklarının eşit şekilde korunmasını sağlayacaktır.
Sonuç olarak, Suriye’deki Alevi toplumu, sadece kendi hakları için değil, tüm Suriye halkının huzur ve güvenliği için önemli bir rol oynamaktadır. Uluslararası toplum, Alevilerin ve diğer azınlıkların haklarını savunarak, barışçıl bir Suriye’nin inşasına katkı sağlamalıdır. Suriye’deki Alevi toplumu, geçmişten bugüne kadar barış, hoşgörü ve kardeşlik değerlerine ve 72 millete bir nazarda bakma inancına sıkı sıkıya bağlı kalmış bir toplumdur. Bu değerlerin korunabilmesi adına uluslararası kamuoyu ve demokratik kitle örgütlerini duyarlılığa davet ediyoruz.”
PİRHA-Suriye’de Alevilere karşı başlatılan soykırım girişimleri hakkında değerlendirmelerde bulunan İlahiyatçı İhsan Eliaçık, “HTŞ lideri Colani ‘Bir şey yapmayacağız, anayasaya katkı sağlayacağız, birlikte meclis oluşturacağız’ gibi laflara kendisi inanmıyor. Çünkü onların ideolojisinde demokrasi küfür olarak görülüyor. Suriye’de Medine Sözleşmesi temelinde demokratik cumhuriyet kurulması gerekiyor. Bu sözleşmeye göre; Aleviler, Dürziler, İsmailliler, Asuriler, Kürtler, Araplar, Hristiyanlar hepsi eşittir. Hiçbirine ayrım yapılmaz, herkes kendi dinini ve mezhebini yaşar” ifadesinde bulundu.
Suriye’deki 53 yıllık yönetiminin ardından devrilen Esad yönetiminin ardından Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği’nin (AB) terör örgütleri listesindeki Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm’ın (HTŞ) lideri ve kendisi de terörist olarak başına ödül konmuş olan Ebu Muhammed Colani başa geçti.
HTŞ’nin yeni Suriye yönetimine geçmesinin ardından ülkede muhalif olan Alevilere saldırmasıyla birlikte çok sayıda kişiye şiddet uygulandı, işkence edildi ve katledildi. Alevilerin savunmasız olması saldırıların şiddetini artırmış ve bazı insanlar kaçırılmış, nereye götürüldükleri hakkında da bir bilgiye ulaşılmamıştı.
HTŞ’nin; Alevileri, Dürzileri temizlemek, insanlara sıkı sıkıya çarşaf giydirmek, namaz kılmayanları takip etmek, okullarda şeriat dersleri verilmesi için yanıp tutuştuğunu söyleyen Yazar İlahiyatçı İhsan Eliaçık, “Suriye’de Medine Sözleşmesi temelinde demokratik cumhuriyet kurulması gerekiyor. Bu sözleşmeye göre; Aleviler, Dürziler, İsmailliler, Asuriler, Kürtler, Araplar, Hristiyanlar hepsi eşittir. Hiçbirine ayrım yapılmaz, herkes kendi dinini ve mezhebini yaşar” ifadesinde bulundu.
“ÖRGÜT LİDERİNİN YUMUŞAK MESAJLAR VERMESİ BANA GÖRE ANLAM İFADE ETMİYOR”
HTŞ lideri Colani’nin yeni bir anayasa oluşturacağız, birlikte meclis kuracağız, seçim yapacağız sözlerinin gerçeği yansıtmadığını belirten Eliaçık, örgütün ilk hedefinde şeriatla yönetilen bir rejimi getirmek olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“Suriye’de hükümet kuran HTŞ denilen grup aslında bilinen bir grup. Daha önceki adı El Nusra idi, ondan önceki adı El Kaide idi. El Kaide’den kopma, onun Suriye kolu olarak kurulmuş ve özellikle Irak’ta Amerikan işgali sırasında ve ondan sonra devam eden bomba yüklü araçlarla binalara saldırma, intihar bombalarıyla eylemler yapma ve bu şekilde yüzlerce kişinin ölümünden sorumlu bir örgüt ve bu örgütün başındaki kişi. Bu nedenle başına Amerika 10 milyon dolar koydu, terör örgütü ilan etti. Türkiye’de onu terör örgütü ilan etti. Başlarına koydukları ödülü kaldırdılar ama terör örgütü listesinden çıkarmadılar. Yani sabıkalı örgüt. Örgüt liderinin yumuşak mesajlar vermesi bana göre bir anlam ifade etmiyor çünkü yeni bir örgüt değil, ilk defa görülen örgüt değil. Daha önce İblid’de yaptıkları uygulamaları ortada. Dürzilere karşı sekiz tane köyü yakma girişiminde bulundular, insan öldürdüler ve ele geçirdikleri yerde Alevi düşmanlığı yapan bir örgüt. Rafizi Alevi diyerek kendileri gibi düşünmeyen insanlara, özellikle de Alevi olduklarını duyduklarında büyük bir düşmanlık gösterdiler.
