Etiket: suriye insan hakları topluluğu

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • Suriye İnsan Hakları Topluluğu: “HTŞ rejiminin bir yılı: etnik ve dini temizlik”

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu: “HTŞ rejiminin bir yılı: etnik ve dini temizlik”

    PİRHA- Suriye İnsan Hakları Topluluğu (Association pour les droits de l’homme en Syrie), HTŞ iktidarının birinci yılına dair bir rapor hazırladı. AHRS hazırladığı raporda Suriye’nin son yıllarda yaşadığı iç savaşa değinirken, HTŞ iktidarına nasıl gelindiğini ve bu rejimin ilk bir yılının nasıl geçtiği anlatılmakta. 

    18 Aralık 2010 tarihinde başlayan Arap Baharı’nın üzerinden on beş yıl geçti. Tunus’ta başlayan protestolarla birçok Arap ülkesine yayılan hareketler, Ortadoğu için yeni bir sayfa açtı.

    Arap Baharı’nın uğradığı ülkelerden biri de Suriye idi. 15 Mart 2011 yılında Dera kentinde başlayan protestolar Suriye iç savaşının fitilini ateşledi. On dört yıl süren iç savaş halklar açısından çok yıkıcı oldu. 8 Aralık 2024 tarihinde Beşar Esad yönetimi devrildi ve yerine HTŞ rejimi geçti.

    HTŞ iktidarının ilk yılı da, 14 yıl süren iç savaşa bir son getirmedi. Tam tersine yeni bir boyut kazandırarak gerginliği tırmandırdı. Suriye İnsan Hakları Topluluğu (AHRS) hazırladığı raporda bu sürece nasıl gelindi ve neler yaşandığını yaptığı yazılı basın açıklamasıyla kamuoyuna sundu.

    “ACIMASIZ BİR İDEOLOJİNİN TARİHSEL KÖKLERİ”

    AHRS yaptığı açıklamanın başında, Suriye’nin 14 yıl boyunca iç savaş ve insanlık dışı ihlallerle sarsıldığına dikkat çekerek, “HTŞ rejiminin Suriye’deki Alevi ve Dürzî topluluklarına yönelik devam eden şiddeti bir iç savaşın sonucu değil – yüzyıllardır beslenen nefret ideolojisinin yeniden yükselişini yansıtıyor. Bu ideolojinin temeli, 14. yüzyılın başlarında Alevileri ve Dürzileri öldürülmesi ve mülksüzleştirilmesi caiz ilan eden Sünni  Şeyh el-İslam İbn Teymiye‘nin fetvalarına dayanır. Bu tarihsel fetvalar HTŞ ve selefleri tarafından yeniden yorumlanarak Alevi ve Dürzî topluluklarına yönelik katliamların ideolojik temelini oluşturdu. Suriye’de savunmasız ve düzensiz bırakılan Alevi topluluğu aynı zamanda ‘rejimden kalan suçlular’ olarak damgalanıyor ve kitlesel infazlar için hedef alınıyor” dedi.

    “TERÖRİST GEÇMİŞİ OLAN BİR REJİM”

    Mevcut geçiş hükümetinin başkanı olan Ahmed el- Şeraa ‘nın geçmişine değinilen açıklamada, “Suriye’deki mevcut Geçiş Hükümeti Ahmed el-Şeraa (namı diğer Ebu Muhammed el-Colani) tarafından yönetilmektedir. Hem HTŞ hem de selefi El-Nusra Cephesi, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı Kararı ile terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nin 2018 raporuna göre, HTS 2017-2018 yılları arasında sivillere yönelik en az 99 şiddetli saldırıdan sorumluydu.   Daha yakın tarihli bir raporda, aynı merkez,  HTS kontrolündeki İdlib’de yaşayan sivillerin ‘yargısız infazlar, polis işkencesi ve haksız hapis tehdidi’ altında yaşadıklarını tespit ediyor. ABD Hazine Bakanlığı’nın Yaptırım Listesi Araştırmasına göre, El-Nusra ve HTŞ personeli Özel Belirlenmiş Vatandaşlar ve Engelli Kişiler Listesi’nde ‘ağır’ kategorisinde yer alıyor” denildi.

    “8 ARALIK 2024’TEN BU YANA ULUSLARARASI VE İNSANİ HUKUK İHLALLERİ”

    HTŞ ‘nin iktidara gelmesiyle birlikte Alevi ve Dürzi topluluklara karşı amansız bir etnik/dini temizlik kampanyası yürüttüğüne dikkat çeken AHRS, bu ihlallerin, Birleşmiş Milletler, Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Örgütü, Suriye İnsan Hakları Ağı ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi gibi birçok insan hakları kuruluşu ve gözlemevi tarafından belgelendiğini söyledi.

    “Rejim tarafından doğrudan, müttefiki terör grupları aracılığıyla da dolaylı olarak işlenen ihlaller arasında özet infazlar, kasıtlı mülk yok etme, kaçırma, kitlesel gözaltımlar ve kimliklere dayalı yaygın hedef alınmanın” yer aldığını söyleyen AHRS, “Bu suçlar, sırasıyla Mart 2025 ve Temmuz 2025 aylarında Alevilere ve Dürzilere karşı soykırım niyetiyle işlendiğine” dikkat çekildi.

    “Temmuz 2025 itibarıyla, Suriye İnsan Hakları Ağı ‘nın ön ve eksik kayıp sayımları, rejim güçleri ve rejim müttefiki terörist gruplar tarafından 4.300 sivilin öldürüldüğünü gösteriyor. Bu toplam, Mart ve Temmuz aylarında birkaç gün içinde öldürülen 2.069 Alevi ve 1.224 Dürzî ” sivilin katledildiği söylendi.

