Etiket: suruç

  • Aleviler Kobani sınırından seslendi: Zulmü durdurun!-VİDEO

    Aleviler Kobani sınırından seslendi: Zulmü durdurun!-VİDEO

    PİRHA- Kobani’de süren kuşatma ve ambargoya karşı Suruç’ta bir araya gelen Alevi kurumları, Hızır felsefesinin yol göstericiliğinde savaşa, kadın düşmanlığına karşı yaşamdan, eşitlikten ve barıştan yana olduklarını belirttiler. Aleviler sınır kapılarının açılması ve insani yardımların derhal ulaştırılması çağrısı yaptı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Kobani’de devam eden kuşatma ve ambargoya karşı Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Cumhuriyet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    Adıyaman, Malatya, Antep başta olmak üzere bir çok kentte Pir, Ana ve Alevi kurum temsilcisinin katıldığı açıklama öncesi Axuçan Ocağı Piri İnanç Dolu ve Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Mehmet Seyitalioğlu gulbang okudu, ardından çerağ uyandırıldı.

    Alevi kurumları adına ortak açıklamanın Kürtçesini DAD Eş Genel Başkanı Mercan Gül, Türkçesini DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete okudu.

    “BUGÜN HIZIR FELSEFESİNDEN ALDIĞIMIZ GÜÇLE ROJAVA’DAKİ İNSANİ YIKIMA KARŞI SESİMİZİ YÜKSELTİYORUZ”

    Hızır; zulme karşı duruşun, dara düşene el uzatmanın, umutsuzluğa asla düşmemenin, en zor şartlarda bile umutlu olmanın, paylaşmanın ve barışın adı olduğunu vurgulayan Kete, “Bu günler; küskünlüklerin son bulduğu, lokmanın paylaşıldığı, insanın insana yoldaş olduğu günlerdir. Alevi yolu yalnızca insanı değil, doğadaki tüm canlıları da can bilerek korumayı esas alır. Soğuk kış günlerinde yaban hayvanları için doğaya lokma bırakmak bu anlayışın bir parçasıdır. İnancımızda birey, toplum ve doğa bir bütündür. Bugün Hızır felsefesinden aldığımız güçle, Urfa Suruç’ta bir araya gelerek Rojava’da ve Suriye genelinde süren savaşın yarattığı büyük insani yıkıma karşı sesimizi yükseltiyoruz” dedi.

    “ŞERİATÇI, DİNCİ, TEKÇİ VE KADIN DÜŞMANI ANLAYIŞLAR YAŞAMI VE ÖZGÜRLÜĞÜ HEDEF ALIYOR”

    En ağır bedeli ödeyen kadınların, soğukta donarak yaşamını yitiren çocukların, yerinden edilen Kürt, Alevi, Dürzi, Ermeni, Arap, Süryani ve bu bölgedeki mazlum halkların yanında olduklarının altını çizen Kete, “Bizler Alevi yolunun talipleri olarak şunu çok iyi biliyoruz: Savaş sadece bombalarla değil, karanlık ideolojilerle de yürütülür. Zulümat deryası el ele vererek insanlığın en kadim coğrafyasında mazlumlara zulmü reva görmektedir. Bugün Suriye coğrafyasında güçlenmeye çalışılan şeriatçı, dinci, tekçi, Selefi ve kadın düşmanı anlayışlar; yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü hedef almaktadır. Kadını yok sayan, iradesini bastıran, bedenini ve kimliğini denetim altına almak isteyen bu zihniyetin insanlıkla, inançla ve vicdanla, ahlakla ve kültürel İslamla hiçbir bağı yoktur” diye belirtti.

    “ROJAVA’DA KADINLARIN ÖNCÜLÜĞÜNDE FİLİZLENEN YAŞAM İRADESİ BÜTÜN HALKLARIN UMUDUDUR”

    Alevi inancının, kadını yaşamın öznesi kabul eder, eşitliği hak bilir, inancı baskı aracı değil, yol gösterici olarak gördüğünün altını çizen Kete, “Farklılıkları Hakkın tezahürü ve yaşam haklarını Hakkın emri olarak kabul eder. Bundan dolayıdır ki, yetmiş iki millete bir nazardan bakmak inancımız için ibadetten sayılır. Bu nedenle kadın düşmanı, şiddeti meşrulaştıran, farklı halkları ve inançları yok sayan hiçbir anlayış bu topraklarda meşru değildir ve olmayacaktır. Rojava’da kadınların öncülüğünde filizlenen yaşam iradesi, yalnızca bir bölgenin değil, bütün Ortadoğu’nun hatta ezilen halkların umududur. Bu umudu hedef alan her saldırı, barışa ve birlikte yaşama yönelmiş bir saldırıdır. Bizler bu saldırılara karşı susmayacağız. Susmak bu katliama ortak olmaktır” şeklinde ifade etti.

    “SAVAŞ POLİTİKALARINA SON VERİLSİN, SİLAHLAR SUSSUN, HALKLAR KONUŞSUN”

    Alevi Pirleri, Anaları ve yol erkanı bilincini taşıyan canlar olarak buradan açık bir barış çağrısı yaptıklarına dikkat çeken Kete, şunları ifade etti:

    “-Savaş politikalarına son verilsin.
    -Silahlar sussun, halklar konuşsun.
    -Kadınların ve çocukların yaşamı pazarlık konusu yapılmasın.
    -Barış; tek tipleştirme değil, çoğulculuktur.
    -Barış; korku değil, özgürlüktür.
    -Barış; kadınların karanlığa teslim edilmediği bir yaşamdır.”

    Barış bütün farklı toplumsal kesimlerin kendi inancını, kültürünü ve dilini yaşayabilmesidir. Toplumsal değerleri ile var olmasıdır. Barış toplumsallaşırsa bir anlam ifade eder. Bunun içinde toplumsal bir uzlaşıya ihtiyaç vardır.

    Ortak Vatan’da eşit ve Özgür Yurttaş olarak cumhuriyetin ikinci yüzyılında yaşamamız için bir an önce toplumsal uzlaşının sağlanması barışın inşa edilmesi ve toplumsallaştırılması gerekiyor. Bunun içinde mutlaka somut adımların atılması gerekir

    “ŞERİATA, SAVAŞA VE KADIN DÜŞMANLIĞINA KARŞI YAŞAMDAN, EŞİTLİKTEN VE BARIŞTAN YANAYIZ”

    Hızır ayının anlamı bize şunu hatırlatır: Zulüm karşısında tarafsızlık yoktur. Yaşamdan yana olmak bir tercih değil, sorumluluktur. Bu sorumlulukla bir kez daha haykırıyoruz: Şeriata, savaşa ve kadın düşmanlığına karşı; Yaşamdan, eşitlikten ve barıştan yanayız. Lazkiye’den Rojava’ya yeni Kerbelalara hayır diyoruz.

    Günlerdir yaşanan kuşatma sonucunda ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi için kapılar açılmalı, insani yardımlar bir an önce yerine ulaştırılmalıdır.

    “ZALİM NEREDEYSE KARŞISINDA, MAZLUM NEREDEYSE YANINDA OLACAĞIZ”

    AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ise, “Hızır’ın bir kalıbı yoktur. Bizim canımıza her kim yetişirse Hızır oldur. Suriye’de oluk oluk kan akmaktadır. Suriye’de mazlum halklar, kadınlar, çocuklar zulme uğruyorlar. BM’ye sesleniyoruz: Bu zulme gözlerinizi, kulaklarınızı kapatmayın. Emperyalistler, faşistler mazlum halkların kanını akıtıyor. Bu faşist kuşatmaya karşı hep birlikte ses yükseltmek zorundayız. Zalim neredeyse karşısında, mazlum neredeyse yanında olacağız” dedi.

    Hızırı ayının barış mevsimi olduğunu vurgulayan Seher Şengüllü Yılmaz, “Hızır, dayanışmadır, birlikte olmaktır, el ele vermektir, zorda, darda olduğumuzda bir birimize yetişmektir. Dünyanın neresinde Kerbela yaşanıyorsa, o Yezitlerin karşısında durmaya devam edeceğiz. Tüm dünya kamuoyunu bu zulümlere sessiz kalmamaya çağırıyoruz. Alevi kurumları olarak her türlü bedeli ödemeye ve mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “SOYKIRIM VAR, SINIR KAPILARI AÇILSIN”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan da, Suriye topraklarında tüm halklar ve inançlara uygulanan bir zulümün olduğunu belirterek, “Suriye’de Aleviler, Kürtler, Dürziler, Süryaniler, Hristiyanlar tehdit altında. Selefi çeteleri gibi düşünmeyenlerin tamamı saykırım altında. Egemen güçlerin donattığı, eğittiği katiller Suriye halklarını, inanç topluluklarını katlediyor. Bu topraklar tek kimlikli, dilli değil. Bu topraklarda kimliğimiz, inancımız inkar edildi. Bu vatanın her karışında eşit yaşamak zorundayız. Hükümetten talebimiz; Alevilere soykırım yaşandığı günden bu yana isteğimiz sınır kapılarının açılmasıdır. Bir birmizin Hızır’ı olalım. Kerbela’da Ali Ekber nasıl katledildiyse bugün Kürt, Alevi, Dürzi çocukta aynı şekilde katlediliyor. Kerbela’da Zeynep Ana nasıl zulüm gördüyse, bugün Suriye’de kadınlar aynı zulmü yaşıyor. Buna karşı bir olmalıyız” şeklinde ifade etti.

    “PİRLERİN, ANALARIN KOBANİ’YE SES OLMASI ÇOK ÖNEMLİ VE ANLAMLI”

    DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ise, halkların ve inançların bahçesi olan topraklarda halkları ve inançları birbirine düşmanlaştıran anlayışa karşı dayanışmanın önemli olduğunu vurgulayarak, “Pirlerin, Anaların Kobani’ye ses olması çok önemli ve anlamlıdır” dedi.

    Konuşmaların ardından nefesler ve deyişler okundu.

    PİRHA/SURUÇ

  • İHD Gençlik Komisyonu’ndan Ankara’da düzenlenen Suruç Anması’nda yaşanan polis şiddetine tepki-VİDEO

    İHD Gençlik Komisyonu’ndan Ankara’da düzenlenen Suruç Anması’nda yaşanan polis şiddetine tepki-VİDEO

    PİRHA- İHD Ankara Şube Gençlik Komisyonu, 20 Temmuz Suruç Katliamının 10. yılı kapsamında Ankara’da düzenlenen Suruç Anması’nda yaşanan gözaltılara tepki gösterdi. Komisyonun yaptığı açıklamada, “İHD Gençlik Komisyonu olarak mücadelemize devam edeceğiz. Gençlerin haklarını gençler savunacak” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Gençlik Komisyonu, 20 Temmuz Suruç Katliamının 10. yılı kapsamında Ankara’da düzenlenen Suruç Anması’nda yaşanan polis şiddeti, gözaltılar ve kötü muameleye karşı basın açıklaması yaptı.

    İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamayı Turhan Gözlügöl okudu.

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI BİZE ÇOK GEÇMEDEN 10 EKİM GAR KATLİAMINI YAŞATTI

    Bundan 10 sene önce, “Beraber savunduk, beraber inşa ediyoruz!” diyerek yola çıkan 33 kişinin, IŞİD çeteleri tarafından katledildiğini, 100’den fazla insanın ise yaralandığını belirten Turhan Gözlügöl, şunları ekledi:

    “Aradan geçen yıllarda ise yaralılarımız defalarca kez hapishanelere atıldı, işkence gördü. Ancak maalesef ki bu saldırının arkasındaki planlayan güç, azmettirici yapı ve gerçek tetikçiler hiçbir zaman ortaya çıkmadı ve yalnızca tek tutuklu sanık olan Yakup Şahin bu davada 34 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırıldı. Suruç katliamı hukuk düzleminde hak ettiği sonucu almazken, Suruç ailelerimizden Besra Erol oğlunun mezarı başında yaptığı açıklama sebep gösterilerek hapsedildi.

    Ve maalesef bu cezasızlık politikası bize çok geçmeden 10 Ekim Gar Katliamını yaşattı. Gar katliamı yaşanmadan önceki ihmaller ve sonrasındaki örtbas etme çabaları doğrultusunda, IŞİD çetelerinin katliamlarının ardındaki devletin rolünün de gizlenmeye çalışıldığını biliyoruz.”

    “BİRÇOK ARKADAŞIMIZ ALANDA İŞKENCELERE MARUZ KALDI”

    20 Temmuz’da, Suruç Katliamının yıl dönümünde, Ankara Güvenpark’ta düzenlenmek istenen anmaya, her yıl olduğu gibi, polis saldırıları gerçekleştiğini belirten Gözlügöl, şunları kaydetti:

    “Aralarında İHD Gençlik Komisyonundan üyelerimizin de bulunduğu birçok arkadaşımız alanda işkencelere maruz kaldı, 41’i işkenceyle gözaltına alındı, polisin gözaltındaki türlü kötü muameleleriyle mücadele etmek zorunda kaldı. 41 gençten 23’ü ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı, 18’i ise mevcutlu gözaltında tutularak ertesi gün savcılığa ifade verdi. 4 kişi bu ifadelerin ardından salınırken 10’u tutuklama talebiyle, 4’ü adli kontrol talebiyle hakim karşısına çıkarıldı ve hakim 14 kişi adli kontrol tedbirleri uygulanmasına hükmetti. Bu unutturma ve var olan anmaları bastırma çabası ise eli kanlı IŞİD çeteleri tarafından işlenmiş olan bu gençlik katliamına yaptığımız anmaların 10 yıldır hala yasaklanmaya çalışıldığını gösteriyor.