Şimdi Suriye’de Amerikan ve İsrail desteğiyle iktidara gelince, Türkiye de destek olunca hakimiyet kurmak ve egemenliği tam olarak ele geçirmek amacıyla yumuşak mesajlar veriyor, inanmadığı şeyler söylüyor. HTŞ liderinden duyduğum sözler; bir şey yapmayacağız, anayasaya katkı sağlayacağız, birlikte meclis oluşturacağız, seçim yapacağız gibi laflara kendisi inanmıyor. Çünkü onların ideolojisinde demokrasiyi küfür olarak görüyorlar. Seçim yapmayı Allah’ın hükümlerini insanların oyuna sunmak olarak görüyorlar. Dürzileri, Alevileri hidayete ermesi gereken sapkın gruplar olarak görüyorlar ve onlara karşı yapılacak tek şey tebliğdir. Gidilir ve yanlış yolda oldukları tebliğ edilir. İslamiyet’e geçmeleri beklenir. İslamiyet’e geçmezlerse sapkın olarak görülür. Kafa bu, bu kafadan ne çıkacak?”
“DİKTATÖRÜN KENDİSİ ALEVİ OLABİLİR AMA SÜNNİLER DAHA ÇOĞUNLUKTAYDI”
Türkiye medyasının Suriye’deki hükümeti desteklediği için kendi zaferiymiş gibi savunulduğunu, Suriye’de olan katliamların, öldürmelerin, ev baskınlarının, insan kaçırmalarının verilmediğini belirten Eliaçık, “Sanki Suriye’de azınlık Alevi diktatoryası varmış, o azınlık diktatörlük yıkılmış, Sünni azınlık özgürlüğe kavuşmuş, şimdi bir zamanlar Suriye’de Alevi azınlığı destekleyenlere hesap sorma zamanı geldi, hepsini bir bir ifşa edeceğiz gibi bir kampanya yürüyor şu anda sosyal medyada. Belli kişiler ve kesimler hedef gösteriliyor. Bu okuma tamamen yanlış. Suriye’de Alevi diktatörlüğü yok. Suriye hükümetinin içerisinde bir tane Alevi var, bu nasıl Alevi diktatörlüğü? Şeriat yasaları ve Medeni Yasa Suriye’de geçerliydi. Kuran-ı Kerim’de Sünni fıkıhta Hanefi, Şafi, Hanbeli mezhebinde nasıl geçiyorsa Alevi fıkıh diye uygulanan bir şey yok. Alevi devlet projesi diye bir şey yok. Devletin dini İslam, Suriye Arap Cumhuriyeti, şeriat ve medeni hukuk beraber uygulanıyor. Şeriat mahkemelerinde dört mezhep uygulanıyor. Öyle dedikleri gibi bir Alevi projesi yok Suriye’de. Bir diktatörlük var ama bu Alevi diktatörlüğü değil. Diktatörün kendisi Alevi olabilir ama onun eylemlerine, uygulamalarına bakılır, bakıldığı zaman Sünni çoğunluk var. Bir algı yaratmak amacıyla bu yapılıyor ve Türkiye’deki Alevilere sıçratılmak isteniyor. ‘Siyasal Alevilik’ diye manşetler atıp belli kesimleri hedef gösteriyorlar” diye belirtti.