    “BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SORUMLULUK ALMALIDIR”

    HTŞ rejiminin tarihsel arka planı ve devam eden ihlallerine değinen AHRS, Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna, üye devletlerine ve Güvenlik Konseyi’ne şu çağrılarda bulundu:

    1. Rejimin ve onunla ittifak kurduğu silahlı grupların işledikleri suçlardan sorumlu tutulmasını sağlama kararlılığı ilan edilmelidir. İnsan Hakları İzleme Örgütü‘nün belirttiği gibi, adaletle ilgili varlan netlik eksikliği, Suriye’de devam eden şiddetin başlıca nedenlerinden biridir.
    2. Aleviler, Dürziler, Hristiyanlar ve Kürtler dahil olmak üzere, tehdit altındaki tüm azınlıkları korumaya istekli ve sorumluluk sahibi oldukallarını ilan etmelidirler.
    3. Uluslararası insani yardım kuruluşlarıyla birlikte güvenilir, uluslararası destekli insani yardım hatları kurulmalıdır.
    4. Uluslararası, Tarafsız ve Bağımsız Mekanizma (IIIM) ve Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu (COI) gibi BM kurumlarını ve Suriye içinde ve dışında insan haklarını savunan kuruluşları içeren bir kriz komitesi kurulmalıdır.
    5. HTŞ rejimine tarafsız hesap verebilirlik ve yargı bağımsızlığı sağlanması için baskı uygulanmalıdır; savaş suçlarını, insanlığa karşı suçları, soykırımı veya diğer uluslararası suçları suç saymayan anayasa ve ceza kanununun değiştirilmesi sağlanmalıdır.
    6. İnsan hakları örgütlerinin gelecekteki iç ve uluslararası hesap verebilirlik süreçleri için hayati öneme sahip olabilecek kanıtların belgelenmesi, korunması ve analiz edilmesi yönündeki çabaları desteklenmelidir.
    7. HTŞ rejiminin etnik/dini temizliği ve ondan önceki Esad rejiminin Insanhakları ihlallerini bir araya getiren söyleme derhal son verilmelidir. Bu söylem, HTŞ rejimin ve terörist müttefiklerinin vahşetlerini Esad rejiminin kalıntılarıyla bir çatışma olarak meşrulaştırmasını sağlamaktadır.

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu‘nun yayınladığı rapor, HTŞ rejiminin insan haklarına dair kanıtlarla son buluyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Suriye’nin sahil bölgelerinde katledilen ve kaçırılan çocuklar için UNİCEF’e rapor sunulacak

    Suriye’nin sahil bölgelerinde katledilen ve kaçırılan çocuklar için UNİCEF’e rapor sunulacak

    PİRHA- Suriye İnsan Hakları Topluluğu, sahil bölgelerinde aileleri ile birlikte katledilen, kaçırılan çocuklarla ilgili hazırladığı raporu 6 Mayıs tarihinde UNİCEF’e sunacak. Raporun sunulması ardından çocuklar anısına bir anma düzenlenecek.

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu Başkanı Prof. Dr. Jens Kreinath imzasıyla yayımlanan açıklamada sahil bölgelerinde aileleri ile birlikte katledilen, kaçırılan çocuklarla ilgili hazırladığı raporu 6 Mayıs tarihinde Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’na (UNİCEF) sunacak.

    Raporda ayrıca, bazı çocukların cihatçı gruplar tarafından nefret ve şiddet ortamında yetiştirildiği ve silah eğitimine tabi tutulduğunun da yer alacağı belirtilen kaydedildi.

    Açıklamada ayrıca raporun verilmesinden sonra Almanya’nın Köln şehrinde bulunan Neumarkt’ta 6 Mayıs saat 14.oo’te çocuklar anısına bir anmanın düzenleneceği kaydedildİ

    UNİCEF’E RAPOR VERİLDİKTEN SONRA ÇOCUKLAR ANILACAK

    Suriye İnsan Hakları Topluluğu’nun açıklaması şöyle:

    “Suriye İnsan Hakları Topluluğu olarak, özellikle Suriye’nin sahil bölgelerinde katledilen, kaçırılan, yetim ve öksüz kalan çocuklarla ilgili bir rapor hazırladık. Raporda ayrıca, bazı çocukların cihatçı gruplar tarafından nefret ve şiddet ortamında yetiştirildiği ve silah eğitimine tabi tutulduğu da yer almaktadır.

    Hazırladığımız bu raporu Köln’de UNICEF’e sunacağız. Bu vesileyle, saygıdeğer kurumunuzun da, uygun görmeniz halinde, raporumuza destek amacıyla imza vermesini içtenlikle arz ederiz.

    Raporu verdikten sonra; 6 Mayıs Saat 14.00, Köln-Neumarkt’ta Suriye’de katledilen, kaybolan, eziyet gören veya yetim kalan çocuklar anısına bir anma etkinliği düzenleyeceğiz. Siz değerli kurumumuzu bu anlamlı etkinlikte yanımızda görmekten ve anmayı birlikte gerçekleştirmekten büyük onur duyarız.

    Bununla birlikte, çocukların barınma ve beslenme gibi acil ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra, psikolojik destek sağlanması ve onların geleceğe hazırlanması konularında UNICEF ile iş birliği içinde çalışmalar yürütmek ve ortak projeler geliştirmek, en önemli hedeflerimizden biridir. Saygılarımızla..”