    “İŞKENCE SUÇUNDA ZAMAN AŞIMI YOKTUR”

    İşkence suçunda zaman aşımı yoktur. Unutturmaya çalışmalarının, medyadan gizlemelerinin, tehditlerle ve ısrarlı takiplerle ajanlaştırma çalışmalarının sorumlularına gereken yaptırımların uygulanabilmesi için İHD Gençlik Komisyonu olarak mücadelemize devam edeceğiz. Suruç anmasında yaşanan işkencelerin takipçisi olduğumuzu, anmada ve sonrasında yaşanan her türlü hak ihlali haksız dava süreçlerinde gençlerin yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Bu mücadelemize ortak olmak isteyen bütün arkadaşlarımızı dayanışmaya davet ediyoruz. Hak ihlallerine karşı kendimizi hep beraber güçlü bir şekilde savunmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde hiçbirimizin yalnız olmadığını hatırlatmak istiyoruz. Gençlerin haklarını gençler savunacak.”

    “DEVRİMCİ GENÇLERİN TAMAMININ VÜCUDUNDA İŞKENCE İZLERİ VARDI”

    Ardından söz alan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk ise gözaltı araçlarından adliye koridorlarına kadar işkence yapıldığını belirterek, “İşkenceyi kelepçelerin çıkarılmayışıyla gördük. Devrimci gençlerin adliyede yanlarındaydık ve tamamının vücudunda, özellikle de boynunda işkence izleri vardı. Zaten kendi beyanlarında da fiziksel, psikolojik ve cinsel işkencenin olduğunu beyan ettiler. Ankara Emniyeti özellikle son yıllarda kendini cinsel tacizle anılır duruma getirmiştir. Bunun da sistematik olduğu ortada. Ayrıca Suruç Katliamı’nın arkasından diz çöktürülmek, sindirilmek istenen gençliğin ortaya çıkardığı devrimci güç birliğinin de sindirilememesinin intikamının da bu saldırılarla açığa çıktığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze’ söyleşisi yapıldı-VİDEO

    ‘Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze’ söyleşisi yapıldı-VİDEO

    PİRHA – Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), “Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze” başlığıyla Kadıköy’de bulunan Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı’nda (BEKSAV) söyleşi gerçekleştirdi.

    Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM), “Direnişin sınırsız mekanları: Kobane, Suruç, Gazze” başlığıyla Kadıköy’de bulunan Bilim Eğitim Estetik Kültür Sanat Araştırmaları Vakfı’nda (BEKSAV) söyleşi gerçekleştirdi.

    Söyleşiye, Kobane davasında uzun süre tutuklu bulunan ve yakın zamanda tahliye edilen Kürt siyasetçi Sabahat Tuncel, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Semiha Şahin konuşmacı olarak katıldı.

    ŞAHİN: GÖZLERİMİZ ÖNÜNDE BİR HALK SOYKIRIMA UĞRUYOR

    Semiha Şahin, Gazze konusuna değinerek, şunları dile getirdi:

    “Meseleyi sadece Gazze olarak ele almamak gerekiyor. İsrail siyonizminin temel modeli Filistin devletini tarihselliğini unutturma bakımından bir Kudüs adlandırması yapılıyor. 40 bine ulaşmış bir bilanço var. Gözlerimiz önünde bir halk soykırıma uğruyor. Filistin tüm yerleşimiyle tahribat ve bir yıkım altında. Filistin 2. Dünya Savaşı’ndan çok önce büyük bir uluslararası konsesyumla vaat edilmiş topraklar olarak görüldü. Bu işgalle birlikte Filistinlilerin ölümle sürekli yüz yüze gelmesi bu süreçten itibaren başladı. Neredeyse her yıl her ay İsrail’in değişik biçimlerde saldırılarıyla karşı karşıya geliyoruz. Birçok üniversitede boykot işgal hareketleri yaşandı. Akademik alanda üniversite alanında bu eylemler barışçıl eylemlerdi. Filistin meselesinde durduğumuz nokta demokratlar bakımından bu nokta açısından Kürt sorunuyla olan ilişkisi bir turnusol kağıdıydı. Ezilen bir halkın özgürlük talebini sadece bir kesimle yapıyla sınılandırmak oradaki halkın özgürlük talebini gölgelendiren bir hale geldi. İsrail yerleşimcidir, işgalcidir. Devrimciler sosyalistler enternasyonal mücadelenin biz savaşları egemenlerin bize gösterdikleri biçimlerde değil ezilenlerin uğruna savaştıkları mücadeleyle bakmak zorundayız. Emperyalistlerin siyonistlerin bize gösterdiklerini değil halkların taleplerine daha fazla gözümüzü açmamız gerekiyor. Dünyada sınırlar artık egemenlerin bize dayattığı kadar var.”

    TUNCEL: UMUDU DİRİ TUTMAK VE MÜCADELEYİ YENİDEN ÖRMEMİZ GEREKİR

    Kürt siyasetçi Sabahat Tuncel, Kürt ve Filistin sorununun çözülmesinin Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için gerekli olduğunu dile getirerek “Bugün Arap, Türkiye halkları, Kürt halkı  birlikte Ortadoğu’da bir yaşam kurmaya çalışıyor” dedi. Tuncel, Kobane konusu hakkında konuşarak şunları ifade etti:

    “Bu yargılama özünde Kobane dayanışmasını yargılamak için kurgulanmış, siyasi bir öç alma davası olduğunu bize gösteriyor. 6 yıl sonra devletin aklına birden suç olduğu geliyor. Kaldı ki biz dava boyunca da bunu reddettik. Bütün şiddet, ölüm olaylarında arkadaşlarımız beraat etti. Ceza vermelerinin nedeni de yaptığımız siyasal faaliyetlerdir. Kobane, insanlığa İşid gibi bir güruhun yenilgisidir. Kobane sadece Kobane değildir. Kobane dünyadır. AKP, İŞİD ve cihatçı çetelerle işbirliği yapmayı Kürtlerle işbirliği yapmaya tercih etti. Devletler savaşı bitirecek politikalara imza atmıyorlar. Yüz yıldır bu ülkede Kürtlerin dili, kültürü yasak. Bu coğrafya bile yasak Kürtlere. “Kürdüm” demeleri bile yasak. Kürtlerin yaşadığını Araplar, Türkler yaşasa bunu kabul etmezler. Kürtlerin varlığı tanınmıyor. Biz bunu davada da söyledik, Kürtler fiilen yurttaşlıktan çıkarılmış durumda. Ortadoğu’da birlikte yaşayacaksak dayanışmayı aşan bir yerde duracağız. Kayyum meselesinde Kürt iradesi gasp ediliyor. Bu mesele sadece Kürtlerin meselesi değil. Sadece Kürtler de kaldığı sürece devlet de daha fazla çatışma ve baskıyla geliyor. Kürt meselesiyle yüzleşmeden cezasızlık politikasıyla yüzleşilemez. Devlet bizi yalnızlaştırmak istiyor. ‘Böl parçala yönet’ diyor Türkiye. Demokratik siyaseti yükseltmek önemli. Biz kadınlar olarak yaşamadığımız şey kalmadı. O zaman erkek egemenliğini bize dayatılan cinsiyetçiliği, savaş politikalarını kabul etmememiz gerekiyor. Umudu diri tutmak ve mücadeleyi yeniden örmemiz gerekir.”

    GÜMÜŞTAŞ: SURUÇ BİR DİRENİŞ MEKANIYDI

    ESP Eş Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Suruç’un bir direniş mekanı olduğunu dile getirerek şunları kaydetti:

    “Halklar olarak birlikte ve eşit, özgür yaşamayı var ettiği bu devrime dönüp baktığımız bir kapıydı Suruç. Rojava’daki halkların her türlü yardımlarını karşılamak için bir çadır vardı. Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinden yardım için gidenler vardı. Kobane’ye bombalar yağmaya başladığı zaman insan zincirleri kurulmaya başladı. Halkımız çok şiddetli bombalar altında sahipleniyordu. Kadınlar, avukatlar, Alevi örgütleri orada İŞİD’e karşı mücadeleyi kendi cephelerinden yürütüyordu. Türkiye ve Kürdistan halklarını birleştiren bir bölgeydi Suruç. Gezi direnişiyle devrime dokunan Türk halkımız halkların birlikte ve eşit özgür yaşamı deneyimlemiştir. AKP-MHP faşizmi devrimin başladığı yerden devrimi bitirmek için daha sert saldırılar başlattı.

    Sosyalist gençler yönlerini Suruç’a Suruç’tan Kobane’ye döndüler. Bu topraklarda halklarımızın birlikte yaşam hakkını ördüler. Sosyalist gençlerden tam olarak buradan çıkan bir kampanya ile bu direnişi ördüler. Beraber savunduğumuz devrimi bir kez daha beraber inşa etme kararı aldılar. Nerede bir direniş varsa orada olmayı görev bildiler. Sadece analizlerle değil gidip orada hem yaşamı savunan hem de

    Her boyutuyla gençliğin içinde olduğu bir devrimdir Rojava Devrimi. SGDF’li gençler, kadınlara oradaki kadınlarla buluşturma çağrısı yapıyordu. Sayısız genç o gün orada buluştular. Ve devrim için yola koyuldular. O saldırı gençlik hareketinin en ağır saldırısı diyebiliriz. Katliam saldırısıyla bir saray darbesi başlatılmış oldu.”

    Söyleşi, katılımcıların sorularının cevaplanmasının ardından Grup Vardiya’nın seslendirdiği ezgilerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kobanî Davası 14 Ağustos’a ertelendi

    Kobanî Davası 14 Ağustos’a ertelendi

    PİRHA – Kobanî Davası’nın 28’inci duruşması Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görüldü. Tutuksuz yargılanan Can Memiş, savunmasında “Mütalaada, ‘gece yarılarına kadar dışarıda olup yer değiştirdiği’ sözleri geçiyor. Bu tamamen hukukun bittiği anlamına geliyor. Resmen savcılık ebeveynliğe soyunmuş” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası’nın 28’inci duruşmasının 4’üncü periyodu Sincan Cezaevi Kampüsü’nde görülmeye devam etti. Bugünkü duruşmaya tutuklu siyasetçilerin bir kısmı ile parti yöneticileri ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları katıldı.

    Duruşma, tutuksuz yargılanan Can Memiş’in esas hakkındaki savunmasıyla başladı.

    Memiş, Kobanî olaylarından sonra aldığı bir mailin aleyhte delil olarak kabul edildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Şengal’den Gazze’ye Dayanışma Koordinasyonu’na ait olan ve Kobanî olaylarından sonra gelen bir mail aleyhte delil olarak kabul edildi. Bu platformun suçlama konusu olması halklar açısından incitici açıkçası. Koordinasyona dair gelen mailin illiyet bağının kurulmamasını lehte delil olarak görüyorum. Savcılık bu mailin bana ulaştığını dahi tespit etmemiş. Herhangi bir postada ismimizin habersiz geçmesi bizi o organizasyonun bir parçası haline getirmez. Genç yaşta HDP ve MYK üyesi olmam ile mail arasında nasıl bir bağ kuruldu anlamadım.

    “IŞİD SINIRDAN GEÇMESİN, DİYE NÖBET TUTTUK”

    Bana Kobanî olaylarında nerede olduğum sorulmadı. Bana, ‘Kobanî olaylarına katıldın mı?’ sorusu soruldu. Emniyet aşamasında ve hiçbir yerde nerede olduğum sorulmadı. Herkes toplantıda olduğum olmadığım üzerine odaklanmıştı. 6- 8 Ekim’de ne oldu? HDP, kadın örgütleri, sendikalar ve dernekler Suruç’ta nöbet tuttular. Çadır etkinliği denilmiş ama çadır etkinliği yapılmadı ki. Ben de sınırda nöbet tuttum. IŞİD’in sınırdan geçmemesi için yapılan nöbetlerdi bunlar. Bu nöbetlerin Türkiye’nin değil IŞİD’in aleyhine olduğunu görmeliyiz.

    Mütalaada, MYK bir tweet atmış ben de o yüzden Suruç’a gidiyorum gibi gösterilmiş ama öyle bir şey yok. Kobanî eylemlerin yaşanmadığı nadir yerlerden biri Suruç’tur. Suruç’ta bulunmamdan dolayı olayı örgütlediğim belirtiliyor ama bu tamamen savcının suç yaratma çabalarından başka bir şey değil. Savcının ‘eylem’ dediği şeyler Suruç’a gitmem, telefon görüşmesi yapmam, İstanbul’a dönmem. Bunlar savcı için eylemsellik anlamına geliyor. Mütalaada, ‘gece yarılarına kadar dışarıda olup yer değiştirdiği’ sözleri geçiyor. Bu tamamen hukukun bittiği anlamına geliyor. Gece geç saatlerde dışarıda olmamın nesi suç? Resmen savcılık ebeveynliğe soyunmuş. Bu resmen ceza fıkrasında yeni bir eşik.

    “SİYASET EMEKLİ KAHVESİNE DÖNÜŞTÜ”

    Savcılık HDP’de yer almamı ‘bir örgüt stratejisi’ olarak ele almış. 20 yaş altında yönetim kademelerinde yer almak partinin tüzüğü ile ilgilidir. Bu diğer partilerde de var. Bu durum bizi suçlu haline getirmez. Gençler bu tür suçlamalarla karşı karşıya kalacaksa nasıl siyaset yapacak? Siyaset emekli kahvehanesine dönüşmedi mi? Eğer böyle suçlanacaksa hiçbir genç hiçbir siyasi partide yer almasın. 30 yaşında müebbet ile yargılanıyorum, var mı böyle bir şey? O parti yasal mı yasal, denetime giriyor mu giriyor, seçime giriyor mu giriyor. O partide yer almam nasıl suçlama konusu oluyor?

    HDP’nin sıklıkla Çözüm Süreci için atıfta bulunması, HDP’nin sürekli çözümün yanında olduğunu gösterir ve ben de o yüzden HDP üyesiyim. Savcılık neden HDP üyesi olduğumu anlamak istiyorsa HDP’nin politikalarına baksın. Hiçbir zaman ölümün tarafı olmadım. Bu nedenle HDP’de yer aldım.”

    “AMERİKA’DA OKUL KAZANDIM ANCAK GİDEMEDİM”

    Memiş, yargılandığı davadan dolayı çalışma alanı bulamadığını, Amerika’da bir okul kazandığını ama yurt dışı yasağı nedeniyle gidemediğini de söyledi. Memiş, yurt dışı yasağının kaldırılmasını da talep etti.