“SİYASAL ALEVİLİK CHP’Yİ KÖŞEYE SIKIŞTIRMA AMACIYLA YAPILMIŞ BİR PROPAGANDA”
Eliaçık, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:
“Şu anda Siyasal Alevilik yok. Bunun olması için bir Alevi devletin, partisi ve siyasi bir programının olması lazım. Aleviliği nasıl uygulayacağına dair bir program ortaya koyması lazım ve bu programda Alevi olmayanlara söz hakkı verilmeyeceğini, bir tür Alevi diktatörlüğü olacağını ve Alevilikten başka mezhebin de dikkate alınmayacağının söylenmesi gerekiyor. Ben şu anda böyle bir program göremiyorum. Bunu en fazla İran için söyleyebiliriz, ona da siyasal Şiilik diyebiliriz yine siyasal Alevilik diyemeyiz. Oradakiler Alevi değil çünkü. Siyasal Şiilik İran’da var bana göre. Devlete Şii mezhep ön görülüyor. 12 imamın ölümleri ve doğumları tatil. Bu Şii görüş devlet tarafından resmen bir program dahilinde, devletin başında bulunan kişi de yine bir Şii teoriden yola çıkarak isim konulmuş, yani Mehdi gelene kadar toplumu idare edecek kişiye Molla deniliyor. Bu tamamen Şii propagandasıyla oluşturulmuş bir uygulama. Siyasal Aleviliğin de bir devletinin, programının olması gerekiyor. Aleviliği dava edinen bir parti yok ülkede. Cemevleri var, Alevi kurumları var ama onlar siyasal iddiada değiller. O iddiada olanlar da genelde CHP’de siyaset yapıyorlar ama bunu da Alevilik adına yapmıyorlar tamamen. Alevi kökenli olabilir ama CHP’nin programına tabii oluyor. Özellikle Suriye’deki bu durumdan istifade ederek Aleviliği, CHP’yi köşeye sıkıştırma amacıyla yapılmış bir propaganda. Bu söylemin bir temeli yok.”
“IŞİD TARZI ŞERİATÇI BİR PROGRAMI BU ÜLKEYE UYDURABİLECEKLERİNİ SANMIYORUM”
Suriye’de HTŞ’den ümitli olmadığına işaret eden Eliaçık, “Bunların daha önceki geçmişlerini bildiğimiz için eğer HTŞ lideri denilenleri yapmazsa içeriden örgütsel bir tepki olabilir ve darbeyle devrilip, IŞİD’in uygulamalarını hayata geçirecek biri başa getirilir. Onlar şu anda bir an önce Alevileri, Dürzileri temizlemek, insanlara sıkı sıkıya çarşaf giydirmek, namaz kılmayanları takip etmek, okullarda şeriat dersleri verilmesi için yanıp tutuşuyorlar. Onların bekledikleri şey bu, eğer bu olmazsa örgütün içinden tepkiler gelebilir. Yoksa BM hukukuna göre HTŞ Suriye’de bir ortak anayasa, bunun referanduma sunulması, partilerin kurulması, seçimlere katılması, seçimlerden sonra bir hükümetin kurulması gerçekleşinceye kadar HTŞ’nin hiçbir şeye dokunmaması gerek. Geçiş hükümeti olarak asayiş, güvenlik dışında teknik hükümet olarak kalması ve hiçbir şeye dokunmaması gerekir. Ama görüyoruz ki dokunuyorlar. Milli eğitimin müfredatını kaldırmaya çalışıyor, Alevilere yer yer müdahale ediyor. Lazkiye Alevilerin çoğunlukta olduğu bir şehir, oraya şeriatçı bir müftü tayin ediliyor milli eğitim müdürü olarak. Suriye’nin seküler bir halkı var ama şeriatçı grupları da fazladır. Suriye toplumu şeriatı kaldırmaz, kabul etmez. Daha geçen haftalarda coşkulu bir yılbaşı kutlandı ve HTŞ’liler buna engel olamadılar. IŞİD tarzı şeriatçı bir programı bu ülkeye uydurabileceklerini sanmıyorum” diye konuştu.
“MEDİNE SÖZLEŞMESİ İLHAM ALINMALI”
Suriye’de oluşturulacak yeni anayasada bütün kesimlerin dahil edilmesi gerektiğinin altını çizen Eliaçık, şunları dile getirdi:
“Alevilerin ne yapması gerektiğine gelince; buna en iyi elbette ki Alevi kurumları, Alevi toplumu karar verebilir. Ama sadece Aleviler değil, Suriye’de Dürziler açıklama yapıp haklarının anayasa ile güvence altına alınmayana kadar silahlarını bırakmayacaklarını söylediler. Medine Sözleşmesi birinci maddesi bu. Senin peygamberin 14 asır önce bunu yapmış, bir tane bile IŞİD’linin aklına gelmiyor. Şu anda Rojava’da Medine Sözleşmesinden ilham alarak demokratik bir özerklik, barış içinde farklı kesimleri yaşatma projesi geliştirmeye çalışılıyor. Dini kaynağı olmasına rağmen İslamcılar bunu tartışmıyor bile. Hz. Ali de bu sözleşmeyi uygulamaya koymuş. Kimse kimseye zarar vermemek şartıyla herkes kendi halinde yaşayabilir. Eğer adaletle hükmetme gereği duyulursa bir yöneticilik rolü üstlenilebilir. Yöneticilik rolünün adaletten başka bir gerekçesi yoktur” şeklinde konuştu.