    Mahkeme heyeti, Memiş için uygulanan adli kontrol uygulamasının kaldırılması taleplerini reddederek duruşmayı 14 Ağustos’a erteledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Suruç Katliamı’nın 8’inci yıl dönümü

    Suruç Katliamı’nın 8’inci yıl dönümü

    PİRHA- IŞİD tarafından düzenlenen ve 33 yurttaşın yaşamını yitirdiği Suruç Katliamı’nın üzerinden 8 yıl geçti. Ailelerin ve dostlarının adalet arayışı 8 yıldır sürüyor.

    Türkiye’nin birçok kentinde onlarca genç Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla IŞİD saldırısı altında olan Kobanê kentinde çocuklara oyuncak götürmek için yol çıktılar.

    Tarihler 20 Temmuz 2015’i gösterdiğinde Urfa’nın Suruç ilçesindeki Amara Kültür Merkezi’nde bir araya gelen gençlere IŞİD bombalı saldırı düzenledi.

    IŞİD’in Adıyaman’da bulunan Dokumacılar Grubu’ndaki Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün canlı bomba yeleğiyle yaptığı saldırıda 33 kişi yaşamını yitirdi, 104 kişi yaralandı.

    Suruç Katliamı Davası’nın 22 Ekim 2021 tarihinde görülen son duruşmasında gerçek failler bulunmadan Ankara Gar Katliamı’ndan tutuklu tek sanık Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış hapis cezası verilerek kapatıldı.

    Dava dosyasında ortaya çıkan gerçekler kamuoyunda büyük yankı yarattı. Suruç’ta 33 gencin hayatını kaybettiği bombalı saldırının sabahında, polislerin canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün ismini emniyet kayıtlarında aradığı ortaya çıktı.

    MİT ve polisin teknik takipleri, ailelerin ihbarları, Alagöz kardeşler arasında yaptıkları görüşmeler biliniyor olmasına karşın Suruç Katliamı’nın önlenmediği süreç içerisinde aydınlanırken, dava boyunca bu bilgiler ve belgeler mahkeme heyeti tarafından dikkate alınmadı.

    Suruç Katliamı’na dair yargılama, firari sanıklar Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı ile devam ediyor. 5 Aralık tarihinde Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Suruç Katliamı sonrası, katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri Suruç Aileleri İnisiyatifi’ni kurarken, 8 yıl boyunca “Suruç için adalet herkes için adalet” diyerek yaptıkları eylemler sonrası gözaltına alınıp tutuklandılar. Ailelerin adalet arayışı 8’inci yılında devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Emine Şenyaşar bu bayramı da adliye önünde karşıladı

    Emine Şenyaşar bu bayramı da adliye önünde karşıladı

    Bayramın ilk gününü Urfa Adliyesi önünde karşılayan Emine Şenyaşar, “Bugün bayram, herkes torunları, çocuklarıyla birlikte ama ben yine adliye önündeyim” dedi. 

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP eski Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruma ve yakınları tarafından eşi ve iki oğlu katledilen Emine Şenyaşar ile saldırılardan yaralı kurtulan oğlu Ferit Şenyaşar’ın 9 Mart 2021’de Urfa Adliyesi önünde başlattığı Adalet Nöbeti, Kurban Bayramı’nda da sürdü. Emine, nöbetin 828’inci gününde de Suruç’ta bulunan evlerinden Urfa Adliyesi önüne geldi.

    “OĞLUMU BIRAKIN”

    Adliye önünde konuşan Emine Şenyaşar, şunları söyledi:

    “Bugün bayram, herkes torunları, çocuklarının yanında ama ben yine adliye önündeyim. Artık bayramlarımı evimde geçirmek istiyorum. Sıcak, soğuk demeden adliye önüne gelerek burada oturma eylemimizi sürdürüyoruz. Adliye kapılarında göçebe olmuş durumdayız. Kayıtlarımızı çıkarın, oğlumu bırakın, biz de evimize dönelim. Çocuğumu bırakmadığınız sürece hakkımı kimseye helal etmiyorum. Adalet gelmediği sürece evimde oturmayacağım. Eğer burada adalet sağlanmazsa Ankara’ya gider orada otururum.”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’a seslenen Emine, “Kendi çocuklarınız bu şekilde öldürülseydi, siz ne yapardınız” diye sordu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Şenyaşar ailesinden 3 kişinin katledildiği davanın ilk duruşması başladı-VİDEO

    Şenyaşar ailesinden 3 kişinin katledildiği davanın ilk duruşması başladı-VİDEO

    PİRHA- Şenyaşar ailesinden 3 kişinin katledildiği ‘hastane katliamı’ davası Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. 4,5 yıl sonra davanın yeni açıldığını söyleyen Ferit Şenyaşar, “Davanın bu kadar geç açılmasının sebebi katliamın içinde iktidar partisinin bir milletvekilinin olmasıdır. Bugün 4,5 yıl sonra hastane katliamının ilk duruşması görülecek. Biz ne olursa olsun adalete olan inancımızı kaybetmeyeceğiz” dedi.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın koruması ve yakınları tarafından Suruç Devlet Hastanesi’nde yapılan saldırı ile ilgili 4 yıl 4 ay sonra açılan katliam davasının ilk duruşması Malatya 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlıyor.

    “ADALETE OLAN İNANCIMIZI KAYBETMEYECEĞİZ”

    4,5 yıl sonra davanın yeni açıldığını söyleyen Ferit Şenyaşar, “Davanın bu kadar geç açılmasının sebebi katliamın içinde iktidar partisinin bir milletvekilinin olmasıdır. Bugün 4,5 yıl sonra hastane katliamının ilk duruşması görülecek. Biz ne olursa olsun adalete olan inancımızı kaybetmeyeceğiz” dedi.

    “BUGÜNKÜ DAVADA ADİL BİR SONUÇ ÇIKMAYACAK”

    4,5 yıl sonra açılan ancak failleri aklanan bir iddianameyle yargılamaya başlanacağını belirten Bülent Duran, “Binlerce kişi ve kameralar önünde katliamın gerçekleşmesine rağmen bugün görülecek yargılamada ne tanık var ne de delil var. Adil bir yargılama olmayacak. Bugünkü davada adil bir sonuç çıkmayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “ADALET TECELLİ EDENE KADAR MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Avukat Sevda Çelik Özbingöl ise şunları dile getirdi:

    “Bütün sorumluların, hem kolluk, hem mülki ve idari emirlerin, bütün sorumluluğu bulunan azmettiricilerin ve bu olayı işleyenlerin etkin bir kovuşturmayla ortaya çıkarılması önündeki ısrarımız ve talebimiz devam edecektir. Adalet mücadelemiz bugün başlıyor ancak adalet tecelli edene kadar, etkin bir kovuşturma yürütülüp bütün sorumlular cezalandırılana kadar da devam edecek.”

    EMİNE ŞENYAŞAR: OĞULLARIM VAHŞİCE ÖLDÜRÜLDÜ

    Emine Şenyaşar ise, oğullarının vahşice öldürüldüğünü vurgulayarak,” Oğlumu katledenler tutuklansın. Niye tutuklanmıyor? Hastane kayıtlarını sildiler, hastaneyi boyadılar. Gerçekleri ortaya çıkarın” dedi.

    “SANIKLARIN ADALET ÖNÜNDE HESAP VERMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    55 ay önce gerçekleşen bir linç ve katliam dosyası için burada olduklarını söyleyen CHP Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca da, “Bu adalet mücadelesinde etkin bir soruşturma ve kovuşturmanın yerine getirilmesi ve ardından da bu linçin, bu katliamın doğrudan ve dolaylı sanıklarının adalet önünde hesap vermesini bekliyoruz ve bunu talep ediyoruz. Şenyaşar ailesinin gözyaşlarının bir nebze de olsa dineceği ve vicdanlarda adaletin tesis edeceği bir yargı sürecinin olması dileğiyle takipçisi olacağız. Emine Şenyaşar’ın gözyaşları adalet yerine geldi diyerek dindiği zamana kadar burada olacağız” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından kitle duruşmaya girmek için adliyeye girdi.

    PİRHA/MALATYA

  • Suruç’ta katledilenler saldırının olduğu yerde anıldı: Hesap verecekler

    Suruç’ta katledilenler saldırının olduğu yerde anıldı: Hesap verecekler

    Suruç’ta IŞİD’in bombalı saldırısında yaşamını yitiren 33 genç, katledildikleri alanda ve saatte anıldı. SGDF MYK Üyesi Tanya Kara, anmada yaptığı konuşmada “Rojava devrimimiz, bir güneş gibi varlığını sürdürmeye devam ediyor” dedi. HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü ise “Bu katliamda parmağı olan herkes de hesap verecek” dedi. 

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015’de IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu yaşamını yitiren 33 kişi katledildikleri Amara Kültür Merkezi bahçesinde anıldı.

    Suruç İçin Adalet Platformu öncülüğünde yapılan anmaya, Halkaların Demokratik Partisi (HDP) Urfa Milletvekilleri Ayşe Sürücü ve Ömer Öcalan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Urfa Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Urfa Şubesi, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Urfa Şubeleri Platformu, Urfa 78’liler Girişimi, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Yaşam Evi Kadın Dayanışma Derneği ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “33’LER ROJAVA’YA CAN SUYU OLMAYA GİTTİ”

    HDP Suruç İlçe Örgütünde bir araya gelen kitle, Amara Kültür Merkezi’nin olduğu ve katliamın gerçekleştiği alana doğru Türkçe ve Kürtçe yazılı “7’nci yılında Suruç için adalet herkes için adalet” pankartıyla yürüdü. Katliamın olduğu alana gül bırakan kitle sık sık “Suruç şehitleri ölümsüzdür” sloganları attı.

    Anmaya katılanlar, katledilen 33 gencin fotoğraflarını taşıdı. Bir dakikalık saygı duruşunun ardından başlayan açıklamada ilk olarak SGDF MYK üyesi Tanya Kara konuştu. Katliam günü Suruç’ta olduğunu hatırlatan Kara, şunları söyledi:

    “7 yıl önce bizi bu bahçede katlettiler. Bu bomba halkların kardeşliğini ve birlikte mücadelesini yok etmek için patladı. Biz her zaman söyledik başaramayacaksınız. Ortadoğu’da bir güneş gibi doğan can feda mücadeleyle kazanılmış Rojava Devrimimiz, bir güneş gibi varlığını sürdürmeye devam ediyor. 33’lerimiz bu devrime can olmaya, su taşımaya gitmişlerdi. 33’lerimiz devrime dokunmaya, devrim ihtiyaçlarını karşılamaya ve devrim sürecine katkıda bulunamaya gitmişlerdi.”

    Rojava Devrimi’nin 10’uncu yılında dimdik ayakta olduğunu ve Ortadoğu halklarına umut olmaya devam ettiğini belirten Kara, “Devrim 10 yıldır dimdik ayakta. 33’lerimiz bu devrime kendi geleceklerini gördükleri için çantalarını oyuncaklarla doldurup Kobanê’ye doğru yola çıkmak istedik. Bugün onların isimlerini her yerde haykırmaya devam edeceğiz. Onlara sözümüz devrim ve özgürlük olacak” diye konuştu.

    “33 DÜŞ YOLCUSUNUN HAYALLERİNİ YARIM BIRAKMAK İSTEDİLER”

    ESP MYK üyesi Soner Çiçek de, zamanın ve mekanın kesiştiği bir yerde bir araya geldiklerini ifade ederek, “33 düş yolcusunun hayallerini yarım bırakmak istediler. Onlara düş yolcusu diyoruz. Onların düşleri, yanı başlarında kaderlerini ellerine almış bir halkın özgürlük mücadelesine köprü olmaktı. Rojava Devrimini büyütmekti. ‘Birlikte savunduk birlikte inşa edeceğiz’ diyerek yola çıktılar sosyalist gençler. Yıkık bir kenti inşa etmek için burada buluştular. Ama buna tahammül edemediler” dedi.

    “KATLİAMDA PARMAĞI OLANLAR HESAP VERECEK”

    Ardından HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü ise “Bu katliamı yaşadığımız sürece anmaya devam edeceğiz. Bu katliamda parmağı olan herkes de hesap verecek” dedi. HDP Urfa Milletvekili Ömer Öcalan da, “Yan yana yaşamın mücadelesini isteyen insanlara reva görülen ölüm, katliam, o yoksa da cezaevi, sürgün reva görülmektedir” diye konuştu.

    MEZARLIK ANMASI ENGELLENDİ

    Konuşma ve sloganların son bulan açıklamanın ardından 33’lerden mezarları Suruç’ta bulunanların kabri ziyaret edilmek istendi. Ancak mezarlık ziyareti polisler tarafından “burası mabettir, burada etkinlik yapılmaz” denilerek engellendi.

    Engellemeye tepki gösteren kitle mezarlık kapısı önünde açıklama yaptı. Açıklamada konuşan HDP Urfa İl Örgütü Eşbaşkanı Aliye Kızıldamar, “Bu yasaklarla, zulümle, bu ülkeye hiç bir şey kazandıramazlar. Bu ülkede halkların kardeşliği, eşitlik ve bir arada yaşam mücadelesini veren bu yoldaşlarımızın anısına sahip çıkacağız. Onların anısına sahip çıkmak barışa, bir arada yaşama sahip çıkmaktır” dedi.
    Açıklama ardından anma sona erdi.

    (Mezopotamya Ajansı)

  • Suruç Katliamı’ndan kurtulmuştu, oğlu ise katledilmişti: Suruç, planlı bir katliamdı

    Suruç Katliamı’ndan kurtulmuştu, oğlu ise katledilmişti: Suruç, planlı bir katliamdı

    PİRHA-Suruç Katliamı’ndan kurtulan ancak oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden Feti Aydın, katliamın 7. yıl dönümü nedeniyle PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Suruç; Ankara ve Diyarbakır’daki katliamlar gibi planlı bir katliamdı” dedi. Aydın ekledi: Bizi didik didik aramalarına rağmen nasıl oluyor da bu kişi gelip içimizde kendisini patlatıyor? Daha önce arananlar listesinde de olmasına rağmen böyle bir şeyin yaşanması bu işte kesinlikle devletin de parmağının olduğunu gösteriyor.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 günü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu 33 kişinin katledildiği Suruç Katliamı 7. yılında. Katliamın yaşandığı sırada Suruç’ta olan ve saldırıda oğlu Çağdaş Aydın‘ı kaybeden Feti Aydın, 7 yıllık süreci, davalarda yaşananları ve taleplerini PİRHA‘ya anlattı.

    “YAŞANAN KATLİAMLAR PLANLIYDI”

    “Yine bir bayram günü biz yıkılan, yakılan bir kente omuz vermeye, yanan ateşi söndürmeye gittik” diyerek sözlerine başlayan Aydın, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yaşanan süreci hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Suruç; Ankara ve Diyarbakır’daki katliamlar gibi planlı bir katliamdı. Bizi didik didik aramalarına rağmen nasıl oluyor da bu kişi gelip içimizde kendisini patlatıyor? Daha önce arananlar listesinde de olmasına rağmen böyle bir şeyin yaşanması bu işte kesinlikle devletin de parmağının olduğunu gösteriyor. Zaten mahkeme süreçlerinde de aynı şeyi söylüyoruz. 5 saatlik kamera görüntüleri yok edildi. Oysa “Bir kuş uçsa bizim haberimiz olur” diyorlar ama işlerine gelmeyince bombacıyı görmüyorlar. Hatta bombacı karakolun önünden geçip gelmiş. Bu durumun işbirliği olduğunu düşünüyoruz.”

    “ADALET MEŞALELERİMİZİ SÖNDÜRMEYECEĞİZ”

    Her ayın 20’sinde İstanbul Kadıköy Halitağa’da sürdürdükleri oturma eylemine de değinen Aydın, adalet mücadelelerine devam edeceklerini söyledi. Aydın, “Adalet zincirleri, kürsüleri oluşturuyoruz. Onların adına kütüphaneler, hatıra ormanları yapıyoruz. Zor bir sürecin içerisindeyiz. Adalet isteyenlerin birlikte omuzlaması gerekiyor bunu. Suruç’ta yaşamını yitirenler Roboski, Soma gibi yaşanan bütün katliamlarda hayatını kaybedenlerin yanında yer aldılar. Adalet meşalelerimizi söndürmeyeceğiz. Adalet mücadelemizden kesinlikle vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ŞİMDİ NE OLDU DA DAVUTOĞLU DEMOKRAT KESİLDİ?”

    Aydın, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun katliamlardan sonra yaptığı “Bu katliamlardan sonra bizim oylarımız arttı” sözlerini hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Bu süreçte baskı ve engellemelerle karşılaştık. Mahkememizi götürüp bir cezaevinin kampüsüne koydular. Çocuklarımızın ideallerini sürdürmemiz gerekiyor. Arananlar listesinde olan İlhami Bali’nin Konya’da devlet hastanesinde muayene edildiğini görüyoruz. Demek ki bunlar aramıyorlar. Katliamların bizzat savunucuları demek ki. Davutoğlu zaman zaman çıkıp “Ben konuşsam yer yerinden oynar” diyor. Demokrat kesilmiş şimdi kendisi. Katliam yaşandığında başbakandı. Mahkemede Davutoğlu’nun dinlenmesi yönünde talebimiz oldu. Çünkü Davutoğlu’nun “Bu katliamlardan sonra bizim oylarımız arttı” söylemleri vardı. Yüzlerce insan yaşamını yitirdi ama Davutoğlu, katliamlar silsilesinde oylarının çokluğundan dem vuruyor. Şimdi ne oldu da demokrat kesildi?”

    “KATLİAMIN ARDINDAN AİLELERDE BÜYÜK TRAVMALAR OLUŞTU”

    Katliamın ardından ailelerde büyük travmaların yaşandığını da belirten Feti Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Katliamların üzerine gideceğiz. Yakup Şahin isimli bir kişi üzerinden kapatmaya çalışıyorlar. Bunu tek kişi yapmadı. Organize bir katliamdı. Çünkü daha önce karakollara canlı bombaların fotoğrafları gelmiş. Ama katil karakolun önünden gelip, kendisini patlattı. O dönemde Adıyaman’da aileler “Gelin bunun önlemini alın. Kendisinde değişiklikler var” diyerek polise çocuklarını ihbar etmiş. Biz bütün bunları sorduğumuzda ise hakkımızda hakaret davası açıyorlar. Çocuklarımızın katledilmesine gözümüzü mü yumalım? Bugün olsa yine gideriz. Bir halkın fermanı verilmişse, diğerlerinin gidip onlara yardımcı olması gerekir.

    “ANNE KANSER OLDU”

    Katliamın ardından ailelerde büyük travmalar oluştu. Çağdaş öldükten sonra annesi kanser oldu. Şu anda kanserle mücadele ediyor. Polen Ünlü’nün annesi yaşamını yitirdi. Katliamların sona ermesi için barış sürecinin devam etmesi gerekiyor. O dönem cumhurbaşkanı “400 milletvekili verin huzurla çözülsün” dedi. Katliamın ardındakiler ortaya çıkıyor aslında.”

    Katliamda hayatını kaybedenler 20 Temmuz Çarşamba günü mezarları başında anılacak. Sabah saatlerinde Çağdaş Aydın‘ın Dersim Ovacık’taki mezarı ziyaret edilecek. Akşam da Seyit Rıza meydanında anma yapılacak.

    Barış KOP/ İSTANBUL

  • ‘Suruç Katliamında sorumlu olan herkesin açığa çıkartılması gerekiyor’-VİDEO

    ‘Suruç Katliamında sorumlu olan herkesin açığa çıkartılması gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA-Görevden alınan ve yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, 33 kişinin yaşamını yitirdiği Suruç Katliamı davasının kapatılmasına tepki gösterdi. Hukuksuzluğa karşı mücadelelerinin devam edeceğini vurgulayan Çelebi, “Katliamın aklanması kabul edilecek bir durum değildir. Alınan kararın bozularak, Suruç Katliamı’ndaki bütün sorumluların açığa çıkartılması gerekiyor ” dedi.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 tarihinde Kobanê’deki çocuklara oyuncak götürmek amacıyla Amara Kültür Merkezi’nde Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde bir araya gelen gençlere yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği canlı bomba saldırısında 33 genç katledildi.

    Suruç Katliamına ilişkin yürütülen davada tek tutuklu sanık Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilerek dava dosyası kapatıldı.

    Görevden alınan ve yerine kayyım atanan Peri Belediyesi Eş Başkanı Orhan Çelebi, 33 kişinin yaşamını yitirdiği Suruç Katliamı’na dair açılan davanın tek kişi üzerinden karara bağlanarak kapatılmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALINAN KARARIN HIZLICA BOZULMASI GEREKİYOR”

    6 yıldır devam eden Suruç Katliamı davasındaki her mahkemenin ailelere ve mağdurlara zulmün yaşatıldığı bir süreç olduğunu belirten Çelebi, “Son iki haftada iki ayrı mahkeme katliamı aklayan açıklama yaparak talihsiz karar aldı” dedi.

    Çelebi şunları söyledi:

    “6 Mart 2018 tarihinde ailelerin ve Suruç Katliamında yaralananlar ‘Yaşam hakkı ihlal edilmiştir’ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmışlardı. Başvuru Anayasa Mahkemesi tarafından yaşam hakkı ihlal edilmemiştir, denilerek katliam onaylanmış oldu. Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi, Suruç Katliamı davasındaki tek tutuklu sanık Yakup Şahin’e 34 kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi. Yakup Şahin hem Ankara Gar Katliamı’nın hem de Suruç Katliamı’nın emrini veren kişi olarak biliniyor. O yüzden her iki katliamı sadece bir kişinin yapmadığını biliyoruz. Önemli olan sadece Yakup Şahin’i değil onunla beraber katliamları organize eden diğer kişilerin kimler olduğu ortaya çıkarılmalı. Bu hukuksuzluğa karşı mücadelemiz devam edecek ve katliamın aklanması kabul edilemez. Alınan kararın bozularak katliama dair geniş çaplı araştırma yapılarak Suruç Katliamındaki bütün sorumluların açığa çıkartılması gerekiyor. Ankara Gar Katliamını da Suruç Katliamı gibi kapatmaya çalışacaklar ama biz  bu tür katliamların üstünün örtülemeyeceğini vereceğimiz mücadele ile göstereceğiz.”

    Cihan BERK/DERSİM

  • Suruç Aileleri Okmeydanı’ndan seslendi: Berkin Elvan İçin Adalet, Herkes İçin Adalet!-VİDEO

    Suruç Aileleri Okmeydanı’ndan seslendi: Berkin Elvan İçin Adalet, Herkes İçin Adalet!-VİDEO

    PİRHA- Suruç Katliamı’nın 6. yılında adalet mücadelesi devam ediyor. ‘Suruç İçin Adalet, Herkes İçin Adalet’ talebi kapsamında Suruç aileleri tarafından Okmeydanı’nda, Berkin Elvan’ın vurulduğu yerde basın açıklaması yapıldı. ‘Berkin Elvan İçin Adalet, Herkes İçin Adalet’ yazılı pankartının açıldığı açıklamada, adaletsizliğe karşı mücadele edileceği vurgulandı. 9 ve 10 Temmuz’da İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, ve Diyarbakır’da da basın açıklamaları yapılacak.  

    33 sosyalist, barbar IŞİD çetelerinin yakıp yıktığı Kobani’yi yeniden inşa etmek, çocuklara umut olmak yola çıkmışlardı.

    Kobani’ye hareket etmeden önce 20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde bir basın açıklaması yaparken IŞİD’in canlı bomba saldırısında hayatlarını kaybettiler.

    Katliamın 6. yılı yaklaşırken, Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebi yükseltiliyor. Bu kapsamda, 8, 9 ve 10 Temmuz’da İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, ve Diyarbakır’da basın açıklamaları yapılıyor.

    İlk açıklama İstanbul’da bu akşam saat 17.00’de Okmeydanı’nda Berkin Elvan’ın vurulduğu yerde yapıldı.

    Gençlik örgütleri ve Suruç Aileleri İnisiyatifi öncülüğünde, Okmeydanı’nda Berkin Elvan’ın vurulduğu yere ‘Berkin Elvan İçin Adalet, Herkes İçin Adalet’ yazılı pankartla kısa bir yürüyüş yapan kitle burada basın açıklaması yaptı.

    Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan’ın da katıldığı açıklamada, suçlular yargılanana kadar adalet mücadelesinin devam edeceği belirtildi.

    “Suruç için adalet, Berkin için adalet, Medeni için adalet” demeye devam edeceğiz denilen açıklamada adaletsizliğe karşı mücadele edileceği vurgulandı.

    Yarın Ankara’ya yürüyüş başlatacaklarını belirten aileler, Suruç Katliamı’nın faillerinin bulunmasını ve yargılanmasını istediler.

    GÜLSÜM ELVAN: EMRİ BEN VERDİM DİYEN YARGILANANA KADAR MÜCADELEM SÜRECEK

    Gülsüm Elvan da yaptığı konuşmada, “Tam 7 yıl oldu. Tek bir katil yargılandı. 16 kiloya 16 yıl verdiler. 16 yıl ödül olarak verildi. ‘Emri ben verdim’ diyen yargılanana kadar adalet mücadelem sürecek” dedi.

    FERHAT ENCÜ: SÖZ KONUSU MUHALİFLER OLUNCA KATİLLER AKLANMAKTADIR”

    Roboski Katliamı’nda yakınlarını kaybeden HDP Milletvekili Ferhat Encü de, tam bu noktada ekmek almaya giden Berkin elvan katledildi. Elvan ailesinin adalet mücadelesi sürüyor. Siyasi sorumlular hakkında soruşturma yürütülmedi. Tıpkı Uğur Kaymaz davasında, Medeni yıldırım davasında olduğu gibi. Tıpkı Roboski Katliamı’nda olduğu gibi cezasızlık politikası sürdü. Bizler asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Suruç Katliamı’nın asıl sorumluları yargılanana kadar adalet mücadelemiz devam edecek. Söz konusu muhalifler, Kürtler olunca katiller aklanmaktadır” diye konuştu.

    9 Temmuz’da ise İstanbul Kadıköy Belediyesi önünde saat 12.30’da açıklama yapılacak ve Ankara’ya temsili yürüyüş yapılacak. Yine 9 Temmuz’da İzmir Alsancak’ta Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde saat 18.30’da ‘Deniz Poyraz için adalet, herkes için adalet’ temalı bir basın açıklaması yapılacak.
    9 Temmuz’da Diyarbakır’da saat 12.00’de, Adana’da ise 17.30’da basın açıklaması yapılacak.

    Ankara’da ise saat 10.04’te Ulus’taki Gar önünde 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına katılım sağlanacak.

    Berfin YILDIZ/ İSTANBUL

  • 5 ilde ‘Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet’ açıklaması ve yürüyüşleri yapılacak

    5 ilde ‘Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet’ açıklaması ve yürüyüşleri yapılacak

    PİRHA- Suruç Katliamı’nın 6. yılında adalet mücadelesi devam ediyor. Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebi yükseltiliyor. Bu kapsamda, 8, 9 ve 10 Temmuz’da İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, ve Diyarbakır’da basın açıklamaları yapılacak.  

    33 düş yolcusunun IŞİD barbarları tarafından katledilişinin 6. yılı yaklaşıyor. 33 sosyalist, barbar IŞİD çetelerinin yakıp yıktığı Kobani’yi yeniden inşa etmek, çocuklara umut olmak yola çıkmışlardı.

    Kobani’ye hareket etmeden önce Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi’nde bir basın açıklaması yaparken IŞİD’in canlı bomba saldırısında hayatlarını kaybettiler.

    Katliamın 6. yılı yaklaşırken, Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebi yükseltiliyor. Bu kapsamda, 8, 9 ve 10 Temmuz’da İstanbul, Ankara, Adana, İzmir, ve Diyarbakır’da basın açıklamaları yapılacak.  