PİRHA-Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” dedi.
Suriye’de Esad rejiminin yıkılmasıyla beraber yönetime geçen Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ) şeriatçı örgüt, kısa bir süre içerisinde Alevilerin yaşadığı bölgelere saldırılar gerçekleştirdi. Alevi inancına sahip yurttaşlara işkence edilirken bazıları da vahşi bir şekilde öldürüldü.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırıları değerlendirdi.
Aleviliğin tarihten bu yana kadar iktidarcı devlet anlayışını kabul eden bir anlayış olmadığının altını çizen Kete, “Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir” diyerek şeriatçı örgütlerin farklılıkları içselleştirmeyen, kadın özgürlükçü yapıya tahammül etmeyen, toplumsal ekolojik karşıtı, kendisi gibi düşünmeyen tek tipçi bir anlayışa sahiptir” dedi.
Kete, Suriye’de iktidarda olan HTŞ’ye dair de “Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir. Bunun esnetilecek ve yumuşatılacak hiçbir yanı yoktur” diye konuştu.
“100 YIL BOYUNCA ULUS DEVLETLER BÖLGEDE YAŞAYAN HALKLARA DERMAN OLAMADILAR”
Şeriatçı örgütlerin emperyalist devletler tarafından kurulduğunu ve desteklendiğine dikkat çeken Kete, bu tür örgütlerin ulus-devlet anlayışıyla hareket ettiğini belirterek şunları söyledi:
“Ortadoğu’da yaşananlar birer sonuç. Biz tarihsel perspektife baktığımızda üçe ayırıyoruz; geçmiş, gelecek ve an… An, geçmişin yükünü omuzlarında taşıyor. Bugün yaşamış olduğumuz kötü olayların hepsinin geneli geçmişte yaşanılanların birer sonucudur ve bunun sonucunda da an, kendini geleceğe taşır. 1’inci Dünya Savaşının sonucunda da Ortadoğu’da masa başında çizilen devletler vardır. 100 yıl boyunca Ortadoğu’da ve dünyanın birçok yerinde devletler kendini tekçilik üzerine inşa etmiş. Yani 100 yıl boyunca ulus devletler bu bölgelerde yaşayan halklara derman olamadılar. Aynı zamanda bu hegemonik güçler kendi elleriyle kurmuş oldukları ulus devletleri kendi sermaye birikimlerini, kendi önünde engel olacağını anladıkları anda bu devletlere yöneldiler. Bunlardan bir tanesi de Suriye’dir. Suriye coğrafyası bir çok inanç ve kimlikten oluşmuş bir şehirdir” Hegemonik güçler özellikle İŞİD üzerinden bunu yapmaya başladılar. Şimdi de HTŞ bu görevi yerine getiriyor.”
“SURİYE’DE CİDDİ BİR ALEVİ KATLİAMI SÜRECİ SÖZ KONUSUDUR”
Şeriatçı örgütlerin Alevilere saldırarak onları kendi kontrolleri altına almaya çalıştığını ifade eten Kete, “Alevilere yönelmesinin tarihsel arka planı vardır. Devletler kendileri için tehlike oluşturabilecek yaşam tarzlarını ilk olarak etkisiz hale getiriyorlar. Alevi süreği tarihten bu yana kadar iktidarcı, devlet anlayışını kabul eden bir anlayışta değildir. Komünal değerler içerisinde dar-didar olarak bir üst akla ihtiyaç duymadan sorunlarını kendi çözmüş, kendi toplumsal hafızasıyla, komünal değerlerle toplumunu bugüne kadar getirmiş, devletçi yapılara muhtaç etmemiştir. Bu devlet dışı oluşumların kontrol altına alınması gerekiyordu. Bu inanç devlet dışı kaldığı taktirde kültürel direniş damarı kendini yenileyecektir. Suriye’de Hey’etu Tahrîri’ş-Şâm (HTŞ), Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Lazkiye’de katliamlar yapıyor. Onların zihinsel kodlarına göre, ‘Aleviler dinsizdir, katli vaciptir’ deniliyor. Suriye’de ciddi bir Alevi katliamı süreci söz konusudur” şeklinde konuştu.