    İlk açıklama İstanbul’da bu akşam saat 17.00’de Okmeydanı’nda Berkin Elvan’ın vurulduğu yerde yapılacak.
    9 Temmuz’da ise İstanbul Kadıköy Belediyesi önünde saat 12.30’da açıklama yapılacak ve Ankara’ya temsili yürüyüş yapılacak. Yine 9 Temmuz’da İzmir Alsancak’ta Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde saat 18.30’da ‘Deniz Poyraz için adalet, herkes için adalet’ temalı bir basın açıklaması yapılacak.
    9 Temmuz’da Diyarbakır’da saat 12.00’de, Adana’da ise 17.30’da basın açıklaması yapılacak.

    Ankara’da ise saat 10.04’te Ulus’taki Gar önünde 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına katılım sağlanacak.

    AİLELERDEN ÇAĞRI

    Suruç Aileleri tarafından yapılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “#Suruç6Yıl‘ına girerken #SuruçİçinAdalet talebimizi sokak sokak yükseltiyoruz. 8, 9 ve 10 Temmuz’da yapacağımız basın açıklamalarına ve yürüyüşümüze tüm adalet arayışçılarını çağırıyoruz. Gelin, Suruç İçin Adalet Herkes İçin Adalet talebimizi daha güçlü haykıralım!”

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • 33 düş yolcusuna Suruç’ta anma: Unutmadık, affetmedik

    33 düş yolcusuna Suruç’ta anma: Unutmadık, affetmedik

    Suruç Katliamı’nın 5. yıldönümünde saldırıda yaşamını yitiren 33 düş yolcusu anılıyor. Polis, Anma sırasında Suruç şehitlerinin fotoğraflarına el koymak istedi. Suruç yaralıları ve aileler, “patlamayı engellemediniz, fotoğraflarımızı engelliyorsunuz” diye tepki gösterdi.

    Suruç’taki Amara Kültür Merkezi’nde IŞİD’ın bombalı saldırısıyla yaşamını yitiren 33 düş yolcusu, katliamın yaşandığı noktada anıldı. Suruç şehitlerinin fotoğraflarının taşınmasını gerekçe gösteren polis, saldırı girişiminde bulundu.

    AMARA BAHÇESİ’NDE ANMA

    Katliamın 5. yıldönümü için Suruç Amara Kültür Merkezi’nde anma yapıldı. Anmaya, Suruç aileleri, Suruç yaralıları, HDP Milletvekilleri Feleknas Uca, Hasan Özgüneş ve Ömer Öcalan, ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü ile ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Beycan Taşkıran, SGDF Eş Başkanı Alev Özkiraz, Ankara Gar katliamında kızı Başak Sidar Çevik’i yitiren ve kayyımla görevden alınan Suruç Belediye Eşbaşkanı Hatice Çevik, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez katıldı.

    Anma, Suruç’ta yaşamını yitirenlerin anısına yapılan saygı duruşuyla başladı, “Şehit namırın” sloganı atıldı.

    “VAZGEÇMEDİK, UNUTMADIK, AFFETMEDİK”

    Saldırıdan yaralı olarak kurtulan Dr. Çağla Seven, “Kanlarımızın, acılarımızın birbirine karıştığı yerdeyiz. Onların anısına saygıyla, dayanışmamızla mücadelemizi her zaman yürüttük. Suruç’u unutturmaya  anısına saygımızı yitirmedik. Mücadelemizi her zaman yürüttük. 5 yıldır unutturmaya çalışanlar, adalet mücadelesini yok saymaya çalışanlara karşı hep birlikte mücadele veriyoruz” dedi.

    Anma için Amara’ya gelirken aramalardan geçtiklerini söyleyen Seven, saldırıyı engellemeyenlerin adalet mücadelesini engellemeye çalıştığına vurgu yaparak, şunları kaydetti:

    “5 yıl önce katliamı yapanlar elini kolunu sallayarak aramıza karıştı. Emniyet müdürlüğünün önünden geçmesine rağmen durdurulmadı. Ama bizi o gün de arandık bugün de arandık. İlk yıl anma yapmamız engellendi. Bu bahçeye girmemize izin verilmedi. Bu bahçeye anıt dikmemize bile izin verilmedi. Suruç, büyük bir insanlık suçudur. O gün bu saldırı engellenseydi, sonraki katliamlar olmayacaktı. Bizler 5 yıldır adalet mücadelesi yürütüyoruz. Suruç’u unutmuyoruz, unutmayacağız. Nefesimiz yettiğince adalet mücadelesine devam edeceğiz. Vazgeçmedik, unutmadık, affetmedik yine buradayız.”

    POLİS FOTOĞRAFLARA SALDIRDI

    Anmada konuşmalar yapıldığı sırada, polis Suruç şehitlerinin fotoğraflarının taşınmasını engellemek istedi. Fotoğrafları taşıyanlar fotoğrafların ellerinden alınmasına izin vermezken, saldırı girişimi protesto edildi. “Suruç’un hesabı sorulacak” sloganları atıldı.

    Aileler ve Suruç yaralıları tepki gösterirken, “patlamayı engellemediniz, fotoğraflarımızı engelliyorsunuz” diye tepki gösterdi. Feleknas Uca elinde parçalanmış fotoğraflarla bir konuşma yaparak, saldırıyı protesto etti.

    Ardından karanfiller ve fotoğraflar Amara Kültür Merkezi bahçesindeki ağacın altına bırakıldı.

    “SİZE ASLA TESLİM OLMADIK”

    Kısa bir konuşma yapan ESP Eş Genel Başkanı Şahin Tümüklü, “Başta 33’ler olmak üzere, Ankara’da, Roboski’de ve diğer katliamlarda yaşamını yitirenleri anmaya devam edeceğiz. Onların düşlerini tamamlayacağız. Onların özgür dünya düşünü sağlayacağız” dedi.

    Polislere seslenen Tümüklü, “Size asla teslim olmadık, asla diz çökmedik, asla boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    (ETHA)

  • Suruç’ta 33 gencin katledilmesi lanetleniyor; Alevi kurum yöneticileri de katıldı

    Suruç’ta 33 gencin katledilmesi lanetleniyor; Alevi kurum yöneticileri de katıldı

    PİRHA- IŞİD’in Suruç’ta gerçekleştirdiği bombalı saldırıda 33 kişinin katledilmesi üzerinden 5 yıl geçti. Katledilen gençler Suruç’ta anılıyor.

    IŞİD’in 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta gerçekleştirdiği bombalı saldırıda 33 kişinin katledilmesi üzerinden 5 yıl geçti.

    IŞİD çetelerinden kurtarılan Kobani’ye oyuncak götürmek amacıyla 20 Temmuz 2015’te Türkiye’nin dört bir yanından Sosyalist Gençlik Federasyonu Derneğinin (SGDF) çağrısıyla bir araya gelen gençler, Suruç’ta bombalı saldırıyla katledildi. Amara Kültür Evinin bahçesinde açıklama yapmak için toplanan onlarca kişi arasına girerek üzerindeki bombayı patlatan IŞİD üyesi, 33 kişinin yaşamını yitirmesine, yüzden fazla kişinin de yaralanmasına neden oldu.

    Üzerinden 21 ay geçmesinin ardından Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde katliamın ilk duruşması sanıksız başladı. O günden bu yana 14 duruşmanın yapıldığı davanın tek sanığı olarak gösterilen Yakup Şahin ise şimdiye kadar mahkemeye getirilmedi. Katliamın üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen davada hiç bir ilerleme sağlanmadı.

    Bugün, Suruç’ta Amara Kültür Merkezi önünde, Pir sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Müslüm Metin, HDP milletvekilleri Feleknas Uca, Ömer Öcalan, Abdullah Koç, Hasan Özgüneş ve Mahmut Toğrul’un da katılımıyla anma gerçekleştiriliyor.

    Suruç İlçe Mezarlığı’nda da saat 13.00’te anma yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gençlik örgütleri Ankara’da Suruç anmasına çağrı yaptı

    Gençlik örgütleri Ankara’da Suruç anmasına çağrı yaptı

    Gençlik örgütleri Ankara’da yapılacak Suruç anmasına çağrı için Dikmen’de bildiri dağıttı.

    Gençlik örgütleri, Dikmen semtinde mahalle, mahalle dolaşarak 20 Temmuz saat 18.00’de Güvenpark’ta gerçekleşecek Suruç anmasına çağrı yaptı.

    Ahmet Arif Parkı’nda toplanan geçlik örgütleri, sokaklarda “Katillerden hesabı gençlik soracak” ve “Suruç için adalet, herkes için adalet” sloganlarıyla konuşmalar yaptı.

    Halka dağıtılan bildirilerde, sosyalist gençlerin Kobani’ye neden gitmek istedikleri anlatılırken, katliamın yıldönümünde yapılacak anmaya çağrı yapıldı.

    “Rojava halkının yaralarını sarmak için hareket eden yoldaşlarımızı tarihin gördüğü en kanlı gençlik katliamlarından birinde kaybettik” denilen bildiride, 33 düş yolcusu için adalet mücadelesinin süreceği belirtildi.

    Bildiride, “Suruç için adalet, herkes için adalet” sözünün ülkede yaşanan tüm adaletsizlikler için yükseltilmesi gerektiğine dikkat çekilerek, “Daha fazla katliama, yalana, talana sabrımız kalmadı! Bizler adalet istiyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • Düşleri yarım bırakan Suruç katliamının ardından kalan acı ve adaletsizlik-VİDEO

    Düşleri yarım bırakan Suruç katliamının ardından kalan acı ve adaletsizlik-VİDEO

    PİRHA- Barışa, umuda, sevgiye ve ortak bir yaşamı hakim kılmaya giden gencecik 33 can bundan tam 4 yıl önce Suruç’ta katledildi.

    Bundan 4 yıl önce 20 Temmuz 2015 tarihinde SGDF üyesi sosyalist gençler ellerinde kitaplar ve oyuncaklarla Kobane’deki çocuklara umut olma, bir anlamda Kobane’yi temsili olarak yeniden inşa etme düşüyle yola çıkmıştı. Kobane’ye geçmek için Türkiye’nin dört bir tarafından gelen 300 genç Urfa’nın Suruç ilçesinde toplanmışlardı. Geçiş için kaymakamlıktan izin alınmasını beklerken birbirleriyle umutlarını, heyecanlarını paylaşıyorlardı. Ama o umutlar ve heyecanlar yaşanan patlamayla yerini acı, öfke ve nefrete bıraktı. Tarihe Suruç katliamı olarak geçen olay, henüz hayatlarının baharında olan 33 düş yolcusunu hayattan kopardı. IŞİD tarafından canlı bomba kullanılarak düzenlenen katliam düşleri yarım bıraktı…

    68 kuşağının önderlerinden Mahir Çayan ve beraberinde 9 kişinin katledildiği Kızıldere katliamından sonra gençliğe yönelik ilk kitlesel katliamdır Suruç katliamı.

    Gazeteci Havva Cuştan, Suruç katliamının tanıklarından biri. Suruç’a giderkenki heyecanı ve umudu katliamın ardından öfke ve nefrete dönüşmüş. Sadece Suruç katliamının acısını hissetmiyor Cuştan. Sur ve Cizre’deki vahşet bodrumları, Ankara katliamı, Reina katliamı, Çorlu tren kazası gibi toplumu derinden etkileyen olaylar ve katliamlarda da aynı acıyı hissediyor. Ona göre yaşanan acı da içinde yaşanılan karanlık da adaletsizlik de ortak. İşte bu ortak adaletsizliğe karşı ortak bir mücadele örülmesi gerektiğini düşünüyor Cuştan.

    Suruç katliamının 4. yılında Cuştan ile Kobane’ye gitmenin gençler için anlamını, katliam günü yaşananları, Suruç katliamının Cuştan’ın hayatındaki etkilerini konuştuk.

    “KOBANE’Yİ SAVUNMAK ORADA SADECE SAVAŞIP HAYATINI KAYBETMEK DEĞİLDİ”

    Bundan 4 yıl önce 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç’ta bir katliam oldu. Öncesinden başlarsak, Suruç’a gidişinizi, gitmeye karar verişinizi biraz anlatabilir misin?

    Aslında Suruç’a gitmek özgürlük ve adalet arayan sosyalist gençler için bir zorunluluktu. Şuradan doğan bir zorunluluktu; Kobane direnişi dünyada adı geçen bir direniş olmuştu. Dünyanın birçok yerinde vahşetiyle insanları katleden, kana bulayan, tecavüzcü, katil IŞİD çetelerine karşı bir direniş vardı. Suphi Nejat’tan Sinan Sağır’a kadar birçok insan Kobane’de hayatını kaybetmişti. Bunların hepsi batılı gençlerdi. Sadece gidip orada savaşmak hayatını kaybetmek değildi Kobane’yi savunmak, sınır nöbetleri tutmaktı, burada alanları tutmaktı, Kobane’den gelen insanların yaralarını sarmaya çalışmak, onlar için kıyafet toplamaktan çocuklar için oyuncak toplamaya kadar birçok şeydi Kobane’yi savunmak. Kobane sadece Kobane de değil dünyanın birçok yerinde savunuldu. Biz de ‘Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz’ şiarıyla Kobane zaferinden sonra Kobane’ye gidişe karar verdik SGDF’nin genel kurulunda ve bu çalışmamızı örmeye başladık.

    “KOBANE’YE GİTMEK ‘BARIŞ KÖPRÜSÜ’ KURMAKTI”

    5 günlük bir gidiş planı yaptık. O dönem gidip kaymakamlığa kimliğinizi bıraktığınız anda 3-5 kişilik gruplarla karşıya geçebiliyordunuz. Biz de böyle bir niyetle bir haftalık izinle Kobane’ye gitmek oraya dokunmak istedik. Oraya dokunmak temsili bir şeydi aslında. 5 gün bir hafta ya da 10 günlük bir süreyle yıkılmış, yerle bir edilmiş bir kenti inşa edemezdiniz ama politik bir anlamı vardı bunun. Yıllardır doğu-batı, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi karşıtları düşmanlaştıran bir sisteme karşı bir barış köprüsü kurmaktı Kobane’ye temsili olarak gitmek. Aslında batıdaki gençler Gezi’den başlayan barış isteğini göstermiş oldular.

    “KİMSENİN AKLINDA ‘ACABA’ DİYE BİR TEREDDÜT YOKTU”

    300 kişiyle gittik oraya. Çok söylenen bir şey var ‘ellerimizde oyuncaklarla, kitaplarla’ diye gerçekten de öyleydi. Oyuncaklarımızdan tut dans hocamıza, psikoloğumuza ya da inşaat işçisinden öğretmenine kadar birçok çeşitli renk vardı ve bu insanların çoğu batılı denen insanlardı, üniversite öğrencileriydi çoğu ve gerçekten bir barış köprüsü kurmak için gitmişlerdi. Giderken herkes çok heyecanlıydı, herkes oraya dokunmak, görmek için hem çok heyecanlıydı hem çok cesurdu hem de çok netti ve onu hissetmek istiyordu. Kimsenin aklında ‘acaba’ diye bir tereddüt yoktu, bunu çok net görebiliyordunuz. Herkes birlikte kahvaltı yapıyor, gülüyor, eğleniyor, tanışıyor. Aslında o patlamanın nedeni korkuydu. Bugün çok net görüyoruz ‘MİT tırları IŞİD’e silah sevkiyatı yaptı’ haberini yapan gazeteciler vatan haini ilan ediliyorlar, ülkelerine giremiyorlar. IŞİD’i bu kadar besleyen kanlı bir örgüt haline getiren iktidar bunu birçok katliamın yargılamalarında da görüyoruz aslında. IŞİD karanlığı karşısında Alper’in anarşistliğinde Koray’ın Trabzonsporlu olmasına kadar birçok renkliliğimizden, yan yana gelişimizden korkmuştu. Bu renkliliğe bir saldırıydı o günkü patlama.

    O günkü planlamanız neydi? İnsanların heyecanından bahsettin sen de heyecanlı mıydın, neler hissediyordun?

    Sabah erkenden gittiğimizde başka şehirlerden bizden önce gelen insanlar vardı. Onlarla tanıştık sohbet ettik. Çok heyecanlıydım. Daha önce Suruç’a gitmiştim ben ama bu Kobane direnişi sırasında sınır nöbetleri zamanındaydı. Ama ilk kez anlayarak gidiyordum aslında. Zafer kazanmış olarak gidiyorduk. Kimliklerimiz toplanmıştı kaymakamlıktan izin almayı bekliyorduk. Bu bekleyiş sırasında basın açıklaması gerçekleştirecektik. Kafamızda ‘sınırda ne olur, geçemezsek ne olur, geçersek ne olur, insanlar bizi karşıda nasıl karşılar, buraya döndüğümüzde ne yaparız?’ gibi birçok düşünce vardı. Aslında gündem karşıya geçmekti. Birbirlerini tanımayan insanlar birbirlerine ne hissettiklerini, neler olduğunu soruyordu. Bendeki de öyleydi. Hem merak duygusu hem de hiçbir sorun çıkmaması isteğiydi.

    “7 KİŞİ POLİSİN ATTIĞI GAZDAN DOLAYI NEFESSİZ KALARAK HAYATINI KAYBETTİ”

    Patlama esnasında ben karşıdaydım fotoğraf çekiyordum ve bir şey yazıyordum. Sadece bir ses duyduğumu hatırlıyorum, yere hiç bakmamıştım. Amara’nın camları inmiş, ağaçlar yanıyor. Canlı bomba olabileceği hiç aklıma gelmiyor. Bir arkadaş beni arka bahçeden çıkardı sonra hafif yarası olanlarla birlikte hastaneye gittik. Ben de bir yara yoktu ama ilk hastaneye gidenlerden birisiyim. Yani bacağına, koluna şarapnel parçası gelenler, kendisi katliamın olduğu yerden çıkabilenler falan geliyordu. Bomba deniyor ama ben hala bir çöp konteynere vardı orada ‘oraya konmuştur bomba’ diye düşünüyorum. Canlı bomba olabileceği ve insanların ölebileceği falan hiç gelmiyor aklıma. İlk zaten polisin ses bombası attığını ve ağaçların o yüzden yandığını düşünmüştüm. Sonra yaralıların gelmesi kesildi. O anda polis gaz atıyormuş Amara’nın bahçesine. O yüzden ağır yaralılar gelemiyormuş. Bir süre sonra ağır yaralılar geldiğinde durumun ciddiyeti biraz daha ortaya çıktı. O gün orada gerçekten Suruç halkı Kürt halkı olmasa hepimiz ölmüştük. Kolluk kuvvetleri, polis hepimizi öldürmeye gelmişti. Bir katliam oluyor, katliamın olduğu yere siz plastik mermi ve gazla saldırıyorsunuz, hastane bahçesine saldırmak istiyorsunuz. Ama o gün orada Kürt gençleri, anneleri, Kürt halkı o bahçeye sokmadılar polisi. Polisler basmak istedi hastaneyi oradaki ağır yaralıların düşünün ki keza polis o gün gaz bombası atmasaydı 7 kişi şu an hayatta olabilirdi. 7 kişi polisin attığı gazdan nefessiz kaldığı için hayatını kaybediyor. Çok üzüldüler 33’ü çok az buldular çünkü. Hepimizi katletmekti niyetleri. Sonraki süreçlerde çok daha net gördük bunu zaten. Hepimizin hedef gösterilmesinden tutun tutuklanma, gözaltı furyası, aileleri hedef etme dava sürecinde birçok yerde gördük aslında.

    “POLİSE GARİP GELMELİYDİ”

    Peki öncesinde sana garip gelen, dikkatini çeken herhangi bir şey var mıydı?

    Biz ‘bir polis ya da jandarma müdahalesi olursa herhalde sınırda olur’ diye düşünüyorduk. Amara’da bir şey olabileceği aklımıza gelmiyordu. Diyarbakır’da vardı ama canlı bomba değildi çöp konteynerine yerleştirilmişti. Böyle bir şey olabileceği hiç aklımıza gelmedi. Dönemi şöyle bir değerlendirdiğimizde barış ve müzakere süreci dediğimiz bir süreçti. Polis zaten basın açıklamalarına çok az gelirdi. Suruç’ta o dönemde sadece biz değil bizden bağımsız birçok genç, gazeteci, yazar, Avrupa’dan gelen bir sürü insan vardı. Dolayısıyla etrafta çok polis olmaması bana garip gelmemişti. Ama polise garip gelmeliydi. Canlı bomba Abdurrahman Alagöz, o yaz gününde Suruç gibi havanın 40 derece olduğu sıcak bir yerde montla emniyetin önünden 3 kez geçiyor. Bu polise garip gelmeliydi. Durdurmalıydı ki Suruç gibi MİT’ten, polisten habersiz kuş uçmaz bir yerde öyle birini zaten durdururlardı. Ama hiçbirini yapmadılar. Dava dosyalarından da görüyoruz bunu. Ankara katliamının dava dosyası bunu çok net ortaya koydu. Hepsi biliyordu, yazı gitmiş zamanında. Dikkate almadılar değil dikkate almak istemediler.

    “AYNI ACI, ADALETSİZLİK VE KATLİAM…”

    Suruç Katliamını yaşamış biri olarak Suruç haberleri yapıyorsun, duruşmaları takip ediyorsun. Neler hissediyorsun?

    İlk başta çok net öfke hissediyorsunuz tüm adaletsizliklere karşı. Suruç’un haberini yaparken de öfke hissediyorum Çorlu ailelerinin haberlerini yaparken de öfke hissediyorum. Çünkü aynı acı, adaletsizlik ve katliam. Çorlu ailelerine de saldırıyor bugün devlet adalet istediği için, Suruç ailelerine de saldırıyor. Elbette ki birebir yaşadığınız bir katliam sizi daha fazla etkiliyor ama adaletsizlik öyle bir durumda ki kime dokunsan devletten canı yanmış ve sen onu anlıyorsun. Suruç’tan sonra devlet katliamlar zinciriyle geçtim toplumsal muhalefeti toplumu öyle bir konuma getirdi ki gezmeye gelen Alman turist de katlediliyor aynı karanlıkla Taksim’deki İranlı turist de katlediliyor, aynı karanlık havalimanında da insanları katlediyor. Ben 5 dakika sonradan geçmiş olsaydım Taksim katliamını da görmüş olacaktım. Benim Suruç’a gitmem politik bir tercihti bu tercihe saldırdı devlet ama bu şiddeti öyle bir tırmandırdı ki yolda yürüyen insana da saldırıyor artık. Suruç’a adalet gelseydi hiçbiri olmayacaktı. Keza dava dosyalarından hepsinin bir merkezde planlandığı çok net ortaya çıkıyor.

    “SURUÇ BENİM KİŞİSEL TARİHİMDE BİR MİLAT”

    Senin kişiliğinde nasıl bir etkisi oldu Suruç Katliamı’nın?

    Suruç benim kişisel tarihimde bir milat, bu toplumda da bir milat. Çünkü Suruç’tan sonra bir savaş süreci başladı. Savaş sürecinin butonuna bastılar Suruç Katliamı’yla birlikte. Bunu Suruç’ta ne olduğunu söylediğimde insanların bakışından da görüyorum. İki ayrı hapishanede kalan iki ayrı kadın tutsakla yazışıyordum ve Suruç’ta ne olduğunu söylediğimde ikisinin de diğer mektubunun başlangıcı şöyleydi; ‘Suruç bizim için bir milat’. Birbirlerini tanımayan iki ayrı hapishanede iki ayrı kadın aynı duyguyu hissediyor, aynı şeyi düşünüyor.

    “KATLEDİLMİŞSİNİZ DAHA ÖTESİ YOK”

    Kişiliğimde yarattığıysa sizi katletmişler, ölmek ya da ölmemek orada bir şeyi değiştirmiyor. Bir katliamdan kimse sağ çıkamaz yani böyle bir gerçekliği var bu durumun. Dolayısıyla hiçbir şey gözünüzü korkutmuyor. Adalet mücadelesini verirken de öyle. Gözaltına alınma, tutuklanma, polis saldırısı, hedef gösterilmeniz falan değil orada katledilmişsizin daha ötesi yok yani. Keza gözaltına da alındım daha önce defalarca, tutuklandım da bir kez. Hiçbiri adalet mücadelesinde bizi yıldırabilecek şeyler değildi. Suruç olmasaydı belki yıldırabilecek şeylerdi benim açımdan ama katliamlar zincirinden sonra bu kadar adaletsizliğin olduğu bir yerde yıldırmıyor sizi hiçbir şey.

    “ÇOCUKLARININ SAĞ ÇIKMASINA SEVİNEMEDİLER”

    Ailendeki etkisi ne oldu peki?

    Çok korktular önce, üzüldüler haliyle. Annemin ilk sözünü hiç unutmam. Ezgi’den bahsediyordum anneme bu yüzden biraz tanıyordu Ezgi’yi. ‘Benim kızım sağ çıktı ben şimdi Ezgi’nin annesinin yüzüne nasıl bakarım’ demişti. Kendi çocuklarının sağ çıkmasına bile sevinemediler aslında. İlk başta adalet mücadelesi vermeme karşı durdular ama bir süre sonra devletin kirli yüzünü, o politik tercihi yapsam da yapmasam da bir gün bir yerde katledilebileceğimi fark edip bana destek olmaya başladılar. Çok net onların da büyük bir değişimi oldu. Onlar için de Suruç bambaşka bir yerde. Ben olmasaydım da eminim onları da çok etkileyen bir yerde duracaktı Suruç katliamı, benim olmam daha farklı bir yerde durdu tabi.

    “VAHŞET ZİNCİRİ TOPLUMA ÖFKE EKTİ”

    “Suruç ile bir butona basıldı ve katliamlar zinciri yaşandı” dedin. Suruç’tan sonra Sur, Cizre, Şırnak, Reina, Ankara katliamları yaşandı. Bunlar seni nasıl etkiledi?

    Suruç’tan sonra öfkeyle yaşıyorsunuz. Sur, Cizre bodrumları vahşet, insanların göz göre göre bodrumlarda katledilmesi, Ankara, Sultanahmet, havalimanı hepsi öfkemi daha çok arttıran bir yerde durdu. Bugün Cizre bodrumlarına ses çıkaramadığımız için diğer katliamlar silsilesi oldu ya da Suruç’a ya da Ankara’ya ‘dur’ diyemediğimiz için diğer katliamlar silsilesi oldu. Aslında biraz daha geriye gidersek Roboski’ye ‘dur’ diyemediğimiz için bunlar oldu. 90’lardan çok bahsediyorlar iktidar da bahsediyor 90’larda bile olmayan bu vahşet zinciri kişisel tarihimde de toplum tarihinde de öfke ekti. Ben sormak isterim ‘Cizre’deki çocuklar nasıl sevsin ki bu devleti, iktidarı?’ sevmesin. Keza batıyı da sevmesin. Biz sessiz kaldık sevmesin, niye sevsin ki niye karşı durmasın, niye iktidar yanlısı olsun ki?

    Peki alıştık mı sence tüm bunlara toplum olarak, kanıksadık mı ya da?

    Ben bunun çok ikilemini yaşıyorum. Bazen çok alışmışız gibi geliyor. Ankara’dan sonra aslında büyük bir sessizlik hakimdi. Bu sessizlikten sonra çok alışmışız gibi geldi. Ama diğer taraftan toplumsal muhalefet kanalını bulduğu andan itibaren karşı duruşa geçiyor aslında. Bunu referandumda da gördük, 31 Mart seçimlerinden sonra mazbatanın iptal edilmesinde de gördük ya da kadın kırımının yaşandığı bir süreçte 8 Mart’ta da gördük. Tüm bu süreçte tek başına bir seçim öfkesi değil o yani, birikmiş bir öfke. Referandum değil aslında insanların ‘Hayır’a sahip çıkma sebebi. Baskılı sürece karşı bir birikmişin hali. Bu hala toplumsal muhalefetin buna alışmadığını gösteriyor. 10 Ekim’den sonra doğru düzgün miting yapılmadı çünkü insanlar korkuyordu ama artık mitingler çok yaygın bir biçimde yapılmaya başlandı. Bunu Leyla Güven’in açlık grevi sürecinde de çok net gördük. İnsanlar o korku duvarını aşarak buna ses çıkarmaya başladı. Bu böyledir zaten. Toplumsal şiddeti öyle bir duruma tırmandırdı ki ‘yürürken de katlederim seni’ diyor, ‘uçağa binerken de katlederim, Reina’da da katlederim seni’ diyor. Reina katliamı çok çarpıcıdır bence. Çok sınıfsal bir temeli de var. ‘Aynı sınıftanız ama hayat tarzını da hedef alıyorum, o da benim karanlığımın karşısında bir şey çünkü’ diyor. Tek başına ezilenler, ötekiler, Kürt halkı ya da barış isteyenleri katletmek, toplumsal muhalefeti katletmek değil dolayısıyla insanlarda da kaybedecek hiçbir şey kalmıyor. Katlediliyorsunuz çünkü kaybedecek bir şey bırakmıyor. Dolayısıyla insanlar bir yerden kendi öfkesini kanalize ediyor bence.