“ESAD YÖNETİMİNDE ALEVİ BÜROKRAT YOKTU”
Beşar Esad’ın Alevi devleti başkanı olduğu propagandasının son zamanlarda bilinçli olarak yapıldığını vurgulayan Kete, “Türkiye’de AKP’de ve bu tekçi zihniyeti savunanlar da oradaki yönetimle ilişkilerini geliştirirken Suriye’ye bir Alevi devleti gibi baktılar. Esad yönetimi hiçbir zaman Alevi devleti olmamıştır. Bürokraside Alevi yönetici yoktu, buna rağmen orada bir Alevi katliamını meşrulaştırmak için Suriye’ye bir ‘Alevi devletidir’ diyerek katliama giriştiler. Şimdi Beşar Esad yok, eğer Esad yoksa bu kadar katliamın nedeni niye? Mesele Esad’tan ziyade Alevilere karşı gelişmiş bir katliam fikri bilinçaltında yatıyor. Aleviler hiçbir şekilde HTŞ yönetimi kontrolü altında güvende değildir. Birey, toplum ve doğa HTŞ yönetiminde güvende değildir” şeklinde ifade etti.
“DÜNYA VE TÜRKİYE SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMINA KARŞI DERİN BİR SESSİZLİK İÇERİSİNDE”
Arap Alevilerinin kendilerini saldırılara karşı koymada yeterli olmadığını, dünyadan ve Türkiye’den desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Kete, şunları dile getirdi:
“Arap Alevilerinde ciddi bir sessizlik vardır. Tarihsel olarak da zorlu travmalarla karşı karşıya kalmışlardır. Nusayriye Dağları eteklerinde yüzlerce yıl baskılardan kaçarak o coğrafyada kendi yaşamlarını devam etmeyle uğraşmışlardır. Tarihsel arka planlarında devletçi yapılarla karşı karşıya gelip bir savunma oluşturma, direniş oluşturma kültürü olsa da bile bu kültür bugün kendini koruyabilecek çerçevede güçlü bir kültüre sahip değil. Dünya’da ve Türkiye’de, Suriye’deki Alevilere yapılan saldırılara karşı derin bir sessizlik hakim. Bu sorun sadece Alevi sorunu değil; Türkiye’de emek ve demokrasi mücadelesi veren sol sosyalist güçler başta olmak üzere üçüncü alanı oluşturan bütün toplumsal kesimlerin çok yoğun olarak bu katliamı etkinlikleriyle, panelleriyle, sınırda nöbet tutarak, perşembe günleri çerağ uyandırarak tepki göstermesi gerekiyor.”
“ALEVİLER İKRAR VE RIZALIĞI ESAS ALAN BİR TOPLUMDUR”
Kete, Alevi toplumunun tekçi anlayışa karşı komünal yaşamı esas aldığını belirterek, “Alevi sürekleri hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın hiçbir zaman iktidarcı, tekçi, devletçi zihniyetle uyum sağlamamıştır. Alevi inancı beslenmiş olduğu kaynaklar itibariyle güçlü bir Aryenik direnişe sahiptir. Bu direniş hala devriye halinde mücadele kültürü vardır. Aleviler ikrar ve rızayı esas alan bir toplumdur ve komünal yaşamı ele alıyor. İkrar vermek politik tutumlarını belirliyor” ifadesinde bulundu.
“ROJAVA MODELİ ALEVİ İNANCIYLA ÖRTÜŞEN BİR PERSPEKTİFE SAHİPTİR”
Kuzey Suriye’de ortaya koyulan demokratik modelin Alevi inancıyla örtüştüğüne dikkat çeken Kete, demokratik, komünal yaşamın emperyalist güçlerin işine gelmediğini söyledi. Kete, etnik kimlik ve inançtaki toplumların yaşam reçetesinin bu demokratik modernite ile aşılacağını ifade ederek, şunları söyledi:
“Ortadoğu’da kapitalist güçlerin bir korkusu vardır. Ortadoğu’da bütün bu saydığımız, demokratik moderniteyi oluşturan, üçüncü alanı oluşturan devlet dışı kalan toplumların bir araya gelmesi Rojava tarzı bir model oluşturur. Alevi toplumu tek olan bir zihniyeti kabul etmiyor, bir olmayı kabul ediyor. Kısacası cem erkanı, kırklar meclisi, rıza şehri bugün Rojava’da politik bir perspektifle bir dünya nizamı haline gelmiştir. Bundan dolayıdır ki bölgedeki ve dünyadaki güçlerin hedefi haline gelecektir. Bu güçler aynı zamanda komin gücünü, direniş gücünü en fazla kendi içinde barındıran güçlerdir. Bundan dolayı Rojava modeli Alevi inancıyla örtüşen bir perspektife sahiptir. Bundan dolayıdır ki bütün tekçi zihniyetler, ulus devletçi anlayışında direnen bütün yapılar Rojava’daki direnişe düşmandır.”