    “ADALET ARAYANLAR OLARAK SAFLARIMIZI GENİŞLETEBİLMELİYİZ”

    Peki bunları unutmamak, unutturmamak için neler yapılabilir?

    Bence öncelikle tüm bu katliamların adalet mücadelesine sahip çıkmak gerekiyor. Bu sadece Suruç adalet mücadelesi değil, Ankara adalet mücadelesi, Reyhanlı adalet mücadelesi, Reina adalet mücadelesi yani çok geniş bir toplumsal kesim var saldırıya uğrayan. Gezi var, Roboski var, Soma var sayamayacağımız o kadar çok bu durumda olan insan var ki Şule Çet var. Genç bir kadın göz göre göre bir plazanın 7’inci katından atılarak katlediliyor dava duruşmalarını siz görüyorsunuz. Çok geniş bir adalet mücadelesi ve arayışı var. Bu kadar saflar keskinleşmişken bu kadar güçlünün, egemenin yanındayken yargı ve adalet sistemi biz de adalet arayanlar olarak saflarımızı bu kadar genişletebilmeliyiz. Bu adalet mücadelesi Reina’daki sınıfsal olarak üst düzeyde olup hayatını kaybedenlerden birinin ailesini de kapsamalı, Soma’daki bir işçinin ailesini de kapsamalı. Hepsi birbirine çok bağlantılı şeyler çünkü. Bu adalet mücadelesinden güç alarak başka bir yerde adalet mücadelesi veriyoruz ki aynı biçimde Çorlu ailelerine de saldırıyor bu devlet, Ankara ailelerine de saldırıyor. Aynı biçimde saldırıyor, aynı biçimde yanıt vermek gerekiyor.

    SURUÇ İÇİN ADALET HERKES İÇİN ADALET

    Son olarak eklemek istediğin bir şey ya da çağrın var mı?

    Biz hep Suruç adalet çalışmalarını ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ diye yaptık. Burada şunu özel olarak vurgulamak istiyorum; Suruç aslında toplumsal muhalefete bir saldırıydı ama özelde gençliğe bir saldırıydı. Kızıldere’dir Suruç’tan önce gençlik katliamı, 10 kişi katledilmiştir ama Suruç’ta 33 kişi katledildi. Gençlik, gençlik örgütleri, gençlik mücadelesi aslında bunu iyi okudu. Biz Suruç adalet mücadelesini verirken Suruç’tan sonra da bu 4 yıl içerisinde birleşik bir mücadele ördü gençlik. Birleşerek bir adalet mücadelesi vermek gerektiğini gençlik iyi öğretti aslında topluma önder oldu. Dolayısıyla bizim bunu gençlik mücadelesinden öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Başta 20 Temmuz’da Süreyya Operası’nın önünde yapacağımız anmaya, 3 Ağustos’ta da Abbasağa Parkı’nda yapacağımız anma etkinliğine herkesi çağırıyorum. ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ diyorum.

    Suay ABAK/İsmet SEFER

    İSTANBUL

  • Katledilen 33 genç için anıt

    Katledilen 33 genç için anıt

    Suruç Belediyesi, 33 gencin katledildiği Amara Kültür Merkezi bahçesine dikmeyi planladığı anıt için Urfa Büyükşehir Belediyesi’nden tapu tahsisi bekliyor. Eşbaşkan Hatice Çevik, dikmeyi planladıkları anıtla katledilen gençlerin anısını yaşatacaklarını ifade etti.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde bulunan Amara Kültür Merkezi, 20 Temmuz 2015 tarihinde DAİŞ tarafından gerçekleştirilen bir katliama sahne oldu. Sosyalist Gençler Derneği Federasyonu (SGDF) öncülüğünde Kobanê’deki çocuklara yardım götürmek isteyen gençlere yönelik gerçekleştirilen canlı bomba saldırısında 33 kişi yaşamını yitirmiş, 100’ü aşkın kişi de yaralanmıştı.

    31 Mart seçimlerinde daha önce kayyum atanan Suruç Belediyesi’ni kazanan HDP’li eşbaşkanlar, katledilen gençlerin anısını yaşatmak için katliamın yaşandığı Amara Kültür Merkezi’nin bahçesine bir anıt dikme hazırlığında. Ancak kültür merkezinin mülkiyet sorunu bulunması nedeniyle dikilmesi planlanan anıt için adım atılamıyor.

    Kentin 2012 yılında ‘büyükşehir’ statüsüne kavuşması ile Suruç Belediyesi’nin inşa ettiği merkezin tapusu, Şanlıurfa Su ve Kanalizasyon İşleri Müdürlüğü’ne (ŞUSKİ) devredildi. Bu nedenle anıtın dikilmesi için merkezinin tapusunun yeniden Suruç Belediyesi’ne tahsisi gerekli.

    Suruç Belediyesi Eşbaşkanı Hatice Çevik, inşasını belediyenin yapıp, yüzlerce çocuğun sanat ve kültür eğitimi aldığı merkezin yeniden açılmasını istediklerini ifade etti. Bu amaçla Urfa Büyükşehir Belediye Başkanı ile görüştüklerini söyleyen Eşbaşkan Çevik, merkezin tekrardan eski haline dönüştürüleceğine dair söz aldıklarını belirtti.

    “CANIMIZI ACITIYOR”

    Yine DAİŞ tarafından gerçekleştirilen Ankara Garı katliamında kızı ve görümcesini yitirip, kendisi de yaralı kurtulan Eşbaşkan Çevik, Amara Kültür Merkezi’nin sadece Suruç için değil, Türkiye’nin tümü için önem arz ettiğini vurguladı. Çevik, “Türkiye’nin 81 ilinden sadece Kobanêli çocuklara oyuncak ve insani yardım götürebilmek için dayanışma ruhuyla gelen gençlerdi. Amara Kültür Merkezi bahçesinde vahşice katledildiler. Katledilen gençler adına, oraya bir anıt yapmak en büyük hayalimizdir. Yapmamız gereken en önemli icraatlardandır. Manevi olarak böyle değeri yüksek bir yerin ŞUSKİ’ye devredilmesi ve sıradan bir yermiş gibi davranılması bizim canımızı acıtıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı ile yaptığımız görüşmede kültür merkezine dönüştürüleceğine dair söz aldık” dedi.

    “33 CANIN ANILARINI YAŞATMAK”

    Amara Kültür Merkezi’nin kadınların, gençlerin, çocukların çeşitli faaliyetler gösterebileceği bir yer olması dolayısıyla Suruç halkı için önemli olduğunu ekleyen Çevik, “Başkandan şimdilik merkezin kültür ve sanat etkinlikleri konularında kullanılmasını talep ettik. Eski kimliğine kavuşursa, anıt talebimiz olacak. Aksi durumda kaybettiğimiz 33 canımız için bir park yapmayı düşünüyoruz. Parka katledilenlerin ismini vermeyi düşünüyoruz. Anılarını yaşatmak ve unutulmamalarını sağlamak istiyoruz. Suruç aileleri de yazılı bir şekilde bize talepte bulundular. Bu talebin karşılanması için ne gerekiyorsa elimizden geleni yapacağız” dedi.

    Haber; Mezopotamya Ajansı

  • “Bektaş Piroğlu devrimci duruşu olan bir dedeydi”-VİDEO

    “Bektaş Piroğlu devrimci duruşu olan bir dedeydi”-VİDEO

    PİRHA- Alevilik yol erkanına büyük hizmetleri olan ve 9 ay önce hakka yürüyen Çepni Dedesi Bektaş Piroğlu hakkında açıklamalarda bulunan akrabaları, “Bektaş Piroğlu yola büyük hizmetleri olan bir dedeydi. Bunun yanında devrimci bir duruşu da vardı. Nerede ezilen bir halk varsa onlarla birlikte mücadele ederdi” ifadelerini kullandılar. 

    Manisa’da Çepnidere köyünde 30 Eylül 2018 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hakka yürüyen Musai Kazım Pirlerinden Çepni dedesi Bektaş Piroğlu yaşamının son yıllarını Ege Bölgesi’ndeki Çepni Alevi köylerinde bulunan talipleri ile geçirirken bu bölgede Alevilik yol erkanına büyük hizmetlerde bulundu. Dedelik hizmetlerinin yansıra gençlik yıllarında tanıdığı devrimci ve solculardan etkilenen ve onları kendisine örnek alan Piroğlu’nun dedeliğinin yansıra devrimci bir duruşu da vardı.

    Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu dedenin Antep Köseler köyünde yaşayan akrabaları Piroğlu’nun yaşamını PİRHA’ya anlattı.

    “HAKKA YÜRÜDÜĞÜNÜ HABER ALDIĞIMDA DÜNYAM YIKILDI”

    Bektaş dedenin çocuklara çocuk gibi yaşlılara yaşlı gibi davranan çok sevilen bir insan olduğunu ifade eden Köseler köyüne gelin olarak gelen teyzesinin kızı Zöhre Keskin, “Ben köye geldiğimde o dönem bizim büyük dedelerimiz vardı. Burada Musaiplik cemleri yapar, kurbanlar keserlerdi. Dedelerimiz hakka yürüdükten sonra bu görevi Bektaş Piroğlu yaptı. Dedelik yapan Bektaş Piroğlu o dönem hayvancılıkla da uğraşarak geçimini sağlıyordu. Dede ile aramız çok iyiydi beni çok severdi. Sürekli yanıma gelip hatırımı sorardı. Bazen de eskilerden bahsederek şakalar yapar gülerdik. Onun hakka yürüdüğünü haberini aldığımda dünyam yıkıldı.”

    “DEDELİĞİNİN YANISIRA DEVRİMCİ BİR DURUŞU VARDI”

    Gençlik yıllarını Bektaş Piroğlu ile geçiren ve hayatı onunla tanıyan onun öğrettiği Alevilik öğretisi ile bugün yaşamını sürdüren Piroğlu’nun büyük oğlu Hüseyin Keskin, Bektaş Piroğlu’nun Alevilik yol erkanına büyük hizmetleri olduğunu ifade ederek, dedeliğinin yansıra devrimci bir duruşu da vardı. Nerede ezilen bir halk varsa onlarla birlikte mücadele ederdi. Bunun içinde büyük sıkıntılar da yaşadı, işkenceler gördü ama yaşamından ve yolundan hiç taviz vermedi.

    “TUTUKLANDI İŞKENCELER GÖRDÜ”

    Piroğlu’nun 12 Eylül döneminde birkaç kez tutuklandığını işkenceler gördüğünü ifade eden Keskin şöyle devam etti:

    “1970’li yıllarının başında gerek Alevilik yol erkanından aldığı öğreti ile gerekse de dünya görüşünden dolayı o zaman ezilen fakirleşen bir toplumun olmasından dolayı o dönemin solcuları olan Deniz Gezmiş ve Yusuf İnan’ın verdiği mücadeleyi görerek etkilenirken devrimci harekatın içinde yer aldı. O dönemler bu bölgede çalışmalar yürüten Teslim Töre ile tanıştı. O dönem arananlar listesinde olan Teslim Töre barınabilmek için bu bölgeyi seçmiş babamla ve dayımla tanışmış birlikte mücadele vermişlerdi. O dönemler toprak bir evimiz vardı ve Teslim Töre bu bölgeye geldiğinde bizim evimizde kalıyordu. O dönemler köyümüzü bir gün Helikopter desteği ile askeriye bastı. Babam ile beraber ormana doğru kaçtık. Kaçtığımız sıradada asker bize ateş ediyordu. Ormanın içine girdikten sonra palamut ağaçlarından kopardığımız dalları kaya dibine mevzi yaparak saklandık ve canımızı kurtardık.”

    “SON YILLARINI EGE BÖLGESİNDE TALİPLERİ İLE GEÇİRDİ”

    “Babam o dönem birkaç kez cezaevine girdi. Elektriğe verilerek çeşitli işkencelerden geçirildi” diyen Keskin, “Babam tutuklu iken bir gün dedem yemek ve elbise götürdü. Askerler yaşlı dedemi görünce önce acıyorlar. Sonra Bektaş Piroğlu’nun yakını babası olduğunu öğrenen askerler dedemi içeri alarak ona vurmaya başlayıp işkence ederek babamdan dolayı dede mide tutukluyorlar.” ifadelerini kullandı.

    “BABAM TORUNU ALİ’YE EL VERDİ”

    “Babam dedelik yaparken de sürekli Ege Bölgesinde bulunan taliplerinin yanına giderdi. Orada talipleri ile bir araya gelerek cemler yürütürdü” ifadelerini kullanan Hüseyin Keskin sözlerini şöyle sürdürdü:

    ‘Ege Bölgesinde bulunan taliplerine gittiğinde onların sorunlarını çözer ve talipleri de babamı çok severdi. Son otuz yıllını o bölgede geçirdi. Babam hakka yürüdükten sonra bizlere de büyük görevler düştü. Kendisi hakka yürümeden önce bir vasiyeti vardı hakka yürüdükten sonra dedeliği torunu Ali’nin yapması için bize vasiyeti vardı. Ali şuanda liseye gidiyor. Bir yandan da babamın kendisine el bırakmasından sonra Alevilik yol erkanına öğrenerek kendisini bu yolda geliştiriyor.”

    “BİZİM İÇİN BEKTO YOLDAŞTI”

    “Bizim açımızdan Bektaş Piroğlu dedeliğinin yanı sıra ‘Bekto yoldaş’tı. Sadece dedelik değil dönemin koşullarına göre ezilen hangi halklar olursa onlarla birlikte mücadele ederdi” diyen yeğeni Hüseyin Keskin şunları ifade etti:

    “Köy meydanında bulunan babasından kalma iki odalı bir evi vardı. Bir odasında hayvanlarını besliyordu. Diğer odada çanağı ve çömleği ile birlikte siyasi toplantılar yapılırdı. Yaşamı boyunca köy halkı ile dedelikle siyasi olarak iç içe samimi davranan art niyeti olmayan biriydi.”

    “KOBANİ, SURUÇ SINIRINDA CEM YAPTI”

    Bektaş dedenin Türkiye devrimci hareketinde önemli bir yeri olduğuna vurgu yapan Keskin, “O dönemdeki sol örgütlerden bu gün günümüze kadar olan örgütlerin ve oluşumların içinde yer alarak siyasi bir mücadelede verdi. Örneğin Halkların Demokratik Kongresi HDK içinde yer aldı. Kobani’de yaşanan savaş sürecinden buralardan erzak toplayarak o insanlara gönderdi. Yine Suruç, Kobani sınırında Alevi canlarla birlikte sevgi, muhabbet ve birlik cemi yaparak barış mesajları verdi. Aralarında husumet kavga olan aileleri canları barıştırı.” dedi.

    “BASKI ALTINDA CEMLER YAPILIRDI”

    Çocukluk dönemlerinde Bektaş dedenin cemlerini gördüğünü ve katıldığını ifade eden yeğeni Hüseyin Keskin, “O dönem köyün büyük odasında cemler yapılırdı. Biz daha çocuktuk. Cemler yapılırken gözcüler köyün girişinde nöbet tutardı. Köyün dışından bir ışık görüldüğünde cem yapanlara haber verilirdi. Oradaki canlarda cemi bırakıp dağılmak zorunda kalıyorlardı. Büyük bir baskı altında cemler yapılıyordu. Ama bu gün baktığımızda artık o cemler buralarda yapılmıyor.” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL-ANTEP

  • Suruç Katliamı davası: Sanığın mahkeme salonuna getirilmesi talebi reddedildi

    Suruç Katliamı davası: Sanığın mahkeme salonuna getirilmesi talebi reddedildi

    Suruç Katliamı davasının 6’incı duruşması Urfa T Tipi Cezaevi Kampüsünde görüldü. Avukatların sanık Yakup Şahin’in mahkeme salonuna getirilmesi talebi reddedilirken, duruşma eksiklerin toplanması için 22 Kasım’a ertelendi. 
    Urfa’nın Suruç ilçesi Amara Kültür Merkezi’nde 20 Temmuz 2015 tarihinde Kobanêli çocuklara oyuncak götürmek için Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) öncülüğünde bir araya gelen 300 kişi, basın açıklaması yaparken DAİŞ’in canlı bomba saldırısına maruz kalmış ve 33 kişi yaşamını yitirirken, 100’ü aşkın kişi de yaralanmıştı. Katliama ilişkin Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın 6’ıncı duruşması, Urfa T Tipi Cezaevi Kampüsündeki duruşma salonunda görüldü.

    Duruşmaya Suruç’ta yaşamını yitirenlerin aileleri, Suruç’ta yaralananlar, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Urfa Milletvekilleri Ayşe Sürücü, Nusrettin Maçin, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkan Vekili Fadime Çelebi, SGDF MYK üyeleri ve dernek üyeleri, dava avukatları ve HDP il, ilçe örgütü üye ve yöneticileri ile çok sayıda kişi katıldı.

    DURUŞMA SALONU ABLUKA ALTINDA

    Cezaevi kampüsü önünde ve duruşma salonunda jandarma ablukası görülürken, davayı takip etmek için çeşitli kentlerden gelen Suruç aileleri ve Suruç yaralıları cezaevi girişinden araçları durdurulup araçlarından indirildi. Duruşmaya katılanlar Cezaevi kampüsü önünde uzun süre bekletildikten sonra didik, didik arandıktan sonra duruşma salonuna alınırken, duruşmayı takip etmek isteyen gazetecilerin içeriye telefonlarını dâhil almalarına izin verilmedi.

    “DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Duruşma kimlik tespitlerinin ardından başladı. Duruşmaya tek sanık Yakup Şahin bulunduğu Cezaevinden Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Duruşmada ilk olarak söz alan bombalı saldırıda yaşamını yitiren Uğur Özkan’ın babası Mehmet Özkan, “Devlet bize bu acıları yaşatanlardan hesap sormazken, bizim üç avukatımız haksız yere tutuklandı. Ama biz bu davanın peşini bırakmayacağız” dedi. Katliamda yaralanan Erkan Keskin ise “Ankara Katliamı davası bitti fakat verilen karar adalet talebini karşılamadı. Biz mahkemenizden adalet talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Sanık Yakup Şahin’in mahkemeye getirilmesine tepki gösteren Murat Yurtgül’ün annesi Şemsi Yurtgül “Çocuklarımızı katlettiler ama Yakup Şahin’i bizim karşımıza bile getirmiyorsunuz. Ne olursa olsun sonuna kadar davanın takipçisiyim.” ifadelerini kullandı.

    Suruç’ta katledilenlerin yakınlarının ardından avukatların beyanlarına geçildi. Avukatlar olay yeri görüntülerinin mahkeme dosyasına alınmamasına tepki gösterdi. 6 duruşmadır görüntülerin getirilmemesine tepki gösteren Avukat Ruken Gülağacı “Tam 6 duruşmadır olay gününe ilişkin ve zaten polis tarafından toplanmış bulunan görüntüler dosyaya getirilmiyor. En basit bir olayda dahi ilk toplanılan delil olan görüntüler neden ısrarla dosyaya getirilmiyor?” sorusunu yöneltti.

    DURUŞMA 22 KASIM’A ERTELENDİ

    Avukat beyanlarının ardından, kararlarını açıklayan mahkeme heyeti; polis tarafından serbest bırakılan Abdullah Ömer Arslan’ın dinlenmesi ve 6 celsedir getirilmeyen görüntü kayıtlarının istenilmesi taleplerini kabul etti. İlhami Bali’nin eşi Hülya Bali’nin tanık olarak beyanının alınmasına, yine o gün Suruç’ta yurttaşlar tarafından şüpheli bulunarak kolluk kuvvetlerine teslim edilen Abdullah Ömer Arslan’ın tanık olarak dinlenmesine, patlama günü ve sonrasına ait görüntülerin hazırlanması  için Suruç ilçe emniyet müdürlüğüne yazı yazılmasına, yine o güne ait Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan GBT tutanakları ile telsiz konuşmalarının hazırlanması için Suruç İlçe Emniyetine yazı yazılmasına, Yakup Şahin’in duruşma salonuna getirilmesi talebinin reddine ve Suruç Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 2 polis hakkında görevi kötüye kullanmaktan açılan davanın bu davayla birleştirilmesi talepleri ret edilmesine karar vererek duruşmayı 22 Kasım tarihine erteledi.

     

  • Şengal Katliamı 4. yılında: Katliamın sorumluları yargılanmalı-VİDEO

    Şengal Katliamı 4. yılında: Katliamın sorumluları yargılanmalı-VİDEO

    PİRHA – IŞİD’in binlerce Ezidiyi öldürdüğü, binlerce kadını esir aldığı Şengal Katliamı’nın 4’üncü yıldönümünde yapılan ortak açıklamalarda, “Tarihin karanlık sayfalarına geçen 3 Ağustos, ‘Kadın Kırımı ve Soykırıma Karşı Uluslararası Eylem Günü’ olarak kabul edilene kadar mücadeleye devam edeceğiz” denildi. 

    IŞİD’in Ezidilere yönelik 3 Ağustos 2014’te Şengal’de gerçekleştirdiği katliamda binlerce insan öldürüldü, binlerce Ezidi kadın IŞİD’liler tarafından esir alındı. 4’üncü yıl dönümünde Adana’da biraraya gelen kadınlar,  “Sadece Şengal’de değil, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın, Diyarbakır’da HDP mitingine yapılan bombalı saldırının, Antep’teki düğünü kana bulayanların, Suruç’ta Kobani’deki çocuklara oyuncak götürmek isteyen gençlerin katillerinin peşinde olduğumuzu, adil yargılamanın yapılmasını ve katiller ile destekçilerine hak ettikleri cezanın verilmesi için çabamızı sürdüreceğiz” dediler.

    “İNSANLIK  BÜYÜK BEDELLERLE DENEYİMLENMİŞ DURUMDA”

    Birçok ilde Şengal Katliamı’nın 4. yılına ilişkin Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu basın açıklaması gerçekleştirdi. Adana’da HDP il binasında Şengal Katliamının 4. yıldönümü için bir araya gelen kadınlar adına basın açıklamasını HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları okudu. Hatimoğulları, “İnsanlığın, Srebrenitsa’dan, Arjantin’den, Şili’den, Bolivya’dan, Ermenilerden, Süryanilerden, Halepçe’den, Myanmar’dan, Yemen’den, Kobani’den, Afrin’den, Musul’dan, Raqqa’dan ve Filistin’den bu yana yaşadıklarından beri tarihin hangi sayfasına karanlığı, hangi sayfasına aydınlığı yerleştireceğini korkunç acılar ve büyük bedellerle deneyimlemiş durumdadır” dedi.

    “ŞENGAL’İN GERÇEK SAHİPLERİ EZİDİLER”

    Ezidilerin onbinlerce yıllık tarihine yetmiş üç ferman sığdırdığını söyleyen Hatimoğulları, “Ezidiler, 21. yüzyılın en korkunç soykırımına uğramakla kalmadı; binlerce kadın ve çocuk radikal cihadist çete örgütü IŞİD tarafından kaçırıldı. köle pazarlarında satıldı ve halen sayılarının üç bin civarında olduğunu bildiğimiz kadın ve çocukların akıbeti bilinmiyor. Aradan geçen dört yılda başta Ortadoğu olmak üzere savaşın ve silahlı çatışmaların ilk ganimeti görülen kadınlar arasında yine Şengal’in gerçek sahipleri Ezidiler gelmektedir” dedi.

    “EZİDİ KADINLAR SAVAŞ GANİMETİ OLARAK SATILDI”

    Hatimoğulları sözlerini şöyle sürdürdü:

    “3 Ağustos 2014 tarihli soykırımın yanı sıra, Ezidi kadınların IŞİD tarafından ‘savaş ganimeti’ görülerek Arap ülkelerindeki şeyhlere satılması, sistematik cinsel saldırıya maruz bırakılması ya da öldürülerek toplu mezarlara gömülmesi, Ezidi kadın kırımına da yol açmıştır. Benzer şekilde Ermeni, Süryani, Şii Şabak ve Şii Türkmen halklara dönük IŞİD’in saldırıları tüm dünyanın gözleri önünde ve egemen devletlerin korkunç sessizliği içinde gerçekleşmiştir ve halen de devam etmektedir.

    “KADINLAR DİRENİŞİ SEÇTİ”

    Ezidi kadınların, soykırımının ardından susmak, yaşananları kader olarak görmek yerine direnişi, özgürleşmeyi, doğup büyüdükleri toprakları canları pahasına savunmayı seçtiğini söyleyen Hatimoğulları, “Nitekim bu mücadele sayesinde, 2016’da 3 Ağustos tarihinin Kadın Kırımına Karşı Mücadele Günü olarak kabul edilmesi için öncülük yapmışlar, Avrupa’dan Kanada’ya, Avustralya’dan Afrika ülkelerine, Türkiye’den Irak’a kadar dünyanın birçok ülkesinde kadın hareketleri yapılan bu çağrıyı sahiplenmiş, aynı gün aynı dakika tek yürek olarak barbarlığa, vahşete, kıyıma karşı ortak mücadele kararlılığını sergilemişlerdir.

    Zorla Alıkonulan Kadınlar İçin Mücadele Platformu olarak, sadece Şengal’in değil, 10 Ekim Ankara Gar katliamının, Diyarbakır’da HDP mitingine 5 Haziran 2015’de yapılan bombalı saldırının, Antep’teki düğünü kana bulayanların, Suruç’ta Kobaneli çocuklara oyuncak götürmek isteyen gençlerin katillerinin peşinde olduğumuzu; adil yargılama yapılması ve katillerle destekçilerine hak ettikleri cezanın verilmesi için çabamızı sürdüreceğimizi tekrar ediyoruz.”

    “EZİDİLERİN SIĞINDIĞI KAMPLAR KAPATILDI”

    Zorunlu göçe maruz kalan Ezidilerin sığındığı DBP’li belediyelerin kamplarının, atanan kayyımlarca kapatıldığını hatırlatan Hatimoğulları, “Kayyımlar öncesinde kamplarda kendi inançlarını ve kültürlerini özgürce yaşamalarına olanak sağlanan, sağlık, beslenme ve temizlik gibi temel insani ihtiyaçları merkezi hükümetten hiçbir destek almaksızın karşılanan Êzidîler, bir anda ortada bırakılmıştır. Platform olarak AFAD kamplarına yapmak istediğimiz ziyaretler bugüne kadar her seferinde engellenmiştir” dedi.

    “KADIN KIRIMI VE SOYKIRIMA KARŞI ULUSLARARASI EYLEM GÜNÜ”

    Kadınların, tarihin karanlık sayfalarına geçen 3 Ağustos, ‘Kadın Kırımı ve Soykırıma Karşı Uluslararası Eylem Günü’ olarak kabul edilene kadar mücadeleye devam edeceğini söyleyen Hatimoğulları, “Bir kez daha Şengal’de, Rojava’da, Suruç’da, Ankara Garında, Süveyda’da, Stockholm’de yitirdiğimiz kadınları saygıyla, sevgiyle, minnetle anıyoruz” dedi. (HABER MERKEZİ)